Satış Neden Kaybedilir?
26 Ocak 2008 Cumartesi 2 Yorum »
26 Ocak 2008 Cumartesi 2 Yorum »
26 Ocak 2008 Cumartesi Yorum yok »
Anneme duyduğum sevgi ve değeri kelimelerle ifade etmem çok zor. Bir gün annemi aradım. " Madem oğlun artık bir yazar oldu, yazar annesi olarak seninde bir şeyler karalaman lazım" dedim. Aşağıdaki muhteşem yazıyı göndermiş. Sizlerle paylaşmak istedim.
Doğdukları andan itibaren hayatımızın merkezi olan, herşeyden ve herkesden sakındığımız çocuklarımızı çok sevdiğimiz kadar onların ilk öğretmenleri olduğumuzu unutmamalıyız.
24 Ocak 2008 Perşembe 5 Yorum »
Satışın 10 Altın Kuralı kitabımı halen okumadıysanız , Satışın 10 Altın Kuralı‘nı burada sizlerle paylaşmak isterim.
Geçen gün yakın bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Kendisi Amerika’nın en prestijli okulu olan a Harvard Business School’da "Liderlik" konusunda doktorasını yapıyor. Bana şunu anlattı : " İnsanlar hayatlarının merkezine ne koyarlarsa sadece onu düşünürler, çünkü hayatlarında en önemli şey budur . Örneğin:: " kariyer" , " para" "şöhret" "aile" "güç" vb.. Bunları kaybettikleri zaman hayat larında boşluk, ümitsizlik hissederler. Ancak bunun yerine hayatımızın merkezine "kendi değerlerimizi" koyarsak o zaman bunları hiç bir zaman kaybetmeyiz..
21 Ocak 2008 Pazartesi 1 Yorum »
Bugün Mike Hernacki’nin "Müthiş Sır" kitabını aldım. Kitap sadece 60 sayfa. Gerçekten ilgimi çekti !
Nasıl başarılı olunur? Bu konuyu sürekli araştırıyorum.. Neden bazı insanlar daha başarılı olurken, diğerleri olamıyor. Bunun sırrı nedir? Aynı kitapta, Amerika’da 1 milyon $ ve üzeri yıllık geliri olan insan sayısının nüfusa oranı sadece yüzde 2 idi. Bu oran dünyanın birçok ülkesinde yüzde 1-2 arasında değişiyor. Dünyada bir çok nasıl zengin olunur konusunda yazılmış on binlerce kitap var. Bunları okuyarak zengin olmayı düşünüyorsunuz, hayal görüyorsunuz !
Cuma günleri genelde şirketlere eğitim veriyorum. Başarılı satışçı nedir diye her defasında soruyorum . Cevaplar aşağı yukarı hep aynı :
"Tecrübe, ürün bilgisi, iyi bir okuldan mezun olma, dürüstlük , iyi dinleyici olmak, imaj, karizma vb.."
Bunların hepsi gerekli , ancak 2 şey sizde yoksa çok iyi satışçılar ( çok para kazanan ) arasına giremezsiniz ;
İstekli olmalısınız- ne gerekiyorsa yapacak kadar istekli. Böylelikle mucizelerinizi hayatınıza çekebilirsiniz .
İkincisi ise, kesin ve net hedeflere sahip olmak. Başarılı satışçıların yaptığı tek şey zihinlerindeki resmi hatırlamak (amaçları) ve ona konsatre olmaktır.
İsteklilik kelimesinin sözlük anlamı şöyle tarif ediliyor : " Mümkün olan her talebe yargılamadan, kuşku duymadan, reddetmeden açık olan bir zihin halidir".
Sonuç olarak istekli olmak zihinsel bir durumdur. Bunu ancak biz istersek yaratabiliriz.
Kendimden örnek verecek olursam. 2007 sonuna 2 ay kala hedefimizden bir hayli uzaktık. Şirkette patron dahil kimse hedefimizi tutturacağımıza inanmıyordu. Ben ise hem inanıyordum, hem de bu hedefin tutturulması konusunda istekli ve kararlıydım. Ne mi yaptım?
Öncelikle yapmak zorunda olduğumuz hedefin öncelikle resmini beynime yerleştirdim. Her akşam şirket veritabanında 31 Aralık günü bu hedefi sanki yapmış gibi hayal ettim ve beynimde resmini gördüm. Bunu her gece yatmadan önce düşündüm ve hayal ettim.
Bunun dışında şirket çalışanlarına bu hedefi tutturacağımıza inandığımı ve kendilerine bunun yapılmasının mümkün olduğunu yazdım. Hergün yapılan satış rakamlarını satış ekiplerine gönderdim. Yılın bitmesine 3 hafta kalmıştı, hedeften 1 milyon$ uzaktık. Akşam bilgisayarıma oturdum ve elemanlarıma email attım : " Herkese gayreti için çok teşekkür ederim, hedefimizi yapmaya çok az kaldı.. Sizlerden ricam 31 Aralık akşamı ailemle ve çoçuklarımla şirket veritabanina bağlandığım zaman, bana lütfen hedefimizi ekranda görmenin keyfini yaşatın. Sizlere güveniyorum."
28 Aralık akşamı ben izine ayrıldım, şirketten ayrılırken bilgisayarımda şirket hedefinin yapıldığını görüyordum. Bir mucize gerçekleşmişti.
İstekli olursanız ve hedefinizi yapacağınıza inanırsanız, mucizeler gerçekleşir. "Müthiş Sır " kitabını muhakkak okuyun.
Bu Cumartesi günü yakın arkadaşlarımız bizdeydi. Arkadaşlarımdan biri bana dedi ki " Geçen gün patronum bana 10 sene önce hedeflerini not ettiği defterini gösterdi. Defteri elime aldığımda tarih bugünden tam 10 sene önceye gidiyordu. Tek tek şirketin bugünkü durumuna gelmesi için hedefler tek tek yazılmıştı. En ilginç tarafı, hedeflerden biri benim şirkete transferimin gerçekleştirilmesi maddesiydi ! O zamanlar yabancı bir şirkette çalışıyordum ve maaşım çok yüksekti. Ama patronum şirketin ihracatta iyi noktalara gelmesi için, bunu göze almıştı."
Başarı; ancak inanırsak, gerçekten istersek ve hedeflerimiz konusunda sonuna kadar kararlı olursak geliyor.
Sevgilerimle
17 Ocak 2008 Perşembe Yorum yok »
2007 yılı kısa bir süre önce bitti. 2008 yılına girdiniz. İyi bir satışçının yapması gereken öncelikli 2 şey vardır :
1- 2007 yılını değerlendirmek,
2- 2008 yılını planlamak ve yeni hedefler belirlemek
( hedefler ne az , ne de çok olmalı - hedef nasıl belirlenir bunu ayrı bir yazımda değerlendirmeyi düşünüyorum)
Kendinize şu soruları sorun :
2007 yılına yeni başlamış olsaydım neyi daha iyi yapabilirdim?
2008 yılında hedefimi tuturmamın önünde en büyük engeller nedir?
2008′i planlarken, her satışçı yıllık hedefini öncelikle aylara bölmeli, her aya yapabileceğini düşündüğü rakamları yazmalı. Hedefler her 3 ayın sonunda değerlendirilir ve yıllık bütçe buna göre revize edilir.
Amerika’da satışçılar 2 nedenle işten atılırlar :
1- Hedeflerini tuturamadıkları için - % 75 oranının altı başarısız olarak adlandırılır,
2- Hedeflerinin çok üzerinde satış yaptıkları için,. İkiside şirket açısından başarısızlıktır, çünkü satışçı ne yaptığının veya ne yapacağının farkında değildir.
Doğru tahmin yapmak, satışçının kalitesini belirler. Ülkemizde tahmin yapmak satışcılara hep ters gelir; ya ciddiye almazlar veya yanlış yapmaktan korkarlar.
Şirketler bütçe ile yönetilir. Bütçelerin gelir kısmı satışçıların verdikleri tahmini satış rakamları ile belirlenir. Bu rakamlar doğru değilse, şirket zor durumda kalır. Tüm satın almalar, stoklar, işe alımlar, yeni yatırımlar hepsi satışçıların o önemsemedikleri veya hafife aldıkları tahmin raporları ile belirlenir.
Satışta başarı, planlama ve stratejiden geçer. Planlarımızı ve hedeflerimizi ne kadar önce ve doğru koyarsak, o kadar başarılı oluruz!
Siz siz olun bugünden planlarınızı yapın.. Yıl sonu geldiğinde hedeflerinizi doğru tutturduğunuzda bu gurur sizin olsun.
Hepinize başarılı bir 2008 satış yılı dilerim..
Sevgilerimle,
13 Ocak 2008 Pazar Yorum yok »
Ülkemizde 35 yaş üzeri, spor yapan kişilerin toplam nüfusa oranı %1 ‘i geçmez. Spor gençler içindir. Çalışma hayatı başlayınca, ülkemizde kişiler spor yapmayı bırakırlar. Çalışan bayanlar, arzu etseler bile , günün koşuşturmasında spora vakit kalmaz . Günde 3-4 saat televizyon izleriz, 3 saat trafikte geçiririz, veya Pazar günü 3 saat brunch veya kahvaltı sofralarında zaman harcamaktan hiç rahatsız olmayız. Spora vakit kalmaz !
Spor yapmak içimizden gelmez. Yaş ilerledikçe, sağlık problemleri başlar. Diyetisyen’e gider, tonlarca para verir, veya sağlık sorunlarımız sebebiyle çok para harcarız.
Avrupa ve Amerika’da spor bir yaşam tarzıdır. Spor yapmayan kişiye fazla rastlayamazsınız. Ben sanırım şanslıyım; haftada en az 5 gün spor yaparım. Spor yapmak benim için nefes almaktır. Şu anda bir çok spor klübüne üyeyim.
Dün evimin tam karşısında yeni bir spor klübü açıldı "Fast Gym" .
Fast gym; spor yapmaya vaktim yok bahanesini ortadan kaldıran bu klüp , Amerika’daki en son teknolojiyi kullanıyor : " ROM teknolojisi" ..
Fast Gym “formda olmanın en hızlı yolunu” sunuyor.
ROM sistemi ile toplam sekiz dakikada - evet sekiz, inanması kolay değil, - kardio, güç ve esneklik çalışmanızı tamamlamanızı sağlıyacak bir sistemi üyelerine sunuyor. Yanlış duymadınız .. Sadece 8 dakika..
Arkasından bedeninize su ile komple masaj yapan başka bir teknoloji ile 10 dakika yalnız bırakıyorlar. Sistem bütün vücudunuzu sıcak su darbeleri ile baştan aşağı rahatlatıyor. Sonrasında başka bir süpriz sizi bekliyor " Sauna" .. Bildiğimiz saunadan çok farklı… Niye mi? Çünkü kendinizi oda sıcaklığında ortamında 20-30 dakikada , vücüdunuzdaki tüm fazla suyu ve toksinleri atıyorsunuz.
Tüm spor, masaj ve sauna süresi maksimum duş dahil 45 dakika. Yoğunum bahenesini ortadan kaldırıyor!
Mekan ve insanlar çok hoş.. Ortam sıcak.. Muhakkak deneyin, belki spor yapmayı seveceksiniz, forma girdikçe kendinizi daha çok seveceksiniz ve vazgeçemiyeceksiniz. Eşim sporu sevmeyenlerden, bugün beraber gidip , denedik. Sonrasında , "Beni hemen üye yap" dedi.
FAST GYM … www.fastgymcenters.com
Yarin gidin ve hemen deneyin ! Artık spor yapabileceksiniz.
Sevgilerimle,
13 Ocak 2008 Pazar 2 Yorum »
Satışta temel olarak iki tane ana kavram bulunuyor. Bir tanesi ikna etme kabiliyeti , diğeri de soru sorma yeteneği. Doğru soruları sorabilmeniz için öncelikle zekaya ihtiyacınız vardır. Çünkü soru sormak, problem çözmek gibi yeteneklerin hepsi IQ kapsamına giriyor. Bu tamamen bir zeka meselesi. Dolayısıyla bu tarafta IQ ‘nuzu kullanarak bu yeteneklerinizi ortaya çıkartırken , diğer yandan ikna ve iletişim kurmak için de duygusal zekanız olan EQ’nuzu devreye sokuyorsunuz.
Belli bir bakış açısıyla olayları algılaması, yorumlaması, çözüm getirmesi, sorun çözmesi ve karşı taraftaki kişiye soru sorarak , müşterinin ihtiyacını bulabilmesi gerekiyor.Bütün bunları yapabilmek için de belirli bir zeka seviyesine sahip olmak lazım. Çok düşük IQ , çok düşük EQ da bir yerde sorun başlatıyor. Her ikisi de birbirine yakın seviyede olmalılar. Çok yüksek bir EQ ve orta karar bir IQ ile idare edilebilir.Ama tam tersi olamaz.Bu gün neden herkesin satışçı olmadığına bakalım. Çoğu zaman insanların ilişki ve iletişim konusunda çekingen davranmaları , utangaç olmaları , kendilerini çok fazla zorlamak istememelerinden kaynaklanıyor.Bunun da temel nedeni duygusal zeka. Bir satışçıyı satışçı yapan onun sahip olduğu hedeflerdir. Eğer gerçek bir satışçıysanız mutlaka hedefleriniz var demektir. Maddi, manevi ya da bir başarı hedefiniz vardır. Satışçılar hep hayallerinin peşinde koşarlar ve buna erişebilmek için de gerekli çabayı ve isteği gösterirler. Aslında baktığımız zaman hedef de EQ’ nun bir parçasıdır. Duygusal zekanın iki temeli vardır. Hayatınızın amacı nedir, hayatınızı sorgulayabiliyor musunuz, hayattan gerçekten ne istediğinizi biliyor musunuz, niçin dünyada varsınız…İşte bunların temelinde hep duygusal zeka vardır. Karşınızdaki satışçı sizde güven duygusu uyandırdığı zaman , ‘’ Neden bende güven duygusu yarattı?’’ diye düşünülmezdi eskiden.
Dünyada bugün çeşitli araştırmalar yapılıyor artık, ‘’ Bazı insanlar çok güven veriyor, bazıları ise neden hiç veremiyor.’’ diye. Bütün bu araştırmaların temel olarak ortaya koyduğu nokta , güven duyulan insanın yanında çok rahat tavırlar sergilendiği. Güven duyduğumuz satışçının karşısında rahat konuşmak, problem çözmek, vakit geçirmek hemen hemen bütün müşterilerin hoşuna gidiyor. Güven duygusu uyandırabilen satışçıların beslendikleri en önemli kaynak, öncelikle kendilerine duydukları güven . Bunun arkasından şirketlerine ve satışını gerçekleştridikleri ürüne olan inançları geliyor. Bütün bu olumlu duygular, görüşme sırasında bir şekilde karşıdaki kişiyi geçiyor ve güven duygusu uyandırıyor.
Sevgilerimle,
10 Ocak 2008 Perşembe 2 Yorum »
Kitabın şu anda geliştirilmiş 3.baskısı piyasaya çıktı..
7 Ocak 2008 Pazartesi 1 Yorum »
Bu yazımı, GaripCansuvat’ın bana aşağıda yazmış olduğu yorumuna istinaden yazıyorum:
"satışım iyi ama paramı alamıyorum herkese borç veriyorum sonrada fatura günüm gelincede kendi cebimden ödüyorum yani müşterim parayı vermeden ben istiyemiyorum bazı düşüncesizlerde aylarca sanki çok paraymış gibi süründürüyorlar yani 17 milyonu bile aylarca vermeyen var ne yapmalıyım?"
Ülkemizde hukuk sisteminin hızlı işlememesi , avukat ücretlerinin yüksek oluşu , ödemelerde çek ve senet kullanılmaması sebebiyle, ticaret bir çok sektörde açık hesap olarak yürütülmektedir. Burada karşılıklı iyi niyet, güven, biraz da şanş faktörü ile firmalar paralarını geç de olsa birbirlerinden alabilmektedirler.
Tahsilat problemi ülkemizde bir çok girişimcinin iş kurmaya cesaret edememesinin en önde gelen sebeplerinden biridir. Tahsilat problemi, eğer kamu ile iş yapıyorsanız ve bu kurumlarda bir tanıdığınız yoksa daha da büyük bir problemdir. Ödemelerin çok yüksek miktarlara ulaşması sebebiyle bir çok firma bu nedenle iflas etmektedirler.
Bu girişi yaptıktan sonra, Garip’in sorusuna cevap vermek isterim:
Parayı geç ödemenin bir marifet veya iyi bir iş adamlığı olarak görülmesi. Ödemenin geç yapılması da ayni şekilde alıcıları rahatsız etmemesi.
Paranızın almanın tek yolu alıcıyı hergün arıyarak rahatsız etmek, baskı yapmak, hatta göz dağı vermekten geçiyor. Bunu herkesin yapması beklenenemez, özellikle karşınızdaki firma çok büyük bir firma ise..
Ne yapılmalı yerine , kendi firmamdan örnek vermek suretiyle yardımcı olmaya çalışayım:
Sürekli ödeme problemi yaşadığımız müşteri/bayileri öncelikle uyarıyor, firma sahiplerini şahsen ziyaret ediyor, hiç bir yöntem çalışmazsa açık hesap çalışmayı bırakıyoruz.
Bunun riski bayi/müşterilerinin tepki göstererek sizle çalışmayı birakması. Bundan kesinlikle korkmayin! İşinizi iyi yaptiğiniza inaniyorsaniz, kendinize güvenin, bu konuda herhangi bir endişe duymanıza gerek yoktur. Bu ve benzeri müşterileriden size uzun vadede fayda gelmez!
Tahsilat konusunda %100 bir çözüm yoktur. Ama satışı kapatmadan veya siparişi almadan önce bu konuyu muhakkak gündeme getirmek, ileride oluşacak problemleri minimize etmenize katkıda bulunacaktir.
Ülkemizde hukuk sisteminin AB standartlarına ulaşması, çek kullanımının ticari hayatta daha yaygın kullanılması, zamanında ödemenin rekabette önemli bir unsur ve prestij olarak görülmesi ile uzun vadede tahsilat problemlerinin azalacağını ümit ediyorum.
Bu konuda önerilerinizi ve kurumunuzun uyguladığı başarılı yöntemler varsa, lütfen benle paylaşınız.
sevgilerimle,
3 Ocak 2008 Perşembe 2 Yorum »