Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Temmuz, 2008

Serbest Giyim

29 Temmuz 2008 Salı Yorum yok »

Sıcakların dayanılmaz olduğu şu günlerde serbest giyime geçmek isteyen şirketler için, serbest giyimin avantaj ve dezavantajlarını paylaşmak istedim*
 
Firmalar açısından avantaj ve dezavantajları:

Kusursuz Olmak

25 Temmuz 2008 Cuma 2 Yorum »

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine. Bu testilerden birinin yan kısmında bir çatlak varmış. Diğeri ise hiç kusursuz olup sağlammış. Her seferinde, bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış.

İki sene boyunca her gün böyle geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece bir buçuk testi su kalırmış. Tabii ki kusursuz, çatlaksız testi görevini mükemmel yaptığı için çok gururlanırmış. Fakat çatlak olan kusurlu testi, çok utanırmış. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülürmüş.

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle sular eve gidene kadar akıp gidiyor". Adam gülümseyerek dönmüş testiye: "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. İki senedir senin suladığın o güzel çiçekleri toplayıp masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

Kıssadan hisse; Yaşamda birçok kişi kendisini en iyi ve kusursuz gösterme çabasına girişir. Oysa ne kadar gereksiz bir telaştır bu. Unutmamamız gerekir ki, ‘mükemmel’ insan yoktur. Tarih boyunca olmamıştır, olmayacaktır da. Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Hepimizin kusurlu tarafları var ve bizi biz yapan, diğerlerinden ayıran da bunlardır. Önemli olan kusurlarımızın farkında olup, onları kabullenip, onlarla birlikte yaşamayı öğrenip onları sevebilmektir. ‘İnsan olabilmek’ bunu gerektirir. Hayatımızı ilginç kılan, ödüllendiren ve renklendiren hep bu kusurlu yanlarımızdır.

Kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyi mantıkla çözebileceğine inanır ama duygusal yaşamında ya başarısız ya da yalnızdır bu kişiler. Kusursuzluğa ulaşma çabası kişinin yaşam alanını da daraltarak yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapatır. ‘Kusursuzluk’ diye bir şey sadece hayal dünyasında olur. Kaldı ki bu tanıma uyanların da çok sıkıcı ve renksiz olacağını kestirebilmek güç değil. Kısaca acı da verse kusurlarımızla yüzleşebilmeliyiz. Kendine kızmak ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görmesini engeller. Sorumluluklarına sahip çıkamayan ise güçsüzdür. Güçlü olabilmek ise yürekli olmayı gerektirir. Kusurlu bir yanımızla yüzleşip onu kabullenmek, diğer insanlarla da olan ilişkilerimizi de etkiler. Kendisine hoşgörülü olan insan, diğerlerinin kusurlu yanlarını da daha kolay kabullenir. Kusurları değil, içindeki güzellikleri görür. Günümüzde en çok ihtiyacımız olan ‘hoşgörü’ de ancak böyle elde edilebilir. Kusurlarıyla yüzleşebilme yürekliliğini gösterebilen kişileri ve onları bu şekilde kabul edip anlayabilenleri ..

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

* Bu yazı Pembe Candaner’in makalesinden alınmıştır. Paylaşmak istedim

 

 

İyi Satışçı nasıl olunur

21 Temmuz 2008 Pazartesi 4 Yorum »

 

25 senedir satış ile içiçe olmama rağmen satışın temel kuralları fazla değişmedi, ama satışçılar değişti. Ofisten çıkmadan satış yapabileceklerini düşünen, işini takip etmeden işleri kapatmayı hayal eden, hedeflerini düşünmeden çalışan ve çok yoğun olduğunu sürekli savunan, stresten şikayet eden yeni nesil  satışçılar.  Bunun ana nedenlerinden biri zamanlarının büyük kısmını satış dışı aktivitelerde geçirmeleri.

Bu tür satışçılar günümüzün yoğun rekabet koşullarında  beklentileri karşılayamıyorlar, fark yaratamıyorlar. Değişime açık değiller.

Satış konusunda samimi düşüncelerimi uzmantv’de paylaştım. İlginizi çekeceğini düşünüyorum : http://www.uzmantv.com/basarili-bir-satis-gorusmesi-nasil-olmali

Satışçıdan 3 öncelikli beklentim şunlandır:

1- Müşteriyi bulması

2- İlişki başlatması ve güven uyandırması

3- İlişkiyi sürdürmesi ve aynı müşteri ile sürekli iş yapması

Satışçının ne yapmasını tercih etmem/istemem :

1- Sabah erken gelip, tüm gün ofis işleri ile uğraşmasını

2- Müşteriyi ziyaret edip, ama ilişki kurmadan teklif göndermesini

3- Mevcut müşterileri unutup, sürekli yeni müşteri peşinden koşmasını

4- Haftada 10′un altında müşteri/müşteri adayı ziyaret etmesini

Diğer konular için video’ları izleminizi tavsiye ederim.

Bol satışlı günler dilerim.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

 

 

 

 

KUZUCULU İLKÖĞRETİM OKULU -HATAY/DÖRTYOL Projesine Katılın

18 Temmuz 2008 Cuma Yorum yok »

Hayatta en büyük arzum bir okul yaptırmaktı. Bunu gerçekleştirmek amacıyla
bundan yaklaşık 3 ay kadar önce bir grup arkadaş bir araya gelip bir yardım
projesinde yer almaya karar verdik. Hatay/Dörtyol Kuzuculu beldesinde
3 derslikli prefabrike bir ilköğretim okulu ve öğretmen  lojmanı yaptırmak
için kolları sıvadık.  
 
Çoğumuz, belki hepinizin zaman zaman yaptığı gibi kişisel yardımlarda bulunuyorduk,ama bunun daha kalıcı olmasını ve birlikte daha fazla bir değer oluşturabilmesini istedik.

Araştırmalarımızı çok boyutlu sürdürürken, yine yarınlarımız adına en güzel
 yardımın eğitim adına olacağına karar verip, ihtiyacı olan bölgede
 yaşayanların hayatında bir ışık yakabilmeyi arzuladık.Bu amaçla bir çok
 alternatif üzerinde tartıştıktan sonra yine en güvenebileceğimiz, bugüne
 kadar yapmış oldukları işlerle kendilerini kanıtlamış olan Çağdaş Yaşamı
 Destekleme Derneği-
www.cydd.org.tr-  ile yola çıkmanın doğruluğu görüşünde
birleştik.

 Uzun süren görüşmeler sonucu ÇYDD’nin öncelikli bölgelerinden birine destek
 vermeye karar verdik.Yaptıracağımız ilköğretim okulu Hatay/Dörtyol Kuzuculu
 beldesinde yer alıyor. Belde nüfusu genelde mevsimlik işçi  ailelerden oluşuyor ve çok yoksullar… İşte bizler de bu yoksulluk ve  umutsuzluk ortamında hiç değilse onların çocuklarının makus talihini  değiştirebilecek adım atmış olacağımızı düşünüyoruz.Ayrıca biliyoruz ki oradaki hic bir çocuk bizim çocuklarımız kadar şanslı değil. Belki uzak bir  hayal gibi görünüyor ama düşünüyorum da eğer gerçekleştirebilirsek,  çocuklarımızla bu okulun açılışına gidip onlara da hayatı tanıtmak adına çok  önemli bir tecrübe yaşatacağımızı ve de ileride onların da aynı yoldan  yürümelerini sağlayabileceğimizi düşünüyorum.

 Bu sene Eylül’de çocukların bir okula kavuşabilmeleri için toplam proje
 miktarının üçte birini 1 Ağustos tarihine kadar hesaba toplayabilmemiz
 gerekiyor. Ne yazik ki daha önceden bu mesajı sizlere geçemiyordum çünkü,
 bürokrasi yüzünden proje belli olmasına rağmen, ÇYDD adına açılacak hesaba
 para toplanabilmesinin onaylanması ve gerekli izinlerin alınması
 gerekiyordu, ancak tamamlanabildi.

 Benim sizlerden ricam, eğer kendiniz veya şirketleriniz bu projeye destek
 olmak ister ve katılmak isterseniz, aşağıda vermiş olduğum ÇYDD hesabına
yardımlarınızı göndermeniz.
Şirketler yıllık cirolarının yuzde 5’ i kadar
bağışı vergilerinden düşebiliyorlar.

Eğer bu zorlu yolda herhangi bir yardımınız olursa, lütfen bana geri
bildirimde bulunun. Ancak bu şekilde ÇYDD’den dernek bağış makbuzunuzu
adınıza ya da şirketiniz adına düzenlenmesinde yardımcı olabileceğim.

 Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği - YTL hesabı - Kuzuculu ilköğretim projesi
 Yapı Kredi Bankası
 Etiler Şubesi ( 237)
 Hesap No: 823 08 336

Detaylı bilgi ve makbuzlarınızı almak için taner@tanerozdes.com mail atınız.

 Proje detayı Hatay Dörtyol ilçesi Kuzuculu İlköğretim okulunun yeniden inşaası 
3 derslik , 1 toplantı odası , öğretmen odası , kız – erkek tuvaleti + öğretmen tuvaleti ( 326 m2 ) - ve 3 adet 60m2′lik lojman için İzmir’de mukim Adesa Prefabrik firmasından indirimlerden sonra KDV dahil 174,000 YTL- ‘ye teklif aldık…1 Ağustos’a kadar 120,000.-YTL’ye ulasmamiz lazim.. Şu anda 100,000YTL yi geçtik.

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

En büyük engel kendimiziz

11 Temmuz 2008 Cuma Yorum yok »

Bu yazımı şu anda kardeşiminin Ulus’daki evinin havuzunun kenarından yazıyorum. Boğaziçi Sitesi İstanbul’un en güzel manzaraya sahip birkaç sitesinden biridir. Oturduğunuz yerden tüm boğazı görebilirsiniz. Bu güzelliğe bakmak, insanda meditasyon etkisi yapar. Beyninizi huzur ve umut kaplar. Keşke insan her zaman bu ruh halinde olabilse. Ne yazık ki insanlar huzurlu olmak yerine çoğu zaman endişe, korku, kaygı ve umutsuzluk içinde oluyorlar.
 
İnsanın yaratıcı olması, bir şeyler keşfetmesi için zihninin açık, ruh halinin olumlu, düşüncesinin pozitif olması gerekir. Dünyanun bütün mucitleri en büyük eserlerini ve keşiflerini en keyif ve huzurlu anlarında bulmuşlar.
 
Bu pazar sabahı eşimle dışarıda kahvaltı ettikten sonra yanımızdaki City’s gittim. Oğluma yaz stajı yapabilmesi için birkaç dükkanla görüşmek için içeri girdim. İçimde birden alışveriş yapma isteği oluştu. Eşime bir şey almak istedim. Vermek insana almaktan daha haz veren bir duygu. Bunu farkettiğinizde dünyanın en mutlu insanı siz olacaksınız. Sonra pazar günlerimin vazgeçilmez alışkanlığı ile  D&R’a girdim. D&R City’s personeli gerçekten mükemmel , her zaman pozitif ve güleryüzlüler. Yeni çıkan kitaplara – tabii ki kendi kitabıma – baktıktan sonra seminerlerim için insanlarla ilgili CD’ler almak için dolandım. Personelin pozitif enerjisi ben de hoş duygular uyandırdı. Taner bey bu kış size imza günü yapalım dediler. Benden mutlusu yoktu. Tabii ki yeni kitabımın ne zaman çıkacağını sordular. Bu son zamanlarda en zorlandığım soru, kesinlikle yazacağım, ama ne kadar zor bir iş bir de bana sorsalar. 2009’a söz!
 
Bu haftaki yazımı düşünürken tesadüfen karşılaştığım iki iş adamının bana hatırlattığı “en büyük engelin aslında kendimiz” olduğu konusuna yer vermek istedim.
 
İnsan ne yapmaya karar verirse versin öncelikle kendisi ile bir mücadeleye girer. Çoğu zaman da bu nedenle başlamadan vazgeer veya erteler. En güzel fikirler ve girişimler başlamadan, denemeden son bulur.
 
Satışçılarda en büyük korku reddedilme ve başarısızlıktır. Bu nedenle çoğu satışçı gerekli kararlılığı göstermeden müşteri önünde pes ederl. Bunun en önemli sebebi ise başarısız satışcıların ilişki odaklı olmak yerine satış odaklı düşünmelidir. İlişki odaklı düşünseler, satışta başarısızlık diye bir kavramın olamayacağını anlayacaklardır. İlişkiler uzun vadeli kurulduğundan eninde sonunda başarılı olursunuz. Önemli olan hedefinizi doğru belirlemeniz ve önceliklerinizi doğru planlamanız. Planlarınızı ne olursa olsun ertelememeniz.
 
Geçen gün Ankara havalimanında uzun yıllar önce tanıştığım başarılı bir iş adamını gördüm, Yüksel Mermerler. İlerlemiş yaşına rağmen çok genç ve dinç gözüküyor, özgüveni  her halinden anlaşılıyordu. Doğru anı bekledim. Kendisine yaklaştım ve kendimi tanıttım.
 
Beni çıkaramadı ama nezaket gösterip benimle sohbet etmeye başladı. “İşler nasıl gidiyor?” dedi. “ Daha iyi olabilir” dedim.  Daha iyi olması için ne yapmam gerektiğini sordu. “ Daha fazla risk almamız yatırım yapmamız “ dedim. “ Anlat bakalım, belki kafama yatarsa parayı ben koyarım” dedi. Beni kötü sıkıştırmıştı, bana bahane değil gerçeği söyle demişti. İşadamı olmanın bahaneleri bırakıp fırsata, sonuca yönelmek olduğunu bana çok güzel anlatmış oldu. Bahaneler kendimizin konfor alanında kalmamızı, başarısızlıktan kaçmamızı ve reddedilmemizi sağlarlar. Cesur ve kararlı olan başarıyı da yakalar. Çünkü şans onlara güler.
 
Cumartesi günü espresso almak için Nespresso dükkanına uğradım. Şansa firma sahibi Moris bey Cumartesi olmasına rağmen girişte oturuyordu. Keyfi çok yerindeydi. Moris bey hep güleryüzlü, zeki , sonuç odaklı bir işadamıdır. Oğlum yanında bir yaz staj yapmıştı. Negatif düşünmeyen, hızlı düşünen ve hızlı karar veren biridir. Her zaman kendisinden emindir. Kontrolünü hiç kaybetmez. Ayrıca çok kararlıdır. Havadan sudan konuştuktan sonra ortamın ne güzel olduğunu gelecekte kuracağım ofislerde aynı kendisinin mağazası gibi döşemek istediğimi söyledim. Bana döndü ve “ seni şimdi yapmaktan alıkoyan ne var “ dedi. Kısacası bana şimdi yap, erteleme mesajını verdi.
 
Başarıya ulaşmış işadamları hemen, anında  harekete geçerler. Hayallerini ertelemezler. Düşünme ve erteleme hastalığından etkilenmezler; kendi düşüncelerinin onlara engel olmasına izin vermezler. Bu onların bilmedikleri başarı sırlarıdır.
 
Geçenlerde bizim şirketin patronu Kemal Cılız ile sohbet ediyorduk. İki türlü iş adamı vardır diyordu.  İş yapmak için ve para kazanmak için iş yapan işadamı. Ben para kazanmak için iş kurarım diyordu. Kendisi ile sekiz yıldır çalışıyorum. Çoğu zaman fikir ayrılığına düşer, hararetli bir şekilde tartışırız. Çok iyi bir iş adamıdır. Nedeni ise ne istediğini bildiği için her zaman para kazanır. Ne istediğini bilmek ve ona odaklanmak. Kendi düşüncesinin çeresinden etkilenmesine izin vermeden sonuca odaklanmak, yani para kazanmaya.
 
Günümüzde eskisine göre çok daha kolay bilgiye ulaşıyoruz, bu bilgiler bizi pozitif veya negatif etkiliyorlar. Ama önemli olan iç sesimizi dinlemek ve ne istediğimizi bilmek.
 
Bugün ister satış yaparken, ister kendi işinizde ne istediğinizi bilmiyorsanız, eyleme geçmeyip sürekli erterlerseniz veya başlamamak için kendinize bahaneler üretirseiniz, başarılı olamazsınız.
 
Siz siz olun kararlı olun , iç sesinizi dinleyin. İstediğiniz şeye karar verdiğinizde harekete geçin. Ertelemeyin.
 
Bu iki işadami bana bunu tekrar hatırlattı. Kendi kendilerine engel olmadan, negatif düşünce üretmeden, inandıkları fırsatlara cesurca atılıyorlardı. O nedenle bu kişiler başarılı bir girişimci olabiliyorlardı.
 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

Arzu Tatlı; bir psikiyatr ve psikoterapist ile keyifli sohbetim

3 Temmuz 2008 Perşembe Yorum yok »

10 seneyi aşkın bir zamandır insanlarla üzerine araştırma, gözlem yapma ve bu konuda kitap okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu nedenle Türkiye’nin önde gelen birçok müessesi ile ortak çalışmalar yapıyor, eğitim veriyor ve gizli müşterileri oluyorum.
 
Bu konuda istediğim noktaya geldiğimi söylersem, kendimi kandırmış olurum. İnsanı çözmek gerçekten zor. Her insan farklı . Bu farkları bilmek kadar uyum sağlamak da önemli. İnsan sürekli kendini keşf ediyor. Kendisi ile mücadele veriyor, hesaplaşıyor.
 
Günümüzün hızlı temposu, globalleşen dünyada iş yapmanın stresi, yoğun ve kesintisiz çalışmak insanları coaching alma veya psikoloğa gitmeye yöneltiyor. İnsanlar sürekli seminer ve eğitimlere katılarak, bu konuda yazılan kitapları okuyarak kendini geliştiriyorlar. Amaç daha tatmin edici bir hayata sahip olmak ve  mutlu olmak.
 
Ne zaman, gittiğim restoranlarda, seminerlerimde, mutlu ve gülen bir yüz görsem, tanışmaya çalışıyorum. Niye mutlu olduğunu ve bu gülen yüzün arkasındaki düşünceyi öğrenmeye çalışıyorum. Genelleme yapacak olursam , amacı olan, ne istediğini bilen insanlar daha mutlu ve güleryüzlü olduğunu gözlemliyorum. Mutlu olmak, içten gelen bir duygudur.
 
Arzu Tatlı, bir psikoterapist. Kendisi ile bir Jaycees toplantisinda karşılaştım. Kendisinin mesleğini öğrenince hemen yanına gittim ve sohbete başladım. Bir saate yakın konuşmuşuz, etrafımızdaki kişiler Taner kimsenin yanında on dakika bile kalmaz, nasıl başardın diye sordular. Psikoloji okumadığım için bu konuda kendimi geliştirmek için önüme çıkan tüm fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum. Kendisini ilk “Limit Sizsiniz” seminerime davet ettim. Seminer esnasında sürekli kendisine danıştım ve söylediklerimin doğru olup olmadığını sordum. Her “evet” dediğinde çok mutlu oldum. Psikoloji gibi bir konuda kimseye yanlış bilgi vermek istemem. Ama inanın bu konuda kendimi sürekli geliştirmek için ayda ortalama iki veya üç kitap okuyorum.
 
Yeni merakım coaching , kendim için gerekli seminer ve eğitimleri alacağım. Kendim için kişisel coaching eğitimi alacağım ve tabiiki sizlerle deneyimlerimi paylaşacağım.
 
Arzu , çok farklı bir yaklaşımı var. Kendisini geçen gün akşam yemeğine davet ettim ve aklımdaki soruları kendisine sordum. Bana samimi ve açık cevaplar verdi.
 
Daha küçük yaşlardan itibaren doktor olmak istemiş. Tıp son sınıfta ortaya çıkan davul ilgisi 23 yaşında bu işe başlamanın geç olduğunu düşündüğü için, enerjisini tıp konusuna aktarmaya karar vererek, Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş. Tıp Fakültesinde okurken yaptığı cerrahi stajı esnasında başından geçen bir olayı anlattı : Kanserli bir hasta kendilerine gelmiş. Ama vücudunu kanser o kadar sarmış ki , ameliyat edilemeden kapatılmış, tedaviye ümitsizce devam edilmiş, ancak aylar geçmesine rağmen hasta kontrollerine gidip gelmeyi sürdürüyormuş.

 

Sonra bu hasta inancı ile yenmiş bu hastalığı. Bu olay kendisini çok etkilemiş ; insan psikolojisinin önemini bu olayla daha iyi anlamasını sağlamış. Sosyal yönünün kuvvetli olduğunu düşünerek, psikiyatrist olmaya karar vermiş. Okuldan sonra 5 yıl Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesinde uzmanlık eğitimi yaptıktan sonra, psikoterapi eğitimlerine ağırlık vererek kendi muayenesini açmış.

İnsanlara karşı sevgi ve merakı işini severek yapmasını sağlıyor. İnsanlar yakınlarının problemlerini neden senin gibi çözemiyor diye sordum kendisine . Bunun iki sebebi var dedi : “duygularımda nötr olmam ve bana güvenmelerini sağlayabilmem.” İnsanın kendi çocuğu bile anne ve babasına iç dünyasını paylaşmazken, bu bilgilerini Arzu’yla paylaşabiliyorlardı.
 
“Bunu nasıl başardığını sorduğumda “Öncelikle samimi olarak yaklaştığını. Anlamaya çalıştığını, dinlediğini ve sorular sorduğunu söylüyor. Arzu konusunda çok iddialı hastalarını meslektaşlarına göre daha kısa sürede tedavi ettiğini iddia ediyor. Hatta tedavi tamamlanınca gelmemelerini söylüyorum dedi.. Yoksa bir süre sonra alışkanlık yapacağını düşünüyor. Tedavide, gerekmedikçe ilaç kesinlikle kullanmıyor, ancak ilaca karşı değil.
Hastaların genel sorunları korkular, endişeler, kaygılar. İsanların bir çok şeyi başarmasının veya yapmamasının arkasında bunların olduğunu söylüyor.
 
Ben istediğim kadar para kazanmadığımı düşündüğümü söylediğimde para kanallarımın kapalı olduğunu söyledi ve bunu kesinlikle açabileceğini söyledi. Bana bu konuda kendisine gelen bir hastanın sonrasında elde ettiği gelirlerindeki artıştan bahsetti. Kendisine gerçekten başarabileceğine inandım.
 
İnsan psikolojisi gerçekten ilginç. Geçen gün Ankaraya giderken uçağımız 45 dakika rötar yaptı. Müşterileriden biri sinirlendi. Birden cep telefonu ile konuşmaya başladı. Hostes yanına geldi ve kendisinden kibarca kapatmasını rica etti. Ama müşteri konuşmaya devam etti. Hostes cep telefonu ile görüşmenin hem kendi, hemde diğer yolcuların güvenliğini tehlikeye düşereceğini söyledi. Arzu’ya bir insanın neden böyle davranabileceğini sordum. Bunun bir çok sebebinin olabileceğini , yani yaptığımız her davranışın veya alışkanlığın bir sebebinin olduğunu söyledi.
 
Dün gazetede ünversitede ders veren ve önemli bir derginin yazarının karsının kafasına kavanozdaki dışkısını döktüğünü okudum. Bundan yıllar önce de çok ünlü bir tarih yazarının küfür dolu seminerine katılmıştım. Çok okumak, akıllı olmak duygularımızı kontrol etmemize, egomuza karşı koymamıza veya küçüklükten doğan komplekslerimizle baş etmemize yeterli değil. Bu nedenle bu kişilerin tedavi olması gerekiyor. Takıntılar, korkular, kaygılar, özgüven eksikliği gibi her insanın binbir türlü özel problemi var. Kişiler bunları aşamazsa hayatlarında istedikleri noktaya gelemiyorlar.

 

Arzu şöyle ifade ediyor: “ bugün insanların sigara, uyuşturucu, alkol veya ilaçlara aslında ihtiyacı yok.  Problemleriyle başetmeyi bilmeyen insanlar, bilinçsizce madde kullanımıyla kendilerince bir denge sağlamaya çalışırken,  ilaçlar dışarıdan müdahele ile  insanın kimyasını dengeliyor.  Çözüm insanın kendi içinde, insanlar isterlerse düşünceleri ile bunu sağlayabilirler. İnsanın sağlıklı olması ve dengeyi kurabilmesi çok önemli, aslında herşey bir denge. Dengeler bozuldu mu, depresyona giriyoruz, kendimizi sürekli yorgun hissediyoruz, hatta bu uzun süreli kalıcı olursa kanser bile olabiliriz. Bu nedenle ne kadar önce tedavi olursak o kadar daha başarılı sonuç alma imkanımuz  olduğunu söyledi.

Kendine bunlardan nasıl koruduğunu sordum. Gerektiğinde kendisine terapi yaptığını ve gerekirse bir arkadaşından yardım alabileceğini , bugün coachların da başka coachlarının, psikologların başka psikologlarının olduğunu söyledi. “Herkesin kör noktası , korkusu, endişe ve kaygısı var. Bunlar sahip olmak doğal, ama bunları doğru yönetemezsek bize zarar vermiyor başlıyor. İnsanlar duygusal varlıklar. Bu da bizi kırılgan yapıyor. Bilinçdışımızı olumlu yönde kullanamazsak sürekli endişe içinde olabiliriz.” diye devam etti.
 
Kendisinin de duygularını yönetemediği durumlarda diğer insanlar gibi zarar görebileceğini söyledi. Bu konuda birçok eğitim aldığını, seminerlere katıldığını, kendini sürekli geliştirmek zorunda olduğunu ilave etti. Müşterileri arasında sanatçılar, iş adamları, firma sahipleri olduğunu, herkesin farklı problemlerler kendisine geldiğini söyledi.
 
Arzu’yu çok sevdim. Samimi, açık, kendinden son derece emin. İşimi ve insanları seviyorum diyor. Kendisini tanıdıktan sonra günümüzde herkesin korkularını, endişelerini yenmek, kör noktalarını veya kapalı kanallarını açmak için psikoterapsite gitmesinin son derece normal olduğunu anladım.
 
Günümüzde insanlar boşlukta, mobil veya evden tek başlarına çalışıyorlar. Saatlerce cep telefonu ile konuşup bilgisayar önünde enerjilerini harcıyorlar. Bu konularda kendilerini dengelemek, aldığı kararlardan emin olmak, kendini ve hayatını sorgulamak, günümüzde insanların en çok ihtiyacı olan konular. Bunların hepsini kendimizin çözmesi zor ve uzun bir süreç. Arzu gibi kişiler bu noktada devreye giriyor.
 
Gerçek başarımızı elde etmek, konfor alanımızın dışına çıkmak, gerekli riskleri alıp hayattan keyif ve tatmin almak için bir psikoterapist, psikolog veya bir coach ile çalışmak günümüzde oldukça faydalı ve rahatlatıcı..
 
Ülkemizdeki eğitimsizlik, kültürel faktörler, coşkumuzu nasıl yaşayacağımızı bilmemek, insan psikolojisini anlamak açısından diğer ülkelere göre bu işi daha da karmaşık hale getiriyor. Bunu da çözmenin en güzel ve pratik yolu insanları anlamak için dinlemek..
 
Arzu’ya bana bu değerli bilgileri paylaştığı için teşekkür ediyorum. Kendisinin kısa bir sürede mesleğinde marka olacağına inanıyorum.
 
Bir sonraki konum coaching. Yöneticiler, müdürler, kendi işini yapanlar niye bir coacha ihtiyaç duyuyorlar.
 
Sevgilerimle,
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.