Kulaklarınızı kapatıp bir bardak su için. Ne oldu? İçtin mi? Aferin!Şimdi de götünle sandalyenin sırt yaslama kısmın hafifçe vurarak(ama unutmayın hafifçe) bir elinizle de burnunuzu karıştırın.Geçti mi?!Geçmedi di mi?!.Nası geçsin ki aptal! Daha karabiber taneleri çiğniycen.”Bunlarda mı nerden çıktı?”.Ohooo!Sen bana söylesene “hınçkırıkın” geçsin istiyomusun istemiyomusun?…He işte. Ben de onu diyorum.Geçsin yani.Öyle, ne öyle çocuk gibi “hıçkıdı hıçkıdı” oturulunur mu topluluk içinde!Eşşek kadar adam olmuşsun!…Ha ne diyodum!Sonra üzerine sirke damlattığımız bi kesme şekeri böyle “püfürü püfürü” diye buharı tüten bir çaya… Atmıyosun!”Hey sen dostum o kara kıçınla ne yaptığını zannediyosun he lanet olsun meeeeen!”(pardon sienbisi-e açık kalmış.)At dedim mi ben sana?Töbe yarabbi tövben! Kimlerlen uğraşıyorum…Şekeri al şimdi…Çayın üzerine getir elini…Sakin ol her şey sanan bağlı…Yavaşça değdir şimdi şekeri çaya… Çoook yavaş….Şşşşşhhh… Ohh ever! Yani evet!.Ohh daha derine…Şimdi çayın kahverengisi şekeri ele geçirdi mi?Yavaş yavaş parçalanmaya başlayıp,kendini çayın akışına bıraktıysa artık şeker ve sen bu kadar işi yaparken “hıçkırmak” bi kere bile aklına gelmemişse!Tamamdır bu iş.
serdar onuk