Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Şeker Bayramından Alınacak Dersler

5 Ekim 2008 Pazar Etiketler : Şeker bayramı hayat felsefesi bayramdan alınacak dersler kişisel gelişim örf ve adetler bayramları nasıl değerlendirmeliyiz kaybolan değerlerimiz
Şeker bayramını her yıl İstanbul’da geçirmek ailemiz için gelenek oldu. Aile büyüklerimiz vefat edince, tüm aileye bayram yemeğinde bir araya toplamayı eşimle birlikte gönüllüce üstlendik.
 
Bayramlar çocukluğumuzun en güzel günleriydi. Tüm ailenin bir araya geldiği, özlem giderdiği, saatlerce anıların, hatıraların paylaşıldığı, bol bol kahkahaların çınladığı özel günlerdi. Geçirilen keyifli zamanın tadını ancak yaşayanlar bilir.
 
Maalesef, bizi biz yapan birçok değeri zaman içinde kaybediyoruz. Bunun adına globalleşme mi, dejenerasyon mu, yoksa bilgi çağı mı demeliyiz?
 
Bayramlar artık eskisi gibi kutlanmıyor, tatil fırsatı olarak görülüyor:
 
Bu bayramda, 15 ve 16 yaşındaki iki oğlumu bayram namazına götürmeyi arzu ettim. İki amacım vardı; çocuklarımın bu özel deneyimi yaşamaları ve din konusunda olumlu duygular beslemeleri …
 
Yer olarak evimize yakın olması sebebiyle, Bebek Camisi’ne gitmeye karar verdim. Sabahın erken saatlerinde camiye vardık. Tüm cami kapıya kadar dolmuştu. Kapı girişinde ufak bir yere hepimiz sığıştık. 30 dakika önceden müezzin belli konularda bilgi ve öğütler vermeye başladı. İnsanlar birbirlerini tanımamalarına rağmen birbirlerine olumlu elektrik veriyorlardı. Ortam çok huzurluydu, insanların mutlu olduğunu hissedebiliyordum. Herkes birbirine karşı sevecen, saygılı ve hoşgörülü davranıyordu (sokakta bunun tam tersini görmek mümkün).
 
Müezzinin yapmış olduğu konuşmadan çok etkilenmiştim. Çok faydalı bilgileri paylaşıyordu. Camide değişik çevrelerden, farklı eğitim düzeyinden ve yaştan insan bulmak mümkündü. Anlatılanların içeriği, benim vermiş olduğum kişisel gelişim seminerlerine çok paraleldi ve çok faydalı idi. Bu fırsatları ülkemiz iyi değerlendirilebilse, milyonlarca insana ulaşıp, faydalı bilgi ve tecrübelerimizi bu yolla iletebiliriz. Bunu uygulamak gayet kolay! 

Müezzinin hitabından aklımdan kalanları sizlerle paylaşmak isterim. Bu mesajlar, insan ilişkileri, iş ve sosyal hayatımız açısından oldukça önemli.   Ben bu mesaj başlıklarını, kişisel gelişim, duygusal zeka, ve iş hayatı yorumlarımla birlikte  sizlere iletmek istiyorum.

Bayramları bir tatil fırsatı olarak görmeyin:

Bayramlar ailemizle özlem gidermek, akrabalarımızı görmek, büyüklerimizi ziyaret etmek, onlara yalnızlıklarını unutturmak ve çocuklarımızın ne kadar büyüdüğünü görmeleri için çok güzel bir vesiledir. Bunun dışında geçmişimizi öğrenmek, kendimiz ve ailemiz hakkında birçok bilgi edinmek için bulunmaz bir fırsattır. Edindiğimiz bu bilgiler bize hem sosyal, hem de iş hayatında birçok fayda sağlayabilir.

İnsanın kariyerinde ve sosyal yaşamında ileri gitmesi, iş, sosyal ve aile dengesini en iyi şekilde sağlaması ile mümkündür. Bayramlar bunun için iyi bir fırsattır.  
 
Bir film seyretmek için harcayacağınız zamanı ailenizi, akrabalarınızı, yakın dostlarınızı aramak, ziyaret etmek için değerlendirin:
Zaman insanın hayatında en kıymetli sermayedir ve zamanı nasıl kullanacağımıza sadece biz karar veririz. Eğer zamanımızı ve önceliklerimizi doğru planlayamıyorsak, sürekli yoğunum demek suretiyle kendimizi kandırmaya devam ederiz. Hayatımızın ileriki yıllarında, yaşlılığımızda maddi olarak her şeyi elde etmemize rağmen, içimizde bir boşluk olur. Düşüncelerimiz birçok keşkelerle dolup taşar, geriye baktığımızda kendimizi iyi hissetmek ve birçok şeyi kaçırdım psikolojisine girmek istemiyorsanız, zamanının kıymetini şimdiden bilin.
 
İş ve sosyal hayatımızda ileri gitmek istiyorsak, bunu sadece bilgi ile başarmamız zor. Bilgimiz kadar, kimleri tanıdığımız da önemlidir. Ailemiz, akrabalarımız, yakın dostlarımız, bize her zaman destek ve yardımcı olacak, birçok kapı açacak fırsatlar sağlayabilir. Ama öncelikle onlara değer vermeli, sevmeli, gerektiğinde maddi/manevi destek olmalı ve onlarla zaman geçirmeliyiz. Zaman zaman hatırlarını sormalı, bayram ve önemli günlerde ziyaret etmeliyiz Bayram da bunun için çok iyi bir fırsattır.
 
İyi alışkanlıkları kazanmak uzun zaman alır, kaybetmek ise çok kolaydır:
Bir ay boyunca oruç tutmak, insanın kendi iradesini sınaması açısından önemli bir sınavdır. Sabahın erken saatlerinde kalkmak, gün boyu yemek yememek , insanın iç disiplinini, dayanıklılık gücünü denemesi ve artırması için güzel bir fırsattır. Bu tür alışkanlıklar ve iç disiplin her zaman kendimize faydalı alışkanlıklar kazandırmak amacıyla da uygulanabilir.
 
İnsanlar sabah erken kalkmayı sevmezler, spor yapmazlar, bir çok zorluk karşısında sızlanıp pes ederler. Bu konuda kendimizi sınamamız için oruç tutmak iyi bir alışkanlıktır. Bu konuda nasıl sebat ediyorsak, bir çok başlamak istediğimiz, ama zaman bulamadığımız konularda da kendimize aylık hedefler koyarak, hepsini başarabiliriz. İnsanlar her yeni konuda ilk başta zorlanırlar, direnç gösterirler, bir çok kez yaparak, düşünmeden yapmaya başlarlar. Yapılan araştırmalarda, insan bir şeyi 21 kere yaptığında, düşünmeden yapmaya başlarmış. Oruç tuttuğumuz süre ile nasıl da paralel!  
 

Birbirinize yardımcı olun, birlik beraberlik içinde olun:

Müezzin dua bittikten sonra herkese ufak da olsa yardımda bulunmalarını, bu yardımlarla camilerin birçok eksiğinin giderildiğini söyledi. İnsanlar çıkışta büyük bir şevkle kendi bütçelerine göre yardımda bulundular. Ülkemizin ve yeni nesillerin ileri gitmesi için bilgimizi, deneyimimizi sosyal kuruluşlar ve gönüllü dernekler vasıtasıyla paylaşsak, geliri iyi olanlarımız bu örnekte görüldüğü gibi bağışta bulunsa, vergilerimizi ödesek, sonuçta hepimiz fayda sağlamaz mıyız? Bencillik, kıskançlık, şüphe, kin, kötümserlik sevgi, saygı ile kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Ben, bir birey olarak birçok sosyal dernek vasıtasıyla, hem bilgimi, hem tecrübemi paylaşarak,  gerektiğinde ufak da olsa maddi katkıda bulunarak elimden geleni ülkeme ve çevreme vermeye çalışıyorum. Bunları yaparken hem kendimi iyi hissediyor, hem de kendimi daha çok seviyorum. “Başarmak ve gelişmek, öncelikle vermekten geçer.”

Camiden ayrıldıktan sonra çocuklarımı da yanıma alıp caminin yakınındaki küçüklüğümüzde gittiğimiz bebek kahvesine kahvaltı yapmaya gittik. Çocuklarım bana dönerek şöyle dediler: “ Baba, içimizde bir huzur oluştu, iyi ki bizi getirdin. Teşekkür ederiz” . Ülkemizde din konusunda bu kadar olumsuz kamuoyu oluşturulurken, ben bu güzellikleri çocuklarıma kazandırdığım için çok mutluydum.
Biz anne ve babalar, birlik beraberliğimizi ve “bayram” gibi önemli değerlerimizi çocuklarımızdan başlayarak, ülkemize tekrar kazandırabilirsek, tüm güçlüklerin ve olumsuzlukların üstesinden gelmemiz kolaylaşır.  
 
Çocuklarımla ve ailemle huzurlu, keyifli bir bayram geçirdim. Geçen bayramlardan tek farkı, benim sahip olduğum değerlerin ve güzelliklerin farkına daha çok varmamdı.
                      
Sevgiyle kalın,

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

 

Not : Bu yazı 2007 de yazılmıştır.

Dünyadaki en büyük Satıcı

18 Eylül 2008 Perşembe Etiketler : dünyadaki en büyük satıcı satış satışta başarı satış konusunda okunması gereken satışta gelişim

Satış konusunda birçok kitap okudum. Og Mandino’nın "Dünyanın En büyük Satıcı" Satış konusunda okunması gereken bir klasikdir.

Okumayanlar için beğendiğim yerlerden alıntıları sizlerle paylaşmak isterim. Bence alın kitabın tamamını okuyun.

Gerçek zenginlik kesende değil, yüreğindedir.”
 
Mutluluğu,sevmek ve sevmeyi ve hepsinden önemlisi, kendinle barışıklığı ve huzuru amaçla.”
 
“Ben yoksulluğu, yetenek ya da tutku yoksulluğunun göstergesi olarak görüyorum.Ben bu özelliklerden yoksun değilim.”
 
Başkaları önlerine çıkan her engel karşısında korkar, kuşku duyar ve onu düşman olarak görür, oysa bu engeller gerçekte dost ve yardımcılarıdır.Satıcılıkta engeller başarı için gereklidir,çünkü bütün mesleklerde olduğu gibi,zafer ancak birçok mücadeleden ve sayısız yenilgiden sonra gelir.Demek ki, her mücadele,her yenilgi senin becerilerini ve gücünü,cesaretini ve dayanıklılığını artırır.Yani her bir engel,seni daha iyi olmaya zorlayan yoldaşındır…Yoksa vazgeç.Her gerileme, ileriye yönelmek için bir olanaktır;onlara arkanı dönersen, onlardan kaçınırsan, geleceğini fırlatıp atmışsın demektir.”
 
“Bilgi ve deneyimle donanmadıkça , sana da satıcı denilemez.”
 
“Hiçbir zaman deneyip başarısız kalmaktan utanma, çünkü hiçbir zaman başarısızlık tatmamış kişi, hiçbir zaman bir şey denememiş kişidir.”
 
“Kazanma kararlılığın yeteri kadar güçlü olursa,başarısızlık hiçbir zaman yakana yapışamaz.”

 

Beynimi, ilk çağlardan beri her satıcıya nüfuz etmiş olarak kuşkular sarmıştı:  

 

“İnsanlar neden beni dinlemek istemiyor?Dikkatlerini nasıl çekebilirim?Üç kelime etmeden niçin kapılarını yüzüme kapatıyorlar?Niçin sözlerime ilgi göstermeden yürüyüp gidiyorlar? Bu kentteki herkes mi yoksul?Kaftanı beğendiklerini,ama alacak durumda olmadıklarını söylediklerinde ben ne demeliyim?Niçin birçoğu bana daha sonra gelmemi söylüyor?Ben satamazken , başkaları nasıl satıyor?Kapalı bir kapıya yaklaşırken beni saran bu korku nedir,bu korkuyu nasıl yenebilirim?Fiyatım öteki satıcılarınkiyle aynı seviyede değil mi?”

 Zaman sonsuza dek yaşayana her şeyi öğretir, ama ölümsüz olma lüksüne sahip değilim.Payıma düşen zaman içerisinde sabır sanatını icra etmeliyim, çünkü doğa hiçbir zaman aceleci davranmaz.Bütün bu ağaçların kralı olan zeytin ağacının yetişmesi için yüz yıl gereklidir.
 
Tecrübeye aşırı değer biçenler, bilgelikle kafa sallayıp budalaca konuşan ihtiyarlardır.
 
Yalnızca ilkeler kalıcıdır.
 
Başarı bir ruh halinden başka nedir ki?
 
Başarısızlık, ne olursa olsun, insanın hayattaki amaçlarına ulaşamamasıdır.
 
Gerçekte, başarısız olanlar ile başarılı olanlar arasındaki tek fark, alışkanlıklarının farklı olmasıdır.Her türlü başarısının anahtarı alışkanlıktır.Kötü alışkanlıklar, başarısızlığa açılan kilitsiz bir kapıdır.O nedenle, bütün ötekilerden önce itaat edeceğim birinci yasa şudur:Güzel alışkanlıklar ediniceğim ve onların kölesi olacağım.
Çocukken dürtülerimin kölesiydim;şimdi bütün öteki yetişkinler gibi alışkanlıklarımın kölesiyim.
 
Yüreğim benim sevgimi hisseden birisi, benim mallarımı nasıl reddedebilir ki ?
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Ve her şeyden önce kendimi seveceğim.Kendimi sevince,bedenime, ruhuma ve kalbime giren her şeyi şevkle inceleyeceğim.
 
Başarana kadar sebat edeceğim.Arenada dövüşecek boğalar belli bir şekilde sınanırlar.Her biri güreş meydanına getirilir ve üzerlerine mızrak batıran pikadorlara saldırmalarına izin verilir.Boğanın cesareti, kılıçların acısına rağmen kaç kez hamle yapmaya yeltendiğiyle ölçülür.
 
Hedefime ulaşmak için kaç adım gerektiğini ise bilemem.
 
Satiştaki her başarısızlığımın sonraki denemede şansımı artırdığını bilerek ısrar edeceğim.Duyduğum her hayır sözü, beni evete biraz daha yaklaştıracak.
Deneyeceğim,deneyeceğim ve yine deneyeceğim.
Nefes aldığım sürece ısrar edeceğim.Eger yeteri kadar ısrar edersem, kazanacağım.

Düşüncelerinin davranışlarına hükmetmesine izin veren zayıftır;davranışlarının düşüncelerini denetlemesini sağlayan ise güçlü.

Canım sıkılıyorsa,şarkı söyleyeceğim.
Üzüntülüysem, güleceğim.
Hastaysam, iki kat emek harcayacağım.
Korkuyorsam, ileri atılacağım.
Aşağılık duygusuna kapılmışsam, yeni giysiler giyeceğim.
Karasızsam , sesimi yükselteceğim.
Kendimi yoksul hissediyorsam, beni bekleyen zenginliği düşüneceğim.
Kendimi yetersiz buluyorsam, geçmiş başarımı anımsayacağım.
Kendimi önemsiz görüyorsam,hedeflerimi düşüneceğim.
Bugün duygularımın efendisi olcağım.
 
İnsan dışında hiçbir canlı gülemez.
Herşeyden önce, kendime güleceğim.Çünkü kendisini çok ciddiye alan bir insan kadar gülünç bir şey yoktur.
 
Mutlu olmak için hiçbir zaman gayret göstermeyeceğim,bunun yerine kederli olamayacak kadar meşgul olacağım.Bugünün mutluluğunun tadını bugün çıkaracağım.
Şimdi harekete geçeceğim.

Aslan acıktığı zaman yemek yer.Kartal susadığı zaman su içer.Harekete geçmezlerse, ikisi de yok olup gider.

Sevgilerimle

www.tanerozdes.com

 

 

SABIR TEKNESİ

29 Ağustos 2008 Cuma Etiketler : sabır başarı kişisel gelişim duygusal zeka satış kişisel gelişim
“Ne kadar hızlı gidersen o kadar kısalırsın” demiş Einstein…
“Dahilik sonsuz sabırdır” diye belirtmiş Michelangelo…
“Çoğu insan zevklerini öylesine nefes almadan yaşar ki , onu geçip giderler” diye acı bir gerçeği vurmuş yüzümüze Kierkegaard…
“Kaya ve suyun mücadelesinde, sonunda kazanan su olur” diye inanmışlar Çinliler atalarının bu sözüne uyup…
 
Doğa , sabrın en güzel örneği.Çiçek tüm kış bekler baharın gelmesini sabırla, zamanı geldiğinde açar yapraklarını göğe doğru tüm cesaretiyle.
Ağaç, sebatla durur olduğu yerde ömrü boyunca, ne verirse güneş, yağmur onu alır, sabırla bekler.
Biz insanoğlu, beklemeyi unutmuşuz sanki,her şey acil herkes telaşlı…

Güzel bir öyküyle sabrın ne kadar önemli bir yetenek olduğunu sizlerle paylaşmak isterim:

1887 yılının 20 Eylül günü Lord William Dragon bir faytoncudan limana kadar kendisini götürmesini istedi ve kendisine şöyle seslendi: ‘‘Yeni yatımla bir tur atıp geleceğim.Burada beni bekle; yine beni evime götüreceksin.Biliyorsun romatizmalarımdan dolayı yürüyemiyorum.

Saatlerce müşterisini bekledikten sonra hava kararınca faytoncu da evine gitti.Ertesi sabah yine limana giderek Lord’u beklemeye başladı.Bu arada işi için kendisini çağıranları da Lord’ u bekliyorum diyerek geri çevirdi.

Bu şekilde tam 599 gün bekledi.Bir gün 1889 yılının Mayıs ayının 12’sinde Lord yatıyla göründü.Lord’u evine götüren faytoncu Lord’ a günde 2 sterlinden 1198 sterlin borç çıkardı.

Lord , ‘‘ Anlaşma anlaşmadır,’’ diyerek borcunu ödedi.Üstelik bir sürü bahşiş de vererek.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

Başarı Öğrenilebilir

22 Ağustos 2008 Cuma Etiketler : başarı kişisel gelişim eq yetenek yetenekli insanlar

Başarının yalnızca yetenekli insanlara ait olduğunu düşünenlerden misiniz? Ya da daha iyisi, gerçekten başarılı insanların şanslı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ya da bugün sahip oldukları her şeyin onlara gümüş kaşıkla verildiğine mi inanıyorsunuz?

Şimdi dinleyin. Yukarıda yazılanlar, bazı durumlarda doğru olsa da çok az sayıda gerçekleşir. Başarı, şansa, yeteneklere ya da verilenlere bağlı değildir. Yıllardır söylerim: “Başarıyı getiren, sihir değil, sebat ve tutarlılıktır.”

Bunun anlamı şudur; yapmayı seçtiğimiz şeyleri ısrarlı ve tutarlı bir biçimde yaptığımızda başarıya ulaşırız. Hepimiz daha başarılı olma ve yaşamımızda daha fazlasını yapma potansiyeline sahibiz. Ne seçtiğiniz pek de önemli değildir; farkı yaratan, seçim yapmış olmanızdır.

Hepimiz bu dünyayı ve hayatı kendi gözlerimizin ve ahlak, etik, ilke, temel inanış dediğimiz kendi dosyalarımızın süzgecinden yaşarız. Aynı olayı yaşayabiliriz; ama gördüğümüz, duyduğumuz ya da hissettiğimiz, herkes için farklı olacaktır. Bunun nedeni, hepimizin bir birey olmasıdır. Dünyayı böylesine ilginç kılan da budur. Olaylara, fikirlere, düşüncelere, ideallere ilişkin yorumlar, gözümüzün önünde gelişen olaylar hakkındaki bireysel yorumlara dayanır.

Bu konu hakkında koca bir kitap yazabilirim; ama şu anda niyetim bu değil. Söylemek istediğim, eninde sonunda, yaşadığımız her şeyin olayları yorumlama şeklimiz konusunda verdiğimiz kararın ya da yaptığımız seçimin bir sonucu olduğudur.

Bu kısmı anlayabildiniz mi? Olayları yorumlama şeklimiz konusunda verdiğimiz karar ya da yaptığımız seçim, dedim. Yaşam, karar ya da seçimlere dayanır. Gençliklerinde travmatik bir olay geçiren iki kardeşe ilişkin bir ya da daha fazla analoji duyduğunuza eminim. Büyüdüklerinde biri suçlu olurken, diğeri çok başarılı bir toplum üyesi olur. Erken yaşlarda başlarına gelen bu olayı yorumlama ve içselleştirme şekillerine bağlı olarak çok farklı büyümüşlerdir. Bahsettiğim kardeşler gibi biz de karar ve seçimlerimizin ürünleriyiz.

Başarılı olmak istiyorsunuz, değil mi? Size bir ipucu vereyim; başarılı olmaya karar vererek ya da bunu seçerek işe başlamalısınız.

Daha önce de belirttiğim gibi, başarının sihre dayandığını düşünmüyorum. Dolayısıyla, başarılı olmak için yapmanız gereken tek şeyin başarılı olmaya karar vermek olduğunu ve böylece birdenbire başarıya ulaşacağınızı söylemeyeceğim. Sürecin böyle işlemesini çok isterdim; ama gerçek şu ki böyle olmuyor. Daha fazlası gerekiyor; çalışmak gerekiyor. Sahip olunmaya değer birşey için çalışmaya değer.

Örneğin, yeni bir işe başlamak için mesleğim olan araştırma biyologluğunu bıraktığımda, kendime başarısız olma lüksünü tanımadım. Biliyorsunuz, küçük işletmelerin yaklaşık %90’ı, ilk beş yılda kapanıyor. Kendime böyle bir gerekçe bulmayacaktım; başka bir deyişle, işler ters giderse, başarısız olmamı bu istatistikle açıklamayacaktım. Bu işin yürümesi için elimden geleni yaptım. İlk yılımda sektördeki herkesin adımı ve şirketimi bilmesini sağlamak için uğraştım. İçinde bulunduğum bu çok özel alanda “akla ilk gelen” olmayı istedim ve başardım. O yıllarda bunu yapmak zordu, gerçekten zordu. Ama başarılı, gerçekten başarılı bir iş kurmak için devam ettim. O sektörde hatırı sayılır bir paraya işimi satabildim ki bu, diğerlerinin yapmak için uğraştığı birşeydi.

Walt Disney şöyle demişti: “Endişe edenler endişe ederken, planlayıcılar planlarken ve muhasebeciler neden satın alamadığımızı hesaplarken, ben işi başlatmakla meşgul oluyorum.” Disney’in çok başarılı bir kişi olduğunu, eminim kabul edersiniz. İşe başlama kararını vermenin değerini biliyordu ve çalışmaktan korkmuyordu.

Başarının öğrenilebileceğini bilmek önemlidir; başarılı doğmadık ve başarının yalnızca birkaç seçilmiş insan için olmadığını biliyoruz.

Herhangi bir davranış bilimi uzmanı, çoğu insanın, gerçek potansiyelinin yalnızca küçük bir yüzdesini kullandığını kabul edecektir. Sonuç olarak, bu insanlar, potansiyel başarılarının yalnızca küçük bir yüzdesini gerçekleştiriyorlar. Bunu muhtemelen siz de duydunuz.

Kişisel ve profesyonel performans gelişimiyle, başarılarınızı ve buna karşılık yaşam kalitenizi artırmak mümkündür.

Örnek:

• İşinizi geliştirmeye ve büyütmeye odaklandığınızda, geliriniz artar.
• Daha zekice ama daha zorlanmadan çalıştığınızda, daha kısa sürede daha fazla iş başarırsınız.
• Eğer daha çok serbest zamanınız varsa, aileniz ve arkadaşlarınız ile geçirebilirsiniz; böylece, ilişkileriniz gelişir.
• Şimdi sağlığınıza ve formunuza odaklanmaya başlayabilirsiniz ve iyileştirmeler çok uzak değildir.
• Sonuç olarak, kendinize verdiğiniz değer ve özgüveniniz artacaktır.

Bu döngünün kendini nasıl tekrar ettiğini ve sonuçların nasıl bir araya geldiğini açıkça görebilirsiniz. Bu, performans gelişimidir.

Bunu kafanızda biraz tartın; yaşamınızda tek bir alanda iyileşmeye odaklanarak diğer alanlarda da iyileştirmeler olduğunu görebileceğiniz ve mutlaka göreceğiniz konusunda benimle hemfikir olacaksınız.

Birkaç yıl önce, kendi kişisel ve profesyonel gelişimime odaklanmak için eskiye oranla daha çok zaman harcamaya karar verdim. Daha çok seminere katıldım. Daha çok ders ve sertifika aldım. Kendi profesyonel antrenörüme yatırım yaptım. Eskiye göre ailemle daha çok zaman geçirme imkanı buldum. Hatta, Nova Scotia’da Northumberland Geçidi’nde küçük bir ev aldık; her yaz ve sonbahar orada uzunca bir süre kalıyoruz.

Bütün bunlar, bir yandan işimi sürdürüp bir yandan para kazandığım dönemde yapıldı ve ben her şeye rağmen kazancımı artırmayı başardım.

Sanırım, performans gelişiminin hem kişisel, hem de profesyonel yaşamınızda önemli bir fark yaratacağını söylersem, bana itiraz etmezsiniz. Unutmayalım; bunların hiçbiri karmaşık olmak zorunda değildir; çok kolay olabilir. Zaman içinde yapılan tutarlı işler, ister özel, ister iş yaşamınız olsun, olumlu sonuçlar doğurur.

Başarıya giden yolda, sürekli olarak bizi motive eden ve bir etki yaratan işler yapmamız gerekir. Sürekli destek de gereklidir; çünkü, ileriye gitmemizi, büyümemizi ve daha önce canımız istemediği ya da yapmaktan rahatsızlık duyduğumuz için yapamadığımız şeyleri yapmamızı sağlayan budur.

Erteleme, tereddüt ya da korkunun, yaşamınızı iyileştirmenize engel olmasına ve sizi başarıdan alıkoymasına izin vermeyin.

Kişisel ve profesyonel yaşamınızı iyileştirmeye başlama kararını alın. Kişisel olarak büyümek için ne gerekiyorsa yapacağınıza dair kendinize söz verin. İşinizi ya da kariyerinizi yeni bir seviyeye taşıyacak olmanın heyecanını duyun.

Sürekli öğrenmeyi ilke edinin. Günde en az bir saatinizi kalbinizi ve zihninizi besleyen birşey yaparak geçirin.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Tavsiye video : http://www.uzmantv.com/konu/nasil-iyi-satici-olunur

* Bu yazı  David Mason’dan alınmıştır.

Empati

16 Ağustos 2008 Cumartesi Etiketler : empati duygusal zeka satış kişisel gelişim dünyası

  "Eğer etrafındaki insanlar söylediklerini anlamıyorsa, onların önünde diz çök ve bağışlanmayı dile. Çünkü suçlusun."  Fyodor Dostoyevski

    Ne güzel bir söylenmiş bir söz. Empatiyi tarif etmek için ben de şöyle söylemek isterdim " Eğer etrafındaki insanların duygularının ve düşüncelerinin farkında olmadan onlarla iletişim kurmaya çalışıyorsan, kaybetmeye mahkumsun."

    Empati, son yıllarda Satış, Müşteri Hizmetleri ve Kişisel gelişimde sıkça rastlanan bir sözcüktür. Günümüzde insanların daha önce gerek duymadığı veya bilinçli olmadığı bir çok psikolojik terim herkes tarafından daha çok takip edilir oldu. Bu durumun nedenleri arasında rekabet, başarılı olmayı istemek ve gün geçtikçe azalan ve paylaşılan kaynaklardır. Bugün satış veya müşteri hizmetlerinde hepimiz aynı şeyi hedefliyoruz ; karşımızdaki kişilerin düşünce ve davranışlarını etkilemek, hatta mümkünse değiştirmek. Günümüzde ürün hizmet ve fikir satmıyor, duygu ve vizyon satıyor !

    Kişi olarak iyi okullardan mezun olmamız, zengin ve iyi bir aileden gelmemiz başaralı olmak için tek başına yeterli olmuyor. Kişi olarak kendimizi tanımamız, anlamamız, kabul etmemiz ve sürekli kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.

    Amerikalı psikolog E.B. Titchener empati kelimesini ilk defa 1920 li yıllarda, küçük çocukların başka insanların duygularına katılmalarını ifade etmek için kullanmıştı. Ben çalışma hayatıma başladığımda Empatinin önemini anlayarak dünyanın en iyi satış kitaplarında araştırmaya başladım. Bu kavram ile ilgili çok az bilgiye rastladım. Bu kitaplar 1980 yıllarında yazılmıştı ve o zamanlarda empati kelimesinin satış için ne kadar önemli olduğunu , satıcılarda olmazsa olmaz bir özellik olduğunun farkına malesef henüz varılamamıştı.

    Empati niye önemlidir? Çünkü günlük yaşamda kişiler satın alma kararlarını satın aldıkları anda değil, çok daha önce karar veriler ve buna göre hareket ederler..

    Örnek olarak bir dükkana alışveriş yapmak için girdiğinizde iki türlü hareket etmek isteyebilirsiniz; Ya hemen orayı terk etmek istersiniz veya çekingen davranarak etrafa bakarsınız, ya da o dükkanda kendinizi çok rahat hisseder ve satıcılar ile sohbet edererek keyifle alışveriş yaparsınız. Burada fark dükkanda değil içindeki çalışanların enerjisi, size yaklaşımları, size olan olumlu tutumları, pozitif düşünceleri ve ihtiyacınıza uygun şekilde önerilerde bulunmalarıdır. "Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, insanlara öyle davranın , size nasıl satış yapılmasını istiyorsanız, siz de öyle satış yapın".

    Bu sihirli sözcüğün adı " Empati’dir."

    Empati başkalarının duygularını anlamaya çalışmak, tavırlarımızı onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilmek, kendimizi karşınızdakinin yerine koyarak onların açısından bakabilmek ve böylece karşımızdakini daha iyi anlamak ve ona göre davranmaktır. Empati karşılıklı insan ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır.İnsanın başkalarıyla iletişimini zorunlu kılan, hayatın tüm alanlarında bu kabiliyet günümüzde önemini arttırmaktadır. Evlilikte çiftler arasında, ebeveyn-çocuk ilişkisinde, alışverişte ya da yönetimde karşınızdaki insanla psikolojik iletişim kurmanız için size gerekli olan en önemli şey "empati" dir.

    Aslında Empati ve Sempati kavramları genelde birbiriyle karışan iki terimdir. Sempatide bir başkasına karşı doğal ve içgüdüsel olarak bir eğilim, sevgi ve yakınlık duyulması söz konusudur. Empatide ise sadece karşınızdakini anlamanız yeterlidir. Empatide kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koymak, olaya kendimiz tarafından ve tarafsız olarak bakarak olayı her önden değerlendirmektir. Sempatide bundan farklı olarak karşımızdaki kişiyle aynı duyguları paylaşırız.

    Bu konun daha iyi anlaşılabilmesi için örnekleme yapmak isterim; Babasını yeni kaybetmiş çok yakın arkadaşınız Ahmet’i ziyaret ettiğinizi hayal edin. Arkadaşınız bir hafta önce vefat eden babası konusunda onu ne kadar sevdiği ve kaybından duyduğu üzüntüyü ızdıraplı bir ses tonuyla anlatırken sizin önünüzde bir anda gözyaşlarına boğulur. Eğer siz arkadaşınıza "Sempati" ile yaklaşmak isterseniz, şöyle düşünebilirsiniz; "Zavallı Ahmet… Babası için acı çekiyor". Bunu kelimlerle ifade etmek isterseniz, "Acını bende paylaşıyorum." dersiniz.

    Arkadaşınıza "Empati" ile yaklaşıyorsanız, arkadaşınızın babasını hem çok üzülerek hemde çok iyi duygularla hatırladığını düşünürsünüz. Bunu sesli ifade etmek isterseniz" Babanı hem üzüntü hem de büyük bir sevgiyle hatırlaman ne güzel " dersiniz. Karşınızdaki kişiyle duygularınız hem sempati hemde empati ile paylaşmak mümkündür. Sempati duygularına sahip kişi sadece acı kısmına, sevgi kısmına göre daha önem verirken,bu konu hakkında empati yapan kişi iki duyguyada eşit ağırlık verir.

    Sempati ile hareket eden kişi "Kaybından dolayı derin üzüntünü palaşıyorum derken" empati içinde kişi bu duyguları paylaşmasına rağmen acı ve merhamet duygularını hissetmez. İki duyguyuda eş zamanda paylaşmak mümkündür.

    Artık iş dünyasında sempati yerine empati düşüncesine sahip kişiler satış alanında ve müşteri hizmetlerinde daha başarılı oluyor. Olaylara her yönden bakabilme, yaratıcı ve olumlu düşünceye sahip olma önemli bir kişilik özelliği olarak karşımıza çıkıyor.

    Empati konusunda kendimizi nasıl geliştirebiliriz, empati doğuştan mı yoksa öğrenebilinen bir yetenek midir?

    Empati yeteneğimizle, karşınızdaki kişinin duygularının, düşüncelerinin ve inançlarının farkına varıp, daha iyi iletişim kurmamızı, karşımızdakinin bize güven duymasını sağlayabiliriz.

    Peki o zaman karşımızdaki kişinin duygularını nasıl anlarız? Bunun en kolay yöntemi öncelikle kendimizi çok iyi tanımaktan geçer. Bugün kendinizi tanımazsanız karşınızdaki kişi hakkında doğru düşünceye sahip olmanız oldukça zordur.

    Örneğin, bulunduğumuz ortamda kendimizi rahat hissetmiyorsak bu hemen beden dilimize yansır; kollarımızı kavuştururuz, eğer sıkılmışsak o zaman elimizle çenemize destek oluruz, konuya ilgi duyarsak ileri doğru eğiliriz. Beden dili ile yapmış olduğumuz bu tepkilerimizin ve türlü durumlar karşısında hangi beden dilimizi kullandığımızın farkına varırsak karşımızdaki kişiye de daha iyi anlarız.

    Empati de karşımızdakini beden duruşu, bakışları, ses tonu, yüzündeki ifade ve mimiklerden, hatta kullandığı sözcüklerden anlayabiliriz. İnsanlar mantıklarıyla hareket etmeye çalışsalarda, duygular ve içgüdüler davranış ve düşüncelerimizde çoğu zaman belirleyici olur. Bugün önemli bir iş ortağımla konuşuyordum, kendisine şunu söyledim " Ben hayatta hiçbir insana tam güvenemem. Bunun ana sebebi insanının kimyasal ve duygularıyla hareket eden bir varlık oluşu. Sinir sistemimizi her an kontrol etmemiz mümkün olmadığı için insanın zayıf yaratılışı her zaman hata yapmaya veya istemediğimiz karar ve davranışlara anlık da olsa itebilir."

    Birçok insan duygularını kelimelerle ifade etmekten çok başka yollarla ifade etmeyi tercih eder. Başkalarının ne hissettiklerini anlayabilmek için öncelikle bu sözlü olmayan ifadeleri çözmek lazım.

    Bu konuda kendimizi kitap okuyarak, seminerlere katılarak geliştirebiliriz. Sosyal yönümüzü de geliştirmemiz, insanları anlama ve okuma konusunda bize çok fayda sağlayacktır. Bunu da farklı kişiliklerle tanışarak, farklı ortamlara girerek, bol bol seyahat ederek, farklı kültürden insanlarla iletişim yeteneğimizi arttırarak başarabiliriz. Bugün iletişim yüzde doksan Sözsüz Mesajlarla gerçekleştiriliyor. Bu konuda kendimizi geliştirmezsek karşımızdaki kişilerle iletişimde ne kadar başarılı olduğumuzun ve ikna ettiğimizin farkına varamayız. Özellikle satışta bu konuda bilgisi olmayan satıcılar ziyaret sonrası çok başarılı olduklarını düşünürler, karşısındaki kişinin sözsüz dillerinin farkına bile varmazlar. Aslında müşteri beden dili ve ses tonu ile o satıcı ile çalışmak istemediğini defalarca belli etmiştir. Sürekli konuşan, karşısındakini dinlemeyen ve müşterisini tanımak adına soru sormayan satıcılar, görüşme mükemmeldi muhtemelen siparisi haftaya alırım edası ile görüşmeden ayrılırlar. Sonrasında ise satış yapılmamasının nedenini şirketlerine, müşteriye veya sattıkları ürüne bağlarlar.

    Bugün servis sektöründe çalışan birçok kişi empati konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Her müşteriye o anda kendi hissettikleri duygu içinde hizmet ederler veya ilgisiz, agresif, soğuk davranırlar. Önemli olan bizim müşteriye önem vermemiz, onu rahat ettirmemiz, o gün hangi duygu ve düşüncede olursa olsun onu anlayışla dinleyip elimizden gelenin en iyisini yapmamızdır. Empatide kişinin duygu ve düşüncelerini kontrol altına alması, karşıya yardım etmek için olumlu tavır ve düşüncede olabilmesi önemli bir özelliktir. Kişinin davranışlarının yüzde sekseni o andaki düşüncesi belirler. "Ben bugün mutsuzsam, sıkıntılysam, akşam uyumamışsam, müşteriye iyi davranmak zorunda değilim, bende insanım" diye düşünen bir satıcıya empatiden bahsetmenin anlamı yoktur. Kişinin kendisi ile barışık olması, kendini sevmesi, kendisi ile ilgili özdeğer ve özsaygısının gelişmiş olması, kişinin empati geliştirmesini veya karşıya empati duymasını kolaylaştırır.

    Karşımızdaki kişilerle empati tekniği ile birçok konuda başarılı olabiliriz. Temel olarak empati teknikleri üçe ayrılır,

    Aktif dinlemek ve soru sormak, karşımızdaki kişiyi tanımanın , bize güven duymasının sağlamanın en kolay yöntemidir. Konuşturmanın yolu soru sormaktan geçer, doğru sorularla müşteri hakkında sadece bilgi toplamak suretiyle doğru çözümü bulmanız dışında karşınızdaki kişide güven uyandırırsınız. Bugün Amerika’da her beş kişiden biri psikoloğa gidiyor, neden? Psikologların bir saatlik görüşmeleri esnasında konuştukları süre on dakikayı geçmez. Konuştukları zamanda sadece soru sorarlar. Karşımızdaki kişiyi aktif dinleyerek empati duyarsak onu daha iyi tanırız. Günümüzde gerçekten sizi candan ve empati içinde dinleyecek insan bulmak zor. Herkes öncelikle kendisini düşünmekte, kendisini anlatmak, dertlerini paylaşmak istemekte. O zaman herkes konuşacaksa, dinleyecek kişileri nereden bulacağız,bu noktada psikologlarda çağımızın modern çözümü oluyor !

    Karşınızdaki kişinin sorunlarını anlamak, duygularını kabul etmek, ve anladığımızı karşımıza güvenilir bir şekilde ifade edebilmek. Bu özelikle müşteri hizmetlerindeki kişiler için çok önemli bir özellik. Burada bağıran, öfkelenen, etrafa saldıran müşteriyi sakinleştirmek için şu sihirli kelimeleri kullanmak lazım "Sizi çok iyi anlıyorum", "Haklısınız" veya "Sizin yerinizde olsam bende aynı şeyleri hissederdim / yapardım." Belli durumlarda özür dilemek de karşınızdaki kişilerde çok olumlu duygular uyandırabilir. Yapılacak en büyük hata kendinizi savunmak, açıklama getirmek veya tavsiyede bulunmaktır. Bu müşteriyi daha da sinirlendirecektir.

    Burada önemli olan müşteriye hak verirken onun hareketlerine, davranışlarına değil o anda yaşadığı duygulara hak vermenizdir. Zaten müşteriler problemlerinin çözülmesinden çok kendilerinin içten ve samimi bir şekilde dinlenilmesini ve ilgilenilmesini talep ederler. Bu gerçekleşmeden problemin çözülüp çözülmemesi çok önem taşımaz.

    Yine bir örnek vermek istiyorum: Eşimle beraber bir restaurantta yemek yiyiyorduk, kendime balık söylemiştim Balığımın yanında garnitür yoktu. Eşimin yemeğinde vardı. Canım çekti ve garsondan rica ettim. "Tamam" dedi. Bir süre bekledim , kimse gelmedi. Balığımı bitirmek üzeredeydim. Garsonu tekrar çağırdım, getirmenize gerek yok, ama hemen getirirseniz olur dedim. Bu arada eşim kendi tabağındakileri bana verdi. Yemeğim bittikten sonra garnitür geldi. O anda hem sinirlendim ve öfkenlendim. Garsonu çağırdım ve söylendim. Bana bir sürü açıklama ve neden saydı. Ama benim duymak istediğim çok basit iki sözcüktü "Özür dileriz. Size ne ikram edebiliriz."

    Eyleme geçmek ve sorunu çözmek, en azından elinden en iyisini yapmaya makul bir zamanda gerçekleştirmek . Eyleme geçmeden önce müşterinin gerçek problemini anladığınızdan emin olun, gerekirse tekrarlayın. Müşterinin öfkesinin devam etmesi halinde başka bir çözüm olarak müşterinin ne istediğini veya ne yapmak istediğini de sorabilirsiniz.

    Burada önemli olan konuşurken doğru beden dilinin karşınızdaki kişiye uyum sağlayacak şekilde kullanılması (mümkünse aynalama tekniği uygulanması). Ses tonunuz ve durunuşunuz da konuşmanızı destekler ve tutarlı olması çok önemlidir. Dikkatlice seçilmiş sözcükler de yönlendirmede çok önem taşıyacaktır

    İnsanlarla tek bir kelime bile konuşmadan uyum sağlamak mümkündür; fiziksel duruş ve hareketlerinizle uyum sağladığınızda karşınızdaki kişide bilinçaltı sizi "güvenilir" olarak algılar. Aynalama ise birbiriyle yakın tanışan kişiler arasında doğal oluşurken, yeni tanışan kişilerle uygulandığında karşındaki kişinin ses tonuna, duruşuna , fiziksel hareketlerine , konuşma hızına uyum sağlamak , gerekirse karşınıza farkettirmeden doğal bir şekilde taklit etmektir. Aynaladığınız kişi sizinle kendisini daha rahat hissedeceği için size daha fazla güvenecek ve daha dikkatli dinleyecektir.

    Her üç aşamada da aktif dinleme gerçekleştirilmesi, müşterinin sözünün kesilmemesi müşteri üzerinizdeki etkinizi ve başarınızı arttıracaktır. İnsanları gerçekten sevmek, onlara pozitif duygu ve düşünceyle önyargısız olarak yaklaşmak ve yargılamadan dinlemek için sabretmek bu tür ikili ilişkilerde başarı oranımızı arttıracaktır.

    Bugün başınıza önemli bir hastalık gelse, ameliyatı dünyanın en ünlü doktoruna mı yoksa güvendiğiniz bir doktora mı yaptırırsınız ?

    Önemli olan insanın kendi duygularını tanıması ve kabul etmesidir. Duygularımıza önem vermek, hayatımızda herşeyi kolaylaştıracaktır.

    Bugün güven, çağımızda en önemli değer ve elde edilmesi en güç bir kaynaktır. Empati yeteneğinizi geliştirmek güvene giden yolda her zaman elde edeceğiniz en önemli yeteneğiniz ve yardımcınız olacaktır.

    Nasrettin Hoca’nın güzel fıkrası ile yazımı bitirmek isterim; Nasrettin Hoca bir gün damdan düşmüş doktor çağıralım demişler, hoca da bana doktor değil damdan düşen birini getirin çünkü damdan düşenin halini en iyi damdan düşen anlar, demiş.

    Empatiyi öğrenmenin kısa bir yolu yoktur, her şey de olduğu gibi bu konuda kendimizi geliştirmek için kararlı olacağız, yapabileceğimize inanacağız, kendimizi geliştireceğiz, gözlemleyeceğiz. Başarının % 80′i öğrenmeye başlamak için ilk adımı atmaktır.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Nası iyi Satışcı olunur izlendiniz mi? http://www.uzmantv.com/konu/nasil-iyi-satici-olunur

Müşteri Psikolojisi ve Duygusal Zeka üzerine

4 Ağustos 2008 Pazartesi Etiketler : müşteri duygusal zeka eq satış kişisel gelişim

Müşteri psikolojisi" veya "Duygusal zeka" birbirine çok yakın kavramlardır, nedenine gelince, iki kavramda başarılı olmamız için olaylara ve durumlara göre duygularımızı kontrol ederek,olayları kişisel algılamamız değil, profesyonelce yaklaşarak, karşımızdaki kişilere doğru iletişim ve davranış içinde olmamız gerektiğini öngörür. Bugün iş hayatından politikaya kadar tüm sosyal ortamlardaki başarımız diğer insanlarla ne kadar başarılı iletişim kurduğumuzla eş orantılıdır. Çok çalışmak, konunuzda uzman olmak , zeki olmak veya en iyi okullardan birincilikle mezun olmak başarıyı garantileyeceği anlamına gelmemektedir. Bugün işe girmemizi "IQ" seviyemiz, terfi etmemiz ise "EQ" seviyemiz belirler.

- Duygusal zekanın (EQ) önemi konusunda herkesin hemfikir olmasına rağmen neden başarılı olamıyoruz?

    Bunun en önemli sebebi kendimizi tanımamaktan (veya kendimizle barışık olmamızdan), duygularımızı ve egomuzu kontrol edememekten kaynaklanmaktadır. İnsanın IQ seviyesini yedi yaşından sonra arttırmak çok mümkün değilse de, EQ seviyesi, ölünceye kadar geliştirilmesi mümkün bir öğrenme süreci ve tecrübedir. O zaman bu konuda öncelikle bir şeyler yapmalıyız. Duygularımızı kontrol etmeyi, kendimizi motive etmeyi öğrenmeli , özgüvenimizi ve kendimize saygıyı arttırmalı, ve diğer insanlara daha empati içinde, sevecen, açık ve iyi niyetli, samimi bir tavır içinde iletişim kurmaya gayret etmeliyiz.

    Küçükken annem dünyanın en güzel duygusu karşındakine birşeyler vermektir dediği zaman ne demek istediğini tam olarak anlayamazdım, ama bugün baktığım zaman okul, hastane ve benzeri yerlere yatırım yapan örnek işadamlarının belli bir olgunluğa erişmiş ve vermenin almaktan daha büyük güç olduğuna anlamış kişiler olduğunu görebiliyorum. Bugün duygusal zekaya sahip bir kişi de aynı duygularla sürekli verme psikolojisi içinde hizmet eder. Bu da belli seviyeye ulaşmış kişilerin kendilerini tanımaları, kendileri ile barışmaları ve hayata daha pozitif bakmaları ile mümkün olmaktadır. Hayat tecrübesine sahip, kariyerlerinde hedeflerini gerçekleştiren başarılı kişiler bir süre sonra olgunluk ve duygusal zekada en üst seviyelere ulaşırlar. Önemli olan bu seviyeye daha erken yıllarda ulaşmamız, ve genç yaşlarda hayattan zevk almamızdır.

    Günümüzde hızla gelişen teknoloji birçok şeyi otomatik ve mükemmel hale getirmektedir. İş başvurusu yapan bir kişi Internetten en mükemmel CV örneklerini kullanarak CV hazırlayabilir. Ama bu kişi ile karşılıklı görüştüğünüzde gerçek kişiliğini kısa zamanda keşfedersiniz; kendine güvenini, iletişim yeteneklerini, işe hakimiyetini, pratik zekasını ve baskı altında kaldığı zamanlardaki tavır ve davranışlarını anlarsınız. Bugün çevremizde IQ’su çok yüksek olduğu halde başarısız olan birçok kişi vardır. Bunlar insan faktörünü zaman kaybı olarak gören ve olaylara hep kendi taraflarından bakan egoist kişilerdir. Bugün hayatta insanla uğraşmadan veya iletişim kurmadan başarılı veya çok zengin olmuş bir kişi örneği bulamazsınız! 

Duygusal zekayı konusunda 3 önemli konuda kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir ;

    Empati ; yani başkalarının duygularını anlamak ve kendini onların yerine koyabilme yeteneği.

    Sosyal beceri; yani kendi ve başkalarının duygularını iyi yönetebilme , yönlendirme ve ikna etme, ve liderlik, müzakere becerileri ile ihtilafları işbirliği veya takım içinde çözebilme yeteneği.

    Kendimizi tanıma; yani duygularımızı ve egomuzu kontrol etme, hayattan ne istediğimizi öğrenip kendimizi motive etme, zayıflıklarımızın ve güçlü yanlarımızın farkına varabilme ve yüksek özgüven içinde kendimizi kontrol edebilme ve hayatta bir takım hedefler koyup herzaman daha iyiyi isteme arzusudur. Tüm bu yetenekler öğrenilebilinir ve geliştirilebilir. Tek yapmamız gereken öncelikle bu konuda kendimizi tanımak, güçlü ve zayıflıklarımızı keşfedip, harekete geçmemizdir. EQ’da en üst seviyeye ulaşmak için sosyal ve iş hayatımızda belli hedeflerimiz olması da gerekmektedir, bu da mevcut durumumuzdan memnun olmayıp hep daha iyiyi , daha mükemmeli hedefleyerek gerçekleşir. Hayattan beklentimizi ve amacımızı bilmemiz bizi daha mutlu edecektir. ( Bu yazi devam edecektir)

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Kusursuz Olmak

25 Temmuz 2008 Cuma Etiketler : hayat bilgelik duygusal zeka başarı gelişim

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine. Bu testilerden birinin yan kısmında bir çatlak varmış. Diğeri ise hiç kusursuz olup sağlammış. Her seferinde, bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış.

İki sene boyunca her gün böyle geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece bir buçuk testi su kalırmış. Tabii ki kusursuz, çatlaksız testi görevini mükemmel yaptığı için çok gururlanırmış. Fakat çatlak olan kusurlu testi, çok utanırmış. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülürmüş.

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle sular eve gidene kadar akıp gidiyor". Adam gülümseyerek dönmüş testiye: "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. İki senedir senin suladığın o güzel çiçekleri toplayıp masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

Kıssadan hisse; Yaşamda birçok kişi kendisini en iyi ve kusursuz gösterme çabasına girişir. Oysa ne kadar gereksiz bir telaştır bu. Unutmamamız gerekir ki, ‘mükemmel’ insan yoktur. Tarih boyunca olmamıştır, olmayacaktır da. Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Hepimizin kusurlu tarafları var ve bizi biz yapan, diğerlerinden ayıran da bunlardır. Önemli olan kusurlarımızın farkında olup, onları kabullenip, onlarla birlikte yaşamayı öğrenip onları sevebilmektir. ‘İnsan olabilmek’ bunu gerektirir. Hayatımızı ilginç kılan, ödüllendiren ve renklendiren hep bu kusurlu yanlarımızdır.

Kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyi mantıkla çözebileceğine inanır ama duygusal yaşamında ya başarısız ya da yalnızdır bu kişiler. Kusursuzluğa ulaşma çabası kişinin yaşam alanını da daraltarak yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapatır. ‘Kusursuzluk’ diye bir şey sadece hayal dünyasında olur. Kaldı ki bu tanıma uyanların da çok sıkıcı ve renksiz olacağını kestirebilmek güç değil. Kısaca acı da verse kusurlarımızla yüzleşebilmeliyiz. Kendine kızmak ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görmesini engeller. Sorumluluklarına sahip çıkamayan ise güçsüzdür. Güçlü olabilmek ise yürekli olmayı gerektirir. Kusurlu bir yanımızla yüzleşip onu kabullenmek, diğer insanlarla da olan ilişkilerimizi de etkiler. Kendisine hoşgörülü olan insan, diğerlerinin kusurlu yanlarını da daha kolay kabullenir. Kusurları değil, içindeki güzellikleri görür. Günümüzde en çok ihtiyacımız olan ‘hoşgörü’ de ancak böyle elde edilebilir. Kusurlarıyla yüzleşebilme yürekliliğini gösterebilen kişileri ve onları bu şekilde kabul edip anlayabilenleri ..

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

* Bu yazı Pembe Candaner’in makalesinden alınmıştır. Paylaşmak istedim

 

 

Arzu Tatlı; bir psikiyatr ve psikoterapist ile keyifli sohbetim

3 Temmuz 2008 Perşembe Etiketler : psikoterapist psikoloji başarı hikayesi insan insan psikolojisi kişisel gelişim
10 seneyi aşkın bir zamandır insanlarla üzerine araştırma, gözlem yapma ve bu konuda kitap okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu nedenle Türkiye’nin önde gelen birçok müessesi ile ortak çalışmalar yapıyor, eğitim veriyor ve gizli müşterileri oluyorum.
 
Bu konuda istediğim noktaya geldiğimi söylersem, kendimi kandırmış olurum. İnsanı çözmek gerçekten zor. Her insan farklı . Bu farkları bilmek kadar uyum sağlamak da önemli. İnsan sürekli kendini keşf ediyor. Kendisi ile mücadele veriyor, hesaplaşıyor.
 
Günümüzün hızlı temposu, globalleşen dünyada iş yapmanın stresi, yoğun ve kesintisiz çalışmak insanları coaching alma veya psikoloğa gitmeye yöneltiyor. İnsanlar sürekli seminer ve eğitimlere katılarak, bu konuda yazılan kitapları okuyarak kendini geliştiriyorlar. Amaç daha tatmin edici bir hayata sahip olmak ve  mutlu olmak.
 
Ne zaman, gittiğim restoranlarda, seminerlerimde, mutlu ve gülen bir yüz görsem, tanışmaya çalışıyorum. Niye mutlu olduğunu ve bu gülen yüzün arkasındaki düşünceyi öğrenmeye çalışıyorum. Genelleme yapacak olursam , amacı olan, ne istediğini bilen insanlar daha mutlu ve güleryüzlü olduğunu gözlemliyorum. Mutlu olmak, içten gelen bir duygudur.
 
Arzu Tatlı, bir psikoterapist. Kendisi ile bir Jaycees toplantisinda karşılaştım. Kendisinin mesleğini öğrenince hemen yanına gittim ve sohbete başladım. Bir saate yakın konuşmuşuz, etrafımızdaki kişiler Taner kimsenin yanında on dakika bile kalmaz, nasıl başardın diye sordular. Psikoloji okumadığım için bu konuda kendimi geliştirmek için önüme çıkan tüm fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum. Kendisini ilk “Limit Sizsiniz” seminerime davet ettim. Seminer esnasında sürekli kendisine danıştım ve söylediklerimin doğru olup olmadığını sordum. Her “evet” dediğinde çok mutlu oldum. Psikoloji gibi bir konuda kimseye yanlış bilgi vermek istemem. Ama inanın bu konuda kendimi sürekli geliştirmek için ayda ortalama iki veya üç kitap okuyorum.
 
Yeni merakım coaching , kendim için gerekli seminer ve eğitimleri alacağım. Kendim için kişisel coaching eğitimi alacağım ve tabiiki sizlerle deneyimlerimi paylaşacağım.
 
Arzu , çok farklı bir yaklaşımı var. Kendisini geçen gün akşam yemeğine davet ettim ve aklımdaki soruları kendisine sordum. Bana samimi ve açık cevaplar verdi.
 
Daha küçük yaşlardan itibaren doktor olmak istemiş. Tıp son sınıfta ortaya çıkan davul ilgisi 23 yaşında bu işe başlamanın geç olduğunu düşündüğü için, enerjisini tıp konusuna aktarmaya karar vererek, Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş. Tıp Fakültesinde okurken yaptığı cerrahi stajı esnasında başından geçen bir olayı anlattı : Kanserli bir hasta kendilerine gelmiş. Ama vücudunu kanser o kadar sarmış ki , ameliyat edilemeden kapatılmış, tedaviye ümitsizce devam edilmiş, ancak aylar geçmesine rağmen hasta kontrollerine gidip gelmeyi sürdürüyormuş.

 

Sonra bu hasta inancı ile yenmiş bu hastalığı. Bu olay kendisini çok etkilemiş ; insan psikolojisinin önemini bu olayla daha iyi anlamasını sağlamış. Sosyal yönünün kuvvetli olduğunu düşünerek, psikiyatrist olmaya karar vermiş. Okuldan sonra 5 yıl Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinde uzmanlık eğitimi yaptıktan sonra, psikoterapi eğitimlerine ağırlık vererek kendi muayenesini açmış.

İnsanlara karşı sevgi ve merakı işini severek yapmasını sağlıyor. İnsanlar yakınlarının problemlerini neden senin gibi çözemiyor diye sordum kendisine . Bunun iki sebebi var dedi : “duygularımda nötr olmam ve bana güvenmelerini sağlayabilmem.” İnsanın kendi çocuğu bile anne ve babasına iç dünyasını paylaşmazken, bu bilgilerini Arzu’yla paylaşabiliyorlardı.
 
“Bunu nasıl başardığını sorduğumda “Öncelikle samimi olarak yaklaştığını. Anlamaya çalıştığını, dinlediğini ve sorular sorduğunu söylüyor. Arzu konusunda çok iddialı hastalarını meslektaşlarına göre daha kısa sürede tedavi ettiğini iddia ediyor. Hatta tedavi tamamlanınca gelmemelerini söylüyorum dedi.. Yoksa bir süre sonra alışkanlık yapacağını düşünüyor. Tedavide, gerekmedikçe ilaç kesinlikle kullanmıyor, ancak ilaca karşı değil.
Hastaların genel sorunları korkular, endişeler, kaygılar. İsanların bir çok şeyi başarmasının veya yapmamasının arkasında bunların olduğunu söylüyor.
 
Ben istediğim kadar para kazanmadığımı düşündüğümü söylediğimde para kanallarımın kapalı olduğunu söyledi ve bunu kesinlikle açabileceğini söyledi. Bana bu konuda kendisine gelen bir hastanın sonrasında elde ettiği gelirlerindeki artıştan bahsetti. Kendisine gerçekten başarabileceğine inandım.
 
İnsan psikolojisi gerçekten ilginç. Geçen gün Ankaraya giderken uçağımız 45 dakika rötar yaptı. Müşterileriden biri sinirlendi. Birden cep telefonu ile konuşmaya başladı. Hostes yanına geldi ve kendisinden kibarca kapatmasını rica etti. Ama müşteri konuşmaya devam etti. Hostes cep telefonu ile görüşmenin hem kendi, hemde diğer yolcuların güvenliğini tehlikeye düşereceğini söyledi. Arzu’ya bir insanın neden böyle davranabileceğini sordum. Bunun bir çok sebebinin olabileceğini , yani yaptığımız her davranışın veya alışkanlığın bir sebebinin olduğunu söyledi.
 
Dün gazetede ünversitede ders veren ve önemli bir derginin yazarının karsının kafasına kavanozdaki dışkısını döktüğünü okudum. Bundan yıllar önce de çok ünlü bir tarih yazarının küfür dolu seminerine katılmıştım. Çok okumak, akıllı olmak duygularımızı kontrol etmemize, egomuza karşı koymamıza veya küçüklükten doğan komplekslerimizle baş etmemize yeterli değil. Bu nedenle bu kişilerin tedavi olması gerekiyor. Takıntılar, korkular, kaygılar, özgüven eksikliği gibi her insanın binbir türlü özel problemi var. Kişiler bunları aşamazsa hayatlarında istedikleri noktaya gelemiyorlar.

 

Arzu şöyle ifade ediyor: “ bugün insanların sigara, uyuşturucu, alkol veya ilaçlara aslında ihtiyacı yok.  Problemleriyle başetmeyi bilmeyen insanlar, bilinçsizce madde kullanımıyla kendilerince bir denge sağlamaya çalışırken,  ilaçlar dışarıdan müdahele ile  insanın kimyasını dengeliyor.  Çözüm insanın kendi içinde, insanlar isterlerse düşünceleri ile bunu sağlayabilirler. İnsanın sağlıklı olması ve dengeyi kurabilmesi çok önemli, aslında herşey bir denge. Dengeler bozuldu mu, depresyona giriyoruz, kendimizi sürekli yorgun hissediyoruz, hatta bu uzun süreli kalıcı olursa kanser bile olabiliriz. Bu nedenle ne kadar önce tedavi olursak o kadar daha başarılı sonuç alma imkanımuz  olduğunu söyledi.

Kendine bunlardan nasıl koruduğunu sordum. Gerektiğinde kendisine terapi yaptığını ve gerekirse bir arkadaşından yardım alabileceğini , bugün coachların da başka coachlarının, psikologların başka psikologlarının olduğunu söyledi. “Herkesin kör noktası , korkusu, endişe ve kaygısı var. Bunlar sahip olmak doğal, ama bunları doğru yönetemezsek bize zarar vermiyor başlıyor. İnsanlar duygusal varlıklar. Bu da bizi kırılgan yapıyor. Bilinçdışımızı olumlu yönde kullanamazsak sürekli endişe içinde olabiliriz.” diye devam etti.
 
Kendisinin de duygularını yönetemediği durumlarda diğer insanlar gibi zarar görebileceğini söyledi. Bu konuda birçok eğitim aldığını, seminerlere katıldığını, kendini sürekli geliştirmek zorunda olduğunu ilave etti. Müşterileri arasında sanatçılar, iş adamları, firma sahipleri olduğunu, herkesin farklı problemlerler kendisine geldiğini söyledi.
 
Arzu’yu çok sevdim. Samimi, açık, kendinden son derece emin. İşimi ve insanları seviyorum diyor. Kendisini tanıdıktan sonra günümüzde herkesin korkularını, endişelerini yenmek, kör noktalarını veya kapalı kanallarını açmak için psikoterapsite gitmesinin son derece normal olduğunu anladım.
 
Günümüzde insanlar boşlukta, mobil veya evden tek başlarına çalışıyorlar. Saatlerce cep telefonu ile konuşup bilgisayar önünde enerjilerini harcıyorlar. Bu konularda kendilerini dengelemek, aldığı kararlardan emin olmak, kendini ve hayatını sorgulamak, günümüzde insanların en çok ihtiyacı olan konular. Bunların hepsini kendimizin çözmesi zor ve uzun bir süreç. Arzu gibi kişiler bu noktada devreye giriyor.
 
Gerçek başarımızı elde etmek, konfor alanımızın dışına çıkmak, gerekli riskleri alıp hayattan keyif ve tatmin almak için bir psikoterapist, psikolog veya bir coach ile çalışmak günümüzde oldukça faydalı ve rahatlatıcı..
 
Ülkemizdeki eğitimsizlik, kültürel faktörler, coşkumuzu nasıl yaşayacağımızı bilmemek, insan psikolojisini anlamak açısından diğer ülkelere göre bu işi daha da karmaşık hale getiriyor. Bunu da çözmenin en güzel ve pratik yolu insanları anlamak için dinlemek..
 
Arzu’ya bana bu değerli bilgileri paylaştığı için teşekkür ediyorum. Kendisinin kısa bir sürede mesleğinde marka olacağına inanıyorum.
 
Bir sonraki konum coaching. Yöneticiler, müdürler, kendi işini yapanlar niye bir coacha ihtiyaç duyuyorlar.
 
Sevgilerimle,

Babam bana hayatı kelimelerle anlatarak değil, adam gibi yaşayarak öğretti

15 Haziran 2008 Pazar Etiketler : baba özgüven kişisel gelişim iyi çocuk yetiştirmek liderlik
Bugün Babalar günü.. Babalar gününü kutlamak için evimize, benim ve eşimin ailesini, kız kardeşimi ve eşini kahvaltıya davet ettik. Ev davetleri eskisi kadar tercih edilmese de keyfi bir başkadır. Güldük, eğlendik, güzel şeyler paylaştık. Ailenin önemini küçük yaşımda idrak etmişimdir ve benim için çok önemli bir güçtür ailem.  
 
Oğullarım Cem ve Emre, her sene babalar gününde mutlaka bana yazı veya şiir yazarlar. Yazı yazmaya öğrenmeye başladıkları günden itibaren her yıl yazarlar ve bana baba olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşatmışlardır. İkiside büyüdü, kocaman adam oldular, biri 16, diğeri 17 yaşında. Sabah kalktığımda bu sene de yazarlarmı diye düşündüm. İnsan yaşlandıkça saf duygularını çocukluğundaki gibi yaşayamıyor, bastırıyor. Yaşlanınca ise tekrar daha fazla duygusallaşıyor. Keşke hayatımız boyunca duygusallığımızı doya doya yaşayabilsek. Bu duygular içinde ikiside birden yanıma paketleri ile geldi. Ellerinde ise yazıları vardı. Ne kadar mutlu oldum bilseniz. En büyük nedeni bu yazılarını bu sene köşemde yayınlamaya karar vermiştim. Ya vermezlerse o zaman ne yapacaktım. Bu yazı yayınlanmıyacaktı. Bende üzülecektim.. Yazımın sonunda yazılarını sizlerle paylaşacağım. Çünkü her ikisiyle de gurur duyuyorum.
 
"Duygusal zeka" ve "Limit Sizsiniz" seminerlerimde, anne ve babanın çocukların özgüvenini oluşturmada çok büyük payı olduğundan bahsederim. Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalara göre, anne ve babanın çocuğu üç dört yaşına kadar yetiştirme biçimi, çocuğun erken yıllardaki özgüven derecesini belirlediği ortaya çıkmış.
 
Kim olursanız olun, anne babanız yaşamınızın en önemli kişileri olarak kalırlar. Bunun nedeni, kendinizi nasıl duyumsadığınızı belirleyen en güçlü etkenleri size aşılayanların onların olmasıdır. Yüksek özgüven elde etme çabalarınız, içinizdeki yargılayıcı ve cezalandırıcı seslerin ne kadarının çocukluğunuzda duyduklarınız olduğunu gösterir. Bugün boğuştuğunuz korkular, sınırlamalar, umarsızlıklar ilk yıllarınızdan beri sizinle beraberdir. Kendinizi, yeterli ya da yetersiz, akıllı ya da aptal, etkileyici ya da yardıma muhtaç, sevilmeye değer ya da değersiz görmenizi sağlayan anne babanızdır. Sizin mutlu etmek istediğiniz kişiler de onlardır. Çocuklarda anne babanın onayına gereksinim o derece güçlüdür ki, onların onayını istemek anne babanın ölümünden çok sonra da devam edebilir.
 
Bebek uyanık olduğu her an, sizden kendisi hakkında bir şeyler öğrenir. Siz bu yeni kişinin kim olduğunu yansıtan bir aynasınızdır. Bir bebek ona gülümsemenizden harika bir varlık olduğunu, dokunuşunuzdan korunmakta olduğunu, ağlamasına gösterdiğiniz ilgiden etkili ve önemli biri olduğunu öğrenir. Bunlar, kendisine vereceği değerleriyle ilgili ilk dersler ve özgüven yapısının ilk tuğlalarıdır.
 
Çocuklar büyüdükçe onlara kim olduklarını yansıtacak başka aynaları da olur. Öğretmenler, arkadaşlar, bakıcılar, hepsi bu rolü üstlenir, ancak çocuk her zaman anne babasının ona duyumsattığı kendini iyi hissetme duygusuna, ona verdiği öneme ve temel değer yansımalarına dönecektir. Sosyal, ölçülü ve sağlam benlik değerleri olan çoçuklar yetiştirmenin tek yolu vardır. Bu da çocuğunuzu, kendinizi ve aranızdaki iletişimi sürekli gözlemlemektir.
 
Çocuklarımdan her yıl babalar gününde aldığım bu duygulu yazılar baba olarak kendimi gözlemlememi sağlayan çok değerli bir iletişim aracı ve bana sunulan bir armağandır.
 
Nasıl bir babayım? Çoğunuzun yargılarında göre kötü, kendime göre iyi, çocuklarıma göre mükemmel. Benim için doğru olanı çocuklarımın düşüncesidir. Hayatta benim için en değerli varlıklardır. Onlara en iyiyi ve mükemmeli vermek, yanlarında olmak, yol göstermek, gerektiğinde desteklemek, gerektiğinde eleştirmek, gerektiğinde korumak, gerektiğinde değerli olduklarını hissettirmek benim görevim.
 
Anne baba olarak vereceğiniz özgüven inanın dünyanın en mükemmel üniversitesinden daha kıymetlidir. Doğan Cüceloğlu Özgüvenin insanın başarısındaki payı yüzde 85’dir diyor. Kendisinin bir sözü hiç aklımdan çıkmaz. “Çocuklarınıza tek bir şey öğretin; yalan söylemeden kendilerini ifade etmesini öğretin. Dürüst olmasını öğretin.”
 
Şimdi bu yıl iki sevgili oğlumdan aldığım duygu yüklü yazılarını bir babanın gururu ile  sizlerle paylaşmak istiyorum. Onları çok seviyorum..
 
En mükemmel babasına , - Babama-
Zor bir hayat benim yaşadığım
Düşünmeden atılamaz adımlarım
Tek başıma asla yapamam
Seninle yaparım babacığım
 
Yarınlar bilinmez bu dünyada
Kapılar kapanır her hatada
Benim kapılarım hep açık
İşin hüneri benim babamda
 
Evimizde herşey var, olmayan yok
Herkes sağlıklı , karınlar hep tok
Var olandan var hem de çok
Bunların hepsi sayende babacığım
 
Elimi tut beni bırakma
Uzaklaşıp beni ağlatma
Yanımızda ol bu bize yeter
Babalar günün kutlu olsun BABA !!!
 
Özel Notu : Mısralar yetmiyor seni anlatmaya…
Sitendeki makalelere devam et, her zaman arkandayım..
Emre Özdeş ( 16 yaşındaki oğlum)
 
Babama
Birisi bana gelse, sana bir şans versem ve hayalindeki babayı sana versem dese, ben ona dönüp ; “boş işlerle uğraşıyorsun, ben zaten ona sahibim” der ve gülerim. Çünkü gerçekten benim için öylesin . O adamın bana şans vermesine gerek yok, çünkü ben senin gibi bir babam olduğu için çok şanslıyım. İnsanlarla seni tanıştırırken babam deyip seni göstermek bana ayrı bir gurur katıyor. Başarılı bir babam olduğu için gurur duyuyorum içten içe. Bizdeki emeğin tartışılamaz ama emin ol ki sen çok güzel, kökü derin tohumlar ektin. İleride hepsinin karşılığını alacaksın. Biz başarılı çocukların olarak karşında olacağız. Belki tenis şampiyonu oluruz, belli mi olur ! Canım babam sen her zaman en iyisini hak ediyorsun. Aslında bugün değil hergün senin günün çünkü sen her zaman bizim için çok değerlisin.
 
Yakışıklı babamız
Bizim yürekten bir parçamız
Onun başarısını tartışamayız
Açıklıyordur her şey bu gururlu bakışlarımız
 
İyi ki burdasın
Hayatımızın her tarafındasın
Unutma sakın seni nasıl sevdiğimizi
Aydınlatacağız Özdeş’lerin geleceğini
Daha birlikte çok kutluyacağız
Bir çok babalar günlerini
Babacığım babalar günün kutlu olsun
Cem Özdeş ( 17 yaşımdaki oğlum) 
 
Mümün Sekman Limit Sizsiniz kitabından şu sözler ile yazımı bitirmek istiyorum. Bir çocuğun en büyük avantajı neyi yapamayacağını henüz öğrenmemiş olmasıdır. Çocuklar bu yüzden her zaman sınırlarını zorlar, kendi en iyi yapabileceklerini ortaya koymaya çalışırlar.Bir şeyin yapılması değil, o işi kendilerinin yapabilmiş olması onları mutlu eder.
 
Her insan kendi kanatlatıyla uçma isteğiyle doğar ancak zamanla kafası “kafeslenerek” bu isteği unutturulur.
 
Bırakın çocuklarımız kendi kanatlarıyla uçmayı öğrensinler, bırakın onlar istedikleri kişiler olsun. Bizim istediğimiz kişiler değil. Ben de iyi bir baba olarak bunu yapmaya gayret ediyorum.
 
Tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
Sevgilerimle,

2 Başarılı İş Kadını ile tanışmam; birinci hikayem

4 Haziran 2008 Çarşamba Etiketler : kariyer satış gelişim duygusal zeka liderlik pazarlama
Bu yazıyı Antalya’daki Hillside Su otel odamın balkonundan muhteşem manzaranın ilhamı ile yazıyorum. Yazı yazmanın şarkı bestelemekten ve resim yapmaktan farkı yoktur. Ruhen ve fiziken hazır olmanız, ilham almanız gerekir. Ben yazmaya hazır olduğumda konunun dışında hiç bir şeyi düşünmem, sadece yazarım. Hillside Su’nun büyülü ortamında insan 3 gün gibi kısa bir sürede kendini yenileme imkanını buluyor. Hillside Su ile ilgili duygu ve düşüncelerimi önümüzdeki haftalardaki yazılarımda yer vereceğim.
 
Bu hafta iki özel kişilikle tanışma imkanım oldu; ikisi de başarılı birer iş kadını ve tesadüfler bizi tanıştırdı. Prp Multimedya ortağı Berrin Güzel ve Housecafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu.  Bu iki başarılı iş kadını ile sadece birer saat sohbet etme imkanım oldu. İkisi de beni çok etkilediler. Bugün basında birçok güçlü, başarılı diye adı geçen iş kadınları arasında adlarını görememiştim, ama kendilerini tesadüfler eseri keşfetme imkanım oldu. Yeni bir insanla tanışmak, sohbet etmek, onu keşfetmek bana huzur, mutluluk ve keyif verir. Kader bazen belli insanları hayatınıza sokar. Gerisi size kalmıştır!
 
Bu yazının çok uzun ve haksızlık olmaması için iki bölümde yazmaya karar verdim. O kadar yazacak şey var ki, ama ben aklımda kalanları ve beni etkileyen şeyleri sizlerle paylaşacağım.
 
Berrin Hanım, Prp Multimedya ( www.prp.com.tr) firmasının ortağı. Şirketi eşiyle birlikte kurmuş. Berrin Hanım Pazarlama dünyası ile ortak düzenlemiş olduğumuz “Satış Algısı” anketinde kura ile benimle yemek yeme hakkı kazanmıştı. Tamamen tesadüf eseri! İkimizin de yoğun temposu sebebiyle iki ay sonunda kendisi ile öğlen yemeği konusunda anlaştık.
 
Bir insan hakkında ilk 30 saniye içinde edindiğiniz izlenim, kolay kolay değişmez. Berrin Hanım pozitif, mutlu, kendisi ile barışık bir iş kadınıydı. Kendisi bir süre profesyonel çalıştıktan sonra, daha önce edinmiş olduğu tecrübelere dayanarak, eşi ile birlikte multimedya şirketi kurmaya karar veriyorlar. Yaptıkları işler arasında en ilgimi çeken bir çok CEO için prezantasyon hazırlamaları oldu. Bana saydığı isimleri paylaşamam ama Türkiye’nin önde gelen iş adamları olduğunu söyleyebilirim. Ne müthiş bir fikir dedim! Şirketlere ve CEO’lara Multimedya  (powerpoint bu hizmetlerden sadece birisi) prezantasyonu hazırlamak için bir şirket kuruyorsunuz. Ama ne kadar doğru. Bugün giyinmek için bir imaj danışmanı ile alışverişe giden iş adamları varsa, powerpoint gibi teknoloji bilinmesi gereken bir konuda danışmanlık alınması da aynı derecede doğal, hatta zekice bir fikir.
 
Yemek boyunca 10 yıllık arkadaş gibi birbirimizle deneyimlerimizi paylaştık. Kendisinden etkilenmiştim. Müthiş mütevazi, samimi, pozitif ve içten bir dille konuşuyordu.  
 
Tesadüf değil mi? Berrin Hanım ile tanışmadan bir gün önce Eduplus’in Genel Müdürü Çağlayan’dan bir telefon gelmişti. Satış zirvesinde bir panele katılmamı istiyorlardı. Hazırlanmam için sadece 1,5 gün zaman vardı. Nasıl da yoğundum. Ama yine de hemen kabul ettim. Panelde genelde sunum hazırlanmaz, sadece konuşulur. Ama benim hazırlık için süremin kısa olması sebebiyle istediğim şekilde bir konuşma yapmam için yeterli sürem yoktu. Berrin Hanım’a çok güvenmiştim. Yemekten sonra kendisini hemen aradım ve çok önemli bir sunumum olduğunu, kendisinin bana yardımcı olup olamayacağını sordum. Ayrıca 250 kişiye şirketi konusunda bilgi vereceğime, kendisi içinde güzel bir tanıtım fırsatı olacağına da ikna ettim. Kabul etti. Ama bu prezantasyonu hazırlaması için sadece 4 saat süresi vardı. Kim yapardı böyle bir iyilik? Hem de riskli idi!
 
Sunumumun içeriğini hemen gönderdim. Kendisinden iki saat gibi kısa sürede bir taslak geldi. Çok heyecanlıydım. Kendisine o kadar güvenmiştim ki. Bu sunumu başarılı ile yapacaktım. İçeriğim oldukça iyiydi. 8 dakika sürede insanları etkilemem gerekiyordu. Başarılı bir sunumun insanlar üzerinde ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Sunduğunuz içerikten daha bile önemli olabilir.
 
En sonunda gelen emaili açtım. Tam anlamıyla en sevdiğim sözcük ağzımdan döküldü : “Vay!” dedim. Berrin Hanım’ı niye daha önce tanımadığıma üzüldüm. Aslında bugün sunum, prezantasyon yapan her yöneticinin muhakkak böyle bir danışmanlık alması gerekir. Bunun ayıbı olamaz. O kadar fark vardı ki.
 
Bana gönderdiği imajların ücretli olduğunu ve bana çok özel olarak cüzi bir ücret ödemem gerektiğini söyledi. İmajları bir daha kullanmam diye düşündüm. Ama o kadar muhteşem bir bütünlük vardı ki. Tamam, satın alıyorum, dedim. İçime müthiş bir huzur geldi ve ertesi gün yapacağım sunum konusunda kendimi güvende hissettim. İstemeyerek de yer alacağım bu panelde, şimdi bu kararı aldığım için kendimi kutladım. Artık hazırdım. Kendime güvenim gelmişti.
 
Ertesi gün 250 kişinin önünde panelde sunumumu yaptıktan sonra konuşmamı şöyle sonlandırdım. “ Günümüzde fark yaratmak için her zaman büyük fikirlere ve buluşlara ihtiyacınız olmayabilir, bugün Prp firması gibi sadece CEO’lar için powerpoint prezantasyon hazırlamak için bile kendinizi bir iş kurabilirsiniz.  Önemli olan basit ve bir ihtiyacı karşılaması.” Alkışlar işimi iyi yaptığımı teyit ediyordu. Çok mutlu olmuştum.
 
Ertesi günü “ Limit Sizsiniz” seminerimde yine bu sunumdan bahsettim. Yaratıcılığın ne kadar önemli olduğunu, insanın bir konuya odaklandığında nasıl müthiş sonuçlar elde ettiğinden bahsettim. Herkes o kadar merak etti ki, sunumun konuyla hiçbir alakası olmamasına rağmen gelen ısrarlar sonucunda katılımcılara göstermek zorunda kaldım.
 
Hikayenin güzel kısmı, ertesi gün Berrin Hanım’ı gün teşekkür etmek için aradım.

Kendisi de bana geçen gün seminerime katılan bir arkadaşının tanıdığının eğitimim sırasında kendi şirketinden bahsettiğimi anlatmış. Şu sözleri arkadaşı hayretle söylemiş : “Berrin, sen CEO’lara prezantasyon gerçekten hazırlıyor musun? Hiç bilmiyordum.”.  

Pazarlama ve satış ta benim uzmanlık konum 

Berrin Hanım ile tanışmak büyük bir keyif ve benim için bir şanstı. Bundan sonra önemli sunumlarımı sizce ben kime hazırlatacağım?
 
Satış ve pazarlamada basit mesajlar, fikirler ve yenilikler her zaman sizleri başarıya götürecektir. Yeter ki gerçek ihtiyacı bulun!
 
İkinci tanışmam, House Cafe ortaklarından Canan Baltacıoğlu ile ilgili hikayem bir sonraki yazımda yer vereceğim.
 
Sevgilerimle,
Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.