Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
 

insan

11 Temmuz 2008 Cuma | Kategori Siyaset 2

Profesör Üstün Dökmen Hayvan dergisinde yayınlanan röportajında, yere düşen ekmeğe basan,tekmeleyen görmedim ama, yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm diyor ve saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor.Birbirimize saygılı olma konusunda üç tip hata yapıyoruz.

- Avrupada yaşayan vatandaşlarımız orada yerlere çöp atmazken, Kapıkule’den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor.Niye böyle yapıyorsun diye sorduğunda herkes böyle yapıyor diyor.Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.

-İkinci hatamız Adama göre davranmamız.Karşımızdaki adam iriyarıysa Buyur abi, ufak tefekse Ne var lan? diyoruz. Oysaki fiziği farklı olsa da, insanların onuru eşittir.

-Üçüncü hata keyfimnize göre davranmak.Keyfimiz yerindeyse eve girerken Merhaba Millet! diyoruz, yerinde değilse surat asıyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın tüm insanlara saygılı davranmak zorundayız.

   Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı davranma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basmaz,ayağıyla dürtmez, yerden kaldırır,öper bir kenara kor. Ekmek nimettir kabul, peki insan nedir?

tavşan

1 Temmuz 2008 Salı | Kategori Mizah 1

 Yavru tavşan yuvasından ilk defa dışarı çıkmış ve ormanda dolaşmaya, ormanı tanımaya başlamıştır. Karşılaştığı ilk hayvana sorar:

-Merhaba, ben tavşan, sen kimsin?

-Ben kurt köpeğiyim.

-Nasıl yani?

-Benim annem köpek, babam da kurt. Onların çiftleşmesinden ben doğmuşum.

Biraz dolaştıktan sonra yeni bir hayvanla karşılaşır.

-Merhaba, ben tavşan, sen kimsin?

-Ben katır.

-Nasıl yani?

-Benim annem eşek,babam da at, onların çiftleşmesinden ben doğmuşum.

Tavşancık bunları anlamaya çalışırken bir hayvanla daha karşılaşır.

-Merhaba, ben tavşan,sen kimsin?

-Devekuşu…

-Hadi lenn!!!!

susmak

28 Haziran 2008 Cumartesi | Kategori Aşk 2
Sadece Susmak İstiyorum ;
Yalan İnsanları Kaale
Almadan…
Haklıyken , Haksız Görünsem Bile Kendimi
Savunmadan…
Huzur bulmak İstiyorum ,Gözlerimi Kapayıp , Kimseyi
Anmadan…
Sessizliği Dinlemek İstiyorum ,
Herşeyi Yaşamış Gibi Yaparak…

hayatla röportaj

26 Haziran 2008 Perşembe | Kategori Aşk 3

Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda…

‘Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?’ diye sordu Hayat.

‘Zamanın var mı?’ diye sordum.

Gülümsedi…

‘Benim zamanım Sonsuzluk’ dedi Hayat. ‘Ne sorular var yüreğinde?’

‘İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?’ diye sordum.

Hayat yanıt verdi.

‘Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar.’

Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.

Hayat yanıtladı.

‘Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim.’

‘Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim.’

Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.

‘Söylediklerimi yüreğine kaydet’ dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.

‘Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren’.

Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.

‘Son bir soru daha, Hayat’ dedim. ‘Benden ne istiyorsun?’

Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı… ve Hayat yanıtladı.

‘Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil.’

Hayat ın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar Hayat ı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla…

İzel

25 Haziran 2008 Çarşamba | Kategori Aşk 0

Kızımız Olacaktı

Ağlarsan kıyamam kıyamam ki küçüğüm
Gözlerine bakıp da sana yalan diyemem
Söylesene diyorsun söylemek zor küçüğüm
Başkası var gönlümde sana yalan diyemem
Deyip de çektin gittin…

Yalancısın sen yalancı ne olursun gitme dur
Unuttun mu küçüğüm kızımız olacaktı

Unutmak kolay mı kolay mı küçüğüm
Ayrılık ölümden beter be küçügüm
Kızımız olacaktı gittin küçüğüm
Kızımsız yollardayım

kim?

19 Haziran 2008 Perşembe | Kategori Siyaset 0

 Krizde kim kazanır?

Her krizde ortaya atılan soru aynıdır? Neden çıktı? Kim çıkardı? Kimin kazancı var?

Siyasiler hep birbirlerini suçlarlar. Buna alıştık. Kendi başarısızlıklarını örtmek için başkalarına saldırırlar, ” Sen bu ülke için ne Yaptın? ” sorusuna rakiplerini suçlayarak cevap verirler.

Krizlerde görülmeyen ama hep kazanan başkaları da vardır. Vatandaşın hemen hemen tamamı kaybederken, bir avuç zengin, ( işveren, fabrika kuran, istihdam sağlayanlardan bahsetmiyorum) paradan para kazanan zenginler krizlerden hep çok karlı çıkarlar. Çünkü sıcak paranın piyasadan çekildiği dönemlerde sıkışan esnaf, borçlarını kapatmak için mal varlıklarından bazılarını satar ve çoğu zaman bu ederinin yarısını ya geçer ya geçmez. Esnafın sattığı menkul veya gayrimenkulleri yarı fiyatına alan para babaları, krizden çıkıldığında, piyasa normale döndüğünden gerçek fiyatına satarlar ve varlıklarını ikiye katlarlar.

Bir daha düşünelim. Krizin altında kim var acaba?

müdür

16 Haziran 2008 Pazartesi | Kategori Mizah 0

Bir gün vücudun organları arasında kim müdür olacak diye bir tartışma başlamış. Hepsi ben olacağım diye tutturmuş. uzun ve hararetli tartışmalar olmuş. En son aralarından birini müdür seçmişler. Müdür olamayan popo (Bundan sonra fıkranın orijinalliği için gö. şeklinde anılacaktır   )   bu duruma çok içerlemiş. Kendi kendine ben size gösteririm demiş. Sıkmış kendini, bağırsakları hiç boşaltmamış. Sıkmış, sıkmış gö. kendini ve vücutta dayanacak güç kalmayınca bütün organlar Tamam demişler kabul ediyoruz bundan sonra Müdür sensin.

İşte o günden beri bütün gö.leri Müdür yapıyorlarmış…

sadrazam!!!!

13 Haziran 2008 Cuma | Kategori Siyaset 2

Bir arkadaşımdan Avrupa ülkelerinde asansör düğmelerinin yatay sıralanması halinde çocukların tüm düğmelerine rahatlıkla ulaşabilecekleri, ve bunun yapılmasının doğru olup olmayacağı tartışma konusu olmuş sözünü duyduğumda Sadrazam fıkrası aklıma geldi.

Fıkrayı hepiniz bilirsiniz. Eski sadrazam görevi devrederken yenisine senin için şu çekmeceye üç zarf bırakıyorum. Başın sıkıştığında numara sırasına göre açarsın, yardımı olabilir der. Gerçekten de bir müddet sonra yönetimde zaaflar ortaya çıkar ve sadrazam zarfları hatırlar. Hemen gider bir numaralı zarfı açar. ” Kendinden önceki yönetimi suçla!”  Ve hemen uygulamaya konulur ve eleştiriler bir müddet kesilir.

 Bir müddet sonra yeniden homurdanmalar, eleştiriler başlar.Sadrazam hemen iki noluya sarılır. ” Çevrendekileri suçla ve görevden uzaklaştır!” Hemen gereği yapılır ve eleştiriler yine bir süre kesilir. Sadrazam rahatlar, fakat beceriksizlik bir müddet sonra yine işlerin bozulmasına yol açar ve sadrazamın umudu üçüncü zarftadır. Açar ” Sen de Üç zarf hazırla!!” yazıyordur.

Beceriksiz sadrazam böyle yaparmış, beceriksiz cumhuriyet yöneticileri ne yapar? Onu da ben söyleyeyim: Ortaya sanal canavarlar çıkarır ve sonra da bütün söylemlerini ”ben sizi o canavardan koruyorum” üzerine kurarak vatandaşlarını uyutur. 1938′den sonra ülkemi yöneten beceriksiz yöneticiler! Atatürk’ün yaptıkları üzerine ne koydunuz? Dünyada 160 civarındaki ülkenin arasında vatandaşına sağladığı refah seviyesi sıralamasında doksan küsur sıralarda olmamızı ( bu bilgi Çetin Altan’ın yazılarından alınmıştır ) bize unutturmak için yok türban, yok laiklik, yok komünizm, yok faşizm, yok İran bize rejim ihraç edecek sözleri ile yıllardır bizi yönettiniz. Kardeşim ben neden dünya refah sıralamasında doksanlarda dolaşıyorum. Gariban Afrika ülkelerini vs. çıkarsak sonuncuyuz yaw. Ülkemi Atatürk’ten sonra yöneten  gerek siyasi partiler, gerek derin devlet, gerek bürokratlar!  Neden Almanya, Japonya gibi ülkeler 20. yüzyılda yerle bir oldukları halde ayağa kalktılar ve ilk sıraları alırken biz hiç olmazsa ilk yirmiye giremedik. Elalem asansör düğmelerini, vatandaşı daha rahat ve tehlikesiz nasıl kullanabilir tartışmaları yaparken, bizi neden yok türban, yok laiklik, yok cumhuriyeti biz kurduk, yok Atatürk kalksa sizin yüzünüze tükürürdü gibi konularla bizi uyutmaya çalışıyorsunuz? Siz eskortlu  son model arabalarla keyif yapıp, bu düzenin kaymağını yerken, halkımızın büyük çoğunluğu yoklukla ve yoksullukla inlemekte… Bana bunun hesabını verin.Yoksa topunuz zarfları da cebinize sokun ve gidin!!!

Babalar ve Kızları

3 Haziran 2008 Salı | Kategori Şiir 2
BABALAR VE KIZLAR
 
Babalar aslında en çok kızlarını severler
Ama inanmaz kimse buna
‘Yalan’ derler ‘imkansız’ derler
Her nedense kimse çıkıpta ‘Neden?’ demez.
Nedendir bilir misiniz?
Çünkü kız babası olmak,
Farklıdır, özeldir, bambaşka bir duygusallık verir babalara
Hayatında hiç ağlamayan babalar bile kızlarını ellerine aldıklarında
Tutamazlar gözyaşlarını…
                                                                                                                                                                                                                    Ama bir taraftan da zordur kız babası olmak.
Bir kız iki evlat demektir.
İki canı birden sırtına yüklenmek demektir.
Çünkü biri iki yapan da kadındır, ikiyi üç yapan da…
 
Bunu bildiklerinden babalar,
Onların üzerine daha da titrerler.
Onlara her baktıklarında ,
Bazen kırdıkları ama her şeye rağmen onları yetiştiren
Annelerini anımsarlar.
 
Ama bir yandan da koruma içgüdülerine yenilirler
Kızlarına hiç birşey olmasın
Onlar hiç üzülmesin
Gözlerinden bir damla yaş gelmesin isterler
O bir damla yaş için koca dünyayı yıkacak olurlar…
 
Ve onlar kızlarını; en çok
Erkeklerden korumak isterler.
Çünkü bilirler hemcinslerinin akıllarından geçenleri…
Belki de zamanında üzdükleri,
Gururlarıyla oynadıkları, hiç sevmedikleri sevgilileri
Yalandan söyledikleri ‘Seni seviyorum’ cümleleri
Gelir akıllarına
Ve düşünürler ‘Ya bunlardan biri de benim kızım olursa’ diye
İşte o zaman hesaplaşırlar geçmişleriyle,
Yaptıkları hatalarıyla…
Böylece daha da bağlanırlar kızlarına…
 
Ama bu sevgilerini,
Bu bağlılıklarını,
Asla göstermezler, utanırlar.
Çünkü baba demek; güçlü, çatık kaşlı olmak olarak öğretilmiştir.
Onlara
 
Gülümsemek isterler o güzel kızlarına
Ama rolünün dışına çıktıklarını düşünüp
Dönerler eski çatık kaşlı, gergin suratlarına…
Bazen ağlamak isterler
Ama ‘erkekler ağlamaz ’denmiştir onlara
Yapamazlar bu yüzden saklarlar göz yaşlarını…
İşte böylece her şeyi içlerine atarlar
Kız babaları
Yansıtmazlar asla duygularını…
 
Ama dayanamazlar gece yarıları
Ve giderler o güzel kızlarının tatlı şirin odalarına
Uzun uzun bakarlar yüzlerine
Ve bir kez daha hayran olurlar
O muhteşem güzelliklerine
Gündüzleri dokunamadıkları ellere parmaklara
Hiç bırakmayacakmış gibi dokunurlar.
İçlerindeki duygunun gözyaşlarını boşaltırlar.
Ve yavaşça güzel kızlarını öpüp
‘İyi geceler’ derler derinden derinden…
 
Eğer siz de bir sabah uyandığınızda yanağınızda
Bir damla gözyaşı hissederseniz
Bilin ki babanız o gece de sizi izlemiş
Ve sonunda iyi geceler deyip gitmiştir…
 

ayıp bir fıkra

29 Mayıs 2008 Perşembe | Kategori Mizah 0

 Kadın sevgilisiyle yatak odasında vakit geçirirken kocası aniden eve gelmişti. Apar-topar sevgilisini dolaba sakladı ama karısının gündüz vakti çırılçıplak olmasından kuşkulanan adam dolapta genç sevgiliyi buldu.

-Bu da kim? diye sordu karısına.

-Robot! Yeni aldım da nasıl çalıştığını öğrenmeye çalışıyordum.

-Ama bu tıpatıp insan????

-En yeni model bu hayatım. Son teknoloji ürünü. Tam olarak insana benzetmişler. 

-Eeee, o zaman ben hazır gelmişken şunu bir halledeyim der ve genci yatağa yatırır. 

Ne kadar zorlasa da, o iş olmaz. Döner karısına:

Senin bu robota bir delik eksik açmışlar. Kap gel şu bizim matkabı da ben eksiği tamamlayayım der. Kadını elinde matkapla gören genç robot (!) metalik bir sesle: 

- Lütfen……….tekrar……….. deneyiniz…… Lütfen……… tekrar………. deneyiniz.                                                                                                                                                                 

dsadas