Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

TEMİZ TOPLUM TEMİZ SİYASET

16 Şubat 2008 Cumartesi | Kategori Siyaset | Etiketler : temiz toplum İhbar Et
(1 Oy, 5 üzerinden 5 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

    Ülkemizde Asıl beklenti siyaset kurumuna duyulan güvenin artması. TBMM’nde kurulması öngörülen Siyasi Etik Komisyonu, siyasetin arındırılması, şeffaflaştırılması işlevini görmesi düşünülüyor. Çalışmalarını gizli yürütecek olan bu komisyonda, Melis’te grubu bulunan siyasi partilerin, sandalye sayıları oranında temsilcisi bulunacak. Buna göre, milletvekilleri ve bakanlar, devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ve bunlara bağlı kuruluşlarda, kamu yararına çalışan derneklerde, devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıflarda, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ve sendikalarda görev alamayacak, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemeyecek; temsilcilik, hakemlik, ücret karşılığı iş takipçiliği, komisyonculuk ve müşavirlik yapamayacak; genel sekreter, sekreter veya benzeri herhangi bir nam altında hiçbir yönetim görevi alamayacak. Ayrıca yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş tarafından verilen idari ve siyasi, ücretli herhangi bir işi veya görevi, TBMM kararı olmadıkça kabul edemeyecek. Milletvekili maaşının 50 katından fazla devlet teşviki kullanan ya da kamuya ait bankalardan kredi temin eden şirketlerde, kamu kurum ve kuruluşlarına hizmet sunan işletmelerde, milletvekilleri yöneticilik, yönetim ve denetim kurulu üyeliği yapamayacak. Milletvekilleri ve bakanlara gönderilecek her türlü hediye ve hibe niteliğindeki eşya, komisyonun izni olmadan dağıtılamayacak. Milletvekilleri, menfaat sağlayarak başka bir siyasi partiye geçerlerse, menfaat tutarı kadar haksız mal edinmiş sayılacak. Haksız mal edinenlerle ilgili cezai yaptırımlar ağırlaştırılacak ve mal bildirimindeki gizlilik ilkesi kaldırılarak kapsamı genişletilecek.

  • Mal beyanı,
  • Gelen hediyeler,
  • Milletvekillerinin şirketlerinin devletten ihale ya da kredi alması,
  • Uluslararası kuruluşların destekleri,
  • Parti değiştiren milletvekillerinin transfer ücretleri,

Elbette siyaset kurumumun önemli bir sorunudur.

Ama asıl sorunu değildir. Asıl sorun, Türkiye’deki siyasetçi-bürokrat-iş adamı triosunun kapalı kapılar arkasındaki girift ilişkileridir, kayıt dışı ilişkileridir. Mücadele edilmesi gereken budur. Kurulması öngörülen komisyon elbette faydalıdır ve önemli sorumluluklar üstlenecektir. Ama Türkiye’deki yolsuzluk mekanizmasının kırılmasına yetmeyecektir. Türkiye’deki yolsuzluk mekanizması farklı şekillerde çalışıyor; Yolsuzluğa zemin ya da daha doğru bir tarifle, yasal kılıf hazırlamak, etik olmayan yollardan menfaat temin edilmesi için yasal değişiklikler, mevzuat değişiklikleri yapmak, İhale şartnamelerini ulusal-kurumsal çıkarlara göre değil, menfaat odaklarının çıkar ve beklentilerine göre tanzim etmek, Yolsuzlukla ilgili denetim mekanizmalarını bilerek çalıştırmamak ya da duyarsız davranmak, Nüfuz ticareti yapmak, Bizzat yolsuzluğa bulaşmak ve parasal ilişkilere girmek, Türkiye’deki kirliliğin paydalarıdır. Bunları kapsamlı olarak ele aldığımızda, kurulacak komisyonun iyi niyetli ve işlevsel gibi görünmesine rağmen, pratik, faydalı ve çözümcül olmayacağı anlaşılıyor. Asıl sorunsa, denetlenen ve denetleyen mekanizmanın aynı çatı altında bulunması. Geçtiğimiz dönemlerdeki Yüce Divan tartışmaları ve karşılıklı aklamalar hatırlanırsa, Meclis çatısı altında kurulacak bu komisyonun çok da tarafsız olamayacağı görülecektir. Geçtiğimiz aylarda, Paris’te, Siyasi Parti Finansmanı ve Seçim Kampanyası Hesapları Ulusal Komisyonu, siyasi partiler ve hukuk bürosu şefi Jean-Louis Meré bir yazısında oradaki sistem hakkında bilgiler söylemektedir. Yıllardır çalışan bu kurum, hem fonksiyonel hale gelmiş, hem de halk tarafından içselleştirilmiş. Kuruma çok fazla iş düşmemekle birlikte, demokrasiye ve siyasete olan güvenin tesis edilmesine önemli katkılar sağlamış.Siyasi Parti Finansmanı ve Seçim Kampanyası Hesapları Ulusal Komisyonu adı altında faaliyet yürüten bu yapıda, 9 üst dereceli hakim görev yapmakta olduğunu. Hakimlerin 3’ü Danıştay’dan, 3’ü Sayıştay’dan, 3’ü de Yargıtay’dan gelmekte olduğunu Bunların kendi aralarından bir başkan seçtiklerini söylemektedir. Fransa’da siyasetin temizliği ile ilgili yapılmış çok sayıda yasal düzenleme vardır. Uygulamanın takibi ise bu kurumda. Kurum, tamamen bağımsız ve özerk olarak yönetiliyor ve denetleme yapıyor.

   Seçim harcamalarının üst limitini belirlemek, adayların aşırı yardım almalarının önüne geçmek, alınan yardımları şeffaflaştırmak ve denetim altına almak, haksız rekabeti önlemek, devlet tarafından seçim yardımlarını koordine etmek ve denetlemek gibi fonksiyonları var. Seçimlere 50 seçim bölgesinde en az 50 adayla katılan her parti yardım almaya hak kazanıyor. Yardımlar, alınan oy oranına göre düzenleniyor ve en az %1 oy alınması gerekiyor. Bir kişi bir adaya en fazla 4600 Euro yardım yapabiliyor. Tüzel kişilikler, vergi mükellefleri de yardım yapabiliyor ancak yapılan yardım, gelirlerinin % 20’sini geçemiyor. Bu harcamaları vergiden düşüyorlar. Kampanyalarda adayların kendi bütçelerinden yaptıkları harcamalar belgeleniyor ve o kampanya için belirlenen üst limitin yarısı devlet tarafından finanse ediliyor. Her aday, o kampanya için bir temsilci seçiyor ve yapılan harcamalar, yardımlar, o temsilci tarafından yönetiliyor. Hesaplar bir bankada tutuluyor. Seçim sonunda bu hesaplar, bağımsız kuruma devrediliyor. Bu kurum, yapılan harcamaların hepsini denetliyor. Bazılarını kabul ediyor bazılarını ise reddediyor. Onay verilen harcamalarla ilgili ödeme gerçekleştiriliyor. Usulsüz yardım alan ve harcama yapanlar hakkında kurum yaptırım hakkına sahip. Uygunsuz yardım alanların seçimini iptal etme hakları da var. Seçimi iptal edilen kişi o seçim döneminde aynı alanda seçime giremiyor ya da bir başka seçim için 1 yıl yasaklı oluyor. Yani Fransa’da denetleyenle, denetlenen aynı çatı altında değil. Meclis’te kurulacak bu komisyon yerine, Fransa örneğinde olduğu gibi, özerk ve tamamen bağımsız çalışacak bir kurum öngörülseydi ve bu kurum yapılacak kapsamlı yasal değişikliklerin takipçisi-denetçisi olsaydı sanırım daha faydalı olurdu. Aslında hepimiz biliyoruz ki sorun yasalarda ve kurumlarda değil. Uygulamalarda Bana göre asıl yapılması gereken, toplumu sürece dahil etmek. 

Demokratikleşme bilincini geliştirmek. Sürece bizzat katılımını sağlamak ve şeffaf yönetim anlayışını topluma denetletmek.Belki de en önemli olansa, yapana da yaptırana da bedel ödetmek… Japonya’da  bir muhalefet milletvekili , iktidar partisinin liderinin oğluna bir firmanın rüşvet verdiğini ileri sürüp, iddiasını kanıtlayamayınca partisinden istifa etti. İsveç’te 17 Eylül’deki seçimlerden sonra kurulan sağ koalisyon hükümetinin Ticaret Bakanı Maria Borelius vergi yolsuzluğu yaptığı ve evinde sigortasız dadı çalıştırdığı ortaya çıkınca bakanlık ve milletvekilliğinden istifa etti. Başbakan Kohl’ün Ekonomi Bakanı Möllemann, özel bir şirkete kendi bakanlığının antetli bir kağıdına özel bir mektup yazdı ve bir akrabasının fabrikasının ürünlerini bir başkasına tavsiye etti. Yani bir çeşit nüfuz ticareti yaptı. Kamuoyu bunu öğrenince şiddetli tepki gösterdi ve bakan istifa etti.   Almanya’da bir milletvekili, Meclis’in kendine verdiği uçak biletlerinden kazandığı bedava milleri arkadaşına verdiği için istifa etmek zorunda kaldı.Demokrasiler- de simgesel istifalar sisteme olan güveni pekiştirir…Unutmamak gerek ki, yolsuzlukla, yoksullukla, mücadele bir kültürdür.Bunlarla mücadele eden  bir Milletvekilini ve Başbakanı  ben 4 yıldır tanıdım, izledim Aykırı mı aykırı.. Yürekli mi yürekli. Her şeyden önce insan.  Kısaca adam gibi adam. Türkiye onu, hızır gibi imdatlarına yetişerek can verdiği insanlarla tanıdı. Güney Asya’da, Irak’ta, Filistin’de ve birçok ülkede yaşanan felaketlerde çaresiz kalan insanların imdadına ilk koşan isim olarak tanıdı. PKK ve onlar gibi bu milleti rahatsız edenlere Kahraman askerimizle bir balyoz gibi indirdi bu milletin şamarını. Hırsızların, mafyanın, soyguncunun, kaçakçının tepesine bindi cesurca. Ve önüne gelen engellere rağmen yılmadı ve kimse yıldıramadı çünkü o kendisini bu asil millete hizmete adamıştı. Siyaset sahnesinde milletvekili olabilmek için parti liderlerine yalakalık yapanların, onların karşısında iki büklüm duranların, yanlışlarına  “Padişahım sen çok yaşa!” diye yaklaşanların revaçta olduğu, prim yaptığı dönemde o  yüksek sesle haykırdı:- “Ben kurşun asker değilim. El kaldırıp indirme makinası hiç değilim”.Türkiye, bu cesur çıkışıyla onu bir kez daha tanıdı; “İşte benim vekilim” diyerek  alkışladı, takdir etti.  Risk almaktan korkmayan, doğruları yüksek sesle savunmaktan çekinmeyen, iyiye ve güzele destek olup, kötü olan hiçbir şeye ilgisiz ve sessiz kalmayan bir isimden söz ediyoruz. Bu kişi, yani “adam gibi adam” Senin, benim vekilim Başbakanım Cesur bir lider Recep Tayyip ERDOĞAN
    Kişiliği, duruşu, insan sevgisi, vatan sevdası önemliydi. Bu özelliklerin hepsi onda var. Henüz yeni milletvekili seçildiği günden bugüne kadar Fikirlerinden ve değer yargılarından ödün vermeyerek milletimizi yanıltmadı. Şehitler üzerinden siyaset yapmadı. Cumhuriyete inandı ve onun yılmaz savunucusu oldu. Hani Cem Yılmaz’ın oynadığı bir reklam filmi vardı; “Hakkını ver.. hakkını” diye..İşte o hakkını verdi üstlendi  Başbakanlığın… Millet  adına siyaset yaptığını bir an olsun bile unutmadı, inandığı doğruları söyledi, gördüğü yanlışları yüksek sesle dile getirdi.. Devletin himayesindeki kimsesiz çocuklarımızın fuhuşa ve uyuşturucu bataklığına sürüklendiğini gözler önüne serdi. Türkiye üzerine ne gibi oyunlar oynandığını geleceği görerek aktardı. Ekonomide, Sosyal Güvenlikte, Sağlıkta,Toplu Konutta, Duble yollarda,Sanayileşmede,kadınlarımız ve çocuklarımıza verdiği değerde.İnsanlar artık ileriye umutla bakıyor.Ve Söylediklerinin hepsi de birer birer doğru çıktı.Haydi söyleyin, siz gördünüz mü bugüne kadar böyle bir Başbakan.. Bırakın Türkiye’yi Dünyada  gördünüz mü?..Nice milletvekilleri ve bakanlar gelip geçti. İçlerinde onun gibi cesur yüreklisini asla görmedim. Hele hele bu zamana  kadar gelen iktidar partilerinin arasında hiç mi hiç.. Şöyle birkaç dakika kendinizi rahat bırakıp düşünün. Hafızalarınızı zorlayın. Recep Tayyip Erdoğan gibi, partisi iktidarda iken ve bütün kapıların açık olduğu dönemde iktidar olmanın nimetlerinden yararlanma olanağı var iken, partisinin yönetimini veya bakanlarını yolsuzluklara göz yummakla, görevini yerine getirmemekle eleştiren Başbakan gördünüz mü? Duydunuz mu?  “Hayır..!” diye haykırdığınızı işitir gibiyim. Hatırlayın, bir ara mal varlıkları tartışması gündemi belirlemişti uzun süre..Genel Başkan olarak , mal varlığıyla ilgili iddialar karşısında; “her kuruşun hesabını veririz” dedi..Gazetecilere beyanatlar verdi, tv ekranlarından halka seslendi.Mal varlığını açıklamaktan çekinmedi .Siyasetçi ve siyaset kurumuna güven ve saygı diye bir şey kalmamıştı. Bakınız 10 yıl öncesine dönelim bakanlar ve milletvekillerinin adı yolsuzluklarla, hırsızlıklara anılıyordu. Dosyalar, kasetler havada uçuşuyordu. Peş peşe yaşanan krizler halkı yoksullaştırırken, Türkiye uçurumun eşiğine gelmişti. …ve AKP, yoksulluk ve yolsuzluk üzerine kurduğu politikayla da halkın güvenini kazandı, tek başına iktidar yetkisini aldı. Bugün ne konuşuyoruz?. Tıpkı 5 yıl  öncesindeki gibi aynı şeyler tartılışıyor. Yolsuzluk, yoksulluk, hırsızlık, özelleştirme adı altında peşkeşler, ballı ihaleler ve haksız edinilmiş mal varlıkları. Helal ve ahlâki ölçülerden temin edilmiş kazançların  açıklanmasından kimsenin korkmaması gerektiğinin mesajını verdi.. Şimdi yeni bir seçimin arefesindeyiz. Siyaset kurumuna saygınlık kazandırılmak isteniyorsa “işte benim mal varlığım” demeli siyasetin liderleri ve siyaset sahnesinde yer almayı düşünen isimler..Bu kesinlikle yapılmalı.  Temiz Türkiye, Temiz Toplum adına… Geçmişten günümüze kadar siyaseti iş takibi ve şahsi çıkar haline dönüştürenler belki haksız edinimlerinin karşılığında yargılanıp ceza almadı ama, onlara en büyük cezayı halk verdi. 22 Temmuz’da da vereceği kesin.Yıllar yılıdır, her politikacının iktidara gelmeden önce “ilk işimiz bu olacak” diye söz verip de iktidar koltuğuna oturduktan sonra değiştirmeyi unuttuğu (!) siyasi partiler ve seçim kanunu..Sokaktaki vatandaşın, yani sizlerin;  “işte bu adam beni temsil eder, benim sesim olur” diyerek inanıp güvendiği ve adaylar arasından en iyisini tercih ettiği isimlerin olduğu bir Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturulsa eğer, işte o zaman gerçekten DEMOKRASİ’nin varlığından söz edebiliriz ki, öyle bir durumda da, demokrasinin tüm kurum ve kuralları işler, denetim mekanizması kendiliğinden oluşur.Türkiye’de, yolsuzluk, yoksulluk, “Ali Diboları”, vatanın değerlerinin peşkeş çekilmesini, haksız mal edinimlerini konuşma yerine, gerçek gündemini tartışıp ve sorunlarını aşar. .Vatanının bölünmez bütünlüğü, vatandaşının rahat ve huzuru, temiz ve adaletli bir toplum için kendi geleceğini feda eden  Recep Tayyip ERDOĞAN ile hep beraber Çoğunluğu oluşturabildiğimizde özlediğimiz Türkiye’yi yaratabiliriz ..Varmısınız  Ben varım Ya Siz……

Yorum

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız