Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


İyi Satışçılık üzerine komik bir öykü

3 Eylül 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Günümüzde satışçı profili değişti. Satışçılardan beklenen en temel görevler;
·         doğru müşteriyi bulma
·         ilişki başlatma
·         güven yaratma
·         ilgi ve istek uyandırma
·         müşterinin ihtiyacını belirleme/anlama
·         müşterinin ihtiyacını karşılama /satma
·         aynı müşteriye satış yaptıktan sonra sürekli iş geliştirerek tekrar tekrar satış yapma
 
Bu konuda bir satışçının bunların hepsini yerine getirmesi için sahip olması gerekenler şunlardır;
·         özgüven
·         iletişim becerisi
·         sosyal beceri
·         belli seviyede bir zeka
·         duygusal zeka ( empati, motivasyon)
·         beden dili okuma
·         uyum sağlama
·         soru sorma yeteneği
·         etkili dinleme
·         hedef belirleme
·         zaman yönetimi
·         ürün bilgisi ( rakip dahil)
·         sektör bilgisi
·         iş geliştirme konusunda yaratıcılık ve merak
·         sürekli kendini geliştirme
·         okumak ve seyahat etme ( görgü)
 
Bana göre bir satışçıda olması gereken en önemli özellikler;
·         Kendini tanıma
·         Kendisi ile barışık olma
·         Kendine ne olursa olsun güvenme
·         Hayal ve hedefe sahip olma
·         Tutku, istek, merak , yaratıcılık
·         Pratik zeka
·         Kısa konuşma yeteneği
·         Kim olursa olsun hızla iletişim kurma ve uyum sağlama becerisi
·         Entelektüel olma
·         Sosyal zeka
·         Soru sorma zekası
·         Ne olursa olsun pes etmeme, vazgeçmeme
·         Kararlı olma
·         Satış işinden keyif alma
·         Yaptığı işi çok sevme
·         7×24 satış yapma-uyurken bile
·         Sürekli kendini geliştirme
·         Pozitif düşünce ve “Evet” Tavrı
 
Bu konuyu anlatan en beğendiğim “iyi satışçı “ komik öyküsünü sizlerle paylaşmak isterim :
 
Ateşli bir köy çocuğu şehrin en büyük marketinde işe başvurur. Dünyanın bu en büyük alışveriş merkezinde herşey ama herşey satılmaktadır.
- Patron sorar: Daha önce hiç satıcılık yaptın mı?
- Evet köyümde bu işi yaptım. Patronun gözü çocuğu tutar:
- İyi, yarın başlıyorsun. Ertesi gün akşam olur ve patron çocuğu karşısına alır;
- Evet, bugün kaç satış yaptın??
- Bir!
- Ne bir mi? Diğerleri 20 , 30 satış yaptılar.
- Nasıl bir? Kaç dolar tuttu peki?
-  320.334 Dolar.  
Patron şaşırır ve sorar:
- Nasıl becerdin bunu?
- Adama başta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattım. Adama nerede balık tutucağını sordum. Kıyıda diyince bir tekneye ihtiyacı olduğunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli, lüks bir yat sattım. Vosvosuyla bunu çekemeyeceğini söyleyince son model 4×4 bir Jeep sattım. Patron kendinden geçer:
- Ne diyorsun, bütün bunları bir küçük olta almaya gelen adama mı sattın?
- Genç çocuk cevap verir: Yoo aslında karısı için bir tane orkid istemişti… Ben de ona şöyle dedim: "Haftasonun mahvolmuş, sen en iyisi balığa git…"
 
Sevgilerimle,
 
 

Devamı için tıklayınız »

SABIR TEKNESİ

29 Ağustos 2008 Cuma 2 Yorum »

“Ne kadar hızlı gidersen o kadar kısalırsın” demiş Einstein…
“Dahilik sonsuz sabırdır” diye belirtmiş Michelangelo…
“Çoğu insan zevklerini öylesine nefes almadan yaşar ki , onu geçip giderler” diye acı bir gerçeği vurmuş yüzümüze Kierkegaard…
“Kaya ve suyun mücadelesinde, sonunda kazanan su olur” diye inanmışlar Çinliler atalarının bu sözüne uyup…
 
Doğa , sabrın en güzel örneği.Çiçek tüm kış bekler baharın gelmesini sabırla, zamanı geldiğinde açar yapraklarını göğe doğru tüm cesaretiyle.
Ağaç, sebatla durur olduğu yerde ömrü boyunca, ne verirse güneş, yağmur onu alır, sabırla bekler.
Biz insanoğlu, beklemeyi unutmuşuz sanki,her şey acil herkes telaşlı…

Güzel bir öyküyle sabrın ne kadar önemli bir yetenek olduğunu sizlerle paylaşmak isterim:

1887 yılının 20 Eylül günü Lord William Dragon bir faytoncudan limana kadar kendisini götürmesini istedi ve kendisine şöyle seslendi: ‘‘Yeni yatımla bir tur atıp geleceğim.Burada beni bekle; yine beni evime götüreceksin.Biliyorsun romatizmalarımdan dolayı yürüyemiyorum.

Saatlerce müşterisini bekledikten sonra hava kararınca faytoncu da evine gitti.Ertesi sabah yine limana giderek Lord’u beklemeye başladı.Bu arada işi için kendisini çağıranları da Lord’ u bekliyorum diyerek geri çevirdi.

Bu şekilde tam 599 gün bekledi.Bir gün 1889 yılının Mayıs ayının 12’sinde Lord yatıyla göründü.Lord’u evine götüren faytoncu Lord’ a günde 2 sterlinden 1198 sterlin borç çıkardı.

Lord , ‘‘ Anlaşma anlaşmadır,’’ diyerek borcunu ödedi.Üstelik bir sürü bahşiş de vererek.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

Başarı Öğrenilebilir

22 Ağustos 2008 Cuma 3 Yorum »

Başarının yalnızca yetenekli insanlara ait olduğunu düşünenlerden misiniz? Ya da daha iyisi, gerçekten başarılı insanların şanslı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ya da bugün sahip oldukları her şeyin onlara gümüş kaşıkla verildiğine mi inanıyorsunuz?

Şimdi dinleyin. Yukarıda yazılanlar, bazı durumlarda doğru olsa da çok az sayıda gerçekleşir. Başarı, şansa, yeteneklere ya da verilenlere bağlı değildir. Yıllardır söylerim: “Başarıyı getiren, sihir değil, sebat ve tutarlılıktır.”

Bunun anlamı şudur; yapmayı seçtiğimiz şeyleri ısrarlı ve tutarlı bir biçimde yaptığımızda başarıya ulaşırız. Hepimiz daha başarılı olma ve yaşamımızda daha fazlasını yapma potansiyeline sahibiz. Ne seçtiğiniz pek de önemli değildir; farkı yaratan, seçim yapmış olmanızdır.

Hepimiz bu dünyayı ve hayatı kendi gözlerimizin ve ahlak, etik, ilke, temel inanış dediğimiz kendi dosyalarımızın süzgecinden yaşarız. Aynı olayı yaşayabiliriz; ama gördüğümüz, duyduğumuz ya da hissettiğimiz, herkes için farklı olacaktır. Bunun nedeni, hepimizin bir birey olmasıdır. Dünyayı böylesine ilginç kılan da budur. Olaylara, fikirlere, düşüncelere, ideallere ilişkin yorumlar, gözümüzün önünde gelişen olaylar hakkındaki bireysel yorumlara dayanır.

Bu konu hakkında koca bir kitap yazabilirim; ama şu anda niyetim bu değil. Söylemek istediğim, eninde sonunda, yaşadığımız her şeyin olayları yorumlama şeklimiz konusunda verdiğimiz kararın ya da yaptığımız seçimin bir sonucu olduğudur.

Bu kısmı anlayabildiniz mi? Olayları yorumlama şeklimiz konusunda verdiğimiz karar ya da yaptığımız seçim, dedim. Yaşam, karar ya da seçimlere dayanır. Gençliklerinde travmatik bir olay geçiren iki kardeşe ilişkin bir ya da daha fazla analoji duyduğunuza eminim. Büyüdüklerinde biri suçlu olurken, diğeri çok başarılı bir toplum üyesi olur. Erken yaşlarda başlarına gelen bu olayı yorumlama ve içselleştirme şekillerine bağlı olarak çok farklı büyümüşlerdir. Bahsettiğim kardeşler gibi biz de karar ve seçimlerimizin ürünleriyiz.

Başarılı olmak istiyorsunuz, değil mi? Size bir ipucu vereyim; başarılı olmaya karar vererek ya da bunu seçerek işe başlamalısınız.

Daha önce de belirttiğim gibi, başarının sihre dayandığını düşünmüyorum. Dolayısıyla, başarılı olmak için yapmanız gereken tek şeyin başarılı olmaya karar vermek olduğunu ve böylece birdenbire başarıya ulaşacağınızı söylemeyeceğim. Sürecin böyle işlemesini çok isterdim; ama gerçek şu ki böyle olmuyor. Daha fazlası gerekiyor; çalışmak gerekiyor. Sahip olunmaya değer birşey için çalışmaya değer.

Örneğin, yeni bir işe başlamak için mesleğim olan araştırma biyologluğunu bıraktığımda, kendime başarısız olma lüksünü tanımadım. Biliyorsunuz, küçük işletmelerin yaklaşık %90’ı, ilk beş yılda kapanıyor. Kendime böyle bir gerekçe bulmayacaktım; başka bir deyişle, işler ters giderse, başarısız olmamı bu istatistikle açıklamayacaktım. Bu işin yürümesi için elimden geleni yaptım. İlk yılımda sektördeki herkesin adımı ve şirketimi bilmesini sağlamak için uğraştım. İçinde bulunduğum bu çok özel alanda “akla ilk gelen” olmayı istedim ve başardım. O yıllarda bunu yapmak zordu, gerçekten zordu. Ama başarılı, gerçekten başarılı bir iş kurmak için devam ettim. O sektörde hatırı sayılır bir paraya işimi satabildim ki bu, diğerlerinin yapmak için uğraştığı birşeydi.

Walt Disney şöyle demişti: “Endişe edenler endişe ederken, planlayıcılar planlarken ve muhasebeciler neden satın alamadığımızı hesaplarken, ben işi başlatmakla meşgul oluyorum.” Disney’in çok başarılı bir kişi olduğunu, eminim kabul edersiniz. İşe başlama kararını vermenin değerini biliyordu ve çalışmaktan korkmuyordu.

Başarının öğrenilebileceğini bilmek önemlidir; başarılı doğmadık ve başarının yalnızca birkaç seçilmiş insan için olmadığını biliyoruz.

Herhangi bir davranış bilimi uzmanı, çoğu insanın, gerçek potansiyelinin yalnızca küçük bir yüzdesini kullandığını kabul edecektir. Sonuç olarak, bu insanlar, potansiyel başarılarının yalnızca küçük bir yüzdesini gerçekleştiriyorlar. Bunu muhtemelen siz de duydunuz.

Kişisel ve profesyonel performans gelişimiyle, başarılarınızı ve buna karşılık yaşam kalitenizi artırmak mümkündür.

Örnek:

• İşinizi geliştirmeye ve büyütmeye odaklandığınızda, geliriniz artar.
• Daha zekice ama daha zorlanmadan çalıştığınızda, daha kısa sürede daha fazla iş başarırsınız.
• Eğer daha çok serbest zamanınız varsa, aileniz ve arkadaşlarınız ile geçirebilirsiniz; böylece, ilişkileriniz gelişir.
• Şimdi sağlığınıza ve formunuza odaklanmaya başlayabilirsiniz ve iyileştirmeler çok uzak değildir.
• Sonuç olarak, kendinize verdiğiniz değer ve özgüveniniz artacaktır.

Bu döngünün kendini nasıl tekrar ettiğini ve sonuçların nasıl bir araya geldiğini açıkça görebilirsiniz. Bu, performans gelişimidir.

Bunu kafanızda biraz tartın; yaşamınızda tek bir alanda iyileşmeye odaklanarak diğer alanlarda da iyileştirmeler olduğunu görebileceğiniz ve mutlaka göreceğiniz konusunda benimle hemfikir olacaksınız.

Birkaç yıl önce, kendi kişisel ve profesyonel gelişimime odaklanmak için eskiye oranla daha çok zaman harcamaya karar verdim. Daha çok seminere katıldım. Daha çok ders ve sertifika aldım. Kendi profesyonel antrenörüme yatırım yaptım. Eskiye göre ailemle daha çok zaman geçirme imkanı buldum. Hatta, Nova Scotia’da Northumberland Geçidi’nde küçük bir ev aldık; her yaz ve sonbahar orada uzunca bir süre kalıyoruz.

Bütün bunlar, bir yandan işimi sürdürüp bir yandan para kazandığım dönemde yapıldı ve ben her şeye rağmen kazancımı artırmayı başardım.

Sanırım, performans gelişiminin hem kişisel, hem de profesyonel yaşamınızda önemli bir fark yaratacağını söylersem, bana itiraz etmezsiniz. Unutmayalım; bunların hiçbiri karmaşık olmak zorunda değildir; çok kolay olabilir. Zaman içinde yapılan tutarlı işler, ister özel, ister iş yaşamınız olsun, olumlu sonuçlar doğurur.

Başarıya giden yolda, sürekli olarak bizi motive eden ve bir etki yaratan işler yapmamız gerekir. Sürekli destek de gereklidir; çünkü, ileriye gitmemizi, büyümemizi ve daha önce canımız istemediği ya da yapmaktan rahatsızlık duyduğumuz için yapamadığımız şeyleri yapmamızı sağlayan budur.

Erteleme, tereddüt ya da korkunun, yaşamınızı iyileştirmenize engel olmasına ve sizi başarıdan alıkoymasına izin vermeyin.

Kişisel ve profesyonel yaşamınızı iyileştirmeye başlama kararını alın. Kişisel olarak büyümek için ne gerekiyorsa yapacağınıza dair kendinize söz verin. İşinizi ya da kariyerinizi yeni bir seviyeye taşıyacak olmanın heyecanını duyun.

Sürekli öğrenmeyi ilke edinin. Günde en az bir saatinizi kalbinizi ve zihninizi besleyen birşey yaparak geçirin.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Tavsiye video : http://www.uzmantv.com/konu/nasil-iyi-satici-olunur

* Bu yazı  David Mason’dan alınmıştır.

Empati

16 Ağustos 2008 Cumartesi 2 Yorum »

  "Eğer etrafındaki insanlar söylediklerini anlamıyorsa, onların önünde diz çök ve bağışlanmayı dile. Çünkü suçlusun."  Fyodor Dostoyevski

    Ne güzel bir söylenmiş bir söz. Empatiyi tarif etmek için ben de şöyle söylemek isterdim " Eğer etrafındaki insanların duygularının ve düşüncelerinin farkında olmadan onlarla iletişim kurmaya çalışıyorsan, kaybetmeye mahkumsun."

    Empati, son yıllarda Satış, Müşteri Hizmetleri ve Kişisel gelişimde sıkça rastlanan bir sözcüktür. Günümüzde insanların daha önce gerek duymadığı veya bilinçli olmadığı bir çok psikolojik terim herkes tarafından daha çok takip edilir oldu. Bu durumun nedenleri arasında rekabet, başarılı olmayı istemek ve gün geçtikçe azalan ve paylaşılan kaynaklardır. Bugün satış veya müşteri hizmetlerinde hepimiz aynı şeyi hedefliyoruz ; karşımızdaki kişilerin düşünce ve davranışlarını etkilemek, hatta mümkünse değiştirmek. Günümüzde ürün hizmet ve fikir satmıyor, duygu ve vizyon satıyor !

    Kişi olarak iyi okullardan mezun olmamız, zengin ve iyi bir aileden gelmemiz başaralı olmak için tek başına yeterli olmuyor. Kişi olarak kendimizi tanımamız, anlamamız, kabul etmemiz ve sürekli kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.

    Amerikalı psikolog E.B. Titchener empati kelimesini ilk defa 1920 li yıllarda, küçük çocukların başka insanların duygularına katılmalarını ifade etmek için kullanmıştı. Ben çalışma hayatıma başladığımda Empatinin önemini anlayarak dünyanın en iyi satış kitaplarında araştırmaya başladım. Bu kavram ile ilgili çok az bilgiye rastladım. Bu kitaplar 1980 yıllarında yazılmıştı ve o zamanlarda empati kelimesinin satış için ne kadar önemli olduğunu , satıcılarda olmazsa olmaz bir özellik olduğunun farkına malesef henüz varılamamıştı.

    Empati niye önemlidir? Çünkü günlük yaşamda kişiler satın alma kararlarını satın aldıkları anda değil, çok daha önce karar veriler ve buna göre hareket ederler..

    Örnek olarak bir dükkana alışveriş yapmak için girdiğinizde iki türlü hareket etmek isteyebilirsiniz; Ya hemen orayı terk etmek istersiniz veya çekingen davranarak etrafa bakarsınız, ya da o dükkanda kendinizi çok rahat hisseder ve satıcılar ile sohbet edererek keyifle alışveriş yaparsınız. Burada fark dükkanda değil içindeki çalışanların enerjisi, size yaklaşımları, size olan olumlu tutumları, pozitif düşünceleri ve ihtiyacınıza uygun şekilde önerilerde bulunmalarıdır. "Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, insanlara öyle davranın , size nasıl satış yapılmasını istiyorsanız, siz de öyle satış yapın".

    Bu sihirli sözcüğün adı " Empati’dir."

    Empati başkalarının duygularını anlamaya çalışmak, tavırlarımızı onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilmek, kendimizi karşınızdakinin yerine koyarak onların açısından bakabilmek ve böylece karşımızdakini daha iyi anlamak ve ona göre davranmaktır. Empati karşılıklı insan ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır.İnsanın başkalarıyla iletişimini zorunlu kılan, hayatın tüm alanlarında bu kabiliyet günümüzde önemini arttırmaktadır. Evlilikte çiftler arasında, ebeveyn-çocuk ilişkisinde, alışverişte ya da yönetimde karşınızdaki insanla psikolojik iletişim kurmanız için size gerekli olan en önemli şey "empati" dir.

    Aslında Empati ve Sempati kavramları genelde birbiriyle karışan iki terimdir. Sempatide bir başkasına karşı doğal ve içgüdüsel olarak bir eğilim, sevgi ve yakınlık duyulması söz konusudur. Empatide ise sadece karşınızdakini anlamanız yeterlidir. Empatide kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koymak, olaya kendimiz tarafından ve tarafsız olarak bakarak olayı her önden değerlendirmektir. Sempatide bundan farklı olarak karşımızdaki kişiyle aynı duyguları paylaşırız.

    Bu konun daha iyi anlaşılabilmesi için örnekleme yapmak isterim; Babasını yeni kaybetmiş çok yakın arkadaşınız Ahmet’i ziyaret ettiğinizi hayal edin. Arkadaşınız bir hafta önce vefat eden babası konusunda onu ne kadar sevdiği ve kaybından duyduğu üzüntüyü ızdıraplı bir ses tonuyla anlatırken sizin önünüzde bir anda gözyaşlarına boğulur. Eğer siz arkadaşınıza "Sempati" ile yaklaşmak isterseniz, şöyle düşünebilirsiniz; "Zavallı Ahmet… Babası için acı çekiyor". Bunu kelimlerle ifade etmek isterseniz, "Acını bende paylaşıyorum." dersiniz.

    Arkadaşınıza "Empati" ile yaklaşıyorsanız, arkadaşınızın babasını hem çok üzülerek hemde çok iyi duygularla hatırladığını düşünürsünüz. Bunu sesli ifade etmek isterseniz" Babanı hem üzüntü hem de büyük bir sevgiyle hatırlaman ne güzel " dersiniz. Karşınızdaki kişiyle duygularınız hem sempati hemde empati ile paylaşmak mümkündür. Sempati duygularına sahip kişi sadece acı kısmına, sevgi kısmına göre daha önem verirken,bu konu hakkında empati yapan kişi iki duyguyada eşit ağırlık verir.

    Sempati ile hareket eden kişi "Kaybından dolayı derin üzüntünü palaşıyorum derken" empati içinde kişi bu duyguları paylaşmasına rağmen acı ve merhamet duygularını hissetmez. İki duyguyuda eş zamanda paylaşmak mümkündür.

    Artık iş dünyasında sempati yerine empati düşüncesine sahip kişiler satış alanında ve müşteri hizmetlerinde daha başarılı oluyor. Olaylara her yönden bakabilme, yaratıcı ve olumlu düşünceye sahip olma önemli bir kişilik özelliği olarak karşımıza çıkıyor.

    Empati konusunda kendimizi nasıl geliştirebiliriz, empati doğuştan mı yoksa öğrenebilinen bir yetenek midir?

    Empati yeteneğimizle, karşınızdaki kişinin duygularının, düşüncelerinin ve inançlarının farkına varıp, daha iyi iletişim kurmamızı, karşımızdakinin bize güven duymasını sağlayabiliriz.

    Peki o zaman karşımızdaki kişinin duygularını nasıl anlarız? Bunun en kolay yöntemi öncelikle kendimizi çok iyi tanımaktan geçer. Bugün kendinizi tanımazsanız karşınızdaki kişi hakkında doğru düşünceye sahip olmanız oldukça zordur.

    Örneğin, bulunduğumuz ortamda kendimizi rahat hissetmiyorsak bu hemen beden dilimize yansır; kollarımızı kavuştururuz, eğer sıkılmışsak o zaman elimizle çenemize destek oluruz, konuya ilgi duyarsak ileri doğru eğiliriz. Beden dili ile yapmış olduğumuz bu tepkilerimizin ve türlü durumlar karşısında hangi beden dilimizi kullandığımızın farkına varırsak karşımızdaki kişiye de daha iyi anlarız.

    Empati de karşımızdakini beden duruşu, bakışları, ses tonu, yüzündeki ifade ve mimiklerden, hatta kullandığı sözcüklerden anlayabiliriz. İnsanlar mantıklarıyla hareket etmeye çalışsalarda, duygular ve içgüdüler davranış ve düşüncelerimizde çoğu zaman belirleyici olur. Bugün önemli bir iş ortağımla konuşuyordum, kendisine şunu söyledim " Ben hayatta hiçbir insana tam güvenemem. Bunun ana sebebi insanının kimyasal ve duygularıyla hareket eden bir varlık oluşu. Sinir sistemimizi her an kontrol etmemiz mümkün olmadığı için insanın zayıf yaratılışı her zaman hata yapmaya veya istemediğimiz karar ve davranışlara anlık da olsa itebilir."

    Birçok insan duygularını kelimelerle ifade etmekten çok başka yollarla ifade etmeyi tercih eder. Başkalarının ne hissettiklerini anlayabilmek için öncelikle bu sözlü olmayan ifadeleri çözmek lazım.

    Bu konuda kendimizi kitap okuyarak, seminerlere katılarak geliştirebiliriz. Sosyal yönümüzü de geliştirmemiz, insanları anlama ve okuma konusunda bize çok fayda sağlayacktır. Bunu da farklı kişiliklerle tanışarak, farklı ortamlara girerek, bol bol seyahat ederek, farklı kültürden insanlarla iletişim yeteneğimizi arttırarak başarabiliriz. Bugün iletişim yüzde doksan Sözsüz Mesajlarla gerçekleştiriliyor. Bu konuda kendimizi geliştirmezsek karşımızdaki kişilerle iletişimde ne kadar başarılı olduğumuzun ve ikna ettiğimizin farkına varamayız. Özellikle satışta bu konuda bilgisi olmayan satıcılar ziyaret sonrası çok başarılı olduklarını düşünürler, karşısındaki kişinin sözsüz dillerinin farkına bile varmazlar. Aslında müşteri beden dili ve ses tonu ile o satıcı ile çalışmak istemediğini defalarca belli etmiştir. Sürekli konuşan, karşısındakini dinlemeyen ve müşterisini tanımak adına soru sormayan satıcılar, görüşme mükemmeldi muhtemelen siparisi haftaya alırım edası ile görüşmeden ayrılırlar. Sonrasında ise satış yapılmamasının nedenini şirketlerine, müşteriye veya sattıkları ürüne bağlarlar.

    Bugün servis sektöründe çalışan birçok kişi empati konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Her müşteriye o anda kendi hissettikleri duygu içinde hizmet ederler veya ilgisiz, agresif, soğuk davranırlar. Önemli olan bizim müşteriye önem vermemiz, onu rahat ettirmemiz, o gün hangi duygu ve düşüncede olursa olsun onu anlayışla dinleyip elimizden gelenin en iyisini yapmamızdır. Empatide kişinin duygu ve düşüncelerini kontrol altına alması, karşıya yardım etmek için olumlu tavır ve düşüncede olabilmesi önemli bir özelliktir. Kişinin davranışlarının yüzde sekseni o andaki düşüncesi belirler. "Ben bugün mutsuzsam, sıkıntılysam, akşam uyumamışsam, müşteriye iyi davranmak zorunda değilim, bende insanım" diye düşünen bir satıcıya empatiden bahsetmenin anlamı yoktur. Kişinin kendisi ile barışık olması, kendini sevmesi, kendisi ile ilgili özdeğer ve özsaygısının gelişmiş olması, kişinin empati geliştirmesini veya karşıya empati duymasını kolaylaştırır.

    Karşımızdaki kişilerle empati tekniği ile birçok konuda başarılı olabiliriz. Temel olarak empati teknikleri üçe ayrılır,

    Aktif dinlemek ve soru sormak, karşımızdaki kişiyi tanımanın , bize güven duymasının sağlamanın en kolay yöntemidir. Konuşturmanın yolu soru sormaktan geçer, doğru sorularla müşteri hakkında sadece bilgi toplamak suretiyle doğru çözümü bulmanız dışında karşınızdaki kişide güven uyandırırsınız. Bugün Amerika’da her beş kişiden biri psikoloğa gidiyor, neden? Psikologların bir saatlik görüşmeleri esnasında konuştukları süre on dakikayı geçmez. Konuştukları zamanda sadece soru sorarlar. Karşımızdaki kişiyi aktif dinleyerek empati duyarsak onu daha iyi tanırız. Günümüzde gerçekten sizi candan ve empati içinde dinleyecek insan bulmak zor. Herkes öncelikle kendisini düşünmekte, kendisini anlatmak, dertlerini paylaşmak istemekte. O zaman herkes konuşacaksa, dinleyecek kişileri nereden bulacağız,bu noktada psikologlarda çağımızın modern çözümü oluyor !

    Karşınızdaki kişinin sorunlarını anlamak, duygularını kabul etmek, ve anladığımızı karşımıza güvenilir bir şekilde ifade edebilmek. Bu özelikle müşteri hizmetlerindeki kişiler için çok önemli bir özellik. Burada bağıran, öfkelenen, etrafa saldıran müşteriyi sakinleştirmek için şu sihirli kelimeleri kullanmak lazım "Sizi çok iyi anlıyorum", "Haklısınız" veya "Sizin yerinizde olsam bende aynı şeyleri hissederdim / yapardım." Belli durumlarda özür dilemek de karşınızdaki kişilerde çok olumlu duygular uyandırabilir. Yapılacak en büyük hata kendinizi savunmak, açıklama getirmek veya tavsiyede bulunmaktır. Bu müşteriyi daha da sinirlendirecektir.

    Burada önemli olan müşteriye hak verirken onun hareketlerine, davranışlarına değil o anda yaşadığı duygulara hak vermenizdir. Zaten müşteriler problemlerinin çözülmesinden çok kendilerinin içten ve samimi bir şekilde dinlenilmesini ve ilgilenilmesini talep ederler. Bu gerçekleşmeden problemin çözülüp çözülmemesi çok önem taşımaz.

    Yine bir örnek vermek istiyorum: Eşimle beraber bir restaurantta yemek yiyiyorduk, kendime balık söylemiştim Balığımın yanında garnitür yoktu. Eşimin yemeğinde vardı. Canım çekti ve garsondan rica ettim. "Tamam" dedi. Bir süre bekledim , kimse gelmedi. Balığımı bitirmek üzeredeydim. Garsonu tekrar çağırdım, getirmenize gerek yok, ama hemen getirirseniz olur dedim. Bu arada eşim kendi tabağındakileri bana verdi. Yemeğim bittikten sonra garnitür geldi. O anda hem sinirlendim ve öfkenlendim. Garsonu çağırdım ve söylendim. Bana bir sürü açıklama ve neden saydı. Ama benim duymak istediğim çok basit iki sözcüktü "Özür dileriz. Size ne ikram edebiliriz."

    Eyleme geçmek ve sorunu çözmek, en azından elinden en iyisini yapmaya makul bir zamanda gerçekleştirmek . Eyleme geçmeden önce müşterinin gerçek problemini anladığınızdan emin olun, gerekirse tekrarlayın. Müşterinin öfkesinin devam etmesi halinde başka bir çözüm olarak müşterinin ne istediğini veya ne yapmak istediğini de sorabilirsiniz.

    Burada önemli olan konuşurken doğru beden dilinin karşınızdaki kişiye uyum sağlayacak şekilde kullanılması (mümkünse aynalama tekniği uygulanması). Ses tonunuz ve durunuşunuz da konuşmanızı destekler ve tutarlı olması çok önemlidir. Dikkatlice seçilmiş sözcükler de yönlendirmede çok önem taşıyacaktır

    İnsanlarla tek bir kelime bile konuşmadan uyum sağlamak mümkündür; fiziksel duruş ve hareketlerinizle uyum sağladığınızda karşınızdaki kişide bilinçaltı sizi "güvenilir" olarak algılar. Aynalama ise birbiriyle yakın tanışan kişiler arasında doğal oluşurken, yeni tanışan kişilerle uygulandığında karşındaki kişinin ses tonuna, duruşuna , fiziksel hareketlerine , konuşma hızına uyum sağlamak , gerekirse karşınıza farkettirmeden doğal bir şekilde taklit etmektir. Aynaladığınız kişi sizinle kendisini daha rahat hissedeceği için size daha fazla güvenecek ve daha dikkatli dinleyecektir.

    Her üç aşamada da aktif dinleme gerçekleştirilmesi, müşterinin sözünün kesilmemesi müşteri üzerinizdeki etkinizi ve başarınızı arttıracaktır. İnsanları gerçekten sevmek, onlara pozitif duygu ve düşünceyle önyargısız olarak yaklaşmak ve yargılamadan dinlemek için sabretmek bu tür ikili ilişkilerde başarı oranımızı arttıracaktır.

    Bugün başınıza önemli bir hastalık gelse, ameliyatı dünyanın en ünlü doktoruna mı yoksa güvendiğiniz bir doktora mı yaptırırsınız ?

    Önemli olan insanın kendi duygularını tanıması ve kabul etmesidir. Duygularımıza önem vermek, hayatımızda herşeyi kolaylaştıracaktır.

    Bugün güven, çağımızda en önemli değer ve elde edilmesi en güç bir kaynaktır. Empati yeteneğinizi geliştirmek güvene giden yolda her zaman elde edeceğiniz en önemli yeteneğiniz ve yardımcınız olacaktır.

    Nasrettin Hoca’nın güzel fıkrası ile yazımı bitirmek isterim; Nasrettin Hoca bir gün damdan düşmüş doktor çağıralım demişler, hoca da bana doktor değil damdan düşen birini getirin çünkü damdan düşenin halini en iyi damdan düşen anlar, demiş.

    Empatiyi öğrenmenin kısa bir yolu yoktur, her şey de olduğu gibi bu konuda kendimizi geliştirmek için kararlı olacağız, yapabileceğimize inanacağız, kendimizi geliştireceğiz, gözlemleyeceğiz. Başarının % 80′i öğrenmeye başlamak için ilk adımı atmaktır.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Nası iyi Satışcı olunur izlendiniz mi? http://www.uzmantv.com/konu/nasil-iyi-satici-olunur

Satışlarınızı yüzde 80 nasıl artırırsınız…

13 Ağustos 2008 Çarşamba 3 Yorum »

 

  Böyle bir başlığı ben de görsem hiç düşünmeden merak edip okurdum.

    Satış dünyanın en kolay mesleği, eğer doğru ve kurallarına göre yaparsanız. Dünyanın en zor mesleği, eğer sistemsiz ve hedefsiz çalışırsanız.

    Dünyada en çok satış yapan kişiler kesinlikle daha az satış yapan bir kişiden daha çok çalışmıyorlar ama hedefleri konusunda çok disiplinli ve taviz vermeden hareket ediyorlar. Zamanın en önemli rekabet gücü olduğunu biliyorlar.

    Eğer satış içinde çalışıyorsanız, günlük zamanınızın yüzde kaçını satış için (müşteri önünde veya gerçek müşterilerle görüşerek) harcadığınızı biliyor musunuz? Bu konuda ortalama sadece yüzde 14; yüzde 86 satış dışı aktivitelerde harcanıyor; toplantılar, yazışmalar, raporlar, problem çözme veya gereksiz müşterilerde zaman kaybederek. Trafik ve diğer zaman çalan konular buna dahil değil.

    25 senedir satış işiyle uğraşıyorum, binlerce kişiye eğitim verdim ve yüzlerce satıcıyı yetiştirme şansım oldu. Bana söylenen şey, "sizinle çalışılması çok zor." Gerçekten de bunu duyunca insan merak ediyor, biraz da alınıyor. Doğruyu uyguladığınızda ve gerekeni tavizsiz yaptığınızda maalesef zor insan oluyorsunuz. Ama başarı için zor ve farklı olmanız gerekiyor. Aynen kaslarımızın zorlanmaya başladıktan sonra büyümeye ve gelişmeye başlaması gibi… İnsanın gelişmesi için zorlanması, hatta rahatsızlık duyması lazım. Rahat hareket ediyorsak, gelişemiyoruz, ileriye gidemiyoruz demektir. Amerika’da okurken İngilizce bilmediğim her kelimeye bakardım, bu tabii ki okuma hızımı düşürürdü, daha yavaş okuduğum için daha uzun saatler çalışmam gerekirdi. Ama uzun vadede ne kadar doğru yaptığımı şimdi anlıyorum. Çünkü şimdi herkesten daha hızlı okuyor ve daha kolay anlıyorum. Hayatta aldığım en güzel ders, çabasız ve zorluk olmadan kısa bir yol olmadığını, ancak çok çalışarak başarabileceğimizi erken yaşta öğrenmemdi.

    Satışı artırmanın kısa bir yolu yok ancak aşağıdaki saydıklarımı uygularsanız, size başarıyı garanti edebilirim. Çünkü çoğu satıcının başarısızlığının altında öz disiplin eksikliği, motivasyon ve öz yönlendirme yatmaktadır. Önümüzdeki her yazı dizisinde bir konudan bahsedeceğim. Satışlarınızı yüzde 80 artırmak için 5 konuda performansınızı arttırmanız yeterlidir. Her birinde yüzde 10 - yüzde 20 performansınızı arttırmanız yeterli olacaktır.

    Nasıl başaracağız? Zamanı verimli kullanarak, doğru müşterileri hedefleyip zamanımızı doğru müşterilerde harcayarak, sunum yeteneklerimizi artırarak, itirazları daha profesyonelce güven içinde karşılayarak ve fırsata dönüştürerek, satış kapatma konusunda başarı oranımızı artırarak.

    Satışı arttırmanın en önemli kriteri zamanı iyi kullanmak, planlamaya çok zaman ayırmak. Zamanı nasıl arttırabiliriz? Herkesin 8 veya 10 saati var ve bunu daha çok arttırmak bir süre performans düşüklüğüne veya bıkkınlığına yol açacaktır. Önemli olan eğlenerek çalışmak yani işi eğlence olarak görmek. Bu konuda bazı tavsiyelerimi ve önerilerimi sizlerle paylaşmak isterim.

    Güne herkesten önce erken başlamak:

    Türkiye’de ortalama işe başlama saati 9.30′dur. Burada kişiler 10-15 dakika geç kalkmak için 1-2 saat trafikte geçirmeyi tercih ediyorlar. Güne erken başlamak için en ideal saat 8.00, ilk bir saati sadece kendinizi hazırlanmaya ayırmak için harcayın. Erken başlamak sizi 9.00′da işinizin başında en enerjik olarak bulunmanızı sağlayacaktır. Sabah kahvaltısı ve öğlen yemeklerinizi müşterinizle veya potansiyel alıcılarla değerlendirmek ziyaret sayınızın artmasına neden olacaktır. İş seyahatlerinde zaman kazanmak için 7.30 uçağı ile gitmek (en geç 8.00), 19.00 veya 19.30 uçağı ile dönmenizi tavsiye ederim. Bu saatlerde seyahat etmek ayrıca Ankara seyahatlerinde birçok kişi ile karşılaşma imkanı da verecektir.

    Günü planlamak ve öncelikleri belirlemek :

    Satıcılar veya çoğu insan planlama yapmayı veya önceliklerini belirlemeyi zulüm sayarlar.

    Günlük yapacağınız 5-10 dakika planlama işlerin sayısını yüzde 25 - yüzde 50 artırır. Burada önemli nokta günlük hedeflerinizi ve yapmayı hedeflediğiniz konuları bir kağıda yazmak, sonra yapılması gerekenleri öncelik sırasına göre yazmak ve her bir işi ne kadar zamanda tamamlamayı düşündüğünüzü yanına not etmek. Buna göre elinizdeki zaman yeterli değil ise, bazı işleri ertelemek veya iptal etmek gerekecektir.

    Öncelikleri yazmak için en ideal zaman iş günü sonu veya akşam eve gidince olmalıdır. Bu konularda yeni fikirler aklımıza uyurken de gelebilir. Örnek verecek olursam, ben randevularımı 3 hafta sonrasına kadar planlarım, iş seyahatlerimi 1 ay önceden, özel tatillerimi 3-6 ay önceden planlarım, bu şekilde önümde sürprizle veya istemediğim hiçbir şeyle karşılaşmam.

    En önemli nokta, başkaları sizin zamanınızı çalarsa ne yapılmalı?, Bu konuda katı olmalıyız, aksi takdirde programımız sürekli aksayacaktır veya randevularınıza geç gitmek zorunda kalacaksınız.

    Günlük ziyaret güzergahını iyi planlamak:

    Bazı satıcılar bir randevuyu Merter’de alırken diğerini Kartal’da alarak çok yoğun olduklarını iddia ederler ama gerçekte bu sadece kötü planlamanın bir sonucudur.

    İyi bir satıcı bir hafta sonraki randevularının yüzde 80′ini en geç bir önceki hafta Perşembe akşamına kadar planlar. İki hafta sonrasının da en az yüzde 20’sini. Kalan kısmı son dakika.

    Aynı hafta alınan randevular ise mevcut açık projelerinin kapatılması veya mevcut müşteri ziyareti için değerlendirilebilir. Randevu alırken eğer istediğiniz saati almak istiyorsanız bu işi direkt kendiniz halledin, sekreterinize ve asistanınıza bırakmayın. En büyük yapılan hata randevu konusunda müşteri yönlendirilmediği ve iyi planlanmadığı için randevu saatlerinin verimsiz saatlerde alınmasıdır. Başarı için her işte olduğu gibi önceden iyi planlama yapılmalıdır.

    Her gün 1 fazla arama ve ziyareti hedeflemek:

    Satış bir istatistik işidir, ne kadar çok ararsanız, o kadar çok randevu alırsınız. Ne kadar randevu alırsanız o kadar ziyaret ve satış oranı yakalarsınız. Çoğu satıcı her gün aynı şeyleri yaparak aynı sonucu elde edeceklerini düşünürler, bu büyük yanılgıdır. Belli dönemlerde çok yoğun arama ve ziyaret yaparak yeni müşteri potansiyel listenizi arttırabilirsiniz. Potansiyel müşteri listesi oluşturmak, aramak, randevu almak, teklif vermek ve kapatmak. Burada satış oranı her aşamadaki başarınıza bağlıdır. Ancak, en önemli konu randevu almaktır. Randevu yoksa satış yoktur. Doğru müşteriyi bulmak ise işin yüzde 80”idir. Buradaki başarı oranınız verimliliğinizi arttıracağı gibi, satış oranınızı da olumlu etkileyecektir. Satışta başarısızlık yoktur, sonuç vardır. Her gün yapacağınız 1 ekstra arama veya ziyaret satışlarınızı ciddi miktarda artmasına neden olacaktır.

    Günlük planlamanızı ne kadar iyi yaparsanız o kadar çok kişiye ulaşabilirsiniz. Benim tecrübemi sorarsanız, en çok arama yapılmasını tavsiye edeceğim saatler sabah erken 8.30- 9.30 veya 17:00- 18:00 saatleridir. Cep telefonu arama işini daha da basit hale getirmesine rağmen dikkatli kullanılmasında yarar var, cep telefonundan arıyorsanız, önce "müsait misiniz?" sorusunu sormayı unutmayın, sekreterinize bağlatmayın !

    Haftasonlarında Cumartesi veya Pazar , ister ev ister iş yerinde çalışarak:

    Haftasonu yapılacak 3-4 saatlik planlama ve geçen haftanın gözden geçirilmesi ve ertesi haftanın planlaması zaman planlaması açısından verimliliğinizi arttıracaktır. Pazartesi sabahınızı ve Cuma akşam üstlerinizi toplantı saatlerine ayırmanız diğer verimli gün ve saatlerin ziyan edilmemesini sağlayacaktır.

    Haftanın her gününde trafik yoğunluğuna göre zamanınızı planlayarak:

    Trafikte geçirdiğiniz zamanı azaltmanızı tavsiye ederim, mümkünse ev ve işiniz arasındaki zamanı azaltmak için işinize yakın bir yere taşının. 13 sene Suadiye’de oturup Esentepe’de çalıştım. Zamanımı trafikte geçirmemek için bazı stratejiler geliştirmiştim. İlk randevumu ve en son randevumu evime yakın yerlerde alıyordum. Cuma günleri mümkün olduğu kadar öğleden sonrasına randevu almıyordum, pazartesi günleri saat en geç 8.00′de ofiste olmaya özen gösteririm.

    Seyahatler ve uzun mesafeli ziyaretlerde ziyaret sayınızı artırarak:

    Ziyaret edeceğiniz uzak yerlerde mevcut müşterileri ziyaret etmek, memnun müşterilere yeni ürün ve hizmetlerden bahsetmek hatta referans istemek için değerlendirmek. Satış temsilcisi olarak ofise uzak yerlere gittiğimde İstanbul içinde minimum 2 ziyaret, şehirlerarası ziyaretlerde 5 ziyaretti. Bu rakamın İstanbul içinde 3-4 , dışında 7-8 rakamlarına ulaştığını bilirim. Bunu başarmak için her randevunun hedefi ve amacını önceden belirlemeniz, öğlen yemeğinde muhakkak bir müşteri ile görüşerek değerlendirilmelisiniz. Ayrıca, randevular kısa tutulmalı ve sohbet kısmı mümkün olduğu kadar az olmalı ve müşteriye 30 dakika ayıracağınızı önceden söylemelisiniz. Bu konuda çoğu satıcı sadece özgüven eksikliğinden dolayı ziyareti kısa kesmek konusunda tereddüt eder ve tüm ziyaretler gereğinden uzun sürer veya bir sonraki randevuya geç kalırlar. Gece kalmayı gerektiren ziyaretlerde akşam yemeği de müşteri ile beraber olmak için veya şube ziyareti ise bu zaman şirket elemanlarınızla toplanmak için değerlendirilmelidir.

    Zamanı iyi kullanmak ve dengeli bir hayat sürmek :

    Zaman kullanımı konusunda başarı, her işte olduğu gibi yaptıklarınızı gözden geçirerek ve değişik yöntemler deneyerek mümkün olacaktır. Her satıcın hedefi müşteri önündeki zamanı artırmak ve satış dışında her türlü aktiviteyi azaltmaktır. Satıcıların diğer başarısı boş zamanlarında ne yaptıklarıdır. Seminerlerimde şu cümleyi hep söylerim "İşten eve, evden işe giden satıcının başarılı olma şansı yoktur. Satıcının iş dışında zamanını nasıl değerlendirdiği, başarısını belirler. "

    Başarılı satıcılar kendilerine zaman ayıran ve hayatlarını dengeli yaşayan kişilerdir. Sadece çalışarak başarma şansınız çok düşüktür. İş dışında yapmış olduğunuz aktiviteler ileride nerede olduğunuzu belirleyecektir. Ailenize, yakın arkadaşlarınıza zaman ayırmak, en önemlisi kendinize zaman ayırmanız lazım. Spor yapmak, seyahat etmek, kitap okumak, hatta bazen parkta yalnız yürümek bile kendinizi iyi hissetmenize sebep olacaktır. Bunun dışında kendinizi geliştirecek seminerlere ve toplantılara katılmak, sosyal, kişisel gelişim veya sektörel derneklerde görev almak çevrenizi geliştirmek için son derece önemlidir. İşten sürekli geç çıkmak sizi yoracağı gibi bir süre sonra çalışamaz hale gelmenize sebep olacaktır.

    Kendini mutlu edemeyen, başkasını mutlu edemez. Önce kendimizden başlamamız lazım.

    Frank Bettger’in şu ünlü cümlesi ile yazımı bitirmek isterim ; " Başarılı Satıcı olup olmayacağınızı bilmek istiyorsanız, kendinize şu soruyu sorun zamanımı doğru planlayabiliyor muyum? Cevabınız "hayır" ise, hemen vazgeçin. " 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

"Satışın 10 Altın Kuralı " kitabını satın almak için :http://www.kapital.com.tr/index.php?p=show&pid=133&k_id=0&kn

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Müşteri Psikolojisi ve Duygusal Zeka (EQ)

8 Ağustos 2008 Cuma 2 Yorum »

 Müşteri Psikolojisininden anlamak veya Müşteriyi yönlendirebilmek EQ seviyesi yüksek kişiler için oldukça kolaydır. Bugün özellikle servis sektöründe sürekli zor müşterilerin taleplerini karşılamak, gerektiğinde eleştirlerine maruz kalmak, bazen susup uzun süre karşı tarafı sabır içinde kesintisiz dinlemek veya haksız yere başkalarının (şirketinizin veya çalışanlarınızın bir hatası sebebiyle) yerine eleştirilmeyi olgunlukla kabul etmek pek de kolay değildir. Diğer yandan, yüksek duygusal zeka içinde üstün müşteri hizmeti vermeyi hedeflemek, sürekli müşteriye "iyi" olmak, herşeyi "bedava" vermek, veya müşterinin haksız olduğu yerde "haklı" olduğunu müşteriye söylemek de değildir. Müşteri psikolojisini anlamak için, müşteriyi pozitif duygular ve samimi tavırlar içinde doğru vücut diliyle etkin dinlemek, duygularını (hislerini) anlamaya çalışmak, ve her iki taraf içinde en doğru ve kazançlı orta noktayı bulmak için çabalamaktır.

    Ülkemizde genelde aldığı hizmet karşısında memnuniyetsiz olup agresif davranışlarda bulunan, bağıran müşteriye veya önemli kişilere öncelik verilir ve bu davranışla müşteri memnuniyeti sağlandığı düşünülür, bunun en büyük nedeni servis sektöründe az eğitilmiş ve ucuz eleman çalıştırılması ve bir çok sektörde rekabetin az olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde şikayet eden müşteriye kendini ve şirketini savunma, çözüm yerine müşteriye zaman kaybettirecek bahaneler ve sebepler üreterek kendini haklı göstermek tavrı tamamen eğitimsizlikten kaynaklanan ve ülkemizde sıkça rastlanan bir davranış şekildir. Çoğu zaman servis yapılmayan restoranlarda şikayet ettiğinizde "Kusura bakmayın bugün çok yoğunuz" diye mazaret üreten garsonlar bu davranışlarıyla sadece müşteriye sinirlendirmekten başka bir şey üretmezler. Burada yapılması gereken en basit çözüm müşteriden özür dileyerek birşey ikram etmek veya daha rahat ettirmeye çalışmaktır.

Havalimanlarında veya sinema gibi yerlerde saatlerce kuyrukta bekleyen müşterilere sanki orada yoklarmış gibi davranılarak, ayrıcalıklı ve imtiyazlı kişilere veya kendilerini haklı görüp saygısızca sıra beklemeden ortadan giren kişilere hiçbirşey söylemeden ve uyarmadan bu davranışlarını haklı görür gibi kabul eden hizmet sektörümüzde çalışan kişileri ancak eğiterek, bu konuda bilinçlendirerek kendilerini geliştirmelerini sağlayabiliriz. Servis sunmak demek, müşteriyi beklediğinden fazlasını vermek, müşterinin kendisini önemli hissetmesini sağlamaktır. Bunu başarabilmek için servis yapan kişinin yüksek duygusal zekaya sahip olması dışında sürekli müşteri psikolojisi konusunda eğitilmeyede ihtiyacı vardır. Eğitilmeyen kişiler sadece egosu ile çoğunlukla da yanlış tavır sergileyerek davranır !

    Bugün niye ülkemize pahalı ve kaliteli turist gelmiyor? Bu sorunun cevabını hiç düşündünüz mü? Kaliteli ve paralı turist bugün tesisten çok verilen hizmet kalitesine bakmasıdır. Bugün Fransa, İspanya’nın bu kadar çok zengin turist çekmelerinin ana sebebi hizmetin önemi ve gücünü keşfetmeleridir. Türkiye’de yeni yapılan milyar dolarlara mal olan mükemmel inşa edilen yedi yıldızlı otellerin yatırımcıları maalesef bu konuda çalışacak elemanları seçerken ve eğitirken aynı özeni göstermemekte ve başarının sadece iyi bir tesis yapılarak sağlanacağını, hizmet sektörünün insanla başarılacağını anlamaktan çok uzak bir düşünceye sahip olduklarını üzülerek görmekteyiz.

    Bu konuya örnek olarak restoranları verebiliriz, İstanbul’da birçok restoran daha 1 yıl geçmeden kapanmaktadır, ama Müşteri Psikolojisini ve duygusal zekaya sahip eğitimli kadrolarla çalıştıran Sunset, Bebek Balıkçı, Ulus 29, Park Şamdan, Paper Moon gibi restoranlar mekanlarında çok farklı yenilik yapmalarına gerek olmadan kaliteli hizmet kalitesi ile müşterilerinin herzaman ilk tercihi olmaya devam etmektedirler. Burada servis kalitesi kadar servis eden kadronun 5, 10 hatta daha uzun yıllardır bu restoranlarda çalışması müşterinin gelmesinin en önemli nedenlerin başında gelmektedir. Çalışanlar müşterinin tercihlerini bilmek yanında, gerektiğinde müşteriler dertlerini onlara anlatacak kadar zaman içinde yakınlık kazanmışlardır. 
Bugün aynı durum oteller içinde geçerlidir. Güleryüzlü, yardımsever ve müşterilerini adlarıyla hitap edilmesi öğretilen Ritz otelleri müşterileri tarafından tercih edilme sebebi sadece mükemmel hizmet ve servis veren insan kalitesidir. Hanımların kuaföre gitmelerinin sebebi yine kuaför dükkanı değil, kuafördür!

    Müşteriler, ürün veya hizmet satın almazlar.Güzel duyguları ve çözümleri satın alırlar. Çoğu müşterinin ihtiyacı, mantıksal olmaktan ziyade duygusaldır. Müşterilerimizle düzenli iletişim kurarsak yakın vadede oluşacak ihtiyaçlarını diğer rakiplerden önce öğrenme imkanımız olur. İnsanlar insanları severler, şirketleri veya kurumları değil ! Bir müessese konusunda kararımızı orada hizmet veren kişilerle ilişkilerimizle karar veririz.Bugün şirketlerdeki başarı müşteriyi ne kadar mutlu ettiğiyle alakalıdır.

    Bugün Starbucks biz kahve değil "15 dakika mutluluk satıyoruz"

    Türkiyenin en ünlü dişçisi " ben diş değil gülücük satıyorum"

derken müşterilerin performanstan çok duygulara ve yaklaşıma önem verdiklerinin en güzel örnekleridir. Müşteriler kararlarını, mantıklarıyla değil duygulayla verirler. Bu nedenle müşterilerimizin duygularına hitap etmesini bilmek, müşteri memnuniyetinde herzaman en önemli faktördür!

    Günümüzde insan faktörüne ve duygularına önem veren kişiler ve şirketler, herzaman insan faktörünü hiçe sayan ve herşeyin bilgi, teknoloji ile halledebileceğini düşünenlere göre daha başarı olacakları kesindir. Duygusal zeka bugün hem kişiler, hemde şirketler tarafından öncelik verilmesi gereken bir konudur. Bu konuda kendini geliştiren kişiler ve kurumlar yeni rekabetçi iş dünyasında en üst sıralarda yer alacaklardır. Müşteri psikolojisini anlamak ve hizmet etmek içinde duygusal zekaya sahip kadrolar yetiştirmeli ve buna sahip yöneticileri müesselerimizde tercih etmeliyiz.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

Müşteri Psikolojisi ve Duygusal Zeka üzerine

4 Ağustos 2008 Pazartesi 1 Yorum »

Müşteri psikolojisi" veya "Duygusal zeka" birbirine çok yakın kavramlardır, nedenine gelince, iki kavramda başarılı olmamız için olaylara ve durumlara göre duygularımızı kontrol ederek,olayları kişisel algılamamız değil, profesyonelce yaklaşarak, karşımızdaki kişilere doğru iletişim ve davranış içinde olmamız gerektiğini öngörür. Bugün iş hayatından politikaya kadar tüm sosyal ortamlardaki başarımız diğer insanlarla ne kadar başarılı iletişim kurduğumuzla eş orantılıdır. Çok çalışmak, konunuzda uzman olmak , zeki olmak veya en iyi okullardan birincilikle mezun olmak başarıyı garantileyeceği anlamına gelmemektedir. Bugün işe girmemizi "IQ" seviyemiz, terfi etmemiz ise "EQ" seviyemiz belirler.

- Duygusal zekanın (EQ) önemi konusunda herkesin hemfikir olmasına rağmen neden başarılı olamıyoruz?

    Bunun en önemli sebebi kendimizi tanımamaktan (veya kendimizle barışık olmamızdan), duygularımızı ve egomuzu kontrol edememekten kaynaklanmaktadır. İnsanın IQ seviyesini yedi yaşından sonra arttırmak çok mümkün değilse de, EQ seviyesi, ölünceye kadar geliştirilmesi mümkün bir öğrenme süreci ve tecrübedir. O zaman bu konuda öncelikle bir şeyler yapmalıyız. Duygularımızı kontrol etmeyi, kendimizi motive etmeyi öğrenmeli , özgüvenimizi ve kendimize saygıyı arttırmalı, ve diğer insanlara daha empati içinde, sevecen, açık ve iyi niyetli, samimi bir tavır içinde iletişim kurmaya gayret etmeliyiz.

    Küçükken annem dünyanın en güzel duygusu karşındakine birşeyler vermektir dediği zaman ne demek istediğini tam olarak anlayamazdım, ama bugün baktığım zaman okul, hastane ve benzeri yerlere yatırım yapan örnek işadamlarının belli bir olgunluğa erişmiş ve vermenin almaktan daha büyük güç olduğuna anlamış kişiler olduğunu görebiliyorum. Bugün duygusal zekaya sahip bir kişi de aynı duygularla sürekli verme psikolojisi içinde hizmet eder. Bu da belli seviyeye ulaşmış kişilerin kendilerini tanımaları, kendileri ile barışmaları ve hayata daha pozitif bakmaları ile mümkün olmaktadır. Hayat tecrübesine sahip, kariyerlerinde hedeflerini gerçekleştiren başarılı kişiler bir süre sonra olgunluk ve duygusal zekada en üst seviyelere ulaşırlar. Önemli olan bu seviyeye daha erken yıllarda ulaşmamız, ve genç yaşlarda hayattan zevk almamızdır.

    Günümüzde hızla gelişen teknoloji birçok şeyi otomatik ve mükemmel hale getirmektedir. İş başvurusu yapan bir kişi Internetten en mükemmel CV örneklerini kullanarak CV hazırlayabilir. Ama bu kişi ile karşılıklı görüştüğünüzde gerçek kişiliğini kısa zamanda keşfedersiniz; kendine güvenini, iletişim yeteneklerini, işe hakimiyetini, pratik zekasını ve baskı altında kaldığı zamanlardaki tavır ve davranışlarını anlarsınız. Bugün çevremizde IQ’su çok yüksek olduğu halde başarısız olan birçok kişi vardır. Bunlar insan faktörünü zaman kaybı olarak gören ve olaylara hep kendi taraflarından bakan egoist kişilerdir. Bugün hayatta insanla uğraşmadan veya iletişim kurmadan başarılı veya çok zengin olmuş bir kişi örneği bulamazsınız! 

Duygusal zekayı konusunda 3 önemli konuda kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir ;

    Empati ; yani başkalarının duygularını anlamak ve kendini onların yerine koyabilme yeteneği.

    Sosyal beceri; yani kendi ve başkalarının duygularını iyi yönetebilme , yönlendirme ve ikna etme, ve liderlik, müzakere becerileri ile ihtilafları işbirliği veya takım içinde çözebilme yeteneği.

    Kendimizi tanıma; yani duygularımızı ve egomuzu kontrol etme, hayattan ne istediğimizi öğrenip kendimizi motive etme, zayıflıklarımızın ve güçlü yanlarımızın farkına varabilme ve yüksek özgüven içinde kendimizi kontrol edebilme ve hayatta bir takım hedefler koyup herzaman daha iyiyi isteme arzusudur. Tüm bu yetenekler öğrenilebilinir ve geliştirilebilir. Tek yapmamız gereken öncelikle bu konuda kendimizi tanımak, güçlü ve zayıflıklarımızı keşfedip, harekete geçmemizdir. EQ’da en üst seviyeye ulaşmak için sosyal ve iş hayatımızda belli hedeflerimiz olması da gerekmektedir, bu da mevcut durumumuzdan memnun olmayıp hep daha iyiyi , daha mükemmeli hedefleyerek gerçekleşir. Hayattan beklentimizi ve amacımızı bilmemiz bizi daha mutlu edecektir. ( Bu yazi devam edecektir)

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Serbest Giyim

29 Temmuz 2008 Salı Yorum yok »

Sıcakların dayanılmaz olduğu şu günlerde serbest giyime geçmek isteyen şirketler için, serbest giyimin avantaj ve dezavantajlarını paylaşmak istedim*
 
Firmalar açısından avantaj ve dezavantajları:

Devamı için tıklayınız »

Kusursuz Olmak

25 Temmuz 2008 Cuma 2 Yorum »

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine. Bu testilerden birinin yan kısmında bir çatlak varmış. Diğeri ise hiç kusursuz olup sağlammış. Her seferinde, bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış.

İki sene boyunca her gün böyle geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece bir buçuk testi su kalırmış. Tabii ki kusursuz, çatlaksız testi görevini mükemmel yaptığı için çok gururlanırmış. Fakat çatlak olan kusurlu testi, çok utanırmış. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülürmüş.

İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi ırmak kenarında adama şöyle demiş: "Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle sular eve gidene kadar akıp gidiyor". Adam gülümseyerek dönmüş testiye: "Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum. Senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. İki senedir senin suladığın o güzel çiçekleri toplayıp masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim" diye cevap vermiş.

Kıssadan hisse; Yaşamda birçok kişi kendisini en iyi ve kusursuz gösterme çabasına girişir. Oysa ne kadar gereksiz bir telaştır bu. Unutmamamız gerekir ki, ‘mükemmel’ insan yoktur. Tarih boyunca olmamıştır, olmayacaktır da. Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Hepimizin kusurlu tarafları var ve bizi biz yapan, diğerlerinden ayıran da bunlardır. Önemli olan kusurlarımızın farkında olup, onları kabullenip, onlarla birlikte yaşamayı öğrenip onları sevebilmektir. ‘İnsan olabilmek’ bunu gerektirir. Hayatımızı ilginç kılan, ödüllendiren ve renklendiren hep bu kusurlu yanlarımızdır.

Kimi insan entelektüel bir üstünlük geliştirip her şeyi mantıkla çözebileceğine inanır ama duygusal yaşamında ya başarısız ya da yalnızdır bu kişiler. Kusursuzluğa ulaşma çabası kişinin yaşam alanını da daraltarak yeni deneyimlere ve değişik yaşantılara kapatır. ‘Kusursuzluk’ diye bir şey sadece hayal dünyasında olur. Kaldı ki bu tanıma uyanların da çok sıkıcı ve renksiz olacağını kestirebilmek güç değil. Kısaca acı da verse kusurlarımızla yüzleşebilmeliyiz. Kendine kızmak ya da kendine acımak insanın sorumluluklarını görmesini engeller. Sorumluluklarına sahip çıkamayan ise güçsüzdür. Güçlü olabilmek ise yürekli olmayı gerektirir. Kusurlu bir yanımızla yüzleşip onu kabullenmek, diğer insanlarla da olan ilişkilerimizi de etkiler. Kendisine hoşgörülü olan insan, diğerlerinin kusurlu yanlarını da daha kolay kabullenir. Kusurları değil, içindeki güzellikleri görür. Günümüzde en çok ihtiyacımız olan ‘hoşgörü’ de ancak böyle elde edilebilir. Kusurlarıyla yüzleşebilme yürekliliğini gösterebilen kişileri ve onları bu şekilde kabul edip anlayabilenleri ..

sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

* Bu yazı Pembe Candaner’in makalesinden alınmıştır. Paylaşmak istedim

 

 

İyi Satışçı nasıl olunur

21 Temmuz 2008 Pazartesi 4 Yorum »

 

25 senedir satış ile içiçe olmama rağmen satışın temel kuralları fazla değişmedi, ama satışçılar değişti. Ofisten çıkmadan satış yapabileceklerini düşünen, işini takip etmeden işleri kapatmayı hayal eden, hedeflerini düşünmeden çalışan ve çok yoğun olduğunu sürekli savunan, stresten şikayet eden yeni nesil  satışçılar.  Bunun ana nedenlerinden biri zamanlarının büyük kısmını satış dışı aktivitelerde geçirmeleri.

Bu tür satışçılar günümüzün yoğun rekabet koşullarında  beklentileri karşılayamıyorlar, fark yaratamıyorlar. Değişime açık değiller.

Satış konusunda samimi düşüncelerimi uzmantv’de paylaştım. İlginizi çekeceğini düşünüyorum : http://www.uzmantv.com/basarili-bir-satis-gorusmesi-nasil-olmali

Satışçıdan 3 öncelikli beklentim şunlandır:

1- Müşteriyi bulması

2- İlişki başlatması ve güven uyandırması

3- İlişkiyi sürdürmesi ve aynı müşteri ile sürekli iş yapması

Satışçının ne yapmasını tercih etmem/istemem :

1- Sabah erken gelip, tüm gün ofis işleri ile uğraşmasını

2- Müşteriyi ziyaret edip, ama ilişki kurmadan teklif göndermesini

3- Mevcut müşterileri unutup, sürekli yeni müşteri peşinden koşmasını

4- Haftada 10′un altında müşteri/müşteri adayı ziyaret etmesini

Diğer konular için video’ları izleminizi tavsiye ederim.

Bol satışlı günler dilerim.

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

 

 

 

 

 

 

 

Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.