DÜNYA ÇEVRE GÜNÜNÜN ARDINDAN: NASIL BİR ÇEVRE?
1 Haziran 2008 Pazar | Kategori Dünya 0‘’İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı. Yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır ki vazgeçsinler. (30 Rum Suresi 41) İnsanoğlu yüzyıllardır çevresine ve doğaya verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla doğaya zarar verenler kendilerinin doğanın bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Yüzlerce yıldır çevreye verdiği zarardan çok çeken insanoğluna bir çevre bilincinin oluşması (en azından önemli bir kısmında) çok yeni sayılır.1970’li yıllardan sonra Dünya’da çevremizle ilgili hissedilir derecede bir duyarlılık oluşmuş ve bu olgu çevrebilim (ekoloji) adıyla bilimsel platformda yoğun bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır. Çevre bilincinin var olabileceğini kimsenin iddia edemeyeceği bir yüzyılda ve bir mekânda, Kuran’ın; İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıkacağını, bunun sonuçlarının yine insanoğluna zarar vereceğini söylemesi ve bu konunun önemine dikkatleri yöneltmesi harika bir derstir. (çeviride deniz diye çevirilen kelimenin Arapçası ‘’bahr’’dır.Bu kelime temelde denizleri ifade ettiği gibi göl, ırmak gibi tüm büyük su topluluklarını da ifade etmektedir.)Günümüzde doğa üzerinde hoyratça tasarruflar yapamayacağımızı, eğer buna kalkışırsak bedelini ödeyeceğimizi iyice öğrenmiş bulunuyoruz.Ayrıca her bir insanın çevresine verdiği zararların sebep olduğu kirlilikten tüm yeryüzüne karasıyla, deniziyle bütün olarak zarar verdiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.Bu yüzden hiç kimse bu konuda ben istediğimi yaparım, her koyun kendi bacağından asılır, diyemez.Doğa hepimize Allah’ın bir armağanı olduğuna göre, ona zarar verenleri durdurmak hepimizin, tüm insanlığın ortak görevidir.
Çevre; Bireysel anlamda insanın, çoğulcul anlamda toplumun, global (küresel) anlamda ise dünyadaki tüm insanların diğer canlı varlıklar ile birlikte yaşamlarını sürdürdükleri biyolojik, fiziksel sosyo-kültürel ve hukuksal bir ortamdır. İnsanoğlunun dünyaya gelişiyle birlikte yeryüzündeki ham madde kaynaklarının tüketimi hızla artmış, özellikle vahşi ve doğal yaşam bundan büyük zarar görmüştür. Dünyanın birçok yerinde ekolojik dengeler hızla bozulurken, yaşam koşullarının sürdürülebilirliği imkânsız hale gelmiştir. Zamanla artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte çevrede meydana gelen tahribatın yanı sıra kirlilik de artmıştır. Son elli yıldır, özellikle 1960’lı yıllardan itibaren, üretimin, buna bağlı olarak da tüketimin ve sonuçta ortaya çıkan kirlenmenin bu hızla artması halinde, dünyadaki bütün canlılar için yaşamın sürdürülebilir düzeyde devam edemeyeceği gerçeği ortaya çıkmıştır. 1950’den bu yana dünya ekonomisi 5 misli büyürken, dünya nüfusu 2.5 misli artmıştır. Dünyanın biyolojik sisteminin taşıma kapasitesi ve her çeşit atığın, bu sisteme zarar vermeden yok edilebilmesi imkânı çoktan ortadan kalkmıştır. Toprakların verimsizleşmesi ve dünyanın geleceği için büyük sorunlarından biri olan küresel ısınma ve çölleşme tüm hızıyla yayılmaya devam etmektedir. Dünya üzerindeki tarım alanlarından her yıl 24 milyon ton (60 milyon hektar) verimli toprak erozyonla sürüklenip gitmektedir; buna karşın her yıl 17 milyon hektar tropik orman kesilmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde her gün nasıl temizleneceği sorusu yanıtsız olan bir milyon tondan fazla zehirli atık çevreye bırakılmaktadır. Bugün dünyada kısa bir süre önce var olan birçok doğal varlık geri gelmemek üzere ortadan kalkmıştır. Yılda en az 50 bin canlı türünün insan eliyle yok olmaya mahkûm edilmesi olayın ciddiyetini ortaya koyması bakımından önemlidir. Sonuç olarak, dinozorların soyunun tükenmesinden bu yana dünyadaki biyolojik çeşitlilik en ağır tahribata uğramaktadır. Tüm bu olumsuz çevre koşulları dünyamızda yaşanırken ortaya çıkan bilimsel gerçeklerin ışığı altında gerekli önlemlerin alınabilmesi için çevre ile ilgili uluslararası birçok konferans ve toplantı düzenlenmekte, çevreyi koruma, yaşamı kurtarma, geleceğe sahip çıkma adına bir takım sözleşmelere dünya devletlerince imza atılmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1972 yılında alınan bir kararla 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü Olarak kutlanmasına karar verilmiştir. 1972 yılından bu yana her yıl 5 Haziran değişik başlıklar altında Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır.
Dünya genelinde yaşam ile bağlantı kurmak; Çevre milenyumu-Hareket zamanı; Dünyamız geleceğimizdir onu koruyalım; Dünyada hayatın devamı için denizleri koruyalım; Dünyamız, yaşadığımız yer, evimiz; Sadece bir dünya var, onu koruyalım ve paylaşalım; Çocuk ve çevre; Global ısınma, global uyarı; Barış için bir ağaç; Gençlik: nüfus ve çevre;Global ısınma, global uyarı; Barış için bir ağaç; Gençlik: nüfus ve çevre; Çölleşme; İnsanlar çevreyi öne çıkarırsa gelişme kalıcı olur.;
Bilim adamları, iklim değişiklikleri, yeraltı sularının aşırı tüketimi, tuz oranının artması ve faunanın yok olmasıyla çöllerin de daha önce görülmemiş ölçüde tehdit altına girdiğine dikkati çekiyor. Rapora göre, çöllerde ortalama sıcaklık 1976–2000 yılları arasında 0.5-2 santigrat derece arttı. Aynı zaman diliminde diğer bölgelerdeki sıcaklık artışı ise 0.5 dereceydi. Bu gidişle çöller 2100`e kadar 5-7 derece daha ısınacak. Daha da kuruyacaklar…. Gözlemlenen 12 çöl bölgesinin neredeyse tamamı gelecekte daha kuru yerler haline gelecek. Güney Amerika`da su tutarak çöl alanları koruyan buzulların erimesi ise daha büyük bir problem. Nehir yataklarının kuruması, uygun şekilde yapılmayan sulama faaliyetleri ve nüfus artışı, su sıkıntısını daha da artıracak. Yol inşaatları, kirlilik, turizm ve avcılık da faunayı tehdit ediyor. Tüm dünyaya elektrik Oysa çöller rüzgâr ve güneş enerjisi üretimi amacıyla da kullanılabilir. Uzmanlar, Sahra Çölü`ne kurulacak 800 kilometre karelik bir güneş panelinden, dünyanın ihtiyacı olan tüm elektrik enerjisinin sağlanabileceğini belirtiyor. Ayrıca çöllerde yetişen bazı özel bitkilerden ilaç üretiminde yararlanılabiliyor, ancak bu gibi ayrıntılara yeterince önem verilmiyor. 50 yıl sonra yok olacaklar Değişen dünyanın baskısına maruz kalan çöller, aslında biyolojik, kültürel ve ekonomik bakımdan yaşayan bölgeler. Özellikle ABD ve Arabistan Yarımadası`nda her yıl daha fazla insan çöllerde yaşamayı tercih ediyor. Çöllere yapılan şehirler ve su kaynaklarının getirilmesi bu özel alanların kalbine bıçak gibi saplanıyor. Çöllerdeki dağlık bölgelerin vahşi sakinleri ve ekosistemleri de acil önlem alınmazsa 50 yıl içinde yok olacak.
Sonuç olarak global anlamda çevre sorunlarını ele alacak olursak, dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir çevre sorunu bizi de etkilemektedir gerçeğine varırız. Bu nedenle eğer dünyadaki nüfus artış hızı düşürülmez ve ekonominin bugünkü çalışma düzeni, yani dünyanın temel kaynaklarının israf seviyesinde tüketimi ve çevrenin sorumsuzca kirletilmesi insanların bugünkü yaşam tarzları (tüketim ekonomisi) değişmeden sürerse; bilim ve teknolojinin gücü, çevrenin bir daha onarılamayacak şekilde tahribinin ve dünyanın büyük bir bölümünde meydana gelebilecek açlık ve yoksulluğun önüne geçmeye yetmeyecektir. Bu noktada ‘Sürdürülebilir kalkınma mı?’ yoksa ‘Sürdürülebilir yaşam mı?’ sorusunun ciddi biçimde sorulması gerekmektedir. Bu doğrultuda, günümüzde çevreyi kirletmeyen ‘çevre dostu’, yeni ve temiz enerji kaynakları (güneş, jeotermal, biyomas ve hidrolojik.) kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ülkemize gelince, henüz daha bozulmamış bakir sayılabilecek doğamız ve sahillerimizin değerlerini bilerek, büyük sanayi tesislerimizin olmayışını bir avantaj olarak kabul ederek, mevcut yasaların daha etkin uygulanmasını sağlayarak mevcut çevre sorunlarının kısa ve uzun vadede çözümler aramak suretiyle çocuklarımıza, torunlarımıza, bizden sonraki nesillere daha güzel daha yaşanır bir miras bırakabiliriz. Yeterki toplumda gelişmiş bir çevre bilinci oluşsun ve yeterki soruların üzerine giderken hassasiyet gösterilsin ve çözümler tüm ilgili birimlerin koordinasyonu, işbirliği ve katkısı ile olsun.
Yaşadığımız şu yüzyıl içerisinde yaşadığımız olaylar, tabiatın ve insanların değişime uğraması doğal dengelerin bozulduğuna bir işaret olarak görüyoruz..Çevre Kirlenmesi ve Küresel ısınma konusuna bilim adamlarının görüşleri ve araştırmalarından duyduğumuz ve okuduğumuzda gördüğümüz ozon tabakasının genişlemesi ve buzulların erimesi ile dünyanın dengesi değiştirmekte. Bilim adamları Ülkeleri yöneten insanların bu konuda önlemler almalarını söylemektedirler. Bizlerde bu dünyada yaşıyorsak idarecilerimizin, bilim adamlarımızla beraber çare aramak zorundadırlar. Biraz şahsi işlerimizi bir kenara bırakmak zorundayız. Yarın çocuklarımızı tehlikeli yıllar bekliyor. Dünya küresel ısınma yüzünden 10 20 yıl içerisinde geri dönülmez bir noktaya gelecek. Ormanların yok olması sonucu çölleşme yaşanacak, bu tarıma da yansıyacak, seller çoğalacak, depremler artacak, deniz seviyeleri yükselecek ve dünya değişik ismini bile duymadığımız salgın hastalıkların pençesine düşecek. Bu felaket senaryoları maalesef ‘’korkutucu fakat gerçek’’. Özellikle ülkemizde siyasi çekişmeler ile uğraşmayı bırakıp hoşgörü ce diyalog içerisinde önem arz eden bu konulara hep beraber çatışmadan bu konularla uğraşmamız lazımdır.
Yaşadığımız çevreyi, çalıştığımız ortamı, bindiğimiz taşıtı, temiz tutmalıyız.
Daha Güzel Bir Çevre, Daha güzel bir Dünya için, Daha güzel bir Yarın İçin Hep beraber Elele!
SELAHATTİN ALAÇAM/SENDİKACI


