Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

anneme mektup

8 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Kadın 1

Merhaba anne işte ben. ben burdayım senin ta içinde. Canın canım oldu, kanın kanım. Ama sen benden haberdar değilsin e daha çok küçüğüm tabi daha seni rahatsız etmeye başlamadım. burası rahat anne oh yan gelip yatıorum yediğim önümde hatta yemediğimde önümde.bu rahatlığa öyle alışmışımki 6 ay nasıl gelmiş geçmiş farkında değilim.ama sana yük olduğumun farkındayım benim her istediğimi bana yollican diye kilo aldın formunu bozdun ben incinmiim diye oturup kalkışların değişti.ayakların şişiyor benim gibi bir yükü taşıdığına yinede şikayetçi değilsin. Ama iyice büyüdüm sığmıyorum kabıma kalıbıma.bazen geriniorum senide tekmeliyorum ama kusura bakma annem napim dar geliyor aslında pek bi rahatım bana kalsa ömrümün sonuna kadar burda kalırım ama senin yüzünü görmek istiyorum bana katlanan bu kutsal insanı bi kere görmek istiyorum,az kaldı annem artık yük olmiicam belini ağritmicam ayaklarını şişirmiicem. Annecim artık geliorm yanına seni koklamaya. Özür dilerim annem canın çokmu yandı affet annem. Zeten doktor amca senin canını yaktım diye bi şamaroğlan indirdi popoma. ağlarım bende canım yandı. Ya sen anne benim bu kadar olduysa ya senin annem sen 9 ay nasıl katlandın bana hiç sesini çıkarmadan.Aksine hep severek benden yanıt alamasanda benle konuşarak. Sana  verdiğim bu zahmetlerden , acılardan sonra kucağına alıp öpmezsin sanıyordum ama hayır anne sen yine açtın kollarını göğsüne sarmaladın beni kokladın.Kokun sesin çok farklı annem yanındayken daha güzel yüzün düşündüğümden güzel kalbim bildiğimden yumuşak hassas. Annem yeniden merhaba sen olduğun sürece biliyorumki yanlız değilim,biliyorumki senin emniyetindeyim,biliyorumki sen varsan hayat güzel iyiki varsın ANNE

TÜM ENNE OLANLARIN VE OLACAKLARIN BU KUTSAL GÜNÜ KUTLU OLSUN. 

BİZE HERŞEYE RAHMEN KATLANAN ANNELERİMİZİ SEVGİ SAYGILARIMLASELAMLIYORUM..

2008 Yeni Siyasi Fıkralar.

25 Nisan 2008 Cuma | Kategori Siyaset 3

işte beeeeeeeeeeeen :) yine ben herkese merhaba. uzun bir zaman sonra sizinle tekrar paylaşıma geldim :) durumumuz malum herkesin tek derdi AKP ve herkesin oy vereceği yine AKP bu millet bu insanlar yaşadığından ders almıyor almak istemiyor yada işlerine gelior! hele öyle bir haldeyizki tabiri caizse AĞLANACAK HALİMİZE GÜLÜYORUZ. evet gerçekten öyle işte size okurken düşüneceğiniz ve aynı zamanda ağlasammı halime gülsemmi dedirtecek birkaç fıkra.

Ankara’da, adamin biri isine giderken birden
anormal bir
trafigin icine duser, ama trafik bir milimetre bile
kipirdamamaktadir. Bir sure sonra arabasinin yan
camina
birisinin
tikladigini gorur ve camini acar
-Ne var, ne olmus acaba???
Teroristler Tayyip Erdogan’i
yakaladilar….Eger 1 milyar YTL
verilmezse uzerine benzin dokup yakacaklarmis!
-Yaa ,iste onun icin herkesten biraz yardim
topluyoruz.-Insanlar
ne kadar veriyor ortalama olarak?
-Valla, yaklasik olarak 5′er litre…!!!

************************************************ 
TERORIST
355 AKP milletvekili hepsi birden ayni ucaga
binmisler ama ucak
teroristlerce kacirilmis!Teroristler istedikleri
fidye verilmezse
,her saat basi bir milletvekilini serbest
birakacaklarini ilan
etmisler.

************************************************

A.GUL
Abdullah GUL, Amerika Buyukelcisi ile birlikte
Turkiye’de
Amerikalilar tarafindan acilan ilk domuz ciftligini
ziyaretegitmis.
Bir gun sonra Yeni Safak gazetesi yazarlari Gul’un
domuzlar
arasinda cekilen resmine uygun bir baslik aramaya
baslamislar.
Biri ‘ GUL domuzlar arasinda’ olsun demis.
Bir baskasi ‘Domuzlar GUL’un etrafinda’ olsun
demis.
Ve ucuncu oneri cok begenilmis.
‘Soldan ikinci GUL

************************************************

KIMLIK
Bir ciftlik evine davet edilen Kenan Evren, Orhan
Gencebay ve Tayyip
Erdogan ayni anda kapiya gelirler.
Kapida bekci karsilar. Ama bekci guvenlik konusunda
sikica tembihlendigi
icin gelenlere kimliklerini sorar.
Gencebay ‘Beni herkes tanir. Bak sazimda elimde.
Sazim benim kimligimdir
.’der
Bekci tamam sizi sazinizdan tanidim. Gecin’ der.
Kenan Evren ‘Bende Marmaris’te resim yapiyorum.
Herkes beni tanir. Bak
paletlerimi de getirdim.
Belki burada da resim yapacagim’ der.
Bekci ‘Tamam sizi de tanidim. Guzel hanimlarin
resimlerini yapiyorsun,
gecebilirsiniz’ der.
Sira Tayyip Erdogan’a gelince,
Erdogan, ‘Ne kimligi, artistlik yapma lann!’ der.
Bekci bu kez, ‘Tamam Basbakanim. Kimlik
gostermenize gerek yok bu
beyaniniz yeter.’

************************************************

DEVLET SIRRI
Birisi Taksim’de duvara bir metrelik harflerle
‘Tayyip
Kafasizdir’ yazmis.
Adama 10 yil ceza vermisler. Bir yili, kamu malina
zarar
vermekten, dokuz yili da devlet sirrini
aciklamaktan.

************************************************

TESEKKUR
AKP’nin kurulus yildonumu torenleri sirasinda bir
ihtiyar
tasidigi pankartla ilgi cekmis.
‘Cocuklugumuzu bize bagislayan Tayyip’e
tesekkurler!!’
Ihtiyari sorguya cekmisler… ‘Sen kiminle alay
ediyorsun? Sen
cocukken Tayyip henuz dogmamisti bile…’
‘Iste onun icin tesekkur ediyorum ya!…’
************************************************

HASTA BAKICI
Tayyip akil hastanesinde konusma yapiyormus. Bir
kisi disinda
dinleyicilerin tumu alkislamis.
Tayyip, alkislamayan kisiye donerek, ‘Siz nicin
alkislamiyorsunuz’ diye sormus.
Adam yanitlamis: ‘Ben hastabakiciyim’

************************************************

ISABET
Sehit cenazelerine karsilamak icin Anadolu
illerinden birine
giden Tayyip top atisiyla selamlanmis.
Ikinci atistan sonra yasli bir kadin polise sormus:
‘Niye ates
ediyorlar,evladim?’
Polis aciklamis:’Tayyip geldi de…’
Vah, vah… ilk atista isabet ettiremediler
demek…’

************************************************

Bulent ARINC, Fatih CEKIRGE ve Hakan SUKUR dagda
kaybolmuslar.
Bir turlu yollarini bulamiyorlar.
Hava kararmak uzere ve cok siddetli bir tipi var.
Tam
donacaklar, bir ev gormusler. Hemen kapiyi
calmislar, yasli bir
adam cikmis,
‘Bu gece burada kalabilir miyiz? Yoksa donacagiz’
‘Tamam, kalin ama iki kisi evde yatabilir, digeri
ahirda
yatacak, evde yer yok’
Kabul etmisler ve ahirda kimin yatacagini
kararlastirmak icin
ahirin onune gelmisler.
Once Hakan SUKUR girmis;10 saniye sonra cikmis
‘Burada inek var,ben
yatamam!’
Sonra Fatih CEKIRGE girmis; 10 saniye sonra cikmis
‘Burada inekvar, ben
yatamam!’
En son Bulent ARINC girmis; 10 saniye sonra INEK
disari cikmis
‘Burada ARINC var, ben yatamam!’

************************************************

Tayyip Cin’e ziyarete gidince Cin Basbakanina
sormus ‘Cin’de
senden nefret eden kac kisi var?’
Fazla degil,yaklasik 60 milyon’
‘Eh, bizde de benden nefret edenler yaklasik o
kadar’

***********************************************

PARA OLACAK MI?
Tayyip’e sormuslar ‘Istediginiz duzeni saglarsaniz
para olacakmi ?’
‘Revizyonistlere gore olmayacak, dogmatiklere gore
olacak.
Biz soruna diyalektik acidan yaklasiyoruz
‘Kiminin olacak, kiminin olmayacak’(alintidir)

sevgilerimle…

EVLADA MEKTUP

27 Mart 2008 Perşembe | Kategori Siyaset 11

(BİLMİYORUM BU YAZIYA YORUMUNUZ NE OLUR, NE OLACAK. BEN DİYECEK SÖZ BULAMADIM VE İNANIN SONA DOĞRU GÖZÜMDEN YAŞLAR GELDİ BİZ NERDE YANLIŞ YAPTIK BİZ NERDE ALDANDIK NİYE BU HALE GELDİK TARİHİMİZİ NEDEN UNUTTUK ATALARIMIZIN KEMİKLERİNİ NİYE SIZLATIYORUZ ?

BİRDE SİZ OKUYUN BAKALIM!)

 

 

Ankara, 23 Temmuz 2007

 

"Evladım, sen artık Türk değil ”Türkiyeli” sin. 16 milyon kişinin oyuyla yeniden iktidar olan parti öyle buyuruyor. Biz artık Türk Milleti değil, hepimiz Türkiyeliyiz.

 

Kendinden bahsederken de sakın ‘vatansever’ kelimesini kullanma, çete mensubu olmakla suçlanabilirsin, başın derde girebilir.

 

Milliyetçilik, ulusalcılık gibi söylemlerde de bulunma ırkçılıkla suçlanabilirsin.

 

Ülkeyi ne kadar sevdiğinden, ülkeye bağlılığından kimseye söz etme, ”bu topraklar edebiyatı” yapmakla suçlanırsın, ciddiye alınmazsın.

 

Zaten, vatan dediğin nedir ki, imara açılabilir Hazine arazisi, satılabilir liman, para karşılığı devredilebilir nehir, maden falan filan demektir.

 

Ha unutmadan, büyük dedenin Çanakkale, Suriye, Kafkas cephelerinde çekilmiş subay üniformalı resimleriyle Atatürk  takvimini de indir duvardan. Kendini suçlu hissetmemen açısından söylüyorum yani. Bakışlarından rahatsız olabilirsin.

 

Bundan sonra PKK’lılar haraç almaya geldiklerinde onlara iyi davran. Ödemelerini yap, bir de yemek ısmarla. Öcalan posteri, PKK bayrağı verirlerse kabul et. Artık Meclis’te ‘PKK ile aramıza mesafe koyamayız’   diyen, Türkçe’yi kabız konuşabilen milletvekilleri tarafından alenen temsil ediliyorlar. Bölünmüş, Güneydoğusu’nda Kürdistan yazan Türkiye haritası açarlarsa itiraz etme. ”Büyük Ortadoğu Projesi böyle bir harita   gerektirmektedir’ ‘ de ve kabullen.

 

Yavrum, artık kibar, zarif, efendi, çelebi, dürüst, namuslu olmana da gerek yok. İstediğin zaman argo konuşabilir ve hatta küfredebilirsin. Kendini tutamadığında ya da etrafta seni durduracak birileri olmadığında   karşındakine tekme tokat da girişebilirsin. Karşı çıkanı ez, döv, parçala, hayatı zindan et. Emin ol hiç kimse yaptıklarının hesabını sormayacaktır. Yasalar ancak onlara uyanlar için vardır. Türkiye’de yasalar kişinin maddi   gücüne bağlı olarak esnetilebilir, değiştirilebilir. Yapabilirsen kendine hemen bir silah edin, gücün daha da  ‘tartışılmaz’ hale gelir.

 

Sana rüşvet, komisyon, bahşiş teklif edildiğini anlarsan sakın direnme, biraz Pazarlıkla fiyatını artırmaya bak ve verilen avantayı hemen kabul et. İnan ki hiç bir sakıncası yok. Tersine, rüşvet almak, çalmak artık insana saygınlık kazandıran, gücüne güç katan faziletler.

 

Bu ülkenin yarısı sadece maddiyata tapınıyor artık.  Maddiyatın kaynağı önemli değil. Servetini uyuşturucu, silah, kadın satarak, rüşvet alarak edinmiş olabilirsin. Bundan utanma.

 

İnsanların dini inançlarını kullanarak büyük miktarda paralar da toplamış olabilirsin, bunu da  vicdan meselesi yapma. Hiç sorun değil. Bütün yapman gereken bir banka kurarak ‘kara’ paranı aklamak   olacaktır. Hesap sormaya cesaret eden olamaz. Olursa eğer ”Ben soyguncu değilim” dersin, ”Banka soymadım,  banka kurdum”. Namustu, dürüstlüktü, boş ver bunları. Turgut Özal’dan beri para etmiyor bu hasletler.

 

Küreselleşmeye, özelleştirmelere, yabancılara satışlara karşı çıkma. Ülkenin bankaları, petrol yatakları, madenleri,   nehirleri, limanları, barajları satıldı zaten. Biraz yakılacak orman, biraz da imara açılabilecek kamu arazisi kaldı ki; buraların satışı konusunda da spekülatif hareketlerde bulunabiliyorsan bulun, bulunamıyorsan yabancılara satışına aracılık et.

 

”Komisyonculuk bana göre iş değil” diyorsan biraz kredi bul bir gemi al, deniz nakliyatına el at.

 

”Rant”  konusunda yaratıcı ol. Farz et ki bu toprağın üzerindeki her şey yabancılara satıldı, şunu bil ki hala satılacak   birşeyler vardır. Dön toprağın altına bak. Tarihi eserleri satabilir, müzeleri özelleştirebilirsin. O da mı bitti? Ülkeyi işgal eden bunca emperyalistin köleye/hizmetçiye, başka ülkelere kaydıracak askere ihtiyacı olacaktır. İnsanını pazarla.

 

Her tercih bir vazgeçiştir oğlum. 16 milyon seçmen yanılıyor olamaz. Anglo-Saksonların dediği gibi: ‘Eat  shit! 50 billion flies can’t be wrong !’. Vardır bir bildikleri. 16 milyon kişi dinin insan gırtlağına bastığı bir hayat tarzı istiyor. 16 milyon kişi kadınların eve kapatılıp aksesuar niyetine kullanıldığı bir hayat istiyor. Gümbür gümbür ezan sesleriyle, içkisiz, müziksiz, eğlencesiz, tesettürlü yaşamak istiyor. Gittikçe karararak yaşamak istiyor. Uymak zorundasın oğlum.

 

Bundan böyle bira yerine elma suyu iç, biraz da namaz figürü öğren. Takıyye yapmanda bir sakınca yok. Elma suyu içer gibi yapıp bira içmen, figürleri doğru yapıp   kulağında ipodla namaz kılman da mümkün. Önemli olan dışarı verdiğin resimdir, kafanın içinde ne var, yeteneklerin nedir, bilgin ne düzeydedir,  uzmanlığın ne derecedir bunların önemi yok artık. Güç sahiplerine yanaş, onlardan bulaşacak güçle kendini daha   da güçlendir.

 

Hiçbir zaman ”Ben torpil, tavassut istemem” demek gibi bir enayilik yapma. Her zaman kendin için ayrıcalık talep et. Güçlü yakınların olduğunu iddia et. Güçlünün önünde eğil, bükül.

 

Ben Yeni Zelanda’da bir çocuk  bakıcılığı işi buldum, oraya gidiyorum. Dolapta zeytinyağlı fasulye var, kavrulmuş kıyma buzlukta. Yol parası için senin okul taksitini de bankadan çekmek zorunda kaldım, kusura bakma. Sen de kendine bir iş bul artık. Son iki ayın kirası ödenmemişti, bir icabına bakıver. Hukuk okumayı bırakıp iş hayatına atılsan daha pragmatik bir seçim   olabilir diye düşünüyorum.

 

Ben kadınların kıçındaki selülitin, kimin kimle yattığının haber olduğu TV programlarına daha fazla dayanamayacağım. Ucuz, tapon Çin mallarına, adam yerine soyguncuya, magandaya alıştırılmış ahalinin yeni Meclis’i oluşturma tercihine sonsuz saygı duyuyorum. Sen de benim kaçma hakkıma saygı duy lütfen. Tencerede biraz musakka var, bozulmasın.

 

İktidar partisine git, ‘yardıma muhtaç seçmen’ kaydı yaptır. Oradan biraz yiyecek kolisi falan gelir idare edersin. İşimi yoluna koyunca davetiye gönderir seni de aldırırım Yeni Zelanda’ya, ama sen en iyisi bul bir hacı kızı da evlen. Sırtın yere gelmez. Baktın olmadı, ya memlekette cirit atan Hıristiyan misyonerlere yanaş, kilise sana baksın, ya da bir proje üretir gibi yap AB’den, Soros vakıflarından biraz para kap. Benim aklımda yıllardır ”Bok   kenefe düştüğünde su sıçramasını engelleyecek köpük icadı” projesi vardır mesela, bu projeyi hayata geçirebilir,  paraya tahvil edebilirsin. Her işin başı maddiyat evladım.

 

Akepe’ye emanet ol yavrum.

 

Gözlerinden öperim. "

(ALINTIDIR)

Uyanamadık!!!

24 Mart 2008 Pazartesi | Kategori Siyaset 7

Babası öldü.
> Yetim büyüdü.
> Üvey evlat oldu.
> Tutuklandı.
> Hapse atıldı.
> Sürüldü.
> İşsiz kaldı.
> (Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
> fazla değil, zira gelirim hep az.)
> Hastalandı…
> Böbreklerinden.
> Vuruldu…
> Göğsünden.
> Mesleğinden atıldı.
> İdama çarptırıldı.
> Kardeşleri öldü.
> Çocuğu olmadı.
> Boşandı.
> Karaciğeri iflas etti.

> Evet…
> Mustafa Kemal Atatürk bu.

> Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın… Anlatın ki, o yetimin,
> evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

> Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folk lorik bir müsamere coşkusundan
> ibaret değil çünkü… Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

> İşte liste yukarıda.
> Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş… Bunu
> anlatın.
> Direnen…
> Teslim olmayan ruhu anlatın.
 
> Korkmasınlar engellerden.

> Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
> Korkmasınlar işsizlikten.
> Korkmasınlar parasızlıktan.
> Korkmasınlar alçaklardan.
> Korkmasınlar doğrulardan.


>Yürek dediğin…
> Sadece organ değil arkadaş.
> Bunu anlayın!!!

 
> AB Uyum yasalari geregince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin
> kaldirilmasini protesto ediyoruz! Ulusal bilincimizi yavas yavas yok
> etmelerine izin vermek istemiyorsaniz; iletebileceginiz kadar iletin iz!

> Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler…
> Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk’ün
> kompartimaninin kapisini çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatini
> yikamaktadir. Yaveri: ‘Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye
> böylesiniz’, der. ‘Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi
> unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm,
> uyumadim kalktim’, der. Yaveri: ‘Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz;
> hemen size bir yastikla battaniye getirirdik’, der. Ve bir ülke kurtarmaktan
> dönen komutan tarihi bir cevap verir:’Geç fark ettim, hepiniz en az be nim
> kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli olan b enim uyumam degil;
> milletimin rahat uyumasi’. ATAMIZ SAYESINDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ KI; HALA
> UYANAMADIK ?

3 saniyede 100 metre :))

11 Mart 2008 Salı | Kategori Mizah 4

Tayyip ile Bush ilk bulusmalarinda birbirlerine hava atarlar.

Bush Tayyip’e "Bizde öyle bir teknoloji var ki, ölüyü "diriltiriz" der.

Tayyip altta kalmaz ve o da;

- Bizdeki teknoloji çok farkli, partimizin bütün elemanlari 100 metreyi, 3 saniyede kosmayi beceriyor" der.

Türkiye’ ye döndügünde Tayyip’i bir düsünce alir. Danismanlarini çagirir, ve attigi palavrayi anlatir;
-"Haftaya Bush geliyor, yalanimiz ortaya çikarsa ne yapariz?" diye sorar.

Danismanlardan biri hemen cevap verir:

-"Onlara ölüyü nasil dirilttigini sordunuz mu?"

-"Hayir sormadik."

-"O halde hiç korkmayin Basbakanim, alin Bush’u Anitkabir’e götürün. Atatürk’ü diriltmesini isteyin. Diriltemezse o rezil olur. Yok eger diriltirse, siz zaten 100
metreyi 3 saniyede kosarsiniz!…

akıl okulu :)

10 Mart 2008 Pazartesi | Kategori Eğitim 1

Bir gün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber yayılmış:
- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş.Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan akıllıysa akıllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış. Öyle çok parası varmış ki, istese kasabanın tamamını satın alabilirmiş. Fakat çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:- Şükürler olsun çok paramız var. Yine de paramıza para katmalıyız. Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz.Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş. Devamlı:- Babacığım, okumak gibisi var mıdır? diyormuş. Bak ne çok paramız var. Ama bu parayla bilgi satın alamayız. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayı kötü görüyorsun? Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş. Sabahlara kadar sayıklar olmuş: ‘Akıl okulu? Akıl okulu?’ Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:- Böyle olmayacak. Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim.Adam yolculuk için hazırlanmış. Atına binmiş ve yola koyulmuş.

Günler geçmiş. Geceler geçmiş. Memleketinden ayrılalı tam otuziki gün olmuş. Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış. İhtiyarın gözleri görmüyormuş. Adam bu ihtiyarın haline acımış. Yanına yaklaşarak:- Ey yolcu, nereye gidiyorsun? diye sormuş.İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş. Bunun üzerine adam atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:- Ben de başkente gidiyorum. demiş. Bir günlük yolum kaldı. Birlikte konuşa konuşa gideriz. İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler. Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara:- İşte başkente geldik, demiş. Burada inebilirsin. Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:- Madem bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir. Beni şehrin meydanına kadar götür. Ondan sonra var git nereye gideceksen.Adam hiç karşı çıkmamış ve tamam demiş. Beş-on dakika sonra şehrin meydanına gelmişler. Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:- İmdat!.. Yardım edin. Bu adam atımı çalmak istiyor. Bu garibana yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!..Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına. İhtiyar kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya! Hem de kör bir adamın atını çalmaya çalışıyorsun. Adam haykırıyormuş:- Hayır yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldım. İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim. Bu at benim. Ben hayatımda hırsızlık yapmadım. O yalancıdır.

Fakat gel gelelim insanlar adamı dinlememişler. Atı, kör ihtiyarı ve adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı dinlemiş. Ardından da şöyle demiş:- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın. Hemen gelsinler. Bekliyoruz.Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış. Kimseye de soramamış. Mecburen çağrılanların gelmesini beklemiş. Kısa bir zaman sonra da hep beraber gelmişler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş. Önce baytar alınmış odaya. Hakim ona sormuş:- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir? Baytar şöyle karşılık vermiş:- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu şehirden alınmamış. Yitan yöresine ait bir attır.Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış. Bu sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona:- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş. Nalbant biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:- Bu at burada nallanmamış. Yitan yöresinde atlar böyle nallanır. Bizimkine benzemez.Adam yine şaşırmış. Kendi kendine, ‘Nasıl bilebilirler?’ diye sorup duruyormuş. Hakim son olarak saraca:- Bu atın koşumlarını incele, demiş. Nasıl eyerlenmiş? Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor. Yitan yöresinin koşum şeklidir.Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek:- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş. Bu at senin. Artık atını alıp gidebilirsin. İhtiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma. Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasıl olabiliyor?Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulunu bitirdik. Her şeyi o okulda öğrendik. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.Adam böylece Akıl Okulunun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş. Heyecanla memleketi olan Yitan’a dönmüş. Bütün olanları ailesine ve arkadaşlarına anlatmış. Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okuluna göndermiş. Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor.

8 mart :)

8 Mart 2008 Cumartesi | Kategori Kadın 2

Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, ancak şaheserden önce her zaman bir taslak vardır.

kadınlar gününüz kutlu olsun bayanlarr :)

Sosyal Güven(siz)lik Geliyor! Dikkat!!!

7 Mart 2008 Cuma | Kategori Haber 3
Eminim bu mail/haber bir çoğunuza zaten ulaşmıştır ama ben yinede almayanlarınız için burda yayınlamak istedim…

 

Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı (Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalışırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz.
Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle:
Ø        Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşı hem kadınlar, hem de erkekler için 65′e çıkarılacak. (Madde 28)
Ø        Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000′den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu 9.000 gün prime çıkacak. (Madde 27)
Ø        Emekli maaşları % 23 ila % 33 arasında düşürülecek. (Madde 29)
Ø        Yıpranma hakkı gasp edilecek
Ø        Aylık geliri 139,6 YTL’den fazla olan bütün vatandaşlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)
Ø        Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de "katılım payı" adı altında para ödenecek. (Madde 68)
Ø        "Katılım payı" gerektiğinde beş katına kadar arttırılacak. (Madde 68)
Ø        Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak.
Ø        Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de "katılım payı" ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de "ilâve ücret" adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)
Ø        Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye’de "sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter" mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardımı bir aya düşürülecek.
Ø        Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80)
Ø        Emekli Bağ-Kur’lularının maaşından 10 yıl süreyle % 10 oranında Genel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)
Ø        Primini ödeyemeyen vatandaşlar sağlık hizmeti alamayacak, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90)
Ø        Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe el konulacak. (Madde 87)

adı HÜZÜN olsun

6 Mart 2008 Perşembe | Kategori Şiir 0

adı hüzün olsun bu gerçeğin
ayrılığın tekil sızısı hissetmenin
ve senden sonraki yaşantımın
adı hüzün olsun
öteki renklerini aldığın
tek mevsimlik dünyamın
ve senden bana kalanların
adı hüzün olsun
rotasız başlayan yolculuğumun
her limanda yüzleştiğim sensizliğn
adı hüzün olsun
bir türlü gelmeyen geleceklerin
bir yarısı sende kalan geçmişinve hergün biraz daha kaybolan iyimserliğimin
adı hüzün olsun
gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın
azalan ideallerimin
alışkanlık haline gelen sıradanlıklarımın
adı hüzün olsun
aklımda kalan şarkı sözlerinin
anılarını sakladığım kirli odamın
yağan yağmurun
cama dayanmış soluk yüzümün
içimde ağlayan çocuğun
adı hüzün olsun
artık gelmeyecegine olan inancım
eksik yüreğimin göremediğim renklerin
sensizliğin yarım kalmışlığın
adı hüzn olsun
değişmeyen şeylerin
aynı rüyaların
sadakatini elden brakmayan gönlümün
içimdeki yanlız şairin ve bu yaşantımın

ve bu iirin adı hüzün olsun…

İBRETLİK BİR ÖZDEYİŞ!!!

6 Mart 2008 Perşembe | Kategori Siyaset 13

AFRİKADAN….

Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize,gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise;bizim elimizde İncil,onların elinde topraklarımız vardı

Kenya Kurucu Devlet Başkanı

Günümüz TÜRKİYE’sine uyarlanışı…

AKP geldiğinde elimizde özgürlük,laiklik,cumhuriyet vardı. Bize,kömür verdiler,aşevinde yemek verdiler,gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler. gözümüzü açtığımızda ise;bizim başımızda türban yüzümüzde sakal, onların elinde ise para ,iktidar vardı…(Alıntıdır)

 

ANLAYANA!!!!…….

 

dsadas