Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Mayıs, 2008

Yüreğimin sende kaldığını ,Kapı çarptığında farkettim……(PROF JADE)

29 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

 

Demiştin ya bir defasında: " Sana gel deyişimin sessizliği mi bu?" diye,
bak işte mırıldandım seni, içinde ben’im kokan sen gibi…

qeLişin ..

sonbahardı ;
eyLüLdü..
ekimdi..

ne farkeder ..
üRpetiCi bi kaSım qeceSiydi,kahroLaSı..

özLedim biLirSin ..

geLi$im..sensizLiği buLu$um..
soğuk..
karanLık..
acı..
hüzün..ve sonbahar

ama diyorum ki
qeL..ihtiyacım var sana..
tıpkı ‘yeTiş’ qibi… 

zaman yok!
saat yok!
dönü$,geLi$ imkansiz..

"yeti$"Ler anLamsiz..

eLLerin acı..
eLLerin hüzün..
eLLerin soğuk..
eLLerin yabancı!
ve..
eLLerin yasak bana..


Git sevgiLi her zaman yaptığın gibi..
uzakLa$,kaç,kayBoL..

uzun zaman qeÇti…
bir eLin parmakLarını qeçmeyecek kadar dakikaLar ..
yavaş aktı yokLuqunu düşündüqüm anLardaki cümLeLerim..
ve hiçbir şey diyemeyişim..
yavaşTı zamanın akıŞı..

öLen bendim .. qiden SeN ..

Beni bir daha çağırıncaya kadar gittim
Bilirsin karşı koyamam sana
Kırılganlığım kendime seni anlayamayışıma
Kendini anlatmayışına ve sevgimi anlamayışına
Git dedin….
ve..
Ben Gittim Sevgili

Yüreğimin sende kaldığını
Kapı çarptığında farkettim……

SEVMEYECEKSİN KİMSEYİ HAYATA KÜSECEK KADAR …(PROF JADE)

28 Mayıs 2008 Çarşamba 2 Yorum »

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
" O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can YÜCEL

GİDERİM ALIŞIĞIM GİTMELERE …(PROF JADE)

27 Mayıs 2008 Salı 1 Yorum »

 

 

Demiştin ya bir defasında: " Sana gel deyişimin sessizliği mi bu?" diye,
bak işte mırıldandım seni, içinde ben’im kokan sen gibi…

qeLişin ..

sonbahardı ;
eyLüLdü..
ekimdi..

ne farkeder ..

üRpetiCi bi kaSım qeceSiydi,kahroLaSı..

özLedim biLirSin ..

geLi$im..sensizLiği buLu$um..


soğuk..
karanLık..
acı..
hüzün..ve sonbahar

ama diyorum ki
qeL..ihtiyacım var sana..
tıpkı ‘yeTiş’ qibi…

 


zaman yok!
saat yok!
dönü$,geLi$ imkansiz..

"yeti$"Ler anLamsiz..

eLLerin acı..
eLLerin hüzün..
eLLerin soğuk..
eLLerin yabancı!
ve..
eLLerin yasak bana..

Git sevgiLi her zaman yaptığın gibi..
uzakLa$,kaç,kayBoL..

uzun zaman qeÇti…
bir eLin parmakLarını qeçmeyecek kadar dakikaLar ..
yavaş aktı yokLuqunu düşündüqüm anLardaki cümLeLerim..
ve hiçbir şey diyemeyişim..
yavaşTı zamanın akıŞı..

öLen bendim .. qiden SeN ..

Beni bir daha çağırıncaya kadar gittim
Bilirsin karşı koyamam sana
Kırılganlığım kendime seni anlayamayışıma
Kendini anlatmayışına ve sevgimi anlamayışına
Git dedin…. ve..
Ben Gittim Sevgili

Yüreğimin sende kaldığını
Kapı çarptığında farkettim……

bülbül,dikeni yüzünden waz geçer mi gülden??(PROF JADE)

26 Mayıs 2008 Pazartesi Yorum yok »

 

 

Tüm günün yükü omuzlarında ağır adımlarla evine doğru yürüdü kadın… Karşılaştığı bir iki komşusuyla selamlaştı, her zamanki yaşama sevinci dağıtan gülümsemesiyle. İmrenirdi çoğu komşusu ona; hep bakımlı,uçar gibi zarf ve hızlı adımlarla yürür enerji saçardı etrafa. Bitip tükenmeyecek gibi görürlerdi çünkü ondaki enerjiyi. Dertlerini dinler;
çözüm arar ve üretirdi kendince. Güçlü kadındı vesselam, altından kalkamayacağı yük yok gibiydi sanki, varsa da görmemişti hiç biri.

Bahçe kapısına yürürken ayaklarına dolanan komşusunun köpeğini kucakladı sevgiyle. Eğilip oynadı onunla biraz, oysa bir an önce eve girip odasına sığınmak istiyordu. Ama nasıl reddederdi bu koşulsuz sevgiyi; neredeyse hiç kalmamışken dünyada.

Eve girdi. yüzünde hala maskesi; rutin işlerini yaptı her zamanki tez canlılığıyla. Ve nihayet küçük dünyasına girebilme hakıkını kazanmıştı. Mutlulukla odasına koştu, görevlerini tamamlamış duşunu almış huzurla.

Kendisiyle baş başa olabildiği sayılı anları başlamıştı, iyi değerlendirmek lazımdı. Ama yapacak öyle çok şeyi vardı ki; bir an bocaladı, öncelik sırasına koydu hemen yapacaklarını. Okuması gereken öyle çok şey vardı ki; bir dolu kitap başucundaydı ve yığınlarca çıktı arşivlenmiş halde duruyordu büyük bir klasörde. Zaman yetirememenin hüznü çöktü yine içine. Aslında zaman yaratılırdı bahane değildi bu, kızdı yine kendine. Ama ne yapsındı, odaklanamıyordu uzun süredir okuduğu çoğu şeye. Düşündü kimdi bunun sorumlusu…

En önemlisi bir parça anlamış olsa da; tam olarak çözememişti hala bu dünyada neden var olduğunu. Evet dedi içinden, öncelikli zaman ayırmam gereken konu bu, belki bunu çözersem maskeyle dolaşmak zorunda kalmayacağım yalnız değilken. Düşünmeye başladı, yüzü hafif kararmıştı yine umutsuzluk sarmıştı benliğini.

Başını yukarıya kaldırarak ellerini kalbine koydu ve sordu; ””ben neyim ve neden burada, bu zamanda yaşıyorum. Maddesel hırslarım yok ama neden bu ruhsal doyumsuzluk neden bu derinden duyulan acı..?””

Bir bedel ödeniyorsa, buysa her olumsuzluğun nedeni nerede hata yaptığını bulması gerekiyordu. Eskiye gitti çok eskilere, masum bir kaç günahtan başka bilerek yapılan hata bulamadı. Acımasızca bir daha geriye gidip yargıladı maziyi. Yok bulamıyordu bu mutsuzluğa bedel olacak hiç bir şey…

Ellerini başının arasına aldı gözlerini sıktı, sanki bir daha açılmasınlar istiyor gibiydi. Nefesini tuttuğunu boğulacak gibi olduğunda fark etti ancak. Salıverdiğinde anladı ciğerlerine ettiği eziyeti. Yine de pakete uzanıp bir sigara yaktı, derin derin içine çekti zehri. Gülümsedi bir an; ””bundaki zehir de ne ki”” dercesine baktı sigaraya.
””ne zehirler işlemiş ruhuma”” dedi fısıldar gibi kendi kendine. Komidinin üzerinden siyah kaplı küçük defterini aldı. Son yazdığı sayfanın arasındaydı kalemi dün gece bıraktığı gibi.
Okunmuyordu yazdıklarının çoğu, öylesine karalanmış gibiydi sayfa. Ama o biliyordu nelerin gizlendiğini o karalanmış sayfada.

Bir sonraki sayfayı çevirdi özenle, yatağa uzandı gözlerini hafif kapatarak içini akıtmaya başladı yine sayfaya. Arada damlayan bir iki damla yaştan kabarmaya başladı kağıt, kalem de yazmıyordu artık.
Sayfanın arasına koydu kalemini uzanıp bıraktı komidinin üzerine. Bir adım daha atamamış olmanın burukluğuyla uzandı yatağa.
Yeni gelecek olan, ya ışık bir dolu yeni bir gün olsun dedi içinden; yada hiç açılmasın bu gözler hiç bir sabaha…

Kayar gibi yükseldi ruhu, uykunun huzurlu kollarına…
Uyudu… Uyudu…
Uyudu…

 

 

,

Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma….
Kimin geldiği önemli değil,kimin gelmediği de…
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
‘ En doğru yol:En dikensiz yoldur’ diyenler seni aldatıyorlar.
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
Aldırma….
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de seveler.
Dostum, yollar yürümek içindir.
Fakat,şu gerçeği de hiç unutma:
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel
örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun
ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek
bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara
kızıp yolu satanları göreceksin.
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
Vahiy haritan,
Nebi kılavuzun,
Akıl pusulan,
İman sermayen,
Amel azığın,
Sevgi yakıtın,
Ahlâk karakterin,
Edep aksesuarın,
Merhamet sıfatın,
Şeref ve izzet adın olsun.
Doğru yol:
İnsanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
Unutma, tevbe özeleştiridir.
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.
‘Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.’

Cümlelerimdeki üç noktam,benliğimindeki virgülüm….(PROF JADE)

23 Mayıs 2008 Cuma 1 Yorum »

                                                 

 

 

Gece ışıl ışıldı gök yüzü…

Önce her yıldıza senin adını verdim yetmedi.

Hiçbiri senin gözlerin gibi değildi.

Ben yalnız senin gözlerini yıldız bildim.

Herkes altında sarhoş olacağı yıldızı ararken

Ben senin gözlerinde bitirdim içki kadehlerini…

Her şey siyah beyazken

Ben MAVİ bir düşte gizlendim.

Konuk oldum rüyalarına.

Gördüğün her rüyanın içindeydim.

Gördüğün deniz miydi?

Ben o denizin martısıydım…

Ormanda mı yürüyordun?

En ulu ağacıydım…

Sen bir dağın tepesinde görürken kendini

Ben doruklarında beyazlığıydım…

Sonsuz hasret ateşiydim ben her gece kapında yanan…

Sen bile söndüremezsin beni!!!

Çünkü hasretin sen varken bile dinmeyeninden.

Kolaydı sevmeler

Ben imkansızı seçtim…

Ne kadar yakınsam o kadar uzaktın bana

Elimi uzatsam tutabilirdim

Ama bir o kadar da ulaşılmazdın..

Kaçanlardan değildim ben kaçmadım…

Ne zaman vazgeçmeye kalksam

Yüreğim o kocaman haliyle dikildi karşıma.

Ben yüreğimin sesini dinledim.

Ve yüreğim aslında sendin!!!

Her sözcüğü denedim aslında seni anlatmak için

Her sözcüğün üzerinde durup bin kere düşündüm.

Ya onlar anlatamadı seni,

Ya da sen onlara yetmedin…

Sözcükler yetmedi ya renklere sarıldım bende

Bir tek mavi anlattı seni…

Maviye yakışan bir tek sendin.

Ne kendimi sakladım ne de sözlerimi

Duygularım içtendi.

Seni kendimi sever gibi seviyordum

Tutkuyla bağlıydım sana…

Ama sevdam senin tutsağın değildi.

Ben özgürlüğüme düşkündüm ve özgürlüğüm de SENdin…

Dinle ey yar!!!

Sana bağımlı olmadan büyüttüm ben bu sevdayı içimde

Sen olsan da devam edecek olmasan da!

Sevmişim bir kere seni…

Kurtuluşun yok sevgimden.

Seni özlemeyi en çok ben bilirim.

Hiç yakınmadım seni özlemekten

Üstelik kavuşmama ihtimali işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken!

Sana dokunamamak yüreğimi böyle acıtırken

Bil ki yüreğimi kanatan bu acıya inat

DOKUNMADAN SEVEBİLİRİM SENİ!!!

 

 Cümlelerimdeki üç noktam,benliğimindeki virgülüm
yokluğuna susarken konuşan halimsin……

Aşk; yalan mı? gerçek mi? sen söyle hayat !!!(prof jade)

22 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

 

SEVDİĞİM UZAK DURMA YÜREĞİM YANI BAŞINDA AL CANIM SENİN OLSUN BIRAKMA YARI YOLDA…

 

     Eski püskü bir ev hatırlıyorum.yağmur yağdığı zaman saçaklarından damla damla yağmur akıyordu.biri hiç yoktan yanık türkülerimizi susturmuştu.yağmur damlaları odamızı su içinde bırakıyor beklide yaşamın mücadele etme çabası kendini gösteriyordu.kırık dökük umutların dağlarda mor sümbülün açmaya cabalaması gibi  alttan en alttan yaşam başlamaktaydı.birden aniden ne olduysa kaybolduğum o şehre yıllar sonra geldiğimde düşlerimdeki kenti ararken deli gibi yağmur yağıyordu.yıllar sonra geriye kalan tek şey yağmur değişmeyen yağmurdu.gençliğimden kalma anılarımı sokaklarında senin adımlarını aradım.hiçbirini bulamadım.binalar yükselmiş caddeler genişlemişti.gece semaya baktığımda yıldızlar o acımasız şehrin parlak ışıkları arasında yok olmayla yüzleşiyordu.martılar ıslanmamak için sacak altlarlına saklanmaktaydı.yürüdüm yürüdüm koşar adım yürüdüm.belki de bir otobüsten indim hatırlamıyorum ki ..seni bulma aşkını tamda yitirmişken kalabalığın içinden daha önce hiç görmediğim yüzünü gördüm yüzün değişmişti ama gözlerin hala aynı bakıyordu.gözlerinden tanıdım seni sarılmak koklamak istedim ama olmadı elim ayağım tir tir titriyordu.yanağına bir buse kondurmak ne haddime merhaba bile diyememiştim.gölgem ise senin gölgenin üzerine düşmüş o gerekeni yapmıştı.oturduğumuzda ise elerlin e kilitlendi gözlerim o sıcacık ellerin hala aynı güzellikte idi. Bir tek yüreğini göremiyor duygularını anlayamıyordum.birden hani vardı ya beni yalancıkla suçlayıp otobüsten inirden şoför vardı ya hani göz yaşlar ım arasında yanağıma kondurulan öpücük vardı ya işte o anda sevgi dolu yüreğini yüreğinden tanıdım seni.yağmur dinmişti sıcacık kendini göstermekte.martılar sacak altlarından çıkmış denizin mavilikleri ne yelken açmıştı.bu şehir yine gençliğimin getirdiği rüzgarla aşkı yaşayan yine benim şehrim olmuştu yeniden.ben sana gençliğimin ilk duygusu ile vuruldum.ama sen bunu hiç bilemedin.soluk soluğa gecen yıllar boyunca da hiç bilemedin.saclarıma kanat kırığı akların düştüğü zamanlarda bile anlayamadın.benim gibi biri sevilir mi diye belkide sordun kendince yarğıladın hüküm verdin.elimden tutsaydın bun yapabilseydin belki bu kadar hoyrat olmazdım. yıllar sonra bile geldiğimde anlayabilseydin o yağan deli yağmurlar gibi acımasız rüzgar lar gibi ömrümü sırılsıklam ıslatan aşkının ortasında beni bir başıma bırakıp gitmezdin.bir bulup bir kaybetme oyunuyla yormazdın sevdalı kanatlarımı kır düşen saçlarıma bi r bakar çocukluk düşlerimdeki gölgenle buluşan gölgeme şöle bir bakar bizde böyle olmalıyız artık derdin.göz yaşlarımı silen o sevgi dolu yüreğinden hiç mahrum bırakmazdın beni bende sana aşkla ve sevgiyle dizlerinin dibinde sabahlardım senin saçlarını okşar sev güzelim sevki ömrün bir o kadar daha uzasın diye düşünürdüm.gençliğimin gözlerindeki ğibi görmekte devam ederdim.her seferinde bir dinle derken kanat çırptım senin için. Martıların eşsiz maviliğinde olmadığı yıldızların görünmediği lay lay lom bir hayatı secmek senin tercihindi.beni savurup attığın o sokaklar bile sana küsmüş ama benim aşkım hatırına ses çıkarmamakta sana hala kucak açmaktaydı.sen beni şehrimden de hasret bırakmıştın be nazo.ben sana vurgun yaşarken senin en savruk yılların baş göstermekte idi.her yeni yüzde yeni öyküler aradın ne farkı var dedin belki de kendi kendine,tele şa memuruydun sanki.yıllarca aşka susuz kalmış bir beden yarattın kendine.bağlanmak sana göre değildi. özgür olmak her çiçekten bal almak beklide  senin içindi.sevgili aşkısı beni bilinmeyen duygular ile tanıştırdığın özlemlerine özlem kattığın acımasız şehir ısıklarını yok saydığın hayata karşı direncini yılmadan yeniden başladığın o geceler beyaz geceler kendini hissetirmek te hadi muzo atla düldülüne diye bas bas bağırmaktaydı.yanlızlık içimde ateş gibi ğir koynuma sevgili dercesine yaşama yeniden merhaba demek buda hayatın bir garip oyunuydu.şimdi sıra mahcup yüreğimin sana söyleyemediği sevda sözlerini okuyamadığı mısralara  bir şömine ateşine merhaba aşkısı merhaba aşkısı demenin vaktiydi.sevgiyle kal sewgili ,sevgiyle kalın sevdalı sevgili dostlar.

 

KAN KIRMIZI GÜLLER…(PROF JADE)

21 Mayıs 2008 Çarşamba 2 Yorum »

 
 
Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla
adaştı da. Rose… Gül… Kocasının sevgili Rose’u… Her yıl
Sevgililer Günü’nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla
süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan.
Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına
bırakılmıştı..Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte..
Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı:
“Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum…”
Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden
ısmarlanmış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?..
Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi,
Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi..
Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen
fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda
oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek
bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..
Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi..
Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi..
Sevgililer Günü’nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık
içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı…
Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?
“Biliyorum” dedi, çiçekçi.. ” Eşinizi geçen yıl kaybettiniz..
Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri
çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemisti.. Hep öyle
yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var.
Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı,
kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum..
Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart…”
Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı.
Parmakları titreyerek zarfı açtı..
” Merhaba gülüm” diye başlıyordu, kart.. ” Bir yıldır ayrıyız.
Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığınıı ve acılarını
hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim
kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor.
Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika
bir eştin dostum, sevgilim benim… Sadece bir yıldır ayrıyız.
Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum.
Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak.
Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve
kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da
seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin… Lütfen..
Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil,
biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim….
Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam
edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak,
eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra
emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip
seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..
SENİ SEVİYORUM,,,,,!!!!
"her sewdayı buğünde mutlu yaşaya bilmek mümkün değilse bende ebediyeti beklerim  o ğüne dek benden geriye kalan bir avuç kül olsada…."

YALNIZCA GÜL….(Prof jade)

20 Mayıs 2008 Salı 3 Yorum »

GÜL

Gülleri severdi en cok

Güldümü güller acardı gül yüzünde

Gülllerle bölüşürdü yanlızlığını

Hep gül beklerdi sevdiğinden

Bir de ”gül mevsimini ” takvimlerden

Bir gül kokusuna

Bir de ”gül receline ” dayanamazdı

Hep güller kurutmuştu

Hayatının en hazin sayfalarında

Hep gülerek büyümüştü sevdasını

           Ve her sabah

Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya

         Tıpkı sımsıcacık bir ekmek gibi

         Ahşap bir evin avlusunda

         Mis kokulu gülleri derlerdi

Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi

         Ne zaman bir haksızlık görse

         Kanayan bir gül gibi

              Ah şu dünyada 

        Gülü gülle dartsalar derdi

         Ağlasa güllleri sular

         Gülse gülleri okşardı

Ama ne zaman içli bir şarkı duysa

Güllere bakar uzun uzun dalardı

 

               İşte öyle bir çicekti

Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi

                        İşte

                         o

                       Benim

Bir bilseniz ne güller yeşertdi hayadının dikenlerinden

                     Dökerek göz yaşını

                        Ve şimdi

O güller süsliyecek

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

""herşeye rağmen seni seven biri""

NOT: Benim doğum günüm anısına yazılmış bir yazı.. TŞK EDİYORUM..19.05.2008

belki de aşkın tek ismi yalnızlık…(prof jade)

20 Mayıs 2008 Salı Yorum yok »

 

Uyumak İstiyorum

İki yıldız arası göğe asılı hamak…

Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak.

Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;

Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.

İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;

Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.

Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;

Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!

Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;

 

Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.

Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;

Raflarda toza batmış peygamberden bildiri.

Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;

Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!

Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!

Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla…n.fazıl

yeşimsen…(prof jade)

16 Mayıs 2008 Cuma 2 Yorum »

 

Bir küçük gözyaşı varmış, bir gün dereyi görmüş. Çaresizliği gelmiş aklına ‘’Tanrım yardım et bana ben çok güçsüz ve çaresizim. Bir de şu dereye bak nasılda salına salına gidiyor. Muhteşem. Beni bir dere yap lütfen. Bende salınayım ağaçların arasından.’’ Tanrı duymuş gözyaşı damlasını, onu bir dere yapmış. Küçük gözyaşı damlası salına salına giderken ağaçların arasından. Nehiri görmüş. Bakmış gürüldüyor, önüne kattığını götürüyor. Bütün dereler saygıyla eğiliyor önünde. Kendini güçsüz hissetmiş nehirin yanında ‘’ Tanrım ben nehir olmak istiyorum. Bak gücüne nasılda mağrur , nasılda ihtişamlı .’’ Tanrı bu isteğini de geri çevirmemiş. Onu bir nehir yapmış. Başlamış gürlemeye , önüne kattığını almış götürmüş. Sonra bir deniz kenarına ulaşmış. Deniz bütün sonsuzluğuyla karşısında. Güçlünün de güçlüsü. Sonsuzluğunda sonsuzu. ‘’ Tanrım’’ demiş küçük gözyaşı damlası. ‘’Ben aradığım gücü buldum demiş. İşte bu ben deniz olmak istiyorum. Şu güce bak. Nasılda hükmedici. ‘’ Tanrı bu dileğini de kabul etmiş. Küçük gözyaşı damlası mutlumu mutlu. Benden güçlüsü yok diye düşünürken. İskelede oturan genci fark etmiş. O çok üzgün ve ağlıyormuş. Sevdiğini nasıl kaybettiğini konuşuyormuş, bütün ağaçlar. Güneş, bulutlar, ağaçlar.yıldızlar gencin döktüğü gözyaşı damlası önünde saygıyla eğiliyorlarmış. Okyanuslar sessiz saygılı. Gözyaşı damlası kendine gelmiş, elindeki gücü nasıl kaybettiğini anlamış. Tanrı’ya yalvarmış ‘’tekrar ver gücümü geri.’’ Yücelerden bir ses;’’O güce erişmek için bazı aşamalardan geçmen gerek, ilk önce denizden nehir olman lazım sonra bir dere olmalısın. Dereden sonra bir sevgi masalı. Ancak sonra bir gözyaşı damlası olabilirsin. Elindeki gücün farkına varamadın. Sendeki o güç değilmidir dereleri dere , nehirleri nehir, denizleri deniz yapan.’’

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.