Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

PAPAĞAN

29 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Hayvanlar 0

vfgv

Ben hayvanların en zekilerinden papağan. Size biraz kendimden bahsedeceğim. Biz papağanlar 350’ye yakın türümüzle dünyadaki en kalabalık kuş ailelerinden biriyiz. İnsan konuşmalarını taklit edebiliriz. Kimilerimiz kendi cümlelerini bile kurabilir. Ömrümüz de çok uzundur. 70 yıl yaşayabiliriz. Uzun yıllar yaşayıp, insanlarla da iletişim kurabildiğimiz için çok sadık dost olarak biliniriz.

Genellikle tropikal bölgelerde yaşarız. Doğal alanlarımız yağmur ormanlarıdır. Ama bazı türlerimiz dünyanın her yerinde kafeste de yaşayabilir. Bizi tanımak kolaydır. Canlı parlak tüylerimiz ve kıvrık gagalarımızla kolayca farkediliriz. Kafalarımız büyük, boyunlarımız kısadır ve rengarenk türlerimiz vardır.

İş Kültür Yayınları’nın Kuşlar Çıkartma Kitabı‘yla bizi daha yakından tanıyabilirsiniz

Biz papağanlar üç gruba ayrılırız: Fırça uçlu dilleriyle polen ve meyvelerin özsularıyla beslenen loriketler; başlarının üzerinde dikilebilen tepeliği, kısa ve tombul dili olan kakadular; kaşık uçlu, etli dile sahip parakitler.

En küçüğümüz 8 cm büyüklüğündeki pigme papağan, en büyüğümüz ise 1 metre büyüklüğe ulaşan Hyacinth Makav türü papağandır. Genellikle erkek olanlarımız, dişi olanlarımızdan büyüktür.

Bizi diğer kuşlardan ayıran en büyük özelliğimiz insan konuşmalarını taklit edebilme yeteneğimizdir. En konuşkanlarımız jako papağanlardır. Erkeklerimiz de genelde dişilerimizden daha iyi konuşur. Nasıl konuşabildiğimize gelince; en önemlisi kuvvetli hafızamızdır. İnsanlar bizleri kafeste beslemeyi sever. Biz de duyduğumuz insan seslerini anlamını bilmesek de taklit ederiz.

Afrika gri papağan olarak da bilinen jako türü papağanlar en zekilerimiz olarak bilinir. 1000 kelimeye ulaşan hafızaları onları en ilgi çekici papağan türü haline getirmiştir. Konuşan jako türü papağanların en ünlülerinden N’kisi adlı papağanın hafızası 700 kelimeye ulaşır. Bilinen en akıllı papağan ise yakın zamanda aramızdan ayrılan Alex’tir. Alex, söylediği kelimelerin anlamlarını da büyük oranda bilen, 6’ya kadar sayabilen, üstelik anlamlı cümleler de kurabilen bir papağandı.

Kanatlarımız diğer kuş türlerine göre kısa olsa da Yeni Zelanda papağanı hariç hepimiz iyi uçarız. Genelde çift veya grup halinde salınırız gökyüzünde. Kakadu türü papağan dostlarımız binlerce papağandan oluşan sürüler halinde seyahat ederler. Beslenirken ve dinlenirken çok sakinizdir. Genellikle göçebe değilizdir. Fakat kurak bölgelerde yaşayan bazı türlerimiz yağmurları izleyerek kısa mesafelere göç ederler.

Ayrıca iyi tırmanıcı kuşlarız. Kısa ayaklarımızda iki önde, iki arkada dört parmağımız vardır. Öndeki parmaklarımızın dipleri kısa bir zarla birbirine bağlıdır. Tırmanırken gagalarımızı üçüncü bir ayak gibi kullanabiliriz. Bu sayede en iyi tırmanıcı kuşlar olarak kabul ediliriz. Doğal renkleri yeşil olan muhabbet kuşları da papağan ailesindendir.

Tomurcuk, çiçek, meyve ve tohumlarla besleniriz. Etle beslenen birkaç papağan türü de vardır. Ayaklarımızı bir el gibi rahatça kullanabilmemiz sayesinde meyve ve tanelerden meydana gelen besinleri ayaklarımızla kavrayarak gagamıza götürürüz.

Gagamız çok kuvvetlidir. En çetin cevizi bile bir darbede kırabiliriz. Kalın ve kıvrık üst gagamız hareketlidir, alt gagamızı ise yiyecekleri kırarken tabla görevi görür. Dilimiz kalın ve etlidir. Dokunma organı olarak da dilimizi kullanırız.

Doğal ortamımız olan tropikal ormanlarda ağaç tepelerinde yaşarız. Yuvalarımızı genellikle ağaç kovuklarına, kaya yarıklarına yaparız. Eşlerimize bağlıyızdır. İri yapıda olanlarımız yılda 2-3 kere yumurta yaparlar. Küçüklerimiz ise daha çok sayıda yumurta yapabilirler.

Yaşam alanı olarak dağlık alanları, deniz kenarlarını tercih eden ve yerde yaşamaya uyum sağlamış türlerimiz de vardır. Yeni Zelanda’da yaşayan kakapo ve Avustralya’da yaşayan yer papağanıyla gece papağanı yerde yaşayabilir. Ayrıca kimi papağan dostlarımız evlerde insanlar tarafından kafeste de beslenmektedir. Kafeste yaşadığımızda ömrümüz 30-40 yıla düşer. Yalnızlık çeken denizcilere ideal arkadaş olarak biliniriz.

oyunlar

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Oyun 1

javascript:popUpGame(’karsitliklar_uzak_yakin/index.asp’,'karsitliklar_uzak_yakin’,800,600);

ZÜRAFA

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Hayvanlar 0

retf

Merhaba, ben dünyanın en uzun memeli hayvanı, zürafa. Fotoğraflarımızı çok görmüş ve bizi merak ediyor olmalısınız. Kendimizi biraz tanıtayım. 1.8 metrelik uzun bacaklarımız ve yine 1.8 metrelik uzun boyunlarımız sayesinde boyumuz 5.5 metreye ulaşabiliyor. Dişilerimiz ise biraz daha kısa ve yaklaşık 4.3 metre boyundadır. Yani yaşadığınız apartmanların 2. katına kolayca ulaşabiliriz.

Bizlerle ilgili daha ilginç bilgiler verebilirim size. Mesela boynumuzdaki kemiklerin sayısı insanlarınkiyle aynı, yani 7’dir. Tek fark bizimkilerin çok daha uzun olmasıdır. Dillerimiz 50 cm, kuyruklarımız ise tam 2.4 metre uzunluğunda ve tabii ki dünyanın en uzun kuyruklu hayvanı yine biz zürafalarız. Sağlığımız yerinde oldukça 25 yıl kadar yaşayabiliriz.

Yaşam alanımız Afrika’nın az da olsa ağaçlı, kuru ve çorak ovalarıdır. Birçok doğal parkta, geniş ovalarda, yüksek ağaçlı bölgelerde özgürce geziniriz. Çok fazla farklı olmamakla beraber 9 alt türümüz vardır. Birbirimizden vücudumuzdaki desenler ve Afrika’da yaşadığımız yere göre ayrılırız.

Kenya’da yaşayan Masai Zürafaları meşe yapraklarına benzeyen desenlere sahiptir. Diğer türlerimiz ise kareye yakın desenlere sahiptir ve ağ ile kaplanmış gibi gözükür. Bu nedenle Ağlı Zürafa adını almışlardır. Desenlerimizin rengi açıktan koyuya doğru değişebilir. Bu farklılık nerede yaşadığımıza ve ne ile beslendiğimize bağlıdır. Kongo’da yaşayan ve çok nadir görülen Okapi ise bizim en yakın akrabamızdır.

Büyük vücudumuzu doyurabilmemiz için çok fazla yaprak yememiz gerekir. Bir günde 34 kilogram yiyecek yiyebiliriz. Günümüzün büyük çoğunluğu da yemek yemekle geçer. Çünkü her ısırışımızda sadece birkaç yaprak yiyebiliriz. En sevdiğimiz yapraklar akasya ağacının yapraklarıdır. Akasya ağacının uzun dikenleri diğer hayvanları bu ağaçtan uzak tutar. Ama biz uzun boyumuzun avantajıyla kolayca tepesindeki yapraklara ulaşabiliriz.

Ağaçların tepesine uzanarak yaprak yerken güneş yanığından korunmamız için dilimizin koyu renkli olduğu düşünülür. Ayrıca geviş getiririz. Yani yediğimiz yapraklar uzun bir yol izleyerek bir süre sonra yeniden yemek borumuzdan geçer ve daha fazla öğütülmek için ağzımıza gelir. Akasya yaprakları bol miktarda su içerir, bu nedenle su içmeden uzun süre dayanabiliriz. Ama susadığımızda bir nehir veya gölden su içebilmek için aşağıya doğru oldukça eğilmemiz gerekir. Eğer su bulabilirsek bir günde 38 litreye kadar su içebiliriz.

Bir zürafa bebeği doğduğunda tam 1.8 metre boyundadır. Doğumunun ilk bir saati ardından kalkıp yürüyebilir. İlk bir hafta annesinin dikkatli koruması altında yaşar. Yavru zürafalar çok savunmasızdır ve kendilerini koruyamazlar. Anneleri beslenirken de diğer yavrularla birlikte grup olarak beklerler. Yine de bir anne mutlaka yavruların yanında kalır. 4 aylık olan zürafalar yaprak yiyebilmeye başlarlar.

Genelde kalabalık gruplar halinde göremezsiniz bizi ama sosyal yönümüz kuvvetlidir. Genişçe bir alana yayılmış bir zürafa grubunda tüm yaşlarda dişilere, erkeklere rastlayabilirsiniz. Fazla yakın gezinmeyi sevmeyiz. Çünkü uzun boyumuz sayesinde görüş alanımız çok geniştir ve bu sayede bir ağaçtan bir ağaca beslenirken bir yandan çok uzaklardaki arkadaşlarımızı görebiliriz.

Büyük cüssemiz nedeniyle yırtıcı hayvanlardan korunma ihtiyacı hissetmeyiz. Sadece aslanlar ve timsahlardan ürkeriz. Çok gerekli olduğunda tekme atarak kendimizi koruruz. Vücudumuzun yapısı, hareket şeklimiz ve hızımız ihtiyacımız olduğunda yırtıcı hayvanlardan kaçabilmemizi de sağlar. Saatte 48 kilometre hıza ulaşarak koşabiliriz.

Sırtımızdaki küçük kambur nedeniyle deveye benzetiliriz. Vücudumuzun deseni de insanlara leoparı andırdığından insanlar bu iki hayvanın isimlerini birleştirerek bize “deve-leopar” demişler. Son yüzyılda sayımız azalıyor olsa da türümüz tehlikede değil. Ama Uganda Zürafası olarak bilinen dostlarımızın sayısı oldukça azaldı. İnsanlar bizlere zarar vermiyor, biz de onlara. Bu sayede herkesin çok sevdiği hayvanlar olarak yaşamaya devam ediyoruz.

ZÜRAFA

28 Mayıs 2008 Çarşamba | Kategori Hayvanlar 0

retf

Merhaba, ben dünyanın en uzun memeli hayvanı, zürafa. Fotoğraflarımızı çok görmüş ve bizi merak ediyor olmalısınız. Kendimizi biraz tanıtayım. 1.8 metrelik uzun bacaklarımız ve yine 1.8 metrelik uzun boyunlarımız sayesinde boyumuz 5.5 metreye ulaşabiliyor. Dişilerimiz ise biraz daha kısa ve yaklaşık 4.3 metre boyundadır. Yani yaşadığınız apartmanların 2. katına kolayca ulaşabiliriz.

Bizlerle ilgili daha ilginç bilgiler verebilirim size. Mesela boynumuzdaki kemiklerin sayısı insanlarınkiyle aynı, yani 7’dir. Tek fark bizimkilerin çok daha uzun olmasıdır. Dillerimiz 50 cm, kuyruklarımız ise tam 2.4 metre uzunluğunda ve tabii ki dünyanın en uzun kuyruklu hayvanı yine biz zürafalarız. Sağlığımız yerinde oldukça 25 yıl kadar yaşayabiliriz

Yaşam alanımız Afrika’nın az da olsa ağaçlı, kuru ve çorak ovalarıdır. Birçok doğal parkta, geniş ovalarda, yüksek ağaçlı bölgelerde özgürce geziniriz. Çok fazla farklı olmamakla beraber 9 alt türümüz vardır. Birbirimizden vücudumuzdaki desenler ve Afrika’da yaşadığımız yere göre ayrılırız.

Kenya’da yaşayan Masai Zürafaları meşe yapraklarına benzeyen desenlere sahiptir. Diğer türlerimiz ise kareye yakın desenlere sahiptir ve ağ ile kaplanmış gibi gözükür. Bu nedenle Ağlı Zürafa adını almışlardır. Desenlerimizin rengi açıktan koyuya doğru değişebilir. Bu farklılık nerede yaşadığımıza ve ne ile beslendiğimize bağlıdır. Kongo’da yaşayan ve çok nadir görülen Okapi ise bizim en yakın akrabamızdır.

Büyük vücudumuzu doyurabilmemiz için çok fazla yaprak yememiz gerekir. Bir günde 34 kilogram yiyecek yiyebiliriz. Günümüzün büyük çoğunluğu da yemek yemekle geçer. Çünkü her ısırışımızda sadece birkaç yaprak yiyebiliriz. En sevdiğimiz yapraklar akasya ağacının yapraklarıdır. Akasya ağacının uzun dikenleri diğer hayvanları bu ağaçtan uzak tutar. Ama biz uzun boyumuzun avantajıyla kolayca tepesindeki yapraklara ulaşabiliriz.

Ağaçların tepesine uzanarak yaprak yerken güneş yanığından korunmamız için dilimizin koyu renkli olduğu düşünülür. Ayrıca geviş getiririz. Yani yediğimiz yapraklar uzun bir yol izleyerek bir süre sonra yeniden yemek borumuzdan geçer ve daha fazla öğütülmek için ağzımıza gelir. Akasya yaprakları bol miktarda su içerir, bu nedenle su içmeden uzun süre dayanabiliriz. Ama susadığımızda bir nehir veya gölden su içebilmek için aşağıya doğru oldukça eğilmemiz gerekir. Eğer su bulabilirsek bir günde 38 litreye kadar su içebiliriz.

Bir zürafa bebeği doğduğunda tam 1.8 metre boyundadır. Doğumunun ilk bir saati ardından kalkıp yürüyebilir. İlk bir hafta annesinin dikkatli koruması altında yaşar. Yavru zürafalar çok savunmasızdır ve kendilerini koruyamazlar. Anneleri beslenirken de diğer yavrularla birlikte grup olarak beklerler. Yine de bir anne mutlaka yavruların yanında kalır. 4 aylık olan zürafalar yaprak yiyebilmeye başlarlar.

Genelde kalabalık gruplar halinde göremezsiniz bizi ama sosyal yönümüz kuvvetlidir. Genişçe bir alana yayılmış bir zürafa grubunda tüm yaşlarda dişilere, erkeklere rastlayabilirsiniz. Fazla yakın gezinmeyi sevmeyiz. Çünkü uzun boyumuz sayesinde görüş alanımız çok geniştir ve bu sayede bir ağaçtan bir ağaca beslenirken bir yandan çok uzaklardaki arkadaşlarımızı görebiliriz.

Büyük cüssemiz nedeniyle yırtıcı hayvanlardan korunma ihtiyacı hissetmeyiz. Sadece aslanlar ve timsahlardan ürkeriz. Çok gerekli olduğunda tekme atarak kendimizi koruruz. Vücudumuzun yapısı, hareket şeklimiz ve hızımız ihtiyacımız olduğunda yırtıcı hayvanlardan kaçabilmemizi de sağlar. Saatte 48 kilometre hıza ulaşarak koşabiliriz.

Sırtımızdaki küçük kambur nedeniyle deveye benzetiliriz. Vücudumuzun deseni de insanlara leoparı andırdığından insanlar bu iki hayvanın isimlerini birleştirerek bize “deve-leopar” demişler. Son yüzyılda sayımız azalıyor olsa da türümüz tehlikede değil. Ama Uganda Zürafası olarak bilinen dostlarımızın sayısı oldukça azaldı. İnsanlar bizlere zarar vermiyor, biz de onlara. Bu sayede herkesin çok sevdiği hayvanlar olarak yaşamaya devam ediyoruz.

23 nisan resimleri

8 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Eğitim 0

tre dvjöğretmenim,sol trafın sonundaki beyza nur onun yanındaki sude onun yanındaki ben benim yanımdaki buse

KİM GÜÇLÜ

1 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Kitap 0

          KİM GÜÇLÜ      

     Onum adını yazamayacağım.Çünkü yazarsam unutacak.

  Bunun için ona,Korkmaz diye uydurma bir ad takacağım.

 Korkmaz.adını yakışan biçimde korkusuz bir çocuktu.Gürbüz  bir yapısı vardı.Güçlü kuvvetliydi.Benzi çıra gibiydi.

  Korkamaz, hep hareketliydi.Koşuyor , oynuyor,zıplıyor.Vücudu  çok dayınıklıydı .Bunun için büyüklerinin ufak tefek uyarılarını  dinlmiyirdu.

CİVCİVLER

22 Nisan 2008 Salı | Kategori Hayvanlar 2

CİVCİVLER

 

ghnGelişmekte olan bir civcivin gereksinim duyduğu besin ve su yumurtada mevcuttur. Yumurtanın sarısı, protein, yağ, vitamin ve mineraller içerirken, akı da bir su deposu işlevini görür. Ayrıca civcivin oksijen almaya ve karbondioksitini dışarı atmaya, bir ısı kaynağına, kemiklerinin gelişmesi için kalsiyuma, suyunun korunmasına, bakterilerin bulaşmasını engelleyecek ve mekanik darbelere karşı koruyacak bir sisteme gereksinimi vardır. Tüm bunları da yumurtanın kabuğu karşılar.

Civciv, kabuk zarlarının iç yüzeyinde bulunan bol damarlı bir katman aracılığıyla oksijen alır ve karbondioksitini atar. Gaz alıp verme, erişkin hayvanlarda olduğu gibi akciğerlerle değil, kabuktaki küçük gözenekler yoluyla olur.

Bir yumurta kabuğunun, gaz, su ve ısı işlemini düzenlemesi gerektiği kadar sağlam da olması gerekir. Kabuk, gelişmekte olan civcivi dış darbelere karşı koruyacak ve kuluçkaya yatan annenin ağırlığını kaldırabilecek kadar dayanıklı olmalıdır.

DENİZALTI

5 Nisan 2008 Cumartesi | Kategori Hayvanlar 0

                         DENİZALTI

denizaltıDenizatları, sıcak okyanus kıyılarında rahat saklanabilecekleri, yosun, mercan ve süngerlerin arasında yaşarlar. Sert ve kalın derileri, düşmanlarına karşı zırh görevi yaparken, aynı anda birçok yöne bakabilen gözleri, avları için büyük bir tehlike oluşturur. Erkek denizatları, dişi kangurular gibi, bir keseye sahiptir. Çiftleşme zamanında dişi deniz atı, bu keseye çok sayıda yumurta bırakır. Yumurtalar, 1,5 ay boyunca kesede kalır. Erkek denizatı gelişip minik birer denizatı olana kadar, kesesinin içindeki bir sıvı ile yumurtalarını besler ve kuluçka kesesinin iç dokusunda bulunan kılcal damarlar aracılığıyla onlara oksijen sağlar.

DERSHANEMİZ

3 Nisan 2008 Perşembe | Kategori Şiir 0

                              DERSHANEMİZ

İşte bizim dershanemiz,
Derli toplu, güzel temiz.

Masa, sıra, tabureler,
Pırıl pırıl pencereler.

Karatahta karşımızda,
Ata resmi başımızda.

Evimizden çok severiz,
Kirlenmesin aman deriz

BEBİŞ

1 Nisan 2008 Salı | Kategori Müzik 0

       BEBEĞE NİNNİ

bebişSensin canim yazim kisim
Benim sirin nazli kusum
Sana sevgi ucurmusum
Uyu ninni uyu ninni

 

Bilirim ne cok dusun var
Cicek cicek opusun var
Bir gul gibi gulusun var
Uyu ninni uyu ninni
Kovan kovan balin olsun
Bin cicekli dalin olsun
Denizlerde salin olsun
Uyu ninni uyu ninni

 

Gozlerin akip gidiyor
Uykulara gul seriyor
Ruyalar seni bekliyor
Uyu ninni uyu ninni

dsadas