Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Mart, 2008 Arşivi

30 Mart 2008 , Pazar
Kategori (Siyaset)
 

 

Bu bir hikâye, ya da şehir efsanesi değil.

 

 Yaşanmış bir olayın kahramanından dinlediğim gerçek bir anı.

İster inanın, ister inanmayın cinsinden.Hele bir de son yıllarda satın aldığınız lüks bir Mercedes sahibiyseniz bence bu yazıyı iki kere okumanızda fayda var.

Günümüz zenginliğinin simge markası Mercedes otomobillerinin sağlamlığını, dayanıklılığını bilmeyen yoktur.

Başbakan Tayip Erdoğan’ın Ankara’da bir hastane bahçesi içerisinde yaşadığı rahatsızlığın ardından meydana gelen ve balyozlu kurtarma operasyonu daha hafızalardaki yerini koruyor.

Aralarında babaları oldukça nüfuzlu kişiler olan, hatta bir bankanın en üst düzey yöneticilerinden birinin de oğlunun bulunduğu dört genç,geçtiğimiz yılın yaz ayında İstanbul Anadolu yakasından babalarının yeni aldığı otomobille E-5 üzerinden Tekirdağ’a doğru yola çıkarlar.

Amacı olmayan bir gezintidir bu.

Dört arkadaş Silivri’yi de geçtikten sonra hava kararmaya başlayınca uygun bir yerden geri dönmek isterler.Silivri’den 40-50 km sonra bir sapaktan geri dönerler.Oto yoldan çıkan gençlerden biri rahatsızlanır.

Otomobil yolun kenarına çekilir, arkadaşlarına temiz hava aldıran gençler tarlaların kenarında bir süre yürüdükten sonra geri dönerler.

Arabayı kullanan genç, anahtarı düşürdüğünü fark ettiğinde arabanın otomatik kilitlerinin kapıyı adeta bir kaleye çevirdiğini anlar.

Dört genç yürüdükleri yol kenarında girdikleri tarla çizileri arasında Mercedes’in anahtarını aramaya başlar. Cep telefonlarının cılız ışıkları ile yarım saatten fazla süren aramanın ardından anahtar bulunmaz.

Bir çekiciye yükleyip arabayı Anadolu yakasına evin önüne getirmeyi düşünürler önce, ama arabayı babasından izinsiz aldığını söyleyen genç bunu kabul etmez. Babasının haberi olacağı ve kendisine kızacağı endişesiyle iyice paniğe kapılır.

Gençlerden biri, cep telefonundan Mercedes’in İstanbul’daki temsilcisine ulaşır. Kendini ve aracın yanında bulunan arkadaşlarını tanıtır.Kendilerine bir servis aracı yollanmasını isteyen genç, bu konuda olumsuz yanıt alır.Ama ısrarlı çıkış ve siyasi bir nüfuzun varlığının hissettirilmesi kısa sürede sonuç verir.

Mercedes’in Türkiye ofisinde etkili bir isim, Silivri yakınlarında gecenin karanlığında bir otomobilin etrafında dolaşan gençlere umut olur.

Kendilerini arayan Mercedes yetkilisi önce gençlere kullandıkları araçla ilgili bilinmesi gereken özel bilgiler sorar.

Aracın kime ait olduğu, plakası, araç sahibinin ev iş teli ve adresleri gibi güvenlikle ilgili bir takım sorular yöneltilir.

Bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesinin ardından, yönetici başka bir telefonla Almanca görüşmelere başlar.

Mercedes yetkilisi, gençlerin en önemli müşterilerinden birinin oğlu olduğunu telefonda konuştuğu kişiye anlatmaktadır.

Mercedes’teki telefon trafiği devam ederken gençler mahsur kaldıkları köy yolunda eve dönüşte babalarına ne diyeceklerini düşünürken,yetkili aracı kimin kullandığını sorar.

Otomobil sahibinin oğlu kendisinin kullandığını söyler.

-Şu anda bulunduğunuz yerden oturduğunuz ev ya da park edeceğiniz yere ne kadar sürede ulaşabilirsiniz.

-2 saat 10 ya da 15 dakika içerisindeBu sırada Almanya’daki yetkili Türkiye’de konuştuğu yöneticiye talimatları iletir.

-Sürücü otomobilin yanına gelsin.Gençler zaten otomobilin yanındadır.

Beş on sanaye sonra önce otomobilin iç lambası kendiliğinden yanar.Ardından Park lambaları, sonra motor çalışır.Ardından kapıların kilidi açılır.Telefondan ikinci talimat gelir.

-Sürücü otomobile binsin.

Otomobili kullanan genç ve arkadaşları şaşkınlık içinde otomobile biner. Direksiyonun kilitli olduğunu fark eder.Bu sorun da 30 saniye sonra giderilir.

Telefondan son talimat gelir.

-Aracın en son park edildiği yere ulaşması için size 2 saat 20 dakika izin verildi.Araç 2 saat 20 dakika sonra yeniden stop ettirilecek ve kapıları kilitlenerek emniyet altına alınacak. Geçmiş olsun iyi yolculuklar.Otomobilin sürücü koltuğuna oturan genç ve arkadaşları şoke olmuş durumdadır. O köy yolundan keskin bir U dönüşü yaparak istenilen süre içinde İstanbul’da Anadolu yakasındaki evin önüne ulaşmayı başarırlar. Gençler sözü edilen saat ve dakikanın dolmasını beklerler aracın yanında.

Araç motoru durdurulur ve kapılar kilitlenir.

Yedek anahtarın bile kullanımı iptal edilirken şirket araç sahibine bir sonraki gün yeni anahtarını ulaştırır.

Bu olayı anlatan arkadaşım aracın içinde bulunanlardan biridir.

O yaşadıklarını anlatırken başta Susurluk kazası olmak üzere, bütün Alman malı BMW ve Mercedes marka otomobillerin karıştığı olaylar ve Türkiye’de çok tartışılan kazalar aklıma geldi.

Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, Bakan Adnan Kahveci ve Mustafa Taşar gibi nice değerlerimizin birbiri ardına yollarda kaybettiğimizi düşündüm.İçim sızladı.

Bakanlarımızın, milletvekillerimizin bindiği güvenlik açısından ‘Kale’olarak nitelendirilen son model lüks otomobillerin aslında tepemizde dolaşıp duran bir uydunun kör bir frekansında yol aldığını düşündüm.

Parasını bastırıp satın aldığı otomobilin kontak anahtarının bir nevi mülkiyet sembolü olduğu ülkemizde, binlerce lüks aracın asıl sahibinin hâlâ üretici şirket olduğunu hissetmek içimi burktu.

Aynı araçlar uzaktan böylesine kontrol edilebiliyorsa, neden içindeki konuşmalar dinlenmesin, ürettiği sattığı aracı kontrol edebilen güç,içindeki kişilerin konuşmalarını dinlemeyecek kadar aptal olamaz diye düşündüm ve ürperdim.

             alıntıdır



23 Mart 2008 , Pazar
Kategori (Siyaset)

Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren insanlar…

Açlık,sefalet,rezillik içinde yaşama mücadelesi veren hayvanlar…

 

Yıkım…

Yok oluş…

İnsanlığın yıkımı,Müslümanların yok oluşu!

 

‘Hoop!Ağır ol nasıl oluyormuş o Müslümanlığın yıkımı’dediğinizi duymuş gibi oluyorum.

 

Yazının devamını okudukça anlayacaksın din kardeşim…

Bu yazım düşüncelerini incitecek,baştan söylüyeyim!

 

‘‘Elhamdülillah Müslümanız’’

 

Müslümanlık nedir?Neyi gerektirir?

 

Kafaları 1m2 lik tülbentle sarıp sarmalamak,Namazdan Namaza spor yapmak,beş vakit Cami yolu arşınlamak mıdır,Müslümanlık?

Toplum içinde hep Dini vaazlar vermek,’Selamın Aleyküm’ şeklinde selamlar vermek,nasılsınız diye soranlara ‘hamd olsun’şeklinde cevap vermek?Hacı lakabına erişmek için Hacca gitmek…

 

Bırakın bunlar göstermelik!

Oysa ki, din kul ile Tanrı arasındadır.

Günahlar ve Sevaplar gibi!…

 

Bu Hacı-Hoca kesiminin büyük çoğunluğu da Esnafdır.Ticaretle uğraşır.

Kredi kartı kullanır,karısının kafası ve ağzı kapalıdır,bol miktarda faiz yer,fazla kar ederse de  sefasını sürer bir yandanda ‘ günahkar oldum’diyerek günahlarını ödemekten  Cami’den gelmez…

 

Hem yerim,hem öderim hesabı…

Esnafın en iyisi için ‘kırk gün yanacak’ derler.

 

‘Dilencilere,sokak çocuklarına,evsiz gariplere para vermeyin,alıştırmayın’

Bu cümleyi kuran o ilk insanı tanıyabilsem keşke!..

Ne halde görebilsem onu?

 

Aç,bakımsız ve değersiz gördüğünüz o insanlara üç,beş kuruş vermekle batarmısınız?

Neymiş efendim ‘İnsanlar’a balık yedirmektense onlara balık tutmayı öğretiniz’ demiş ünlü bir düşünürde,öyle ya her yer göl!

Canım Ülkemin iç ekonomisi kötüydü,dış borç azdı.

Bu gün güya her şey güllük gülistanlık,kriz yok ya dış borç?

 

‘Ekmeği çöpe atma günahtır’

Be kardeşim ekmeği çöpe atma ama çöpteki Kediciklere,köpeklerede biraz bir şeyler götür ver.

 hamileydi

İşte beni en çok üzen durumlardan birisi Hayvanlar…

Aç,hasta,bakımsız,değersiz hayvanlar…

Yolda aç bir kedi,köpek gördüğünüzde bir parça yiyecek vermek yerine ‘pist-hoşt’ derseniz,hatta gerekirse tekme atar,arabalarınızı bilerek üzerlerine sürer akşama da akşam namazına giderseniz…

Boşuna Camii’ye gidersiniz!

 Komşularınızın dedikodularını edip,insanlara fitnelik ediyorsanız,her kul’da bir eksik bir zaaf arıyor eleştiriyorsanız,yapmak yerine yine de yıkıyorsanız Ramazan da boşuna aç kalıyorsunuz!

 

İbret için aç ve sefil İnsan ve Hayvanların resimlerini koyucam bu yazımla yine de ‘bir ben mi kaldım bunlara bakıp yardım edecek’ diyorsanız

Vah sizin Müslümanlığınıza!

 

Günümüzde Tanrıya kaç Mümin  sükür için İbadet ediyor?

 

Ya da,

 

kaç sözde Müslüman  günahlarını bağışlatmak için ibadet ediyor?

 

Umarım İnsan Alemi düzelir ve bu düzelme Müslümanlardan başlar!

”Cehennemde Ateş yoktur..Herkes Ateşini bu Dünya dan götürür.”

                   yazan:RoyalRojana

                             __M__



22 Mart 2008 , Cumartesi
Kategori (Aşk)


Düşler dökülür…

Düşler üşüşür…

Düşler doluşur ruhuma gülüşlerinden…



Dinlenen bir nefes gibi yayılır kumsalıma,

köpüklü dalgaların…

Bunlar;

düşlerimin üzerinde oynaşan

Gülüşlerindir ya,

hani adına dalga denen…



Biliyor musun?

Düşler üşüşür başıma gülüşlerinden.

Yep yeni düşler…

Ve buseleri çağıran düşler gibi sıralı düşler.

                     alıntıdır



20 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Mizah)

    İki oğlu ile yaşayan fakir bir çiftçi varmış.

Çiftçi eşini yıllar önce biçerdöverin önünde durduğunu farketmeden ekin biçer gibi biçmiş, kadıncağazı adeta moleküllerine ayırmıştı. Fakat bu sıkıntının da biraz kendi, biraz da talihinin yardımıyla üstesinden gelmeyi başarmışlardı. Biçerdöverin bıçaklarının etrafa serpiştirdiği kadının parçaları toprak tarafından kısa sürede emilmiş, çorak olup birşey yetişmeyen tarlası adeta Babil bahçeleri gibi yemyeşil ve verimli hale dönmüştü… O yuzden kadının ölmesine ailede kimse üzülmemiş, her işte bir hayır vardır düşüncesi standart aile düsturu olmuş ve baba ve çocuklar içlerinden ne geliyorsa öyle davranmışlardı. Ta ki.

Evet tabii ki her güzelliğin bir sonu da olmalıydı. Evin direği, tüm işleri gerçekleştiren, hayırlara sebep olan kişisi yani çiftçi artık yaşlanmış ve ölüm döşeğindedir… Ama yine kimse üzgün değildir, bilirler ki bunda da bir hayır olabilirdi… Ama yine de çocukların içi bir ürperme, peder gittikten sonra ne  yapıcaz düşüncesiyle yusuf yusuf olmaktaydılar.

Bunu farkeden ihtiyar çiftçi, artık uzatmaları oynadığını hissettiği bir günün sabahında oğullarını yanına çağırır.Ve başlar konuşmaya:

“Oğullarım, biliyorum içinizde “şimdi naneyi yedik” duygusu, ve “acaba bana bırakacak bi halt edinmiş olabilir mi?” sorusu hakim… Önce ikinciye cevap vereyim..” der yaşlı çiftçi… “tabii ki hayır”… Çocukların yüzündeki ifade daha da gerginleşir.

Bu konu uzarsa oğullarının müdahalesiyle 90+5 şeklinde tabir ettiğimiz oyun harici sakatlık ve topun oyunda olmadığı anları kapsayan ve eski dilde intika olarak adlandırılan süreyi dahi göremeyeceğini farkeder ve hemen konuyu değiştirir…

 “Ama, üzülmeyin” der… “Size daha önemli bir şeyi, bilgimi bırakacağım” der. Çocuklar merakla dinlemeye başlarlar… “Biliyorsunuz” der ihtiyar çiftçi. “Annenizi zamansız kaybettik bir görünmez kaza sonucu” der…. Çocuklar içlerinden “Ulan bari ölürken yeme bizi” diye geçirseler de aynı ilgili ve buğulu gözlerle babalarına bakmaya devam ederler. Çiftçi devam eder: “Çok zor günler geçirdim başlarda, fakat siz ufaktınız ve ayakta kalmalıydım” der. “O sebeple hayata sımsıkı sarıldım, benden uzaklaşmaya çalıştıkça, azmettim ve beni yıpratmasına izin vermeyip ben onu eskittim”

 Anlattıklarını kendi de bir şeye benzetemeyen ihtiyar çiftçi, çocuklarının gözlerindeki boş ifadeden onların da çoktan dağılmış olduklarını sezer, sezmekle kalmaz hemen yeni bir aksiyona geçer. Büyük oğluna dönerek kendisine bir adet ataç ve bir de zımba getirmesini söyler, yanında da kalın bir tomar kağıt ile..

Bu saçmalıkların bir son bulmasını bekleyen büyük oğlan, belki son istektir diyerek babasını kıramaz ve gider her çiftçi evinde default olarak bulunan bir ataç, bir zımba ve bol miktarda A4 kağıdını üstelik tamamı çizgisiz olarak getirir.Ve tekrar başlarlar babalarını dinlemeye.

 Çiftçi tekrar anlatmaya başlar. “Bakın canlarım, bu tomar kağıt hayat, bu ataç ile zımba ise sizlersiniz”

Dumura batan çocuklar “aaa tamam adam gidiyor” deyip derin bir nefes çekerken adam devam eder. “Önce ataçı takıyorum bu kalın kağıt tomarına” der. “Sağlam değil mi oğullarım” der, “nasılda sıkı duruyor kağıtlar”.

“Fakat bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz” deyip ağır ağır sayfaları çevirmeye başlar. Gerçekten de sayfalar çevrildikçe ataç bollaşmakta, şeklini kaybetmekte ve yerinden oynamaktadır.Sonunda tüm sayfalar yerlere saçılır. “Gördünüz mü” der çiftçi. “Hayata tutunuyor görünmek ilk anda yeterli gibi görünse de, zorlu hayat yolundaki engeller sizi yorar ve tüm hayatınızın kontrolünü kaçırırsınız” der. Sonra yere saçılan kağıtları bu sefer küçük oğluna toplatır ve alır kağıtları.

  Bu arada kıssadan hisse pardon hüsnüye önce büyük ardından küçük oğluna iş yaptırarak onlara hayatta hep adaletli davranma konusunda da ders vermiş olur. Kağıtları alan çiftçi bu kez onları zımbalar ve az önce olduğu gibi sayfaları çevirmeye başlar.Fakat bu sefer yavaş yavaş yavaş hızlanarak.. “Bakın oğullarım, hızlansa bile hayatın akışı siz işte böyle hayata direnmelisiniz, ve zorlukları ve hayatı siz aşındıracak ve güçsüz kılacaksınız” der, zımba delikler büyüyerek sonunda yırtılan sayfaları göstererek.

Kalan kuvvetiyle dalıp gitmiş olan oğullarını direlterek uyandırır ve sorar.. “Peki şimdi siz hangisini seçeceksiniz? Ataç gibi şık görünüp, arka arkaya gelen zorluklarda direnciniz mi kırılacak, yoksa bir zımba teli gibi güçlü ve mağrur bi ömür mü süreceksiniz” der ve son nefesini verir…

 İki kardeş birbirlerine bakar, gözlerinde hangi yolu izleyeceklerinin işaretini görüp, aynı fikri paylaşmanın buruk huzuru ile hafifçe bir tebessüm ederler ve birbirlerine sarılırlar.

      anafikir alıntıdır.



17 Mart 2008 , Pazartesi
Kategori (Haber)

  

Nusret Mayın Gemisi

Seyit Onbaşı

Şanlı Mehmetçik

 

18 Mart 1915

Onlar o gün oradaydı…

Bizler burada olabilelim diye!

 

Çanakkale Savaşı,yaşamak hakkına şerefi ile ulaşan bir Milletin  kahramanlık destanıdır.

 

 

 

 

İngiliz Bahriye Başkanı Churchill’e göre İngiltere ve Fransa daha savaşın başlarında İstanbul’u aşarak Müttefikleri olan Rusya’ya ulaşacaklardı.Boğazların ele geçmesi ile Hint yolu üzeri ve Süveyş Kanalı üzerindeki Osmanlı baskısı kalkacak,Balkan Devletlerinin İtilaf Devletleri yanında yer almalarıda mümkün olacaktı.

 

Bu plan,19 Şubat 1915’de İngiliz ve Fransız Gemilerinin Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını dövmeye başlamalarıyla uygulamaya geçti.

Müttefikler asıl hücumlarını 18 Mart 1915 ‘de yaptılar.Ancak Çanakkale boğazını kolayca geçebileceklerini sanan düşmanlar büyük bir yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldılar.Nusret Mayın Gemisinin döktüğü mayınlar ve topçu ateşi ile İngiliz ve Fransız donanmaları yedi zırhlısını kaybetmiş,bu yedi Gemi Çanakkale Boğazının sularına gömülmüştür.

Çanakkale Muharebelerinin tarihte deniz savaşı olarak geçen bu kısmı İtilaf Devletlerinin başarısızlığı ile tüm Dünya’da yankılar uyandırarak kapandı.

 

 

İtitlaf Devletlerinin Gelibolu Yarımadası’nın güney kısmına çıkarma yapmasıyla savaşın ikinci kısmı başladı.

Bu ikinci kısımda cereyan eden çarpışmaların ruhu,genç Tümen komutanı Mustafa KEMAL’dir.Çok çetin ve inatçı bir karşı koyma ile yapılan savunma,düşman kuvvetlerine ilerleme imkanı vermemiştir.Büyük donanımlı düşman kuvvetlerine karşı Mehmetçiğin azim ve iradesi çelikleşmiş,düşmanı olduğu yere çivilemiştir.

      Yarbay Mustafa KEMAL ilk büyük başarısını Arıburnu’nda kazandı.25 Nisan 1915’den itibaren gelişmeye başlayan düşman harekatına karşı,Tümen komutanı Mustafa KEMAL,süratle Arıburnu’na yetişerek karşı taarruza geçti ve düşmanı durdurdu.19 Mayıs 1915’de Yarbay olan Mustafa KEMAL,bu defa yüzbin kişilik Kiçner Ordusu karşısında Conkbayırı ve Kireçtepe’de kazandığı zaferlerle düşman ordusunu yenilgiye uğrattı.

Düşman bütünü ile Anafartalar’da uğradığı başarısızlık üzerine Gelibolu Yarımadasını boşaltmış ve geri çekilmeye mecbur kalmıştı.

Mustafa KEMAL, Anafartalar grubu Komutanlığına atandığı bilgisini aldığında şöyle diyordu;

‘’Böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildi.Fakat ben,Vatan’ım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için böyle bir kararı aldım.’’

 

Churchill, hatıralarında Anafartalar Savaşı  için şöyle der;

‘’Türkler bu daracık geçitte sıkı bir savunmaya geçmişlerdi.Canlarını veriyorlar fakat Vatanlarının topraklarından bir karış bile vermiyorlardı.’’

 

Bizlere bu büyük zaferin gururunu armağan eden,başta ebedi Başkomutan M.Kemal ATATÜRK ve onun silah arkadaşları olmak üzere;bu mücadeleye iştirak eden Türk Ordusunun kahraman mensuplarını,herşeyi ile bu savaşa destek veren aziz Türk Milletini veVatanları uğruna hayatlarını feda eden bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor,ruhlarınız şad olsun diyorum…

  

18 Mart 1915

Onlar o gün oradaydı…

Bizler burada olabilelim diye!

 

                 yazan:RoyalRojana

                          __M__



16 Mart 2008 , Pazar
Kategori (Dünya)

mkemal.gif

 

• Türkiye devletinin şekl-i hükûmeti cumhuriyettir.


• Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.


• Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir.


• Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir.


• Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)


• Türk Milletinin tabiatına ve geleneklerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir.


• Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslariyle, Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. 1936


• Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. 29 Ekim 1923 (


• Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa hazırız. 1923

• Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir.

• Bugünkü hükûmetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükûmettir ki, onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. 1925


• Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat, idrak, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükûmetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeğe muvaffak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye lâyık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.


• Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. 1926


• Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye’nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.


• Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933


• Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923

                           Mustafa Kemal ATATÜRK

                   



16 Mart 2008 , Pazar
Kategori (Siyaset)

Yargıtay Başsavcılığı,

AKP hakkında (çok gecikmiş de olsa)  kapatma davası açınca, AKP beslemeleri, vatan hainleri, terörist ve terör yanlıları, cumhuriyet düşmanı radikal islamcılar, ülkemizde yaşanan kaostan avanta sağlayanlar, ülke geleceğini zerre kadar düşünmeyen tatlı su demokratları, beklendiği üzere ayağa kalktılar.

 

“Bu vatanı bölecek, ABD ve AB yanlısı – emireri, radikal islamcıların çıkarları doğrultusunda teröre kucak açan ama karşıt görünen, ülkesine ve insanına yalan söyleyip, iktidar kararlarını Avrupa’da yabancı basına açıklayan, ülkeyi dingonun ahırına çeviren, kadına zerre kadar saygısı olmayan bu pisliklerin türban üzerinden politikalarını yürütmelerine, satılmış kalemlerle, rant ve çıkar sağladıkları kişilerle hareket alanlarını genişleten bu asalaklara neden demokrat davranmıyorsunuz? Demokrat bir ülkede parti kapatılır mı?” diyorlar…

 

Demokrat ve ulus devlette, peki bunca halt etmeye daha ne kadar izin verilecek efendiler.

Cumhuriyetin, daha hangi kaleleri feda edilecek.

“Bir tek Ordumuz kaldı” diyorduk ama acaba kaldı mı?

O bile şüpheli hale geldi.

Ülkenin bugün içine düştüğü durumun Ordu farkında değil mi?

Bal gibi farkında…

Peki. Muhalefetin haklı tepkilerine karşı ortaya koyduğu tutuma ne demeli?

 

Radikal İslamcıların dalga dalga gelen yıkıcı darbelerine karşı, yeterli olsa da olmasa da bir tek muhalefet kaldı elimizde.

Ve sen ona, Ordu olarak kalkacak; “Teröristten daha büyük zarar veriyor” diyeceksin.

 

Cumhuriyetin son kalesi olan Ordu da elden gitti diyemem.

Ayrıca bunu söylemeye ne dilim varıyor ne de vicdanım.

Ama şu gerçek tam önümüzde. Ordumuzun bile doğru düşünce – fikir ve eylemlerden  kaydığı - kayabileceği acı gerçekleri yaşıyoruz.

Bu ülkede olan biteni doğru analiz etmek dururken, papağanlık etmek gaflettir.

 

Her yıl Askeri Şüra (YAŞ)  toplandığında, Radikal İslamcı yandaş ve hareketleri tespit edilen bu davranışları kesin kanıtlarda ortaya konmuş kişiler bu kurumdan uzaklaştırılırken, kimlerin bu kararın altına şerh koyduklarını bilmiyor musunuz?

 

Haaa… Bırakın, faaliyetlerine devam etsinler.

Bırakın, Cumhuriyetin tamamını yıksınlar.

Bırakın, devletten ümmete geçelim.

Bırakın, Kürtler – teröristler vatan toprağını alıp götürsünler.

Bırakın, ABD ve AB emirerliğine devam edip, onların şamar oğlanı olalım.

Bırakın, tarikat ve cemaatler bu ülkeye egemen olsun.

Öylemi…

 

“O kadar da değil…” diyeceksiniz biliyorum.

O halde, pislik yapmayın. Ayak bağı olmayın. Bu ülkeyi arkadan hançerlemeyin.

Ya adam gibi, somut yöntemler üretin yada hiç değilse susun.

Ağzınızı her açtığınızda, bu ülkeye zarar veriyor, ülke düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyorsunuz.

Sizin, gaflet ve dalalet içinde olmanız, vatan hainlerine bulunmaz nimet yarattı…

 

Bırakın bu hayasızca saldırıları.

  



15 Mart 2008 , Cumartesi
Kategori (Aşk)

 

SESSİZLİK SESİMİZLE BULUŞUYOR

İşte sessizlik sesimizle buluşuyor
Farkında olmasak da
O şarkılar üzünç iklimi
Harfler harfler harfler
Harflerin yarattığı bir mutluluk bu…

İşte sessizlik sesimizle çarpışıyor
Tam karşında tutkunluk
Tam karşımda bir gül
Tam karşında özlem
Tam karşımda vurgunluğum
Tam karşında süvarin
Tam karşımda sevinç
Karşı karşıya aşk

Sözcüklerin taşıdığı duygular,
Değiştiriyor insanı ne yapsan
Gözlerin görmeye başlıyor
Kulaklarım işitmeye
Yüreklerimiz çarpmaya, coşkulu
Yorgunluk, unutkanlığa yazdırıyor kendini

Ben kılıcımı bıraktım
Sen kalkanını
Pusatsız kaldık işte…

Aşk aşk aşk

Yengisi gövdesine saklı

Yenilgisi de…




13 Mart 2008 , Perşembe
Kategori (Siyaset)

 

              

 

Hatırlarsanız geçtiğimiz yıl 3 Aselsan mühendisi ölmüştü.İntihar denmişti.

 

Yazılı ve görsel basının peşine düşmediği, araştırmadığı ancak insanların e-mail yoluyla birbirlerine duyurduğu bu yazıyı sizinle paylaşmak istedik.

Bundan birkaç yıl öncesine kadar F-16 üretim merkezi TAI de uçakların dost-düşman tanımlamasını yapan elektronik sistemi bir tek Türk mühendisin dahi giremediği bir bölümde üretiliyordu.
Bu sistem Türk F-16 sının bir uçak ile karşılaştığında karşıdakinin dost mu düşman mı olduğunu pilota iletiyordu.Yanlız burada bir sorun vardı.Bir Türk F-16 sı stratejik kadim dostlarımızdan(!) ABD, İngiliz veya Yunan uçaklarından biri ile karşılaştığında onları DOST görüyordu.Bu da bir savaş halinde bu kadim dostlarımızın bizi sinek avlar gibi avlayabilmesi anlamını taşıyordu.

Aselsan mühendisleri 6 ay gibi kısa bir sürede ABD tarafından bize güdülen bu uçak tanıma sisteminin hakimiyetini lehimize çevirmeyi başardı.
ABD’ nin yıllarca çalışarak kurduğu tezgah, DAHİ TÜRK MÜHENDİSLERİ tarafından kısa bir zamanda bertaraf edilmişti.

Peki DAHİ MÜHENDİSLERİMİZ şimdi ne ile uğraşıyorlardı?

Kadim dostumuz(!) ABD, sadece uçak tanıma sistemini elinde tutma kozunu elinde bulundurmuyordu.Bundan daha vahim ve önemli kozu var :

ABD, herhangi bir savaş veya askeri operasyon sırasında ABD tarafından satılmış veya modernize edilmiş elektronik sisteme sahip uçak, helikopter, tank, zırhli birlikler, izleme sistemleri gibi hayati araçları UYDUSUNDAN VERDİĞİ BİR EMİR İLE SAF DIŞI BIRAKABİLİYOR.
Yani, kendi yaptığı bu elektronik sistemler istendiği anda uzaktan kumanda misali uydulardan kontrol edilebiliyor.Bu Türk Ordusu’ nun savaş başlamadan yenilgisi anlamına geliyor.

İşte 3 DAHİ MÜHENDİS’ in katlinin nedeni :

Aselsan mühendisleri, uçak tanıma sistemlerinin MİLLİLEŞTİRİLMESİ konusundaki başarısından sonra, benzer bir başarıyı bu ABD güdümlü elektronik sistemlerin kontrol dışı bırakılması, uydu müdahalesini bertaraf edecek yeni elektronik sistemlerin geliştirilerek  silahlı gücümüzün MİLLİLEŞTİRİLMESİ için çalışıyorlardı.Bunlardan 3 gencimiz kadim dostumuz tarafından ŞEHİD edildi.

Dostumuz bu sistemi EŞREF BİTLİS PAŞA’ nın ŞEHİD edilmesinde de içinde bulunduğu helikopterde kullanmıştı.

Uyumaya devam etmek isteyenler, UYUMAYA DEVAM EDİN!



11 Mart 2008 , Salı
Kategori (Siyaset)

 

Üniversitelere Türbanla girişi serbest bırakan YÖK genelgesine DANIŞTAY’dan yürütmeyi durdurma kararı geldi.

 

Günlerce çalkalanan Medya,

Günlerce tıkanan Üni.kapıları,

Günlerce kaositik durumlara sevk edilen beyinleriniz…

Kim kazandı?

Kim oldu son gülen?

Kim kaybetti?

Kim oldu aşağılanan?

ve de kim kimi sorusunu unutmamak gerekir.

 

Bu arbedenin tek bir kazananı var,Tayyip!

Halka bindirdiği zamları örttü Türbanla…

Ekonomiyi örttü…

Özelleştirip sattığı şirketlerimizi örttü..

Terörü örttü…

Esas ve ilk amacı olan Türbanlıların ağızlarını örttü.

”ben yaptım ama olmadı”yı yaptı…

 

 Şimdi bir Siyasetçinin Siyasi politikaları için kullanılmış,hisleriyle oynanmış,aldatılmış bu AKP’nin Cehalet yongası seçmenleri için hiç üzülmüyorum.

Kendi seçmenini kullanıp aşağılayarak politika yapan bir Siyasetçi hiç görmedim!

Pardon az kalsın unutuyordum MHP ‘yi de desteğini alarak bu iş için  kullanmıştı.

 

Olmayacak bir durumu özgürlükler adı altına saklayarak ve Türbanlı Vatandaşlarının zaaf ve oylarını kullanarak Ülkeyi krizlere sevk etmeyi kar görerek,varacağı sonuç olan elde var sıfıra hep beraberinde Türbanlıları sürükleyerek giden bu Başbakan hala Başbakanınız mı doğrusu merak ediyor  ve bu yazıma Yüce ATAM’ın bu konuya şayan sözüyle son veriyorum.

İyi okuyun anlayında bir daha aksini söyleyenlere oyuncak olmazsınız!

 

 

Arkadaşlar, Efendiler ve Ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olmayacaktır!

Mustafa Kemal Atatürk

 

 

                      yazan:RoyalRojana

                             __M__



Sayfalar : [1] 2