Mayıs, 2008 Arşivi
|
26 Mayıs 2008 , Pazartesi
Kategori (Dünya)

Şimdi bu resmin Hıyar Manifestosu adlı bir başlıkla ne alakası var diye düşüneceksiniz.Boşuna düşünüp güzel beyinlerinizi yormayın efendim izah edicem.
Hatta Hıyar’ın da manifestosu olur mu? diyeceksiniz…
Oluyor efendim.
Bu kulpu kırılmış dünya,deniz aşırı sürülmüş erdem,yerin yedi kat dibine gömülmüş ahlak,sosyal yapı,eğitim,bir değil bin kere tecavüz edilmiş,kanına girilmiş öğretim,sanaii,ticaret,kan ağlayan ve de anamızı ağlatan esnaf…
Bu gün katıldığım yaşları yaşımı iki kat aşan,çoğunluğu ilk öğretim öğretmenlerinden oluşan bir toplantıda konu şuydu;
Nesil niye bozuldu?
Düzen niye bozuldu?
Kim bozdu?
Topluluğun tamamına yakını 6-7 yaşları arasındaki bir çocuğun okul’a eğitilmeden,yönlendirilmeden,aile terbiyesi almadan yollandığı kanaatindeydi.Salonda ”aman bre efendim bizde 40 çocuğun hangi biriyle ilgilenicez” kanaati yaygındı.
”Çocuğunu ilk öğretim 1nci sınıfa yollayacak olan Veli,evledına oturmasını kalkmasını,yemesini içmesini,arkadaşlarıyla iyi geçinmesini öğretip öyle yollamalı” diyorlardı.
Açıkcası efendim,kışla kar’ına hazır, Asker istiyorlardı.
Bunları da bir yana koyun,Türkçesini geliştirememiş,yaşam standardını modern hayat’a endexleyememiş,”yapacaaaz-edeceeeez” tarzında konuşma biçimi olan bir doğulu öğretmen,benim çocuğuma ne verebilir?Olsa olsa benim Çocuğum ”geliyorum Annecim” diyeceği halde ”geleceeeem anam” mı der?
Konuşmanın sonuna kadar sustum ve en son dedim ki;
-Öğretmenler evet suç sizde!Bu nesil sizin eseriniz..
Bende bir öğretmenim,branşım çok farklı ve bana göre onlarınkinden daha da zor bir görevim var.
Ama ben yaptığım işi severek yapıyorum,parasal bir kaygı taşımadan…
Elbette para benim için de önemli,henüz gencim ve 30′uma varmadan gerçekleşmesini istediğim ideallerim var ama birilerinin hakkından çalarak değil!Az alıyorum diye az vererek değil!
Ya Hastasına ”özel’e gel”diyerek kartını veren Doktor..
Muayenehane’nde ne güzel kesiyorsun yumuşacık, ya Hastanede?Çatır çatur…
Pantolonumu üç parmak kısaltsın diye verdiğim Terzi,o kapriyi yüzüne çarpacak kadar kaba olsa mıydım?
Ya saçlarım?Kuaför’üm?sana da bir daha gelmiycem.Çok beklersin.
Tüm bu bozuk beyhude kalabalık?
Sizler kimin eserisiniz?
Hani derler ya ”işini Adam gibi yap” diye…
İşimizi Adam gibi yapalım mı?
Bakalım mı öylece Tren’e öküzün de baktığı gibi…
RoyalRojana__M__
|
|
24 Mayıs 2008 , Cumartesi
Kategori (Doğa)

Yaşam bir, idare etme sanatıdır…
Evde eşinizi,çocuklarınızı idare edersiniz.Çalıştığınız yerde iş arkadaşlarınızı.
Paranızı idareli kullanırsınız…
Arabanızı idareli biner,idareli tatile gider,idareli cluplere takılırsınız.
Bunlardan hiç birine sahip değilseniz ya da pek azına sahipseniz zaten idareten yaşıyorsunuz.
Bazen idare etmekten yorulursunuz,idare etmekten sıkılırsınız!
O,aslında hiç olmayan sadece ve de sadece zihninizin en idaretensiz köşesinde huzurla ırmakları akan etrafı yemyeşil ağaçlarla kaplı,sırf size ait o klube’ye yine bir Düş yolculuğuna çıkar,rahatlamaya huzur’a kavuşmaya dalıverirsiniz.
idareten…
Hayal kurmak bile idaretendir,birazdan dönüvericeksinizdir işinizin ve de sorumluluklarınızın başına.
İnsan, neye sahip değilse onu hayal eder,ne yasaksa,ne sınırsızsa…
Ben,akşam üzerilerini hayal ederim,gün batımlarını,rüzgarı,yosun kokusunu…
idareten…
RoyalRojana__M__
|
|
19 Mayıs 2008 , Pazartesi
Kategori (Siyaset)

Ey türk gençliği!
Birinci ödevin Türk bağımsızlığını,Türk cumhuriyetini,sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur.
Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır.
Gelecekte de,yurt içinde ve dışında,seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır.
Bir gün,bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan,göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!
Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir.
Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar,bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.
Zorla ya da aldatıcı düzenlerle,sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış,bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.
Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere,yurdun içinde yönetim başında bulunanlar,aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler.
Dahası,yönetim başında bulunan böyleleri,kişisel çıkarlarını,yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler.
Ulus,yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.Ey Türk geleceğinin genç kuşakları! İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin,Türk bağımsızlığını ve cumhuriyetini kurtarmaktır.
Gereksindiğin güç,damarlarındaki soylu kanda vardır.
Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927

bir anı…
MUSTAFA KEMAL PAŞA SAMSUN’DA
Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da Samsun’a geldi.Bir süre çalıştıktan sonra kentin postanesine gitti.Görevli bulunan PTT memuru o günü söyle anlatıyor :
Hava yağmurlu ve elektrikliydi.O zamanlar paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi,bir haber verdi.Mustafa Kemal Paşa geliyor.O sırada,Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi.Ayağa kalktım.
— Buyurun Paşam.
— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi.
— Hava elektrikli,telleri toprağa verdik,sizi görüştüremem!
— Bu,vatanın kurtuluşu ile ilgilidir.Muhakkak görüşeceğim,ya ölürüz ya vatan kurtulur,dedi.
Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.
— «Sen ölürsen ben de ölürüm» dedi.
Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı,elimi uzun süre bırakmadı.Önce Havza’yı aradım.Derhal cevap geldi.Nöbetçi memur,Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi.Paşa şifreli bir not verdi,yazdım.Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı.Bir kağıda çabucak şifreli bir şeyler yazdı.Havza’ya iletmemi söyledi.Amasya ile de istediği konuşmayı yaptı,sonra;
«Oh çok şükür,şimdi vatan kurtuldu.»dedi ve maiyetiyle gitti.Birden aptallaşmıştım.Oturduğum yerden kalkamadım.Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi.Fes kapmaya,mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı.O bir gerçek vatanseverdi,Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…
Yüce ATAmızı,Şükran ve Minnetle anıyoruz…
|
|
18 Mayıs 2008 , Pazar
Kategori (Kariyer)

İddaya girerim ki…
Oldum olası iddaya girmeyi sevmişimdir.
Hayatımızı,beklentilerimizi bekleyerek geçirmek ne kadar doğru?
Elbetteki doğuştan edindiğimiz inkar edilememez bir Kaderimiz var ama Kaderinde üstünde bir Kader yokmudur?Var bence…
Olmasa bile öyle olduğunu düşünmek yapımda var.
Çalışan bir Anne Babanın ilk Çocuğu olarak doğmamla küçük yaşta aldığım sorumluluklar ilerleyen yaşlarda daha da büyüyen sorumlulukları getirdi.Bu sorumluluklar küçük yaşta büyük kazanımları doğurdu.
Sanki Hayatımı iki sene kadar önceden yaşıyordum,öyle hızlıydım ki…
Her şey Kreş arkadaşlarımın ayakkabılarını ters giymeleriyle başladı.
Nihayet onlara ayakkabılarını giymeyi,bağcıklarını bağlamayı öğrettikten sonra;
Beş yaşında ilk okula başladım.Daha Okul’un ilk günü benden iki yaş büyük arkadaşlarımla sınıfın en çalışkanı olacağıma bahse girmiştim.Kabım onlardan iki yıl küçük olsa da ruhum’un hayat’a attığı fark’a ben bile yetişemiyordum.
Bu iki yaş büyüklük durumları kalabalık bir kitlenin telefon zinciri gibi taki Orta Okulum bitene kadar devam etti.
Düşünsenize öğrenim hayatınız boyunca bir akranınız olmadan okudunuz…
Lise’ye başladığımda onüç yaşındaydım.
Saçlarımı deli gibi jöleleme,eteğimi hafiften yukarı çekme,öğretmenleri bile etkileyecek afrodizyak etkili parfümleri sıkma zamanım gelmemişti.Ama Lisedeydim bir kere…
Fiziksel olarak da gömleğimin altında vukulanan sınıfın kızlarını sollayan bir gelişme halleri…
Bu bahis de benimdi 
Sürekli kendinden büyüklerle muattap olan ve de onları yönetme hırsını doğuştan elinde bulunduran biri için hayat ağırdan gitmiyor.
İlk Erkek arkadaşım ‘ne kadar olgun,akıllı bir kızsın’ demişti…
Ve ben onu benden yaşca büyük olmasına rağmen çocukca düşünceleri yüzünden terk etmiştim.
Şimdilerde daha bir kazanıyorum iddaaları,Aşksızlıklıktan mı bilmem.
Aşk’da kaybeden kumarda kazanır hesabı.Tüm benliğimi vererek işime,çalışmaya çalışıyorum.
Severek yaptığım bir görevim var,öğretmek…
En iyi şekilde öğretmek bahsindeyim.En iyi öğrencileri yetiştirme bahsinde.
İddaya girerim ki…
Kazanmak isterseniz kazanacaksınız,Aslan’ı Kediye boğdurabilme bahsini.
Yada yaşamak isterseniz uyuşuk,umarsız bir Aslan gibi.. Kedilerden uzak durun.
Sevgilerle…
RoyalRojana__M__
|
|
14 Mayıs 2008 , Çarşamba
Kategori (Aşk)

Ben daima muhaliflerindenim herşeye rağmen sevmenin.
Peki ya bir insan her şeye rağmen sevilebilir mi?
Elbette mümkün bu…
Zaten gerçek anlamda bir sevgiden söz ediliyorsa sevgi sizin koşullandırmalarınıza aldırmaz.
İsteseniz de istemeseniz de seversiniz.
Ama benim karşı olduğum "herşeye rağmen sevgi" söylemini dile getiren insanların böyle bir sevgi ile sevilmek istemeleri ve bir sevgi ile yaklaşmaları insanlara,kendilerine bile yalan söylemeleri,farkında olmadan bu gölge oyununa inanmaları.
Ürkütür bu yüzden "her şeye rağmen sevgi" kavramı beni.Böyle bir sevgiden bahsetmeye başladı mı birileri, "eyvah" derim,"işte yine hem kendi canını hem benim canımı yakacak bir insan." Tabi zamanla edinilen bir izlenimdi bu ve oldukça üzücü.Başkalarının faturaları ödene ödene edinilen bir bilgi birikimi.
Yeryüzünde "rağmen ve daima" sevecek bir insan olmadığına inanmıştım belki de artık.Ta ki belki aylar belki yıllar sürecek bir süreçte bir insan bana hiç bir söylemde bulunmadan "herşeye rağmen sevgi"yi lisan-ı hal ile gösterene kadar.
Onu kızdırsam da üzsem de değişmedi tavırları.Çünkü o benim de en az onun kadar incinebileceğimi,art niyetsiz davrandığımı biliyordu.
Sevgisi bencilce miydi?
Öfkesini sevgisinin önüne almışmıydı?
Ben onu göremeden yaşamanın zor olacağını bile bile un ufak mı etmiştim sevgimi gururumun elinde?
Bir anlamda kendi içindeki canavarla tanışmış,onun neler yapabileceğini bilmiş,onunla baş etmeyi öğrenmişti.Bir anlamda kendi içimdeki canavarla tanışmış,onun neler yapabileceğini bilmiş,onunla baş etmeyi öğrenmiştim.
Beni kızdırsada üzsede değişmedi tavırlarım…
İşte o sevgiyi gördükten sonradır ki, söylemler anlamını yitirdi.Süslü sözler,hitaplar,boş,kuru birer ifadeden öteye geçemedi benim için.Eğer karşımdaki kişinin hali sözünü doğrulamıyorsa güvenimi kaybettim.Denge denilen kavramı öğrendim.Yavrusunu severek öldüren anne ayılar gibi sevmemeyi de.İstikrarsız,sürekli çalkalanan bir ruh hali taşıyan insanlara rağmen bir sevginin asla paylaşılamayacağını da.
En bariz fark ise ben bunları yazarken de bir anlatım zorluğu yaşamam.Çünkü öğrendim ki kendimde sevgiyi bu şekilde anlatmak değil göstermek zorundayım.Asıl olan,bir zamanlar hemen hemen tüm çeşme kitabelerinde yazdığı gibi "Bak şu çeşmeye kurnası var tası yok / Kırma insan kalbini yapacak ustası yok" sözünü kendine düstur edinebilmek…
Ben,koşullu bir sevgiyi savunma ürkekliği gösterdiğim için iki yüzlü saymadım kendimi.Ama "her şey rağmen sevgi"yi ancak yaşadıkça ve yaşattıkça tanımlayabiliyor insan.
"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var" der ya şair, evet yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.Sevgi,hele "her şeye rağmen sevgi" asla sözle ifade edilebilen bir şey değil.
Sevgide "rağmen"den bahsedebilmek için yaşamak görmek ve daha önemlisi yaşattıklarıyla bunu insanlara göstermek gerek…
Ey tüm söylemlerden uzak sevgiyi lisan-ı hal ile gösterebilen insan!
Bencil değil sencil sevgiler yeşersin yüreğinde.
Sevgilerle…
|
|
12 Mayıs 2008 , Pazartesi
Kategori (Seyahat)
Geçtiğimiz hafta sonu öğrencilerimle Kuşadasına gittik.

İlk adresimiz Milli Parklar girişindeki Zeus Mağarasıydı.

Mayıs ayı olmasına rağmen İçmeler koyu yerli yabancı Turistlerle doluydu
Masalarımızı birleştirip getirdiğimiz güzel yemeklerimizi yedikten sonra 2008 denize girme sezonunu açtık :)

Sonraki Durağımız Kadınlar Plajı…

Merkez Yat Limanı ve Çarşı gezimizin ardından eve dönüş…
Öğrencilerim açısından Sınav Öncesi Moral yükseltmeleri ve Paylaşdığımız güzellikler adına cici bir anımız oldu.
|
|
10 Mayıs 2008 , Cumartesi
Kategori (Spor)
|
|
7 Mayıs 2008 , Çarşamba
Kategori (Dünya)

Hepimiz zamansızlıklarla çevriliyiz,önümüzdeki uzun yolculuğu hep görürüz. Hissedebilmek en önemlisi,âşık olarak geçirdiğimiz bir gün saniye gibidir. İnancım ölümsüzlüğedir.Kendimi hep enerji deposu gibi görmek hoşuma gider, ölüm korkusunu yok edip de yaşayalım içimizde.Engin bir enerji okyanusundaki enerji dalgacıkları olabilmek en güzeli…
|
|
3 Mayıs 2008 , Cumartesi
Kategori (Dünya)

İnsan dediklerimiz aslında sadece "insan olma şansına sahip" yaratıklardır."İnsan olmak" ise çok büyük bir erdemdir ve maalesef bir çoğu “İnsan” olamadan ölmektedir.Nadir insanlar vardır ki "İnsan" olabilmişlerdir ölmeden.
Bence hayvanların varlığı da bunu farkedebilmemiz için çok iyi bir fırsattır hayatımızda.Sadece hayvanlar da değil ya.Sadece hayvanlara bakarak bile hayatı hem kendimiz hem de çevremizdekiler için mükemmelleştirebileceğimiz halde,neden bunu görmemek için direniriz anlamış değilim hala.
Sadece izleyin lütfen.Evcilleştirdiklerimiz hariç hayvanlar nasıl davranırlar?Neden öldürürler? Neden ölürler?
Doğa mükemmeldir öyle değil mi?
Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini;yoksa öleceğini bilir.Afrika’da her sabah bir aslan uyanır,en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.Aslan yada ceylan olmanızın bir önemi yoktur.Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin.
Sadece bu Afrika atasözüyle bile doğada “en güçlünün yaşabileceğini” ve hayvanların “ölmemek için öldürdüklerini” anlayabiliriz.
Peki sizce hayvanlardan daha fazlasına sahip olabildiğimiz halde,onların birbirlerine karşı duydukları saygı kadar saygı duyamaz mıyız birbirimize?
Kendimize “insan” demeden önce “bizi hayvandan farklı hatta üstün kılan özelliklerimiz nelerdir ve biz bunların kaçını doğru kullanabiliyoruz” diye ciddi anlamda düşünmemiz gerekiyor.
Kendinizle baş başasınız sadece.Sizi sizin kadar iyi eleştirebilecek hiç kimse yok.Şimdi düşünün bakalım. “İnsan” mısınız gerçekten,“insan olma şansına” mı sahipsiniz?Ve eğer sadece bu şansa sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu şansı nasıl kullanıyorsunuz?
Bunun cevabını sadece siz verebilirsiniz.
Umarım hepimiz ölmeden “İNSAN” olabiliriz.
Yüreğinizdeki sevginin hiç eksilmemesi dileğiyle…
http://royalrojana.blogcu.com/15054451/
|
|
|