Sevgilerle

 kibrit.jpg

 

Ben daima muhaliflerindenim herşeye rağmen sevmenin.

Peki ya bir insan her şeye rağmen sevilebilir mi?

Elbette mümkün bu…

Zaten gerçek anlamda bir sevgiden söz ediliyorsa sevgi sizin koşullandırmalarınıza aldırmaz.

İsteseniz de istemeseniz de seversiniz.

 Ama benim karşı olduğum "herşeye rağmen sevgi" söylemini dile getiren insanların böyle bir sevgi ile sevilmek istemeleri ve bir sevgi ile yaklaşmaları insanlara,kendilerine bile yalan söylemeleri,farkında olmadan bu gölge oyununa inanmaları.

 Ürkütür bu yüzden "her şeye rağmen sevgi" kavramı beni.Böyle bir sevgiden bahsetmeye başladı mı birileri, "eyvah" derim,"işte yine hem kendi canını hem benim canımı yakacak bir insan." Tabi zamanla edinilen bir izlenimdi bu ve oldukça üzücü.Başkalarının faturaları ödene ödene edinilen bir bilgi birikimi.

 Yeryüzünde "rağmen ve daima" sevecek bir insan olmadığına inanmıştım belki de artık.Ta ki belki aylar belki yıllar sürecek bir süreçte bir insan bana hiç bir söylemde bulunmadan "herşeye rağmen sevgi"yi lisan-ı hal ile gösterene kadar.

 Onu kızdırsam da üzsem de değişmedi tavırları.Çünkü o benim de en az onun kadar incinebileceğimi,art niyetsiz davrandığımı biliyordu.

Sevgisi bencilce miydi?

Öfkesini sevgisinin önüne almışmıydı?

Ben onu göremeden yaşamanın zor olacağını bile bile un ufak mı etmiştim sevgimi gururumun elinde?

Bir anlamda kendi içindeki canavarla tanışmış,onun neler yapabileceğini bilmiş,onunla baş etmeyi öğrenmişti.Bir anlamda kendi içimdeki canavarla tanışmış,onun neler yapabileceğini bilmiş,onunla baş etmeyi öğrenmiştim.

Beni kızdırsada üzsede değişmedi tavırlarım…

 İşte o sevgiyi gördükten sonradır ki, söylemler anlamını yitirdi.Süslü sözler,hitaplar,boş,kuru birer ifadeden öteye geçemedi benim için.Eğer karşımdaki kişinin hali sözünü doğrulamıyorsa güvenimi kaybettim.Denge denilen kavramı öğrendim.Yavrusunu severek öldüren anne ayılar gibi sevmemeyi de.İstikrarsız,sürekli çalkalanan bir ruh hali taşıyan insanlara rağmen bir sevginin asla paylaşılamayacağını da.

 En bariz fark ise ben bunları yazarken de bir anlatım zorluğu yaşamam.Çünkü öğrendim ki kendimde sevgiyi bu şekilde anlatmak değil göstermek zorundayım.Asıl olan,bir zamanlar hemen hemen tüm çeşme kitabelerinde yazdığı gibi "Bak şu çeşmeye kurnası var tası yok / Kırma insan kalbini yapacak ustası yok" sözünü kendine düstur edinebilmek…

 Ben,koşullu bir sevgiyi savunma ürkekliği gösterdiğim için iki yüzlü saymadım kendimi.Ama "her şey rağmen sevgi"yi ancak yaşadıkça ve yaşattıkça tanımlayabiliyor insan.

 "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var" der ya şair, evet yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.Sevgi,hele "her şeye rağmen sevgi" asla sözle ifade edilebilen bir şey değil.

 Sevgide "rağmen"den bahsedebilmek için yaşamak görmek ve daha önemlisi yaşattıklarıyla bunu insanlara göstermek gerek…

 

Ey tüm söylemlerden uzak sevgiyi lisan-ı hal ile gösterebilen insan!

 Bencil değil sencil sevgiler yeşersin yüreğinde.

 

Sevgilerle…

5 Yorum

Geçtiğimiz hafta sonu öğrencilerimle  Kuşadasına gittik.

İlk adresimiz Milli Parklar girişindeki Zeus Mağarasıydı.

Mayıs ayı olmasına rağmen İçmeler koyu yerli yabancı Turistlerle doluydu

Masalarımızı birleştirip getirdiğimiz güzel yemeklerimizi yedikten sonra 2008 denize girme sezonunu açtık :)

Sonraki Durağımız Kadınlar Plajı…

Merkez Yat Limanı ve Çarşı gezimizin ardından eve dönüş…

Öğrencilerim açısından Sınav Öncesi Moral yükseltmeleri ve Paylaşdığımız güzellikler adına cici bir anımız oldu.

Yorum yok

 

 

 

 

       ve…  KÜKRE’di        

 

 

 

Yorum yok

 

Hepimiz zamansızlıklarla çevriliyiz,önümüzdeki uzun yolculuğu hep görürüz. Hissedebilmek en önemlisi,âşık olarak geçirdiğimiz bir gün saniye gibidir. İnancım ölümsüzlüğedir.Kendimi hep enerji deposu gibi görmek hoşuma gider, ölüm korkusunu yok edip de yaşayalım içimizde.Engin bir enerji okyanusundaki enerji dalgacıkları olabilmek en güzeli…


Devamını Okumak için tıklayın…

Yorum yok
İnsantırak

 

 

İnsan dediklerimiz aslında sadece "insan olma şansına sahip" yaratıklardır."İnsan olmak" ise çok büyük bir erdemdir ve maalesef bir çoğu “İnsan” olamadan ölmektedir.Nadir insanlar vardır ki "İnsan" olabilmişlerdir ölmeden.

 Bence hayvanların varlığı da bunu farkedebilmemiz için çok iyi bir fırsattır hayatımızda.Sadece hayvanlar da değil ya.Sadece hayvanlara bakarak bile hayatı hem kendimiz hem de çevremizdekiler için mükemmelleştirebileceğimiz halde,neden bunu görmemek için direniriz anlamış değilim hala.

 Sadece izleyin lütfen.Evcilleştirdiklerimiz hariç hayvanlar nasıl davranırlar?Neden öldürürler? Neden ölürler?

 Doğa mükemmeldir öyle değil mi?

 Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini;yoksa öleceğini bilir.Afrika’da her sabah bir aslan uyanır,en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir.Aslan yada ceylan olmanızın bir önemi yoktur.Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin. 

Sadece bu Afrika atasözüyle bile doğada “en güçlünün yaşabileceğini” ve hayvanların “ölmemek için öldürdüklerini” anlayabiliriz.

 Peki sizce hayvanlardan daha fazlasına sahip olabildiğimiz halde,onların birbirlerine karşı duydukları saygı kadar saygı duyamaz mıyız birbirimize?

Kendimize “insan” demeden önce “bizi hayvandan farklı hatta üstün kılan özelliklerimiz nelerdir ve biz bunların kaçını doğru kullanabiliyoruz” diye ciddi anlamda düşünmemiz gerekiyor.

 Kendinizle baş başasınız sadece.Sizi sizin kadar iyi eleştirebilecek hiç kimse yok.Şimdi düşünün bakalım. “İnsan” mısınız gerçekten,“insan olma şansına” mı sahipsiniz?Ve eğer sadece bu şansa sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, bu şansı nasıl kullanıyorsunuz?

 Bunun cevabını sadece siz verebilirsiniz.

Umarım hepimiz ölmeden “İNSAN” olabiliriz.

Yüreğinizdeki sevginin hiç eksilmemesi dileğiyle…

 http://royalrojana.blogcu.com/15054451/

4 Yorum

 

 

Bir insan hem şikayet edip hem de o durumun içinde bulunmaya neden devam eder? Parasızlıktan şikayet eder, ama sadece şikayet eder.

Daha fazla nasıl kazanacağını düşünmekle yormaz kafasını.

Çocuğunun davranışlarından şikayet eder.Ama bunun nedenlerini bulmaya çalışmak yerine bunu tanıdıklarına anlatır.Ama sadece “Bizim çocuk son zamanlarda çok isyankar oldu, bıktım vallahi!” şeklindedir cümleler genellikle.

 

Sorunun nedeni değildir önemli olan.Onun bıkmış olmasıdır.İşini sevmiyordur.Ya kazandığını yetersiz bulur yada hayallerindeki iş olmadığı yada içine girdikten sonra gördüğü sistemden kaynaklanan çarpıklıklar yüzünden.O zaman seni tutan kim.Bırak senin yerine o işi senden daha çok sevecek ve daha iyi yapacak en az bir tane insan var bu dünyada.

  İstediğin şey Milli Eğitim’e bağlı çalışmaktı.Sen çok idealist,kendini de yetiştirmiş bir öğretmendin ve seni buna layık görmediler mi?Şimdi kimi kime şikayet edeceksin ve eline ne geçecek?Oturduğun yerde “Bu bana yapılan haksızlık!” deyip durmanın ne anlamı var.Ülken için çalışmak istiyorsan bunu yine yapabilirsin.Bunun ne şekilde olacağı da yine sadece senin tercihine bağlı.

 

Ben demiyorum ki,koyun gibi olalım,her şeyi kabullenelim.Sadece ve sadece düşünen bir akıl sorunu görebilir.Sorunu görmek çözümün yüzde ellisi.Ancak o kadarla kalmamalı.Sorun her neyse onu sadece şikayet etmekle çözemeyiz. Yaptığın iş her ne olursa olsun,ister ev temizliği,ister müdürlük yada her neyse ya şikayet etme,yada yapma!Durumu değiştiremiyorsan da hem insanların enerjilerini hem de kendi enerjini tüketme.

“Ya Şikayet Etme,ya da Çöz!”

 

Yazarken bile insanı daraltan bu durum acaba bunu yaşarken yani şikayet halindeyken insanın ruhunu,dolayısıyla zihnini ve bedeninin diğer kısımlarını nasıl etkiliyor dersiniz?

Bir çok olumsuz düşünce gibi bu da önce ruhta tortular bırakıyor,daha sonra da bu tortulardan arınmamışsanız eğer hastalığa davetiye çıkarıyor.Louise L. Hay “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri ve İyileşmenizi Sağlayacak Düşünce Modelleri” adlı kitabında “Karaciğer”in öfke ve ilkel duyguların yeri olduğunu ve karaciğer rahatsızlıklarının sebebinin de “Kronik yakınma (şikayet etme) olduğu söylüyor.Bunun tedavisi için bir olumlama cümlesi de öneriyor;

 

“Kalbimdeki açık (kabule hazır, samimi) yerde yaşıyorum.Sevgi arıyor ve onu her yerde buluyorum.”

 

Tabi dilerseniz rahatsızlık ortaya çıkmadan önce de davranabilirsiniz.Bu sadece size bağlı ve baştan da söylediğim gibi bakış açınızdan ve bunun alışkanlık haline gelmiş olmasından kaynaklanıyor.Ama biliyorsunuz ki alışkanlıklar da bırakılabiliyor.21 günlük samimi, inançlı ve kararlı bir arzu bunun için yeterli. Elbette kontrolü sonrasında da elde tutmak gerekli.

 

Sevgiyle kalın.

 

3 Yorum
Cehalet…

Cahilim, cahilsin, cahil…
Cahiliz, cahilsiniz, cahil…
Bu cehaletten kurtulalım…

2 Yorum

 

 

CHP‘de genel başkanlık için Baykal, Koç, Oran ve Yalçınkaya başvurdu ancak yeterli imzayı sadece Baykal toplayabildi.

 Başkanlığa CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Samsun Milletvekili Haluk Koç, Parti Meclisi Üyesi Ayhan Yalçınkaya ve TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyoncular Odası Başkanı Umut Oran başvurdu.

 
Deniz Baykal, 1016 delegenin imzasıyla kurultayın tek genel başkan adayı oldu. Aday adayları Haluk Koç, Umut Oran ve Ayhan Yalçınkaya ise aday olabilmek için yeterli sayıda imzayı bulamadılar.

Sayın, Deniz BAYKAL’ı kutluyor Ülkem için hayırlısını diliyorum…

4 Yorum

Her yıl Nisan ayın da İSPANYA’nın SEVİLLE kentinde BOĞA GÜREŞLERİ Festivali düzenleniyor.

Ne kadar kaçık İspanyol varsa Boğa güreşlerinin yapıldığı arenalara hücum ediyorlar.Akabinde Matadorlar çıkıyor Boğaları can çekiştire çekiştire öldürüyorlar.Bunun da adına Festival diyorlar.Sizce bu katliam değil de nedir?

Geçen sene Nisan ayında yapılan Boğa Güreşinden bir kaç kare fotoğrafı siz değerli blogcu arkadaşlarımla paylaşmak istiyor,vicdanınıza sunuyor,yorumlarınızı bekliyorum. 

Yüzündeki ifade aslında kimin vahşi olduğunu ortaya koyuyor.

Matadorun her yeni kılıç darbesi binlerce İspanyolu kendinden geçirdi.

Boğaya sapladığı kılıçlarla tatmin olmayan Ventura, daha çok alkış için boğanın kulaklarını da kesti

Tribünlerden gelen mükafatını alan kahraman sevinç çığlıkları atarken yaralı boğa hemen yanı başında can çekişiyordu

O sırada boğaya yaklaşan matadorun atı insanlık dersi verdi. Binlerce insanın göstermediği merhameti gösterdi ve boğanın yaralarını kendince iyileştirmeye çalıştı.

 

 


1 Yorum

19 MAYIS boykotu…

 

19 Mayıs 2008′de sakın gazete almayın! 
 

Hepimiz Mustafa Kemal’iz diye bağırarak yürüyen milyonların sesini ulusa

dünyaya duyurmayan, çıkar hesapları peşinde koşan ve bizden kazandığı

paralarla çıkarcı gruplara hizmet eden ve gücünü halktan sağlayan medyaya

 

19 Mayıs’ımızda boykot uyguluyoruz.

 

Hepimizi sağduyulu olmaya çağırıyor,sivil iradenin gücünü görmezden gelen

medyaya da bu sivil iradenin gücünü göstermeye davet ediyor, sembolik olarak 19 Mayıs’ımızda tirajlarının sıfırlarda seyretmesini arzuluyoruz.

Önderimiz Atatürk’ün halkı; Atatürk ilkelerine bu denli ihanet içinde bulunan medyaya dersini vermelidir…

 

1 Yorum
Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...