Siyaset Kategorisindeki bloglar

Ey türk gençliği!

Birinci ödevin Türk bağımsızlığını,Türk cumhuriyetini,sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur.

Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır.

Gelecekte de,yurt içinde ve dışında,seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır.

Bir gün,bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan,göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!

Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir.

Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar,bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.

Zorla ya da aldatıcı düzenlerle,sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış,bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.

Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere,yurdun içinde yönetim başında bulunanlar,aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler.

Dahası,yönetim başında bulunan böyleleri,kişisel çıkarlarını,yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.

Ulus,yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin,Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır.

Gereksindiğin güç,damarlarındaki soylu kanda vardır.

 Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927 

bir anı…

MUSTAFA KEMAL PAŞA SAMSUN’DA

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da  Samsun’a geldi.Bir süre çalıştıktan sonra kentin postanesine gitti.Görevli bulunan PTT memuru o günü söyle anlatıyor :

Hava yağmurlu ve elektrikliydi.O zamanlar paratoner sistemi olmadı­ğı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi,bir haber verdi.Mustafa Kemal Paşa geliyor.O sırada,Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi.Ayağa kalktım.

 — Buyurun Paşam.

— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi.

— Hava elektrikli,telleri toprağa verdik,sizi görüştüremem!

— Bu,vatanın kurtuluşu ile ilgilidir.Muhakkak görüşeceğim,ya ölürüz ya vatan kurtulur,dedi.

Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

— «Sen ölürsen ben de ölürüm» dedi.

Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı,elimi uzun süre bırakmadı.Önce Havza’yı aradım.Derhal cevap geldi.Nöbetçi memur,Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi.Paşa şifreli bir not verdi,yazdım.Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı.Bir kağıda çabu­cak şifreli bir şeyler yazdı.Havza’ya iletmemi söyledi.Amasya ile de istedi­ği konuşmayı yaptı,sonra;

«Oh çok şükür,şimdi vatan kurtuldu.»dedi ve maiyetiyle gitti.Birden aptallaşmıştım.Oturduğum yerden kalkamadım.Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi.Fes kapmaya,mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı.O bir gerçek vatanseverdi,Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…

Yüce ATAmızı,Şükran ve Minnetle anıyoruz…

 

3 Yorum

 

 

CHP‘de genel başkanlık için Baykal, Koç, Oran ve Yalçınkaya başvurdu ancak yeterli imzayı sadece Baykal toplayabildi.

 Başkanlığa CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Samsun Milletvekili Haluk Koç, Parti Meclisi Üyesi Ayhan Yalçınkaya ve TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyoncular Odası Başkanı Umut Oran başvurdu.

 
Deniz Baykal, 1016 delegenin imzasıyla kurultayın tek genel başkan adayı oldu. Aday adayları Haluk Koç, Umut Oran ve Ayhan Yalçınkaya ise aday olabilmek için yeterli sayıda imzayı bulamadılar.

Sayın, Deniz BAYKAL’ı kutluyor Ülkem için hayırlısını diliyorum…

4 Yorum

19 MAYIS boykotu…

 

19 Mayıs 2008′de sakın gazete almayın! 
 

Hepimiz Mustafa Kemal’iz diye bağırarak yürüyen milyonların sesini ulusa

dünyaya duyurmayan, çıkar hesapları peşinde koşan ve bizden kazandığı

paralarla çıkarcı gruplara hizmet eden ve gücünü halktan sağlayan medyaya

 

19 Mayıs’ımızda boykot uyguluyoruz.

 

Hepimizi sağduyulu olmaya çağırıyor,sivil iradenin gücünü görmezden gelen

medyaya da bu sivil iradenin gücünü göstermeye davet ediyor, sembolik olarak 19 Mayıs’ımızda tirajlarının sıfırlarda seyretmesini arzuluyoruz.

Önderimiz Atatürk’ün halkı; Atatürk ilkelerine bu denli ihanet içinde bulunan medyaya dersini vermelidir…

 

1 Yorum

         

EY İÇİMDEKİ HİÇ BÜYÜMEYEN MASUM ÇOCUK!

HAYDi UYAN!

BUGÜN SENİN DE BAYRAMIN…
4 Yorum

Bu Pazar günü Siyasi bir yazı yazmak istemiyorum.

Hoşuma giden türde sizlerinde hoşunuza gideceğini umduğum bir paylaşımım var arkadaşlar.

Haydi Pozitifleşelim :) müziğin sesini açın…

Bir Modifiyeli araç tutukunu olarak sizleride Resimlerim  ve Müziğimle iyi vakit geçirmeye davet ediyorum.

Aşağıdaki modifiyeli Toyota Corolla’ların hangisi hoşunuza gitti?İçlerinden birisi benim ki?

Yorumlarınızı bekliyorum…

queen-0019.jpg

 

 

 

 

http://royalrojana.blogcu.com/13388401/

 

5 Yorum

Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye’den çıkabilir…

 

Türkiye,son ve büyük bir hesaplaşmaya dogru gidiyor.

Bu ülke korkuldugu gibi ırk’a ya da din’e dayali bir bölünme yaşamadi.

Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle sakatlandi.

 

Cumhuriyet boyunca süren ‘kültürel bölünme’ artik iyice keskinleşti.

 

Şimdi bir yanda,ayakkabilarini sokak kapisinin onunde çikaran,kadinlarinin başini örttügü, erkeklerinin sokağa pijamayla da cikabildigi,erkek çocuklarinin kahveye gittigi,kizlarinin tam bir baski altinda yaşadigi,turkuyle arabesk arasi bir muzikten hoşlanan, belki de hiç kitap okumamiş,hiç dans etmemiş,hiç kari koca birlikte lokantaya gitmemiş,hiç tiyatro seyretmemiş,evlerinde floresan lamba yakan,iyi egitim alamamiş,dini inançlari kuvvetli kalabalik bir kitle var.

 

Diger yanda ise kiz lisesiyle Robert  Kolej yelpazesinde eğitim görmüş,bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dansetmiş, sinemaya giden,çok fazla olmasa da kitap okumuş,muzik zevki pop şarkilarla klasik muzik arasinda dolaşan,evi nispeten daha zevkli döşenmis,kizlarin flörtüne izin verilmese bile göz yumulan,Allah’a inanan ama ibadete pek aldirmayan, kadinlarinin başini örtmedigi,Şarabin kalitesinden pek anlamasa da kadin erkek bir arada gidilen bir gezmede içki de içmis,gazetelere bakan,magazin haberlerini izleyen,kendini birinci gruba  kiyasla çok gelişmiş hisseden,entelektuel duzeyi çok yüksek olmasa da okumuş yazmis, Bati standartlarina yakin bir grup var.

 

Bu iki grubun yaşam tarzi birbirinden kopuk.

 

Onlari, Bati’daki siniflar arasinda ortak bir zevk yaratan kilise muzigi, dini resimler, Incil’in sinemalara bile yansimis hikayeleri gibi birleştirecek kültürel bir zemin yok.

 

Hayatlari, zevkleri, inanişlari birbirinden farkli.

 

Hatta birbirine düşmanca.

 

Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmiş, aşağilanmiş, itilip kakilmiş.

 

Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabaliklar.

Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artik.

 

Ikinci grup ise azinlikta.Ve artik bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok.

 

Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çikiyor.

 

Daha Batili olan ‘ikinci grup’, Bati’nin siyasi

değerlerini kabul ederse bir daha asla iktidari ele

geçiremeyeceğini bildiği için Bati’ya ve Bati’nin

demokratik degerlerine düşman oluyor.

 

Yasam tarzi olarak Bati’ya düşman olan kesim ise iktidari ancak Bati’nin kriterlerini kabul ederek ele geçirebilecegini bildigi icin Bati’yla iliskileri  geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.

 

Bu kültürel parçalanmada ‘ordu’ önemli bir role sahip.

 

Eger, birinci grubu desteklerse ve Bati’nin demokrasisi burada kabül görürse, ordu da iktidarini kaybedecek.

 

Aslinda birinci grubun cocuklarindan olusan ordu,kendi iktidarini surdurebilmek icin, kendisine benzemeyen ikinci grupla isbirligi yapiyor. Biranlamda kendi koklerine ihanet ediyor.

 

Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpismak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.

 

Birinci grup ekonomik olarak da güclü artik, Anadolu’da üretim yapiyor, ‘devletle’ arasi iyi olmadigi icin malini dış dunyaya satiyor. Para kazaniyor. Siyasi örgütünü destekliyor.

 

Ikinci grup parasal güç olarak da kuvvetli degil.

 

Dış dünyayla iş yapan, dişardan borçlanan büyük burjuvazi, Turkiye’nin ancak demokrasiyle normalleşebilecegine inanan entelektuel kesim, devletin yapisinin degişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektigini düsünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekcileri.

 

Yargi, ordu, bürokrasinin önemli bir kismi ikinci

grubun arkasinda.

 

Ikinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidari elinde tutmasinin mümkün olmadigini kavradigindan şimdi siyaset ve demokrasi dişinda bir çözümün peşinde.

 

Cumhurbaşkani seçimi kavganin keskinligini ve iki

tarafin niyetlerini açikca ortaya koydu.

 

Ordu destekli ikinci grup artik secim de istemiyor.

 

Ve darbe soylentileri gittikce artiyor.

 

Cuntalardan soz ediliyor.

 

Peki, darbe olursa ne olur?

 

Yasam tarzi Bati’ya daha yakin olan grup orduyla birlikte iktidara gelir ve Bati’nin destegini  kaybeder.

 

Avrupa buna kesinlikle karşi çikar.

 

Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadogu politikalarini desteklemesi karşiliğinda darbeyi kabullenebilir aslinda. Ama Amerika’nin önünde de ciddi bir engel var. ‘Demokrasi getirecegim’ diye Irak’i isgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Turkiye’deki ‘darbeyi’ niye destekledigini

aciklayamaz.Ve Irak faciasindan sonra ikinci bir ‘zorlamayi’ gerçeklestirecek gücü yok. Istese de istemese de darbeye karsi cikacak.

 

Silahini ve parasini Bati’dan alan bir ordu ve ülke,

Bati’dan koptugunda ne yapacak?

 

Sanirim uzun zamandir bunu düşünüyorlar ve korkarim

bunun cevabini buldular.

 

Turkiye’de darbe olursa, tarihte bugune kadar hiç

gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşilaşacak dünya.

 

Türkiye, olasi bir darbeden sonra, Rusya ve Iran’la

ortaklik kurmak isteyecek.

 

Silahi, enerjiyi ve parayi bu iki ulkeden alacak.

 

Rusya’yla Iran’in elindeki dogal gaz, petrol ve

nukleer güç, Turkiye’yi bir süreligine de olsa ayakta

tutmaya yeter.

 

Ama Rusya, Turkiye, Iran bloku dünyanin bütün

dengelerini degiştirir.

 

Ortadogu’nun kontrolünü tümüyle ele geçirir.

 

Avrupa’yi küçük kitasina hapseder.

 

Kafkaslar’i, Afganistan’i, Pakistan’i kendi gücüne katar.

 

Müslüman dünyayla yakin bir iliski kurar.

 

Petrol kaynaklarina egemen olur.

 

Çin’le isbirliği yapabilir.

 

Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya’dan oluşan ‘Bati’nin dünyadaki etkinligini inanilmaz bir

biçimde azaltir.

 

Yeni blok asker, enerji ve para açisindan çok

güçlenir.

 

Böylece, Türkiye’deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.

 

Eğer Üçüncü Dünya Savaşi çikacaksa, sanirim, bu çatlamadan çikar.

 

‘Asla böyle bir şey olmaz’ diyebilirsiniz. .. Niye olmayacagina dair elinizde cok kuvvetli veriler varsa,söyleyin.

 

Ama, ya olursa… Ki bana cok mümkün geliyor.

 

O zaman ne yapacaksiniz?

 

Bugün Turkiye’de kamplaşan ve bölünen insanlarin da…

Turkiye’yi Avrupa dişina itmeye calisan, eski bir imparatorluk olmanin bir yaniyla cok gorkemli, bir yaniyla çok zayif mirasina sahip olan bir ülkeye küstahca davranan, işbirligi yerine ‘basogretmenlik’ yapmaya kalkan Avrupa’nin da…

 

Turkiye politikasinda ‘ikili’ oynayip, kurnazlik

ettigini sanan Amerika’nin da…

 

Bu senaryoyu bir düsünmesini isterim doğrusu.

 

Turkiye’de yaklaştiği görülen kanli bir çatişmanin bütün dunyayi yakmasi sandiginiz kadar uzak bir ihtimal degil.

 

Hiç unutmayin ki ilk dunya savaşi tek bir tabancanin

patlamasiyla başlamişti.

              alıntıdır

4 Yorum
 

 

Bu bir hikâye, ya da şehir efsanesi değil.

 

 Yaşanmış bir olayın kahramanından dinlediğim gerçek bir anı.

İster inanın, ister inanmayın cinsinden.Hele bir de son yıllarda satın aldığınız lüks bir Mercedes sahibiyseniz bence bu yazıyı iki kere okumanızda fayda var.

Günümüz zenginliğinin simge markası Mercedes otomobillerinin sağlamlığını, dayanıklılığını bilmeyen yoktur.

Başbakan Tayip Erdoğan’ın Ankara’da bir hastane bahçesi içerisinde yaşadığı rahatsızlığın ardından meydana gelen ve balyozlu kurtarma operasyonu daha hafızalardaki yerini koruyor.

Aralarında babaları oldukça nüfuzlu kişiler olan, hatta bir bankanın en üst düzey yöneticilerinden birinin de oğlunun bulunduğu dört genç,geçtiğimiz yılın yaz ayında İstanbul Anadolu yakasından babalarının yeni aldığı otomobille E-5 üzerinden Tekirdağ’a doğru yola çıkarlar.

Amacı olmayan bir gezintidir bu.

Dört arkadaş Silivri’yi de geçtikten sonra hava kararmaya başlayınca uygun bir yerden geri dönmek isterler.Silivri’den 40-50 km sonra bir sapaktan geri dönerler.Oto yoldan çıkan gençlerden biri rahatsızlanır.

Otomobil yolun kenarına çekilir, arkadaşlarına temiz hava aldıran gençler tarlaların kenarında bir süre yürüdükten sonra geri dönerler.

Arabayı kullanan genç, anahtarı düşürdüğünü fark ettiğinde arabanın otomatik kilitlerinin kapıyı adeta bir kaleye çevirdiğini anlar.

Dört genç yürüdükleri yol kenarında girdikleri tarla çizileri arasında Mercedes’in anahtarını aramaya başlar. Cep telefonlarının cılız ışıkları ile yarım saatten fazla süren aramanın ardından anahtar bulunmaz.

Bir çekiciye yükleyip arabayı Anadolu yakasına evin önüne getirmeyi düşünürler önce, ama arabayı babasından izinsiz aldığını söyleyen genç bunu kabul etmez. Babasının haberi olacağı ve kendisine kızacağı endişesiyle iyice paniğe kapılır.

Gençlerden biri, cep telefonundan Mercedes’in İstanbul’daki temsilcisine ulaşır. Kendini ve aracın yanında bulunan arkadaşlarını tanıtır.Kendilerine bir servis aracı yollanmasını isteyen genç, bu konuda olumsuz yanıt alır.Ama ısrarlı çıkış ve siyasi bir nüfuzun varlığının hissettirilmesi kısa sürede sonuç verir.

Mercedes’in Türkiye ofisinde etkili bir isim, Silivri yakınlarında gecenin karanlığında bir otomobilin etrafında dolaşan gençlere umut olur.

Kendilerini arayan Mercedes yetkilisi önce gençlere kullandıkları araçla ilgili bilinmesi gereken özel bilgiler sorar.

Aracın kime ait olduğu, plakası, araç sahibinin ev iş teli ve adresleri gibi güvenlikle ilgili bir takım sorular yöneltilir.

Bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesinin ardından, yönetici başka bir telefonla Almanca görüşmelere başlar.

Mercedes yetkilisi, gençlerin en önemli müşterilerinden birinin oğlu olduğunu telefonda konuştuğu kişiye anlatmaktadır.

Mercedes’teki telefon trafiği devam ederken gençler mahsur kaldıkları köy yolunda eve dönüşte babalarına ne diyeceklerini düşünürken,yetkili aracı kimin kullandığını sorar.

Otomobil sahibinin oğlu kendisinin kullandığını söyler.

-Şu anda bulunduğunuz yerden oturduğunuz ev ya da park edeceğiniz yere ne kadar sürede ulaşabilirsiniz.

-2 saat 10 ya da 15 dakika içerisindeBu sırada Almanya’daki yetkili Türkiye’de konuştuğu yöneticiye talimatları iletir.

-Sürücü otomobilin yanına gelsin.Gençler zaten otomobilin yanındadır.

Beş on sanaye sonra önce otomobilin iç lambası kendiliğinden yanar.Ardından Park lambaları, sonra motor çalışır.Ardından kapıların kilidi açılır.Telefondan ikinci talimat gelir.

-Sürücü otomobile binsin.

Otomobili kullanan genç ve arkadaşları şaşkınlık içinde otomobile biner. Direksiyonun kilitli olduğunu fark eder.Bu sorun da 30 saniye sonra giderilir.

Telefondan son talimat gelir.

-Aracın en son park edildiği yere ulaşması için size 2 saat 20 dakika izin verildi.Araç 2 saat 20 dakika sonra yeniden stop ettirilecek ve kapıları kilitlenerek emniyet altına alınacak. Geçmiş olsun iyi yolculuklar.Otomobilin sürücü koltuğuna oturan genç ve arkadaşları şoke olmuş durumdadır. O köy yolundan keskin bir U dönüşü yaparak istenilen süre içinde İstanbul’da Anadolu yakasındaki evin önüne ulaşmayı başarırlar. Gençler sözü edilen saat ve dakikanın dolmasını beklerler aracın yanında.

Araç motoru durdurulur ve kapılar kilitlenir.

Yedek anahtarın bile kullanımı iptal edilirken şirket araç sahibine bir sonraki gün yeni anahtarını ulaştırır.

Bu olayı anlatan arkadaşım aracın içinde bulunanlardan biridir.

O yaşadıklarını anlatırken başta Susurluk kazası olmak üzere, bütün Alman malı BMW ve Mercedes marka otomobillerin karıştığı olaylar ve Türkiye’de çok tartışılan kazalar aklıma geldi.

Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, Bakan Adnan Kahveci ve Mustafa Taşar gibi nice değerlerimizin birbiri ardına yollarda kaybettiğimizi düşündüm.İçim sızladı.

Bakanlarımızın, milletvekillerimizin bindiği güvenlik açısından ‘Kale’olarak nitelendirilen son model lüks otomobillerin aslında tepemizde dolaşıp duran bir uydunun kör bir frekansında yol aldığını düşündüm.

Parasını bastırıp satın aldığı otomobilin kontak anahtarının bir nevi mülkiyet sembolü olduğu ülkemizde, binlerce lüks aracın asıl sahibinin hâlâ üretici şirket olduğunu hissetmek içimi burktu.

Aynı araçlar uzaktan böylesine kontrol edilebiliyorsa, neden içindeki konuşmalar dinlenmesin, ürettiği sattığı aracı kontrol edebilen güç,içindeki kişilerin konuşmalarını dinlemeyecek kadar aptal olamaz diye düşündüm ve ürperdim.

             alıntıdır

3 Yorum

Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren insanlar…

Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren hayvanlar…

 

Yıkım…

Yok oluş…

İnsanlığın yıkımı,Müslümanların yok oluşu!

 

‘Hoop!Ağır ol nasıl oluyormuş o Müslümanlığın yıkımı’dediğinizi duymuş gibi oluyorum.

 

Yazının devamını okudukça anlayacaksın din kardeşim…

Bu yazım düşüncelerini incitecek,baştan söylüyeyim!

 

‘‘Elhamdülillah Müslümanız’’

 

Müslümanlık nedir?Neyi gerektirir?

 

Kafaları 1m2 lik tülbentle sarıp sarmalamak,Namazdan Namaza spor yapmak,beş vakit Cami yolu arşınlamak mıdır,Müslümanlık?

Toplum içinde hep Dini vaazlar vermek,’Selamın Aleyküm’ şeklinde selamlar vermek,nasılsınız diye soranlara ‘hamd olsun’şeklinde cevap vermek?Hacı lakabına erişmek için Hacca gitmek…

 

Bırakın bunlar göstermelik!

Oysa ki, din kul ile Tanrı arasındadır.

Günahlar ve Sevaplar gibi!…

 

Bu Hacı-Hoca kesiminin büyük çoğunluğu da Esnafdır.Ticaretle uğraşır.

Kredi kartı kullanır,karısının kafası ve ağzı kapalıdır,bol miktarda faiz yer,fazla kar ederse de  sefasını sürer bir yandanda ‘ günahkar oldum’diyerek günahlarını ödemekten  Cami’den gelmez…

 

Hem yerim,hem öderim hesabı…

Esnafın en iyisi için ‘kırk gün yanacak’ derler.

 

‘Dilencilere,sokak çocuklarına,evsiz gariplere para vermeyin,alıştırmayın’

Bu cümleyi kuran o ilk insanı tanıyabilsem keşke!..

Ne halde görebilsem onu?

 

Aç,bakımsız ve değersiz gördüğünüz o insanlara üç,beş kuruş vermekle batarmısınız?

Neymiş efendim ‘İnsanlar’a balık yedirmektense onlara balık tutmayı öğretiniz’ demiş ünlü bir düşünürde,öyle ya her yer göl!

Canım Ülkemin iç ekonomisi kötüydü,dış borç azdı.

Bu gün güya her şey güllük gülistanlık,kriz yok ya dış borç?

 

‘Ekmeği çöpe atma günahtır’

Be kardeşim ekmeği çöpe atma ama çöpteki Kediciklere,köpeklerede biraz bir şeyler götür ver.

 hamileydi

İşte beni en çok üzen durumlardan birisi Hayvanlar…

Aç,hasta,bakımsız,değersiz hayvanlar…

Yolda aç bir kedi,köpek gördüğünüzde bir parça yiyecek vermek yerine ‘pist-hoşt’ derseniz,hatta gerekirse tekme atar,arabalarınızı bilerek üzerlerine sürer akşama da akşam namazına giderseniz…

Boşuna Camii’ye gidersiniz!

 Komşularınızın dedikodularını edip,insanlara fitnelik ediyorsanız,her kul’da bir eksik bir zaaf arıyor eleştiriyorsanız,yapmak yerine yine de yıkıyorsanız Ramazan da boşuna aç kalıyorsunuz!

 

İbret için aç ve sefil İnsan ve Hayvanların resimlerini koyucam bu yazımla yine de ‘bir ben mi kaldım bunlara bakıp yardım edecek’ diyorsanız

Vah sizin Müslümanlığınıza!

 

Günümüzde Tanrıya kaç Mümin  sükür için İbadet ediyor?

 

Ya da,

 

kaç sözde Müslüman  günahlarını bağışlatmak için ibadet ediyor?

 

Umarım İnsan Alemi düzelir ve bu düzelme Müslümanlardan başlar!

”Cehennemde Ateş yoktur..Herkes Ateşini bu Dünya dan götürür.”

                   yazan:RoyalRojana

                             __M__

11 Yorum

Yargıtay Başsavcılığı,

AKP hakkında (çok gecikmiş de olsa)  kapatma davası açınca, AKP beslemeleri, vatan hainleri, terörist ve terör yanlıları, cumhuriyet düşmanı radikal islamcılar, ülkemizde yaşanan kaostan avanta sağlayanlar, ülke geleceğini zerre kadar düşünmeyen tatlı su demokratları, beklendiği üzere ayağa kalktılar.

 

“Bu vatanı bölecek, ABD ve AB yanlısı – emireri, radikal islamcıların çıkarları doğrultusunda teröre kucak açan ama karşıt görünen, ülkesine ve insanına yalan söyleyip, iktidar kararlarını Avrupa’da yabancı basına açıklayan, ülkeyi dingonun ahırına çeviren, kadına zerre kadar saygısı olmayan bu pisliklerin türban üzerinden politikalarını yürütmelerine, satılmış kalemlerle, rant ve çıkar sağladıkları kişilerle hareket alanlarını genişleten bu asalaklara neden demokrat davranmıyorsunuz? Demokrat bir ülkede parti kapatılır mı?” diyorlar…

 

Demokrat ve ulus devlette, peki bunca halt etmeye daha ne kadar izin verilecek efendiler.

Cumhuriyetin, daha hangi kaleleri feda edilecek.

“Bir tek Ordumuz kaldı” diyorduk ama acaba kaldı mı?

O bile şüpheli hale geldi.

Ülkenin bugün içine düştüğü durumun Ordu farkında değil mi?

Bal gibi farkında…

Peki. Muhalefetin haklı tepkilerine karşı ortaya koyduğu tutuma ne demeli?

 

Radikal İslamcıların dalga dalga gelen yıkıcı darbelerine karşı, yeterli olsa da olmasa da bir tek muhalefet kaldı elimizde.

Ve sen ona, Ordu olarak kalkacak; “Teröristten daha büyük zarar veriyor” diyeceksin.

 

Cumhuriyetin son kalesi olan Ordu da elden gitti diyemem.

Ayrıca bunu söylemeye ne dilim varıyor ne de vicdanım.

Ama şu gerçek tam önümüzde. Ordumuzun bile doğru düşünce – fikir ve eylemlerden  kaydığı - kayabileceği acı gerçekleri yaşıyoruz.

Bu ülkede olan biteni doğru analiz etmek dururken, papağanlık etmek gaflettir.

 

Her yıl Askeri Şüra (YAŞ)  toplandığında, Radikal İslamcı yandaş ve hareketleri tespit edilen bu davranışları kesin kanıtlarda ortaya konmuş kişiler bu kurumdan uzaklaştırılırken, kimlerin bu kararın altına şerh koyduklarını bilmiyor musunuz?

 

Haaa… Bırakın, faaliyetlerine devam etsinler.

Bırakın, Cumhuriyetin tamamını yıksınlar.

Bırakın, devletten ümmete geçelim.

Bırakın, Kürtler – teröristler vatan toprağını alıp götürsünler.

Bırakın, ABD ve AB emirerliğine devam edip, onların şamar oğlanı olalım.

Bırakın, tarikat ve cemaatler bu ülkeye egemen olsun.

Öylemi…

 

“O kadar da değil…” diyeceksiniz biliyorum.

O halde, pislik yapmayın. Ayak bağı olmayın. Bu ülkeyi arkadan hançerlemeyin.

Ya adam gibi, somut yöntemler üretin yada hiç değilse susun.

Ağzınızı her açtığınızda, bu ülkeye zarar veriyor, ülke düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyorsunuz.

Sizin, gaflet ve dalalet içinde olmanız, vatan hainlerine bulunmaz nimet yarattı…

 

Bırakın bu hayasızca saldırıları.

  

10 Yorum

 

              

 

Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl 3 Aselsan mühendisi ölmüştü.İntihar denmişti.

 

Yazılı ve görsel basının peşine düşmediği, araştırmadığı ancak insanların e-mail yoluyla birbirlerine duyurduğu bu yazıyı sizinle paylaşmak istedik.

Bundan birkaç yıl öncesine kadar F-16 üretim merkezi TAI de uçakların dost-düşman tanımlamasını yapan elektronik sistemi bir tek Türk mühendisin dahi giremediği bir bölümde üretiliyordu.
Bu sistem Türk F-16 sının bir uçak ile karşılaştığında karşıdakinin dost mu düşman mı olduğunu pilota iletiyordu.Yanlız burada bir sorun vardı.Bir Türk F-16 sı stratejik kadim dostlarımızdan(!) ABD, İngiliz veya Yunan uçaklarından biri ile karşılaştığında onları DOST görüyordu.Bu da bir savaş halinde bu kadim dostlarımızın bizi sinek avlar gibi avlayabilmesi anlamını taşıyordu.

Aselsan mühendisleri 6 ay gibi kısa bir sürede ABD tarafından bize güdülen bu uçak tanıma sisteminin hakimiyetini lehimize çevirmeyi başardı.
ABD’ nin yıllarca çalışarak kurduğu tezgah, DAHİ TÜRK MÜHENDİSLERİ tarafından kısa bir zamanda bertaraf edilmişti.

Peki DAHİ MÜHENDİSLERİMİZ şimdi ne ile uğraşıyorlardı?

Kadim dostumuz(!) ABD, sadece uçak tanıma sistemini elinde tutma kozunu elinde bulundurmuyordu.Bundan daha vahim ve önemli kozu var :

ABD, herhangi bir savaş veya askeri operasyon sırasında ABD tarafından satılmış veya modernize edilmiş elektronik sisteme sahip uçak, helikopter, tank, zırhli birlikler, izleme sistemleri gibi hayati araçları UYDUSUNDAN VERDİĞİ BİR EMİR İLE SAF DIŞI BIRAKABİLİYOR.
Yani, kendi yaptığı bu elektronik sistemler istendiği anda uzaktan kumanda misali uydulardan kontrol edilebiliyor.Bu Türk Ordusu’ nun savaş başlamadan yenilgisi anlamına geliyor.

İşte 3 DAHİ MÜHENDİS’ in katlinin nedeni :

Aselsan mühendisleri, uçak tanıma sistemlerinin MİLLİLEŞTİRİLMESİ konusundaki başarısından sonra, benzer bir başarıyı bu ABD güdümlü elektronik sistemlerin kontrol dışı bırakılması, uydu müdahalesini bertaraf edecek yeni elektronik sistemlerin geliştirilerek  silahlı gücümüzün MİLLİLEŞTİRİLMESİ için çalışıyorlardı.Bunlardan 3 gencimiz kadim dostumuz tarafından ŞEHİD edildi.

Dostumuz bu sistemi EŞREF BİTLİS PAŞA’ nın ŞEHİD edilmesinde de içinde bulunduğu helikopterde kullanmıştı.

Uyumaya devam etmek isteyenler, UYUMAYA DEVAM EDİN!

6 Yorum
Sayfalar : [1] 2 3 4