Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Nisan, 2008 Arşivi

30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Mizah)

 

Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’e:

“Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum.” dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:

“Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?”



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Mizah)

 

Şair Nef’ i bir toplantıda konuşurken, düşmanlarından biri içeri girmiş, fakat herkese selam verdiği halde kendisine:

“Merhaba canım!” demiş.

Nef’i durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış:

“Derhal çıkıyorum.”



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Dünya)

 

Fatih’e sorarlar:

“İstanbul’u niçin fethettin?”

Cevap verir:

“Önce o benim gönlümü fethettiği için!”



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Mizah)

           

   

 

            Fatih Sultan Mehmet, adamları ile gezerken, yanına sokulan dilenciye bir altın vermiş.

 

            Dilenci parayı alınca:

            “Aman Sultanım,” demiş, “Koskoca bir padişah, kardeşine bu kadar mı para verir?”

            Fatih Sultan Mehmet nereden kardeş olduklarını sorunca, dilenci:

            “İkimiz de Hazreti Âdem’ in çocukları değil miyiz?” demiş, “Elbette kardeşiz.”

            Sultan Fatih:

            “Bu keşfini sakın başkasına söyleme,” diye gülümsemiş, “Diğer kardeşlerimiz de pay isterse, sana

            zırnık biledüşmez.” 



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Mizah)

            

  

          Yahya Kemal, dostlarından birine:

            “Bu akşam yemeği benimle yer misin?” diye sorunca, arkadaşı:

            “Hay hay!” der. “Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!”

            Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:

            “İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.”

 



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Edebiyat)

SAF GELİN EFSANESİ

 

Saf gelin onbeş yaşına kadar, dünyanın bütün kötülüklerinden korunarak ve evde nadide bir çiçek gibi saklanarak, hiçbir şeyden haberi olmadan yetiştirilen bir kızmış. babasıyla anası onun diğer çocuklarla oynamasına, dışarı çıkmasına, böylece de kızlarla erkeler arasında geçen ayıp şeyleri öğrenmesine izin vermemişler.

 

Saf gelin on beş yaşındayken onunla evlenme mutluluğuna eren çoban Hasan da bu durumu biliyor ve kızın dünyalara bedel safiyetini korumak istiyormuş.

 

Evlendikleri gece, “Sana bir sır vereceğim Saf gelin!” demiş karısına, “Ben senin gördüğün diğer insanlara benzemem.”

 

Saf gelin merakla bakmış kocasının yüzüne. Hasan, “Bende, diğer insanlarda olmayan bir fazlalık var,” demiş ve göstermiş.

 

Saf kız, “Aaa!” diye bağırmış, “Bu da ne böyle?”

 

Hasan, “Ne işe yaradığını sana göstereyim!” demiş ve o geceyi sabaha kadar Saf Gelin’e, insan soyu içinde sadece kendisinde bulunan bu fazlalığın marifetlerini kanıtlamakla geçirmiş. O güne kadar salak salak gezinen Saf Gelin’in yüzüne, ertesi sabahtan itibaren, kurnaz bir gülümseme yerleşmiş. Kocasının kendisine verdiği sırrı kimseyle paylaşmıyor, herkesi bilgiç bilgiç, hafif alaylı bakışlarla süzüyormuş.

 

Bir iki yıl böyle geçirdikten sonra Hasan’ın askerlik çağı gelmiş. Gitmeden önce iki yıl ayrı kalacağı karısına sarılarak, döndüğü zaman kaldıkları yerden devam edeceklerini anlatmış. “O zamana kadar uslu uslu bekle beni!” demiş.

 

Hasan’ın askere gidişinden sonra Saf Gelin’in yüzü gülmez olmuş, gözlerine garip bir hüzün yerleşmiş.

“Ne oldu sana?” diyenlere “Hiç,” diyormuş “Hasan’ımı özledim.”

 

Bir gün yine dalgın dalgın dolanırken Hasan’ın arkadaşı Mehmet gelmiş yanına.

“Saf Gelin,” demiş, “Kocası askere giden ilk kadın sen değilsin ki! Niye bu kadar bitirdin kendini?”

 

Saf Gelin ona Hasan’ını hatırlatan Mehmet’e, “Ama o kimselere benzemez!”demiş. Mehmet bunun üzerine nesinin benzemediğini sormuş. Saf Gelin de saf ya; demiş ki, “Onun önünde, hiçbir insanda olmayan bir şey var.” Hasan’ın kurnazlığını anlayan Mehmet, “Saf Gelin,” demiş, “O dediğinden bende de var!”

 

Saf Gelin inanmamış, Mehmet’in yalan söylediğini düşünmüş, bunun üzerine Mehmet ispat etmek için Saf Gelin’i ıssız tarlalara sürükleyivermiş. O günden sonra da Saf Gelin’le Mehmet’in geceleri, kaçamak buluşmalardaki bu kanıtlama çabasıyla geçmiş. Derken askerlik bitmiş ve hasan bir gün çıkıp gelivermiş. Bir de bakmış ki Saf Gelin’in suratı bir karış, kendisine hiç yüz vermiyor.

 

“Ne oldu sana Saf Gelin?” diye sormuş.

 

“Sen yalancısın!” demiş Saf Gelin ona.

 

“Hani o acayip şeyden yalnız senin önünde vardı!”

 

Hasan içinden “Eyvah!” diye geçirmiş. “Elden gitmiş bizim Saf Gelin!”

 

O “Acayip şey” in başka kimse olduğunu sormuş. Saf Gelin ona Mehmet’i anlatmış.

Hasan ne yapsın; çaresizlikten hangi yalana başvuracağını düşünmüş ve “Bende iki tane vardı,” demiş. “Birini ona verdim.”

 

Bunun üzerine Saf Gelin yüksek sesli bir ağlama tutturmuş; feryada figana başlamış.

 

“Ne oldu?” diye sormuş Hasan. “Niye Ağlıyorsun?”

 

 

Saf Gelin Hasan’ın koluna bir yumruk atmış ve “Niye iyisini ona verdin Hasan’ım?” deyip kendinden geçmiş.

 



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Dünya)

 

Dünyanın en gizemli 10 nesnesi


Geleceği gören harita

Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis’in 1513′te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren harita, ortaya çikarildigi 1929 yilinda ortaligi karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu’nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818′de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis’in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu.
Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.

 

2 bin yıllık pil

Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938′de Irak’ın başkenti Bağdat’ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına çevirdi. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin içine monte edilmiş bir bakir silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800′lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adli İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

 

Bir nevi bilgisayar

1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları
ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir
dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda
dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların
ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.

 

Gizemli kuru kafa

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal
üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlasilamayan kuru
kafanin altindan tutulan isik, dogrudan göz çukurundan yansiyor. Bu
teknolojinin bugün bile mümkün olmadigi söyleniyor.

Alüminyumdan kemer tokası

M.S. 300′lü yillarda ölen Çinli General Çou Çou’nun mezarinda 1956 yilinda
bulunan kemerin tokasi, yüzde 85 oraninda alüminyumdan yapilmis. Ama dogada
sadece bilesik olarak bulunan alimünyumun diger maddelerden ayristirilarak
tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19. yüzyilda mümkün olmustu.

1000 yılda yapılan kent

Pasifik Okyanusu’ndaki Mikronezya adasi yakinlarina kurulu antik Nan Madol
kentinin insasi, M.Ö 200′de basladi ve 1000 yil sürdü. 250 milyon tonluk dev
bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi kanallarla
birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bölgeye nasil getirildigi ise hâlâ sir.

Uzaylılara iniş pisti

Peru’nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili
motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasindaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki
sekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafindan yapildigi düsünülen bu
garip motiflerin, uzaylilar için bir inis pisti vazifesi gördügü öne
sürülüyor.

Concorde’un atası

M.Ö 200′de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yilinda Misir’da bir lahitte
bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne oldugu konusunda kimse
bir fikir beyan edememisti. 1972′de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model
uçak oldugunu, mükemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve kanatlarinin
Concorde’u andirdigini iddia etti.

Çekicin sırrı

Tahta sap ve demir tokmaktan olusan bu çekiç, 1936′da Teksas’ta 400-500
milyon yillik bir kayanin içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin
tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasil girdigi bir yana, çekiçte
kullanilan demirin günümüz demirlerinden bile saf olmasi bilim adamlarini
hayrete düsürdü.

Harçsız taş set

Peru’nun Cusco bölgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre boyunca
zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona varan
kireçtasi bloklari kullanilmis. Ancak hiç harç kullanilmamasina ragmen bu
kayalar, arasina biçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerlestirilmis