Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Mayıs, 2008

Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerin

16 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerine tekrar düzenliyoruz                        “Limit Sizsiniz”

Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerin

16 Mayıs 2008 Cuma Yorum yok »

Satışın 10 Altın Kuralı yazarı Taner Özdeş’in en son seminerini kaçırmayın! Yoğun talep üzerine tekrar düzenliyoruz                        Limit Sizsiniz”

Ben Türkiye’de niye girişimci olamam

15 Mayıs 2008 Perşembe 2 Yorum »

Ülkemizde son yıllarda alışveriş merkezi (ve tüketim) çılgınlığı yaşanıyor. Dünyada ise alışveriş merkezleri bizim ülkemizden daha farklı stratejiler ve hedefler doğrultusunda açılır. Ardı ardına açılan alışveriş merkezleri hafta sonu günleri haricinde bom boş, doğru dürüst iş yapmıyorlar. Yeme içme yerleri ve sinema dışında, mağazalar sinek avlıyor!
 
Her açılan yeni alışveriş merkezi daha önce açılanların müşterisini alıyor.  En son okuduğum habere göre, 42 tane alışveriş merkezi daha yolda!
 
Astoria ve City’s, en son açılanlar arasında. Daha bir ay olmadan dükkan sahipleri müşteri azlığından, ucuz ve pahalı aynı mağaza ve restaurantların aynı mekanda olmasından dolayı rahatsızlıklarını medya vasıtasıyla mal sahiplerine dile getirmeye başladılar bile. Ülkemizde çoğu yatırım, araştırma, planlama veya bütçe vasıtasıyla malesef yapılmıyor. Patron (cesaret sahibi, gözüpek işadamı) iç güdüleriyle, yakın çevresinden veya finans kuruluşlarından kredi bulup işe karar veriyor ve işi yaparken öğreniyor. İyi niyetli ise işe devam ediyor, kötü niyetlisi ise, birçok borçluyu ortada bırakıp ortadan kaçar veya iflasını istiyor.
 
Geçen gün şirketimizin hemen yanında yeni açılan Astoria alışveriş merkezini ziyaret ettim. Ziyaret sebebim, sinemaya gitmek, Starbucks’da kahve içmek ve dükkanları dolaşmak değil, Kanyon Alışveriş merkezinde daha önce gittiğim ve çoğu zaman yer bulmakta zorlandığım Kitchenette’de öğlen yemeği yemekti… (Kitchenette konusunda öykümü daha sonra yazacağım.)
 
Kitchenette’de yemek yedikten sonra dışarı çıktım. Bir fincan kahve için 40 dakika bekledim ve bu nedenle oldukça sinirliydim. Dışarıda tesadüfen bir arkadaşımı gördüm. Arkdaşamın yanında bir beyefendi vardı ve beni kendisiyle tanıştırdı. Kim olduğunu öğrenemeden, bana Astoria’yı nasıl bulduğumu sordu. Bende” mükemmel” dedim, ama “iş yapmaz”…
 
Beyefendinin ve arkadaşımın bu cevap karşısında renklerinin kırmızıya döndüğünü gördüm. Beyefendi bu alışveriş merkezinin işletmecisi, arkadaşım ise yatırımcılardan biriydi. Kendimi tanıttım. Tabii ki yazar kimliğimden de bahsettim. Burası iş yapmaz çünkü lokasyon olarak yerinin  yanlış olduğunu düşünüyorum dedim. Bana yanıldığımı ve bu işten anlamadığımı ifade eden bir yüz ifadesi ile söylediler. Aslında büyük bir pot kırmıştım. Durumu düzeltmek ve yumuşatmak için “bu benim şahsi fikrim, başarılı olmanızı gerçekten isterim , aynı hatayı Citys’in de yaptığını düşünüyorum” dedim.
 
Beyefendinin kızgınlığı geçmemişti. Bana yazılarımı yazarken kendi fikrim ve görüşlerimden çok, halkın sesi olmam gerektiğini söyledi. Kendiyle konuşmamamızda dile getirmesemde , içimden “benim amacım halkın düşündüğünü ve inandığını yazmak değil, kendi inandığım ve hissettiklerimi yazarak insanlara farklı bir bakış açısı, vizyon vermek olduğunu” geçirdim. Bu sorumluluğu bugün medya da taşımaktadır. Rating uğruna halka doğru olup olmadığını düşünmeden, ilgi çekecek, kalitesi düşük programları ve haberleri sunuyorlar.
 
Daha sonra birlikte alış veriş merkezini gezdik, hava yumuşamıştı…
 
Diğer dikkatimi çeken başka bir konu ise Starbucks’ın Astoria’daki yeriydi… Girişten içeri girdiğinizde tam karşınıza Starbucks geliyor. 100 milyon Amerikan Doları‘nın üzerinde para harcanmış bir alışveriş merkezinde girer girmez karşınıza Starbucks’ın gelmesi, bana göre, zevksizlik örneğiydi. Nedenini sordum. Bana orasını kendi mağazasını açmak istediğini düşündüğünü, ancak tüm mağazaların yer kiralarken ön şartlarının Astoria’da Starbucks olmasında ısrar etmeleri sebebiyle, kendi yerini Starbucks’a vermek zorunda kaldığını söyledi..İşte tam bu nokta söyleyebilirimki ben “girişimci olamam”… Çünkü inanmadığım bir şeyi sadece ticari amaçla yapamam..
 
Astoria’dan çıkarken bana burasının Türkiye’nin en çok ziyaret edilen alışveriş merkezi olacağını, birçok aktivite ve muhteşem sinemalarla tercih sebebi olacağını söyledi. Kendisine teşekkür ettim. Bu beyefendiye hayran olmamak elde değildi. Kendisini cesareti ve girişimciliği için tebrik ederim. Umarım muvaffak olur. En son ziyaretlerimde Astoria’nın öğle yemekleri haricinde ( bu tamamen Kitchenette’in başarısı, her gün 400 kişiyi çekiyor !) boş olduğuna tanık oldum. Aynen Citys’in veya İstinye Park’ın hafta sonları günleri dışında boş olması gibi. Umarım başarılı olurlar. Türkiye’nin bazı ekonomik gerçekleri var, bunlar göz ardı edilip hareket edilmemesi gerektiğini düşünüyorum..
 
Bu yazımı Roma’dan İstanbul’a gelirken uçakta yazdım. TAV havalimanı Roma havalimanına göre kat kat daha modern, gösterişli. Roma havalimanında birçok eski, yenilenmemiş şeye rastlayabiliyorsunuz. Örneğin; uçuş bilgilerini gösteren ekranlar çok eski teknolojidir, bagaj bölümü eskidir. Diğer yandan, tüm dünya markalarının arkasında İtalyanlar vardır. “ Made in Italy” olan her şey kaliteli, moda olarak algılanır.  
  
Düşündüm: Tüketmek yerine üretmek, marka yaratmak, gösterişten çok ihtiyaca göre pazarlama yapmak. Araştırmak, ondan sonra gerekli yatırımları yapmak. İtalyanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Ülkemizde birçok cesur girişimci var, ben onlardan biri olamam. Ben sanırım daha çok muhafazakar bir İtalyan işadamı gibi düşünüyorum: Gösterişten çok gerekli ve doğru yatırımı doğru zamanda yapmak…
 
En büyük arzum ülkemizin kaynaklarını gösterişe ve tüketime yönelik değil, üretim ve markalaşma tarafında kullanılması. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmamız.
 
Ülkemizde o kadar pazarlayabileceğimiz şehirlerimiz, turistik yerlerimiz var ki,bunları elden geçirip, pazarlamaya çalışsak, bir çok turisti ülkemize çekerek ihracatımıza katkıda bulunuruz, döviz gelirlerimizi artırız, işsizlik konusunda adım atmış oluruz. Alışveriş merkezlerinin katma değeri maalesef çok düşüktür, Bence mevcut olan alış veriş merkezleri iş yapana kadar İstanbul’un yeni bir alışveriş merkezine ihtiyacı yoktur.
 
Sevgilerimle,

İnanç mı yoksa Para mı?

9 Mayıs 2008 Cuma 5 Yorum »

Son günlerde insanları en çok motive eden şey nedir sorusunu cevabını düşünüyor ve bunun yanıtını bulmak için araştırıyor ve gözlemliyorum. Motivasyon içten mi gelir , yoksa dışarıdan mı?
 
Bu hafta “Asemble” firmasının organize ettiği mükemmel bir seminere katıldım. Bu yıl ikincisi düzenlenen Düş= Gerçek +Zaman isimli seminerinin konusu “Kuantum Liderlik”
 
Seminerde Amerika’nın en iyi psikoterapistlerinden Anthony Galie Kuantum tarafından hipnoz edildim. Hipnoz edilme fikri bana ilginç geldi. 250 kişi arasından sadece 5 kişi bu deneyime katılacaktı. Anthony, bunu söyledikten sonra hemen düşünce gücümü devreye soktum.
 
Düşünce gücüm bana her zaman  şunu söyler “Evrene istediğin şeyi çok istediğine dair kuvettli bir mesaj ilet”. İster inanın ister inanmayın ama salonda ilk seçilen kişi bendim. Tabii ki seçmek için ufak bir deneme yaptı. Denemeyi yapanlar arasından en uygun olanları seçti.
 
Ayırca belirtmek isterimki; Bu ilginç bulduğum deneyi 13 Mayıs’taki “Limit Sizsiniz” seminerimde katılanlara tatbik edeceğim. Kayıt yaptırma imkanına sahipsiniz.. http://www.tanerozdes.com/Limit-Sizsiniz-Semineri_s7.aspx
 
Hipnozun sonunda şunu anladım. Dünyada en büyük güç, düşünce gücü. İnsan, beyninin sadece yüzde 10’unu kullandığını düşünürseniz bu gücü ne kapasitede kullanacağımız bize kalmış. Potansiyeli siz düşünün. Bunun binlerce örneğini sporda yaşıyoruz. Mucizeler gerçekleşiyor…
Peki bu noktada aklıma gelen soru ; Para mı daha büyük güç, yoksa İnanç mı ?
 
Liderlik zirvesinde ilgimi en çeken soru şuydu : “ Günde 24 saat, her gün yapmak isteyeceğiniz iş ne olabilir? Hem de size hiç bir ücret ödenmeyeceğini düşünürseniz” Aslında bunun başka soru şekli “hayatta en çok ne yapmak sizi mutlu eder?”. Para tabii ki belli bir ölçüde bizler için motivasyon aracıdır ama sadece belli bir ölçüde,fazlası motive etmez,ama İnançlarımız bizi motive eder.
 
Dünyada yapmak istediğimizi yapmamamızın en büyük 3 nedeni var - Stepheno D’Anna (Tanrıların Okulunun yazarı ) şöyle diyor: Korku, Şüphe,Kaygı ve Olumsuz düşüncelerimiz..
 
Bunlardan kurtulursanız hayatın gerçek anlamını ve mutluluğunu elde edersiniz.
Bunların yıkmanın en büyük sırrı ise arkasından koşacağınız bir düşe, hayale sahip olmak”
 
Hipnoz edilerek uyutulmuş, birçok şeyi kontrolümün dışında 250 kişinin önünde yapmıştım. Gösteri bittiği zaman, birçok kişi yanıma geldi. Bir çok kişi bana soru yöneltti; “Nasıl oldu? “ “ Para mı aldın?” “ Senin gibi güçlü biri nasıl hipnoz olabilir?”  “Olamaz, inanmıyorum, imkansız !”
Bu sorulardan sonra ben bile  kendimden şüphe etmeye başladım.
 
Bu sorulara ise yanıtım çok basitti; sadece Anhony’ye güvendim, inandım ve bu deneyimi yaşamak istedim. Emimim diğer 5 kişiden daha az kontrolümü kaybettim. Ama uyudum, hatta uyurken kahkahalar ile güldüm, kolumu 10 dakika hareketsiz havada kitledim. Bunların hepsini bilinç dışı yaptım.
 
Düşüncenin gücü, enerjinin gücü. Bunları sürekli okuyorum. Ama yaşamak ayrı bir şey.
 
Konferansın adı Düş = Gerçek + Zaman. Stepheno diyor ki “ Düş ile gerçek arasındaki tek fark zamandır. Yani zamanla düşlerimiz gerçek oluyor. Hayatımda geldiğim bir çok noktada istek,çaba, inanç, kararlılık, çok istemenin gücünü gördüm. Bazı noktalarda korkularım oldu. Halen de zaman zaman var. Bunların bana zararı oldu mu derseniz tabiki oldu. Çünkü bunlar hayatımı kısıtlamama sebep oluyorlar. Bana göre en büyük başarısızlık veya pişmanlık; başlamamak, denenememek, başında vazgeçmektir. Bu nedenler gerçek başarısızlıktır.Aslında ben hayatta başarısızlık diye bir kavrama inanmıyorum. Aynı şekilde hedef olmadan ulaşılmış bir başarı, bana göre başarı değildir.
 
“Dice Kayek” markasının yaratıcıları çocukluktan tanıdığım Ayşe ve Ece Ege’nin hikayelerini dinlerken başarının aslında bir adım ileride olduğunu ve bu iki kardeşin başarılarının sırlarının sadece kendilerine olan inançları olduğunu konuşmalarından anladım. Şans var mı? Var. Ama “şans hazır olana güler” diye bir söz var. Ayşe ve Ece’nin paraya ihtiyaçları yoktu. Herkes gibi evlenip sade bir hayat yaşayabilirlerdi. Ama tutkuları ve kendilerine inançları vardı. Ece Ege ile olan sohbetimi yakında zevkle okuyacağınızı ümit ediyorum. İnanın bu tür insanlarla tanışmak bana hayatın anlamını bulmamı sağlıyor.
 
Ben niye varım bu dünyada sorusunu cevabını düşündünüz mü? Düşünmediyseniz yoksa o zaman en kısa zamanda cevabını bulun. İnanın bunun cevabı çok para olamaz!
 
En son konuşmacı olan Continental Hava Yollarını batmaktan kurtaran muhteşem şirketin CEO’su Gordon Bethune’nin konuşmasını heyecanla beklemiştim. Kendisinin en önemli sözü halen aklımda “Başarı nereye gittiğini bilmektir, bilmiyorsan, seni her yol sonunda oraya çıkaracaktır”
 
Doğru karar verme yeteneği iyi bir liderin en önemli vasfıdır diyordu. Paranın insanı motive etmeyeceğini ve yanında çalışanlara değer vererek, başarılı oldukları takdirde neler elde edeceklerini anlatarak, geliri paylaşarak nasıl havayollarını kurtardığını anlattı. Önemli olan sorunlara yaklaşımınız, başarınızı belirler dedi .Dinleyiciler ise her zaman ki gibi sihirli bir formül bekliyorlardı. “Başarınızın sırrı nedir? İyi bir lider nasıl olmalı? ve buna benzer sorular…
 
Bugün gençler 6 ayda müdür olmak istiyorlar. Başarının ilişkilerle olduğunu düşünüyorlar. Ama maalesef ilişkiler sadece sizi kapıdan içeri sokar, orada kalmanızı sağlamaz.
 
İnanç, tutku, çalışkanlık, bunlar varsa başarı her zaman sizin olacaktır. Bunun kısa yolu ve formülü maalesef yok. En büyük başarıya ulaşmak mı istiyorsunuz, o zaman başarısızlık oranınızı ikiye katlayın!
 
Limit Sizsiniz seminerlerimde görüşmek üzere..
 
Sevgilerimle,
 
 
 
 

Şirketimi nasıl altüst edebilirsin

5 Mayıs 2008 Pazartesi Yorum yok »

Bugün hayatımın en duygusal anlarından birini yaşadım. Avusturya Lisesi’nden mezun oluşumun 25.yili kutlamaları vardı. Eşim ve çocuklarımla 27 Nisan Pazar günü yıllar önce okumuş olduğum okulumu tekrar ziyaret ettim. 25inci, 40ıncı ve 50inci yıl mezunları her yıl biraraya gelerek okuldan diploma alırlar. Törenden iki saat önce her zamanki gibi spor salonuna gitmiştim. Spor yaparken aklıma birçok düşünce geldi. “Taner” dedim “sen bir konuşma yapmak zorundasın.” Konuşmanın başlıklarını spordan sonra ufak bir kağıda yazdım. Okula vardığımda halen kararsızdım. Konuşma yapmalı mıydım? Sınıf başkanımımız Murat Yasa çok güzel bir konuşma yaptı. Bundan sonra tek tek isimler söyleniyor ve sahneye davet ediliyorduk. Sıra bana geldiğinde sahneye çıkdığımda, karar vermiştim. Okul Müdürü’nden izin istedim ve ufak bir teşekkür konuşması yaptım.
 
Çocuklarım bu konuşmayı yaptığım sırada annelerinin gözünün dolduğunu bana söylediler. Eşim böyle anlarda hep ağlardı. Ben ağlamanın zayıflık göstergesi olduğunu düşündüğüm için eşimin ağlamasını her zaman kıskanmışımdır. Duyguları doya doya yaşamak. Ben o kadar kontrolü bırakamıyordum. Kendime göre duygusaldım. Ama eşim benden kesinlikle farklıydı !
 
Bu hafta sonu bir kitap satın aldım. Ölmeden önce keşfetmeniz gereke 5 sır. İlgimi çekmişti. Kitapta en önemli iki noktanın altı çizliyordu. Mutlu olmak ve hayatının anlamını bulmak insanların hayattaki en büyük iki hedefiydi. Ben her ikisinide sürekli yaşıyordum. Hayatımda sürekli mutluydum. Hayatın anlamı ise bana göre sevgiydi. Bunu da bana annem öğretmişti.
 
Her ne kadar okuduğum yüzlerce kitap bana aynı şeyi söyledi ise de arkadaşlarım beni hep yüzümdeki o gülümseme ile hatırlıyorlardı. Taner, sen hep gülümsersin. Yüzünden gülümseme hiç eksilmez derlerdi. 
 
Okuldan mezun olalı 25 yıl zaman geçmişti. Yazıyı yazdığım bu akşam, o kadar eğlendimki. Doya doya dans etmiştim, hep birlikte şarkı söylemiştik. Sevdiğim takım Galatasaray Fenerbahçe’yi yenmişti. 25. yılı Reina’da kutladık. Klübün sahibi Galatasaraylı olması sebebiyle bütün gece Galatarasaray şarkıları çaldı. Dans edip,doyasıya eğlendik. Bu yakın dostlarımla tam 25 yıl görüşmemiştik, ama samimiyetimizden, doğallığımızdan hiç bir şey kaybetmemiştik. Benim için 25 sene sonrasında hiç değişmeyen kişilerin başında geldiğim sürekli söylendi. Bunun sırrı neydi ? İyi yaşamam, mükemmel bir eşe ve çocuklara sahip olmam, mükemmel bir anne ve babaya sahip olmam, şanslı olmam mı ? Hepsi olabilirdi.. Ben size sırrımı söyleyim. Dünyada birçok kitap yazılıyor, hepsi milyonlarsa kopya satıyor. Size sırlarını anlatıyorlar. Ben size sırrı mı söyleyim mi?  
 
Benim sırrım çok basit, kendimi sevmem ! O kadar basit ..
 
Bu akşam bir çok dostumla konuştum. Hepsi kendilerine göre sırlarını benle paylaşıyorlardı. Hepsi benim için gerçek bir dosttu. Her zaman söylerim, hayatta lise dostluğunun yerini hiç bir şey alamaz diye.
 
Bu akşamdan aklımda kalan en önemli söyleşi buydu !
 
Önemli bir şirketin patronu olan arkadaşım bana bir hikaye anlattı. Dünyanın önde gelen bir şirketin patronu işe alma sırasında işe alacağı elemanlara şu soruyu soruyormuş : “ How can you fuck up my company?” (Benim şirketimi nasıl altüst edersin?”)
 
Dünya değişiyor. Çalışanların beklentilerini karşılamak zor. Çok kuralcı olmak çalışanları mutsuz ediyor. Elemanların yaratıcı olmasını istiyorsanız, bırakın yaratsınlar. Bu soru beni derinden etkiledi.
 
Sorunun cevabını doğru bilen kişi  şirketin standartlarının üzerinde bilgiye sahip olmalı. Aksi takdirde şirketin altında ezilir ve sıradan bir kişi olur. Bu sorunun cevabını bilen kişi şirketi ileri taşır.
 
Günümüzde sıra dışı olmak gerekiyor. Sıradan kişiler şirketi ileri taşıyamıyor. Ben hep sıra dışı biri oldum. Hep eleştirildim ama sevildim. Sıradışı olmak gibi amacım yoktu. Tek amacım vardı, mutlu olmak, doğal olmak ve yüzümden gülümsemin eksilmemesi.
 
Patronlar sıradan düşünen insanları  istemiyorlar. Şirketlerini ileri taşıyan kişeleri arıyorlar. Ne kadar garip de olsa . Mutteşem bir soru “ How can you fuck up my company? “ Cevabınız yoksa. Böyle bir şirket bulana kadar yeni işinizi seçmeyin !
 
Sevgilerimle,
Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.