Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Satış Bir İnsan İşidir

Yeterlilik bir anda gelişir

Noel’de kendisine bisiklet aramağan edilen altı yaşındaki bir çocuğu düşünün. Bisiklete biner ve hemen düşer.Tekrar biner, pedal çevirir gibi yapar ve tekrar düşer. 17 denemeden sonra bisiklete biner, beş metre gider,pedal çevirmeye başlar,seleyi düzeltir ve devam eder.Bu kadar kısa bir süre içinde bisiklet sürmeyi öğrenmiştir.Peki o sürede ne olmuştur? Yeterlilik gelişmiştir. Çocuk birden bisikleti sürebileceğini ve yola devam edebileceğini anlamıştır.

Aynı prensip , yeni beceriler öğrenen ve yeni davranışlar geliştiren iş adamları için de geçerlidir.Başlangıçta bu zor görünebilir.Yapabileceğinizi düşünmezsiniz.Başarısız deneyimler yaşarsınız.İşe yaramayacakmış gibi gelir size. Ancak pes etmeyip devam ederseniz, önce küçük ilerlemeler görürsünüz, sonra yeterlilik gerçekleşir.

Ben satıcılarda bunu gözlemledim. İşe başlarlar, fırsatları kaçırırlar,başarısız olurlar. Baskı altında ya da streslidirler.Birden küçük bir kazanım elde ederler, bunu daha büyük bir kazanım izler, sonra daha büyüğe gelir ve BUM! Çok iyi bir satıcı oluverirler.

Sevgilerimle

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

 

Bir İmaj Danışmanının Cesur Görüşleri

Satışcıda olması gereken en önemli iki özellikten biri bir satışcının satışı bir yaşam tarzı olarak görmesi ve uygulaması, ikincisi ise en az birinci kadar önemli imajını oluşturması, yönetmesi ve sürekli geliştirmesidir. İmajınız doğru değilse satışta hiç şansınız yoktur! Neden mi? Kimse sizi ciddiye almaz ve güvenmez. Vereceğiniz bilgiler doğru da olsa, karşınızdaki kişi sizi yine de (önyargı ile) inandırıcı bulmaz.
 Satışcı derken avukat, doktor, iş adamı, politacılardan bahsediyorum. İnsan kararlarını % 5 bilinci ile, geri kalan % 95’i ise bilinçaltı (içgüdüleri verir). O zaman siz istediğiniz kadar en iyi okulların diplomalarına sahip olun, doğru imaja sahip olmadan (buna karizma da dahil) başarılı olma şansınız düşüktür.
 
Yıllarca önce, İmaj Danışmanı Özlem Çakır ile tanışmıştım. Böyle bir meslek olduğunu ilk onunla keşif ettim. Kendisi ile konuştuktan ve seminerine katıldıktan sonra insan ilişkilerinde - özelikle satışta) imajın önemini kavradım. O zamanlar Özlem bu kadar meşhur değildiJ Birçok işe aldığım satış danışmanını hemen alıp ona götürürdüm. Onlarla konuşur kısa da olsa çok değerli bilgiler verirdi. Özlem bu konuda hak ettiği yere geldi.
 
Kendisi ile aynı ekolden gelen Suna Kabadayı ile biraraya geldiğimizde kendisine bazı sorular sormak istediğimi söyledim, kendisi beni kırmadı ve çok değerli öneri ve samimi açıklamaları sizler için bana gönderdi.
 
Suna, Sekizincirenk firmasının kurucusu, çok başarılı bir eğitmen, danışman ve girişimci. Kendisine bu değerli bilgileri bizlerle paylaştığı için kendim ve sizler adına teşekkür ederim. Ben okurken çok keyif aldım , çok şey öğrendim, umarım sizlerde aynı keyfi alırsınız:
 
Kendinizi tanıtırmısınız? Niye bu mesleği seçtiniz?
Aslında Boğaziçi Uluslararası İlişkiler ve Politika mezunuyum, okul yıllarından başlayarak pazarlama alanında çalıştım. Çokuluslu firmalarda pazarlama asistanlığıyla başlayıp marka yöneticiliği, ürün müdürlüğü , pazarlama müdürlüğü yaptım, yaklaşık 10 yıllık profesyonel yaşam deneyimi sonrasında imaj danışmanlığı karşıma çıktı.. Kendi kişisel gelişimimle ilgilendiğim bir dönemdi, kitaplar okuduğum, eğitimlere katıldığım.Profesyonel olarak elimdeki markaları yönetiyordum ve aslında kişisel marka yönetiminin de ne kadar önemli olduğunu farkettiğimde imaj danışmanlığı bana harika bir açılım sundu. Yalnız 2004’te bile bu konu yeterince bilinmiyordu Türkiye’de..Ben bu kadar zorlanıyorsam kaynak bulmakta, herkes zorlanıyordur düşüncesiyle, önce bu konuda uzmanlaşmak üzere ABD’ye gittim eğitimlere katıldım,sonra da gerekli sertifikaları alıp, bağlı bulunduğum uluslararası dernek onayını da aldıktan sonra burda şirketimi kurarak çalışmaya başladım.
 
Kendi imajiniza özen gösteriyormusunuz? İmajinizi nasil yönetiyorsunuz?
Tabi ki..Özellikle görüntüyü konuşuyorsak dönem dönem saçımın kesimini,rengini güncelliyorum, gardrobumda değişiklikler yapıyorum, aksesuarlarımı değiştiriyorum..bu meslekte trendleri takip etmek, kendine yakışanı giymek, uygulamak çok önemli..Zaten içinden gelmiyorsa bu işte başarılı olmak çok mümkün değil, bir kere inandırıcılığı sağlayamazsın.Danışan önce sende görecek ki seninle çalışsın. Gördükleri de yeterli değil tabi, görüntünün ötesinde özenli olmak lazım. Saç başla bitmiyor iş,iletişim tarzın, beden dilin, sosyal çevren, duruşun, profesyonelliğin, etik değerlerin..bunların hepsi imaj yönetiminin bir parçası..Çalıştığım kişi ve kurumlarla güvene dayalı bir ilişkimiz var, asla bireylerin ismini açıklamam, benim uzmanlık alanıma girmeyen bir işte mutlaka farklı birini öneririm, kendi gelişimime önem veririm, işime yatırım yaparım, bunlar da benim kişisel ve profesyonel imajımın bir parçası..Bir de geribildirime çok önem veririm..
 
Güzel olmayan bir insan, nasil imaj sağlar?
Güzellik çok öznel bir kavram değil mi sence..Bence güzellik algısı kişiden kişiye değişir..Hangi saçla hangi göz rengiyle, kaç santim boyla güzel olunur..Ben bu kavramlara pek kulak asmam..Önemli olan özgüvendir..Güzellik özgüvenli bir duruşla başlar..Her birey, kadın veya erkek, kişisel imajını yöneterek başkaları üzerinde bıraktığı etkiyi olduğu kadar kendi özgüvenini de geliştirebilir..Bunun içine bakım girer, kendine yakışanı bulmak girer,motivasyon girer, görgü girer, insan sevgisi girer.Hepsi bir bütün.Dışardan çok güzel tanımladığın birini tanıdıkça içinde nasıl bir çirkinlik barındırdığını gördüğün olmaz mı hiç..O zaman o insan sana ne kadar çirkin gelir bir düşünsene..
 
İmaj niye bu kadar önemli !
İmaj önemli çünkü başkaları üzerinde bıraktığımız etki bu..Hakkında ne düşünüyorlar, seni nasıl bilirler, ne derler, seni severler mi, güvenirler mi, iş yaparlar mı..Bu duygularda aslında ilk izlenimler sürecinde oluşuyor, elbette bir kişiyi tanıdıkça fikrimin değişmesi mümkün ama medeniyetin ilk çağlarından bu yana insanoğlu bilinçaltıyla karar almaya meyilli bu konularda..hata yaptığını da çok Kabul etmek istemez kimse.. Araştırmalara göre ilk izlenimlerin doğruluk oranı 68%- ..Bu ilk anlarda, daha spesifik belirtirsek yaklaşık ilk 7 saniyede çok kilit duygular tanımlanıyor..İzleyici daha ağzınızı açmadan sizinle ilgili 10 farklı konuda bilgi ediniyor, yaş ,cinsiyet, değerler, eğitim, kültür, sosyal statü, güvenilirlik, ekonomik güc vs..
 
İmaj egitiminde en çok değisimi hangi konularda sağlıyorsunuz?
İhtiyaca bağlı aslında..Kişi görüntü danışmanlığı almak istiyorsa, görüntü yönetiminde gelişim sağlamasını amaçlarım.Belki güncel bir görüntü ihtiyacı vardır, belki daha profesyonel bir etki bırakmak için daha sade bir görüntü gerekir, belki de yaratıcılığını vurgulamak gerekir..Belki de daha olgun bir etki amaçlarız..Profesyonel amacına, hedefine bağlı sözsüz mesajları belirler ve buna uygun görüntü yönetii taktikleri uygularım ..Ama renk analiziyle olur bu ama alışverişle..Öte yandan böyle bir çalışmayla başlayıp sözlü iletişimde sıkıntılarını görüp önerdiğim bir başka uzmanla diksiyon eğitimine katılan danışanlarım da vardır..Şöyle genelleyebilirim, değişim görüntüde başlıyor ama mutlaka sözlü iletişim ve sunum becerileri ekleniyor sürece..
 
Eğitimlerde karşılaştığınız komik bir öyku var mı?
Özellikle genç gruplarla eğitimler hep çok neşeli geçer..Bir defasında bu eğitimin olacağını bilen bir grup banka çalışanı erkek katılımcı ayaklarında beyaz havlu çoraplarla gelmişti ki sunum esnasında tek tek ayaklarını uzatarak benim durumu farketmemi sağlamaları her hatırladığımda beni gülümsetir.Ben hiç bozuntuya vermiyorum ama tek tek bir ayak daha bir ayak daha..Neyse anlaşıldı ki planlamışlar..Sonra ki gruba da aynı tüyoyu vermişler, fakat ben de hazırlıklı gitmiştim yanımda bir kaç paket siyah çorapla..elimdeki çoraplarla beyaz çoraplarını değiştirmek zorunda kaldıklarında çok gülmüştük..
 
Ufak bir bütçe ile imaj sağlanabilir mi?
Tabi ki imaj yönetimi bütçe ile direk alakalı değil ki.Sevilen sayılan bir dost olmak için çevrenizdekilere pahalı hediyeler almak mı gerekir?yoksa onların yanıbaşında olabildiğinizi hissettirmek mi..Duygusal zeka,empati ve etik değerler 21yy tanımları arasında benim favorilerim..Bu konuda kendini geliştirmemiş birey başarılı bir imaja sahip olamaz..Konu görüntüyse temizlik, hijyen de imajın bir parçası..Sadece pahalı giyinmek, marka giyinmek iyi bir imaja sahip olmanın önkoşulu sanılıyor oysa kendine yakışan renk ve modelleri seçemek, bunu özgüvenle taşımak,kendi yaratıcılığını işin içine katarak farklılığını ortaya koyabilmek lazım..
 
İmaj yaratilabilir mi ? Nasıl ?
Yok hayır..ben yaratma fikrine karşıyım..sahte olur o zaman, yapaylık farkedilir..Kişi kendine bakıp, geribildirimler toplayıp güçlü yönlerini farkedebiliyor mu, araştıracak bulacak..Sonra bu güçlü yönleri, iyi olduğu konuları biraz daha ön plan açıkarıp, zaafiyetleri, güçsüz noktaları neyse bunlarla yüzleşecek ve bu konuda kendini geliştirmek üzere bir aksiyon planı yapacak..İster iletişim becerisi olsun, ister renk seçimleri, ister sofra adabı, ister dinleme becerileri..Her neyse zaafiyet alanı, bunu bulup bu konuda kendine yatırım yapacak..İmaj ancak böyle yönetilebilir..Yoska sıfırdan yaratma diye bir şeye inanmıyorum ben..
 
Bu konuda sizden eğitim almış başarı hikaye veya öykunuz var mı?
Çok öykü var ama bu kişinin kendi azmi, kişisel gelişimine verdiği önem sonucunda elde edilen bir başarı sadece benim dışardan müdahelemle olacak iş değil..Özellikle bireysel çalışmalar takım işi, o da benimle birlikte çalışacak.. Yeni kurduğu işini geliştimr sürecinde danışmanlık alanlar oldu, şehir değişikliği sebebiyle görüntü danışmanlığı alanlar oldu, yönetici kademelerine geçiş sürecinde bireysel danışmanlık verdiğim kişiler oldu.. Kurum içi çalışmalarda bu başarıları eğitim birimleriyle birlikte ölçümlüyoruz zaten, hizmet kalitesinde ve çalışan motivasyonunda, müşteri algısında olumlu gelişmeleri ölçümlüyoruz.Bireysel tarafta ise hedef odaklı çalışmalar yaptığımızdan direk geribildirimler çalışmanın başarısını tanımlıyor.
 
En beğendiginiz politikacı, sanatçı , iş adamı ( İmaj açısından )
Aklıma gelen isimler var..Kürşat Tüzmen özellikle görüntü açısından,TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu,Ferit Şahenk,Bülent Eczacıbaşı, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan,Güldal Mumcu..Tabi Obama çifti..sanatçılar arasında Nil Karaibrahimgil..Zuhal Olcay..
 
İmajin kişinin başarısındaki payı nedir?
Bu konuda yapılan araştırmalarla cevap vereyim, Harvard üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre özellikle işe alım ve terfilerde kişinin imajı eğitim ve deneyim yanında 9 kat daha önemli. Bu bir pazarlama süreci, kişisel markayı iyi ve doğru yönetmek de bir profesyonel beceri, kişi çok donanılı olur, çok da yeteneklidir işinde ama bunu ifade edemiyorsa, yazılı ve sözlü iletişi zayıfsa, kimse onun farkında değilse yükselemez, birileri önüne geçer sürekli.Ya da görüntüsüyle yaptığı işi destekleyemiyorsa inandırıcılık konusunda problem yaşar, fırsatları etkin bir şekilde değerlendiremez.Ben bunun canlı örneklerine de şahit oldum.Belki bir şekilde farkediliyor ve hakettiği konuma kavuşuyorda , arada yıllar geçmiş oluyor, hem zaman kaybı hem motivasyon ve enerji kaybı..
 
Renkler ne kadar önemli ? Hangi rengin yakıştığını nasıl anlayabilirim?
Renkler biri siz gördüğünde ilk farkedilen. Bu yüzden çok önemli..Kişisel etkinizi belirliyor. Psikolojik etkilerinin yanısıra fiziksel etkileri de var..Herkes her rengi giyebilir ama hangi tonu bu önemli..Rengin sıcaklığı, soğukluğu, rengin koyuluğu açıklığı kadar parlaklığı da önemli..Seçeceğimiz renklerin kişisel renklerimizle uyum içinde olması temel prensip.Yani açık tenli, açık renk gözlü, açık renk saçlıysan açık renkleri, düşük kontrastları daha iyi taşırsın, çok parlak renkler seni ezer..önüne geçer..Veya sıcak tonlamaya sahipsen kıyafetlerinde soğuk tonları seçtiysen , aradaki zıtlık kişiyi sağlıksız, hasta, yorgun gösterir, hatta olduğundan yaşlı algılanır..Bunlar da ciddi dezavantajlar hem profesyonel yaşamda hem de sosyal yaşamda..
 
İmaj konusunda hangi eğitimleri veriyorsunuz? Hangi sektörlerden en çok talep geliyor?
Ben profesyonel yaşamda giyimden beden diline ,sofra adabından kişisel bakıma, sunum becerilerinden medya önü iletişime geniş bir alanda çözümler sunuyorum.Her zaman tek başıma değil, yeri geldiğinde konunun uzmanıyla uygulamalar yapıyorum.
Bir kaç yıl öncesine dek konu finans, sigortacılık, otomotiv ve medical sektörlerle sınırlı gibiydi, talep daha çok burdaydı. Ancak şimdi perakendeden ulaşıma, tekstilden ,bilgi teknolojilerien pek çok sektörden bireysel ve Kurumsal talepler geliyor.
 
Müşterilerinizi alışverişe çıkarıyormusunuz? Tabi kişisel renk ve stil analizleri sonrasıdna gardrobunu elden geçirip, kapsüller yapıyorum.Bir ihtiyaç listesi çıkarıyorum, sonra isterse kendisiyle birlikte vakti yoksa ben onun için alışveriş yapıp, kendisine ulaştırıyorum.
Bazen de hediye seçmeleri gerekiyor, bu konuda da birlikte alışveriş yapabiliyoruz..
 
Yemek yeme adabı konusunda eğitim veriyormusunuz?
Evet, sofra adabı, iş yemekleri, şarap seçimleri de eğitimlerin konuları arasında..ÖZellikle yönetici adaylarıan yönelik böyle özel teke tek danışmanlık talepleri de geliyor kurum tarafından.
 
Business casual konusunda düşüncelerinizi paylaşırmısınız?
Firmaların çalışana serbestlik, motivasyon aracı, daha az resmi bir ortamda iş yapma konforu sunma gayesiyle ortaya koyduğu business casual kavramı zaman zaman bilnçli veya bilinçsiz olarak yanlış uygulanabiliyor, bu da ciddi problemlere yol açabiliyor, özellikl kurumsal imaj ve profesyonellik tarafında..Bence burda iki tarafa da sorumluluk düşüyor..Hep çalışanın yanlış yaptığı seçimler ggöze batıyor şöyle ki, zaman zaman profesyoneller serbest giyim günlerinde sanki haftasonunda gevşemeye hazır bir gündelik rahatlık mesaj verecek kadar özensiz, plansız giyinebiliyor..Oysa serbest giyim özensiz giyim demek değil, yada sadece rahat giyim olarak anlaşılmamalı.Yine de amaca uygun, sektöre uygun, kurum mesajıan uygun bir tarz benimsenmeli.Daha düşük renk kontrastları giyilebilir, kumaşlarda farklı seçimler yapılabilir, ama örneğin kadife pantolonlar, dik yaka kazaklar bile bazı kurum ve sektörler için bu günlerde dahi uygun değildir..Dolayısıyla çalışana doğru anahtar bilgileri sunmak lazım, yani serbestlik öncelikle kurum tarafında çok doğru tanımlanmalı, takımlardan mı vazgeçiyoruz, kravat da takılmayabilir mi, gömlek ve kumaş pantolonlamı sınırlıyoruz yoksa kot pantolonda giyilebilir mi?….
 
 Sevgilerimle,
 
Taner Özdeş

Devamı için tıklayın »

Kariyerde Başarının Sırrı nedir?

Bu yazının başlığını “satışta başarının sırrı nedir?” olarak yazmayı düşündüm, ancak sonrasında başarılı olmanın temelinin her işte aynı olduğunu farkettim. Bugün başarılı olmak için akıllı olmak, yüksek IQ, akademik başarı, teknik konuda çok bilgili olmak gerekli ama tüm bunlar yeterli değil, bunlar başarının sadece % 25’ini * oluşturuyor, geriye kalan % 75’ini ise EQ yani “Duygusal Zeka”  seviyeniz ve sosyal beceleriniz belirliyor. Açıkçası ben de bu araştırmayı okuduğumda önceleri biraz şüpheyle bakmıştım.
 
Bugün iyi bir üniversiteye veya iyi bir işe girmek için akademik başarı ve çalışmak gerekiyor, ama bu iş hayatında veya kariyerinizde tepelere ulaşmak için yeterli olmuyor. Amerika’da üniversiteyi oldukça yüksek bir dereceyle bitirdikten sonra, iş hayatıma ilk adım attığımda sadece çalışmanın yeterli olacağını düşünmüştüm. Çocukluğumdan beri kendine güvenen, insanlarla çabuk ilişki kurabilen , girişken, hızlı konuşan ve hızlı düşünen, yaratıcı ve sabırsız bir kişiliğim vardı. Ama insan genç olunca kişilik, ilişkiler, politik olmak, ortama uyum sağlamak, kendini ve duygularını kontrol etmek nedir bilmiyor…
Şeffaf olarak (taviz vermeden) ve çok çalışarak başarılı olacağını düşünüyor. Deneyim, insanın hayatta yaptıkları hatalarının toplamı, zamanla insana herşeyi öğretiyor, yeterki kendinizi tanıyın, kendinizle barışık olun ve yaptığınız hatalardan ders alın. Kariyerimin başında gerçekten ne istediğimi bilmiyordum, “ben ne yapmak istiyordum?” Ne yapmaktan zevk alıyordum ? Başarının benim için anlamı ve değeri neydi? Hayatta ve iş hayatımda hedeflerim  neydi? Bundan on sene sonra kendimi nerede görmek istiyordum?” Bu soruları sormadan her genç insan gibi bir iş seçmiştim , ne istediğimi, ne hedeflediğimi bilmeden…
 
Çalışma hayatında sosyal ve politik ilişkiler, takım oyunu, kişisel başarının hep önünde gidiyor, bunu kabullenmeyen kişiler bir süre sonra yalnız kalıyor ve nereye giderlerse gitsinler bir süre sonra aynı son onları bekliyor.Oysaki başarı kendi ve başkalarının duygularını okumakta ve yönetmekten geçer .
Çok çalışan mı başarılı oluyor ? yoksa
İnsan ilişkilerini ve duygularını yönetmesini bilenler mi daha başarılı oluyor?
Bugün özellikle çok uluslu şirketlerde, sosyalliğin ve insan ilişkilerinin başarıdaki katsayısı kişisel çalışmalarınızdan, mesleki bilgilerinizden ve çabalarınızdan çok daha önemlidir. Bu gerçekten nasıl açıklanabilir? Günümüzde yüksek zekaya sahip olarak , iyi okullara giderek ve çok çalışarak mesleğinizde bir yere gelme şansımız olmayacak mı? Bence çok zor, bu konuda ben kendimden taviz vermem diyorsanız, o zaman kendi işinizi kurmanız veya bir adada tek başına yaşamayı istemeniz lazım!..

Bir gün Türkiye’nin önemli bir üniversitesinde “Satış Psikolojisi” eğitimi veriyordum. İletişimde mesajımızın sadece % 7’sinin söz - içerik, % 83’unun ses tonu ve beden dili olduğunu söylediğimde, bir öğrencinin elini kaldırararak söylediği söz hiç aklımdan çıkmaz.      “ Biz bu kadar sene boşuna mı okuduk !”

Bende kariyerimin başında aynı şokları yaşamıştım, çalıştığım şirketlerde kişiler arasındaki ilişkilere, politik güç dengelerinin iş hayatımda ne kadar önemli olabileceği bana öğretilmemişti. Ben olduğum gibi davranıyordum. Şirketlerde  en çok çalışanlardan biriydim, şirketten ayrıldıktan sonra bile çok başarılı, çalışkan olduğum söyleniyordu. O zaman nerede hata yapmıştım?

Bugün 45 yaşındayım, sektörde önemli bir şirketin genel müdürlüğünü yapıyorum. Bunun dışında “Satış Psikolojisi” ve “Duygusal Zeka” eğitimleri veriyorum. Yıllar geçtikçe daha olgunlaştım, duygusal zeka ve kişisel gelişim konusunda kendime çok yatırım yaptım.

 En önemli kararı yıllar önce vermiştim, ben hatalıydım ve iş hayatında başarılı olmak istiyorsam, ben değişmeliydim. Dünyada çevrenizdeki insanlar, olaylar ve dinamikler değişmeyecektir. Bugün başarılı olmak istiyorsanız, değişmesi gereken tek kişi kendinizsiniz ! Bunu başarmak elinizde, öncelikle kendinizi , duygularınızı tanıyacaksınız, daha sonra duygularınızı kontrol etmeyi ve ilişkilerinizde politik olmayı öğreneceksiniz. Takım içinde çalışma, insanların fikirlerini ön yargısız dinleme, farklı insanlarla sosyal ilişkilerinizi geliştirme konusunda çaba göstermelisiniz . “Empati” ve “Motivasyon” konusunda bilgi seviyenizi artırmalısınız, bu iki kelime ulaşmak istediğiniz her türlü hedefte size yol gösterecek ve hedefinize ulaşmanızı kolaylaştıracak, insanlarla ve kendinizle daha mutlu olmanızı sağlayacaktır.   

Bugün benimle birlikte çalışan kişilerin de aynı hatayı yaptığını görüyorum. Bu kişiler diğer çalışma arkadaşlarından daha çok çalışıyorlar, çabalıyorlar, ama çevresindekilere kendilerini kapamış olmaları, eleştiriye kapalı olmaları, doğru iletişim kurmamaları  nedeniyle başarısız oluyorlar ve diğer kişiler tarafından güvenilir bulunmuyorlar . İş ve sosyal hayatınızınızda başarılı olmak istiyorsanız bunun anahtarı ; duygusal zeka konusunda kendinizi geliştirmenizdir…
 
Bugün iyi bir üniversiteye ve iyi bir işe girmek için,  IQ , entellektüel mükemmeliyet ve çok çalışmak yeterli olacaktır. Diğer yandan, bugün siz ne kadar akıllı olduğuzla değil, başkalarıyla ne kadar başarılı ilişki ve iletişim kurduğunuzla ölçülmektedir. Kariyerinizde yükselmek ve hayatınızda başarılı olmak için Duygusal zekanızı artırmanız başarının tek şartı. Duygusal zeka yüksek olması , diğer konularda da başarılı olmanıza ayrıca katkıda bulunduğu yapılan birçok akademik araştırmada kanıtlanmıştır.

 

Sevgilerimle, 

Taner Özdeş

Seminerlerime beklerim :

 http://www.tanerozdes.com/KRIZDE-ISSIZ-KALMAMAK-SIZIN-ELINIDE_s13.aspx

http://www.tanerozdes.com/LIMIT–SIZSINIZ–Simdi–Ankarada_s11.aspx

Dünyada Ticaret’de “Güven”in önemi

Ticaret yapmak günden güne daha zor hale geliyor. Ürettiği her şeyi satan sanayiciler küreselleşen yoğun rekabet ortamında, daralan pazarlarda nasıl rekabet edeceğinin cevabını arıyorlar. 10 yıl önce Internet ile birlikte bir çok yatırımcı için yeni para kazanma fırsatları doğmuştu. Internet ile dünya pazarı tek bir köy haline geldi. Yatırımcılar garajlarda yeni ürünler geliştirerek  inanılmaz fırsatlar yakalamaya başlad: Yahoo, google, ebay, amazon, facebook gibi siteler sadece yazılım geliştirerek kısa zamanda dünya piyasalarında General Motors’un bile üzerinde pazar değerlerine ulaştılar.
 
Bu hızda işadamları sadece ve sadece ciro, hisse değeri ve şirketlerini daha büyük bir dünya devine satmak için var güçleriyle hem risk alıyorlar, hem de kar etmemelerine rağmen borçlanarak büyüyorlardı. Gerçek kar yoktu. Herşey gelecekte ulaşılabilecek karlı bir şirket satışı için yapılıyordu. İşletmelerin birçoğunun hisse değerleri astronomik fiyatlara da ulaşsa, reel anlamda kar eden firma sayısı çok azdı.
 
Bu çılgınlık güzel bir rüya gibi tüm dünyaya, sektörlere sıçradı. İnsanlar daha çok tüketmeye, işletmeler hesapsız büyümeye devam ettiler. Yükselen borsalarda (piyasalarda) kimse para kaybetmez. Herkes kazanır.
 
Bugün daha önce iş ortaklığı yaptığım arkadaşım Kazım ile sohbet ediyorduk. Kendisi şirketini yabancılara sattıktan sonra, anlık bir kararla Dubai’ye yerleşti. Dubai’deki iş dünyasını anlatmaya başladığında bir ülkenin nasıl çölden akıllı bir pazarlama stratejesi ile ufak bir Amerika’ya benzediğinin hikayesinden bahsetti. Dubai’de vergi yok. Güvenlik riski yok. Savaş riski yok. İnsanlar sadece para kazanmak için bu ülkeye gidiyorlar. Her yatırımcının yatırımı ile hem ülke zenginleşiyor, hem de daha önce yatırım yapmış insanlar daha çok para kazanıyorlar. Her ülkeden insan var. İnanılmaz bir dinamizm var. En önemlisi üretim var. Gerçek para, gerçek kar var.
 
Dünya istemesek da değişiyor. Tüm dengeler değişiyor. İş dünyası , para piyasaları değişiyor. Ama tek bir şey değişmiyor. İş dünyasında “güven’in” önemi eskisine göre çok daha önem kazanıyor. İnsanlar için güvenmek para ve kazançtan daha önemli. Bu değişmeyecek bir olgu !
 
Geçen gün yaşadığım bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim:
İş yaptığım bir arkadaşım benden önemli bir ihale için başka tanıdığım bir firmanın sahibi ile tanıştırmamı rica etti. Bende iş adamını aradım. Beni tanırdı ve güvenirdi. “Taner, bir yanlışlık olmasın” dedi. Bende kendisine “bir görüşmeden ne kaybedersiniz” dedim. Sonuçta iki firmanın sahiplerini önemli bir kamu ihalesi için biraraya getirdim. Burada ana faktör her ikisinin de bana güvenmesiydi.
 
Tanıştırmak istediğim arkadaşımın yeri İstanbul’un nezih bir iş merkezinde, çok şık döşenmiş etkileyeci bir ofisti. Öğlen olacak toplantı son anda ertelenmişti. Toplantıyı aynı gün akşamüstüne aldık . Tanıdığım iş adamı ile ofise geldik. Bizi karşılayan kişinin bizim konumuzda çok hazırlıklı olmadığı belli idi. Bizi toplantı odasına aldılar. On beş dakika toplantı odasına kimse gelmedi. Bu kadar zor şartlar ile organize ettiğim toplantıya arkadaşım bir saat geç gelmişti, hemde kendi ofisinde olmamıza rağmen !  Onbeş dakika sonra aynı firmanın konu ile bilgisi olmadığı açık olan başka bir yetkilisi geldi. Bu kişinin her türlü iyi niyetine rağmen , firma sahibinin bu gecikme dolayısı ile sıkıntı yaşadığını gözlemledim. Kendisi değersiz hissettirilmişti.
 
Arkadaşım şöyle düşünebilirdi . İlk toplantı son anda ertelendi, benimde şimdi bekletmeye hakkım var. İkinci randevu konusunu kendisi teyit etmişti. Bu konuda misafiri kapıda karşılaması gerekirken, bu kadar süre bekletmesi sadece kendisine zarar vermişti, güç değil. Benim açımdan, ben ilk randevuya geç haberim olması sebebiyle işimi bırakıp gitmiştim. Şimdi ikinci kere gitmek zorunda kalmıştım. Buna rağmen ben hiç bozuntuya vermedim. Tek amacım bu iki iş adamına vermiş olduğum sözü tutmak, güvenlerine layık olmaktı..
 
En sonunda arkadaşım yüzünde büyük bir gülümse ile toplantı odasına girdi. Geç kalmasını bozuntuya vermeden hemen konuya girdi. Diğer iş adamına göre yaşı oldukça gençti. Buna göre özellikle ülkemizde karşımızdaki kişiye gereken saygıyı göstermek, değer verecek şekilde davranmak güven oluşturmak için çok önemlidir. Benim orada olmam tabii ki ortamı yumuşatmıştı, ama arkadaşım güven ortamı tam oluşturmadan hemen konuya girmesi, işbirliğini ilk baştan olumsuz etkilemişti.
 
Vermek istediğim mesaj şu: iş anlaşmalarında iş adamları için önemli olan öncelikle karşındaki kişiye güven ve sempati duymalarıdır. Bu oluşmadan iş ne kadar cazip olursa olsun, insanlar iş yapmayı tercih etmezler. İlkönce karşınızdaki kişinin egosunun tatmin edilmesi gerekmektedir. Güvenin oluşturulması zaruridir .
 
Bu hikaye nasıl mı bitti? Tanıdığım işadamı beni aradı ve arkadaşımın tavrından çok rahatsız olduğunu, kimsenin kendisine böyle davranmadığını söyledi. Kendisinde hiç güven uyandırmayan bu firma ile çalışmasının mümkün olmadığını söyledi. Sözün kısası; bu kadar önemli bir proje sadece ve sadece güven eksikliğinden başlamadan bitti. Güven olmayan yerde ticaret olmaz!
 
Kişilerin birbirden hoşlanmaları, ortak konularında sıcak bir ortamda sohbet edebilmeleri iş yapma öncesinde havayı yumışatır. Karşılıklı konu hakkında olumlu yaklaşmalarını sağlar Her iki tarafta sadece on dakika kısa ve yüzeysel bir  sohbet ettikten sonra iş adamı projeyi inceleceğini isteksizce söylerek ayrılmak istediğini söyledi. Arkadaşım bu kadar önemli konuda insan faktörünü dikkate almamış, işin ne kadar cazip olduğu fikrini satmaya çalışıyordu. Karşısındaki kişiyi tanımak konusunda gereken özeni ve ilgiyi göstermiyordu.
 
 Bende bu kadar uğraştıktan sonra içimden “daha iyi olabilirdi” diye düşündüm. Ama sonrasında bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ülkemizde bu yüzden o kadar iş kaybediliyor, güzel ortaklıklar kurulamıyor ki, güzel bir örnek olur diye düşündüm.
 
Dünyada ticaret değişecek. Bu kesin. Ama kişiler arasında güven ilişkisi daha da önem kazanacak. Bugün her türlü bilgiye kısa zamanda ulaşabilirsiniz. Önemli olan bilgiye ulaşmak değil, önemli olan doğru insanlara ulaşabilmeniz.
 
Bugün sohbet ettiğim arkadaşım üzerinden Dubai’de bir çok iş adamına veya firmaya ulaşabilirim. Bu nedenle ne bildiğiniz kadar kimi tanıdığınızda ticarette önemli. Tanıştığınız kim olursa olsun o kişide güven uyandırmanızın iş yapmada en önemli faktör olduğunu unutmayın. Referans vasıtası ile de o kişiye ulaştığınızda o kişide güven uyandırmak için elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edin, tanıştığınız kişinin kendisini değerli hissetmesini sağlayın, nazik olun, sıcak olun, mümkünse kişiyi ve şirketini övün. İş konularına girmeden ortak noktalar bulmaya çalışın. Mümkün olduğu kadar konuşan kişi olmak yerine, iyi bir dinleyici olamaya çalışın.
 
21. yüzyılda “kimi tanıdığınız “ ve “insanlarda güven yaratabilme yeteneğiniz ” ticarette bir numaralı rekabet unsuru olacaktır. Ne kadar başarılı olursanız olun, karşınızdaki kişinin ilk başta bakacağı tek konu “ben bu kişiye güvenebilirmiyim?” “Ben bu kişi ile iş yapmak istermiyim olacaktır ?” ..
 
Bunları sağlayamıyorsanız, ilk baştan işi kaybetmiş olacaksınız..
 
“İnsanlara Ulaşmak “ adlı kitabının yazarı Dr. Gerald S. Nirenberg’ın şu sözleriyle yazımı sonlandırmak isterim : “ Herhangi bir sohbette işbirliği ancak karşınızdaki insanın duygu ve düşüncelerine en az kendinizinkiler kadar önem verdiğinizi gösterdiğiniz anda sağlanabilir.”
 

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

Önemli Not : 27 Şubatta Ankara’da Limit Sizsiniz seminerime beklerim.. 3 yıl sonra Ankarada olmak beni heyecanlandiriyor.. Detaylı bilgi ve kayıt için :http://www.gunsubaser.com/tanerozdes/tanerozdes.htm

 

 

 

Krizde Nasıl İşsiz Kalmazsınız

Bu başlık , Can ve Pınar Turanlı ile 7 Mart’da ortak yapacağımız ilk seminerin başlığı. Yer belli olunca duyuracağız. Amacımız buna benzer birçok yeni seminerler ile Türkiye’de bireysel gelişim konusunda yeni bir başlangıç yapmak.

Krizde kişilerin yeni beceriler kazanmasını, hayata farklı bakmasını veya farkındalıklarını arttırmak. Bu genç ve başarı çift ile bugün Nişantaşı HouseCafe’de buluştuk. Housecafe’yi tercih etmemin en önemli sebebi enerjisi. Her çeşit insan, her türlü diyalog ve pozitif ortam. Bana ilham veriyor.

Turanlı çifti ile ileride bir çok yeni, farklı ve  güzel projeye imza atacağımıza inanıyorum. Can Turanlı’yı www.farketing.com bloğundan tanırsınız. Yazılarını keyifle okurum. Yaşım ilerledikçe yeni nesil ile iletişim ile kurmamın yolu böyle parlak girişimci gençlerle iletişimde olmak. Genç kalmanının tek yolu gençlerle zaman geçirmektir.
 
2009 yılı için Robin Sharma’nın Internet üzerinden verilen yıllık coaching programına yazıldım. Robin Sharma’nın her kitabını keyifle okudum. Fikirleri ve düunya görüşümüz çok örtüşüyor. www.robinsharma.com . Bu programda öğrendiklerimi sizlerle paylaşacağım.
 
Programa dünyanın her yerinden 117 kişi katılmış. Ben katılan tek Türk’üm.
 
Öğrenmenin sonu yok ! Sakıp Sabancı şunu söylemişti. Herşeyi yapıp tecrübe edecek kadar zamanım yok. En ucuz öğrenme yöntemi başkalarının hata ve tecrübelerinden öğrenmek.
 
Bende bu doğrultuda 2009 yılında vereceğim seminerlerle birçok ili ziyaret etmeyi hedefledim. Amacım, bilgimi ve tecrübemi paylaşmak. İnsanlara faydalı olmak. Yeni projemle Internet’ten de isteyen herkes eğitimlerime ulaşabilecek ; 27 ve 28 Şubat tarihlerinde Ankara’da Limit Sizsiniz seminerlerini vermek için olacağım. Halka açık olacak. Arkasından 7 Mart, Istanbul’dayim. Konu:  Krizde nasıl işsiz kalmazsınız? Sonrasında İzmir ve Antalya’da seminerlerim devam edecek. Bilim Merkezi’nde ise satış konusunda bir seminer vermeyi düşünüyorum. Pozitif enerji ve tecrübemi bu kriz ortamında herkese yardımcı olmak için paylaşmak istiyorum. Uzmantv Akademi’de ise yakında Internet üzerinde Duygusal Zeka ve Satış eğitimlerim başlayacak..
 
Dün sabah oğlum karnının çok ağrığını söyledi. Eşim hemen doktara götürdü. Apandist olduğu ve hemen ameliyat edilmesi gerekti. Bu konuda eşim aradığı zaman fazla endişe etmedim. Niye mi? Özellikle Laproskopi ameliyatları konusunda en güvendiğim operatör arkadaşım Mehmet Tekinel ameliyatını yapacaktı. Benim ve kayınvaldemin ameliyatlarını yapmıştı. Rahat kişiliği, esprili olması,  sizi rahatlatan kişiliği ve kendine özgüveni Tekinel’i muhteşem bir doktor yapıyor. Hastane konusunda her zaman ki tercihimiz Istanbul Cerrahi Hastanesi. Hizmetleri çok iyi, hastane sanki butik otel, personel sıcak.  İyiler her zaman iş yapar.
 
Oğlum başarılı bir operasyonla bu sabah hastaneden sağlıklı çıktı. Eşim hastaneye gittikten sonra, facebook’a oğlumuzun ameliyat olacağını yazmış. Bu facebook nasıl bir mecra ise, oğlumun ameliyatını duymayan kalmadı. Çoğu insanın ilk başta saatlerce zaman geçirip, sonra sıkılarak bıraktığı  bu inanılmaz network (sosyal ağ) makinası günümüzün iş ve sosyal yaşamı için oldukça gerekli. Yeterki nasıl kullanacağımızı bilelim. 
 
Dün akşam Jaycees Istanbul şubesinin devir törenine www.jcistanbul.org  davetli idim. Yeni sloganları “Bireysel gelişim, küresel network” . Jaycees , 124 ülkede, 300,000 aktif üyesi olan, global girişim ve liderlik organizasyonu www.jci.cc.. Üniversiteyi bitiren ve çalışma hayatında yeni olan her gence bu derneğe üye olmasını tavsiye ederim.
 
O akşam, Ergenekon, ekonomik kriz, işten çıkarılama endişesi, gelecek korkusu, bunlardan esaret yoktu. Tüm katılımcılar boğaza bakan Bridge Lokantası’nda herkes özenerek en güzel kıyafetlerini giymişti. Üyelerin heyecanını yüzlerinden okuyabiliyordum.  Herkes birbirine sımsıcak şekilde eski bir dost gibi sarılıyor, birbirlerini kucaklıyorlardı. Murat arkadışımız Çanakkale’den saat dörtbuçuk’ta yola çıkmış, sadece bu toplantıya katılmak için gelmiş. Ben de oğlumu hastanede bırakıp, bu toplantıya geldim. Hepimizin orada olmasının.ı sebeplerinden en önemlisi (bana göre)  kendimizi iyi ve değerli hissediyorduk. Jaycees’de her görev bir sene için yapılır ve eski başkan yeni başkana yeni görevinde tüm desteği verir. Bu birlik ve beraberlik ruhu, üyelerin bu dernekte uzun yıllar gönüllü hizmet etmelerini motive eder. Benim hayatım 35 yaşında değişti ve bu değişimin arkasında bir numaralı neden Jaycee’s derneğine katılma kararımdı.
 
Bütün gece güldük, eğlendik, saatlerce doyasıya dans ettik. Bu arada bir çok yeni kişi ile tanışma fırsatı buldum. Uzun zamandır bu kadar keyifli bir akşam geçirmemiştim.
 
Au akşamın en önemli haberi Istanbul’da dördüncü bir şubenin; Bahçeşehir şubesinin faaliyete geçtiği haberi idi. Bu şubenin hikayesi oldukça ilginç . Bu şubenin ilk başkanı Eda Engin kendisi Adana Jaycees üyesi iken iş sebebi ile Istanbul’a yerleşiyor. Bu şubenin temelleri atılırken Eda da ilk başkan oluyor. Bizim derneğimiz böyle .. Jaycees lider yetiştirir. Yetiştirmiş olduğu bu lider kişilerin ülkelerine ve dünya toplumlarına faydalı bir birey olmasını hedefler. Ne büyük bir amaç. Eda eminim bu dernekte güzel işler yapacak.
 
Bu yazımı bitirdikten sonra kendimi ödüllendirmek için, alışverişe gitmeye karar verdim.  Network mağazasına girdim. Network hizmet konusunda çok başarılı bir mağazacılık yapıyor. Elemanların hizmet kalitesi oldukça yüksek. Sohbet ettik. Bana yeni modadan bahsettiler. Alışveriş yapmanın keyfini yaşattılar. Çıkarken “kriz satışlarınızı ne kadar sizi etkiledi?” diye sordum. “geçen seneye göre yüzde on ” cevabını alınca memnun oldum.
 
Krizde işinizi nasıl mı korursunuz? Bunun cevaplarını farklı bir bakş açısı ile 7 Mart’daki seminerimde sizlerle paylaşacağım. Temelde “kriz”, uzak doğuda “fırsat” anlamına geliyor.. Öncelikle pozitif düşünce ile başlıyor. İşimizi iyi yapmak, daha çok çabalamak, daha çok çalışmak.. Kendimizi sürekli geliştirmek ve markalaşmak; hatta vazgeçilmez olmak. Yeni insanlarla tanışmak.. Çağımız neyi bildiğin değil kimi tanıdığın çağıdır !
 
Hayata şöyle bakıyorum “ Elimden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, yapabileceğim başka bir şey yok ! Ama gerçekten elimizden geleni en iyisini yapıyormuyuz?” Bunu iyice sorgulamalıyız . Ben krize, maaşlarının kesintiye uğramasına rağmen, personel çıkmasından dolayı günde 12 saat çalışmak zorunda kalan , buna rağmen hayata ve işlerine aynı heyecanla sarılabilen pozitif insanlarla bugün tanıştım. Bu beni mutlu etti. Umudun ve sabrın olduğu yerde başarı eninde sonunda gelir. İyi insanlar her zaman hak ettiklerini bulurlar.

Şansın bize gülmesi için bizim hazır olmamız lazımdır. En önemlisi, her engel, her zorluk, her problem, her yenilgi , her kriz kendimizi daha çok tanımamıza. güçlü ve zayıf yönlerimizi keşfetmemize sebep olur. Bu keşif bizim daha güçlü bir birey olarak yaşamımızı sürdürmemize neden olur. Bir düşünün, bana hak vereceksiniz.

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

Not : Seminer yerlerini ve detayli bilgiyi 1 Şubat 2009 tarihinde www.tanerozdes.com sitemde yayinlayacağım

Satış konusunda inanılmaz hikaye

Masamda yoğun bir şekilde çalışıyordum. Cep telefonum çaldı. Telefonu açdım. Digitürk’den aradıklarını söylediler. “Digitürk’üm” var dedim. “ Sizi bir kampanya için arıyoruz dediler. Evinizde 4 tane Digitürk aboneliğiniz var değil mi? ” dedi telefondaki temsilcisi. “ Evet” dedim. “ Eğer 5. Digitürk aboneliği alırsanız, sizin için çok cazip bir kampanyamız var” dedi temsilci. “ Ama biz evde 4 kişi yaşıyoruz, 5. abonelik bizim işimize yaramaz ki ” dedim. Telefondaki ses sanki ben konuşmamışım gibi “ Ama, 5. alırsanız …….. çok kazançlı bir kampanyamız var” dedi. “ Sinirlenmemeye çalıştım.. “Hanımefendi.. 4 kişi nasıl 5 tane Digitürk abonesi alabilir?” dedim.. Bıraksam bana anlatmaya devam edecekti. Ama sanırım ses tonumdan anladı ve telefonu kapattı. Amaç müşteri değil, prim almak!
 
Bu tür telefonları sürekli alıyorum. Hemde cep telefonumdan arıyorlar. En yoğun zamanımda ! İşin komik mi acı mı tarafı desem. Müşterileri olmama rağmen beni müşteri yapmak için arayan şirketler bile oluyor veya aynı konuda birden fazla kişi aynı şey için beni arayıp bir şeyler satmaya çalışıyorlar. Kayıt tutulmuyor. CRM sistemleri kullanılmıyor.
 
Satış konusunda bu tür aramalar müşterileri “taciz” etmek anlamına geliyor. Benim önerim bu tür aramaları yapan şirketlerin CRM programı kullanmaları, aramaların gerçek ihtiyaca yönelik yapılmaları. Call center ücretlendirme sistemi ülkemizde arama başına ( yani ulaşılan kişi başına ücret alınarak yapılıyor) . Call center şirketinin amacı mümkün olduğu kadar kişiyi arayıp, çok para kazanmak. Satıcılarında prim kazanmak. Her iki tarafında amacı öncelikle para kazanmak ! Müşteri kimin umurunda .. Burada verimlilik, fayda, müşteri memnuniyeti/memnuniyetsizliği, müşteriyi anlamak kesinlikle  dikkate alınmıyor. Satış yapan şirketler bu konuda özen göstermiyorlar. Bu tür aramalar firmaların imajlarına da zarar veriyorlar. Şirketlerde sadece sonuçlara bakıp, detaylarla ilgilenmiyorlar.
 
Satışta en önemli unsur olan, müşteri ile kurulan uzun vadeli güven ilişkisi, müşteri sadakati, müşteri memnuniyeti vb. unsurlar göz ardı ediliyor. Bu satışın ülkemizde ki değerini daha da düşürüyor. Olumsuz imajına katkıda bulunuyor. Satışta en önemli unsur müşteriyi dinelemek ve anlamaya çalışmak. Bunun yerine sizi sürekli aynı mesajı veren , işi kapatmaya çalışan bir temsilcinin tacizine maruz kalıyorsunuz.
 
Satış, pazarlama vizyonu ile yapıldığında harikalar yaratır. Satmak amacıyla ve kısa vadeli kar/ciro için yapıldığında ise uzun vadede sonuç hüsrandır.
 
Otel kartları bunun en güzel örneğidir. Bir otelin VIP kartına abone olmuştum. Birinci sene sonunda yeterince faydalanmadığımın farkına vardım. İkinci sene telefondaki bayan ne yaptı beni bir sene daha yenilemeye ikna etti. Telefonda kartın özelliklerini önerdiğim şekilde yaparlarsa kartı daha memnun bir müşteri olarak kullanacağımı, aksi takdirde seneye yenilemeyeceğimi söyledim. Aslında bedava danışmanlık vermiştim. İkinci sene sonuda yine arandım. Artık oturduğum evin değişmesi ile bu kartın benim için hiç bir cazibesi kalmamıştı. Telefondaki bayan beni ikna etmeye çalıştı. Sürekli taviz vermeye başladılar. Daha önce olmaz dedikleri şeylere şimdi olur diyorlardı. Amaçları sadece bana bir kere daha yıllık abonelik satmaktı! Beni kesinlikle dinlemiyorlardı !
 
Bu tür hizmetlerde müşteri önerilerine kulak verilmemesi, önerilerin değerlendirilmemesi bu tür hizmetlerin sonunu getiriyor. Referans sistemi ile yayılan bu kartlar kötü referanslar ile yok oluyorlar. Bu hizmetlerde call center’ların kullanılması bu tür satışların uzun vadede başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oluyor.
 
Şirketlere tavsiyem bu tür işlerde dış kaynak hizmet aldıklarında bu konularda öneri , tavsiye, müşteri memnuniyeti/memnuniyetsizliklerini muhakkak dikkate almalılar. Müşteri memnuniyeti anketi yaparak, müşterilerin gerçek ihtiyaç ve isteklerini anlamaya ve buna yönelik ürün/hizmet geliştirmeye yöneldikleri takdirde Call center ve benzeri dış kaynak kullanımı başarılı ile sonuçlanacaktır. Benim başıma gelenler bugün birçok insanın başına geldiğini bilsinler. Benden söylemesi.. Verilen paralara yazık, satış mesleğine de haksızlık yapılıyor. Bu işi çok farklı ve faydalı şekilde yapmanın yöntemleri vardır.
 
Sevgilerimle,
 
Taner Özdeş

Not : Yeni röportajımı okumak isterseniz http://www.cocukvizyon.com/index.php?cvdynvar1=istasyon&cvdynvar2=2

2009 yılına girerken

Zaman nasılda hızla geçiyor. Yaşım ilerledikçe, nedense günler, aylar, yıllar daha hızla geçiyor. Zamanın kıymetini daha iyi anlıyorum. Anı yaşıyorum.
Yenibiriş bu sene araştırma yapmış ; “Yılbaşı denilince aklınıza ne geliyor ?”
Cevaplar : % 43 yeni umut , yeni bir başlangıç. % 28 Ömrümden giden bir yıl. Siz ne düşünüyorsunuz?
 
Şu anda sabahın ikisi, Cihangir’deki House Apart’dan bu yazımı yazıyorum. Cihangir, çok mistik, gizemli bir yer. Bir yazar için verdiği enerji inanılmaz, günlerce burada yazabilirim. House Apart, House Cafe ‘nin uzantısı. Çok keyifli bir ortamı var. Evinizde gibi hissediyorsunuz. Neden mi cazip? Cihangir’de olması. Konforlu olması. Hiç bir sorunla uğraşmamanız..
 
Yeni bir yıla  başlarken hep hedeflerimi belirlerim. Her yıl biterkende yaptıklarımı, yapamadıklarımı değerlendiririm. Bu sene istediğim her hedefi yapmanın gururunu yaşıyorum. 2009 yılında sizlere yeni süprizlerim olabilir. Uzmantv Akademi bünyesinde çok cüzi bir ücretle benim en çok talep edilen iki eğitimimi- Satış Teknikleri ve Duygusal Zeka- Internet üzerinden yakında izleyebileceksiniz. Bu şekilde maddi sıkıntı sebebiyle seminerlerime katılamayan bir çok insana ulaşma şansım olacak. Uzmantv.com ‘da  da bu sene yayına giren röportajım 3 ay gibi bir sürede 30,000 üzerinde hit aldı. Bu da satışa olan ilgiyi gösteriyor. Satışın 10 Altın Kuralı’nı İngilizce’ye çevirip dünyaya açmak için çalışmalara başladım. Bu konuda İzzet Ressam’a güveniyorum.
 
21. yüzyılda tavsiye edeceğim en önemli iki konu dost kazanma sanatı ve etkili iletişim. Bu konuda Dale Carniege’in 2 bestseller’ini muhakkak alın okuyun : “ Söz Söyleme ve İş Başarma Sanatı” ve “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” . Ben her iki kitabıda okumaya doyamıyorum.
 
Bu sene bayağı nostaljik bir yıl geçirdik. Abba’nın  parçaları Mama Mia’nın hem filminde hem de müzikalinde gişe rekorları kırarken, Ayla Dikmen’in parçaları Issız Adam filmi ile tekrar moda oldu. Türk filmleri dolup taşıyor, yerli diziler yabancı dizilerden daha çok izlenir hale geldi. İnsanları güldürmek ve eğlendirmek dünyada her zaman en çok ilgiyi görüyor. Bunu Cem Yılmaz’dan daha iyi yapan var mı? IQ ve EQ birlikte çalışınca mucizler ortaya çıkıyor.
 
Niye eski müzikler, filmler iş yapıyor? Bunun en önemli sebeplerinden biri  iyi ve güzelin zamanının hiçbir zaman geçmediği. İnsanlar bu film ve müzikleri izler ve dinlerken eskiye gidip hüzünleniyorlar, anılarını tazeliyorlar. Bugün her kişisel gelişim kitabı “ anı yaşayın “ diyor. Gerçekten anı yaşıyormuyuz yoksa gelecek için mi yaşıyoruz? İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerinden biri umut beslemesi. Geleceği düşünüp mutsuz olan çok az kişi vardır. Onun için yaşayıp yaşamayacağımızı bilmeden emekliliğimiz için çalışır, para birktiririz. Anı yaşamayız, keyfini çıkaramayız. Ne yaparsanız yapın , o anı dolu dolu yaşayın, keyfini çıkarın..
2009 dünyada karamsarlık, hatta felaket yılı ilan edildi. İlk defa insanoğlu, her zaman ileriyi düşünüp, umut beslerken, şimdi umutsuz bir şekilde karamsarlığı yaşıyor. Şirketler acımasızca işçi çıkarıyorlar; daha verimli olmayı ve tasarruf etmek yerine işin en kolayına kaçıyorlar. Her çıkarılan eleman aslında o firmanın satışını negatif etkiliyor.
 
Dünya aslında bir denge. Her şey sonuçta dönüp size geliyor. Bunu anladığınızda bazen geç kalmış oluyorsunuz.
 
Her yıl, Aralık ayında annemin ve babamın doğum gününü kutlarız. Bu sene kardeşimde toplandık. Annemin ikizi teyzemde oradaydı. Annemin adı , Ender, teyzemin Özen. Aile içinde olmanın keyfini hiçbir şeyde alamazsınız. Anı yaşamayı becerebilirseniz. Eniştem bir anda ISSIZ ADAM’ın Ayla Dikmen’in o meşhur parçası Anlamazdın’ı çalmaya başladı. Teyzemin gözleri hüzünlendi. Eniştemi dansa kaldırdı. Annem ve babamda eşlik ettiler. Bu duygusal sel öyle hoşuma gittik ki. Sonra pasta geldi. Pasta kesilmeden önce yeğenim Kaan bir süprizim var dedi. Annem ve teyzeme şiir yazmıştı. Hemde her satırın başında onların isimleri vardı. Sonra da yine annem ve teyzeme yazdığı Rap parçasını okudu. Kaan 9 yaşında. Benim iki oğlumda ufak yaşlardan beri bize şiir yazar. Sanırım yazmak bizim genlerimizde var.
 
9 yaşındaki Kaan’ın şiirlerimi gururla sizlerle paylaşmak isterim. Baş harflerini birleştirirseniz  annemin ve teyzemin isimlerini oluşturuyor. :
 
( anneme , Ender yerine biz Endoş deriz)
“Eğlenceli,
Nazik Kibar,
Derinden sana,
Öpücükler veriyor,
Şanlı doğum günün kutlu olsun…”
                          
( teyzeme, Özen yerine Özoş deriz)
“Özen seni çok özledik,
Zor günler geçirirken bize geldin,
En güzel geceni bizimle paylaştın,
Nazik olduğun için  çok teşekkür ediyorum seni çok seviyorum..” 
 Sevgili Torunun Kaan
 
Bunları dinlediğimde şunu düşündüm, bırakalım çocuklarımız kendi istedikleri kişiler olsunlar. Kendimize benzetmeye çalışmayalım.. Anne , babaları olduğumuz için gurur duyalım.
Bu sene “Limit Sizsiniz” seminerlerine katılan bir tanıdığımı geçen akşam bir partide gördüm. Faydası oldu mu diye sordum. Evet çok oldu, sizin 3 formülünüzden birini uyguluyorum. Artık insanlara karşı çok daha açığım ve daha mutluyum, dedi. Benim hayat ve satış felsefem “ İnsanlara karşı dürüst ol, açık ol, samimi ol“. Bunları uygularsanız uzun vadede hep kazançlı siz çıkarsınız.

Bu sene beni en mutlu eden Bilim Merkezi’nde yapmış olduğum bağışlarla oraya ilk defa gelen çocuklarla birlikte çektirdiğim fotoğraf anındaki yaşadığım duygulardır. O saf, temiz, parlayan gözlerde umudu görmek, her şeye değer http://www.tanerozdes.com/Fatihten-Fethiye-Ilkogretim-Okulu_m43.aspx

2008 yılında her hafta ne olursa olsun sizlere yazmaya gayret ettim. Bilgimi, tecrübemi, duygularımı, hayat görüşümü, satış felsefemi sizlerle paylaştım. Seneye de aynı şekilde devam edeceğim. Ne olursa olsun, pazartesi günleri mailinize benim gülen yüzümle pozitif yazılarımı sizlere göndermeye devam edeceğim. Umarım yazılarımı benim yazarken aldığım keyif içinde okuyorsunuz. Bir arkadaşım bu işi niye yapıyorsun diye sordu.. Sanirim kendimi iyi hissediyorum. Yorumlarınızın benim için en önemli mutluluk kaynağı olduğunu unutmayın.

Bu sene en severek yazdığım en çok ilgi gören 3 makalemin linkini okumayanlar için ekliyorum:
 
Satışın 10 Altın Kuralı kitabım bu satırları yazarken 5. baskısına girmek üzere, yazımı kitabımın sonunda en sevdiğim tasviye sözcüklerimi  ve Ralph Waldo Emerson’un başarı tanımlaması ile bitirmek istiyorum :
 
Hayatta başarı oranımız çevremizdeki insanlarla kurmuş olduğumuz ilişkilerin kalitesine ve düzeyine eş orantılıdır. İnsanları sevmeyi öğrenirsek, sadece daha mutlu ve neşeli olmak dışında hayatta istediğimiz şeylere daha kolay ulaşabiliriz.
 
Başarı nedir ? “Çok ve sık gülmek; çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek, güzeli anlamak; başkalarında iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta bir tek kişi bile olsa birilerinin size yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını öğrenmektir.
 
Hepinize mutlu, huzurlu, sağlıklı, başarılı bir 2009 yılı diliyorum. Umarım herşey gönlünüzce olur..
 
Sevgiyle kalın,

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

 

Liderlik

21. yüzyılda rekabet, değişim, teknoloji, küreselleşme, politik ve ekonomik çalkantılar sonucunda liderlik becerisi çok önem kazandı. Günümüzde tüm organizasyonlar karşılaştıkları sorunlarla başa çıkmak için her zamankinden daha çok iyi liderlere ihtiyaç duymaktadırlar. Toplumları nasıl iyi liderler ileriye götürüyorsa, kötü liderler de toplumları geriletirler.
 
İş hayatında lider kelimesini hep duyarız, ama ne olduğunu tam anlamayız. Strateji kelimesinden iş dünyasında sürekli bahsedildiği gibi, liderlik kavramı da bolca kullanılmaktadır. Liderlik konusunu en güzel şöyle tanımlayabilirim : “ Kendini dıştan gelebilecek her türlü olumsuz etkiye, engele, güçlüğe, zorluğa, haksızlığa rağmen, içinden gelen güç, potensiyel yetenek, enerji, iyimser coşku, inanç ve hür iradesi ile sorumluluk alarak inandığı yolda harekete geçebilme cesaretini gösterebilmektir.“  Liderliğin temelinde zeka , vizyon, büyük düşünmek kadar insani duygularda temeldir.
 
İyi bir lider örneği olarak Atatürk’ü, kötü bir lider örneği olarak Adolf Hitler’i verebiliriz. İkisininde vizyonu, coşkusu, tutkuları ve bitmek bilmeyen enerjileri ile insanları arkalarından sürüklemişlerdir. Her iki liderin en önemli farkı amaçlarının farklı olmasıydı.
 
İnsanların bir otoriteye gereksinim duymaları diktatörlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bunlar korku , düşman yaratmak, bir şeye nefret beslenmesini sağlamak, insanların kendilerini tehdit altında hissettirerek, kriz çıkararak, insanların kendilerini acizlik içine sokup, güçsüz, savunmasız kılıp can, güvenlik derdine düşürerek kendilerini kolaylıkla kabul ettirebilirler.
 
Liderde bulunması gereken en önemli özellikler arasında  “özgüven, dürüstlük, adil olabilmek, yaratıcılık ve en önemlisi ne olursa olsun sorumluluk alabilmek” sayılabilir. Liderlik eylemle ilgilidir. Herkesin yapamadığını, yapmaya cesaret edemediğini yapabilmektir. İş hayatımdaki kendi tecrübelerime göre insanların gerekli liderliği gösterememesinin nedeni çoğunlukla, insanların inandıkları şeyleri, zamanında yapma özdisiplinine ve cesaretine sahip olmadıklarından kaynaklandığını düşünüyorum.
 
Dünyada yapılan araştırmalarda dehaların başarılarının nedeninin kararlılık, en büyük başarısız olma nedeninin ise vazgeçmek olduğu ortaya çıkmış. Bu sene Fatih Terim ve öğrencilerinin Avrupa kupasındaki başarılarının nedeni sizce yetenekleri mi, çok anteraman yapmaları mı, şanslı olmaları mı yoksa başarma ve kazanma inançları mıydı? Başarısızlık nasıl kazanacağını öğrenmenin ötesinde bir şey değildir. .
 
Yaşam bize iki şey arasında tekrarlayan şekilde bir tercih hakkı sunmasıdır. Bu tercih bizim irade ve kararımıza bağlıdır : Ya isyan ya uyum. Akıllı olmak neye isyan edeceğimizi, neye uyum göstereceğimizi bilmektir. 
Mantıksal analiz, zeka keskinliği iyi bir liderden beklenen ama tek başına yeterli olmayan unsurlardır. Gerçek liderlerin zekalarının yanında duygusal zekaları da güçlüdür. Duygusal zeka dört bileşenden oluşur : Özbilinç, özdenetim, empati ve sosyal beceri . Eğer gerçek bir lider olmak istiyorsanız, aklınızla yönetin, yüreğinizle liderlik yapın..
Lider, özgür irade, eylemci ve sorumluluk ahlakına sahip kişidir. Tüm bunları yapabilmek için hayatta güçlü bir hedefe, büyük bir hayale, en önemlisi bunları yapabilecek cesarete, bitmek bilmeyen tutkuya ve isteğe sahip olmalıdır.
 
Sevgilerimle,

Taner Özdeş

www.tanerozdes.com

 

 

Pazarlama ve Satış Kriz dinlemez

Satış ve pazarlama tamamen duygulara ve algılara hitap eder. Mantık ararsanız çoğu zaman yanılırsınız. İnsanlar duygularıyla satın alır, mantıkları ile sonrasında muhasebesini yaparlar. İnsanların duygularını ve algılarını çözmek mümkün değildir. Çünkü insanlar çoğu zaman bilinçdışı karar verirler. İnsanlar ihtiyaç değil istek alırlar. Çoğu ihtiyacımızı karşılanmamışken isteklerimize öncelik veririz. Neden? Bu konuda size farklı bakış açılarından ne demek istediğimi bu yazımda örnekler ile vermek istiyorum.

Assemble firmasının kurucularından Sinan Ergin’in Kemercountry’deki evinde akşam yemeğine davetliydik. Yemekte sohbet ederken 2 Şubat’da düzenleyeceği ”Time to Labyrinth Exit” temalı konferansından bahsetti. Krize rağmen sponsorları bulmuş bile. İşini çok iyi yapıyor, ekonomik krizi dinlemiyor.
 
Cuma akşamı NewYork’dan yeni geldi. NewYork’ta da aynı İstanbul’da olduğu gibi her yerde indirim varmış. Ama dükkanlar bomboş. Yürürken tüm camları kapatılmış – vitrini görme imkanı yok- önünde uzun kuyruklar olan bir dükkan görmüş. Merak etmiş burası neresi diye. İçeri girdiğinde yüksek sesli bir müzik. Ortalıkta manken gibi genç kızlar ve erkekler. Loş bir mekan. Adını sanırım merak ettiniz … Abercrombie..
 
Başka arkadaşım şöyle tarif ediyor : “İnsana alışveriş keyfi yaşatıyor. Bu başka bir şey..” Abercrombie markasına gençlerin nasıl tutku duyduğunu kendi çocuklarımdan biliyorum. Kendimde giyiyorum. Kokusu bile çok orijinal. Kıyafetlerin farklı ve rahat olması dışında bugünün trendini de belirliyor Abercrombie. Onca benzeri markaya rağmen, kriz bile durduramıyor bu marka çılgınlığını.. Hem fiyat uygun, hemde marka olunca kriz dinlemiyor.
 
Peter Marino adlı dekaratör, Dior, Chanel, Donna Karan, Calvin Klein, Fendi, Louis Vuitton ve neredeyse kayda değer tüm modaevlerinin mağaza tasarımlarını bizzat yapıyormuş. Dekaratör sadece mağazanın tasarımı veya yeniden dekore edilmesi için 20 milyon dolar alıyormuş. Ama işinin hakkını veriyor, Marino’ya yaptırılan mağazaların satışı ortalama yüzde 20 ile 40 arasında artış gösteriyormuş. Hatta Fendi’nin Hong Kong butiğinde bu rakam yüzde 300’ü yakalamış.
 
Grace Kelly, Jackie Kennedy, Audrey Hepburn ile başlayan “ünlü giyerse giyerim” sloganının başarısı Prenses Diana’nın Dior çantasıyla sayılara dökülmüş. 1996 yılında Diana’nın daha sonra “Lady Dior” adı verilen çanta ile fotoğraflanması, tanesi 1000 dolarlık çantadan tam 100 bin adet sattırmış. Bu rakam Dior’un yıllık kazancının yüzde 20’sini oluşturmuş.
 
Gucci markasını yöneten Tom Ford’un “ Çanta insanda, almazsam ölürüm hissi uyandırıyor” sözünü tam açıklayan bir hikaye : 2005 yılının Eylül ayında Atlanta’da meydana gelen büyük felaket Katrina Kasırgası’nı hatırlarsınız. Bu dönemde Kızılhaç, mağdurlara ihtiyaçlarını karşılamaları için kredi kartı görevi gören bir kart dağıtmış. Mağdurlar ne mi yapmış? Bazı mağdurlar, dağıtılan bu paraları Louis Vuitton’dan her biri 800 dolar değerinde çanta alarak değerlendirmiş.
 
Tokyo’da oturan bir İngilizce öğretmeni, öğrencilerinin ilgisini çekmek için Versace giymeye başlamış. 10 yıl sonra adamın 1000 parçadan oluşan Versace takımlarla dolu bir dolabı ve hatırı sayılır bir Bvlgari mücehver koleksiyonu olmuş. Belirteyim adam işsiz kız arkadaşı ile miniminnacık bir evde oturuyormuş.
 
Türkiye’de asgari ücret, hatta daha az kazanan işçilerin Marlbaro ve Coca-cola’dan vazgeçmemelerini de buna bağlıyorum. Çok daha ucuza sigara ve içecek alabilirler. Ama baştada dediğim gibi insanlar kararları istekleri ile veriyorlar, ihtiyaçlarına göre değil.
 
Üniversitelerde zaman zaman pazarlama dersi veriyorum. En çok hangi arabayı almak istiyorsunuz diye sorduğumda; Mercedes ve BMW istemiyorlar. Bugün bir yakınımla konuşuyordum elime ilk iyi para geçtiğinde şu ………marka araba alacağım diyor. Sizce öğrenciler veya iyi para kazanan iş adamı hangi arabayı almayı arzu ediyor. “ Audi “. 80 li yıllarda Audi var mıydı? Mercedes ve BMW yi nasıl geçmeyi başardı !
 
Koton mağazalarının sahibi Yılmaz Yılmaz bu yıl Cannes’da düzenlenen dünyanın en büyük perakende fuarı MAPIC’te “En iyi perakendeci” ödülünü aldı. Amerika’dan Asya’ya, dünyanın dört bir yanından bu yıl 2371 firmanın katıldığı bu yarışma, perakendenin Oscar’ıymış ve ödül, ilk kez bir Türk firmasına verilmiş. Koton, 12 yıllık genç ve dinamik bir firma. Nasıl olmuş da dünyanın en ünlü perakendecilerini geride bırakabilmiş? Yılmaz’a göre Türkiye, hazır giyim için “bereketli topraklar” Kumaş var, iyi imalatçı var; artık iyi tasarımcılar da var. Koton, bu avantajları iyi kullanıyor, basic değil ama moda ürünleri çabuk yaparak farklılaşabiliyor. Yılda 15 bin model çalışıyorlar. Mağazalara her hafta 350-400 yeni model geliyor. Fiyatlar uygun. Hal böyle olunca da müşterilerinin % 55’i haftada bir Koton’a geliyormuş. Yani bir tür bağımlılık yaratıyorlar. İlk Koton mağazası 1996’da açılmış. 2001’de 10 mağaza, 30 milyon dolar ciro. Bugün 52’si yurt dışında 180 mağaza; ciro 330 milyon dolar. “2009’da % 40 büyüyeceğiz” diyorlar.
 
Bu yazıyı yazdığım akşam, İzzet Çapa’nın Long Table restoran barina gittim. Burasi son zamanlardaki en favori yerim. Türkiye krizde, bayramın ikinci günününde, bir Salı akşamı, ama restoran nerdeyse yüzde 80 dolu. City’s de İzzet Çapanın It’s Joke restoran barı, iş yapan tek yer. Tüm diğer restoranlar bazen bir müşteri ağırlayamadan günü kapatıyorlar. It’s Joke herzaman dolu. Bu akşam kardeşimi Long Table götürdüm. Bayıldı. Moralim yerine geldi dedi. Amaç da zaten bu değil mi? İzzet Çapa yaptığı her işte başarılı. Tüm mekanları her zaman iş yapıyor. Cahide gibi çok iş yapan bir yeri bile artık sıkıldım diye kapatacak kadar cesur !
 
Dünya bundan sonra kriz ortamında yoluna devam edecek. Türkiye de nasibini alacak. Benim sizlerle paylaşmak istediğim müşterinin nabzını tutan, farklı olabilen, müşterinin kalbine ve isteğine yönelik ürün, hizmet, konsept geliştiren marka ve firmalar her zaman iş yapar.
 
Bugün satışta satış elemanları hep mallarının rakiplerinden pahalı olduğu için satamamaktan şikayet ederler. Bu satışcılar aynı pazarlamanın ruhunu bilmeyen işletme sahipleri gibi sorumluluğu ve suçu ekonomiye, satışcılar da yüksek fiyatlara bağlarlar. Dünyada başarılı satışcılar, pazarlamacılar ve markalar ise her zaman farklı olmanın, müşterinin cebinde 1 YTL var ise , o 1 YTLyi almasını bilirler. Çünkü, insanlar mantıkla değil duygularıyla karar verirler. Çünkü, insanlar istek alırlar ihtiyaç değil. Bunları bilenler her zaman para kazanırlar.
 
Sevgilerimle

Satış nasıl yapılır?

 

2008 yılını en sevdiğim satış öyküsü ile bitirmek isterim :

Bir köy çocuğu şehrin en büyük marketinde işe başvurur.
Dünyanın bu en büyük alışveriş merkezinde herşey ama her şey satılmaktadır.
Patron sorar:
 - Daha önce hiç satıcılık yaptın mı?
 -
Evet köyümde bu işi yaptım.
 Patronun gözü çocuğu tutar:
 - İyi, yarın başliyorsun.
 Ertesi gün akşam olur ve patron çocuğu karşısına alır;
 - Evet, bugün kaç satış yaptın??
 -
"Bir"
 - Ne bir mi? Digerleri 20-30 satis yaptilar. Nasil bir? 
 Kaç dolar tuttu peki?
 -
320.334.00 USD doları.
 Patron şaşırır ve sorar:
 - Nasıl becerdin bunu?
 - Adama başta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattım. Adama nerede balık  tutacağını sordum.
Kıyıda diyince bir tekneye ihtiyacı  olduğunu söyledim. Tekne bölümüne indikçe çift
motorlu, yelkenli, lüks bir yat satıim. Vosvosuyla bunu  çekemeyecegini söyleyince son model 4×4 bir jeep sattım.
 Patron kendinden geçer:
 - Ne diyorsun, bütün bunlari bir küçük olta almaya gelen adama mi sattın?
 Genç çocuk cevap verir:
 - Yoo aslinda karısı için bir tane pad istemişti…Ben de  ona şöyle dedim: 
-"Haftasonun mahvolmuş, sen en  iyisi balığa git…"

Hepinizin bu vesile ile yeni yilinizi kutlar, sağlıklı, mutlu, başarılı 2009 yılı dilerim…Umarım sizlere faydalı olabilmişimdir. Seneye devam…
 

 

 

 

Sevgilerimle,

www.tanerozdes.com

Son videomu izlemenizi öneririm : http://www.tanerozdes.com/Satisin-10-Altin-Kurali–Motivasyon-Konusmasi-Nikken_m35.aspx