Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Yaşar-Bir Tanem

15 Mayıs 2008 Perşembe 1 Yorum »

 

Bir tanem seni görmeye görmeye görmeyi özledim
Çiğ tanem seni boş yere üzmüşüm sonradan anladım
Bir tanem seni özleye özleye kalbimi avuttum
Çiğ tanem seni söyleye söyleye kendimi unuttum

Bir tanem beni sor beni bul
Bir tanem gönül sana köle kul

Seni yar diye koynuma aldığımdan beri
Korkardım gideceğinden
Şimdi yar nerede hani yar nerede diye
Düşer oldum pencerelerden
Şarkılar nerede hani çok severek hani
Söylerdik incelerinden

Bu sebepten sen gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da gelir ecel

Bir tanem gece lambalar yandımı aşk saklanmıyor
Çiğ tanem bir zamanlar ah çağlayan gönül şimdi damlamıyor
Bir tanem beni sevmeye sevilmeye sen alıştırdın
Çiğ tanem şimdi yerlere göklere sığmıyor aşkım

Bir tanem beni sor beni bul
Bir tanem gönül sana köle kul

Seni yar diye koynuma aldığımdan beri
Korkardım gideceğinden
Şimdi yar nerede hani yar nerede diye
Düşer oldum pencerelerden
Şarkılar nerede hani çok severek hani
Söylerdik incelerinden

Bu sebepten sen gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da bu gece gel
Ya bu gece gel ya da gelir ecel…

 

1996 yılından güzel bir parçadır…

Bilgisayarlar Beyin Dalgalarıyla Yönetilecek

13 Mayıs 2008 Salı 2 Yorum »

 08a.jpg

 

Ruslar’ın beyin dalgaları ile kontrol edilebilen bir bilgisayar geliştirdi.

Rus bilim adamları şu sıralar, bir zihinsel kontrol mekanizması üzerinde çalışıyor. Bu yeni teknoloji sayesinde insanlar bilgisayarlarıyla düşünce gücü yoluyla bağlantı kurabilecekler. Projeye şimdiye kadar toplam 750.000 dolar yatırıldı. Çalışmaların gerçek sonucu 18 ay sonra ortaya çıkacak.

Proje, Rostov’daki mühendisler tarafından oluşan bir takımla St.Petersburg’dan yönetiliyor ve projenin özellikle özürlü insanlar açısından çok önemli bir buluş olacağı konuşuluyor.

Projeyle ilgili taslaklar bugünlerde kendini gösterdi. İnsanlar beynin alfa dalgaları aracılığıyla, bilgisayarın üzerindeki özel sinyal sensörleriyle bağlantıya geçecek. Zihinsel başlık olarak adlandırabileceğimiz bu yeni cihaz oldukça hassas elektrodlarla ve geliştirilmiş bir yazılımla çalışacak.

Bilim adamları, bu cihazla bilgisayar üzerindeki mouse imgesini hareket ettirilebileceğini, eposta alışverişi yapılabileceğini verdikleri bilgilere ekledi.

Kaynak:PcWorld

Açlık Sınırı

13 Mayıs 2008 Salı 2 Yorum »

Türk- İş verilerine göre yoksulluk, açlık sınırı ve asgari ücret miktarları

Aylık yoksulluk sınırı 2.336 YTL

Aylık açlık sınırı 717 YTL

Aylık brüt asgari ücret 585 YTL

Mükelleflerin Aylık Ortalama Gelirleri (YTL)

 

İSTANBUL 1.159
BURSA 1.017
ANKARA 1.014
ESKİŞEHİR 960
DENİZLİ 924
AYDIN 914
BALIKESİR 870
ZONGULDAK 865
MANİSA 856
MUĞLA 843
İZMİR 828
K.MARAŞ 826
KAYSERİ 816
ORDU 804
ÇANAKKALE 757
ADANA 744
KOCAELİ 728
TRABZON 718
AFYONKARAHİSAR 693
EDİRNE 693
HATAY 691
SAMSUN 686
BİLECİK 666
BOLU 659
ANTALYA 644
UŞAK 639
KIRKLARELİ 638
ISPARTA 634
MERSİN 632
BARTIN 632
TEKİRDAĞ 630
TOKAT 626
KONYA 623
SİNOP 622
SAKARYA 615
KARABÜK 614
KÜTAHYA 597
MALATYA 597
KASTAMONU 570
SİVAS 562
KİLİS 560
GAZİANTEP 558
DİYARBAKIR 555
TUNCELİ 542
RİZE 541
ARDAHAN 539
GİRESUN 512
OSMANİYE 506
KIRŞEHİR 502
BAYBURT 499
DÜZCE 492
ERZİNCAN 491
YALOVA 488
BİTLİS 485
ERZURUM 471
SİİRT 469
Ş.URFA 465
KARAMAN 464
ÇORUM 463
AMASYA 460
ELAZIĞ 457
ADIYAMAN 453
GÜMÜŞHANE 445
BURDUR 423
ARTVİN 405
NİĞDE 396
KARS 392
BİNGÖL 375
VAN 361
KIRIKKALE 360
ÇANKIRI 360
NEVŞEHİR 349
AKSARAY 310
IĞDIR 307
HAKKARİ 300
BATMAN 284
YOZGAT 283
MUŞ 258
AĞRI 187
MARDİN 175
ŞIRNAK 63

 

Kaynak: Hürriyet

Bellek Güçlendirme Taktikleri

12 Mayıs 2008 Pazartesi 2 Yorum »

 untitled.JPG

 

Bilginin depolanması ve gerektiğinde bilgiye erişilmesini sağlayan bellek, duyuşsal kayıt, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellekten oluşan bir bilgi işleme sistemidir. Duyuşsal kayıt, göz, burun, kulak gibi organlardan gelen bilgileri birkaç saniye saklar.

Kayıt süresi 5 saniyeden kısa olduğu için zihinsel işleme tabi tutulmak üzere bilginin kısa süreli belleğe yerleştirilmesi gerekir. Bilginin işlem yapılmaksızın kısa süreli bellekte tutulma süresi yaklaşık 15 saniye kadardır. O nedenle gelen bilgi hemen işlenerek önemli ve anlamlı görülenler gerektiğinde hatırlanmak ve kullanılmak üzere uzun süreli belleğe gönderilir, diğerleri ise unutulur.

Bellek geliştirme stratejileri
Bilgiyi kısa süreli bellekte daha uzun süre tutabilmek, uzun süreli bellekte daha çok bilgi depolayarak gerektiğinde hatırlayabilmek için birtakım bellek geliştirme teknikleri/stratejileri bulunmaktadır.
1- Gözlem/yoğunlaşma,
2- Bilgiyi gözde canlandırma,
3- Çağrışım,
4- Bir şeyin yerine başka bir şey koyma,
5- Sınıflandırma,
6- Birleştirme,
7- Bellek askıları stratejileridir.

Hedef; uzun süreli bellek
Bellek alıştırmalarında en önemli hedef, uzun süreli belleği geliştirmek olmalıdır. Çünkü insan beyninin sınırsız bir kapasiteye sahip olduğuna inanılmaktadır. Bellek ile ilintili olarak insan beyninin potansiyelini anlamak gerekir. Bellek güçlendirici teknikleri bilmek bize, duyuşsal kayıttan seçilen bilgiyi kısa süreli bellek yoluyla uzun süreli belleğe etkili biçimde aktarmayı sağlamaktadır.
Sağ-sol yarım küreBEYİN sağ ve sol olmak üzere iki yarıdan oluşmaktadır. Aklın yarıküreleri de denilen bunların her biri, algılama bakımından farklı işlevlere sahiptir.

Sol yarı:
Mantıklı, seri çalışan, sözcüklere önem veren, çizgisel düşünen, analitik-çözümsel, rasyonel, açık ve kesin olma özelliklerine sahiptir. Sol beyni güçlü kişiler; ardışık ve mantıksal bir sırada olan sözcükleri, bilgiyi ve rakamları sever.

Sağ yarı:
Sezgili, sözlere fazla önem vermeyen, görsel, üç boyutlu düşünen, üretken, bütüne yönelmiş, sanatçı ruhlu, şakacı olma özelliklerinden oluşur. Sağ beyni güçlü kişiler; uzayı sever, sözlü olmayan iletişimi tercih eder. Renklerle ve desenlerle uğraşır, yüzleri ve izlenimleri unutmaz, müzik ve sanat becerilerine sahiptir. Bazı parçalar eksik bile olsa şeklin bütününü algılayabilir.

Bellek güçlendirme yolları
1. İlgi: İlgi duyduklarınızı daha kolay anımsarsınız.
2. Seçme: Belirgin şeyleri seçin ve onlar üstünde yoğunlaşın.
3. Dikkat: Unutmak istemediklerinize dikkat edin.
4. Anlama: Yeni bilgiyi ne kadar çok anlarsanız o kadar hatırlarsınız.
5. Unutmamaya istekli olma: Kendinizi unutmamak için zorlayınız. Tekrarlar yapınız. Unutmak istemediklerinizi daha kolay hatırlarsınız.
6. Güven: Olumlu zihinsel hazırlık. Belleğinizin güçlü olduğuna inanırsanız, bu gerçekleşecektir.
7. Egoya (gurura) kapılma: Egonuzun, unutmamanız gereken bilgiyi edinmenize engel olmasına izin vermeyin.
8. Çağrışım: Daha iyi hatırlamak için konular ve eşyalar arasında ilişki kurun.
9. Birikim sağlama: Bir konu hakkında ne kadar çok deneyiminiz olursa, yeni bilgiyi unutmamanız o kadar kolay olacaktır.
10. Düzenleme: Konuları mantıksal gruplar halinde sınıflandırın.
11. Yeni bellek oyunları ile alıştırma yapma: Yeni hatırlama teknikleri ile ne kadar çok alıştırma yaparsanız, belleğiniz o kadar güçlü olacaktır.

Haydi alıştırma yapalım
Herhangi bir beceri gibi bellek de alıştırmalar yapılarak geliştirilebilir. Bu bellek güçlendirici alıştırmalar sırasında yukarıdaki ilkelerin göz önünde bulundurulmasında yarar vardır. İşte bu alıştırmalardan bir kısmı :
1- Bir odadan yavaşça geçerken, dikkatle etrafa göz gezdirin. Başka bir odada iken belleğinize kaydettiğiniz bu objeleri hatırlamaya çalışın. Bir hafta boyunca aynı oda için bu alıştırmayı yapın ve sonuçları kaydedin. Hafta sonunda kayıtları karşılaştırarak gösterdiğiniz gelişmeyi belirleyin.
2- Sokakta yürürken etraftaki objeleri gözlemleyin. Bir köşeyi döner dönmez, mümkün olduğunca fazla objeyi hatırlamaya çalışın. Bir hafta boyunca bu alıştırmayı yaparak gelişmenizi görün.
3- Sabahleyin o gün içinde belli bir saatte hatırlamak istediğiniz bir durum için kendinizi zorlayın. Daha sonra günlük yaşantınıza devam edin. Bakalım gereken zamanda onu hatırlayabilecek misiniz? Bu alıştırmayı günün, haftanın, ayın değişik gün ve saatlerine göre birkaç ay sürdürün.
4- İlginizi çeken bazı ölçme ve istatistik sonuçlarını ezberleyin. Bazı takımların, oyuncuların gol sayıları ve en yakın yıldıza olan uzaklığımız gibi. Mümkün olduğunca bunları arkadaşlarınızla paylaşın.
5- Her günün sonunda o gün için;
a) En değerli fikirleriniz nelerdi?
b) En yoğun yaşadığınız duygularınız nelerdi?
c) En önemli hareketleriniz nelerdi? hatırlamaya çalışın.
6- Her gün yeni, "yararlı bir bilgi ve beceri" edinmeyi bir yaşam ilkesi haline getirin. Bu bilgiyi edinmek için kısa süreli de olsa her günkü yaşantınızın dışına çıkarak değişik kanalları kullanın. Bunların hepsini ya da bir kısmını kullanabileceğiniz gibi tümüyle kendinize özgü teknikler geliştirerek belleğinizi güçlendirebilirsiniz.

Sonuç olarak
Bir öğrenci belleğini geliştirerek derslerde ve sınavlarda daha başarılı olabilir. Meslek mensubu ise belleğini geliştirerek hem profesyonel biri olma imajını, hem de üretkenliğini artırabilir. Örneğin; belleği güçlü, anımsama becerileri gelişmiş birinin ekip çalışmaları içinde özel bir yeri vardır. Bellek güçlendirici alıştırmalar, ilk bakışta yalnızca ezber gerektiren davranışların kazanımında işe yarar gibi görünebilir. Oysa eğitim amaçlı beceri kazandırmanın en üst basamağı olan üretkenlik, beynin iki yarısının birlikte kullanımı ile mümkündür. Örneğin; gözlem yaparak yoğunlaşma, sınıflandırma ve bellek askıları teknikleri kullanılarak beynin sol yarısının işlevlerini yapması sağlanabilir. Bilgiyi gözde canlandırma, çağrışım, birleştirme, bir şeyin yerine başka bir şey koyma teknikleri kullanılarak beynin sağ yarısını kullanma becerileri geliştirilebilir. O halde derste, okulda, hayatta daha başarılı olmak için bellek güçlendirici ilke, teknik ve stratejiler kullanarak beynimizin iki yarısını işlevlerini yapar duruma getirmeliyiz.

 

Kaynak: Milli Gazete

Phoenix 25 Mayıs’ta Mars’a inecek

11 Mayıs 2008 Pazar 2 Yorum »

 

nasa_-_the_andromeda_galaxy_m31_spyral_galaxy.jpg

NASA’nın geçen Ağustos’ta fırlattığı yeni Mars fatihi Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı, her şey yolunda giderse 25 Mayıs’ta Kızıl Gezegen’in kuzey kutbu yakınlarına inecek.

NASA’nın Pasadena’daki Jet Motorları Laboratuvarından Phoenix projesi direktörü Barry Goldstein, uzay aracının şimdiye dek sorunsuz gittiğini, ancak inişin ne kadar yumuşak olacağını düşününce endişelendiklerini ve heyecanlandıklarını söyledi.

Nisan başında güzergahını bir miktar değiştiren Phoenix’in 10 Mayıs’tan başlayarak üç cumartesi arka arkaya roketlerini ateşleyeceğini belirten Goldstein, uzay aracının çok düzgün ilerlediğini, bu nedenle belki manevralardan birine gerek kalmayacağını kaydetti.

Mars’a son inen NASA’nın ikiz robotları Spirit ve Opportunity ile kaybolan İngiliz uzay aracı Beagle 2’nin tersine Phoenix, Kızıl Gezegen’in yüzeyine inişini yumuşatmak için hava yastığı kullanmayacak. Phoenix, bunun yerine son ana kadar yumuşak iniş için motorlarını kullanarak, bir ilki yerine getirmeye çalışacak.

NASA’nın Mars’ta su arayış stratejisi son yıllarda sıra dışı keşifler yapmasını sağlarken, Phoenix, ilk kez Mars toprağında buz halinde olduğu tahmin edilen suya dokunarak ve analiz ederek Mars keşif stratejisini tamamlamayı amaçlıyor.

ZOR KOŞULLARDA GÖREV
Sıvı haldeki suyun, toprağın kimyasını ve mineral yapısını nasıl değiştirdiğini ölçerek Kızıl Gezegen’in kuzey kutbundaki buzun tarihini inceleyecek Phoenix aracı, ayrıca Mars kutup çevresinin ilkel mikroplar için uygun bir yaşam alanı olup olmadığını görme olanağı sağlayacak.

İki güneş paneli açıldığında 5 metre genişliğe ulaşan ve 1,52 metre uzunluğu bulunan Phoenix uzay aracının, 10 cm kadar derinlikte bulunduğu tahmin edilen buz tabakasına ulaşabilmesi için toprağı kazacak 2,34 metre uzunluğunda bir robot kolu bulunuyor. Uzay aracının gönderdiği fotoğraflar arasında bu robot kolun da görüntüleri bulunuyor.

Bu kola eklenen bir kamera ile bir sonda, toprağı ve bulduğu buzu inceleyecek Phoenix’in, Mars atmosferinde asılı su ve tozu lazerle ölçecek meteorolojik ölçüm araçları da bu misyon sırasında 3 ay süreyle hava durumunu gözleyecek.

NASA’nın düz ve kayalık olmayan bir araziye indirmeyi planladığı Phoenix, görevini sıfırın altında 73 ila sıfırın altında 33 santigrat derecede yapacak.

Mars atmosferine giriş hızını azaltmak için önceki uzay araçları gibi bir termik kalkan kullanacak ve hızını sonrasında saatte 210 kilometreye düşürmek için bir süpersonik paraşüt açacak uzay aracı, daha sonra üç ayağı üzerine yumuşak iniş yapmak için retro-füzelerini ateşleyecek.

Toplam 8 ay sürecek yolculuktan sonra Kızıl Gezegen’e ulaşması planlanan uzay aracı, NASA için Arizona Üniversitesinin Lockheed Martin şirketi, Jet Motorları Laboratuvarı ve Kanada Uzay Ajansıyla yaptığı işbirliğiyle üretildi.

Şu ana ve geçmişe ait olası yaşam belirtilerinin yanı sıra Mars’a yapılacak bir insanlı uçuş için gerekli ortamı inceleyecek Phoenix’in fırlatılmasını da içeren bu programın maliyetinin 400 milyon doları aşacağı tahmin ediliyor.

Uzay aracı, Alman bilim adamlarının, “NASA’nın 30 yıl önce Mars’a gönderdiği iki Viking uzay aracının Kızıl Gezegen’de mikro organizmaların varlığını keşfedebileceği, ancak bunları bilmeden öldürdüğü” yolundaki iddiaların incelenmesi açısından da bir şans olarak görülüyor.

Gezegenin yörüngesinde araştırma yapan Mars Odyssey aracı, 2002 yılında kuzey kutbunda buzulların bulunduğu bir bölge tespit etmişti.

Bilim adamları, Phoenix’in Kızıl Gezegen’in jeolojik tarihiyle ilgili önemli ipuçları elde etmesini bekliyor. Uzay aracının birinci hedefi buzun içinde mikropların yaşayıp yaşamadığını bulmak olacak.

Phoenix, NASA’nın düşük bütçeli uzun dönem sürdürülebilir uzay araştırmaları planının bir parçası. NASA, insanlı uzay üsleri kurmadan önce, karşılanabilir bütçelerle desteklenen araştırmalar yaparak, astronotları öncül araştırma yükünden kurtarmak istiyor.

Phoenix, daha önce 2001 yılında Mars Surveyor programının bir parçası olarak uzaya gidecekti, fakat bu program, Mars Polar Lander’ın 1999 yılında Mars yüzeyine çakılmasının ardından geçici olarak durdurulmuştu.

Polar Lander, Mars’ın güney kutbuna ineceği sırada motoru erken kapanmış ve araç dengesini yitirerek düşmüştü.

Phoenix, o günden beri NASA’nın uçak yapım işlerini yürüten Lockheed Martin’in deposunda bekletiliyordu.

Şu anki teknolojik koşullarla zor olan Mars’a uzay aracı gönderme işine kalkışan ABD, Rusya, Avrupa ve Japonya tarafından şimdiye dek fırlatılan 35 uzay aracının üçte ikisi başarısız oldu.

Kaynak: AA

Myanmar’a YARDIM TAŞIYAN GEMİ BATTI…!

11 Mayıs 2008 Pazar Yorum yok »

Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı, kasırga felaketinin yaşandığı Myanmar’a yardım taşıyan bir geminin battığını açıkladı.

YANGON - Teşkilatın açıklamasında, bin dolayında felaketzedeye yardım taşıyan geminin Yangon ile Mawlamyinegyun arasında suda yüzen bir ağaç gövdesine çarparak battığı belirtildi.

Sözcü Michael Annear, kazanın, zaten çok yavaş yürütülebilen yardım çalışmalarına büyük bir darbe indirdiğini söyledi.
Gemideki mürettebatla Kızılhaç çalışanlarının kurtarıldığı kaydedildi.

RESMİ VERİLERE GÖRE ÖLÜ SAYISI 28 BİN 458
Myanmar devlet televizyonu, ülkeyi geçen hafta vuran Nergis kasırgasının 28 bin 458 kişinin ölümüne yol açtığını duyurdu.

Kanal, kayıp kişi sayısının 33 bin 416 olduğunu belirtirken, BM tarafından yapılan açıklamada bu rakam 220 bin olarak gösterildi.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisinin hazırladığı raporda, kasırgadan yaklaşık 2 milyon kişinin etkilenmiş olabileceği ve ölü sayısının 101 bine çıkabileceği belirtildi.

Kaynak: NTV

7 milyar YTL bulunmazsa çayın tadı kaçacak

11 Mayıs 2008 Pazar Yorum yok »

284463.jpg

ANKARA - Dünyada kuru çay üretimi açısından 5’inci, kişi başına tüketim açısından 4’üncü durumda olan Türkiye’nin, milli içeceğini korumak, üretimini devam ettirebilmek açısından, ilk tahminlere göre yaklaşık 7 milyar YTL’lik yenileme yatırımı yapması gerekiyor.

Ortalama ekonomik ömrü 50-60 yıl olan çaylıkların yenilenmemesi halinde, çay üretimi ve kalitesi çok düşeceği için, Türkiye, AB’ye üyelik ile birlikte, pazarını, Çin ve Hindistan çaylarına kaptırmış olacak.

Ayrıca Karadeniz Bölgesindeki 204 bin aile de geçim kaynağını kaybedecek. Çaylıkların yenilenmesi için öncelikle, uygun çay fidanı türlerinin belirlenmesi, bu fidanların çoğaltılması gerekiyor.

Mevcut durumda 7 milyar YTL olarak hesaplanan maliyetin, devlet ve çay üreticileri arasında nasıl paylaşılacağı, devletin buna nasıl katkı sağlayacağı konularının da ortaya konması gerekiyor.

TBMM KİT Komisyonunda Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) 2006 yılı hesapları görüşülürken, Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Yüce, Türkiye’nin çay üretimini devam ettirebilmesi için çaylıkların yenilenmesinin gereğini vurguladı.

ÇAYLIKLARIN ORTALAMA ÖMRÜ 60 YIL
Çaylıkların ortalama ömrünün 60 yıl olduğunu, Türkiye’de çay bitkisi üretiminin 1930’lu yıllarda başladığını hatırlatan Yüce, söz konusu yıllarda kurulan çaylıkların bu yıllarda ekonomik ömrünü doldurmaya başladığına işaret etti. Türkiye’deki çay bahçelerinin tohumdan kurulduğunu, tohumdan başlayarak üretilen çay bitkisinin iyi vasıf ve özellik göstermediğini anlatan Yüce, birim alandaki verim ve kalitenin artırılması için, yenileme programında niteliği bilinmeyen melez tohumlar yerine üstün nitelikli ve bölgeye uygun klonlardan vegetatif yolla elde edilen fidanların kullanılması gerektiğini belirtti.

Yüce, yenileme çalışmalarının yapılmaması halinde çay bitkisinden verim, kaliteli ürün almanın mümkün olmadığını vurgularken, şöyle konuştu: “Doğu Karadeniz’deki çay bahçelerinin büyük bölümü ekonomik ömrünü tamamlama aşamasına yaklaştı. Eğer çay bitkisinde 60 yıldan sonra yenileme yapılmazsa, üretimin devamlılığı sağlanamaz. Ayrıca ürettiğimiz çayların yüzde 80’i orta sınıf kalitede. Yüzde 20’sinin evsafı ise çok yüksek, kaliteli çay. Yenileme yapılmazsa kaliteli çayın oranı daha da düşecek. AB’ye üyelik gerçekleşince, gümrük vergileri sıfırlanınca, kurum kendini koruyamayacak hale gelecek. Çin, 850 bin ton kuru çay üretiyor. Bir işçinin maliyeti aylık 150 dolar. Biz de ise 2 bin dolar. Bizim çaylarda selülozik yapı çok yüksek. Ayrıca Çin ve Hindistan çaylarında ekstrat oranı yüzde 38-40. Dünya ortalaması ise yüzde 33’ün altında değil. Bizde yüzde 32 düzeyinde. Çin’de yaş çayın kg alım fiyatı 5-10 cent. Türkiye’de 55 cent. Biz 1 kg kuru çayı 3,5 dolara mal ederken, dünya piyasasındaki fiyatı 2 dolar. Bu maliyetler nedeniyle, biz ancak daha kaliteli çay üretip, tüketiciyi alışkanlıklardan vazgeçirmeyerek, başka çaylara ve ürünlere yönelmesini önleyerek ayakta kalırız. Çay üretim alanları doğal sınırlarına ulaştı. Bu nedenle artık verimi ve kaliteyi artırmaya yönelik projeler uygulanması gerekir.”

7 MİLYAR YTL GEREKİYOR
Komisyona sunulan bilgilere göre, Türkiye’de 766 bin dekar alanda, 204 bin üretici aile çay tarımı ile uğraşıyor. Bir dekar çaylığın yenileme maliyeti, yaklaşık 9 bin YTL olarak hesaplanırken, 766 bin dekar çaylık için 6,8 milyar YTL; yaklaşık 7 milyar YTL kaynak gerektiği ortaya çıktı.

Çay fidanları dikildikten 5 yıl sonra ürün vermeye başladığı ve 10-15 yılda ekonomik verime ulaştığı dikkate alınırsa, çaylıkların yenileme çalışmalarına bir an önce başlanması gerektiği vurgulandı. Yenileme çalışmalarının 20 yılda tamamlanması ve devam etmesi gerektiği belirtilirken, şimdilik 7 milyar YTL’lik kaynağın nasıl karşılanacağı da komisyon üyeleri arasında yoğun tartışma konusu oldu.

Devletin bu tür yatırımları artık karşılayamayacağı, kırsal kalkınma nitelikli bu tür projeleri dış kaynak desteğinin aranması gerektiği belirtilirken, bazı milletvekilleri, “üreticinin de elini taşın altına koymasının zorunlu” olduğunu ifade etti.

Kamu sektörü temsilcileri, AB’ye üyelik halinde çayda vergilerin kaldırılması nedeniyle çay tarımının ciddi tehdit altında kalacağını, kırsal kalkınma projesi hazırlanarak bu konuda AB’den destek istenebileceğini anlattı. Yapılan bir ön çalışmaya göre, çaylıkların yüzde 6’sının yenilenmesi için bile, 20 yılda 250 milyon dolar kaynak gerekiyor.

1924’TEN BU YANA ÇAY ÜRETİLİYOR
Türkiye’de çay tarımının başlangıcı 1917 yılına kadar uzanıyor. Batum ve çevresinde incelemeler yapmak üzere, bölgeye aralarında Halkalı Ziraat Mektebi Alisi Müdür Vekili Ali Rıza Erten’in de yer aldığı bir heyet gönderiliyor. Yapılan inceleme sonucu hazırlanan raporda, Batum ile benzer ekolojiye sahip Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay ve narenciye bitkilerinin yetiştirilebileceği belirtiliyor.

Bölgede yaşanan işsizlik, göç ve ekonomik sorunların çözüme kavuşturulması için, 1917 yılında hazırlanan rapor da dikkate alınarak, TBMM’nde 1924 yılında, Rize ili ve Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay yetiştirilmesine dair 407 Sayılı Kanun kabul edildi. Çay tarımı bu kanun ile yasal güvenceye kavuşturulurken, çay üretimi çalışmalarının yürütülmesinde Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin görevlendirildi.

1924 yılından 1937 yılına kadar yapılan çalışmaların olumlu sonuç vermesiyle Batum’dan 1937 yılında 20 ton, 1939 yılında 30 ton çay tohumu, 1940 yılında 40 ton çay tohumu ithal edilerek çay bahçesi tesisi çalışmalarına başlandı. İlk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirildi. 1940’ta çıkarılan kanun ile çaycılık yasal güvenceye kavuşturulurken, çay tarım alanları giderek genişledi. İlk çay fabrikası, 1947 yılında Rize’de kuruldu. 1963 yılına kadar ithalat ile karşılanan iç tüketim talebi, 1963 yılından sonra yurt içi üretim ile karşılanmaya başlandı.

ÇAYKUR halen 46 fabrikada üretim yapıyor. Türkiye’de yılda, 1 milyon-1.2 milyon ton yaş çay yaprağı üretiliyor.

Kaynak: AA

Dünyanın En Büyük Deniz Üstü Köprüsü Açıldı

11 Mayıs 2008 Pazar Yorum yok »

 

kopruuzun5.jpg

Çin’in finans ve ticaret merkezi Şanghay’ı sanayi ve liman şehri Ningbo’ya bağlayan 36 kilometre uzunluğundaki köprü 11.8 milyar yüene (1.7 milyar ABD Doları) mal oldu.

PEKİN - Şinhua haber ajansının bildirdiğine göre, böylece iki şehir arasındaki ulaşım süresi 4 saatten iki buçuk saate indi. 32 kilometresi deniz üstünde bulunan ve Hangcou körfezini geçen köprünün yapımına Kasım 2003’te başlanmıştı.

Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi durumundaki Çin’in ekonomik büyümesinde Yangzte Nehri Deltası’nın büyük payı bulunuyor. Şanghay şehriyle Zhejiang ve Jiangsu eyaletlerini kapsayan yaklaşık 100 bin kilometrekarelik bölgede 72.4 milyon kişi yaşıyor.

 

Kaynak: Ntvmsnbc

8 Bin Yıllık Aşkın Fotoğrafı

11 Mayıs 2008 Pazar 4 Yorum »

8-bin-yyllyk-athk.JPG

Diyarbakır Bismil’de yapılan kazılarda, 8 bin yıl öncesine ait sevgili oldukları tahmin edilen birbirine sarılı kadın ve erkeğin mezarı bulundu. Buluntular, arkeologları şaşırttı….

Diyarbakır’ın Bismil ilçesindeki Hakemi Use Kazısı’nda günümüzden 8 bin yıl öncesine ait, birbirine sarılı kadın ve erkeğin olduğu ve sevgili oldukları belirtilen bir çiftin mezarı bulundu. Kazıda Neolotik (Yeni Taş Çağı) döneme ait mezarda birbirine sarılı ve sevgili oldukları değerlendirilen kadın ve erkek iskeletlerinin bulunduğu mezarın bulunması heyecan yarattı.

Bu mezarın geçen yıl İtalya’nın kuzeyinde Verona şehri yakınlarındaki Mantua kazısında gün ışığına çıkartılan ve MÖ 5000′lere tarihlendirilen bir erkek ve bir kadının gömülü olduğu mezardan yaklaşık bin yıl daha eski olduğu bildirildi. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Halil Tekin, kazı bölgesinde köy topluluğunun önemli bir evresini tespit ettiklerini hatırlattı.

Tekin, şunları söyledi: Henüz çalışmalar tamamlanmasa da otuzlu yaşlarda bir erkek ve yirmili yaşlarda bir kadın, yan yana gömülmüş ve gömme şekillerinden aynı zamanda öldüklerini anlıyoruz. Bireylerin gerçek yaşları ve ölüm nedenleri, geçirdikleri hastalıklar veya ölüm nedenleri araştırmalar sonunda belli olacak.

Kaynak: Takvim

İki Masum Davranış ve Farkına Vardığım Beş Kavram - Doğan Cüceloğlu

10 Mayıs 2008 Cumartesi 4 Yorum »

 

Doğan Cüceloğlu

Koltuğa çıkmaya çalışan 11 aylık bir bebeği kollarının altından tutup koltuğa ‘Hoppaa!’ diyerek çıkardığımda babası kızmış, “Niçin yaptın?” diye sormuştu.

“Çıkmaya çalışıyordu!” dedim.

“Ben de biliyorum, çıkmaya çalışıyordu, sen niye çıkardın?” diye sorusunu yineledi.

Anlayamadığım için babanın yüzüne bakakalmış, ne diyeceğimi bilememiştim.

Babanın yüzüne bakakaldığım zaman ben dört yıl psikoloji okumuş ve iki yıl da psikoloji bölümünde asistanlık yapmıştım.

 

Daha sonra baba, “Sen ne yaptığının farkında mısın?” diye sordu ve konuşmaya devam etti: “Oğlum o koltuğa kendisi çıkmak istiyordu. Kararı kendisi vermişti ve kendi başına bunu başarabileceğini hissetmişti. Belki yarım saat, belki bir saat uğraşacaktı ve eminim sonunda o koltuğa çıkacaktı.”

“O koltuğa çıktığı zaman ne yapacaktı? Hemen dönüp bana bakacaktı. Bir gözüm onu izliyordu ve o dönüp başarmış bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyla bana baktığında, gülümseyecek ve ‘Çıktın!’ diyecektim. Çok muhtemelen inecek yeniden çıkmaya çalışacak, bu kez daha kısa zamanda çıkabilecekti. Bunu belki saatlerce yapacak ve sonunda artık kolaylıkla çıkabilecek hale gelecekti. Bu onun belki bugünkü zaferi olacaktı. Ama artık o zaferi kazanamayacak; sen onun zaferini çaldın.”

Ne diyeceğimi bilemez halde, orada öyle kalakalmıştım.

***

Bu olay üzerinde çok düşündüm. Hala düşünmeye devam ediyorum; her gün karşılaşabileceğimiz iki masum davranıştan - çocuğun koltuğa çıkma çabası ve benim onu koltuğa çıkartmamdan - üzerinde düşünecek önemli konular çıkartıyorum.

İlk farkına vardığım, şimdiki bilincim çerçevesinde konuşuyorum, çocuğun kendine uğraşacak bir hedef seçmesi. Bu bana çok önemli görünüyor. Şimdi farkındayım ki, her çocuk, dil, din, cinsiyet ve milliyet hiç fark etmez, her an kendilerine uğraşacak, baş edebilecek bir hedef seçmek istiyorlar. “Çocuk bu hedefi nasıl seçiyor?” önemli bir bilimsel soru ve dikkatle incelenmeye değer bir konu. Bana öyle geliyor ki çocuk kendine uğraşacak bir hedef seçerken aklına esen bir hedefi, tesadüfen seçmiyor. Kendisinin dahi farkında olmadığı bir “yapabilirim” ölçeği var içinde. Çok kolay hedefleri seçmiyor, yapamayacağı çok zor hedefleri de seçmiyor. Kendini tam anlamıyla verip çabaladığı zaman başarabileceği hedefleri seçiyor. Bu denemeler içinde çocuk kendi yeteneklerini ve gücünü gerçekçi olarak keşfediyor ve kendisini tanıma olanağı buluyor.

Çocuğun kendini gerçekçi olarak tanıması bu tür uğraşılar içinde oluşuyor. ‘Bu tür uğraşılar’ derken iki şeyin altını çizmek istiyorum: 1- Hangi uğraşı içine gireceğini çocuğun belirleyebilmesi ve 2- belirlediği hedef için çaba göstermesinin engellenmemesi, birinin gelip onu ‘Hoppaa!’ diyerek koltuğa çıkarmaması, yani çocuğun gayretine, emeğine, çabasına ‘saygı duyulması.’

Şimdiki bilincim çerçevesinde farkında olduğum ikinci şey çocukla sürekli sohbet içinde olabilecek bir ortam yaratmanın önemi. Çocuk uğraşarak sonuçta o koltuğa çıktığında gerçekten ‘başardım!’ duygusunu yaşayacaktır. Ama çocuk, kendisi için önemli insanlarla bu duyguyu paylaşamazsa bu başarı anlam bulamayacaktır. Babanın, “Çıktın!” demek için orada olması ve çocuğunun o anını ciddiyetle ve önemli bir olayı gözlemlercesine paylaşması çocuğun özsaygısının, özdeğerinin gelişmesi bakımından çok önemli. Bu etkileşim içinde çocuk gerçek bir bağlam içinde varoluşun altı boyutunu (ait olma – birey olma dengesi; umursanma-önemsenme; kabul edilme; değerli olma; yapabilme-yetkin olma; sevilmeye değer olma) yaşayabilecek ve olumlu duygularla dopdolu olacaktır.(Varoluşun boyutlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için benim Keşkesiz Bir Yaşam İçin İletişim kitabına bakınız)

Farkında olduğum üçüncü şey, babanın çocuğun girişimciliğine önem vermesi, ona “Çıktın!” demesi ve bunu gayet ciddi bir edayla söylemesi. Bu sözün altında, “Zaten kendin de çıkabileceğini biliyordun, şimdi görüyorum ki, haklıymışsın,” mesajı var. Bu sözün altında yatan bir başka anlamda, “Şimdi çıkamamış olsaydın da dert edinmezdim; önemli olan senin oraya çıkabileceğini hissetmen; çıkabileceğini hissettiğin sürece çabalarsın ve bir gün mutlaka çıkarsın,” anlamı da var. Bu bağlamda, babanın oğluna, “Aferin oğluma, bravo sana,” dememesi anlamlı.

Farkında olduğum dördüncü şey, babanın çocuğun davranışını betimlemesi, babanın “Başardın!” yerine, “Çıktın!” demesi. ‘Başardın’ değerlendirici, yargılayıcı bir süreci, bir bakışı ifade eder. ‘Çıktın!’ ise son derece nötr, betimleyici bir tavrı sergiler. ‘Başarı’ kelimesi sonucu, ‘çıkma’ kelimesi süreci vurgular. Ve bu süreci vurgulama tavrı beni farkında olduğum beşinci şeye götürüyor.
Şimdi farkında olduğum beşinci şey, iki farklı yaşam felsefesinin olduğudur. Bu yaşam felsefelerinden biri yaşamın süreçlerine, diğeri yaşamın sonuçlarına odaklanmayı ifade eder. Yaşam süreçlerini birinci planda tutan, anlam verme sistemini yaşam süreçlerini önemseyerek oluşturan bir bilinç:

çabaya,
niyetin saflığına,
gayrete,
şevke,
takip edilen, önemsenen, uyulan değerlere,
sürecin iyileştirmesine

önem verir. Yaşamın anlamı nasıl yaşandığında yatar.

Sonuç vurgulu bir bilinç sonucu önemser;

Alınan nota,
Elde edilen mal varlığına,
Mevki ve makama,
Çıkara ve elde edilen güce

önem verilir.

Çabanın, gayretin, niyetin saflığının, şevkin, değerlerin, sürecin iyileştirilmesinin önemi yoktur.

Sonuç vurgulu yaşam felsefesi, kişinin özdeğerini kişinin elde ettiği sonuçlarla denk tutar. Ve bu tavrıyla da kişinin kendi yaşamında kendisi olarak var olmasını zorlaştırır.

Ne demek bir kişinin kendi yaşamında kendisi olarak varolması?

İlerde bu konuyu irdeleyeceğim.

 

Kaynak: Doğan Cüceloğlu (16.04.2008)
 

Sayfalar : [1] 2 3 4


Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.