Tüm günün yükü omuzlarında ağır adımlarla evine doğru yürüdü kadın… Karşılaştığı bir iki komşusuyla selamlaştı, her zamanki yaşama sevinci dağıtan gülümsemesiyle. İmrenirdi çoğu komşusu ona; hep bakımlı,uçar gibi zarf ve hızlı adımlarla yürür enerji saçardı etrafa. Bitip tükenmeyecek gibi görürlerdi çünkü ondaki enerjiyi. Dertlerini dinler;
çözüm arar ve üretirdi kendince. Güçlü kadındı vesselam, altından kalkamayacağı yük yok gibiydi sanki, varsa da görmemişti hiç biri.
Bahçe kapısına yürürken ayaklarına dolanan komşusunun köpeğini kucakladı sevgiyle. Eğilip oynadı onunla biraz, oysa bir an önce eve girip odasına sığınmak istiyordu. Ama nasıl reddederdi bu koşulsuz sevgiyi; neredeyse hiç kalmamışken dünyada.
Eve girdi. yüzünde hala maskesi; rutin işlerini yaptı her zamanki tez canlılığıyla. Ve nihayet küçük dünyasına girebilme hakıkını kazanmıştı. Mutlulukla odasına koştu, görevlerini tamamlamış duşunu almış huzurla.
Kendisiyle baş başa olabildiği sayılı anları başlamıştı, iyi değerlendirmek lazımdı. Ama yapacak öyle çok şeyi vardı ki; bir an bocaladı, öncelik sırasına koydu hemen yapacaklarını. Okuması gereken öyle çok şey vardı ki; bir dolu kitap başucundaydı ve yığınlarca çıktı arşivlenmiş halde duruyordu büyük bir klasörde. Zaman yetirememenin hüznü çöktü yine içine. Aslında zaman yaratılırdı bahane değildi bu, kızdı yine kendine. Ama ne yapsındı, odaklanamıyordu uzun süredir okuduğu çoğu şeye. Düşündü kimdi bunun sorumlusu…
En önemlisi bir parça anlamış olsa da; tam olarak çözememişti hala bu dünyada neden var olduğunu. Evet dedi içinden, öncelikli zaman ayırmam gereken konu bu, belki bunu çözersem maskeyle dolaşmak zorunda kalmayacağım yalnız değilken. Düşünmeye başladı, yüzü hafif kararmıştı yine umutsuzluk sarmıştı benliğini.
Başını yukarıya kaldırarak ellerini kalbine koydu ve sordu; ””ben neyim ve neden burada, bu zamanda yaşıyorum. Maddesel hırslarım yok ama neden bu ruhsal doyumsuzluk neden bu derinden duyulan acı..?””
Bir bedel ödeniyorsa, buysa her olumsuzluğun nedeni nerede hata yaptığını bulması gerekiyordu. Eskiye gitti çok eskilere, masum bir kaç günahtan başka bilerek yapılan hata bulamadı. Acımasızca bir daha geriye gidip yargıladı maziyi. Yok bulamıyordu bu mutsuzluğa bedel olacak hiç bir şey…
Ellerini başının arasına aldı gözlerini sıktı, sanki bir daha açılmasınlar istiyor gibiydi. Nefesini tuttuğunu boğulacak gibi olduğunda fark etti ancak. Salıverdiğinde anladı ciğerlerine ettiği eziyeti. Yine de pakete uzanıp bir sigara yaktı, derin derin içine çekti zehri. Gülümsedi bir an; ””bundaki zehir de ne ki”” dercesine baktı sigaraya.
””ne zehirler işlemiş ruhuma”” dedi fısıldar gibi kendi kendine. Komidinin üzerinden siyah kaplı küçük defterini aldı. Son yazdığı sayfanın arasındaydı kalemi dün gece bıraktığı gibi.
Okunmuyordu yazdıklarının çoğu, öylesine karalanmış gibiydi sayfa. Ama o biliyordu nelerin gizlendiğini o karalanmış sayfada.
Bir sonraki sayfayı çevirdi özenle, yatağa uzandı gözlerini hafif kapatarak içini akıtmaya başladı yine sayfaya. Arada damlayan bir iki damla yaştan kabarmaya başladı kağıt, kalem de yazmıyordu artık.
Sayfanın arasına koydu kalemini uzanıp bıraktı komidinin üzerine. Bir adım daha atamamış olmanın burukluğuyla uzandı yatağa.
Yeni gelecek olan, ya ışık bir dolu yeni bir gün olsun dedi içinden; yada hiç açılmasın bu gözler hiç bir sabaha…
Kayar gibi yükseldi ruhu, uykunun huzurlu kollarına…
Uyudu… Uyudu…
Uyudu…
,
Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma….
Kimin geldiği önemli değil,kimin gelmediği de…
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
‘ En doğru yol:En dikensiz yoldur’ diyenler seni aldatıyorlar.
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
Aldırma….
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de seveler.
Dostum, yollar yürümek içindir.
Fakat,şu gerçeği de hiç unutma:
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel
örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun
ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek
bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara
kızıp yolu satanları göreceksin.
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
Vahiy haritan,
Nebi kılavuzun,
Akıl pusulan,
İman sermayen,
Amel azığın,
Sevgi yakıtın,
Ahlâk karakterin,
Edep aksesuarın,
Merhamet sıfatın,
Şeref ve izzet adın olsun.
Doğru yol:
İnsanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
Unutma, tevbe özeleştiridir.
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.
‘Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.’