Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arzu Tatlı; bir psikiyatr ve psikoterapist ile keyifli sohbetim

3 Temmuz 2008 Perşembe Etiketler : psikoterapist psikoloji başarı hikayesi insan insan psikolojisi kişisel gelişim
10 seneyi aşkın bir zamandır insanlarla üzerine araştırma, gözlem yapma ve bu konuda kitap okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu nedenle Türkiye’nin önde gelen birçok müessesi ile ortak çalışmalar yapıyor, eğitim veriyor ve gizli müşterileri oluyorum.
 
Bu konuda istediğim noktaya geldiğimi söylersem, kendimi kandırmış olurum. İnsanı çözmek gerçekten zor. Her insan farklı . Bu farkları bilmek kadar uyum sağlamak da önemli. İnsan sürekli kendini keşf ediyor. Kendisi ile mücadele veriyor, hesaplaşıyor.
 
Günümüzün hızlı temposu, globalleşen dünyada iş yapmanın stresi, yoğun ve kesintisiz çalışmak insanları coaching alma veya psikoloğa gitmeye yöneltiyor. İnsanlar sürekli seminer ve eğitimlere katılarak, bu konuda yazılan kitapları okuyarak kendini geliştiriyorlar. Amaç daha tatmin edici bir hayata sahip olmak ve  mutlu olmak.
 
Ne zaman, gittiğim restoranlarda, seminerlerimde, mutlu ve gülen bir yüz görsem, tanışmaya çalışıyorum. Niye mutlu olduğunu ve bu gülen yüzün arkasındaki düşünceyi öğrenmeye çalışıyorum. Genelleme yapacak olursam , amacı olan, ne istediğini bilen insanlar daha mutlu ve güleryüzlü olduğunu gözlemliyorum. Mutlu olmak, içten gelen bir duygudur.
 
Arzu Tatlı, bir psikoterapist. Kendisi ile bir Jaycees toplantisinda karşılaştım. Kendisinin mesleğini öğrenince hemen yanına gittim ve sohbete başladım. Bir saate yakın konuşmuşuz, etrafımızdaki kişiler Taner kimsenin yanında on dakika bile kalmaz, nasıl başardın diye sordular. Psikoloji okumadığım için bu konuda kendimi geliştirmek için önüme çıkan tüm fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum. Kendisini ilk “Limit Sizsiniz” seminerime davet ettim. Seminer esnasında sürekli kendisine danıştım ve söylediklerimin doğru olup olmadığını sordum. Her “evet” dediğinde çok mutlu oldum. Psikoloji gibi bir konuda kimseye yanlış bilgi vermek istemem. Ama inanın bu konuda kendimi sürekli geliştirmek için ayda ortalama iki veya üç kitap okuyorum.
 
Yeni merakım coaching , kendim için gerekli seminer ve eğitimleri alacağım. Kendim için kişisel coaching eğitimi alacağım ve tabiiki sizlerle deneyimlerimi paylaşacağım.
 
Arzu , çok farklı bir yaklaşımı var. Kendisini geçen gün akşam yemeğine davet ettim ve aklımdaki soruları kendisine sordum. Bana samimi ve açık cevaplar verdi.
 
Daha küçük yaşlardan itibaren doktor olmak istemiş. Tıp son sınıfta ortaya çıkan davul ilgisi 23 yaşında bu işe başlamanın geç olduğunu düşündüğü için, enerjisini tıp konusuna aktarmaya karar vererek, Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş. Tıp Fakültesinde okurken yaptığı cerrahi stajı esnasında başından geçen bir olayı anlattı : Kanserli bir hasta kendilerine gelmiş. Ama vücudunu kanser o kadar sarmış ki , ameliyat edilemeden kapatılmış, tedaviye ümitsizce devam edilmiş, ancak aylar geçmesine rağmen hasta kontrollerine gidip gelmeyi sürdürüyormuş.

 

Sonra bu hasta inancı ile yenmiş bu hastalığı. Bu olay kendisini çok etkilemiş ; insan psikolojisinin önemini bu olayla daha iyi anlamasını sağlamış. Sosyal yönünün kuvvetli olduğunu düşünerek, psikiyatrist olmaya karar vermiş. Okuldan sonra 5 yıl Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinde uzmanlık eğitimi yaptıktan sonra, psikoterapi eğitimlerine ağırlık vererek kendi muayenesini açmış.

İnsanlara karşı sevgi ve merakı işini severek yapmasını sağlıyor. İnsanlar yakınlarının problemlerini neden senin gibi çözemiyor diye sordum kendisine . Bunun iki sebebi var dedi : “duygularımda nötr olmam ve bana güvenmelerini sağlayabilmem.” İnsanın kendi çocuğu bile anne ve babasına iç dünyasını paylaşmazken, bu bilgilerini Arzu’yla paylaşabiliyorlardı.
 
“Bunu nasıl başardığını sorduğumda “Öncelikle samimi olarak yaklaştığını. Anlamaya çalıştığını, dinlediğini ve sorular sorduğunu söylüyor. Arzu konusunda çok iddialı hastalarını meslektaşlarına göre daha kısa sürede tedavi ettiğini iddia ediyor. Hatta tedavi tamamlanınca gelmemelerini söylüyorum dedi.. Yoksa bir süre sonra alışkanlık yapacağını düşünüyor. Tedavide, gerekmedikçe ilaç kesinlikle kullanmıyor, ancak ilaca karşı değil.
Hastaların genel sorunları korkular, endişeler, kaygılar. İsanların bir çok şeyi başarmasının veya yapmamasının arkasında bunların olduğunu söylüyor.
 
Ben istediğim kadar para kazanmadığımı düşündüğümü söylediğimde para kanallarımın kapalı olduğunu söyledi ve bunu kesinlikle açabileceğini söyledi. Bana bu konuda kendisine gelen bir hastanın sonrasında elde ettiği gelirlerindeki artıştan bahsetti. Kendisine gerçekten başarabileceğine inandım.
 
İnsan psikolojisi gerçekten ilginç. Geçen gün Ankaraya giderken uçağımız 45 dakika rötar yaptı. Müşterileriden biri sinirlendi. Birden cep telefonu ile konuşmaya başladı. Hostes yanına geldi ve kendisinden kibarca kapatmasını rica etti. Ama müşteri konuşmaya devam etti. Hostes cep telefonu ile görüşmenin hem kendi, hemde diğer yolcuların güvenliğini tehlikeye düşereceğini söyledi. Arzu’ya bir insanın neden böyle davranabileceğini sordum. Bunun bir çok sebebinin olabileceğini , yani yaptığımız her davranışın veya alışkanlığın bir sebebinin olduğunu söyledi.
 
Dün gazetede ünversitede ders veren ve önemli bir derginin yazarının karsının kafasına kavanozdaki dışkısını döktüğünü okudum. Bundan yıllar önce de çok ünlü bir tarih yazarının küfür dolu seminerine katılmıştım. Çok okumak, akıllı olmak duygularımızı kontrol etmemize, egomuza karşı koymamıza veya küçüklükten doğan komplekslerimizle baş etmemize yeterli değil. Bu nedenle bu kişilerin tedavi olması gerekiyor. Takıntılar, korkular, kaygılar, özgüven eksikliği gibi her insanın binbir türlü özel problemi var. Kişiler bunları aşamazsa hayatlarında istedikleri noktaya gelemiyorlar.

 

Arzu şöyle ifade ediyor: “ bugün insanların sigara, uyuşturucu, alkol veya ilaçlara aslında ihtiyacı yok.  Problemleriyle başetmeyi bilmeyen insanlar, bilinçsizce madde kullanımıyla kendilerince bir denge sağlamaya çalışırken,  ilaçlar dışarıdan müdahele ile  insanın kimyasını dengeliyor.  Çözüm insanın kendi içinde, insanlar isterlerse düşünceleri ile bunu sağlayabilirler. İnsanın sağlıklı olması ve dengeyi kurabilmesi çok önemli, aslında herşey bir denge. Dengeler bozuldu mu, depresyona giriyoruz, kendimizi sürekli yorgun hissediyoruz, hatta bu uzun süreli kalıcı olursa kanser bile olabiliriz. Bu nedenle ne kadar önce tedavi olursak o kadar daha başarılı sonuç alma imkanımuz  olduğunu söyledi.

Kendine bunlardan nasıl koruduğunu sordum. Gerektiğinde kendisine terapi yaptığını ve gerekirse bir arkadaşından yardım alabileceğini , bugün coachların da başka coachlarının, psikologların başka psikologlarının olduğunu söyledi. “Herkesin kör noktası , korkusu, endişe ve kaygısı var. Bunlar sahip olmak doğal, ama bunları doğru yönetemezsek bize zarar vermiyor başlıyor. İnsanlar duygusal varlıklar. Bu da bizi kırılgan yapıyor. Bilinçdışımızı olumlu yönde kullanamazsak sürekli endişe içinde olabiliriz.” diye devam etti.
 
Kendisinin de duygularını yönetemediği durumlarda diğer insanlar gibi zarar görebileceğini söyledi. Bu konuda birçok eğitim aldığını, seminerlere katıldığını, kendini sürekli geliştirmek zorunda olduğunu ilave etti. Müşterileri arasında sanatçılar, iş adamları, firma sahipleri olduğunu, herkesin farklı problemlerler kendisine geldiğini söyledi.
 
Arzu’yu çok sevdim. Samimi, açık, kendinden son derece emin. İşimi ve insanları seviyorum diyor. Kendisini tanıdıktan sonra günümüzde herkesin korkularını, endişelerini yenmek, kör noktalarını veya kapalı kanallarını açmak için psikoterapsite gitmesinin son derece normal olduğunu anladım.
 
Günümüzde insanlar boşlukta, mobil veya evden tek başlarına çalışıyorlar. Saatlerce cep telefonu ile konuşup bilgisayar önünde enerjilerini harcıyorlar. Bu konularda kendilerini dengelemek, aldığı kararlardan emin olmak, kendini ve hayatını sorgulamak, günümüzde insanların en çok ihtiyacı olan konular. Bunların hepsini kendimizin çözmesi zor ve uzun bir süreç. Arzu gibi kişiler bu noktada devreye giriyor.
 
Gerçek başarımızı elde etmek, konfor alanımızın dışına çıkmak, gerekli riskleri alıp hayattan keyif ve tatmin almak için bir psikoterapist, psikolog veya bir coach ile çalışmak günümüzde oldukça faydalı ve rahatlatıcı..
 
Ülkemizdeki eğitimsizlik, kültürel faktörler, coşkumuzu nasıl yaşayacağımızı bilmemek, insan psikolojisini anlamak açısından diğer ülkelere göre bu işi daha da karmaşık hale getiriyor. Bunu da çözmenin en güzel ve pratik yolu insanları anlamak için dinlemek..
 
Arzu’ya bana bu değerli bilgileri paylaştığı için teşekkür ediyorum. Kendisinin kısa bir sürede mesleğinde marka olacağına inanıyorum.
 
Bir sonraki konum coaching. Yöneticiler, müdürler, kendi işini yapanlar niye bir coacha ihtiyaç duyuyorlar.
 
Sevgilerimle,

Tanıştığım İkinci Başarılı İş Kadını: Canan Baltacıoğlu

6 Haziran 2008 Cuma Etiketler : başarı kariyer liderlik azim kariyer satış pazarlama hayat dersi
Bilkent Üniversitesi’nin davetlisi olarak bir hafta sonu seminer vermek için Abant’a gittim. Burada en ilgimi çeken konuşmacı House Cafe’nin ortakları idi. House Cafe’nin ortaklarından Canan hanımın konuşmasından sonra kendisinin yanına gidip İstanbul’da kendisine uygun bir zamanda beraber bir kahve içmeyi arzu ettiğimi söylemiştim. Bu arada imzalı kitabımı da kendisine hediye etmiştim.
 
İstanbul’a geldiğimde giden gelen e-maillerin sonunda kendisi ile en sonunda sabah kahvaltısı için Teşvikiye’de House Cafe Corner’da buluşmak için sözleştik. O sabah telaşla saat 8.03’de evimin hemen yanı başındaki House Cafe’ye ulaştım. Biraz heyecanlıydım. Yeni insanlarla tanışmak beni hep heyecanlandırır. İçeri girdim. Kendisi tam zamanında gelmişti. Benim için zamanında gelmek çok önemlidir. Kim olursanız olun, karşınızdaki kişiye vermiş olduğunuz değerdir, zamanında gelmek.
 
Hemen konuya girdim. Süremiz sadece bir saatti. Konuşacak çok konu vardı. Nereden başlasam diye düşündüm. Canan hanım, oldukça mütevazı, sakin, pozitif ve hırsını içinde saklayan biriydi. Uzun zamandır tanışıyormuş gibi, hemen samimi bir şekilde sohbet etmeye başladık. Kendimden de bahsetmekte sakınca görmedim. Bu noktaya nasıl geldiğini anlatmasını rica ettim. Okuldan sonra Pricewatercoopers’da çalışmaya başlamış. Çalışma temposu ve süreleri çok yoğunmuş. Evlenene kadar bu yoğun tempoda çalışmış. Daha sonra işinde ayrılıp Londra’da kısa süreli iş sertifika programına katılmış. Döndüğünde tekrar işine geri dönmüş. Ama bir gün, House Cafe’nin ortaklarından Ramazan Bey’in teklifini değerlendirerek, tüm birikimini House Cafe’ye yatırmaya karar vermiş.
 
Kurumsal bir firmada çalışmanın ödülünü almış. Bütün öğrendiklerini ve tecrübesini House Cafe için kullanmış. Her şey House Cafe Nişantaşı’nın bahçesini açınca başlamış. İşler birden patlamış. Sonra eşi ile birlikte ( daha sonra o da ortak olmuş) gece gündüz çalışarak işi bugünkü seviyeye getirmişler. Şu anda İstiklal Caddesi’nde yeni açılacak restaurantları ile birlikte 10 şubeye ulaşacaklar. Toplam ciroları 30 milyon $ olan bu başarılı Cafe zincirinin başarısının arkasında Canan Hanım’ın detaylara çok önem veren bir kişiliğinin ve inanılmaz bir sabrının olduğunu gördüm.
 
Bir saat boyunca sohbetimizde bu kadar sakin, mütevazı bir kişiliğin ( kendisi yaşından da genç gösteriyor)  nasıl bu kadar başarılı bir iş kadınına dönüştüğünü düşündüm. Saat 8 de işe başlayıp gecenin bir saatine kadar sürekli haftada yedi gün çalışan Canan Hanım, akşamları da saat 11 gibi erken bir saatte yatıyor. Disiplinli ve hep iş var hayatında. Canan Hanım, ne kadar önemli bir başarı elde ettiği konusunda son derece mütevazı idi. Kendisine küçükken en büyük hayalimin dünyanın belli başlı kentlerinde alışveriş merkezimin olması olduğundan bahsettim, her gün uçağıma binip bu alışveriş merkezlerini gezecektim. House Cafe 10. şubesini açacak, her gün hepsini dolaşmak ne büyük keyif olmalı!
 
Bugün başarılı insanları gördüğümüzde hep başarılarını görürüz, ama onların ödedikleri bedelleri ödemek istemeyiz. Bedel ödemeden, risk almadan başarı maalesef olmuyor. Birikmiş tüm parasını bu işe koyma cesaretini gösteren bu cesur iş kadını, “siz benim sakin olduğuma bakmayın, iş esnasında çok farklı bir kişi olabiliyorum. Ama ben öyle bağırıp, çağırman elemanlarıma hep inisiyatif veririm, sakince ama gerektiğinde sert bir dille konuşabilirim.” House Cafe’nin merkezinde bugün 40 kişi çalışıyor. Her şubenin bir müdürü var, kurumsal bir yapıda yönetiyorlar.
 
House Cafe’nin üç ortağı var. Diğer ortakları eski eşi Ferit Baltacıoğlu ve Housecafe fikrinin yaratıcısı Ramazan Üren. Canan hanım, eşinden bir sene önce  ayrılmasına rağmen işte birlikte uyum ve sinerji içinde çalışmaktadırlar. Bana göre, bu inancın duyguların üzerine çıktığının en güzel ve etkileyeci örneğidir. "Şu an oldukça iyi anlaşan iki iş ortağıyız. Özel hayatta başaramadık, ama iş hayatında başardık." Canan hanım’ın şu sözleri beni çok etkiledi :
 
Ferit ile birlikte zamanında çok çalıştık diyor Canan Hanım. Kendisi şu anda daha çok büyümeden sorumlu. Canan hanım ise her cafedeki ince detaylardan, dekorasyondan, menüden. House Cafe’de ne kadar çok detay var düşününce. Her şube birbirinin aynı. Ben House Cafe’ye haftada en az bir kere muhakkak giderim. Ortamı beni rahatlatır. Pazar günleri ailemin en favori kahvaltı yeri. Kendi evim gibi rahat ederim.
 
Canan Hanım ile sohbet esnasında sanki oranın patronu değildi. Elemanlarına hiç müdahale etmedi, özel bir servis istemedi. İnanılmaz mütevazı. Sanırım House Cafe’deki huzurlu çalışmanın sebebi de kendisi idi. Çalışanlar hem mutlu hem de oranın ortağıymış gibi servis yapıyorlardı.
 
House Cafe bir düşüncenin, yeni yaşam tarzının bir ürünüydü. Bugün bir çok taklidine rastlamak mümkün. Ama menüsü, ortamı, hizmet kalitesi ile taklit edilmesi çok zor. Canan Hanım bu genç yaşında bu kadar önemli bir işin üstesinden gelmişti. Diğer iki ortağı erkekti. Takım olarak herkesin kendi alanına göre iş bölümü yapıyorlardı. Bence başarılarının sırrı buydu. Uyum, odaklanma ve işleri ile yaşamalarıydı.
 
Son iki haftada bu iki başarılı iş kadını ile tanışma imkanım olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Başarı detaylarda gizli. Bir amaç için çok çalışmadan, kararlı bir plan yapmadan, bedel ödemeden başarılı olunmuyor. Hem Berrin Hanım, hem de Canan Hanım bana hayallerinden bahsetmediler, bende sormadım. Ama muhakkak bana söylemedikleri, arkalarından koştukları bir hayalleri vardı.
 
Her ikisine de benimle bu kadar değerli bilgileri ve tecrübelerini paylaştıkları için teşekkür ederim. Canan Hanım’ı derneğimizin her yıl düzenlediği TOYP (Jaycee-Türkiye’nin en başarılı 10 genç yarışmasına – http://www.jcistanbul.org/toyp.html -bu sene aday göstermeye karar verdim. İnşallah kazanır. Kendisinin ülkemizi yurtdışında en iyi şekilde bizleri temsil edeceğine inanıyorum.
 
Berrin Hanım da bundan sonra önemli prezantasyonlarımda her zaman danışacağım kişi olacaktır. Hayat bazen  tesadüflerden oluşur, biz buna şans veya talih diyebiliriz. Bu fırsatları paraya veya başarıya dönüştürmek bizim elimizdedir!
 
Bu yaz büyük oğlum Cem, House Cafe’de staj yapacak. Umarım oğlum da Canan hanımdan bir şeyler öğrenir, kendiside iyi bir girişimci olur.
 
Sevgilerimle,

Beni örnek alanlar sadece bir imaja özeniyor

30 Nisan 2008 Çarşamba Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim imaj kariyer başarı ün
Geçen akşam eşimle birlikte Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde (BURC) Zuhal Olcay’ı dinlemeye gittim. Muhteşem bir konserdi. Zuhal Olcay’ın mütevazi kişiliği ile o gece ilgimi çekmişti.
 
Ertesi gün tesadüfen kendisi ile ilgili bir röportaj okudum. O zaman anladım ki, kolay kolay Zuhal Olcay olunmuyor!  Kendisi konuşmasında sitem ediyordu. İnsanlar başka insanlar gibi olmak istiyorlar, bunun çok kolay olduğunu zannediyorlar, ama bunun için bir bedel ödemek istemiyorlar diyordu.
 
Şirketimize başlayan bir çok yeni satış elemanı, en ufak bir zorlukta veya eleştiride, hemen isyan ediyorlar, gözleri doluyor ve işi bırakmak istiyorlar. Yeni nesil her şeyi televizyon veya sinemada gördükleri kadar kolay ve basit sanıyorlar. Tecrübenin ve bir bedel ödemenin anlamı fazla anlaşılmıyor. Bugün başarılı olarak gördüğümüz kişilerin o noktalara nasıl geldiklerini kimse sorgulamıyor.
 
Ben tecrübemi, mümkün olduğu kadar yazarak, anlatarak yeni nesillerle paylaşmaya çalışıyorum. Ama benim yazılarımı okuyarak veya beni dinleyerek, çalışmadan, acı çekmeden, denemeden, başarısız olmadan, işten atılmadan bir şeyler elde edebileceğini de kimseye vaat etmiyorum.
 
Türkiye’de, hatta dünyada ilk defa uygulamaya geçen “Satış Okulu” projesi geçen hafta hayata geçti. Bu projenin mimarı Asemble firmasının kurucusu Sinan Ergin’i  inançı ve cesareti için tebrik etmek isterim. Bu güzel projede Digitürk stüdyolarından 12 ildeki AFM sinemalarındaki satış kariyeri yapmak isteyen kişilere Türkiye’nin her yerinde eş zamanlı eğitim verme şansım oldu. Bana birçok soru yöneltildi. En ilgimi çeken soru, başarıya nasıl ulaştınız, adım adım anlatır mısınız sorusuydu. Bende anlatmaya çalıştım. Tabii ki anlattığım, bir formülden çok inançtı. Bu inanç beni bir çok şeyi yapmaya teşvik ediyor, sürekli bir şeyler üretmem için beni motive ediyor. Ayda 2 kitap okumak, günde 5-6 saat uyku ile yaşamak, haftada 5 gün spor yapmak, zamanı mükemmel kullanabilmek ve sürekli ileriyi düşünmek, planlamak, çalışmak hep çalışmak.
 
Bu benim sürekli yapmam gereken bir yaşam tarzı. Beni mutlu ediyor ve yaşamıma bir anlam veriyor. Ben niye yaşıyorum veya bu dünyada neden varımın cevabını bana söylüyor. Bir sabah yürürken aklıma şu soru geldi “ Bu sabah bir şekilde elime havadan 1 milyon Amerikan doları geçse bu beni mutlu mu, yoksa mutsuz mu eder?” Beni tembel ve isteksiz mi yapardı? Hayattaki hedeflerimi ve isteğimi yok mu ederdi? Yoksa bana daha büyük bir sorumluluk mu yüklerdi? Bu sorunun cevabını gün boyu düşündüm. Sonunda bu paranın olmamasının beni daha çok mutlu edeceğine karar verdim.
 
Yazımın diğer kısmını Zuhal Olcay’ın hayat dersi niteliğindeki röportajından alıntılara yer vermek istiyorum:
 
Soru: Türkiye’deki genç oyuncuların çoğu, ‘‘ En beğendiğiniz oyuncu kim? ’’ diye sorulduğunda kızlar ‘‘ Zuhal Olcay ’’ erkekler ‘‘ Haluk Bilginer ’’ diyor. Bu durum size ekstra bir sorumluluk yüklüyor mu ya da sizi daha bir seçici olmaya zorluyor mu?
 
Z.O: Hiçbir şeye zorlamıyor. Hatta size itiraf edeyim, gereğinden fazla seçici olduğumu düşünüyorum, işim konusunda. Bunu tamamen kendim istediğim için yapıyorum.
 
Örnek alanlara gelince: Çok enteresan şeyler de yaşıyorum. Örnek alan isimlerin kaç tanesi beni tiyatro sahnesinde izlemiştir, emin değilim. Bir imaja özeniyorlar ama o imajı, o imaj yapan şartların ne olduğu konusunda çok fazla bilgileri var mı acaba, çok merak ediyorum.
 
Ne kadar çok çalıştığımı, gün geldiğinde çok parlak, parası yüksek bir teklife ilkelerim nedeniyle hayır dediğimi biliyorlar mı? Mesela şöyle şeyler yaşıyorum provalarda ‘‘ Zuhal Hanım, size bayılıyoruz. Biz konservatuar öğrencisiyiz, sizin gibi olmak istiyoruz’’ diyorlar. Provalarım başlıyor, haftada 3 gün. Bak burada Tilbe Saran var, burada Zuhal Olcay var, yönetmen Işıl Kasapoğlu var ve bir oyun çalışıyorlar, işin mutfağı yani. Haftada üç gün gelin, provaları izleyin. Çay getirin, çay götürün, izleyin, notlar alın. Bir gün geliyorlar, iki gün geliyorlar, üçüncü gün yoklar.
 
Soru: Her şeyi ama hemen istiyorlar. Daha pratik bir yolu yok mu bunun?
 
Z.O: Yahu Allah aşkına beni delirtmeyin. Düşünsenize İngiltere’ de Helen Mirren’ la Michael Gambon prova yapıyorlar. Bu yaşımda gider bir hafta yatarım kapıda. Beni örnek alanlar sağ olsunlar. Her zaman gururlanıyorum tabii…
 
Başarı bir bedel ödemektir, başarı başarısız olma cesaretini göstermektir. Başarı, herkesin yapmak istemediği veya cesaret edemeyeceği şeyleri denemek ve tecrübe etmektir.
 
Siz siz olun şu kararı verin, başarılı olmak için bir bedel ödemeye hazır mısınız? Cevabınız hayır ise, o zaman sevdiğiniz, inandığınız bir işi seçin.. Bu sizi daha mutlu ve başarılı yapacaktır!
 
Sevgilerimle,
 
 

“Necati Tekin” Bir Satışcı

5 Nisan 2008 Cumartesi Etiketler : satış pazarlama kişisel gelişim kariyer vizyon başarı hikayesi
Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı okuyan ve bu konuda bana mesaj gönderen okuyucularımdan email almak beni çok memnun eder. Hepsine geri dönmeye gayret ederim. Hatta bazıları ile de tanışmak için bir araya gelirim. Geçenlerde Necati Tekin adlı bir okuyucumdan email aldım.
 
Necati bana kitabım için aşağıdaki teşekkür yazısını iletti, beni ve ailemi çalıştığı mekan Portaxe’e (www.portaxe.net) hafta sonu için bruncha davet etti.
 
Satışın 10 Altın kuralı gerçekten çok başarılı bir kitap. Elinize sağlık. Satış üzerine çalışanlara gerçek yolları gösteriyor. Bence Satışçının gerçek sermayesi olan müşteriye klişeleşmiş mal satma taktiklerini değil  onları gerçekten kazanmanın yolunu anlatmışsınız. Ben Baltalimanı Portaxe Banquet mekanının satış yetkililerinden biriyim. Sizin anlattığınız, müşteri değil dost kazanma sistemini zaten kullanıyordum fakat bir senelik satışçı olarak; rapport gibi, görsel işitsel müşteriler gibi bazı sistemleri sizin kitabınız aracılığı ile öğrendim. Bunları da hemen uygulamaya başladım zaten. Sizi ailenizle birlikte Portaxe’a Pazar brunch’ına davet etmek isterim. Faydalı kitabınız için çok teşekkür ederim.”
 
Bende kendisini geçtiğimiz pazar günü ziyaret etmeye karar verdim. Necati , Bilkent Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Ritz Carlton’da çalışmış, sonrasında Ziyafet Şefi olarak Portaxe’de kariyerine devam etme kararı vermiş.
 
Benim için ilk intiba çok önemlidir. Arabamı park ettiğimde, uzaktan Necati’yi gördüm. Kendisi firmanın sahibi gibi kapıda durarak müşterilere içten “hoş geldin” diyordu. Yanına gidip kendimi tanıttım. Bizim için deniz gören çok güzel bir masa ayırmıştı. Bir süre sonra kitabımla birlikte yanıma geldi.  Kitabımı birkaç kere okumuş, notlar almıştı. 28 yaşında, ama yaşina göre çok olgundu. . Tavırları olumlu, yaklaşımı içten ve samimi idi. Heyecanı olmasına rağmen rahat bir tavırla yanıma gelmesi ve benimle hemen sohbete başlaması cesurca geldi. Bu davranışları bizi ailece rahat hissettirmişti.
 
Türkiye’de birçok satışçı satış veya kişisel gelişim kitapları okumazlar. Her şeyi bildiklerini zannederek, kendilerini geliştirmeye gerek olmadığını düşünürler. Hayat bir tecrübedir, deneme ve yanılma yoluyla bir çok şey öğreniriz. Ancak, her şeyi deneyecek zamanımız yoktur. Çoğu zaman  diğer başarılı insanları taklit ederek, yazdıklarını okuyarak öğrenmeye çalışırız. Öğrenmenin başka yolu yoktur. Necati’ye hayat felsefemden ve değerlerimden bahsettim : “ Her sabah kalktığında bugün ne öğrenebilirim diye kendime sorarım. Amacım insanları sevmek ve yardımcı olmak, müşterilerime elimden gelenin en iyisini yapmak, kendilerini değerli hissetmelerini sağlamaktır. Böyle bir hayat felsefesi geliştirirsen, satış mesleğinde hiç yorulmaz, işini keyifle ve severek yaparsın.” dedim.
Her pazar günü D&R’a gidip, yeni çıkmış kitaplara göz atarım. Bir kısmına orada hızla göz gezdirir, çok beğendiğim kitapları da satın alırım. Bu haftada Napoleon Hill’in “Düşün ve Zengin Ol “ kitabını aldım. Kendisi dünyanın en başarılı insanlarının başarı sırlarını incelemiş.  Kitabın temelindeki fikir : “Düşünce, amaç, kararlılık ve ateşleyici arzu ile birleştiğinde sanıldığından da kuvvetli maddeler haline gelir. Yenilginin en yaygın nedenlerinden biri, geçici yenilgi nedeniyle umutsuzluğa düşüp vazgeçme alışkanlığıdır. Çoğu insanın yaptığı da budur. “
 
Napoleon Hill, kitabında satışla ilgili bölümünde ise, kitabın kahramanlarından Darby için : “Potansiyel müşteri bir şey almadan beni göndermek istediğinde, kendi kendime şöyle diyorum: Bu satışı yapmalıyım. Yaptığım bütün satışların büyük bir bölümü insanlar “HAYIR” dedikten sonradır.”
 
Necati, gördüğüm kadarı ile çok başarılı bir satışçıydı. Hırsı, öğrenmeye açık ve aç olması, işine tutkusu sebebiyle sürekli kendisini geliştirmek istiyordu. Hayatta hedefleri vardı. Yeni müşteriler ile tanışıyor, mevcut ve yeni müşterilerini mutlu etmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ediyordu.
 
Portaxe, Emirgan’da deniz kenarında her türlü kurumsal ve bireysel organizasyon yapmaya uygun bir mekan. Her türlü davetiniz için mekanı hayalinize ve isteğinize göre dekore ediyorsunuz.
 
Necati, çok güzel bir hikayesini bizlerle paylaştı.  Düğün sahibi düğünün yapılacağı gün çok önemli bir dünya kupası final maçının oynanacağını öğrenmiş. Necati’ye bu akşam kimse gelmez demiş. Necati’nin aklına süper bir fikir gelmiş. Mekanı dünya kupası finaline uygun hale getirmişler. Menüler, masalar, mekan tam maç havasına bürünmüş. Mükemmel bir akşam olmuş. Misafirler son derece memnun ayrılmışlar. Necati, sıcak, samimi tavrı ve yaratıcı fikirleri ile müşterilerinin hemen dikkatini çekiyor.
 
Necati mekanın kapasitesini dolu tutmak için sürekli yeni fikirler geliştiriyor. “Ben mekan değil, hayal satıyorum” diyor. Fiyatlar diğer benzeri (deniz kenarı) mekanlarına göre uygun olmasına rağmen, çok da ucuz değil. Bazı bireysel talepleri, mekanda rezervasyon yok ise, 10 gün öncesinden haber vermek şartıyla,  daha uygun fiyattan kiralıyor. Pazar günleri saat 2 ye kadar (kişi başı 25 YTL den) Brunch hizmeti veriyor.
 
Necati’nin ileride çok başarılı olacağı kesin. Bakış açısı, işine tutkusu, satış mesleğinde kendisini sürekli geliştirmeye çalışması… Bu konuda bende hiç bir şüphe bırakmıyor. “Günlük müşteri ziyaretlerimde kitabınızı okuduktan sonra ziyaret rotamı çok daha verimli hale getirdim” diyor. Her gün ziyaret yapmaya ve yeni müşteriler ile tanışmaya gayret ediyor.
 
Hem bu mekanı görmeniz, hem de Necati ile tanışmanız için bir pazar günü Portaxe’a bruncha gitmenizi tavsiye ederim.  
 
Sevgilerimle,
 
Sayfalar : [1] 2 3 4 5
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.