Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş
4 Şubat 2008 Pazartesi

Ateist`in Başına Gelenler )))


Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki
güzelliklere
bakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp
mest oluyormuş.
Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya
başlamiş.
Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının
daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın
sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış,
pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam "TANRIM!!!" diye
bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz
olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın
üzerine parlamiş.
Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: - "Yıllarca bana
inanmadın,
yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım
etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş.
Adam utanç içinde:
- "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar
biri olmayı
istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz." demiş.
Ses: - "Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar
akmaya baslamis. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini
indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamiş: -
"Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere



4 Şubat 2008 Pazartesi

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındakigüzelliklerebakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş.Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamayabaşlamiş.Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayınındaha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda



4 Şubat 2008 Pazartesi
Anka Kuşu
  Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

baykuş yıkıntılarını özlemiş,

balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.
Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…



4 Şubat 2008 Pazartesi
Asad’ın Öyküsü
  Faslı genç kızın babası bir iplik eğiricisi idi . İşleri iyi gittiğinden Akdeniz yolcuğuna çıkarken kızını da yanında götürmüştü . İplikleri satmak istiyordu , kızına da kendisine iyi bir koca olabilecek bir koca aramasını söylemişti . Ancak Mısır yakınlarında çıkan bir fırtına geminin batmasına neden oldu , baba öldü , kız ise karaya savruldu . Perişan ve bitkin , önceki hayalini hayal meyal hatırlar bir halde kumların üzerinde yürüdü , ta ki dokumacı bir aile ile karşılana dek . Onu aralarına alıp kumaş dokumayı öğrettiler . Nihayet mutlu olmuştu .

Ancak bir kaç yıl sonra Doğu’dan İstanbul’a doğru yol alan köle tacirleri onu kıyıda yakalayıp köle pazarına götürdüler . Gemilere direkler yapan bir adam işinde kendisine yardım edecek köleler satın almak için pazara gitmişti , kızı fark ettiğinde acıyıp onu satın aldı ve karısına hizmet etmesi için eve götürdü . Ancak korsanlar yatırım yaptığı yük gemisini çalınca , adam başka köle alamadı . Kız , adam ve eşi tüm direkleri kendi kendilerine yapmak zorundaydılar . Kız dürüstçe ve çok çalışıyordu . Adam kızın çok yetenekli olduğunu düşündüğü için en sonunda ona özgürlüğünü bağışlayıp iş ortağı yaptı . Bu , kızın çok hoşuna gitmişti .

Bir gün adam , ondan yaptıkları direkleri Cava’ ya götürürken eşlik etmesini istedi . Kız kabul etti , ancak gemi Çin kıyılarının açıklarında tayfuna yakalandı . Kız yine garip bir kıyıdaydı ve yine kaderine lanet ediyordu . “ Neden hep bu kötü şeyler benim başıma geliyor ? “ diye soruyordu . Hiç cevap yoktu . Kumların üzerinden kalkıp kıyıdan içerilere doğru yürümeye başladı .

Çin’ de , yabancı bir kadının ortaya çıkıp imparator için bir çadır yapacağına dair bir efsane vardı . Hiç kimse nasıl çadır yapılacağını bilmediği için, bütün halk ve birbirini izleyen tüm imparatorlar bu kehanetin sonucunu merak ediyorlardı . İmparator , tüm yabancı kadınları saraya getirmeleri için her şehre yılda bir kez ajanlarını gönderiyordu .

Sırası gelince kazazede kız da imparatorun huzuruna çıktı , imparator bir tercüman aracılığıyla ona çadır yapıp yapamayacağını sordu . “ Sanırım yapabilirim “ dedi kız . Bir ip istedi ancak Çinlilerde ip yoktu . Bunun üzerine bir iplik eğiricisinin kızı olduğunu hatırlayarak ipek isteyip iplik eğirdi . Kalın bez istedi , ancak Çinlilerde kalın bez yoktu , bu yüzden dokumacıların arasında geçen hayatını hatırlayarak çadır için kullanılan türden bir bez dokudu . Çadır direği istedi , ancak Çinlilerde hiç yoktu , bu yüzden direk yapan adamdan öğrendiklerini hatırlayarak çadır direkleri yaptı . Bütün herşeyi hazırladığında , hayatı boyunca görmüş olduğu tüm çadırları elinden geldiğince hatırlamaya çalıştı . En sonunda çadır yaptı . Buna hayran kalan ve eski kehanetin gerçekleşmesinden çok etkilenen imparator , kızın tüm dileklerini yerine getirdi . Kız yakışıklı bir prensle evlendi, çocukları ile birlikte Çin’ de kaldı ve mutlu bir yaşam sürdü . Yaşadığı şeyler o anda berbat görünmüş olsa bile , sonuçta mutluluğunu bunlara borçlu olduğunu anlamıştı



4 Şubat 2008 Pazartesi

Millî Cemiyetler




Yurdun hemen her köşesinde genelde Müdafaa-i Hukuk adıyla kurulan millî cemiyetler, milliyetçilik ideolojisine dayalı olarak kurulmuşlardı. Millî Kurtuluş Mücadelesinini temel taşlarını oluşturan bu cemiyetin kuruluşu, Türk milletinin bağımsız ve onurlu bir millet olarak yaşama azminin bir ifadesiydi. Bununla beraber Millî Cemiyetler Wilson ilkelerinden etkilendiklerinden başlangıçta barışçı mücadele yöntemini benimsemişlerdi. Türklüğün meşru haklarının tanınacağı düşüncesiyle siyasî faaliyetlerde bulunmayı ve yayın yapmayı yeterli görmüşlerdi. Ancak Wilson ilkelirinin Türkler aleyhinde kullanılması, işgalci devletlerin haksız tutumu ve özellikle İzmir’in işgali bu tür mücadelenin yeterli olamayacağını göstermiş, millî cemiyetleri silahlı mücadele kararları almaya yöneltmişti. Bu cemiyetlerin bir diğer zaafı da bölgesel kurtuluşu çare olarak görmeleri ve aralarında bir koordinasyon olmayışıydı. Millî cemiyetler Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçerek kurtuluş meşalesini eline almasından sonra bu zaaflarından da kurtulmuşlar, yek-vücut hale gelerek topyekün kurtuluşa inanmışlardı.
Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi 1 aralık 1918′de Müftü Mestan Efendi’nin başkanlığında kuruldu. Trakya’nın il, ilçe ve bucaklarına varıncaya kadar sistemli bir şekilde teşkilatlandırdı. Trakya dışında Adapazarı’nda bir şubesi açıldı. Kuruluş amacı Trakya’nın bütünlüğünü ve Osmanlı devletine bağlı kalmasını sağlamak, Trakya’nın Türk yurdu olduğunu anlatarak Türklerin haklarını savunmaktı. Cemiyet, İstanbul’da kurulmuş olan Trakya komitesi ile de işbirliği yapmış, Osmanlı devletinin parçalanması halinde Trakya’yı mümkün olursa Batı Tarkya ile birlikte bir bütün olarak Türk ve İslam topluluğu halinde kurtarmayı amaçlamıştı. Ancak bunun için İngiltere’nin, o olmazsa Fransa’nın yardımını sağlamayı düşünüyordu. Hedeflerinin bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.
Cemiyet, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmesinden sonra çalışmalarını millî amaçlara uygun olarak yürütmüştü. Sivas Kongresi’nden sonra faaliyet ve programını değiştirmekle birlikte temsil heyetinin isteğine uymak suretiyle Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almış ve böylece Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir şubesi haline dönüşmüştür. Daha sonra Lüleburgaz (21 Mart-2 Nisan 1920) ve Edirne (9-13 Mayıs 1920) kongrelerini düzenlemiş, muhtemel bir Yunan istilasına karşı silahlı bir direniş kararı almıştı.
Vilayat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimaline karşı İstanbul’da kuruldu. Türklüğün bölgesindeki haklarını savunmak amacıyla Le Pays adıyla Fransızca, Hâdisât adıyla Türkçe iki gazete çıkardı. İtilaf Devletlerinin İstanbul’daki temsilcilerine ve İtilaf başkanlarına muhtıralar verdiği gibi Avrupa’ya bir kurul göndermek amacıyla girişmde de bulunmuştu. Cemiyetin Erzurum şubesi, Kâzım Karabekir Paşa’nın himâyesinde önemli hizmetlerde bulundu. İstanbul’daki merkezle bağlantısını keserek Erzurum Kongresi’nin toplanmasına öncülük etti. kongre sonrasında Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla çalışmalarını sürdürdü.

İstanbul’da kurulmuş olan diğer cemiyetlerden Kilikyalılar Cemiyeti, Adana ve dolaylarına yönelik Fransız ve Ermeni emellerine karşı Türklüğün haklarını savunmak için faaliyet gösterdi. Millî Kongre Cemiyeti, millî bilinçlenme ve millî kurtuluş davasına yayın yoluyla katkıda bulundu. Millî Türk Cemiyeti Türk milletinin diğer milletler arasındaki varlığını uygar niteliklere sahip olduğunu savunmak, millî bir dayanışma yaratmak ve geliştirmek amacıyla eğitimci bir grup tarafından kuruldu. İstanbul’da ayrıca gizli olarak kurulmuş bazı cemiyet ve kuruluşlar da Anadolu’ya her türlü maddî ve manevî yardımda bulunma, özellikle silah ve cephane kaçırma işini üstlenmişlerdi.
Bunların başında Karakol Cemiyeti, MM (Mim Mim) ve Felah Grupları geliyordu. Karakol Cemiyeti daha sonra Zâbitân Gurubu ve en sonra da Yavuz Grubu adlarıyla faaliyet göstermişti. Felah Grubu ise Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ve İsmet Bey’in izni ve yardımlarıyla kurulmuştu. Felah Grubu değişik tarihlerde isim değiştirerek Hamza, Mücahid ve Muharip gibi adlarla faaliyet göstermişti.
Azm-i Millî Yurdu 1919 yılında Ankara’da Taşhan’ın bir odasında kuruldu. Cemiyet, çalışmalarını Ali Fuat Paşa’nın Ankara dışında bulunduğu günlerde XX. Kolordu Komutanlığına Vekâlet eden Yarbay Mahmut Bey’in himayesinde sürdürdü. Kurucuları arasında Avnirrefik, Avukat Ekrem ve Feyzi Beylerin yer aldığı bu cemiyet, halkı ülkenin içinde bulunduğu durum hakkında konferanslar düzenleyerek aydınlatmış, Millî Sinema’da Sultanî Mektebi ile Darülmuallimin sahnelerinde halkın heyecanını uyandıran piyeslerin oynanmasını sağlamıştı. Özellikle İzmir’in Kara Günler adlı piyes çok etkili olmuş. O sırada Ankara’da bulunan İskoçyalı subaylar bu piyesin oynanmasını engellemek istemişlerse de Ankara askerî komutanının tesin tavrı karşısında başarılı olamamışlardı.
İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmâniye Cemiyeti, Mondros ateşkesinden hemen sonra İzmir’de kuruldu. Başlangıçta çoğunluğu teşkil eden Türklerin haklarını bilimsel yollarla kanıtlamak amacıyla kurulan cemiyet daha sonra düşmanın bir saldırıya girişmesi halinde silahla karşı koymayı kararlaştırdı. Alaşehir Kongresinden sonra çalışmalarını İstanbul’da sürdürerek buradaki gizli kuruluşlarla işbirliği içinde oldu. Redd-i İlhak Cemiyeti Yunan işgaline karşı İzmir’i savunmak, işgalin ilhakla sonuçlanmasını önlemek amacıyla kuruldu. izmir’in Yunanlılar tarafından işgalini bütün Anadolu’ya duyurdu.
Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, 10 Şubat 1919′da Trabzon’da kurulu. Cemiyetin amacı, Trabzon ve yöresine yönelik Rum ve Ermeni İddialarına karşı Türk ve Müslüman haklarını korumak ve bu amaç doğrultusunda siyâsî faaliyetlerde bulunmak, bilimsel yayınlar yapmaktı. Trabzon ve yöresinde kısa zamanda teşkilatlanan cemiyet, ilk kongresini 23 Şubat 1919′da, ikincisini ise İzmir’in işgali üzerine 22 Mayıs 1919′da gerçekleştirdi. İkinci kongresinde silahlı mücadele kararı aldı. Diğer taraftan da düşmanın emrivakileri karşısında aciz kalan İstanbul’daki yönetimi uyararak Trabzonluların Türk ve İslam yurdu olarak kalma konusundaki kararlılıklarını dile getirdi. Cemiyetin İstanbul’a gönderdiği üç kişilik bir kurul padişah tarafından da kabul edildi. Cemiyet, Erzurum Kongresi’nin toplanmasına öncülük eden iki cemiyetten birisi olarak Millî Mücadeleye önemli bir katkıda bulundu



4 Şubat 2008 Pazartesi

Büyük Zafer




Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa gizlice Ankara’dan çıkarak cepheye gitti. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Cephe Komutanı İsmet Paşa ile diğer büyük komutanlarla sardırış planı üzerinde konuşmalar yaptı. Böylece taarruz günü 26 Ağustos olarak kararlaştırıldı. Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı ordumuza Afyon’un güneyinden hücum emri verildi. Bu ani baskın karşısında düşman şaşkına döndü. Kurmuş oldukları cephe daha ilk hücumda yarıldı. Altı saat bile dayanamadı.
Ordularımız 4 gün gibi kısa birsüre içinde düşmanı her taraftan kuşattılar ve Dumlupınar’da büyük bir meydan savaşı verdiler (30 Ağustos 1922). Bu meydan savaşında düşman orduları perişan oldu. Böylece tarihin en ünlü zaferlerinden birini daha kazandık. Bu savaş tarihe Başkumandanlık Meydan Muharebesi diye geçmiştir. Bu büyük zaferdan sonra Yunan ordusu perişan oldu, komutanları teslim oldu. Yunan ordusu İzmir’e kaçmaya başladı. Hızla ilerleyen Türk ordusu 9 Eylül günü İzmir’i, ertesi gün de Bursa’yı geri aldı. Bütı Anadolu onbir gün içinde düşmandan temizlendi. Büyük zaferin coşkunluğu ile yurdun her tarafında zafer şenlikleri yapıldı


4 Şubat 2008 Pazartesi
Fotosentez Mucizesi


Dünya, canlı yaşamına en uygun olacak şekilde, özel olarak tasarlanmış bir gezegendir. Atmosferindeki gazların oranından, güneşe olan uzaklığına, dağların varlığından, suyun içilebilir olmasına, bitkilerin çeşitliliğinden yeryüzünün sıcaklığına kadar kurulmuş olan pek çok hassas denge sayesinde dünya yaşanabilir bir ortamdır. Yaşamı oluşturan öğelerin devamlılığının sağlanabilmesi için de hem fiziksel şartların hem de bazı biyokimyasal dengelerin korunması gereklidir. Örneğin nasıl ki canlıların yeryüzünde yaşamaları için yer çekimi kuvveti vazgeçilmez ise, bitkilerin ürettiği organik maddeler de yaşamın devamı için bir o kadar önemlidir.

İşte bitkilerin bu organik maddeleri üretmek için gerçekleştirdikleri işlemlere, daha önce de belirttiğimiz gibi fotosentez denir. Bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin üretmesi olarak da özetlenebilecek olan fotosentez işlemi, bunların diğer canlılardan ayrıcalıklı olmasını sağlar. Bu ayrıcalığı sağlayan, bitki hücresinde insan ve hayvan hücrelerinden farklı olarak güneş enerjisini direkt olarak kullanabilen yapılar bulunmasıdır. Bu yapıların yardımıyla, bitki hücreleri güneşten gelen enerjiyi insanlar ve hayvanlar tarafından besin yoluyla alınacak enerjiye çevirirler ve yine çok özel yollarla depolarlar.

İşte bu şekilde fotosentez işlemi tamamlanmış olur. Gerçekte bütün bu işlemleri yapan, bitkinin tamamı değildir, yaprakları da değildir, hatta bitki hücresinin tamamı da değildir. Bu işlemleri bitki hücresinde yer alan ve bitkiye yeşil rengini veren "kloroplast" adı verilen organel gerçekleştirir. Kloroplastlar, milimetrenin binde biri kadar büyüklüktedir, bu yüzden yalnızca mikroskopla gözlemlenebilirler. Yine fotosentezde önemli bir rolü olan kloroplastın çeperi de, metrenin yüz milyonda biri kadar bir büyüklüktedir. Görüldüğü gibi rakamlar son derece küçüktür ve bütün işlemler bu mikroskobik ortamlarda gerçekleşir. Fotosentez olayındaki asıl hayret verici noktalardan biri de budur



4 Şubat 2008 Pazartesi

BAYKUŞ

Baykuş, avını yakalayabilmek için, avının yerini saptar saptamaz, en sessiz şekilde onun üzerine atılmalıdır. Ama kuşların çoğu uçarken bir ses çıkarırlar. Örneğin havada uçan bir kuğunun kanat hışırtısı çok uzaklardan duyulabilir. Birçok büyük kuşun kanatları da uçarken ses çıkarır. Gürültülü kanatlarsa, bir gece avcısı için avının olası bir saldırıyı fark etmesine yol açacağı için açık bir dezavantajdır. Ama bu problem gece avlanan baykuşlara özel tüy yapısıyla çözülmüştür. Baykuşun tüyleri yumuşaktır, uçmasını sağlayan güçlü kanat tüylerinin uçları ise püskülümsü bir yapıya sahiptir. Kanat tüylerinin kadife yumuşaklığındaki yüzeyleri, sesi etkili bir biçimde boğarak, baykuşun sessiz uçmasını sağlar.

PUMA

Puma olağanüstü güç ve dayanıklılığıyla tanınır. Hayvan bir atlayışta 6 m.’lik bir uzaklığı aşabilir. Ayrıca 12 m. yüksekliğe sıçrayabilir, 18 m. yükseklikten aşağıya da kolaylıkla atlayabilir. Puma, kendi ağırlığının 3 katı olan bir avını karda rahatlıkla sürükleyerek taşıyabilir. Avını ararken kendi bölgesinden 45-75 km.’ye kadar uzağa gidebilir.

YABAN ARISI

Yaban arıları diğer arıların aksine toprakta yaşarlar ve sadece erkekleri uçabilir. Bu yüzden çiftleşmek isteyen dişilerin bitkilerin yüksek gövdelerine tırmanmaları gerekir. Ancak bundan sora dişi "çiftleşme kokusu"nu yayar ve erkeğin onu bulmasını bekler. Erkek yaban arılarının özelliği ise dişilerden iki hafta önce yumurtadan çıkmalarıdır. Bu, Güney Avustralya’da yaşayan Çekiç orkidesi için bir avantajdır, çünkü bu orkidenin özelliği yaban arısının dişisine benzemesidir. Erkek yaban arıları ortada gözükmeye başlayınca orkide de bu fırsattan yararlanarak çiçeklerini açar ve dişi yaban arısınınkine çok benzeyen bir koku yaymaya başlar. Erkek yaban arısı çiçeği dişi yaban arısı zanneder ve çiftleşmeye çalışırken çiçeğin içine düşer. Çiçeğin içinden çıkmaya çalışırken polen keseleri arının vücudunun çeşitli kısımlarına yapışır. Polenleri taşıyan yaban arısının diğer çiçeklere gitmesiyle de çiçek döllenmiş olur

KARINCA
Karıncalar yaprak bitlerini evcilleştirirler. Yaprak bitlerinin salgıları ile beslenen karıncalar, onların her türlü bakımları ile ilgilenirler. Onları düşmanlarına karşı korurlar. Örneğin uğur böcekleri ve eşek arılarının yaprak bitlerinin yakınına bıraktıkları yumurtalarını yerler. Yaprak bitleri de bu bakımın karşılığı olarak karıncaların ihtiyaç duydukları sıvıyı almalarına izin verirler.



4 Şubat 2008 Pazartesi
  • Otobüs şoförü `yandaki kazaya bakarken´ otobüsü devirdi; 6 ölü. (11 Şubat)
  • Bıçaklanan adamı arkadaşları, 5 dakika mesafedeki İzmit Devlet Hastanesi yerine "tanıdık doktor var" diyerek Gölcük´e götürürken yolda can verdi. (15 Şubat)
  • Kurban Bayramı´nın daha ilk dakikalarında 103 kişi kendini yaraladı; bir tosun da 5´inci kattan düştü! Japon turistler sokaklarda kurban kesen Türkleri kameralarla kaydetti.
  • Evine gelen elektrik faturasını gören Kemal Derviş "Bu faturalar herkese böyle mi geliyor? Bu millet buna rağmen isyan etmiyor ha… Türkiye´de isyan çıkmayacağına inandım" dedi.(25 Şubat)
  • Malatya´da hırsız, çaldığı malları koyduğu yerde bulamayınca polisi aradı! (27 Şubat)
  • Bursa´da Umut Semerci adlı genç "Bir Çift Yürek"i okuyup Aborjinlere katılmak üzere evden kaçtı. (4 Mart)
  • Bir adam halay çekerken kendini bıçakladı!
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için düzenleyeceği şenliğe çağıracağı isimleri açıkladı: Tecavüzden hapis yatan Doğuş ile kadın dövmeyi savunan İbrahim Erkal. (5 Mart)
  • Bülent Ecevit, dramatik bir tonla "Barış değil savaş istiyoruz" dedi; aynı gün Tayyip Erdoğan´ın sürç-ü lisanı "Kürdistan" oldu. (7 Mart)
  • Yozgat´ta Mc Davut´s´ adıyla köftecilik yapan adama Mc Donald´s uyarıda bulundu. Köfteci, "Mc Donald´s´a bir zarar verdiysek özür dileriz" dedi. (9 Mart)
  • Diyarbakır´da DGM katibi ile odacısı yargıcın kaşesi ile mührünü kullanarak Avrupa´ya iltica etmek isteyenlere para karşılığı "gıyabi tutuklu ve PKK´lı" belgesi verirken yakalandı!
  • Rize ve Giresun´da iki kişi kendi kestikleri ağacın altında kaldı. (11 Mart)
  • Konya´daki bir markette avakadonun yanında `kullanma klavuzu´ verilmeye başlandı. (15 Mart)
  • Trabzon´daki bir çiftin kızlarına, her gün önünden geçtikleri GİMA marketin ismini verdikleri ortaya çıktı.
  • Tunceli´de 3 bin kişi birahanede çalışan 8 kadına karşı yürüdü. (25 Mart)
  • Samsun´da kurusıkıya gerçek mermi koyan 2 kişi birbirini yaraladı. (29 Mart)
  • `Kümes Hayvanları Derneği´ adı altında horoz dövüştüren gruba Hayvan Dostları Derneği baskın yaptı; 4 kişi yaralandı.
  • Urfa´da 2 çete, 13 yaşındaki usta kapkaççı M.Y.´yi transfer etmek için otomobil önerdi; kavga çıktı, 11 kişi tutuklandı. (31 Mart)
  • Show TV´nin "Kaçak" adlı yarışmasında ki "kaçan adam",Bursa´da kendisini gören 10 kadar işgüzar tarafından "kaçak lan bu" denilerek dövüldü. (5 Nisan)
  • Kayseri´de "Ben Cebrail´im (Azrail bile değil!) hepinizin canınızı alacağım" diyerek tehditler savuran adam çevresinden 200 milyon lira haraç aldı. (21 Nisan)
  • Sinop´ta bomba dersi veren bir adam `gerçek bomba ile verdiği´ derste pimi 
    açık unutunca yaralandı. (26 Nisan)
  • Bursa´da iki adam, uzun yolculukta tek kapılı arabada arkada oturan ve 
    sürekli tuvalet ihtiyacı duyan arkadaşlarını başını mermere vurarak öldürdü. 
    (30 Nisan)
  • Bursa´da bir adam, fabrikada çayına çiş karıştırıp
    şaka yapan(!) 3 arkadaşını pompalı tüfekle öldürdü. (3 Mayıs)
  • Gaziantep´de bir adam yavru kazını yiyen kediyi pompalı tüfekle vurdu; 
    kedinin sahibi de döner bıçağıyla adamı öldürdü (19 Mayıs).
  • Silifke´li Ünal Pişirgen, inek maketinin içine koyduğu soğutucudan 
    `sağdığı´ ayrana `inek kola´ adını verdi.(22 Mayıs)
  • Vanlılar köy-kent projesi için gelen Dünya Bankası
    yetkililerine "Biz kent istemiyoruz, inek verin yeter" dedi. (28 Mayıs)
  • Bursa´da bir adam diğerini "Sol eliyle çorba içtiği için"öldürdü (29 
    Haziran).
  • Adanalı seyyar lokantacı Osman Çakmak, zabıtadan kaçmak için büfesini 
    raylı sistemle taşıdı. (8 Temmuz)
  • Kıyısında `içtiği´ Sapanca Gölü´nü `o kafayla´
    yüzerek geçeceği iddiasına giren Ali Pehlivan boğuldu. (10 Temmuz)
  • Konya´da akıl hastaları hasta bakıcının anahtarlarını çalarak kaçtı. (15 
    Temmuz)
  • Giresun´da çarpışan otomobillerde kavga çıktı 1 ölü; 2 yaralı. (15 
    Temmuz.)
  • Giresun´da cami avlusunda iskambil oynayan kardeşleri uyaran müezzin 
    öldüresiye dayak yedi. (19 Temmuz).
  • Adana´da döner ustası Yunus Şen, dürümün içindeki eti az bulan 
    müşterisince öldürüldü. (19 Temmuz.)
  • Sarhoş olup 5 ay önce taşındığı evi kendi evi zannederek içeri giren, 
    rahat rahat televizyon seyreden adam ev sahiplerinden yediği dayak nedeniyle 
    öldü. (22 Temmuz).
  • Adana´da oğlunun sünnet düğününde hep aynı şarkıyı
    çaldıran grupla tartışan adam bir kişiyi öldürdü (22 Temmuz).
  • İki komşu kadın TV sesinin yüksekliği nedeniyle gündüz kavga ettiler; gece 
    de eşleri kavga etti; 1 ölü. (24 Temmuz).
  • Gaziosmanpaşa´da 3 kafadarın, 370 metrelik elektrik
    kablosuyla yaptıkları ışıklı uçurtmayı halk UFO sandı. (27 Temmuz)
  • Rize´de boşanmadaki mal paylaşımında kavga çıktı; 1
    ölü, 5 yaralı. (10 Ağustos)
  • İzmit´te Ahmet Üstün´ü kaçırdığı genç kızın
    yakınları önce dövdü; sonra da 2 saat boyunca kırmızı bez parçalarından 
    yapılan bir dansöz kıyafeti ve topuklu ayakkabılarla mahallede `oynattı´. 
    (13 Ağustos)
  • Kolici katil, tahliye talebi reddedilince hakime saatini fırlattı. (24 
    Eylül)
  • Konya´da biri cami avlusuna krizde bakamadığı gerekçesiyle hamster 
    bıraktı.
  • Cihangir Parkı´nda Keje adlı dizinin çekimlerinde rol gereği biri 
    bıçaklandı. Tinerci Adil Çalışkan, "Güçsüz birine saldırmak olur mu?" 
    diyerek iki kameramanı kalçasından bıçakla yaraladı. (29 Eylül)
  • Diyanet İşleri eski Başkanı ve eski Devlet Bakanı Dr. Lütfi Doğan, 
    kadınların ne hissettiğini anlamak için evinde türbanla dolaştığını 
    açıkladı. (9 Ekim)
  • Tansu Çiller Kırklareli halkına, "Allah´ı size emanet ediyorum" diye 
    seslendi. (12 Ekim)
  • BBG üçüncü dönem birincisi Kaan´ın annesi İstanbul
    ikinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı oldu; oğlunun fotoğrafıyla 
    dolaşıp "Bu çocuğu ben yetiştirdim" diyerek oy istedi.
  • Eskişehir´de, taraftarlar derneği başkanı Deniz
    Yılmaz´ı gözaltına alındı. Polis, Yılmaz´ın kendini duvara vurup 
    akciğerlerini patlattığını kaburgalarını kırdığını açıkladı.
  • Televole ekibi, taaa Kıbrıs´a kadar giderek Çağla
    Şikel´in mesajında adı geçen tostu yapan makineyi buldu!
  • Erzincanlılar, Arçelik reklamında "korkak" bir bekçiyi canlandıran Şafak 
    Sezer´e kızınca oyuncu özür diledi. (27 Kasım)
  • Samsun´da bir genç silahla Atatürk büstünü rehin aldı. Ertesi gün de büste çiçek koydu.


  • 4 Şubat 2008 Pazartesi
    Stil

    Öğretmen öğrencilere soru soruyor: - "Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş kaldı?" Biri cevap veriyor: - "4 kuş kalır." Başka bir çocuk da hemen atılır: - "Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz…" Öğretmen bunun üzerine: - "Cevap yanlış ama stilini sevdim", der. Çocuk buna karşılık verir: - "Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum… Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var. Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak… Bu bayanlardan hangisi evlidir?" Öğretmen düşünüyor, düşünüyor… - "Emerek yiyen evlidir", diyor… Çocuk cevap veriyor: - "Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan… Ama ben de sizin stilinizi sevdim



    Sayfalar : [1] 2