insan etiketi için bulunan sonuçlar

Şimdi bu resmin Hıyar Manifestosu adlı bir başlıkla ne alakası var diye düşüneceksiniz.Boşuna düşünüp güzel beyinlerinizi yormayın efendim izah edicem.
Hatta Hıyar’ın da manifestosu olur mu? diyeceksiniz…
Oluyor efendim.
Bu kulpu kırılmış dünya,deniz aşırı sürülmüş erdem,yerin yedi kat dibine gömülmüş ahlak,sosyal yapı,eğitim,bir değil bin kere tecavüz edilmiş,kanına girilmiş öğretim,sanaii,ticaret,kan ağlayan ve de anamızı ağlatan esnaf…
Bu gün katıldığım yaşları yaşımı iki kat aşan,çoğunluğu ilk öğretim öğretmenlerinden oluşan bir toplantıda konu şuydu;
Nesil niye bozuldu?
Düzen niye bozuldu?
Kim bozdu?
Topluluğun tamamına yakını 6-7 yaşları arasındaki bir çocuğun okul’a eğitilmeden,yönlendirilmeden,aile terbiyesi almadan yollandığı kanaatindeydi.Salonda ”aman bre efendim bizde 40 çocuğun hangi biriyle ilgilenicez” kanaati yaygındı.
”Çocuğunu ilk öğretim 1nci sınıfa yollayacak olan Veli,evledına oturmasını kalkmasını,yemesini içmesini,arkadaşlarıyla iyi geçinmesini öğretip öyle yollamalı” diyorlardı.
Açıkcası efendim,kışla kar’ına hazır, Asker istiyorlardı.
Bunları da bir yana koyun,Türkçesini geliştirememiş,yaşam standardını modern hayat’a endexleyememiş,”yapacaaaz-edeceeeez” tarzında konuşma biçimi olan bir doğulu öğretmen,benim çocuğuma ne verebilir?Olsa olsa benim Çocuğum ”geliyorum Annecim” diyeceği halde ”geleceeeem anam” mı der?
Konuşmanın sonuna kadar sustum ve en son dedim ki;
-Öğretmenler evet suç sizde!Bu nesil sizin eseriniz..
Bende bir öğretmenim,branşım çok farklı ve bana göre onlarınkinden daha da zor bir görevim var.
Ama ben yaptığım işi severek yapıyorum,parasal bir kaygı taşımadan…
Elbette para benim için de önemli,henüz gencim ve 30′uma varmadan gerçekleşmesini istediğim ideallerim var ama birilerinin hakkından çalarak değil!Az alıyorum diye az vererek değil!
Ya Hastasına ”özel’e gel”diyerek kartını veren Doktor..
Muayenehane’nde ne güzel kesiyorsun yumuşacık, ya Hastanede?Çatır çatur…
Pantolonumu üç parmak kısaltsın diye verdiğim Terzi,o kapriyi yüzüne çarpacak kadar kaba olsa mıydım?
Ya saçlarım?Kuaför’üm?sana da bir daha gelmiycem.Çok beklersin.
Tüm bu bozuk beyhude kalabalık?
Sizler kimin eserisiniz?
Hani derler ya ”işini Adam gibi yap” diye…
İşimizi Adam gibi yapalım mı?
Bakalım mı öylece Tren’e öküzün de baktığı gibi…
RoyalRojana__M__

İddaya girerim ki…
Oldum olası iddaya girmeyi sevmişimdir.
Hayatımızı,beklentilerimizi bekleyerek geçirmek ne kadar doğru?
Elbetteki doğuştan edindiğimiz inkar edilememez bir Kaderimiz var ama Kaderinde üstünde bir Kader yokmudur?Var bence…
Olmasa bile öyle olduğunu düşünmek yapımda var.
Çalışan bir Anne Babanın ilk Çocuğu olarak doğmamla küçük yaşta aldığım sorumluluklar ilerleyen yaşlarda daha da büyüyen sorumlulukları getirdi.Bu sorumluluklar küçük yaşta büyük kazanımları doğurdu.
Sanki Hayatımı iki sene kadar önceden yaşıyordum,öyle hızlıydım ki…
Her şey Kreş arkadaşlarımın ayakkabılarını ters giymeleriyle başladı.
Nihayet onlara ayakkabılarını giymeyi,bağcıklarını bağlamayı öğrettikten sonra;
Beş yaşında ilk okula başladım.Daha Okul’un ilk günü benden iki yaş büyük arkadaşlarımla sınıfın en çalışkanı olacağıma bahse girmiştim.Kabım onlardan iki yıl küçük olsa da ruhum’un hayat’a attığı fark’a ben bile yetişemiyordum.
Bu iki yaş büyüklük durumları kalabalık bir kitlenin telefon zinciri gibi taki Orta Okulum bitene kadar devam etti.
Düşünsenize öğrenim hayatınız boyunca bir akranınız olmadan okudunuz…
Lise’ye başladığımda onüç yaşındaydım.
Saçlarımı deli gibi jöleleme,eteğimi hafiften yukarı çekme,öğretmenleri bile etkileyecek afrodizyak etkili parfümleri sıkma zamanım gelmemişti.Ama Lisedeydim bir kere…
Fiziksel olarak da gömleğimin altında vukulanan sınıfın kızlarını sollayan bir gelişme halleri…
Bu bahis de benimdi 
Sürekli kendinden büyüklerle muattap olan ve de onları yönetme hırsını doğuştan elinde bulunduran biri için hayat ağırdan gitmiyor.
İlk Erkek arkadaşım ‘ne kadar olgun,akıllı bir kızsın’ demişti…
Ve ben onu benden yaşca büyük olmasına rağmen çocukca düşünceleri yüzünden terk etmiştim.
Şimdilerde daha bir kazanıyorum iddaaları,Aşksızlıklıktan mı bilmem.
Aşk’da kaybeden kumarda kazanır hesabı.Tüm benliğimi vererek işime,çalışmaya çalışıyorum.
Severek yaptığım bir görevim var,öğretmek…
En iyi şekilde öğretmek bahsindeyim.En iyi öğrencileri yetiştirme bahsinde.
İddaya girerim ki…
Kazanmak isterseniz kazanacaksınız,Aslan’ı Kediye boğdurabilme bahsini.
Yada yaşamak isterseniz uyuşuk,umarsız bir Aslan gibi.. Kedilerden uzak durun.
Sevgilerle…
RoyalRojana__M__

Hepimiz zamansızlıklarla çevriliyiz,önümüzdeki uzun yolculuğu hep görürüz. Hissedebilmek en önemlisi,âşık olarak geçirdiğimiz bir gün saniye gibidir. İnancım ölümsüzlüğedir.Kendimi hep enerji deposu gibi görmek hoşuma gider, ölüm korkusunu yok edip de yaşayalım içimizde.Engin bir enerji okyanusundaki enerji dalgacıkları olabilmek en güzeli…

İnsan dediklerimiz aslında sadece "insan olma şansına sahip" yaratıklardır."İnsan olmak" ise çok büyük bir erdemdir ve maalesef bir çoğu “İnsan” olamadan ölmektedir.Nadir insanlar vardır ki "İnsan" olabilmişlerdir ölmeden.
Bence hayvanların varlığı da bunu farkedebilmemiz için çok iyi bir fırsattır hayatımızda.Sadece hayvanlar da değil ya.Sadece hayvanlara bakarak bile hayatı hem kendimiz hem de çevremizdekiler için mükemmelleştirebileceğimiz halde,neden bunu görmemek için direniriz anlamış değilim hala.
Sadece izleyin lütfen.Evcilleştirdiklerimiz hariç hayvanlar nasıl davranırlar?Neden öldürürler? Neden ölürler?
Doğa mükemmeldir öyle değil mi?
Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini;yoksa öleceğini bilir.Afrika’da her sabah bir aslan uyanır,en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.Aslan yada ceylan olmanızın bir önemi yoktur.Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.
Sadece bu Afrika atasözüyle bile doğada “en güçlünün yaşabileceğini” ve hayvanların “ölmemek için öldürdüklerini” anlayabiliriz.
Peki sizce hayvanlardan daha fazlasına sahip olabildiğimiz halde,onların birbirlerine karşı duydukları saygı kadar saygı duyamaz mıyız birbirimize?
Kendimize “insan” demeden önce “bizi hayvandan farklı hatta üstün kılan özelliklerimiz nelerdir ve biz bunların kaçını doğru kullanabiliyoruz” diye ciddi anlamda düşünmemiz gerekiyor.
Kendinizle baş başasınız sadece.Sizi sizin kadar iyi eleştirebilecek hiç kimse yok.Şimdi düşünün bakalım. “İnsan” mısınız gerçekten,“insan olma şansına” mı sahipsiniz?Ve eğer sadece bu şansa sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu şansı nasıl kullanıyorsunuz?
Bunun cevabını sadece siz verebilirsiniz.
Umarım hepimiz ölmeden “İNSAN” olabiliriz.
Yüreğinizdeki sevginin hiç eksilmemesi dileğiyle…

Bir insan hem şikayet edip hem de o durumun içinde bulunmaya neden devam eder? Parasızlıktan şikayet eder, ama sadece şikayet eder.
Daha fazla nasıl kazanacağını düşünmekle yormaz kafasını.
Çocuğunun davranışlarından şikayet eder.Ama bunun nedenlerini bulmaya çalışmak yerine bunu tanıdıklarına anlatır.Ama sadece “Bizim çocuk son zamanlarda çok isyankar oldu, bıktım vallahi!” şeklindedir cümleler genellikle.
Sorunun nedeni değildir önemli olan.Onun bıkmış olmasıdır.İşini sevmiyordur.Ya kazandığını yetersiz bulur yada hayallerindeki iş olmadığı yada içine girdikten sonra gördüğü sistemden kaynaklanan çarpıklıklar yüzünden.O zaman seni tutan kim.Bırak senin yerine o işi senden daha çok sevecek ve daha iyi yapacak en az bir tane insan var bu dünyada.
İstediğin şey Milli Eğitim’e bağlı çalışmaktı.Sen çok idealist,kendini de yetiştirmiş bir öğretmendin ve seni buna layık görmediler mi?Şimdi kimi kime şikayet edeceksin ve eline ne geçecek?Oturduğun yerde “Bu bana yapılan haksızlık!” deyip durmanın ne anlamı var.Ülken için çalışmak istiyorsan bunu yine yapabilirsin.Bunun ne şekilde olacağı da yine sadece senin tercihine bağlı.
Ben demiyorum ki,koyun gibi olalım,her şeyi kabullenelim.Sadece ve sadece düşünen bir akıl sorunu görebilir.Sorunu görmek çözümün yüzde ellisi.Ancak o kadarla kalmamalı.Sorun her neyse onu sadece şikayet etmekle çözemeyiz. Yaptığın iş her ne olursa olsun,ister ev temizliği,ister müdürlük yada her neyse ya şikayet etme,yada yapma!Durumu değiştiremiyorsan da hem insanların enerjilerini hem de kendi enerjini tüketme.
“Ya Şikayet Etme,ya da Çöz!”
Yazarken bile insanı daraltan bu durum acaba bunu yaşarken yani şikayet halindeyken insanın ruhunu,dolayısıyla zihnini ve bedeninin diğer kısımlarını nasıl etkiliyor dersiniz?
Bir çok olumsuz düşünce gibi bu da önce ruhta tortular bırakıyor,daha sonra da bu tortulardan arınmamışsanız eğer hastalığa davetiye çıkarıyor.Louise L. Hay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri ve İyileşmenizi Sağlayacak Düşünce Modelleri” adlı kitabında “Karaciğer”in öfke ve ilkel duyguların yeri olduğunu ve karaciğer rahatsızlıklarının sebebinin de “Kronik yakınma (şikayet etme) olduğu söylüyor.Bunun tedavisi için bir olumlama cümlesi de öneriyor;
“Kalbimdeki açık (kabule hazır, samimi) yerde yaşıyorum.Sevgi arıyor ve onu her yerde buluyorum.”
Tabi dilerseniz rahatsızlık ortaya çıkmadan önce de davranabilirsiniz.Bu sadece size bağlı ve baştan da söylediğim gibi bakış açınızdan ve bunun alışkanlık haline gelmiş olmasından kaynaklanıyor.Ama biliyorsunuz ki alışkanlıklar da bırakılabiliyor.21 günlük samimi, inançlı ve kararlı bir arzu bunun için yeterli. Elbette kontrolü sonrasında da elde tutmak gerekli.
Sevgiyle kalın.
Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren insanlar…
Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren hayvanlar…
Yıkım…
Yok oluş…
İnsanlığın yıkımı,Müslümanların yok oluşu!
‘Hoop!Ağır ol nasıl oluyormuş o Müslümanlığın yıkımı’dediğinizi duymuş gibi oluyorum.
Yazının devamını okudukça anlayacaksın din kardeşim…
Bu yazım düşüncelerini incitecek,baştan söylüyeyim!
‘‘Elhamdülillah Müslümanız’’
Müslümanlık nedir?Neyi gerektirir?
Kafaları 1m2 lik tülbentle sarıp sarmalamak,Namazdan Namaza spor yapmak,beş vakit Cami yolu arşınlamak mıdır,Müslümanlık?
Toplum içinde hep Dini vaazlar vermek,’Selamın Aleyküm’ şeklinde selamlar vermek,nasılsınız diye soranlara ‘hamd olsun’şeklinde cevap vermek?Hacı lakabına erişmek için Hacca gitmek…
Bırakın bunlar göstermelik!
Oysa ki, din kul ile Tanrı arasındadır.
Günahlar ve Sevaplar gibi!…
Bu Hacı-Hoca kesiminin büyük çoğunluğu da Esnafdır.Ticaretle uğraşır.
Kredi kartı kullanır,karısının kafası ve ağzı kapalıdır,bol miktarda faiz yer,fazla kar ederse de sefasını sürer bir yandanda ‘ günahkar oldum’diyerek günahlarını ödemekten Cami’den gelmez…
Hem yerim,hem öderim hesabı…
Esnafın en iyisi için ‘kırk gün yanacak’ derler.
‘Dilencilere,sokak çocuklarına,evsiz gariplere para vermeyin,alıştırmayın’
Bu cümleyi kuran o ilk insanı tanıyabilsem keşke!..
Ne halde görebilsem onu?

Aç,bakımsız ve değersiz gördüğünüz o insanlara üç,beş kuruş vermekle batarmısınız?

Neymiş efendim ‘İnsanlar’a balık yedirmektense onlara balık tutmayı öğretiniz’ demiş ünlü bir düşünürde,öyle ya her yer göl!
Canım Ülkemin iç ekonomisi kötüydü,dış borç azdı.
Bu gün güya her şey güllük gülistanlık,kriz yok ya dış borç?
‘Ekmeği çöpe atma günahtır’
Be kardeşim ekmeği çöpe atma ama çöpteki Kediciklere,köpeklerede biraz bir şeyler götür ver.
hamileydi
İşte beni en çok üzen durumlardan birisi Hayvanlar…
Aç,hasta,bakımsız,değersiz hayvanlar…
Yolda aç bir kedi,köpek gördüğünüzde bir parça yiyecek vermek yerine ‘pist-hoşt’ derseniz,hatta gerekirse tekme atar,arabalarınızı bilerek üzerlerine sürer akşama da akşam namazına giderseniz…
Boşuna Camii’ye gidersiniz!
Komşularınızın dedikodularını edip,insanlara fitnelik ediyorsanız,her kul’da bir eksik bir zaaf arıyor eleştiriyorsanız,yapmak yerine yine de yıkıyorsanız Ramazan da boşuna aç kalıyorsunuz!
İbret için aç ve sefil İnsan ve Hayvanların resimlerini koyucam bu yazımla yine de ‘bir ben mi kaldım bunlara bakıp yardım edecek’ diyorsanız
Vah sizin Müslümanlığınıza!
Günümüzde Tanrıya kaç Mümin sükür için İbadet ediyor?
Ya da,
kaç sözde Müslüman günahlarını bağışlatmak için ibadet ediyor?
Umarım İnsan Alemi düzelir ve bu düzelme Müslümanlardan başlar!
”Cehennemde Ateş yoktur..Herkes Ateşini bu Dünya dan götürür.”
yazan:RoyalRojana
__M__
Ev’in en büyük çocuğu olmak…
Kız yada erkek hiç fark etmez,eğer ilk çocuksanız diğer kardeşlerinize yada kardeşinize nazaran mutlak farklı bir bebekliğiniz,çocukluğunuz,gençliğiniz ve yetişkinlik dönemleriniz olacaktır.
İlk doğan bebeklerine Anne ve Baba özenle seçilmiş kıyafetler,en ince ayrıntısına kadar mükemmel hazırlanmış bir oda ve yatak,kaliteli bezler,mamalar,bebe yağları vs…’lerle büyütmeye hazırlanmışlarken,
Dedelerden,Halalar,Amcalardan,Teyzeler,Dayılardan bilezikler hazır edilmiş olucaktır.
İlk Bebek, karı-kocaya Anne-Baba,Akraba ve sülaleye hala,amca,teyze,dayı ünvanı getirmesiyle öpülüp sevilmekten aşınacak kadar el üstünde tutulacak,Annesine altın bilezikler kazandıracak,hayli şımartılacaktır.
İlerleyen zamanla gelecek kardeş,daha özensiz seçilmiş bir yataga,elbiselerle(bazen ikinci bebek,ablasının yada abisinin beşiğinde yatar hatta onun kıyafetlerinide giyer)bilezik yerine küçük altınlarla artık heyecandan çok tecrübeli Anne Babayla karşılaşacaktır.
Kardeşin geldiği an!
İşte ilk çocuk olmak!
Anne Babanın gözünde ilk çocukları artık çoktan büyümüştür.İlk çocuklara görevlerin verileceği dönem başlayacaktır…
Kardeşiyle yapacağı küçük bir kavgada ‘sen büyüksün’ diyeceklerdir,
Bakkala yollarken ‘sen büyüksün’diyeceklerdir,
Buna benzer herkonuda ‘sen büyüksün,yaparsın,o küçük’diyeceklerdir…
Kız yada Erkek olsun hiç fark etmez ilk çocuk ne olduğunu anlar böylece;o,büyüktür ve yapılmazı o,yapar!
Bu ‘Heman yada Shela’ rolünü bir ömürlük kapar…
İlk çocuğun,her şeyi bir ilktir Anne Baba için,onu Üniversiteye göndermek…
Evlendirmek…
Ve ilk Torun…
O,ilk doğduğumuz gün Tecrübeli bir Anne Baba bulamadıysakda,Ömrümüzün her döneminde bizimle hep heyecanlılardı,halen de öyle…
Eğer sizde benim gibi ilk çocuksanız,size bir sır vermek istiyorum;
‘Anne ve Babamız bizlere çok güvenirler.
İşimizde ve hayatımızda daha bir iktidar ve mevkii sahibi,olgun,bilgili,herkesce saygı duyulan karakterler olmamızı ve onlara karşı daha hassas ve şevkatli olmamızı beklerler’ unutmayın.
Yazar:RoyalRojana
__M__
Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi’
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki…
Devam eder durur konuşma…
Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya…
Bir aksam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala,
Baba der ki oğluna,
Hadi al bu çuvalı, simdi götür dostuna’
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta,
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna,çalar kapıyı,
O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını,
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır,
Evlat geriye döner,
Ama içten yıkılır…
Babasına dönerek; haklıymışsın baba ‘ der,
Dost yokmuş şu dünyada ne sana, ne de bana,
Baba ‘ hayır Evlat ‘der, benim bir dostum
var bildiğim, Hadi,
çuvalı alda bir kerede git ona,
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar,
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar…
Gider, baba dostuna,
Kabul görür, sevinir,
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri,
Geçerler arka bahçeye,
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
üzerine de serpiştirirler toprak,
Belli olmasın diye dikerler sarmisak…
Genç adam gelir babasına;
Baba, iste dost buymuş’ diye konuşunca,
Babası; ‘daha erken, o belli olmaz daha,
Sen yarin git O’na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi,
Sonra gel olanları anlat bana…’
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı,
Der ki tokadı yiyen DOST;
Git de söyle babana, biz satmayız sarımsak
tarlasını böyle iki tokada’
HAYATINIZDA SARMISAK TARLASINI SATMAYACAK DOSTLAR BULMANIZ DİLEĞİYLE..
—————————————————————————————–
