Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
29 Ağustos 2008 Cuma

Eski zamanlarda zengin bir tacir varmış.Konağında hizmetçilerin,cariyelerin yanı sıra bir de tuti kuşu yani papağanı varmış.Tacir,ticaret için Hindistan’a gitmeye niyetlenmiş.Evinde bulunan maiyetine kendisinden ne getirmesini istediklerini sormuş.Çünkü çok cömert bir adammış.Bu arada kafesteki papağanını da unutmayıp,bir isteğinin olup olmadığını sormuş.

    ”Senden bir şey istemem.Sadece Hint tutilerine benim halimi arz eyle.Onlara senin evinde bir kafeste hapis olduğumu söyle.Deki:Ey papağanlar;siz bu güzel ormanda yeşillikler içinde özgürce ağaçlara konmakta,gönlünüzün arzu ettiği gibi uçup,eşlerinizle muhabbet içinde oynamaktasınız.Ama sizden birini evimde kafese kapattım,o benim esirimdir…”

    Gerçekten tacir Hindistan’da bir ormandan geçerken ağaçlara konmuş tutilere rastlar.Durup onlara kendi tutisinin selamını söyleyerek.”Siz burada istediğiniz gibi uçuşmaktasınız,oysa sizden biri benim evimde hapis.” der.Bu sözü duyan papağanlardan biri aniden kendini daldan aşağı bırakır,tıpkı ölümüş gibi yere yatar.

    Tacir seyahatini tamamlayıp evine geldiğinde gördüklerini kendi tutisine anlatır.Tuti sahibinin söylediklerini duyar duymaz birden hareketsiz kalır ve öylece ölü gibi yatar.Tacir de tutisinin üzüntüsünden öldüğünü zannederek kafesinin kapağını açar ve o anda tuti uçuverir,özgürlüğüne kavuşur.



4 Ağustos 2008 Pazartesi

 

Birgün melek ile şeytan karşı karşıya gelmişler…İkiside birbirinin gözlerine bakıp gözlerinde ifadeyi okumaya çalışıyormuş… melek şeytanın yüreğinde kesin bir fesatlık olduğunu,şeytan ise meleğin yüreğinin ne kadar temiz olduğunu biliyormuş…. o sırada çok güzel bir müzik çalmaya başlamış…şeytan ellerini meleğe doğru uzatmış.. ve "benimle dans edermisin" demiş…melek bunu duyunca birden şaşırmış ve o anda birden elini şeytana uzatmış ve dans etmeye başlamışlar…çalan müzik o kadar güzelmişki ikiside birden romantik saatlere mahkum olmuşlar ve melek biran şeytanın içindeki kötülükleri unutmuş… şeytan dans sırasında meleğe dönmüş ve "seni seviyorum..ya sen?" demiş…melek yine bir şok daha yaşamış…durmuş ve düşünmüş bir an.."şeytan neden bana böyle birşey desin ki..ama olsun yineden bende ona gerçek olmasa bile bir cevap vereyim" demiş içinden… ve melekte şeytana dönmüş "bende seni seviyorum" demiş… İŞTE O GÜN YERYÜZÜNDE DÜRÜSTLÜĞÜN ROMANTİZME BOYNUNU BÜKTÜĞÜ İLK AN OLMUŞ



30 Temmuz 2008 Çarşamba

Bir candan iltifat bir candan gülüş

Son nefeste bile unutulmuyor

Bu sevdalı gönül,bu deli yürek

Kainat uyusa uyutulmuyor

 

Takvimler eriyip düşse duvardan

Temmuz’da eriyen kar gibi zaman

Kesilse selamın,bitse merhaban

Sevgi unutulmaz,unutulmuyor

                            bilal



24 Temmuz 2008 Perşembe

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur
bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.

Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu…

Geriye doğru sayıyordu; "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan
"on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi".
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki
tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,
yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

Dönüp arkadaışna "Neyin var?" diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde" altı" dedi.
"Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları.
Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu."

Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü
görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi.

Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen
rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.

Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi
tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,
yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.

"Bu sonuncusu" dedi hasta kız."Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma
yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.

Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır
aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı
hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra
arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan
olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu.

Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin." dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama
daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.

Ertesi gün doktor : "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi.
O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki
yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.

Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir
haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene
sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine
karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça
bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman
bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,
son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.



10 Haziran 2008 Salı


AŞKINIZIN EBEDİYETE KADAR SÜRECEĞİNE DAİR SEVDİĞİNİZE BİR SÖZ VERDİNİZMİ ? AŞKINIZI İSPATLAMAK İÇİN EN GÜZEL KELİMELERİ SEÇİN. TIPKI KAYAHAN’ın PARÇASI "BİR YEMİN ETTİMKİ DÖNEMEM"de OLDUĞU GİBİ YEMİNİNİZİ EDİN…. AMA KESİNLİKLEDE GERİ DÖNMEYİN…


* BUGÜN OLDUĞU GİBİ, YARINDA, YARINDAN SONRADA, ONDAN SONRAKİ GÜNLERDEDE GÖZLERİMDEKİ YERİNİN DEĞİŞMEYECEĞİNE.. SENİ BİR ÖMÜR SEVECEĞİME…

* KELEBEKLERİN RENKLERİNİN İNSANI BÜYÜLEMESİ GİBİ BUGÜNÜM GİBİ, YARINIMDADA HEP SEVGİNLE YAŞAYACAĞIMA..

* HER BAKIŞINDA OKUDUĞUN O GÖZLERİ HER ZAMAN YANINDA GÖRECEĞİNE EN YAKIN DOSTUN, EN YAKIN SIRDAŞIN, EN YAKIN ARKADAŞIN OLACAĞIMA..

* SIKINTININ SIKINTIM, ÜZÜNTÜNÜN ÜZÜNTÜM OLACAĞINA..

* HER KIZGIN ANINI ÇİCEĞE DÖNÜŞTÜRECEĞİME..

* HER ÜZGÜN ANINDA TEBESSÜMÜNÜN GERİ GELMESİ İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIMA..

* ASLA VE ASLA SOĞUKTAN YALNIZLIKTAN ÜŞÜMEYECEĞİNE..

* SENİ BİR ÖMÜR BOYU SEVECEĞİME..

* YANINDA OLMADIĞIM ve VARLIĞIMA İHTİYACIN OLDUĞU HER ANDA BİR RÜZGAR OLUP SENİ SARACAĞIMA..

* GÖZÜMÜN GÖZÜNE DEĞDİĞİ HER AN SANA YENİDEN AŞIK OLUP SENİ BİR PERİYE DÖNÜŞTÜRECEĞİME..

* YAŞAM BOYU HER SABAH SANA AŞIK OLARAK UYANACAĞIMA..

* SEN UYURKEN SANA BAKIP SEN ve BEN İÇİN DUALAR EDECEĞİME..

* HASTA OLDUĞUN ZAMAN SANA ÇORBA YAPACAĞIMA..

* SENİ ASLA ÜZMEYECEĞİME..

* SENİ KIZDIRIRSAM BUNU BİLMEDEN YAPACAĞIMDAN HEMEN ÖZÜR DİLEYECEĞİME..

* BENİ TANIDIĞIN GÜN BENDE GÖRDÜĞÜN NEYSE ÖMRÜNCE AYNI BENİ GÖRECEĞİNE..

* SEVGİMİN ASLA DEĞİŞMEYECEĞİNE..

* SEVGİMİN ASLA AZALMAYACAĞINA..

* BİLAKİS HER GÜN BÜYÜYEN BİR SEVGİYİ GÖRÜP MUTLULUK ORMANLARINA SENİ TAŞIYACAĞIMA..

* SENİN HER ŞEYİN ÖNÜNDE OLDUĞUN GERÇEĞİNİN ASLA DEĞİŞMEYECEĞİNE..

* SENİ ASLA İHMAL ETMEYECEĞİME..

* SENİN SADECE 14 ŞUBATTA DEĞİL, 365 TANE SEVGİLİLER GÜNÜNDE 365 TANE İSMİN OLACAĞINA..

* SANA YALAN SÖYLEMEYECEĞİME..

* BAŞKALARININ YANINDAYKEN SENİ ASLA UNUTMAYACAĞIMA..

* ELİNİ USUL USUL, KORKA KORKA TUTTUĞUM O İLK GÜNDEKİ AYNI HEYECANI HEP YAŞAYACAĞIMA..

* BİR ÖMÜR SENİN ELİNİ BIRAKMAYACAĞIMA..

* BİR ÖMÜR CANIM OLARAK KALACAĞINA..

* TÜM BALONLARI SENİN İÇİN GÖKYÜZÜNE SALACAĞIMA..

* TÜM ÇİCEKLERDE SENİ GÖRECEĞİME..

* OKYANUSLARDA SENİ DALGA YAPACAĞIMA..

* YILDIZLARA KEMENT ATACAĞIMA..

* GÖKKUŞAĞINA SALINCAK KURUP YEDİ RENGE SENİN RENGİNİ KARIŞTIRACAĞIMA..

* HER SATIRDA SENİ YAZACAĞIMA SENİ ÇİZECEĞİME SANA SESLENECEĞİME..

* SADECE BİR GÜN DEĞİL BÜTÜN GÜNLERİN SENİN GÜNÜN OLACAĞINA..

* HİÇBİR ŞEYİN HİÇBİR ZAMAN SENİN ÖNÜNE GEÇEMEYECE- ĞİNE..

* HER GÜNÜN BİR ÖNCEKİNDEN DAHA GÜZEL OLACAĞINA..

* HER ANIN UNUTULMAZLIK ZİNCİRİNE BİR YENİSİNİ EKLE- YECEĞİNE..

* SENİ SONSUZLUK KADAR ÇOK SEVECEĞİME..

* SENİ, SEN OLDUĞUN İÇİN SEVECEĞİME..

* SENİ SEN GİBİ BİR ÖMRÜMDEN DE ÖTE HEP SEVECEĞİME SÖZ VERİRİM..YEMİN EDERİM…



10 Haziran 2008 Salı


Büyük kentin ve iş dünyasının gürültülü atmosferinden yorgun düşen zengin bir sanayici,küçük,temiz,gürültüsüz bir kıyı kasabasına tatile gitmişti.Rıhtımda sabah yürüyüşü yaparken, tuttuğu birkaç kasa balığı neşe içinde satmaya çalışan bir balıkçı dikkatini çekti.’Merhaba balıkçı’ dedi yaklaşarak,’Bu sabah fazla balık tutamamışsın.’
Balıkçı ‘Tutabilirdim’ diye yanıt verdi.’Fakat bunun için daha uzun bir süre avlanmam gerekiyordu.’
‘Eeee.. Avlansaydın, bu saatte eve gidipte ne yapacaksın ki?..’
‘Eşimi ve çocuklarımı alıp parka götüreceğim.Oğlumu salıncakta sallayacağız.Öğle yemeğini hep birlikte yiyeceğiz.Sonra ormanda yürüyeceğiz.Akşam olunca da evimize döneceğiz.Ben gitarımı eşim için çalarken, o küçük bebeğimize ninni söyleyecek.’
‘Yine de tüm gün balık tutmalısın dostum,yaptığın iş değil..’ Balıkçı şaşkın şaşkın sanayiciye bakarak ‘Neden?’ diye sordu.’Gül gibi geçinip gidiyoruz işte..’
Sanayici gülerek ,’Olur mu öyle şey’dedi.’Yaşam yalnızca geçinmek değil ki başka şeylerde var..’
Balıkçı şaşırarak,’Başka ne var diye sordu?’
Sanayici balıkçının yanına giderek sandalına oturdu ve anlatmaya başladı:
‘Bence balık tutmaya daha çok zaman ayırmalısın. Daha çok balık tutup daha fazla para kazanarak tekneni büyütmelisin.Onunla daha çok balık tutacaksın.Daha fazla kazanacak, kazandığınla modern avlanma tekniği satın alacaksın.Birkaç balıkçı filon olacak.Derkan, zamanla şireketleşeceksin.Sonra zamanı geldiğinde şirketlerini halka açacaksın. Dünyanın her tarafına balık ve balık ürünleri satacaksın.’
Balıkçı, sanayicinin anlattıklarını anlamakta zorlanıyordu.o susunca çekinerek sordu:
‘Bunu neden yapayım?’
‘Nedeni para!’ dedi sanayici.’Çok paran olacak milyon dolarlarla oynayacaksın.’
Balıkçının şaşkınlığı devam ediyordu:
Peki sonra?
Sanayici biraz düşündükten sonra yanıtladı:
‘İşler yoluna girip adamakıllı zengin olduktan sonra; istersen emekliye ayrılır, küçük, temiz, gürültüsüz bir balıkçı kasabasına yerleşirsin.Artık keyfin çektikçe denize açılır, yalnızca zevk için tutarsın.Kalan zamanını eşine çocuklarına ayırırsın.Onları parkta ormanda gezdirirsin.Akşamları evinizde birbirinize eski günleri anlatır, eşine gitar çalıp onu mutlu edersin.Nasıl anlattıklarım hoşuna gitti değil mi?’
Balıkçı bıyıkaltı gülümseyerek, ‘İyi de, ben zaten öyle yaşıyorum.’ dedi. ‘MUTLULUĞUMU NEDEN YILLAR SONRAYA ERTELEYEYİM?’