Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

yan gelip yatmıyorlar!!!!!

8 Ekim 2008 Çarşamba | Kategori Siyaset 1

 Oooooof of, yan gelip yatmıyorlarmış yaaaaa. Golf oynuyorlarmışşş. Neden sorusuna verilen cevap tam anlamıyla Baştan başa tutarsızlık, baştan başa çelişki… Ben mi gitseydim Aktütün karakoluna buyurmuşlar… Zatışahanenize devlet golf oynayasınız diye maaş ve makam imkanları sunuyor çünkü… Padişahlıkta biliyorduk ki bi tane padişah vardı, şimdi ortalık padişah ve sol taraflarından geçilmiyor…Ooooof of!!! Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar…

olmak

29 Eylül 2008 Pazartesi | Kategori Aşk 0

Duvarın Dışındakiler

Pazar günü öğleden  sonraydı. Evet, genellikle sessiz kalarak oturuyorlardı. Aslında iki adam da o anda farklı yerlerde olmayı geçiriyorlardı yüreklerinden, ama diğer masaların hepsi doluydu ve çevrelerindeki yüksek duvarlar küçük bahçede hepsini esir almıştı. Hepsi de özel yaşamlarının esirleriydiler, ama bu beklenmeyen bir şey değildi, çünkü bir ruh hastalıkları hastanesindeydiler, ye da yerel halkın söylediği gibi bir "tımarhane" de. sonunda, yaşlıca olan adamın ağzından çıkan sözler sessizliği deldi.
 "Neden buradasın?" diye sordu yumuşacık ve hatta iltifat eder bir tonla. Gözleri kendinden yaşlı genç adam, yaşlı adama yanıt vermeden önce mekanik bir manken gibi dönüş yaptı ve sonra konuştu.
 "Herkesin benden olmamı beklediği insan olamadım."
 "Anlayamadım," diye yanıtladı yaşlı adam. "Ne demek istiyorsun?"
 "Babam benimle övünebilmek için çok iyi bir öğrenci olmamı istedi, ama ben iyi notlar getiremeyince benden utandı. Benim vasat bir öğrenci olduğumu kabul etmek istemediği için  beni tembellikle suçladı. Oğlu, çoğu insan gibi sıradan olamazdı.
 Beni anlıyor musun?"
 "Pek değil" dedi yaslı adam  dürüstlükle, saçsız başını iki yana sallayarak.
 "olmamı istediği insan olamadım," diye sözlerini sürdürdü genç adam.
 "Beni ava götürdüğü günü anımsıyorum. Arkadaşları vardı ve oğlunun gerçek bir erkek olduğunu kanıtlayabilmek için çok güzel bir geyiği vurmamı istedi benden." Kendisi de avcı olduğu belli olan adam.
 "Kaç puan aldın?" diye sordu.
 "Hiç" diye yanıtladı onu genç adam.
 "Ağlamaya başladım ve beni bir daha ava götürmedi." genç adam tekdüze bir sesle sözlerini sürdürürken yaşlı adam sessizce dinledi.
 "Babam benim kendisi gibi avukat olmamı istedi, ama annem, dayım gibi bankacı olmamı istiyordu, büyükbabam  kendisi gibi bir marangoz, büyükannem ise rahip olmamı istiyordu. Kilisemizin rahibi  kusursuz olmamı, arkadaşlarım ise James Dean’a benzememi istiyorlardı.
 Yaşlı adam gözlerini  kaçırmak istedi, ama gözleri genç adamın gözlerine kenetlenmişti. genç adamı sessizce dinlemeyi sürdürdü.
 "Kız arkadaşım her şey olmamı bekliyor, babası ise kızının gözündeki değerinin yok olmaması için benim hiç bir şey olmamamı yeğliyordu. Televizyondaki programlar alkol kullanmam, arabalara ve kadınlara düşkün olmam için beni yüreklendiriyor, gece haberleri ise beni alkolizm, trafik kazaları ve AİDS konusunda uyarıyordu.
 "Mekanik manken bir anda sustu, sanki fişini çekivermişti birisi. Sonra titreyen bir sesle,
 "Özür dilerim. Bazen kafam karışıyor. Lütfen beni bağışlayın.  Siz ne kadar zamandır buradasınız?" yaşlı adamın yüzü kızardı. "Ben hasta değilim", dedi. "Yeğenim birkaç aydır burada da onu ziyarete geldim. Beni anlıyor musun?" genç adam anladığını belli eder bir tavırla başını salladı.
 ""Elbette anlıyorum" dedi.
"Siz şu duvarın dışındaki tımarhanede yaşıyorsunuz.."

çokseslilik???

28 Eylül 2008 Pazar | Kategori Siyaset 0

Basın demokrasilerin en temel kurumlarından biri.Kamuoyunun vicdanını ortaya koymanın yanında, bilgilendirme görevi de yaptığı söyleniyor.                                                                                                                                                               Basındaki tekelleşmenin teksesliliğe ve ayrıca amaçdışı kullanıma neden olduğundan hemen her ülkede bir şekilde engellenmeye çalışıldığı söyleniyor. Basın yayın organları ile arasını iyi tutan kişilerin, toplumda kendi istedikleri havayı (kriz var  veya ortalık güllük gülistanlık gibi) yayabilecekleri söyleniyor.                                               Son yirmi yılda ülkemizde olanları düşününce çoksesliliğin bir karmaşa oluşturduğunu ve hatta son günlerde bilgilendirme yerine tam bir kafa karışıklığına neden olduğunu düşünüyorum. Kim haklı kim haksız ayırt etmek mümkün değil. Son örnek Fırat/Kılıçdaroğlu tartışması. İkisi de ellerinde bir sürü belge, konuştular konuştular ve sonuç: Kocaman bir sıfır!!! Demokrasilerde vatandaş oy kullanarak görüşünü beyan eder. (Ayrıca zaman zaman gösteriler de yapar tepkisini ortaya koymak için. Fakat ülkemizde ne göstericiler demokratik düşünceye sahip, ne de  polis!  Al birini vur ötekine!!!  Bizimkilere Greenpeace eylemlerini defalarca seyrettirmek lazım. Hem göstericilere hem polislere.)                                                                                                                                                                                         Peki bizim kendi bilgi alma sistemimiz olmadığına, tek bilgi kaynağımız  basın olduğuna ve o da kafa karıştırmaktan başka birşeye yaramadığına göre biz neye göre oy kullanacağız!!!  Bu açıdan bakınca demokrasi nasıl en iyi yönetim biçimi oluyor sorusu da geliyor insanın aklına!!! Bir yerlerde yanlış yapıyoruz ama nerede???

 

 

kadınlar ve erkekler

26 Eylül 2008 Cuma | Kategori Aşk 3

Facebook’ta bulduğum bu yazı hoşuma gitti. Katıldığımı belirten bir yazı yazarak grupta bulunan kızlara ucuz kur yapmak bana göre değildi. Destek olmak için ben de bloğuma aldım. Bazı yerleri kızgınlıkla yazılmış olsa da anafikire katılıyorum…

Şimdiii… İki şeyi mukayese etmek için ne gerekir? İkisini de her yönü ile bilmek ve tanımak ve karşılaştırmayı "eşit şartlarda" yapmak.
"Türk kadınları tu kaka… Rus kadınları harika" diye ahkâm kesenlere sormak isterim: Ömürlerinde kaç Türk kadını ile birlikte oldular, hepsini tanımalarına imkân var mı? Yanlış seçimlerinin bileti "tüm Türk kadınlarına mı kesilmeli"? İki, haydi bilemediniz üç Rus kadını tanımakla, tüm Rus kadınlarının "Türk kadınlarından üstün olduğuna" nasıl karar verebiliyorlar?
Fiziksel karşılaştırma için söyleyebileceğim; Ne Türk kadınlarının hepsi çirkin, ne de Rus kadınlarının hepsi güzeldir. Fiziksel karşılaştırma yapanlara sormak isterim "Hiç aynaya baktılar ve aynı karşılaştırmayı kendileri ile diğer ülke insanları arasında da yaptılar mı?"
Rus kadınları eğitimli deniyor. Evet eğitimliler. Ama erkekleri de eğitimli, bu hiç dile getirilmiyor nedense. Çünkü, devlet el atmıştı eski rejimde eğitim işine. Bundan sonra ne olacak, hep beraber göreceğiz. Ama bu eğitimin diploması "nedense" pek çok ülkede (bizimki de dahil) geçersiz. Bu nedenledir ki pek çoğu ülkemizde (maalesef) ya revülerde, ya da "o, tarihin en eski mesleğinde" boy göstermekteler. Bu nedenledir ki bazı erkeklerimiz, yine genelleyerek… Hepsini aynı kefeye koymaktadırlar. Genel adı "Nataşa"dır onların. Bunu da birey olarak "yanlış bulduğumu" ifade etmek isterim.
Ülkemizde ise eğitim düzeyi son derece düşük. Kız çocuklarının okutulması "özellikle kırsalda" gereksiz görülüyor. Zaten verilen eğitim de ortada. Toplum olarak "okuma alışkanlığımız" yok. Benim, sizin çok okuyor olmamız önemli değil. Önemli olan çoğunluğun okuması ve kendini geliştirmesi. Kaç kişinin evine ciddi bir günlük gazete giriyor sorarım size? En basitinden teknoloji, mesela bilgisayar, "en çok hangi amaçla kullanılıyor"? Ben burada internet ile ilgili hiçbir abuk soru ile karşılaşmazken, Türkiye’de internet ve bilgisayar sözcüğünü duyan… O yüzlerinde çokbil(me)miş ifade ile "chatleşip chatleşmediğinizi" sorar veya ima ederler. Teknolojiden çok, onun "eğlencelerinden yararlanma" eğiliminde değil mi çoğu insanımız? Eğitim konusunda o kadar çok şey var ki aslında yazılacak. Eğitimin sadece okullarla sınırlı olmadığının, yaşam boyu kendini geliştirerek "medeni birey olabilmenin başlangıcı" olduğunun kaç kişi farkında acaba? Sanatın ne olduğunun, kime sanatçı dendiğinin bile ayrımında olmayan bir toplumda, sanatsal etkinliklerle "kaç kişi gerçekten iç içe"? Bu karşılaştırmada kadın/erkek ayırmadan, toplum olarak "eksik olduğumuz" ortada.
Kadın veya erkek diye ayırmadan… İnsan olarak ele alırsak eğer, -ki bizim ülkemizde nedense bu ayırımcılık inanılmaz boyutlardadır- toplumsal baskılar hayatımızı yönlendirmez mi hep. Yasak-günah-ayıptır her şey nedense. Hele de kadınlara. Erkeğin "elinin kiri"dir de ihanet, kadının ölüm fermanıdır nedense. Yapış-yapıştır pek çok ilişki. Erkek gitmek isterse gidebilir de çoğu kez… Kadın boşansa da, çevrenin, ailesinin ve eski kocasının baskı ve gözetimi altında değil midir genellikle. Azınlıklardan değil, genel toplum yapımızdan bahsediyorum. "Ben aslaaaa" veya "Ben hiiççç" demeden önce "Türkiye genelini-gerçeğini" bir düşünün derim.
Kadın biraz gönlünce giyinse… Hele bir de doğal davransa, hemen "hafif kadın" damgasını yer ülkemizde. Saçma -sapan ayrıştırma vardır bir de; Eğlenilecek kadın, evlenilecek kadın diye. İyi de o "eğlenilecek kadınlar" kiminle eğlenmişlerdir. Eğlenilecek erkekler, evlenilecek erkekler diye ayıracak olsa Türk kadını -erkeklerin, evlenilecek kadınlarda aradıkları özellikleri baz alırsak- kaç erkek vardır ki bu kriterlere uyan ülkemizde? İğneyi kendimize, çuvaldızı karşımızdakine batırmalıyız. Sadece karşı taraftan "mükemmel olmasını beklemek" ne denli adildir acaba?
"Ülkemde kadınların içine düşürüldüğü ikilem, düşündürücüdür aslında. Hem "eline erkek eli değmeyecek, hem de çok tecrübeli olacak". Nasıl olacak bu, sorarım size?" Bu sorunun cevabı verilemeden, iki ülke kadınını kıyaslamanın son derece yanlış olduğu da muhakkak. İki ülke kadınını kıyaslayan bazı erkeklerimize "önce -özellikle ülkelerindeki- kadına, bakış açılarını, beklentilerini sorgulamalarını" öneririm.
Evlenirken eli erkek eline değmemiş eş isteyen ve her şeyi kendileri öğreten (!) erkeklerimizin… Kadının öğrendiklerinin eksikliğindeki rolü hiç düşünülür mü acaba? Örneğin; Kadın, bir şeyler daha katabildi ise kendine bu yönden -mesela film seyretti diyelim- uygulayabilir mi bunu. Bir teklif etsin bakalım… "Nereden öğrendin bunları … (burada küfür var)" sorusu ve belki de ardından dayak gelmez mi? Gelmez derseniz bu "koskoca bir yalan olur". Sizin evinizde aksi olabilir belki ama, Türkiye "sizin eviniz kadarı" ile sınırlı değil. Hele ki "erkekliğine ve cinselliğine" söz etmenin nerede ise "cinayet nedeni" olduğu, erkekliğine laf söyletmeyen, bu konuda değil konuş(tur)mak, her sözü "alınmaya hazır apartta bekleyen" bazı erkeklerimiz söz konusu ise.
Kadın, bizde nedense "koca evinde ve kocasından öğrenmelidir" sevgiyi, sevişmeyi… Bu nedenledir ki, bilgisi(zliği) "kocasınınki kadardır". Yine burada yurdum kadını / erkeğinin azınlık değil, çoğunluğu ele alınmıştır. Lütfen gazetelerin "üçüncü sayfa haberlerine" ara sıra da olsa bir göz atın, namus-töre cinayetleri ne ifade ediyor sizlere bilmek isterim. Tecavüze uğrayan kadın öldürülür de, erkek elini-kolunu sallayarak gider evlenir gönlünce. Sanki kadın, o olayı tek başına yaşamıştır. Öldürülmese bile, yaşadığı travma yetmezmiş gibi, bir de suçlama cümlesi vardır toplumumuzun "Dişi köpek kuyruğunu sallamasa…" diye. Bu bile "öldürmeye yeter" kadını… Ölüm sadece "hayati fonksiyonların sona ermesi değildir". Yaşarken de ölebilir insan. İçi ölür, duyguları ölür. Hele bir de tecavüz edenle evlendirilir ki kızlarımız… Gel de bu evlilikten hayır bekle.
İçinde yaşayamadığı, yaşatmadıkları duygular… Yapabilecekleri diğer kadınlardan daha eksik olmayan kadınılarımız "olması öngörüldüğü şekilde olmak zorunda bırakıldığı için" beğenilmemekte ise eğer… Bunun suçu yine "o, yaşamaları gereken insana ait yaşanasıları, yaşatmayanlarda" değil midir?
Rus kadınlarını göklere çıkarıp, Türk kadınlarını aşağılayan bir yazıya yapılan… Ve çok beğendiğim bir yorum cümlesi, özetle ifade ediyor aslında söylemek istediklerimi; "Dans iki kişi ile yapılır".
Bu arada üzgünüm bazı erkeklerimiz adına… Çünkü, çok beğendiği tarafından "tercih edilmediğini bilmek" pek hoş bir duygu olmasa gerek. Rus kadınları, özellikle İtalyan erkeklerini tercih ediyorlar… Hani şu hem tensel, hem de duygusal yönden onlara ve dünyadaki pek çok kadına hitap eden, bakımlı, yakışıklı, eğlenceli ve bir o kadar da centilmen -yapmacık olmayanından- İtalyan erkeklerini.
İtalyan erkekleri için iki sıradan cümle buldum internetten… Pek çok sitede aynı cümleler dolaştığından, kaynak belirtme gereği duymuyorum…
1- "Bir erkek için Rus kadını ne ifade ediyorsa, bir kadın için de İtalyan erkeği o kadar şey ifade ediyordur."
2- Aslında tehlikeli olan, Türk erkeklerinin Rus kadın fantazileri ya da geyikleri değil… Asıl tehlikeli olan Türk kadınlarının İtalyan erkek hayranlığıdır. Hem de İtalyan erkekleri (bazı fiziksel özellikleri ile) Türk erkeklerine benzediği halde… İtalyan erkekleri, Türk erkeklerinin daha seksi, medeni, yakışıklı ve centilmen versiyonlarıdır." Burada bazı erkeklerimiz için acı olan şudur ki, fiziksel özellikleri aynı ama diğer açılardan çok farklı iki erkek modeli söz konusu… Yani son derece adil bir karşılaştırma yapılmıştır. Bu kıyaslamada, pek çok Türk erkeğinin kısa boyları ve bacakları, göbekleri ve göbeklerinin altından taktıkları kemerlerle daha da feci bir görünüm kazanmaları ise hiç dile getirilmemiştir.
Dış görünüşleri hakkında bilgi verebilir ancak ve -benim açımdan- o da genellemeye yetmez.
Bu yazıda amacım; "Farklı kültürlerdeki insanların kıyaslanmalarına… Ve bir tarafın yüceltilirken, diğer tarafın aşağılanmasına karşı olduğumu" anlatmaktı.
Acaba "bu karşılaştırmayı yapan" bazı Türk erkekleri de, Türk kadını tarafından İtalyan veya bir başka ülkenin erkeği ile kıyaslanmak ister miydi? Hani yani… Öylesine bir sorayım dedim:))

Not: "Bazı Türk erkekleri" yazdım özellikle… Çünkü hepsini aynı kefeye koymanın… Genellemenin yanlış olduğunu düşünüyorum.

ERKEK DEDİĞİN…..
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki
emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle. RAHAT OLACAKSIN YANINDA, çok
konuşmayacak, BEYNİNİ DİDİKLEMEYECEK. İnce olacak; seni senin kadar
düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine HESAP SORULUYOR havalarına
girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek. Adamın sinirini bozmayacak, sanki sen onun içinvarmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yarsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek. Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sen onun için
kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında
hiçbirşey olmamış gibi davranmayacak.Ruhunu okşamayı bilecek.romantik
olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek.Özel günleri
unutmayı marifet sanmayacak.Kayıtsız olmayacak senin bütün zerafetine
karşı.Gerçekten seven kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın
karşılığında küçük bir tatlı söz,kısa bir mesaj,bir çağrı bile onu mutlu
edebilir.Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi
cimrilikle yapmayacak.
Ben aranmayı,çok aramayı sevmem demeyecek. HERŞEY KENDİ İSTEDİĞİ GİBİ
OLSUN İSTEMEYECEK.Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.
Erkek dediğinin hissettiğiyle yaptığı arasında uçurum olmayacak.CESUR
olacak CESUR.Seni seviyorum derken korkmayacak,başka şeylerin arkasına
gizlenmeyecek.Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak,özlüyorum
diyorsa gelecek,kaybetmek istemiyorum diyorsa KAYBETMEYECEK…Erkek dediğin
aşkına sahip çıkacak,onun bunun lafıyla yaşamayacak. Korkak olmaz erkek
dediğin…Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle öptüğünde alnından bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir. Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir. Erkek dediğin ALDATMAYACAK. Aldatmak basitliktir.Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin. Aldatıyorsa sevmiyor demektir.Erkek dediğin yakışıklı olacak çekici olacak ama bundan daha öte bir şey…ZEKİ olacak.>Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. KADININ ZEKASINI KÜÇÜMSEMEYECEK KADAR ZEKİ olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisini katmasınıda. Değerlerini bir anlık heves uğruna satmayacak. Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili getirmeyecek.
Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa giriyorsun ne toprağa…Koluna girip gezmesini bileceksin gururla. Babalığını da bilecek,ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı.. Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin.Erkek dediğin erkek gibi olacak güzelim. SENİ SADECE SEN OLDUĞUN İÇİN SEVECEK. Parayla pulla, kariyerle, güçle, KİMİN NE DEDİĞİYLE HAREKET ETMEYECEK. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın..

Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmak ister. (Oscar Wilde)

defol

14 Eylül 2008 Pazar | Kategori Siyaset 2

Fatih Terim, defol!!!!

Aldığın kamyon yükü para için değil,

Belirli oyuncuları tutup, formsuz da olsalar onlarsız yapamadığın için değil,

Ağız, burun, el kol hareketlerin için değil,

Hemen her maçı savaş haline getirdiğin için değil,

Zaten barbar olarak tanıtılmaya çalışılan ülkemizin, imajını berbat ettiğin için değil,

 Cep telefonu çaldı diye maç sonrası yapman gereken basın toplantısını terkettiğin için değil,

Kendini bi halt zannettiğin için DEFOL!!!!

Bir an önce yurtdışına gidip bir takımdan daha kovulmanı, ardından çok bilmiş biri olarak geri gelip, GS’ı yirmi tane işe yaramaz yabancı futbolcu alarak, borç batağına sokmanı ve ardından GS’den de kovulmanı dilerim…

 Bütün bunları yaşadığın halde hala kalkıp önemli bir kariyerin olduğunu söylüyosun ya, bunun için DEFOOOOOOOOLLL!!!!

 

istiyorum

12 Eylül 2008 Cuma | Kategori Aşk 0

Yaşamak istiyorum

Sahip olduktan sonra değeri düşen şeyler için

kimseyle kavga etmeden,

Onda var, ben de niye yok diye düşünmeden

Cebindeki deliği dikecek ipi

Yağan yağmurların ıslattığı saçları

kurutacak bir mendili olmadan

Dökülen sonbahar yapraklarının üzerinde

Elleri cebinde ıslık çalarak dolaşmadan

Masmavi denizleri bakıp

Kuşların rüzgarla dansını seyretmeden 

Sensizliği hiç bilmeden

Yaşamak istiyorum…

 

Victor Hugo

11 Eylül 2008 Perşembe | Kategori Şiir 1

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?


Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?

Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

 

Victor Hugo

 

şimdiden çalmak

10 Eylül 2008 Çarşamba | Kategori Şiir 0

var mı?

8 Eylül 2008 Pazartesi | Kategori Eğitim 0

 Kredili ebeveyn programı var mı? Şöyle ki: Kişiye bir haftalığına mesela sekiz saat bilgisayarı kullanma hakkı veriyor. Sekiz saat dolduğunda haftasonuna kadar giriş izni vermiyor. İsterse kullanıcı sekiz saati iki günde kullansın, isterse hergüne paylaştırsın. O kullanıcının problemi.

Ne işe yarar diye soranlara: Çocuk, bazı şeylerin kararını kendisi verip, sonucuna kendisinin katlanmasını, tasarrufu, geleceği düşünmek zorunda olduğunu, hayatını planlamayı öğrenir.

Mevcut programlarda siz yasak veya serbest saatleri belirliyorsunuz. Çocuğunuz bunlara uymak zorunda kalıyor. Fakat bırakın saatleri de o  belirlesin ama süreyi siz belirleyin. İlk hevesle birinci gün üç saat ikinci gün beş saat sonra bir hafta bilgisayar yok.:-))))

Sizde böyle bir program var mı?

Düşünceler:Asker-demokrasi-Baykal-Orhan Pamuk

4 Eylül 2008 Perşembe | Kategori Siyaset 0

1- Bazı bürokratlar konuşmalarında sürekli laiklik ve üniter devlet vurgulaması yaparken, neden aynı şekilde demokrasi vurgulaması yapmaz? Bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı yok mu? Veya demokrasi çokta önemli bişi değil mi?

2- Demokrasinin olduğu bir ülkede yaşıyorsak neden herkes asker ne diyecek diye merakla bekliyor? Demokrasilerde askerin çalışma alanı bellidir ve iç siyaset bu alana girmez.

3- Deniz Baykal cephesinde değişen bişi yok. Hala halkla değil, asker ve bürokrasi ile birlikte olmayı tercih ediyor. Atatürk’ün partisiyiz, cumhuriyeti biz kurduk, rejim tehlikede cümlelerinin üzerine söyleyebileceği yeni bişi yok.

4- Mizaç ve karakter farklı şeymiş. Geçen akşam öğrendim. Mizaç doğuştan gelen, genlerde bulunan kişisel özellikler, karakter ise sonradan kazanılan, aileden, sosyal çevreden, kültürden etkilenen kişisel özelliklermiş. Mizaç Arapça, karakter Fransızca. 

5- Orhan Pamuk’un yeni kitabı ”Masumiyet Müzesi”  ülkemizde sürekli eleştiri alıyormuş. Ne bekliyordunuz ki?Ermenilerle ilgili söylediği ”katledildiler” kelimesinden sonra…                                                                                                                                                     Yıllarca inkardan başka bişi yapmayan ülkemiz, artık cesurca olayı ortak tarihçiler incelesin, sonucu birlikte değerlendirelim diyerek atağa geçti ve Ermenistan buna yanaşmıyor. Orhan Pamuk’un bu konuda da açıkça Ermenilere çağrı yapması, Nobel ödüllü bir yazar olarak etkili olacaktır. Kendisinden yeni kitabı çıkmışken böyle bir açıklama bekliyoruz. Türkiye’yi haklı çıkarmak için değil, tarihi gerçeklere ulaşmak için…

6- Ramazan da artık iyice magazinleşti. Aslında uzun uzun yazılabilecek bir konu ama gerek yok. Çünkü Zekeriya Beyaz Hoca’nın Kutsal Yolculuk adlı ramazan programı için kendinden yirmibeş santim uzun bir bayan spikerle sırt sırta verdiği Bay ve Bayan Smith pozunu görünce dumura uğradım. Gülmek isteyenlere hararetle tavsiye ederim.  sakın altınıza kaçırmayın.

dsadas