Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Aşk'

UMUTTUR..DÜŞTÜR..HAYALDİR YAŞAMAK..YAŞATMAK..(PROF JADE)

10 Temmuz 2008 Perşembe 1 Yorum »

 

       

       Huzur evinin kapısından hızlı adımlarla giren ve halinden 60-70 yaşlarında olduğu anlaşılan kadın, girişteki danışmadan bir şeyler sorar.
Danışma memuruyla aralarında geçen ve kısa süren konuşmadan sonra aradığı şeye bir an önce kavuşma heyecanıyla olsa gerek daha bir hızlı adımlarla merdivenlere yönelir.
Kapı numaralarına bakarak ilerlemektedir koridorda. Ve hışımla dalar 24 numaralı odaya…
Bir yatak, çelik bir elbise dolabı, küçük, formika kaplı bir sehpa, dayanakları ahşap bir tek misafir koltuğunun bulunduğu, yerlerin mozaik olduğu, penceresi batıya bakan, pek köhne sayılamayacak bu Huzur evi odasında yaşı 70’ e varmış ve çoktandır ilaç tedavisi gören birisi yatmaktadır.
Kaybetmişlikle bulmuşluğun, ya da bulmuşlukla kaybetmişliğin arasında bir çok zıt duyguyu aynı anda yaşayan kadın, gözlerinin ışığına bakılırsa, sevinmektedir. Alnındaki daha bir belirginleşen hayat çizgileri ise üzüntülü olduğunu ortaya koymaktadır.
Çok kısa bir sürede anılar gözünün önünden bir film şeridi gibi geçmiş olan kadın, üzerinde lacivert eşofman bulunan yataktaki yaşlı adama yaklaşır. Gözleri nemlidir. Yıllardır denize hasret bir kaptanın denizi seyrettiği gibi seyreder bir müddet onu. Ve buruk bir sevinç içerisinde seslenir.

- Merhaba,
Nihayet buldum seni.
Nasılsın,
Beklemiyordun değil mi beni?..

- Merhaba,
Ben kaybolmadım ki bulunayım.
Herkes biliyor ki,
Son sekiz senedir buradayım.

- Yanlış anladın,
Kavuştum sana dedim.
Belki inanmayacaksın ama,
Seni çok özledim.

- Çıkaramadım, af buyurun,
Tanıtır mısınız kendinizi?
Ne zamandır tanıyorsunuz,
Bendenizi?

- Yapma Allah aşkına
Yapma be şâir
Ne şiirler yazmıştın hani,
Beni sevdiğine dâir.

- Hem sevdim hem şiir yazdım ha
Şimdi iyice şaşırttınız.
Aklımı yitirmedim daha
Bence siz ortaya bir yalan attınız.

- Yalan değil söylediğim
Niçin öyle düşünüyorsun?
Bu değildi beklediğim,
Beni kırmak mı istiyorsun?

- Niyetim sizi üzmek değildi,
Samimi söylüyorum.
Sadece gerçekleri,
Anlamak ve anlatmak istiyorum.

- Haydi, gezdireyim bahçede seni,
Hava alırsın, mevsim nasıl olsa yaz.
Hem belki konuştukça,
Hatırlarsın geçmişi biraz.

- Hatırlamam neyi değiştirir,
Konuşsak da hoş konuşmasak da hoş.
Gerçek olan tek şey şu değil mi;
Sevgisiz geçen hayat boş.

- Alır alır gelirdim seni buraya,
Ancak Huzur evinde kavuşuruz derdim.
İster inan ister inanma ama,
Ben sana bu güne söz verdim.

- Ya, demek öyle,
Pekiyi ya bunca geçen zaman?
Hasret nasıl telafi edilir,
Mümkün mü o günü tekrar yaşaman?

- Hiç unutmam,
Bir sohbette sormuştun bana,
“Bende ne buldun?” diye.
Gönlümü çalan ne servetindi
Ne de verdiğin bir hediye.

- Allah Allah,
Diyorsun ki şuydu sorduğun,
Peki söyle bakalım,
Neymiş bende bulduğun?

- Oturduğumuz o parkta gözlerine bakarak,
Gülümsemiştim.
Ve daha sonra sana,
Sen beni çok sevdin, demiştim…

- Hatırlıyorum elbette hepsini,
Unutulur mu hiç?
Onca gayret onca emek.
Tahmin etmeliydim,
Sen, “O” sun demek.

- Evet, benim,
“Sevmekten kim usanır?” diyen,
Kaç kere yemin eden,
Kaç kere geri gelen…

- Anlıyorum, kaçan kovalanır, sevenden kaçılır,
Bizde böyledir değil mi âdet?
Üç günlük dünyada
Çok görülür saadet.

- Gittim… Gittim ama,
Sebepsiz değildi gidişim,
Terk etmiş olsam da seni o gün.
Geldim işte yanındayım,
Ve seninim bugün.

- Neye yarar ki,
Ne olursa olsun neden,
Beni terk ettin.
Ve geçti artık iş işten,
Sen unutulmuş olmayı,
Çoktan hak ettin.

- Yalvarırım,
Yalvarırım bana bunları söyleme.
Kırk yıldan sonra,
Tam bulmuşken seni,
Yeniden kaybetmemi isteme.

- Bırak !..
Bırak lütfen ellerimi,
Ömür bitmiş seni neyleyim?
Tek başıma yaşadığım dünyadan,
Bırak da, yalnız gideyim…

Sağ elini avuçlarının arasında tutan kadından kurtaran yaşlı adam, oturmakta oldukları banktan da aniden kalkar.

Bastonunun da yardımıyla ağır aksak yürümeye başlar. Ağlıyordur… Ama arkasına bakmadan yürümektedir. Binaya mı? Odasına mı? Hayır…

Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş gençliğinin maralını, güzel hatıralar yaşadığı kadınını, yüzlerce şiir yazdığı ilham perisini bırakmıştır arkasında…

Gitmektedir…. Ama nereye gittiğini ne kendisi ne bir başkası bilmektedir…

"ASLINDA EN KOLAYIDIR, GİTMEK TERK ETMEK…SEWMENİN SEWİLMENİN KIYMETİNİ BİLMEYENLER İÇİN…"

AŞKTA YARIN YOKTUR SEWGİLİ..(PROF JADE)

3 Temmuz 2008 Perşembe Yorum yok »

"Bir dalganın özgürlüğüydü senin aradığın. Şimdi özgürsün
işte.İstediğin sahile vurabileceğini sanıyorsun değil mi? Üzgünüm…
Dalgaları özgür zannederken rüzgarı hesaba katmadın.."

 

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur…

Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar. İnsan korkusuz olur, daha derinden anlamaya başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ta ortasında.

Hindistan’da Ganj Nehri’nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de… New York’ta, bir sokakta, kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de…

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan…

Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun âşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye…

Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da… Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya…

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır… Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara… Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi…

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu…

Birazdan sabah olacak… Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak… Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım…

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek…

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak…

Aşkta yarın yoktur sevgili…

 

SEN…(PROF JADE)

23 Haziran 2008 Pazartesi Yorum yok »

Yeni bir ğüne başlıyorum sabahın 6 sı.herkes uyumuş uyanmış bense öteki ğünü bitirmemek için gözlerini kapatmayı unutanlardanım..hala alışamadım dünyanın dolambaçlarına, oysaki beni rüzğar gülü gibi hep sawurdu …karsıda  recep amca hersabahki gibi slmını werdi ii işler kızım buğünün ğeçmişteki en ğüzellerinden daha ğüzel olsun diye bağırdı.sanki ğözlerimden nsl bir fırtına yaşadığımı biliyordu.ama oda farkındaydı ruhum fırtınalara alışkındı..gülümsedim el salladım konuşmuyordum ama o her şeyi çözmüşcesine sen bu fırtına neki nice kasırgalar atlattın unutma dedi.ğözlerimden damlayan yaşları ğöstermemek ben senin zannettiğin ğibi çok ğüçlüyüm dercesine koşar adımlarla uzaklaştım.artık hayatın bana werdikleriyle yetinecek daha çoğunu istemeyecektim.bu seferki yıkılmışlığım yüreğimdeydi.. bu ilk ğidişi değildi sonda olmayacaktı..ama artık kararımı wermiştim yüreğime anlatıyordum her gidişinde bir parcamı alıkoyuyordu, arta kalanlarla yaşamaya dewam edemezdim..belkide bildiğim her şey yalandı seni sewiyorumlar dil alışkanlığıydı..beni mutlu etmek çok kolaydı oda farkındaydı belkide anlık mutluluğum içindi her şey.şimdi işimleyim beni herseyden uzaklaştırıp doyumsuz haz katan hayatıma,bir nebze unutuyorum seni sayılar harfler dolu bir dosya masamda..hiç değilse orda yoksun olmaman için çabalıyorum.ne çabuk akşam oldu yine sensizliğim yüreğimi çarpıntılara salıyor.sırf daha az düşüneyim diye yürüyorum yanımda dostlarım ama sanki senin nefesin ensemde..kulağıma fısıldıyor  sen benim hayatımsın diye..yüreğim çırpınıyor gözlerim ışıldıyor söz geçiremediğim kalbim haykırıyor..sewiyorsun seweceksin sen her şeyden waz geçsende yüreğin sewdandan wazgeçmeyecek sewmeye dewam edecek unutma diyor..we karşımda o ilk önce inanmıyorum ğözlerime aklım dalga ğeçiyor benimle diyorum.ama o hayal değil hele düş hiç değil..oda beni ğördü bakamadı ğözlerime kafasını yere eğdi ikimizde kıpırdayamıyorduk arkamızı dönmek istedik we uzaklaştık…anladımki buraya kadar bitirmeyi ikimizde istiyoruz gidişlerinin en acısı buydu.işte ecelsiz ölümüme neden olduğun dakika bundan sonra yüreğim artık hiçbir şeye acımaz emin ol.söylenecek sözler biter sewvgin ruhsuz kalır we hayat bal kabağına dönüşür bende kül kedisi oluwermişim hepsi bu..

Unutmayın hayat seçilmişliklerden ibarettir..seçtiğiniz yolda mutlu olmanız dileğiyle….

SEW(ME)K…PROF JADE

18 Haziran 2008 Çarşamba Yorum yok »

kalbimin-en-guzel-yerindesin

Sevmek dedim. Yoluna ölmek dedi.
Yol dedim.
Alıp başını gitmek dedi.
Gitmek dedim.
Bir Ahh çekip dostlardan ayrılmak dedi.
Dost dedim.
Durdu bana baktı, dost diye mırıldandı.
Yüreğime nasıl koysam bilemediğim dedi.
Yürek dedim.
Dünyaları içine sığdıramadığım dedi.
Dünya dedim.
Hayatın bir yüzü dedi.
Yüz dedim.
Ardında ne gizli bilemediğim dedi.
Giz dedim.
Hep çözmeye çalıştığım dedi.
Çalışmak dedim.
Bitmeyecek öykü dedi.
Öykü dedim.
Binlercesini içimde gizliyorum dedi.
Gizlemek dedim.
İşte, her şeyin bitimi dedi.
Sevda dedim.
Ellerimde bir çiçekle
Peşinden koştuğum dedi.
Koşmak dedim.
Hayat, bir maraton dedi.
Hayat dedim.
Öyle kısa ki! dedi.
Niçin kısa? diye sordum.
Yaşanacak çok şey var, zaman yok dedi.
Yaşanması gereken ne var? diye sordum.
Aşk dedi.
Kaç kere? diye sordum.
Bin kere dedi, milyon kere AŞK.

Neden bir kere değil? diye sordum.
Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk dedi.
Önce ona varsan olmaz mı? diye sordum.
Keşke olsa dedi, ama önce yoğrulmak gerek.
Acı çekmek mi? diye sordum.
Evet, aşk acısında yok olmak dedi.
Yok olunca! dedim.
İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın dedi.
Gerçek aşk! dedim.
Büyük o! dedi.
Durdum. Durdum. Ve sustum!
Neden sustun? diye sordu.
Yüreğim titredi sanki dedim.
Neden? diye sordu.
Bilmiyorum dedim. Büyük O!"
Evet dedi. Büyük O!
Nerede? diye sordum.
Her yerde dedi.
Nasıl? diye sordum.
Yüreğini aç dedi

Yüreğimi açmak! dedim.
Bir tebessümle bak her şeye dedi.
Tebessüm dedim.
Her kapının anahtarı dedi.
Kapı dedim.
Girmeden bilemezsin dedi.
Ya korku! dedim.
Bilinmeyenden korkar insan dedi.
Ben kimim? diye sordum.
Sevgiyle beslenensin dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.
Kimsin? diye sordum.
SEN’im dedi.
"Seni Seviyorum" Dedim
"Bende Seni Sewiyorum" Dedi..

dünyamdan geçtim…(PROF JADE)

13 Haziran 2008 Cuma Yorum yok »

                     

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.


William Shakespeare 

bu sewdama son söz olsun…(PROF JADE)

11 Haziran 2008 Çarşamba Yorum yok »

 

Oturduğu yerden kalktı gökyüzüne döndü.Rüzgar sankı bedenını alıp götürecekmiş gibi esiyordu.Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı.Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıp yanaklarından hızla süzülüp yüreğine yavaşça akıyordu.Delip geçiyordu yağmur heryerini . Düşündüğü hatıralar yağmurla birbir akıp gidiyodu içinden .Birara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak bir daha kalkamayacaktı.

Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu, ölsede olurdu ölmesede Ölümü düşünmek için önünde daha koca yıllar varken o yaşa şimdiden gitmişti.o zaman neye direniyordu ? Belki de O nu tekrar kazanabilirim umudu içindi yaşamayı seçmesi .Zor bir ihtimaldi belki ama herşeye değerdi .Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını savunmasız olduğunu . Dayanabilir sanıyordu oysa ama o çoktan yenilmişti .Gözyaşları yağmurlarla birleşip adeta göl olmuştu . Saçlarında sanki bir ayrılık ezgisi dolaşıyordu.Kimdi. Neden böyleydi.Neler yaşamıştı hayatında gerçekliğin soğukluğunda .Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu .Çok denemişti ondan sonra ama bir türlü olmamıştı , yapamamıştı , kimdi onu bu kadar yaralayan? Yakalanamayan bir yyüz mü ? yoksa bir ses mi ?.O ndan gelecek tek bir haber yeterdi yaşamasına .Zaten onun için yaşamıyor muydu .Tek bir ses herşeyi yapmasına yeterliydi.Gel dese gelir , öl dese ölürdü ! Yağmur bir anda dinince ilişkilerininde bir anda nedensiz bitiverdiğini hatırladı birden.Hayatında ilk kez mi seviyordu EVET !!! O nu ilk gördüğü anda birden kalbinin bilmediği duyguların kuşattığını hissetmişti .Ondan sonra da hergeçen gün dahada seviyordu onu …
Zaman adeta körüklüyordu . Değişik bir sevgiydi onunki hem seviyor hem nefret edwbiliyoror.Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besliyordu . Özlemi giderek artıyordu . Tıpkı deniz dalgalarının duvara çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu . Buna birtürlü engel olamıyordu .Delicesine özlüyor , delicesine kıskanıyor , delicesine seviyordu.Bitmeyen yoğun duygulardı onun için.Yıllardır tek başına sürdürüyordu bu sevdayı.Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu , ölüden hiçbir farkı olmayan birine böyle bağlanabiliyordu .Ölü biriydi çünkü onun ne neşesini duyabiliyordu ne de kendisini görebiliyordu.Kısa bir süre içinde etkilemeyi başarmıştı . Önceleri bukadar farketmemişti onu bukladar sevdiğini .Güçlü sanıyordu kendini ama her (telefonla ) görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu ilşkileri yavaş yavaş .Sonuna kadar yanacağını düşünüyorken savruk serseri bir rüzgarla sönüvermişti o mum .Çoktan sönmüştü dumanı ama nedense dumanı hala sürüyordu , ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı .
Karanlık çoktan çökmüştü, ama o hala aynı yedeydi . O akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar herzmankinden daha parlaktı .Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı.Bazen boşverebilsede bu sevdayı , özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu .Defalarca haykırdı NEDEN NEDEN NEDEN NEDEN NEDEN NEDEEEEEEEEN !!!!!!!!!!!!Sonunda yoruldu ve yere yığılıp ağlamaya başladı .Hıçkıra hıçkıra gözyaşlarına hakim olamıyordu . Birden sıcak bir el omuzuna dokundu , o sandı birden , irkildi ve aniden döndü, ama o değildi . Bir ses sanki çok uzaklardan ”Lütfen artık içeri girin ” dedi .Ayağa kalktı ve içeriye doğru yavaş yavaş yürümeye başladılar.Geride sadece deniz köpüklü kollarını iki yana açmış GEL BANA! dercesine onun resmi kalmıştı , deliler hastahanesinin YALNIZLIK bahçesinde …

RENGARENK MASAL….(PROF JADE)

6 Haziran 2008 Cuma Yorum yok »

 

 

 

Camı kırılmış kalbimin penceresinde ufak bir çocuk oturtuyordum. Yalnızlığını aramaya gelmişti buraya. Ahşap merdivenin yamuk basamaklarını çıkarken heyecanlıydı. Yukarıdaki küçük oda ona çok şey vaadediyordu. Düz saçlarının altından bakarken bu mavi pencereye, mavi gözleriyle sabırsızdı. Oyuncağını arıyormuş gibi. Tırmanışı uzadıkça heyecanı arttı. O ufacık, hiçbir kötülüğe değmemiş elleri mavi pervaza değince, yalnızlığım irkildi. İlkönce dümdüz kumral saçlar göründü. Sonra yay gibi kaşlar ve deniz mavisi gözler. Merak bakıyordu o gözler. Okka gibi burun, bu tanımadığı kokuyu algılamaya çalışıyordu. Tüm oda da yalnızlığım kokuyordu. Tüm oda da yalnızlığım görünüyordu.

Mavi pencereli, kırık camlı karanlık odam, bu küçük melekle rengarenk bir pınara dönüşüyordu. Ama bu meleğin adımlarının çıkardığı tıkırtılar bile yalnızlığıma dost olmuyordu. Yalnızlığım kaçıyordu bu minyatür ellerden. Hep bir köşede oturmak istiyordu yalnızlığım. Kendi, karanlık, renksiz köşesinde. Sadece kendi sesiyle yıllarca oturmanın hayaliyle yaşıyordu. Minik çocuk, tüm bu renk cümbüşünün ortasında, bu başıboşluğun merkezinde baka kalmıştı yalnızlığa. Son kez elini uzattı, çok büyük bir şevk ve istekle. Saf, çocuksu bir bakış vardı yüzünde. Yalnızlık, bakamıyordu suratına bu miniğin. O, yanı başında duran soluk, renksiz çiçek demetine odaklanmıştı. Çocuğun toz pembe dünyasından kırıntı bile taşımıyordu, bu ölüm kokan laleler. Ama çocuk pes etmemek niyetinde olduğunu belli ediyordu; laleler yaşıyordu onun gözünde. Yalnızlığım, bu miniğin ellerinde yeşeren odaya göz gezdirdi; bu yeşeren oda ona yabancıydı. Onun değildi hiçbir şey; yanında duran bir vazo lale bile. Miniğ!
in eli hala havadaydı. Yalnızlığım, bakamadığı mavi gözlerde buldu kendini bir anda. İçindeki sıcaklığı hissetti, kalp atışlarındaki artışı sezdi. Bünyesinde ki her milimetre kare yanıyordu. Nefes alışı bozulmuştu. Elleri, ayakları renkleniyordu. Hayır sadece elleri, ayakları
değil tüm benliği renkleniyordu.
Tüm benliği…

Mavi pencereli, kırık camlı yeşil odamda ki süslemeli bakır aynamda kendini buldu yalnızlığım. Renksizlikte boğulduğu bunca yılın ardından, bu yağlı boya tablosunda bulmuştu kendisini. Yanında da herşeyi başlatan; mavi gözlü, düz saçlı melek vardı. Herşey başlamıştı.
Yeniden başlayan hayatında sadece bu minik vardı. Ama yalnızlığım, yalnızlığını kaybetmişti. Peki bu kişiliğindeki büyük değişiklik buna değer miydi? Düşlerinde bile hiç hayal etmediği bu durum acaba çok mu iyiydi? Yalnızlığım kararını verdi. Doğasına karşı çıkamazdı. Minik çocuğa veda busesi kondurdu. Düz saçlarında dans eden dudakları bir şey mırıldandı: “donmuş bir gözyaşı gibi akmayan şu yaşantıma alışıyordum…teşekkür ederim…”
Mavi pencereli, kırık camlı yeşil odam bir çocuğun yalnızlığına şahit olmak üzereydi. Yalnızlığım tüm erdemiyle mavi penceremden aşağıya bıraktı rengarenk bedenini. Gözyaşları eşlik etti onun düşüşüne mavi gözlerden süzülen…
Yalnızlık paylaşılmamalı günahkar ruhların özünde…

Senin Bütün Suçun …(PROF JADE)

2 Haziran 2008 Pazartesi 1 Yorum »

 

Hep kenarda kaldın, bitiremedin, atamadın, çocuksu duygularla içinde yetiştirdiğin ezikliği. Duymadı en yakınların sesini çünkü sen, hiç konuşmadın belki konuşturulmadın… Bir ardıç bir dağa ağır gelir miydi? Ağır gelmiştin işte, ağır… Sende başkalarında olmayan bir şey vardı. Sen çok asildin, sendeki bu asalete saygı duyacakları yerde bu, onları korkutuyordu. Korkularını yenmek ve kendilerini senden korumak ( ! ) için birlik olup üzerine geldiler…

 

Onlar suçluydu ama sen de en az onlar kadar suçluydun, üzerine geldiklerinde onlarla mücadele etmek yerine hep sustun; kabul etmek ya da karşı koymak yerine sadece sustun. Suskunluk sığınağın oldu.

Kendini korumak ve zaman kazanmak için sustuğunu sandın nice zaman. Yavaş yavaş büyürken suskunluğunun da seninle büyüdüğünü fark etmedin hiç… Sen acıları yüklenmek ve onları kendine yakıştırmak konusunda ne kadar becerikliydin ey… Senin hüznün vardı; suskunluğuna yoldaş, aynı dili konuşurdun susarken onunla. Kimse anlamasa da seni kim severdi bilir misin? Kendini bağladığın kayıtlardan kurtulduğun gün, bu soruyu sor kendine…  

İnsanlara, karşılık görmesen de hak ettiklerinden fazlasını verdin her zaman. Hep seveceğini hiç unutmayacağını sandın ilk sevgilini. Ondan sonra ne fırtınalar yaşadığını ise saymadın bile. Acılarını artırırken gidenler sevgini çoğalttılar; yoktular ama yerleri de boş kalmadı çoğu zaman.

 

Sen alışıktın kaybetmeye, gidenlere, gelenlere, lakin bu daha öncekiler gibi değildi bu seferki hiç birine benzemiyordu bu seferki sana da mı ağır gelmişti yoksa? Neden sarsıldın, bu beklenmedik bir şey miydi? Sen ki hazırdın her şeye ya da öyle olduğunu sanıyordun yoksa bu bir yalan mıydı?

 

Yakınında olana bakmadın hep ulaşılmazı istedin ufuklardan indirmedin gözünü, aradıkların o kadar yakınındayken sen hep uzakları özledin. Belki ulaşılmaza olan arzu, kör etti gözlerini belki de ulaşılmaz olmayanın seni mutlu etmeyeceğini düşündüğün için acıyı göze alıp en uzaktakini en yüksektekini istedin. Orada ulaşılmaz bir yerde durdukça o, senin bir sebebin olacaktı yaşamak için… Ne zaman ki indirdin gözlerini âleme, bıraktığın dünyayı yerinde bulamadın…

 

Bıraktıklarını yerinde bulamayınca kaybedenler kervanına katıldığını anladın. Son anda kaçırdın son gemiyi, son anda toruna düştün seyyadın, son anda fark ettin aslında hep yalnız olduğunu, son… Hep sonların yeni bir başlangıç olduğu avuntusuna sarıldın. Avuttu mu bu başlangıçlar seni? Şimdi hangi yeni başlangıcın arifesindesin ve bunu eskilerden ayıran ne? Söyle bana ey kaçan fırsatlar koleksiyoncusu, ne zaman aradığını bulacak, ne zaman bir limanda sükûnla demirleyip bir mevsim olsun yaşayacaksın dalgalanmadan?

 

Şimdi fark ettim ki biz, bir elmanın iki yarısı olmasak da ne çok benziyoruz bir birimize, sen ve ben…

 

Bu su nerede durulur? Bu liman kaçıncıdır? Bu sefer uzun mudur? Bu mevsim hüzün müdür? Bu…  

Hep böyle sürecek, bunu sen de biliyorsun. Bittiği gün bütün bunlar ne anlamı kalır hayatın?

 

Sen kuru bir dalda yeşil bir yapraksın, bundandır bütün çektiğin…

 

 

Kalender YILDIZ - Berceste Dergisi

"Bazen tüm yüreğinle seewmende yeetmez, hep daha fazlasını isterler…bir bilseler ki hayattaki en değerli şey sorgusuz sualsiz sewebilen yürektir ve ona paha biçilmesinin mümkünatı yoktur..olmayacaktır.."

Yüreğimin sende kaldığını ,Kapı çarptığında farkettim……(PROF JADE)

29 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

 

Demiştin ya bir defasında: " Sana gel deyişimin sessizliği mi bu?" diye,
bak işte mırıldandım seni, içinde ben’im kokan sen gibi…

qeLişin ..

sonbahardı ;
eyLüLdü..
ekimdi..

ne farkeder ..
üRpetiCi bi kaSım qeceSiydi,kahroLaSı..

özLedim biLirSin ..

geLi$im..sensizLiği buLu$um..
soğuk..
karanLık..
acı..
hüzün..ve sonbahar

ama diyorum ki
qeL..ihtiyacım var sana..
tıpkı ‘yeTiş’ qibi… 

zaman yok!
saat yok!
dönü$,geLi$ imkansiz..

"yeti$"Ler anLamsiz..

eLLerin acı..
eLLerin hüzün..
eLLerin soğuk..
eLLerin yabancı!
ve..
eLLerin yasak bana..


Git sevgiLi her zaman yaptığın gibi..
uzakLa$,kaç,kayBoL..

uzun zaman qeÇti…
bir eLin parmakLarını qeçmeyecek kadar dakikaLar ..
yavaş aktı yokLuqunu düşündüqüm anLardaki cümLeLerim..
ve hiçbir şey diyemeyişim..
yavaşTı zamanın akıŞı..

öLen bendim .. qiden SeN ..

Beni bir daha çağırıncaya kadar gittim
Bilirsin karşı koyamam sana
Kırılganlığım kendime seni anlayamayışıma
Kendini anlatmayışına ve sevgimi anlamayışına
Git dedin….
ve..
Ben Gittim Sevgili

Yüreğimin sende kaldığını
Kapı çarptığında farkettim……

SEVMEYECEKSİN KİMSEYİ HAYATA KÜSECEK KADAR …(PROF JADE)

28 Mayıs 2008 Çarşamba 2 Yorum »

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
" O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can YÜCEL

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.