hayat etiketi için bulunan sonuçlar

 kahlo_water.jpg

 İddaya girerim ki…

Oldum olası iddaya girmeyi sevmişimdir.

Hayatımızı,beklentilerimizi bekleyerek geçirmek ne kadar doğru?

Elbetteki doğuştan edindiğimiz inkar edilememez bir Kaderimiz var ama Kaderinde üstünde bir Kader yokmudur?Var bence…

Olmasa bile öyle olduğunu düşünmek yapımda var.

 Çalışan bir Anne Babanın ilk Çocuğu olarak doğmamla küçük yaşta aldığım sorumluluklar ilerleyen yaşlarda daha da büyüyen sorumlulukları getirdi.Bu sorumluluklar küçük yaşta büyük kazanımları doğurdu.

Sanki Hayatımı iki sene kadar önceden yaşıyordum,öyle hızlıydım ki…

 Her şey Kreş arkadaşlarımın ayakkabılarını ters giymeleriyle başladı.

Nihayet onlara ayakkabılarını giymeyi,bağcıklarını bağlamayı öğrettikten sonra;

Beş yaşında ilk okula başladım.Daha Okul’un ilk günü benden iki yaş büyük arkadaşlarımla sınıfın en çalışkanı olacağıma bahse girmiştim.Kabım onlardan iki yıl küçük olsa da ruhum’un hayat’a attığı fark’a ben bile yetişemiyordum.

 Bu iki yaş büyüklük durumları kalabalık bir kitlenin telefon zinciri gibi taki Orta Okulum bitene kadar devam etti.

Düşünsenize öğrenim hayatınız boyunca bir akranınız olmadan okudunuz…

 Lise’ye başladığımda onüç yaşındaydım.

Saçlarımı deli gibi jöleleme,eteğimi hafiften yukarı çekme,öğretmenleri bile etkileyecek afrodizyak etkili parfümleri sıkma zamanım gelmemişti.Ama Lisedeydim bir kere…

 Fiziksel olarak da gömleğimin altında vukulanan sınıfın kızlarını sollayan bir gelişme halleri…

Bu bahis de benimdi

 Sürekli kendinden büyüklerle muattap olan ve de onları yönetme hırsını doğuştan elinde bulunduran biri için  hayat ağırdan gitmiyor.

 İlk Erkek arkadaşım ‘ne kadar olgun,akıllı bir kızsın’ demişti…

Ve ben onu benden yaşca büyük olmasına rağmen çocukca düşünceleri yüzünden terk etmiştim.

 Şimdilerde daha bir kazanıyorum iddaaları,Aşksızlıklıktan mı bilmem.

Aşk’da kaybeden kumarda kazanır hesabı.Tüm benliğimi vererek işime,çalışmaya çalışıyorum.

Severek yaptığım bir görevim var,öğretmek…

En iyi şekilde öğretmek bahsindeyim.En iyi öğrencileri yetiştirme bahsinde.

 İddaya girerim ki…

Kazanmak isterseniz kazanacaksınız,Aslan’ı  Kediye boğdurabilme bahsini.

Yada yaşamak isterseniz uyuşuk,umarsız bir Aslan gibi.. Kedilerden uzak durun.

 

Sevgilerle…

 RoyalRojana__M__

Yorum Yok
İnsantırak

 

 

İnsan dediklerimiz aslında sadece "insan olma şansına sahip" yaratıklardır."İnsan olmak" ise çok büyük bir erdemdir ve maalesef bir çoğu “İnsan” olamadan ölmektedir.Nadir insanlar vardır ki "İnsan" olabilmişlerdir ölmeden.

 Bence hayvanların varlığı da bunu farkedebilmemiz için çok iyi bir fırsattır hayatımızda.Sadece hayvanlar da değil ya.Sadece hayvanlara bakarak bile hayatı hem kendimiz hem de çevremizdekiler için mükemmelleştirebileceğimiz halde,neden bunu görmemek için direniriz anlamış değilim hala.

 Sadece izleyin lütfen.Evcilleştirdiklerimiz hariç hayvanlar nasıl davranırlar?Neden öldürürler? Neden ölürler?

 Doğa mükemmeldir öyle değil mi?

 Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini;yoksa öleceğini bilir.Afrika’da her sabah bir aslan uyanır,en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.Aslan yada ceylan olmanızın bir önemi yoktur.Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin. 

Sadece bu Afrika atasözüyle bile doğada “en güçlünün yaşabileceğini” ve hayvanların “ölmemek için öldürdüklerini” anlayabiliriz.

 Peki sizce hayvanlardan daha fazlasına sahip olabildiğimiz halde,onların birbirlerine karşı duydukları saygı kadar saygı duyamaz mıyız birbirimize?

Kendimize “insan” demeden önce “bizi hayvandan farklı hatta üstün kılan özelliklerimiz nelerdir ve biz bunların kaçını doğru kullanabiliyoruz” diye ciddi anlamda düşünmemiz gerekiyor.

 Kendinizle baş başasınız sadece.Sizi sizin kadar iyi eleştirebilecek hiç kimse yok.Şimdi düşünün bakalım. “İnsan” mısınız gerçekten,“insan olma şansına” mı sahipsiniz?Ve eğer sadece bu şansa sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu şansı nasıl kullanıyorsunuz?

 Bunun cevabını sadece siz verebilirsiniz.

Umarım hepimiz ölmeden “İNSAN” olabiliriz.

Yüreğinizdeki sevginin hiç eksilmemesi dileğiyle…

 http://royalrojana.blogcu.com/15054451/

4 Yorum

 

 

Bir insan hem şikayet edip hem de o durumun içinde bulunmaya neden devam eder? Parasızlıktan şikayet eder, ama sadece şikayet eder.

Daha fazla nasıl kazanacağını düşünmekle yormaz kafasını.

Çocuğunun davranışlarından şikayet eder.Ama bunun nedenlerini bulmaya çalışmak yerine bunu tanıdıklarına anlatır.Ama sadece “Bizim çocuk son zamanlarda çok isyankar oldu, bıktım vallahi!” şeklindedir cümleler genellikle.

 

Sorunun nedeni değildir önemli olan.Onun bıkmış olmasıdır.İşini sevmiyordur.Ya kazandığını yetersiz bulur yada hayallerindeki iş olmadığı yada içine girdikten sonra gördüğü sistemden kaynaklanan çarpıklıklar yüzünden.O zaman seni tutan kim.Bırak senin yerine o işi senden daha çok sevecek ve daha iyi yapacak en az bir tane insan var bu dünyada.

  İstediğin şey Milli Eğitim’e bağlı çalışmaktı.Sen çok idealist,kendini de yetiştirmiş bir öğretmendin ve seni buna layık görmediler mi?Şimdi kimi kime şikayet edeceksin ve eline ne geçecek?Oturduğun yerde “Bu bana yapılan haksızlık!” deyip durmanın ne anlamı var.Ülken için çalışmak istiyorsan bunu yine yapabilirsin.Bunun ne şekilde olacağı da yine sadece senin tercihine bağlı.

 

Ben demiyorum ki,koyun gibi olalım,her şeyi kabullenelim.Sadece ve sadece düşünen bir akıl sorunu görebilir.Sorunu görmek çözümün yüzde ellisi.Ancak o kadarla kalmamalı.Sorun her neyse onu sadece şikayet etmekle çözemeyiz. Yaptığın iş her ne olursa olsun,ister ev temizliği,ister müdürlük yada her neyse ya şikayet etme,yada yapma!Durumu değiştiremiyorsan da hem insanların enerjilerini hem de kendi enerjini tüketme.

“Ya Şikayet Etme,ya da Çöz!”

 

Yazarken bile insanı daraltan bu durum acaba bunu yaşarken yani şikayet halindeyken insanın ruhunu,dolayısıyla zihnini ve bedeninin diğer kısımlarını nasıl etkiliyor dersiniz?

Bir çok olumsuz düşünce gibi bu da önce ruhta tortular bırakıyor,daha sonra da bu tortulardan arınmamışsanız eğer hastalığa davetiye çıkarıyor.Louise L. Hay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri ve İyileşmenizi Sağlayacak Düşünce Modelleri” adlı kitabında “Karaciğer”in öfke ve ilkel duyguların yeri olduğunu ve karaciğer rahatsızlıklarının sebebinin de “Kronik yakınma (şikayet etme) olduğu söylüyor.Bunun tedavisi için bir olumlama cümlesi de öneriyor;

 

“Kalbimdeki açık (kabule hazır, samimi) yerde yaşıyorum.Sevgi arıyor ve onu her yerde buluyorum.”

 

Tabi dilerseniz rahatsızlık ortaya çıkmadan önce de davranabilirsiniz.Bu sadece size bağlı ve baştan da söylediğim gibi bakış açınızdan ve bunun alışkanlık haline gelmiş olmasından kaynaklanıyor.Ama biliyorsunuz ki alışkanlıklar da bırakılabiliyor.21 günlük samimi, inançlı ve kararlı bir arzu bunun için yeterli. Elbette kontrolü sonrasında da elde tutmak gerekli.

 

Sevgiyle kalın.

 

3 Yorum
Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...