Ata Sporlarımız; Ok ve Okçuluk
18 Mart 2008 Salı Yorum yok »
Kirişle gerili olan yaya takılarak uzağa atılan ucu sivri,düzgün,ince ve kısa değnek yada çubuğa ok denir.Ateşli silahların keşfinden önce savaşlarda ve avcılıkta daha sonrada sportif maksatlarda kullanılmakta olup,yay ile atılmaktadır.
Ok’un,şap ve ucu sivri bir demir başlıktan müteşekkil olup,uzunluğu,ağırlığı ve genişliği yaya göre değişmektedir.Her ok her yayda kullanılmayıp,yayın ağırlığı azaldıkça okun ağırlığı da azalır.Mesela altı dirhem ağırlığındaki bir ok,yüz dirhem,beş dirhemlik bir ok ise doksan dirhemlik bir yay ile atılır. Yay,kıvrık ve esnek olup;iki ucuna bağlanan ipin çekilmesi ve yayın germe kuvvetiyle oku fırlatmaktadır.
Eskiden manda boynuzundan yapılırken giderek ağaç,maden ve başka değişik maddelerden yapılmaya başlanmıştır.Okun baş tarafını teşkil eden ok başı önceleri çakmak taşından yapılırdı. Sonra bunun yerini bronz,demir ve çelikten mamül maddeler almaya başladı.Ok başı küçük,kemikli olanlara peşrev denilmektedir.Okun ucundaki sivri demir,kemik gibi sert maddeler,okun havada baş tarafının önde uçmasını,çarptığı yere derin girmesini sağlamaktadır. okun bu parçasına (Temuren - Temren) denilmektedir.Günümüzde oku halen bir silah gibi kullanan bazı güney Amerika yerlileri,oklarının ucuna kürar denen ve sinir uçlarını felç edip düşmanlarını büyük ızdıraplar içinde yavaş yavaş öldüren bir zehir sürmektedirler. Ok sapının alt ucundaki,yay ipinin üzerinde durmasına ve ipi kuvvetle çekmeye yarayan bir kertik bulunur.Sap üzerindeki yelek denen kuş tüyleri ve kanatçıklar,okun havada düzgün uçmasını sağlamaktadır.Zırhlı elbiseleri delmek için sapa bağlanan ve kurşun topuzlar ile takviye edilen oklara kurşunlu ok denilmektedir.
Ok,boy itibari ile tarz-ı has,kiriş endam ve şem endam olmak üzere üç çeşite ayrılır.Tarz-ı has,ok sapının boğazı ince ve uzunluğunun üçte biri yerinden başlayarak kalınlaşan,sonradan baldıra doğru incelen oklara denilmektedir.Boğazı,ğöğsü ve baldırı aynı incelikte olan oklara kirişi endam,boğazı ince,uzunluğunun üçte biri tok ve sonra giderek inceleşen oklara da şem endam denir.Ok boyları,20 cm. ile 2 metre arasında değişebilmektedir.
Ok,çam ve gürgen başta olmak üzere muhtelif ağaçlardan,kamışlardan yapılır.Kayın ağacından yapılanlara hadenk denir.Ağaçlar önce kurutulup,sonra ikişer santim kalınlığında kesilir ve kuştere denilen alet ile düzeltilir.Bu vaziyette iki ay durduktan sonra mutedil hararetli bir fırında sararıncaya kadar ısıtılır.Fırınlama meselesi çok mühimdir.Çünkü hararet fazla olursa ağaçlar yanıp kavrulabilir. Az olunca ağırlığını muhafaza edip hareketi yavaşlatabilir.Fırından çıkartılan ağaçlar havadar ve rutubetsiz bir yerde,on gün sonrada yine rutubetsiz bir mahsende üç beş sene bekletilip ok yapmaya müsait hale getirilir. En kıymetli oklar,Çanakkalenin bayramiç kazası çavuşköy yakınındaki kumunç dağından kesilen çamlardan yapılır.
Araplar ve Türkler,yaycılık ve ok atmada çok ile bir seviyeye ulaşmışlardır.İslamiyetten önceki ustalıklarını,müslüman olduktan sonra dahada geliştiren araplar arasında uzakta,hareket halinde bir ceylanı anında vurabilen kimselere (Rahmet-ül hadak "gözünden vurucu") denilirdi.Ashab-ı kiramın büyüklerinden ve cennetle müjdelenmiş olanlardan (Aşere-i mübeşşerden) biri ve büyük bir kahraman olan Sad Bin Ebi Vakkas(r.a) okçuların piri idi.İslamiyet yolunda ilk ok atan o olup, Peygamber efendimiz’in(savs)"Allahü teala oklarını kuvvetli ve isabetli,dualarını makbul eylesin"diye duasını aldığı için attığı hiç bir ok boşa gitmezdi.Çok iyi Nişancıydı.Uhud gazasında Peygamber efendimiz(savs) düşmandan gelen okları toplayıp o’na verirdi"at ya Sad,anam babam sana feda olsun"buyururdu. Resullah efendimiz(savs) Sad Bin Ebi Vakkas hariç,hiç kimse için ana ve babasını birlikte feda etmek üzere mübarek ağızlarına almamışlardır.Paygamber Efendimiz(savs)"ok atmasını ve ata binmesini öğreniniz.""Oyunun faidesi olmaz,yanlız ok atmayı öğrenmek,atını terbiye etmek ve ailesi ile oynamak Hakk’tır.""Ok atmasını öğrenip,unutan bizden değildir." şeklindeki mübarek hadisi şerifleri bütün harp vasıtalarının hazırlanmasını ve kullanılmalarının sulh zamanında öğrenilmesini emir ve teşvik buyurmuşlardır.
Ok,eski Türklerde de milli silah olarak kabul edilmekte,çeşitli destan ve hikayelerde ondan bahsedilmektedir. Oğuz kelimesinin "oklar" manasına (ok+z) geldiğini,"z"nin çoğul eki olduğunu iddia eden lenguistler mevcuttur.Okun aynı zamanda sembol olarak kullanıldığıda olmuştur.Oğuzlar, bozoklar ve üçoklar diye iki,Göktürkler de on oklar diye on büyük kola ayrılmışlardır.Orta Asyada yapılan kazılarda ele geçirilen oklar,Türklerin ok yapımında çok maharetli olduğunu göstermektedir. Dede korkut hikayelerinde bir Türk’ün alp,yani kahraman olabilmesi için,uçan kuşları ok ile düşürmesinin de şart olduğu belirtilmektedir.Selçuklu sultanı Tuğrul bey,hususi mektuplarında,ok ve yayı tuğra olarak kullanıyordu. Divan edebiyatında ise ok sevgilinin kirpiklerine,yay da kaşlarına benzetilmektedir.
Osmanlılar zamanında da okçuluk büyük bir ehemmiyet taşımış,okçuların yetişmesini ve eğitimi meselesi devlet seviyesinde ele alınmıştır.Anadolu beyliklerinde ve Osmanlılarda,okçu birlikleri savaşlarda çok mühim rol oynamışlardır.Özellikle birinci Kosova,Varna,Gazze,Mısır seferi ve 1521 Belgrad muhasarasının zaferle neticelenmesinde bu birliklerin payı çok büyük olmuştur.Böyle güçlü birlikleri teşekkül ettirebilmek için ok talimleri ve müsabakalarının yapıldığı ok meydanları düzenlenmiştir. orhan bey,Bursa’da ilk olarak,Yıldırım Beyazıd Gelibolu’da,Fatih İstanbul’da gemileri karadan Haliç’e indirdiği yerde,ve Yavuz Sultan Selim’de Yenibahçe’de ok meydanları inşaa ettirmişlerdi.İstanbul’daki ok meydanlarının sayısı 30 bulmıştur.Belgrad,Üsküp,Bağdat,kahire,Amasya, Şam,Diyarbakır ve Cidde gibi daha bir çok yerde de ok meydanları yaptırılmıştır.Bu meydanlarda ok talimlerinden başka koşular,pehlivan güreşleri vediğer atletizm müsabakalarıda yapılırdı.Divan şairleri,usta sayılan kemankeşler(okçular) için methiyeler,şiirler yazarlar,rekor sayılan atışlarda nişantaşları dikilirdi.Üçüncü Sultan Selim’in attığı okun düştüğü yere dikilen menzil taşı bugün hala yerindedir.Yahya Kemal’in yazdığı ve Yavuz Sultan Selim’in önünde ok atan kemankeş için zamanından çok sonra yazılmış olan şiir bunların en güzellerinden biridir.İkinci Beyazıd Han,Genç Osman,Dördüncü Murad,Dördüncü Mehmed Han,Üçüncü Selim Han,İkinci Mahmuh Han ve Sultan Abdülaziz Han gibi padişahlar,kabri ok meydanlarında olan Damat İbrahim paşa,Kemankeş Ali Paşa, Kemakeş Kara Mustafa Paşa ve Deli Hüseyin Paşa gibi vezirler, zamanlarının okçuluk şampiyonlarıydılar.
Ok talimleri rüzğarı cihhetine göre yapıldığından böyle her rüzğara maruz olan yerler meydan olarak seçilmezler. Ok meydanlarının bakımı ile uğraşanlara ihtiyar denilirdi.Her meydanın üç ihtiyarı olup,baş ihtiyara Şeyhül Meydan denilirdi.Bunlar aynı zamanda okçuluk tekkesi Şeyhliğinide yaparlardı.Şeyhül Meydan,kemankeş pehlivanların en kabiliyetli,zeki ve dürüst olanlarından seçilirdi.Kemankeşliğe yeni başlayanlar ondan müsade alırdı.Şeyhül Meydan ile menzil ihtiyarı ve mütevelli,meydanın ve okçuluğun bütün meselelerini,ihtilaflarını çözerlerdi.Yeni yetişenlerin teşviki,talim yapanlarında imtihanını bunlar yapardı.Üç metreye ok atabilene okçu"kemankeş" ünvanı verilirdi.okçuluk tekkesi,her sene Hıdırellez’de,yani 6 mayıs’ta ok talimlerine başlamak için açılırdı.Pazartesi ve perşembe olmak üzere 6 ay talim edilirdi,okçular müsabakalara koşu derlerdi.Ok meydanına öğleden evvel gelip yemekler yenildikten ve namaz kılındıktan sonra müsabaka başlardı.
Atışlar mesafe atışı ve hedef atışı olmak üzere iki çeşitti.Birde zarp vurma denilen sert cisimleri delme yarışı vardı.Hedefe atışlarda,hedef tabla veya puta denilen kalın meşinden yapılmış ve içi saman dolu cisimlerdi.tabla iki ayak üzere tesbit edilirdi.İsabeti haber vermek için etrafına çıngıraklar konurdu.Menzil atışına katılanlar meydan sorumlularından olan ihtiyarlarki,azmiş denilen oklar kullanırlar,dokuzyüzcüler,binciler ve bin yüzcüler diye dörde ayırırlardı.Seksen gez aralıkta dikilmiş iki bayrak arasına düşmeyen oklar müsabaka haricinde tutulur,oku en uzağa atan kemankeş ise müsabakaya kazanırdı.Tarihte meşhur kemankeşlerin menzil dereceleri şöyledir;
Tozkoparan İskender 1281 gez (845.4 m) - Arap Kemankeş 1124 gez (741.8 m) - Havandelen 1235 gez (815.1 m) - Subaşı Sinan 1109 gez (731.9 m) - Kazsaz Ahmed 1037 gez (684.4 m) - Benli Karagöz 1161 gez (762.2 m) - Deve Kemal 1205 gez (795.3 m) - Çuhlu Ferruh 1223 gez (807.1 m) - Kaptan Sinan 1232 gez (813.1 m) - Bursalı şela 1271 gez (838.8 m) - Solak Bali 1238 gez (817.7 m)
Bir gez 66 cm’dir.Okçular ok atarken,sol dizlerini yere koyup sağ dizlerini kaldırarak "Ya Hakk" diye sala verip oku fırlatırlardı.Abdestsiz ok atmazlardı.Kazanan Kemankeş’in boynuna çapraz vari şal takılır,okçular tekkesine götürülürdü.Şeyhül Meydanda kazanana iltifat ederdi.Müsabakalarda mükâfat koymak,sadece padişahlara,vezirlere ve şeyhül meydanlara mahsustu.Her yıl binlerce kemankeş yarışırdı.Topkapı müzesindeki bir belgede 1671′de sadece ok meydanında 3375 kemankeşin ok attığı belirtilmektedir.Okçular kullandıkları aletlere hürmet ederler,talim ve müsabakalardan sonra yay ve oklarını tekkelerindeki dolaplarına koyarlardı.Okçu tekkeleri iki odadan müteşekkil olup,birisinden yerler minder döşeli,duvarlarda ok ve yaylar asılıyda ve sohbet ederlerdi.Öbür odada ise yemekler yenilirdi.Okçuluk sporunun ve tekkelerinin kendilerine ait kuralları olup,bunlara riayet etmeyenler kemankeşlikten men edilmeye kadar varan bir çok müeyyidelere tabi tutulurlardı.İstanbul,Edirne, Bursa gibi pek çok şehirde ok imalatçıları büyük çarşılar halinde toplanmışlardı.Osmanlı ordusunun ok ihtiyacını cebeci ocağı imal etmekte,savaş zamanında imal edilen oklar sandıklarla savaş meydanına götürülüp burada kemankeşlere dağıtılmaktaydı.Padişahı ise 400 okçu muhafaza ederdi.
Osmanlının son zamanlarına doğru özellikle İkinci Mahmud Han zamanında ateşli silahların iyice yerleşmesi ile okçuluk eski önemini kaybetmeye başladı.Cumhuriyet devrinde ise Necmettin Okyay, Vakkas Okatan,Bahir Özak ve Kemal Gürsel okspor klübünü kurarak bu faaliyeti devam ettirdiler. Günümüzde okçuluk çalışmaları,okçuluk federasyonu tarafından yürütülmektedir.Tarihi bir geleneği olan okçuluk yarım asıra yakın zamandan beri spor olarak,pek çok ülkede devam etmektedir.Bugün dünyada 50(şimdi sayı çok daha fazla) ülkede bu spor yapılmaktadır.Okçuluk spor cemiyetleri ve bunların bağlı oldukları okçuluk federasyonları vardır.Olimpiyatlara kadar giren,kaideleri tesbit edilen bu spor dalı,erkek ve kadın yarışmacılar tarafından yapılmaktadır.Müsabakalarda kullanılan oklar ağaç,sunni madde,aliminyum alaşımı veya çeliktendir.Ağırlıkları 20 - 28 gr,boyları ise atıcıya göre 65 - 72 cm’dir.Okların ucu sivri,arkasında da üç tüy vardır.Yayın iç kısmının ortasında hedefi görme işareti bulunur.Etrafı korunan düz çayırlık yerlerde hedef dikilmek sureti ile bu spor yapılabilir.Hedef,hasıra tesbit edilen,çapı 90 - 60 m mesafe için 122 cm daha kısa mesafeler için 80 cm olan kağıttır. Atıcı ile hedef arasındaki mesafe 90,70,60,50,,30, 18 metre olabilir.Hedefteki dairelere yapılan isabetlere göre yarışmacılara puan verilir.Erkeklerde birincilik yarışmalarında dört atıcı arasında 90,70,50 ve 30 metre mesafede her birinde 36 ok ile yapılır.Bayanlar ise 70,60,50 ve 30 metrelik mesafelerde 2 raund olarak yarışırlar.( Günümüzde kurallar seyircilerin sıkılmadan izlemesi için biraz daha değişti.)
OK
Yavuz Sultan Selim Han’ın önünde,
Ok atan ihtiyar Bektaş Subaşı,
Bu yüksek tepeye dikti bu taşı,
O Gaazi Hünkâr’ın mutlu gününde.
Vezir,Molla,Ağa,Bey,takım takım,
En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü,
Kimi yayı fırlattı,kimi öptü,
En er kemankeşe yetti üç adım.
En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü,
Titrek elleriyle gererken yayı,
Her yandan bir merak sardı alayı,
Ok uçtu,hedefin kalbine düştü.
Hünkâr dedi;"Koca pek yaman saldın"!
Eğerci bellisin benim katımda,
Bir sır olsa gerek bu ilk atımda,
Bu sihirli oku nereden aldın.
İhtiyar elini bağrına soktu,
Dedi ki;İstanbul Muhasarası",
Başlarken aldığım gaza yarası,
İçinden çektiğim bu altın oktu !
Kaynak : İnternet ortamından alıntı.
Yukarıda anlatılan tanımlar biraz eskide kalmıştır. Günümüz okçuluğu artık modern kurallar çerçevesinde yapılan olimpik bir spor dalıdır.
