Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

Sevgi Sözleri

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Seni ne kadar seviyorum biliyor musun?
Söz verip de tutmadığın günler kadar,

beni beklettiğin saniyeler kadar,
bana sevgiyle bakmadığın an kadar,
uykularımı kaçırdığın geceler kadar,
sonunda anladım senin de beni ne kadar sevdiğini zalim…

Kahvaltı hazırladım sana da gönderiyorum,
umut dolu omlet,
haşlanmış sevgi, bir dilim tutku ,seni seviyorum reçeli
ve bir de yalnızlık demledim kaç şekerli olsun?

Sabahları seviyorum,
insanları seviyorum,
filmleri ,şarkıları , kitapları,sıcak ekmeği, kalabalık sofraları,çikolatayı, minicik bebekleri,
rüzgarda yaprak olmayı,
geceleri yıldız olmayı,
yaz gecesinde yağmur olmayı sevdim…
Ve en çokta seni sevdim,
Hep yokluğunda…
(b.s.ö.s 04.mayıs.2005)

Sen,
Solgun baharlardaki mavi yağmurum,
Akşam kızıllığında yorgun gölgem,
Kış ayazında yaz güneşimsin.
Bulutlardaki saklı düşlerim,
Her günün sonunda özlediğimsin.
Yüzün kadar temizdir kalbin,
Hangi sevgi alabilir yerini?
Yokluğun yağmura yazı yazmak kadar zor,
Sensizlik ölüm kadar acı…
(b.s.ö.s 05.mayıs.2005)

Sen, kalbime giren bir sevda kurşunusun,
Seni, ya orada bırakacaklar,
Ya da, çıkarırken canımı alacaklar aşkım…

Her mevsim kalbimde kır çiçeğim benim
Dualarım sana gözbebeğim benim
Ölsem de vazgeçmem tek dileğim benim
Sen benimsin ben de senin
Sonsuza kadar yemin ederim

Yaşadığım her an
Seni özlemeye itiyor beni
Ağır geliyor yokluğun
Beklediğimsin, özlediğimsin, özlemimsin…

Hasretinle dağları deleceğim
Bu aşkla kendime geleceğim
Bir ömrüm daha olsa inan
Yine bir tek seni seveceğim

Adını kalbime aşkla süsledim,
Yıllar yılı bir tek seni düşledim,
Bilmem ki nasıl bir günah işledim,
Selamın geliyor sen gelmiyorsun…

Yedi ayrı iklimden,
Yedi çeşit arı getirseler,
Yedi çeşit arı,
Yedi ayrı çiçeği dolaşsa,
Yedi ayrı çiçekten bal yapsa senin kadar tatlı olamaz…

sen
hala
anılarımın
en
beyaz
yanısın
sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın
sen sağanakla gelen sabahlarda
çok eski bir şarkının adısın…

Sen yemeğimin tuzu, yüreğimin buzu, anasının en güzel kızı… Sen kalbimde en tatlı sızı, sen bütün varlığımın sevimli hırsızı… Sen sevdikçe sevilesi, övdükçe övülesi, öptükçe öpülesi, aşık oldukça olunacak aşkımsın

Hani gözler vardır sözleri anlatır, hani sözler vardır gözleri anlatır, bir de aşk vardır seni anlatır…

Ne zaman tutsam ellerini,
Gözlerimin önünden mevsimler geçer,
Ne zaman gözlerin gözlerime değse,
Samanyolu’nda bir yıldız düşer…

Sıkıntı çekecek kadar gücüm acı çekecek kadar sabrım kalmasa da Seni sevecek kadar kalbim her zaman vardır.
Hani dağlarda dört mevsim erimeyen kar olur ya;
yokluğunda yüreğimden eksilmeyensin sevgi…

Çarşıda kaybolan çocuğun elinde soğuyan anne sıcaklığı hızıyla ayrıldın benden,
Oysa ben çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile ayrı kalamam senden…

Hayatta üç şeyi sevdim;
Seni,
Kalbimi,
Ümit etmeyi…
Seni sevdim sensin diye, kalbimi sevdim seni sevdi diye,
Ümit etmeyi sevdim belki seversin diye…

Bir gece titreyerek uyanırsan
Bil ki resmini öptüğüm andır…
Bir gün yaşlar süzülürse o güzel gözlerinden
Bil ki bir tanem yokluğundan öldüğüm andır.

Bugünde yarın da yüreğin kadar yanındayım ,
Kendini yanlız hissettiğinde elini yüreğine koy ben hep oradayım!!

Güzel Sözler

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Ne dil yeter seni anlatmaya,
Ne göz kıyar sana bakmaya,
Ne ellerim dayanır sana dokunmaya,
Ne kollarım uzanır seni sarmaya
Hiç ömür yeter mi?
Bir sen daha bulmaya bitanesi…

Bir nasihat: Kendine dikkat et.
Bir rica: Sakın değisme!
Bir Dilek : Beni unutma.
Bir Yalan : Seni hiç sevmiyorum.
Bir Gercek : Seni çok özlüyorum.

Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
Suyun damlasında, selin coşkusunda
Kimi yanımdasın kimi rüyamda
Ama hep aklımdasın sakın unutma……

Biliyorum bugün kulakların bir başka çınlayacak, anlayacaksın seni yine nasıl andığımı, özlediğimi. Ellerin titreyecek, gözlerin yollarda kalacak, sende hissedeceksin yüreğimde neler hissettiğimi!

Bırakma beni sevdiğim gidişine dayanamam,
Hasret gözyaşlarımla kendimi avutamam…
Dönerim dersin ama kadere inanamam,
Bıraktığın anılarınla, ben sensiz yasayamam

Bakışlar vardır insani ömür boyu ağlatan.
Yollar vardır aşılması güç olan.
Kalpler vardır acılarla parçalanan.
Ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
Sanma beni sevipte bırakanlardan.
Benim sevgim mezara kadar olandan

Bu mesajı silersen benden hoşlanıyorsun,
Silmezsen beni istiyorsun,
Cevap verirsen beni seviyorsun,
Vermezsen bensiz yapamıyorsun,
Hadi bakalım ne yapacaksın?

Senin kanadın olmak isterdim
Ben olmadan uçma diye
Senin baharın olmak isterdim
Ben olmadan açma diye

Benim için seni görmek suya benzer
Seninle yasamak ise nefes almaya
Susuz üç gün yaşarım ama nefes almadan asla

Sana ne demeliyim bilmiyorum,
Güneşim desem güneş batıyor,
Hayatım desem hayat kısa,
Gülüm desem oda soluyor,
Sana canım demeliyim.
Çünkü bu can seninle yaşıyor..

Sen bir pınarsın içilen ama kanılmayan, Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, varlıgına doyulmayan, yokluğuna dayanılmayan..

Canımdaki her nefes nefesine eklensin, içimdeki her nefes hayalinle demlensin, bırak bu gönlüm varlığınla renklensin, sen benim gönlümde yaşadıkça özelsin!

Sen güllere özenme güller sana özensin.
Üzme tatli canini sen güllerdende güzelsin.
Sevgi kadar özgür Özgürlük kadar özelsin.
Bir gülsen dünyalara bedelsin.

Bir umut vardır hiç tükenmeyecek,
bir hasret vardır çekilmeyecek, birde ölüm vardır,
bir gün elbet gelecek ama sana olan sevgim ne ölecek ne de bitecek

Sevgilerin en güzeli seni sevmek
Özlemlerin en güzeli seni özlemek

Ve hayatin tadı sabah kalktığında senin var olduğunu bilmek

Söyle”Sen”e..Söyleme”Sen”e..

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Söyle bana..

Ne yapmam lazım bu yaşanamamışlığı silebilmek için nefesimden?Gözlerimden hayalini kaldırıp,simsiyah bir perde ile örtmek…Kulaklarımda çınlayan sesini başka sesler yapabilmek için..Her göz yaşımın damlasında dirhem dirhem akıp gitmen,yanaklarımdan süzülüp acımı dindirmen için..

Ne yapmam lazım,söyle bana…

Söyle işte söyle!!

Nasıl yaklaşmaya çalıştıkça,uzaklaşmanı engelleyeceğim?Ellerimi uzatsam yakarsın,dokunamam..Dokunmasam ölürüm,geceye akar acılar..Dokunmasam,
Dokunmasam ellerime yalnızlıklar batar,canım yanar,kanarım.Ağlar(sın)ım..
İster(sin)im..
Özler(sin)im..

Biter(sin)imm!!!

Söyle..

Nasıl anlatırım sana çaresiz çırpınışları?Sessiz can çekişleri,bitişsiz tükenişleri ve sensizliği…///Sevgimi..
Yarım kalmışlığı,paylaşılmazlığını,ulaşılmazlığını ve acıların denizindeki dalgalarla boğuşmayı?

Ya birde…

Birde o gözlerimdeki eşsizliğinin tarifini,ateş koru bu aşkı?

Söyleeeeeeeee…!!
Adımlarımı ilerlettiğimi sandıkça hep geriye ilerleyen ayak izlerimin üstünden kimlerin sana ulaşacağını..
Nefesine karışacak nefesleri söyle bana..Sonra benim nefesimin nasıl tükeneceğini ve nasıl ölüp ölüp ölemeyeceğimi.Anlat bana..Anlat gözlerime seni görmeyeceğini,içimde aşkını aşksız nasıl taşıyacağımı,yaşayacağımı,yanacağımı,parçalara bölünüp,kül gibi savrulacağımı..Yaşarken bunları,ruhum bedenimden sökülürken hissedeceğim hissizliği..Söyle.Söyle bana..

Hep olduğum gibi hayallerinde olacağını,her adımda yere düşüp,kalkmaya çalıştıkça ellerinin izi olmayan ellerimin kanayacağını..Dudaklarıma su vermemişken,dudakların değmemişken hep susuz kalacağımı..Başlamış ve artık bitmiş olacağımı,ve hep anlamadığın,anlatamadığın kalacağımı..

Söyle (me )sene bana!!
Söyle(me)sene..
Söyle(yeme)sene..

İnsan sevdiğini görmediğinde

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Kıskançlıklarla, kuşkularla, hesaplaşmalarla süren sancılı bir aşkın orta yerindeki bir sevişmeden sonra adam seviştikleri odadan çıktığında başlayan bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve adamın biraz önce geçtiği bölüm çöküyor.
Daha iki dakika önce koynunuzda olan birinin yok olduğunu görüyorsunuz.
O korkunç anda kadın yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı Tanrı’ ya sığınıyor.
Dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor.
“İnandır beni” diyor, “o yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap, inanacağım sana.”
Ve Tanrı’yla bir pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmenin karşılığında Tanrı’ya en çok sevdiğini vermeyi öneriyor.
Eğer biraz önce o kapıdan çıkan erkek yeniden o kapıdan sağ olarak dönerse, o erkeği bir daha hiç görmeyeceğine söz veriyor Tanrı’ya.
“İNSANLAR BİRBİRLERİNİ GÖRMEDEN DE SEVEBİLİRLER, değil mi” diyor, “seni hayatlarında bir kere bile görmeden seviyorlar.”
Graham Greene, “Zor Tercih” isimli romanında, erkeğin dönüşünü gören kadının duygularını yalın bir dille anlatıyor.
“O anda Maurice girdi içeri. Yaşıyordu. İşte şimdi onsuz olmanın ıstırabı başlıyor diye düşündüm ve yine kapının ardında ölmüş yatıyor olmasını istedim.’
Kadın, sevdiği erkeğe kavuşmuş ve onu kaybetmişti.
Ve onun yaşadığını gördüğü anda, biraz önceki pazarlığın ağırlığını fark edip, “keşke ölseydi” diyordu.
Bundan sonra, bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenecekti.
Romandan yapılan filmde, “Tanrı’ yı görmeden seven insanların” birbirlerini de görmeden sevip sevemeyeceklerini, iki sevgili unutulması zor cümlelerle tartışıyordu.
- İNSAN SEVDİĞİNİ GÖRMEDİĞİNDE AŞK BİTER Mİ?
- Düşünsene, Tanrı’ yı bir kez bile görmedik ama onu seviyoruz.
- Ama benimki o tür bir sevgi değil, Sarah.
- Belki de başka bir tür sevgi yok, Maurice.
Aşk, bir insanı Tanrı’ yı sever gibi sevmek mi, onu görmeden ama onu hissederek onun varlığına bağlı kalmak mı?
Bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedene, bir vaade, bir ümide ihtiyaç duymadan, tek başına da sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk?
‘Sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim’ demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlanma mı?
Bir ruhun bir başka ruha sarılması ve bu sarılışı bir bedene gerek duymadan da sürdürebilme mi?
‘Tanrı’yı sevdiğim kadar severim seni’ diyebilmek, böylesine korkunç bir bağlılığa rıza göstermek mi aşk?
Peygamberler bile Tanrı’ ya bir kere yüzünü göstermesi için yalvarırken, hiç görmeden de ruhunu bir başka ruha adamak mı?
Hayatın içinde, insanların sevmek için görmeye ihtiyaç duyduğuna şahit oluyoruz; kaybedişler unutuşları da getiriyor; bir bedenin aracılığı olmadan bir ruha bağlılığımızı da çok sürdüremiyoruz. ’Tanrı’ mız’ olmuyor sevdiğimiz; imanımızı çabuk kaybetmeye, bütün inançsızlar gibi sevgimizin sürmesi için bir kanıt görmek istemeye çok yatkınız.
‘Belki de sevmenin başka türü yoktur’ diyen birilerinin romanların, filmlerin arasında dolaşması ve bizim o insanları hayatta da bulacağımıza dair ümidimiz, bizi aşka doğru çeken.
Böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar yazıyor, böyle bir ümidimiz olduğu için şiirler, romanlar okuyoruz.
Neredeyse bütün hayatını kendi inancıyla dövüşerek geçiren Graham Greene’in ‘Tanrı’ yı görmeden seviyorlar, ben de onu görmeden severim’ diyen bir satırı yazması, bize aşkın çekiciliğini yaşatan.
Bu satırı okumak, bunun gerçek olabileceğine inanmak, bu hayali benimsemek, bizim sıradan hayatımızı, bizim yaşadığımızdan daha renkli, daha çekici, daha heyecanlı kılan.
Hiç rastlamasanız da ‘bir insanı sevmenin bir Tanrı’ yı sevmek gibi bir şey olduğunu’ yazan birinin varlığı, sizi, bunu söyleyebilecek birinin varlığına da inandırır ve o inançtır ki, bence, sizin hayatınıza mana katan.
Aynen, ‘Tanrı’ yı görmeden sevmek’ gibi siz de bir insanın başka bir insanı hiç görmeden sevebileceğine, o insana hiç rastlamadan inandığınızda, romanların size itaat ettiği o kutsal topraklara girmek için, o toprakların sınırlarında içiniz ürpererek dolaşmaya başlarsınız.
Birisi tarafından öyle sevilmek istersiniz.
Ve birisini öyle sevmek.
Ancak o zaman, gerçek bir mümin gibi, çekilecek olan acıları değil, bir tanrısı olan bir kainatta yaşamanın mucizesinin fark edersiniz.
Acı dolu, isyan dolu bir mucize.
‘Keşke inanmasaydım’ dedirtecek, ‘keşke onu böyle sevmeseydim’ dedirtecek bir mucize.
Ama bütün acısına, bütün kederine, bütün yalnızlığına rağmen vazgeçilmeyecek bir mucize.
O mucizeyi görenlerin ondan kolay kolay kopabileceklerini sanmam.
İnsanların bütün nankörlüklerine, alaylarına, hor görmelerine, inanmamalarına karşın tek başına kendi inancıyla yaşayan, kendi inancının yüceliğinde diğer insanların zavallılığını, yetersizliğini, aşksızlığını görüp, onlar için üzülen ve kendi sevgisine sıkı sıkıya tutunan bir ahir zaman peygamberi gibi, başkalarına bomboş gözüken bir çölde, o çölün boş olmadığını hissederek yürürsünüz.
Sizin bu yürüyüşünüz, bir gün bir romanda ya da bir yazıda bir satıra dönüştüğünde, sizinle alay eden nice insanın çorak ve loş hayatına sizin hayatınızdan bir ümit ve ışık sızar.
Büyük bir ödülün ve büyük bir cezanın sahibisinizdir.
Bir insanı bir tanrıyı sever gibi sevebilecek bir güçle ödüllendirilmiş…..
Bir insanı bir tanrıyı sever gibi sevebilecek kadar güçlü olduğunuz için de cezalandırılmışsınızdır.
İnsanlar Tanrı’ yı görmeden seviyorlar.
Ama Tanrı’ ya inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine inanmıyor.
Ben, Tanrı’ yı inanan Graham Greene’ e inanıyorum, ‘bir insan başka bir insanı hiç görmeden de sevmeyi’ sürdürür.
Benim inancımı paylaşanlar, bir gün öyle sevmeyi ve öyle sevilmeyi bekleyecekler, bu inanç, onların içinde kapatıldıkları küçük hayatların sınırlarını yıkıp onları vaat edilmiş hayallere taşıyacak.
Bir gün biri onlara diyecek ki:
- Belki de başka tür bir sevgi yok, Maurice.

 

ölümüde havalı olmalı insanın
cehennemeyse yolculuk, alevler yükselmeli
sıcacık.
.………….

Yalnız benim günahım ol

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0
kaldığın gecelerde severim seni nasıl olsa

Nasıl olsa o zaman sevmek kolaydır seni. Tenime dokunan ellerini hissetmek kolaydır.
Kolaydır gözlerimden köşe bucak kaçırdığın bakışlarını kıstırmak en arsız hayalin
eşiğinde, ihtirası en uçta yaşamak. Şehvete şehvet nasılsa kolaydır.

Nefesin değerken avuçlarıma seni seviyorum diye fısıldayabilmek geceyi tutuşturan ahenkle.

Ben seni; senin olmadığın; ay gibi doğmadığın, gecelerde sevmeye talibim.

Yokluğunun göğsümde boydan boya açtığı yarayla yaşamaya talibim, senden bile saklayarak. Cümlelerimin fakirliğine bakma bir lahza gözlerime gece karanlığıyla bakan gözlerime bak.

Ben adını lügatıma kaydettiğim gün düşürdüm tekmil cümlelerimi ,ben senin en gizli gecen ve dudağından düşmeyecek tek hecen olmak istiyorum.

Gecen olmak istiyorum; benden gizlediğin ne varsa hayallerinin, acılarının
gizliden gizliye büyüttüğün tüm sırlarının ve sancılarının üzerine,boylu boyunca uzanmak istiyorum

Sadece gecemin güLü ol.

Ben dünyanın geri kalanını seninle aldatmak istiyorum, açlık çekenleri, savaşlarda ölen bi-günahları öfkeyle bilenmiş sloganlarıyla meydanları hınca hınç dolduran kalabalıkları,
emekçileri aldatmak istiyorum seninle. Yalnızca geceye aç gözlerini.

Yalnız gecemin güLü ol…

Ama gücün yeterse ama aklın keserse değil.
Ben yanmak istiyorum,olmayan kokunla çıldırmak istiyorum sen hiçbir şey yapma;
Uçurumum ol yeter….

Yalnız benim günahım ol…
Yalnız
Benim

Su Olsam Sensiz Akmam

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0
Bazı anlar var, bir şarkı geliyor kulağıma; zamanı durduran, bana "Seni" hatırlatan..

 

O anlar acaba diyorum.. Acaba o da beni düşünüyor mu.. Benim onu sevdiğim kadar o da beni seviyor mu.. Gözlerinde kaybolduğum insanın kalbinde azda olsa bir yerim var mı?..

 

Sorular, sorular, sorular.. Bana ne yaşattın ki seni bu kadar unutulmaz, seni bu kadar Vazgeçilmez yaptı.. Biliyorum sorular seni bana getirmez.. Biliyorum acım ne yaparsam yapayım dinmez..

 

Her güne başlarken Vazgeçtim diyorum. Bu gün son.. Bir daha adını anmayacağım, gözlerini düşünmeyeceğim, nefesini hissetmeyeceğim… Olmuyor yapamıyorum işte… Seni içimden söküp atamıyorum…

 

Hayatta bir insanın başına gelebilecek en büyük mucizesin… Ve ne şanslıyım ki ben bu mucizeyi yaşadım.. Hala da yaşıyorum… Hala geceleri karanlık odamda bana gülümsüyorsun..

 

Gittiğinden beri değişen çok şey yok… Senden kalanlarla seni yaşamaya çalışıyorum.. Her yağmurda dışarıya fırlıyor sokaklarda seni arıyorum.. Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.. O anı yaşıyorum.. Başını omzuma koyduğun anı.. Keşke diyorum o an ölebilseydim….

 

Yine yağmur yağıyor.. Yine sokaklardayım.. Yine ağlıyorum….. Ve yine ölemiyorum……

Git Gide Alişiyorum Sana…

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Gitgide alışıyorum sana; hiç bir alışkanlık bu kadar güzel olamaz. Ellerin ellerimden uzakta nasıl güçsüzüm bilemezsin. Yanımda olduğun zamanlar sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor, alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun. Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan.

Alışkanlıklar daima korkutur beni; düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim… Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır fakat şimdi sana alışıyorum.

Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor. Yalnız içimde garip bir korku var. Sana tüm alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum. Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini daha değerlisini verememekten korkuyorum. Bir gün ansızın ölmekten ve seni bana olan alışkanlığınla yapayalnız bırakmaktan korkuyorum. Oysa ki her zaman ve günün her saatinde yanında olmalıyım senin. Bana alışmış olmaktan pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı. Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni. Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.

Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim.

"Bana alış," demeyeceğim. nasıl olsa alışacaksın bir gün. Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan o gözlerin o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla, sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!

İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum… Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi. Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım. Bencildim bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum. Asil büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor…

Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştan başa seni görecekler içimde…

Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun? Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz. İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan. Her yerde iki olduğumuz için bir bütün haline geliyoruz durmadan.

Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu görüyorum. Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun. Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz bir gün bulutların üstünde. Açılmış bütün kuyuların derinliği içimde seni bulduğum yer kadar derin değil.

Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi. Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde. Özlem, kıskançlık, arzu, ne varsa içimizde hepsi birden bire tutuştu. Hiç bir su bu ateşi söndüremez artık. Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.

En mutlu olduğumuz yerde en güçlü olacağız seninle.

GEÇMİŞTEKİ TÜM ALIŞKANLIKLARIN BANA ALIŞMANI ÖNLEYEMEZ ARTIK….

Sona Kalsa

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Usul usul konuşuyorlar aralarında
Denize bakıyorlar bazen
- çatalını gezdiriyor biri tabağında -
Gölgesi bir kuş ölüsü
Karşıda yeni budanmış bir ağacın
- Olsa, başlangıçlar sona kalsa -
Kolyesiyle oynuyor kadın
- tabağımda soyulmuş elma -

Saatime bakıyorum sık sık
Kapıyı gözlüyorum arada
Biraz soğuk mu geliyor ne
- kapatır mısın -
Sinirli bir kırmızılık suya batıyor
Düşünüyorum, ansızın bir dost yüzü mü
Görmemişim de yıllarca.

Gelse
Değişmiş çok, yaşlanmış da
Sigaramı yakıyor durmadan
İstemem diyemiyorum - ama yakmasa -
Konuşuyoruz -konuşuyor muyuz -
Yazmayı bırakmış çoktan
Gerçi bir roman taslağı varmış kafasında
"Bir elimde elma, elmada bir el"
Diyorum
Hayretle bakıyor yüzüme
Bir bardak bira içiyor, çekip gidiyor az sonra.

Kadranı kırmızı saat
Plasterle tutturulmuş kırık cam
Şurda burda plastik çiçekler
Evet, aralık kapıdan soğuk geliyor
Tam kalbimin üzerine bu akşam.

Ölüm
Sen en güzelsin bu saatlerde
Büyütmüş yetiştirmişsin beni
Söyler miyim hiç sana hayran olmasam.

Bugün de ince, bugün de kırıldı kırılacak
Bugün de
Tam nerede kalmışsam…

Özleme Dair

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Yüreğimi sıkıştıran bu kesif hüzün, belki de terketmişlere özgü gizli bir terkedilme duygusudur.

Özledim seni…

Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir…

Beynimi uyuşturu*yor özlemin…

Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı*yorum.

Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime sapla*nan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadi bir boşluğa dönüşüyor.

Sabahlara seni ok*şayarak başlamaları akşamları, her işi bir kenara koyup seninle başbaşa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı, hırlaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, se*vimli ha*şarılığını, çocuksu küskünlüğünü…

Nasıl da serttin başkalarına karşı be*ni savunurken; ve ne yumuşak, bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken… ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken…

Hasta olduğunda, o korkunç kriz ge*celerinde günler, geceler boyu nöbet tuttuk başında… o şen kahkahalarına yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek…

"Atlattı" müjdesini kutlarken yor*gun bedenindeki yaraları okşayarak, doktorun böldü sevincimizi:

"Yaşayamaz artık bu evde… yüksek binalar ve be*ton duvarların gri kentinde" dedi, "O gitmeli… ve kendine yeni bir hayat çizmeli…"

Bilsen, ne zor gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana…

Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unut*mandan geçtiğini bilmek…

Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" de*mek…

"Beni ne kadar ça*buk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sa*na ne zor…

Sesimi, kokumu çe*kip alıvermek beynin*den, sesin, kokun hâlâ beynimdeyken…

… seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakma*nı istemek senden…

… yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek…

… ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın arka koltuğuna, birlik*te güneşlendiğimiz on*ca yazı, yanyana titreş*tiğimiz onca kışı, pay*laştığımız bunca acıyı, onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına, ar*kandan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor…

… ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek…

… yokluğunu beklemek, ne zor…

* * *

Bunları düşündükçe, şu anda uzakta bir yerlerde üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engel*leri aşıp terkedilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları. yalnız bulvarları arşınlayarak sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak ve yavaşça üzerini örtmek geçiyor içimden…

Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe dönüşmesinden hicran duyuyorum.

Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde, terketmişlere özgü bir terkedilme korkusunu da yüre*ğimin derinlerinde duyarak sana koşmak, yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek ve

"Geri dön bebeğim" demek istiyorum:

"Geri dön… kulüben seni bekliyor…"

CAN DÜNDAR



 

gίđєяѕєм đαğlαяıđєlєя yüяєğίмί kίlίτlєя нєяşєyίѕίlєя gίđєяίм..!

Sana diyebilsem

7 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Hobi 0

Bazen bi sarki olsam diyorum, anlatmak istediklerim olsa notalarim. Bazen bi guwercin olsamda ucsam ona diyorum. Sewgimle bogarken onu anlasa wazgecilmez oldugunu. Olmuyor iste ne notalar kadar bariz anlatabiliyorum kendimi ne de onun yanina ucup gidebilecek cesaret war ruhumda. Keske bu korkakligimin sebebi korkusuzlugum olmasaydidada heran benim ol diyebilseydim sana.

dsadas