Çocuklar Tacize Karşı Bedenini Korumayı Öğrenmeli.

6 Eylül 2008 Cumartesi | Kategori : Kadın 2 Yorum

Öylesine kötü bi hal aldıki yaşadığımız dünya neye güvenilir,kime inanılır şaşırmış haldeyim.Her ne kadar cesur,sevgi dolu bi yüreğim olsada, bu şaşkınlık ve korkuyuda kulakta küpe misali yanımda taşıyarak tedirginlikle büyütüyorum miniklerimi.İnsan dediklerimiz çoktan insanlıktan çıkmış,gün geçmiyorki duymayalım bi benzeri iğrenç/içler acısı bir olay.

Hal böyleyken okuduğum ve çok beğendiğim,hemen uygulamaya geçirdiğim güzel bir makaleyi paylaşmak istedim.

Cinsel tacize karşı çocuklar, kendi bedenini koruma refleksi ile büyümeli…

Çocuklara yönelik cinsel taciz, anne babaların en büyük korkularından biridir. Çünkü, taciz, insan yaşantısını değiştirmesi açısından cinayetten sonraki en ağır suç olarak kabul edilir.

Ailelerin, çocukları böyle bir mağduriyetten koruma ve eğer tacize uğramışsa bunun nasıl anlaşılacağı konusunda bilgi sahibi olması gerekir. Bir çocuğun tacize maruz kalmayacağından hiçbir zaman emin olunamayacağını belirten pedagog Adem Güneş, aileleri çocuklarını tacize karşı eğitmeleri konusunda uyarıyor. Adem Güneş, Sistem Yayıncılık’tan çıkan "Anne Babaların Korkulu Rüyası Çocuklara Yönelik Taciz" adlı kitabında, çocukların tacizden nasıl korunacağını, taciz yaşamış çocukla iletişim kurmayı, tacize uğramış çocuğun davranışlarını ve bir tacizcinin nasıl tanınacağını örnek olaylarla anlatıyor.

Tacize uğrama noktasında kız ve erkek çocukların aynı oranda risk altında olduğunu belirten Güneş tacizi şöyle tanımlıyor: "Cinsellik içeren her türlü söz, fiil ve materyallerle bir çocuğa yakınlık kurmaya çalışmak çocuklara yönelik cinsel taciz kapsamına girer. Çocuğun duygularının cinselliğe alet edilerek taciz edilmesine duygusal taciz denir. Fiziksel taciz ise cinsel içerik taşıyan dokunmalar da dahil olmak üzere, sonucu tecavüzle biten saldırganlık arasındaki bütün davranışları içerir."

Çocuklara taciz ve tacizci yetişkinler tehlikesinden açıkça bahsetmek çocuğun tacizden korunabilmesi için yeterli değildir. Ayrıca, çocuğa tehlikeli kişilerden korunmasını tembih etmek, onun sosyal gelişimini ve güven duygusunu zedeleme riski taşır. O yüzden çocuk, kendisine yönelmiş bir taciz tehlikesine belki farkında bile olmadan refleks halinde karşı koymasını öğrenmelidir. Çocukların en çok 4-11 yaş arasında tacize uğradığı belirlenmiştir. Çocuğa ‘temel davranış refleksi’ kazandırmanın en başarılı olduğu yaş grubu ise 4-7 yaş dönemidir.
Çocuklara nasıl bir bilinç kazandırılmalı?

‘Bedenim bana özeldir’ bilinci
Kendi bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan ve kendi bedeni üzerinde başkalarının bir şeyler yapabileceğini düşünen çocuk rahatlıkla taciz tuzağına düşebilir. 4 yaşından itibaren çocuğa bu bilinç verilmeli. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

‘İzin verirsem dokunabilirsin’ bilinci
Çocuk, kendi bedenine olan hakimiyetini öğrenmekle birlikte, hakim olduğu bu beden üzerinde kendisinin söz hakkı olduğunu bilmeli. Ebeveynlerin 4-5 yaşından sonra çocuklarını öperken bazen ‘Seni öpebilir miyim?’ diye müsaade istemesi bu bilincin oluşmasında etkilidir.

‘Dokunulması yasak olan yerlerim’ refleksi
Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olmaya başlamalı. Çocuk eş, dost ve akrabalar tarafından cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemeli.

‘Fiziksel baskıya direnme’ refleksi
Taciz yaşamış çocukların birçoğu çırpınmanın ve kaçmanın çözüm olmadığını düşünüp kaçmayı denememişlerdir. Çocuklara olan sevgi gösterileri sırasında kendi güçsüzlüğünü hissettirecek kadar orantısız güç gösterisinden sakınmalı.

‘Vücudum görünmemeli’ hissi
Çocuk, çıplak olarak ortada bırakılmamalı. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmazsa elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

‘Banyoda çıplak olunmaması’ bilinci
4 yaşından sonra anne baba çıplak olarak çocukla aynı banyoda bulunmamalı. 7 yaşından sonra çocuğun genital bölgelerinin başkasınca görünmesine izin verilmemeli.

Tuvalette benden başkası olmamalı
4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin özel bir mekan olduğu ve tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmeli.

‘Soyunma ve giyinmede yalnızlık’ ilkesi
Çocuğun bedenine yönelmiş bakışlardan rahatsız olacak refleksi kazanması için 4 yaşından itibaren ortalık yerde çıplak dolaşmamayı öğrenmesi gerekir.

‘İzin verirsem kabul edilirsin’ ilkesi
7 yaşından sonra çocuğun odasına girerken anne baba bile izin almalı. Giyinip soyunurken izin alarak yardım edilmeli.

Şemsinur Özdemir

 

anne terliği

27 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Mizah 15 Yorum

Anne terliği…

İnsanın yaşı kemale erdikçe eski zamanlara yaptığı zihinsel yolculuklarda anne imajı ile birleşik olarak çıkar karşısına terlikleri. Eğitimin bir paçası, terbiye edilmenin ilk aparatıdır belki anne terlikleri.

Belki daha öncesinden başlamak lazım.

Şöyle diyor tabir kitapları: "Rüyada kendi annenizi görmek, hiç umulmadık bir mirasa konacağınıza, annenizin sizi doğurduğunu görmek, gören hasta ise sağlıklı, fakir ise zengin olacağına, anneniz ile sohbet etmek, iyi haberler alınacağına, ölmüş olan annesini tekrar ölmüş görmek, huzura, anneyi hayatta iken ölmüş görmek, bir iş ile ilgili olarak büyük bir mutluluk duymaya, anneyi dövmek hastalanmaya, anneyi ağlarken görmek büyük bir mutsuzluğa işarettir. Sevdiğiniz bir kişiyle bir araya geleceksiniz…"

Dahası, işin bir de terliksi kısmı var: "Rüyada renkli ve güzel terlikle yürümek bereket ve sürura, sevinç ve neşeye, terlik hizmetkâra, evin hanımına, güç ve kuvvete, menfaat ve mala, rahatlığa ve yolculuğa delalet eder. Rüyada terlik görmek, mutluluk verecek haberler alacağınıza yorumlanır. Bu rüyayı gören kimse, huzurlu ve mutlu bir yaşam sürecek demektir."

Eh düşünün, rüyasında annesini terlikle gören kişinin ruh halini…

Dediğim gibi belki bir anne için çocuk eğitiminin ilk ve en önemli aracıdır terlikler. Ve her annede doğal olarak kullanabilme yeteneği vardır terliklerini. Yanlış bir şey yaptığında çocuk, önce uyarı alır, "bak çıkarırım terlikleri ha!" Ardından eylem gelir. Çıkarır ve akıl almaz bir refleksle fırlatıverir anne. Ve ilkse bu, şaşkınlıktan dilini yutar çocuklar. Çünkü o halim selim annenin güdümündeki terlik, bir konvansiyonel silah gibi gelir ve hedefi bulur. Usta bir fizikçi gibi tüm açıları, sekmeleri hesaplamıştır sanki. Ve usta bir futbolcu, hatta bilardocu gibi; bazen falsolu, bazen banttan görerek ulaştırır hedefine.

Aslında hakkını da yememek lazım. Bu terlik taarruzunun çocuğa katkıları da vardır. Bir sefer hata yapmamayı, yaptıysa terlikle vurulacağını bilir çocuk. Sonra -şayet müzmin yaramaz ise- savunma teknikleri geliştirir. Evin kör noktalarını bulur, hareket kabiliyetini geliştirir, yatak, karyola, kanepe, çekyat ne varsa birer siper ve sığınağa dönüştürür.

Çeşit çeşittir ve en tercih edileni pofuduk olanı, en uzak durulası da topuklu olanıdır. Baba kemeri kadar acımasız ve sadist de değildir üstelik.

Nedendir bilinmez -bal gibi bilinir aslında- bir süre sonra özlemle anılır aslında anne terliği. Özlenen annedir aslında mutlaka lakin anneyi hatırlatan, hayatın en güzel ve hareketli günlerini çağrıştıran bir nesnedir.

Komşularla oturmuş, kendi -melek modunda tabi- halinde sohbet eden annenin, yaptığınız bir yaramazlıkla nasıl alarma geçtiğini, savaş ekipmanı olan terliği nasıl bir kıvraklık ile eline aldığını ve o kısa sürede hedef-mesafe hesabı yapıp güdümlü bir şekilde yolladığını bu yaşınızda bile aklınız almaz. En komiği de, birinci saldırıyı savuşturduğunuzda, suratınızdaki o at nalı gibi sırıtışla bakarken, ikinci terliği alnınızın orta yerine ‘şırrak’ diye yemenizdir.

Her şeyi güzeldir annelerin. Kokusu, dokunuşu, sarılışı, gözyaşı, teni, öfkesi ve gülümsemesi… Ve en az sütü kadar tatlıdır içinde anne olan rüyalar.

Ki en şahanesi de anne ve terliğini beraber görmek rüyada…

Not : M.Nedim HAZAR’a teşekkürler.O eski günleri tebessümle yad etmeme sebep oldunuz.

Koşsam,yetişebilir miyim yıllara?

20 Ağustos 2008 Çarşamba | Kategori : Dünya 4 Yorum

gulcinkujukizzbw1.jpg

Doğduğum topraklara,büyüdüğüm sokaklara,ayrıldığım yollara her dönüşümde yaşlanmışlık çakılır bu zavallı yüreğime…

Öyle ki hiçbişey bıraktığım şekilde kalmamış.Taş sokaklar,ahşap /kerpiç evler,okullar,camiler,yollar,insanlar ve ağaçlar herşey ama herşey değişmiş.Her gittiğimde,her yeni değişiklikte yıllar ile beraber mazide kayboluyor bir bir beynimde..Anılar sıcacık kalsada yürekte,değiştirilmiş  yeni görüntüleriyle tazelemek mümkün olmuyor.Gözlerim uzaklara dalıp gidiyor.

Yenilik / modern çağ / yeni nesil / katliam / akıl almaz değişim derken bana ait olan herşey çalınmış gibi hissettim gönül kumbaramdan..Yoksa bu hırsızlığı yapan bir türlü yetişemediğim yıllar mı?

Neden bu kadar çabuk geçiyor zaman?Neden yaşlanıyor insan?Neden değişiyor tüm mekan?

Şimdi aç o kepçe kulaklarını ve beni iyi dinle HAYAT / DÜNYA….

Sessizce girdiğin kalbimden,zalimce çaldığın duygularımı,anılarımı,çocukluğumu,dostlarımı,umutlarımı,bana ait olan her bir parçayı geri istiyorum senden…O kapkara ellerini çek artık üzerimden….

Git ,kaybol ve bir daha gel-me..

 

Şişşşşşşt….

19 Ağustos 2008 Salı | Kategori : Mizah 4 Yorum

BEN YOKKEN NELER YAPTIĞINIZA GİZLİCE BAKIP GİDİCEM..

Sen büyüksün Allahım…

30 Temmuz 2008 Çarşamba | Kategori : Dünya 26 Yorum

Bu sabah işe geldiğimde Barış abimi ağlar halde masada buldum…3 aydır şeker komasında olan, canından çok sevdiği dedesi, dün gece (Miraç Kandilinde) yalan dünyaya gözlerini kapamış..Onunsa deniz gözlerini buğular teslim almış..

Ağlama,üzülme demek ne kadar işe yarar bilinmez ama yüreğinde oluşan yaranın büyüklüğünü çok iyi tanıyorum.Canım pamuğum öldüğünde, tarifsiz acılar içinde kıvranmıştım bende.

Mekanı cennet olsun,Allah (c.c) rahmet eylesin.Kalanlarına sabır versin..Hem böyle ulvi bir gecede Rahman’a kavuşmak en güzel hediyedir bence…

Başın sağolsun Barış abim…

 

Bir Mirac Seccadesinin üzerinde, bu gece, ebedi bir hayata başlayalım..!

29 Temmuz 2008 Salı | Kategori : Din 1 Yorum

Herşeyden şikayet eder bir hale geldik.. Şükürsüz bir toplum olduk.. Yağmur gibi bir rahmeti “berbat” kelimesi ile tanımladık.. “Bugün berbat bir hava var.. Yağmur yağıyor” dedik.. Ne suya, ne havaya, ne nimetlere şükrettik.. Şikayetlerimiz ise boyumuzu aştı..

 

Helala haram demeden herşeyi aldık dünyamıza.. Herşeyi alkışladık.. Hiçbirşey doyum vermedi.. Hiçbirşey tatmin etmedi nefsimizi.. Ondan sıkıldık, bunu aldık, şundan sıkıldık buna harcadık paramızı, ömrümüzü..

 

İktisad, bereket kavramlarını unuttuk neredeyse.. İsraf ettik nimetleri; en fakirimizden en zenginimize kadar.. Çöpe attık acımadan ya bir dilim ekmeği, ya da bir ömür nimetini..  Dua mı? O da neydi? İhtiyaç oldukça bakkal vardı, market vardı, süperi hatta hiperi bile vardı.. Parayı patrondan, eşimizden ya da babamızdan alıyorduk.. Rezzakımız bunlardı işte.. Biz kazanıyorduk ya da; kendimizdik rezzak!

 

Herşeyi sebeplere bağlaya bağlaya, herşeyin her anının bağlı olduğu Kudreti unuttuk.. Gözlerimizi perdeledik hakka hakikate.. İsraf diz boyu, şükürsüzlük alabildiğine, şikayet ise herşeydendi.. Ne utanma, ne saygı, ne hak, ne hakikat, ne iktisat, ne bereket, ne kanaat, ne sevgi… Hiçbir şey bırakmadık ki dünyalarımızda.. İnsanı insan yapan, kul yapan değerlerimizi yitirdik; sorgulamadık..

 

Allah’a muhatabiyet mi? Arada bir önemli gördüğümüz işlerimizde yardım için, kendimizi rahatlatmak için hatta bazen formalite olsun diye açtık ellerimizi.. Ya günün geri kalanında? Ya diğer zamanlarda? Allah’ı işlerimize hiç dahil etmedik belkide ama, Alemlerin Rabbi hep bizimleydi..

 

Gelin… Bu gece, bu güzel Mirac Gecesi’nde, itiraf edelim yaptıklarımızı.. İtiraf edelim pişmanlıklarımızı… Gözyaşlarımızı serbest bırakalım.. Gönlümüzü açalım Alemlerin Rabbi olan Kudrete ve Rahmete… Gelin.. Bu muhteşem geceyi, bu defa atlamayalım..! Bu defa es geçmeyelim hayatımızın anlamını.. Vazgeçemeyelim insanlıktan ve kulluktan…

 

Bu muazzam geceyi yaşamaya çalışalım hakkıyla hep birlikte inşaallah..

Hepbirlikte huzura varalım..

Rahmetin Kapısına dokunalım…

İstiğfar edelim.. Pişmanlıklarımızı anlatalım Rabbimize.. Konuşalım, sohbet edelim bizi insan yapan Rahmet ile.. O Yüce Kudret ile…  Ona yakınlığımızı hissedelim..

 Yakınlık isteyelim…

 

 

 

Arınma isteyelim… Yıkanma isteyelim… Temizlenme isteyelim..

İçimizi ve dışımızı yıkayacak maddi ve manevi rahmet isteyelim ..!

 

Yağmur isteyelim..!

Sağnak sağnak bereket isteyelim..!

Sağnak sağnak ağlayalım bu gece…!

Şükürsüzlüğümüzün yerine şükreden bir kul olma adımını atalım bu gece..

Kul olmanın tohumunu atalım…

Gelin..

Bir Mirac Seccadesinin üzerinde, bu gece, ebedi bir  hayata başlayalım..!

 

…alıntıdır…

Kandiliniz mübarek,dualarınız kabul olsun.

29 Temmuz 2008 Salı | Kategori : Din 7 Yorum

Yağmurun toprağa hayat verdiği gibi; dualarında hayat bulacağı bu gecede, dua bahçesinde yeşeren fidan olmak dileğiyle.Miraç kandiliniz mübarek olsun.

Devamı için tıklayın »

Yorgunum..

28 Temmuz 2008 Pazartesi | Kategori : Dünya 8 Yorum

Dün kuzucuklarıma verdiğim söz üzerine havuza gittik,yüzmeye….

Tabi Zem, komik simidi ve şirin haliyle havuzdaki herkesi güldürmeyi başardı.Çok yorucu olmasına rağmen acayip eğlenceli bir gündü…O kadar kontrollü çıkmamıza rağmen sanırım güneş bizi çarptı…

Bugün baş ağrısından ölmek üzereyim.Üzerimde bi halsizlik var,her an uyuyacak gibiyim.Ben bu haldeyken miniklerim nasıllar aceba?Aklımda hep evde..Su kaydırağı,yüzme yarışı,su topu derken hal kalmamış bende…Çocukların kontrolü,vermiş oldukları yorgunlukta cabası…

Uyumak istiyorum.Yada kimsenin beni bilmediği bir yerde uzunca bi tatil yapmak ama tek başına ne güzel olurdu diyorum bazen…Yesem,içsem,gezsem dilediğimce..O zamanda özlemler içinde kalırdı bu zavallı yüreğim…

Neden böylesin hayat ?

Ya eksiksin,ya fazla…

Ya benimlesin, yada çoook uzakta….

Not : Benim izne ayrılma vaktim sanırım geldi…

Bir Sevmelik Canım Kaldı.

25 Temmuz 2008 Cuma | Kategori : Edebiyat 35 Yorum


Merhaba,
sıcak bir merhaba önce
geciktim
uzak yollardan geldim
bavulumda kanayan aşk yaraları
yol yorgunuyum da üstelik
kendime gelmeye çalışıyordum
bilmeden sana geldim

seni biryerlerden ısırıyor gözlerim
bu aşinalığı ruhlarımızın
miras kalmış olabilirmi
ruhlar alemindeki sevişmelerden
ellerini yadırgamadı ellerim
gözlerim kalbine değmiş sanki
biryerlerde
ellerimle koymuş gibi buldum
sıcaklığını teninin

yakınlık dediysem
çözme hemen bağcıklarını yüreğinin
oturup içelim önce
birbirimizi
bir kahve fincanında
önce bir yere yerleşmeliyim
dedim ya
yol yorgunuyum
yaralarımda bavul kanamaları

şimdi açılalım birbirimize
yüzme biliyorsan
boğulmasın biri diğerinde
kaç kulaç attığımızı hesaplamadan
bırakalım kendimizi aşk denizine

ne terazi, ne metre yaramaz burda işine
bana kaç adım geldiğini saymadan
gözlerini kapatıp yürüyeceksin ,yüreğine yatırım yapacaksan beni değil, kalbine kuleler dikeceksin

çünkü hesap işlemez aşka
bir bedene iki can sığdırma çabası bu
ben karlar altındayken sen üşüyeceksin
bir dikene bastığında benden ah işiteceksin
köklerim sende filizlenecek
ben yanacağım, sen tüteceksin

ne diyordun
kuyumcu terazisi,
metre,
üç adım

diyorum ki,
iki okyanus gibi yürüsek birbirimize
karışsak sonra
hesapsız, kitapsız
matematiğe dökmeden işi
bir savaşma değil bu nihayetinde
bir sevişme
belkide bir nebze ruhları değişme
kazananı kaybedeni yok
yeneni yenileni
bir bir berabere kalacağız sonuçta
yorma kendini
çıkacak çivisi aşkın daha çakılmadan

kuyumcu terazisi,
metre,
beş adım,
diyorsun

diyorum ki,
mantığınla sevme beni
ölçülmez aşkın boyu eni,
hele kantara hiç vurma
kasap gibi
hiçbir çengele gelemem ben
kelepçelerini çöz sevmelerinin
bir eskiciye sat terazini

kuyumcu terazisi,
metre,
on adım
diyorsun

sen trende seyahatten yanasın
güzergah ve durakları belli
oysa bir deli tay koşar içimde
dörtnala
tutuşmuşsam ellerine sevgilinin
her yanım yangın yeri
cehennemine ateş olurum
cennetine mavi bir deniz
uğraşma, anlayamazsın hislerimi
bir sevmelik canım kalmış zaten
bırak harcama beni

…Alıntıdır…

Not: Bu şiir dün mail kutuma, hayatımda kazandığım en değerli dostum,Fatoşum tarafından bırakıldı..Hüznümü,kederimi bir anda dağıttı..Seni çok ama çok seviyorum deli kızım benim..İyi ki varsın..

 

Yaz günü karlar yağdı yüreğime…

24 Temmuz 2008 Perşembe | Kategori : Dünya 5 Yorum

Merhabalar candost,

Dost diyorum adına çünkü öylesin gerçekten.Bembeyaz yüreğini açıp; içinden en güzel mavi sayfayı seriyorsun önüme.Sonra sorgusuz dinleyip,derdime ortak oluyorsun kendince.Yada ben öyle hissediyorum.:))

Bir kaç gündür dökemedim yüreğimi sokaklarına..Miniklerim hastalar birazcık dolayısı ile benimde moralim ağrıyor :).Ama çok şükür geçti gibi.Allah (c.c) tüm hastalara şifa versin,içinde benim böcüklerimide unutmasın.(amin)

Olumsuzlukların üst üste gelmesinden midir bilinmez kırgınım bugünlerde her bişeye,herkese..Gülüşlerin,sevişlerin,konuşmaların altında hep riyakarlık görür oldum nedense.Hal böyle oluncada kendi iç dünyama kapanıp perdeleri çekmek,kimseleri görmek istemiyorum.

VEFÂ’nın çoktan unutulduğu bu alemde, nefes almak bile ağır geliyor yüreğime.Sahte dostluklar sarılmış,eteklerime.Yapılan herşeyin altında menfaat gözetilmiş meğerse.

Diyorum ki bazen bu uslanmaz deli gönlüme,

"Sen aptalsın..Bırak artık polyanna olmayı,kötülük altında bile iyilik aramaktan vazgeç.Sende kendine güzel bir maske seç.Bak insanlar nasılda başarılı oynuyorlar rollerini.Onlar için tek isim sadece kendileri.Yoruldun,kırıldın,ezildin,küçümsendin yinede vazgeçmedin be deli yüreğim.Benide peşinde koşturdun yıllar boyu.Ama artık benden pes..Güvendiğim dağların yıkılmasından,inandıklarımın yalan çıkmasından,dost dediklerimin hayal olmasından yoruldum,anlıyomusun yo-rul-dum."

O da diyor ki zavallı bana,

"Sil gözünün yaşını,bak masmavi gökyüzüne…Kapat gözlerini ve aklından geçir tüm sevdiklerini…Ben buyum,sende bunu biliyosun…Ne dersen de,kaç kazık yersen ye….Vazgeçemeyiz sımsıkı tuttuğumuz değerlerden.Sen hep demezmiydin bana…"sen hep dosdoğru yürü,halk bilmezse HAK bilir."bende bunu yapıyorum kendimce…hadi dağıt başındaki alacalı bulutları,yine gülümse..iyilik er yada geç kazanacak umudunu yitirme…"