KefeN Bezlerİ
Gecenin harareti değildi yakan yüreğini, biliyordu. Umutsuzluğunu dağıtmak için yaktığı tütsünün cılız alevi de değildi. Bir parça buz aldı, bastırdı sol yanına. Teni uyuştu ama yüreğime ulaşmadı.
Dünyaya açılan küçük penceresinden uzayıp giden yollara baktı. Yolun sonundaki mezarlığa değdiğinde gözleri, bakışı buğulandı. Her ölüm bir ayrılıktı, her ayrılık bir ölüm. Kaç kez ölmüştü, hatırlamıyordu ve kaç kez daha ölmek zorunda kalacaktı. Her ölümünden bir paça kefen bezi saklıyordu. Bazen bir şiir oluyordu bu, bazen bir fotoğraf, bir mektup, bir kitap… en büyük parça en son ölümündendi, en büyük vurgunu oydu.
Ölünce hissetmiyordu hani insan? Hani dünya ile tüm bağlantısı kopuyordu? Kaç kez ölmüştü, kaç kez parçalanmıştı yüreği… Peki o halde yüreğini yakan bu acı da neyin nesiydi? Hissetmemek için ölmeyi seçmişti de, peki o halde neden hala… Nerede yanlış yapmıştı? Üç yanlış bir doğruyu götürüyorsa, neden elinde kalan sıfır değildi? Yoksa tüm o sıfırlar birleşip bedenini saran bir acı halkası mı oluşturmuştu?
“Gitmeli” dedi usulca, yetmedi. Bütün gücüyle haykırdı “Gitmeliyim! Bütün o gidenlerin inadına bu kez ben gitmeliyim. Öyle gitmeliyim ki diğerleri gibi iz bırakmamalıyım kendimden. Benden kimseye kalmamalı bir kefen bezi.”
Evet, kendine de itiraf ediyordu. Onun da yanmasını istemişti. O da acı çeksin demişti, o da üzülsün. Belki bencillikti bu ama aşk acısıyla güzeldi. Kanatmalıydı ki yüreğini aşk olsun, kan gibi dolaşmalıydı damarlarında acı. Acısıyla güzelleşmeliydi insan, acısıyla olgunlaşmalıydı, büyümeliydi. İsterdi ki o da arasın hatırlarda parmak izlerini, o da ıslatmalıydı gözyaşlarıyla kefen bezlerini. Karşılaştığında onun da elleri titremeliydi, yüreğinin yanı sıra. O da hayal etmeliydi, olabilecekleri ve olamayacakları…
Olmamıştı işte, kimse bu kadar olamıyordu. Kimse kendisi kadar yanmıyordu. Kitaplar filmler yalandı. Kendisi gibi hayal edenler yazıyordu da hiçbir zaman yaşamıyordu. Kalktı, topladı tüm kefen bezlerini. Usul usul dikti birbirlerine. Kararını vermişti, gidecekti, çok uzaklara. Kimse bilmesin istiyordu kime yandı, kim kırdı kim üzdü kendisini. Bu yüzden birleştirdi bütün kefen bezlerini ve kendine bir kefen hazırladı. Giydi üstüne, yattı sonsuz bir uyku için yatağına. Tam uydu da kefeni üstüne, yalnız gözleri kaldı açıkta…