Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Kasım, 2007 Arşivi

25 Kasım 2007 , Pazar
Kategori (Moda)

Kadınlar, trençkot stili paltolar, "V yaka" elbiselerle boy gösterirken erkekler takım elbiseye geri dönecek. Bu yıl sonbahar-kış modasında, sert renkler ve hatlar söz sahibi olacak. Ama modanın baş takipçisi kadınlar yine de feminen kimliğini koruyacak

Son dönemde metroseksüellikten (bakımlı), retroseksüelliğe (klasik, eski yalınlık) geri dönen erkekler içinse doğal ve sade duruşu yücelten bir akım söz konusu. Kadın giyimde bu yıl palto ve elbiseler, sonbahar ve kışın favorisi olarak karşımıza çıkacak. Trençkot stili kemer bağlanan paltolar oldukça gözde. Elbiselerde ise genellikle "V yakalar" hâkim. Süveter ve çizmeyle kombine edilebilecek diz ve diz altı boyu elbiseler, vücut hatlarını ortaya çıkarırken hareket özgürlüğüne de imkân tanıyacak. Yine daracık pantolon taytlar, bol kesimli üstler, kazak ve süveterler, deri ceket ve aksesuarlar oldukça yaygın diğer modeller olarak göze çarpacak.

Kırışık efektli kadife ceketler, düğme gibi önemli detaylarda askeri tarzlar, üzerine süveter, yelek ve örgü hırka giyilen yaka ve kol manşetleri fırfırlı ipek ve saten bluzlar, ekose desenli mini etekler, bu yıl her an gözümüzün önünde olacak. Kışın ağırlığını hissettirecek renkler ise gri ve siyah. Özellikle taytların siyahı, kazak ve süveterlerin de grisi makbul. Üniforma stilleri, gerek ana parça, gerekse detaylarda göze çarpacak. Leopar desen ise yine oldukça gözde.

Çizme kalın topuklu
Erkekte takım elbiseler yine vücuda oturuyor ancak kalıplar rahat. Kullanılan malzemeler minimuma indirilerek büyük bir hafiflik sağlanıyor. Omuz çizgileri hayli yumuşak. Parliament mavisi, gri, lacivert ve kahve tonlarının öne çıktığı takımlarda, ağırlıklı olarak pamuk-pamuk kaşmir karışımı, deri ve yünlü kumaşlar öne çıkıyor. Kravatlar ise düz renk.

Ayakkabıda kışın vazgeçilmezi çizmeler çoğunlukla kalın, yüksek topuklu ve yuvarlak burunlu. Babet tür yine moda. Bununla birlikte önceki yılların hâkim modası sivri burun ve ince topuklu çizmeleri de görmek mümkün olacak. Yarım kovboy çizmeleri de pantolon ve elbise ile kombine edilebilecek. Leopar desenli ayakkabı ve çizmeler, sezonun göz alıcı parçalarından biri olacak. Fiyonksuz ayakkabı ise neredeyse yok.

Çanta leopar desenli
Jean’de bu kış renkler koyulaşıyor. Lacivert ve siyah modeller yaygın. Dar kesim ve düşük bel modası varlığını yine hissettiriyor. Ancak bellerin yükselmeye başladığı modeller de görülecek.
Sezon takıları, altın, gümüş ve metal olsun, bol taşlı ve gösterişli. Leopar ve kaplan desen ise ayakkabılarda olduğu gibi çantalarda da hayli gözde olacak.

Sezon renkleri gri ve siyah

Kadın giyimde sezonun ilk beşi

* Trençkot stili palto

* V yakalı diz ya da diz altı elbise

* Siyah tayt

* Devasa çanta

* Kalın topuklu, yuvarlak burunlu uzun çizme

Erkek giyimde sezonun ilk beşi

* Dar pantolon

* Yüksek bilekli ayakkabılar

* Kadife ya da deri ceket

* Beyaz gömlek

* Triko kazak

Detaylarda ilk beş

* Yarasa kollar

* Beli bağcıklı elbiseler

* Taşlı, zincirli kemerler

* Fiyonklu ayakkabılar

* Leopar desenli saraciye ürünleri



10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)

İletişim ve Edebiyat

Salih Bolat, “İletişim”, “Kültür” ve “Edebiyat” adlı üç bölümden oluşan bu çalışmasında; küreselleşmenin çeşitli boyutlarını, iletişim teknolojilerinin bu yapılanmadaki işlevleri bağlamında değerlendiriyor. Gelişen görsel iletişim olanaklarının yazılı ve sözlü kültür dinamikleriyle ilişkisini, dil ve medya olgularının modern toplumlardaki yansıyış biçimlerini tartışıyor. Küreselleşmenin bir bakıma felsefi arka planını oluşturan postmodernizmin kavramsal çerçevesini inceleyerek, postmodernist sanat ile popüler kültür üretimi ilişkisini sorguluyor. Popüler kültür bağlamında Türk romanı, biyografik roman, romanın sinemaya uyarlanması, roman ve sinemanın yaratım süreçleri açısından karşılaştırılması, romanda anlam yaratma süreçleri gibi konularda ilginç yaklaşımların yer aldığı kitapta, Bolat’ın izlenimci eleştiri, şiir ve düşünce ilişkisi, Türk şiirinin poetikası, şiirsel duyarlılığın kaynakları, şiirsel imge üzerine kaleme alınmış denemelerini de bulabilirsiniz.

Yüz Yılın 100 Türk Romanı

Batı romanı, daha doğrusu roman ‘birey’i anlatır; burjuva toplumunun insan örneği olan bireyi. Bu romanlarda bireyin bitmez tükenmez zenginliklerle dolu iç dünyası betimlenir…

çünkü roman kahramanı artık başlı başına bir dünyadır, toplumun dünyasına eşit bir dünya…

Tarihsel açıdan ilk Türk romanı elbette Taaşuk-ı Talât ve Fitnat; ne var ki yazınsal açıdan ilk Türk romanı, Aşk-ı Memnu.

Yayım tarihi 1900.

Feti Naci

Eleştri alanının duayeni Fethi Naci bu yapıtında, ilk basımı 1900′de yapılan Aşk-ı Memnu’dan başlayarak,20. yüzyılda iz bırakmış 100 Türk romanını ve yazarlarını irdeliyor. Kitabın başında yer alan ayrıntılı ‘Önsöz’ bölümü ise Türk romanına genel bir tarihsel ve toplumsal bakış getiriyor.

Türk romanının tarihsel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir başvuru yapıtı.

İstila
İnsanoğlu evrende hiçbir zaman yalnız olmadı. Ve bazı ‘seçilmiş insanlar’ Onların varlığından haberdardı…

“O gün gezegenler özel bir dizilişle sıralandıklarında, insanoğlunun kendi yaratılmadan önce belirlenmiş kaderinin Altın Çağı başlamış oldu. Bu yüce emri alan bizler, dünya üzerinden seçtiğimiz insanların beyinlerini açtık.”

Sonra bir gün Onlar geldiler ve Türkiye’den tüm dünyaya seslendiler…

“Şimdi alınan emir ise toplu uyanışın başlatılmasıdır.”

İnsanların çoğu, kendilerinden üstün güçlere sahip konuklarına tâbi oldu.1400 yıl önceden kendilerine yapılan uyarıya kulak verenler hariç…

“Gece, karanlık saatlerinden bir saat geçince, kapıları kilitleyin, Onları dışarıda bırakın. Çünkü Onlar o zaman yayılırlar. Allah’ın adını zikredin ve kapılarınızı örtün. Onlar kilitlenmiş kapıyı açamazlar.”

Elinizden almak istedikleri en değerli şeyinize sahip çıkın: Geleceğinize

500 Soru - Cevap

 Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bu sağlık kitabında 500 soruya Doç Dr. Yaşar Küçükardalı tarafından verilmiş 500 yanıt bulacaksınız. Bu yanıtlar aşağıdaki başlıklar altında ele alınmıştır:

# Kalp - Damar Hastalıkları

# Mide - Bağırsak Hastalıkları

# Karaciğer - Safra - Pankreas Hastalıkları

# Diyabet - Tiroid ve Diğer Hormonal Hastalıklar

# Kas - İskelet Sistemi Hastalıkları

# İnfeksiyon Hastalıkları

# Solunum Sistemi Hastalıkları

# Kan Hastalıkları

# Cilt Hastalıkları

# Sinir Sistemi Hastalıkları

# Psikolojik Hastalıklar

# Tümör

# Ürogenital Hastalıklar

Kitap aracılığıyla kanserin teşhis ve tedavisi, kalp yetmezliği, Alzheimer, hipertansiyon, kolesterol, anemi, kas ve eklem rahatsızları, şeker hastalığına ilişkin yakınmalar, kilo fazlalığı ve kilo azlığı, bayılma, kramplar, terleme bozuklukları, sindirim sistemi kanamaları, baş ağrısı sebepleri ve daha pek çok alt başlıkla en yaygın şikayetler ve bunlardan korunmanın yolları verilmektedir. Kitap, erken teşhisin büyük öneme sahip olduğu pek çok hastalık için bu tür rahatsızlığı olanlara yol gösterme niteliği taşıyan faydalı bilgiler içermektedir.

Sağlığınıza

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığı



10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)

İletişim ve Edebiyat

Salih Bolat, “İletişim”, “Kültür” ve “Edebiyat” adlı üç bölümden oluşan bu çalışmasında; küreselleşmenin çeşitli boyutlarını, iletişim teknolojilerinin bu yapılanmadaki işlevleri bağlamında değerlendiriyor. Gelişen görsel iletişim olanaklarının yazılı ve sözlü kültür dinamikleriyle ilişkisini, dil ve medya olgularının modern toplumlardaki yansıyış biçimlerini tartışıyor. Küreselleşmenin bir bakıma felsefi arka planını oluşturan postmodernizmin kavramsal çerçevesini inceleyerek, postmodernist sanat ile popüler kültür üretimi ilişkisini sorguluyor. Popüler kültür bağlamında Türk romanı, biyografik roman, romanın sinemaya uyarlanması, roman ve sinemanın yaratım süreçleri açısından karşılaştırılması, romanda anlam yaratma süreçleri gibi konularda ilginç yaklaşımların yer aldığı kitapta, Bolat’ın izlenimci eleştiri, şiir ve düşünce ilişkisi, Türk şiirinin poetikası, şiirsel duyarlılığın kaynakları, şiirsel imge üzerine kaleme alınmış denemelerini de bulabilirsiniz.

Yüz Yılın 100 Türk Romanı

Batı romanı, daha doğrusu roman ‘birey’i anlatır; burjuva toplumunun insan örneği olan bireyi. Bu romanlarda bireyin bitmez tükenmez zenginliklerle dolu iç dünyası betimlenir…

çünkü roman kahramanı artık başlı başına bir dünyadır, toplumun dünyasına eşit bir dünya…

Tarihsel açıdan ilk Türk romanı elbette Taaşuk-ı Talât ve Fitnat; ne var ki yazınsal açıdan ilk Türk romanı, Aşk-ı Memnu.

Yayım tarihi 1900.

Feti Naci

Eleştri alanının duayeni Fethi Naci bu yapıtında, ilk basımı 1900′de yapılan Aşk-ı Memnu’dan başlayarak,20. yüzyılda iz bırakmış 100 Türk romanını ve yazarlarını irdeliyor. Kitabın başında yer alan ayrıntılı ‘Önsöz’ bölümü ise Türk romanına genel bir tarihsel ve toplumsal bakış getiriyor.

Türk romanının tarihsel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir başvuru yapıtı.

İstila
İnsanoğlu evrende hiçbir zaman yalnız olmadı. Ve bazı ‘seçilmiş insanlar’ Onların varlığından haberdardı…

“O gün gezegenler özel bir dizilişle sıralandıklarında, insanoğlunun kendi yaratılmadan önce belirlenmiş kaderinin Altın Çağı başlamış oldu. Bu yüce emri alan bizler, dünya üzerinden seçtiğimiz insanların beyinlerini açtık.”

Sonra bir gün Onlar geldiler ve Türkiye’den tüm dünyaya seslendiler…

“Şimdi alınan emir ise toplu uyanışın başlatılmasıdır.”

İnsanların çoğu, kendilerinden üstün güçlere sahip konuklarına tâbi oldu.1400 yıl önceden kendilerine yapılan uyarıya kulak verenler hariç…

“Gece, karanlık saatlerinden bir saat geçince, kapıları kilitleyin, Onları dışarıda bırakın. Çünkü Onlar o zaman yayılırlar. Allah’ın adını zikredin ve kapılarınızı örtün. Onlar kilitlenmiş kapıyı açamazlar.”

Elinizden almak istedikleri en değerli şeyinize sahip çıkın: Geleceğinize

500 Soru - Cevap

 Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bu sağlık kitabında 500 soruya Doç Dr. Yaşar Küçükardalı tarafından verilmiş 500 yanıt bulacaksınız. Bu yanıtlar aşağıdaki başlıklar altında ele alınmıştır:

# Kalp - Damar Hastalıkları

# Mide - Bağırsak Hastalıkları

# Karaciğer - Safra - Pankreas Hastalıkları

# Diyabet - Tiroid ve Diğer Hormonal Hastalıklar

# Kas - İskelet Sistemi Hastalıkları

# İnfeksiyon Hastalıkları

# Solunum Sistemi Hastalıkları

# Kan Hastalıkları

# Cilt Hastalıkları

# Sinir Sistemi Hastalıkları

# Psikolojik Hastalıklar

# Tümör

# Ürogenital Hastalıklar

Kitap aracılığıyla kanserin teşhis ve tedavisi, kalp yetmezliği, Alzheimer, hipertansiyon, kolesterol, anemi, kas ve eklem rahatsızları, şeker hastalığına ilişkin yakınmalar, kilo fazlalığı ve kilo azlığı, bayılma, kramplar, terleme bozuklukları, sindirim sistemi kanamaları, baş ağrısı sebepleri ve daha pek çok alt başlıkla en yaygın şikayetler ve bunlardan korunmanın yolları verilmektedir. Kitap, erken teşhisin büyük öneme sahip olduğu pek çok hastalık için bu tür rahatsızlığı olanlara yol gösterme niteliği taşıyan faydalı bilgiler içermektedir.

Sağlığınıza

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor.

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor. 

MAVİ YAKUT

Dr. Watson, Sherlock Holmes kurgularındaki en önemli yere sahip kişidir, çünkü yazarın okuyucuya anlatmak istedikleri onun Holmes’a sorduğu sorular sayesinde ortaya çıkar. Holmes, hem onu kıskanan hem de ona hayranlık duyan ve asla olay çözmeyi beceremeyen Scotland Yard dedektifleri tarafından ya da Baker Sokak’taki evine gelen müşteriler tarafından yardıma çağrılır.

Ölüm Zamanı

Sara gözlerini açık tutmaya, gördüklerini iyice düşünmeye zorladı kendini. Stefano Rinaldi’nin serdiği, sağ elinin avuç içiyle, sanki satılık bir masa örtüsüymüş gibi düzelttiği şey, insan derisiydi. Biraz esmerleşmiş fakat açık bir tendi bu ve henüz yıkanmış gibi ıslaktı. Boyundan, cinsel organdan, bileklerden ve son olarak da, deriyi bir bütün olarak çıkarabilmek için omurgayla bacak arkalarından kabaca yarılmıştı. Sara, bunun bir kabus olmadığından emin olmak ve sadece bilmek adına o şeye dokunmamak için kendiyle savaştı.

Sara Farnese sessiz Vatikan okuma odasında eski zamanlar hakkındaki yazılar üzerinde çalışırken, kilisenin yakınında vahşi bir cinayet işlenmişti. Ardından, delirmiş bir adam kanlı bir çanta ile Vatikan’a vardı ve aniden Sara’nın masasına doğru yürüdü. Sara’ya göstermek istediği şeyler vardı

Çok geçmeden Sara, her biri bir Hıristiyan şehidinin ölümünü sembolize eden korkunç ve kurnaz bir cinayetler serisine içinden çıkamayacağı bir şekilde dâhil olmuştur.

Dedektifler Costa ve Rossi, katilin izini sürüp yakalamak için yardım etmek ve Sara’yı, karşılaşması muhtemel olan korkunç sondan korumak için olaya dâhil olmuşlardı.

Şimdiye kadar okuduğumen olağanüstü macera romanı Işıl ışıl parıldayan St Peter’s Meydanı’nını gözünüzün önüne getirebilirsiniz

Cape Times

Hewson okuyucuyu merakta bırakıyor Sonuna kadar süren aralıksız bir şüphe ile sinirlerinizi geriyor



10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)

İletişim ve Edebiyat

Salih Bolat, “İletişim”, “Kültür” ve “Edebiyat” adlı üç bölümden oluşan bu çalışmasında; küreselleşmenin çeşitli boyutlarını, iletişim teknolojilerinin bu yapılanmadaki işlevleri bağlamında değerlendiriyor. Gelişen görsel iletişim olanaklarının yazılı ve sözlü kültür dinamikleriyle ilişkisini, dil ve medya olgularının modern toplumlardaki yansıyış biçimlerini tartışıyor. Küreselleşmenin bir bakıma felsefi arka planını oluşturan postmodernizmin kavramsal çerçevesini inceleyerek, postmodernist sanat ile popüler kültür üretimi ilişkisini sorguluyor. Popüler kültür bağlamında Türk romanı, biyografik roman, romanın sinemaya uyarlanması, roman ve sinemanın yaratım süreçleri açısından karşılaştırılması, romanda anlam yaratma süreçleri gibi konularda ilginç yaklaşımların yer aldığı kitapta, Bolat’ın izlenimci eleştiri, şiir ve düşünce ilişkisi, Türk şiirinin poetikası, şiirsel duyarlılığın kaynakları, şiirsel imge üzerine kaleme alınmış denemelerini de bulabilirsiniz.

Yüz Yılın 100 Türk Romanı

Batı romanı, daha doğrusu roman ‘birey’i anlatır; burjuva toplumunun insan örneği olan bireyi. Bu romanlarda bireyin bitmez tükenmez zenginliklerle dolu iç dünyası betimlenir…

çünkü roman kahramanı artık başlı başına bir dünyadır, toplumun dünyasına eşit bir dünya…

Tarihsel açıdan ilk Türk romanı elbette Taaşuk-ı Talât ve Fitnat; ne var ki yazınsal açıdan ilk Türk romanı, Aşk-ı Memnu.

Yayım tarihi 1900.

Feti Naci

Eleştri alanının duayeni Fethi Naci bu yapıtında, ilk basımı 1900′de yapılan Aşk-ı Memnu’dan başlayarak,20. yüzyılda iz bırakmış 100 Türk romanını ve yazarlarını irdeliyor. Kitabın başında yer alan ayrıntılı ‘Önsöz’ bölümü ise Türk romanına genel bir tarihsel ve toplumsal bakış getiriyor.

Türk romanının tarihsel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir başvuru yapıtı.

İstila
İnsanoğlu evrende hiçbir zaman yalnız olmadı. Ve bazı ‘seçilmiş insanlar’ Onların varlığından haberdardı…

“O gün gezegenler özel bir dizilişle sıralandıklarında, insanoğlunun kendi yaratılmadan önce belirlenmiş kaderinin Altın Çağı başlamış oldu. Bu yüce emri alan bizler, dünya üzerinden seçtiğimiz insanların beyinlerini açtık.”

Sonra bir gün Onlar geldiler ve Türkiye’den tüm dünyaya seslendiler…

“Şimdi alınan emir ise toplu uyanışın başlatılmasıdır.”

İnsanların çoğu, kendilerinden üstün güçlere sahip konuklarına tâbi oldu.1400 yıl önceden kendilerine yapılan uyarıya kulak verenler hariç…

“Gece, karanlık saatlerinden bir saat geçince, kapıları kilitleyin, Onları dışarıda bırakın. Çünkü Onlar o zaman yayılırlar. Allah’ın adını zikredin ve kapılarınızı örtün. Onlar kilitlenmiş kapıyı açamazlar.”

Elinizden almak istedikleri en değerli şeyinize sahip çıkın: Geleceğinize

500 Soru - Cevap

 Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bu sağlık kitabında 500 soruya Doç Dr. Yaşar Küçükardalı tarafından verilmiş 500 yanıt bulacaksınız. Bu yanıtlar aşağıdaki başlıklar altında ele alınmıştır:

# Kalp - Damar Hastalıkları

# Mide - Bağırsak Hastalıkları

# Karaciğer - Safra - Pankreas Hastalıkları

# Diyabet - Tiroid ve Diğer Hormonal Hastalıklar

# Kas - İskelet Sistemi Hastalıkları

# İnfeksiyon Hastalıkları

# Solunum Sistemi Hastalıkları

# Kan Hastalıkları

# Cilt Hastalıkları

# Sinir Sistemi Hastalıkları

# Psikolojik Hastalıklar

# Tümör

# Ürogenital Hastalıklar

Kitap aracılığıyla kanserin teşhis ve tedavisi, kalp yetmezliği, Alzheimer, hipertansiyon, kolesterol, anemi, kas ve eklem rahatsızları, şeker hastalığına ilişkin yakınmalar, kilo fazlalığı ve kilo azlığı, bayılma, kramplar, terleme bozuklukları, sindirim sistemi kanamaları, baş ağrısı sebepleri ve daha pek çok alt başlıkla en yaygın şikayetler ve bunlardan korunmanın yolları verilmektedir. Kitap, erken teşhisin büyük öneme sahip olduğu pek çok hastalık için bu tür rahatsızlığı olanlara yol gösterme niteliği taşıyan faydalı bilgiler içermektedir.

Sağlığınıza

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor.

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor. 

MAVİ YAKUT

Dr. Watson, Sherlock Holmes kurgularındaki en önemli yere sahip kişidir, çünkü yazarın okuyucuya anlatmak istedikleri onun Holmes’a sorduğu sorular sayesinde ortaya çıkar. Holmes, hem onu kıskanan hem de ona hayranlık duyan ve asla olay çözmeyi beceremeyen Scotland Yard dedektifleri tarafından ya da Baker Sokak’taki evine gelen müşteriler tarafından yardıma çağrılır.

Ölüm Zamanı

Sara gözlerini açık tutmaya, gördüklerini iyice düşünmeye zorladı kendini. Stefano Rinaldi’nin serdiği, sağ elinin avuç içiyle, sanki satılık bir masa örtüsüymüş gibi düzelttiği şey, insan derisiydi. Biraz esmerleşmiş fakat açık bir tendi bu ve henüz yıkanmış gibi ıslaktı. Boyundan, cinsel organdan, bileklerden ve son olarak da, deriyi bir bütün olarak çıkarabilmek için omurgayla bacak arkalarından kabaca yarılmıştı. Sara, bunun bir kabus olmadığından emin olmak ve sadece bilmek adına o şeye dokunmamak için kendiyle savaştı.

Sara Farnese sessiz Vatikan okuma odasında eski zamanlar hakkındaki yazılar üzerinde çalışırken, kilisenin yakınında vahşi bir cinayet işlenmişti. Ardından, delirmiş bir adam kanlı bir çanta ile Vatikan’a vardı ve aniden Sara’nın masasına doğru yürüdü. Sara’ya göstermek istediği şeyler vardı

Çok geçmeden Sara, her biri bir Hıristiyan şehidinin ölümünü sembolize eden korkunç ve kurnaz bir cinayetler serisine içinden çıkamayacağı bir şekilde dâhil olmuştur.

Dedektifler Costa ve Rossi, katilin izini sürüp yakalamak için yardım etmek ve Sara’yı, karşılaşması muhtemel olan korkunç sondan korumak için olaya dâhil olmuşlardı.

Şimdiye kadar okuduğumen olağanüstü macera romanı Işıl ışıl parıldayan St Peter’s Meydanı’nını gözünüzün önüne getirebilirsiniz

Cape Times

Hewson okuyucuyu merakta bırakıyor Sonuna kadar süren aralıksız bir şüphe ile sinirlerinizi geriyor



10 Kasım 2007 , Cumartesi
Kategori (Kitap)

İletişim ve Edebiyat

Salih Bolat, “İletişim”, “Kültür” ve “Edebiyat” adlı üç bölümden oluşan bu çalışmasında; küreselleşmenin çeşitli boyutlarını, iletişim teknolojilerinin bu yapılanmadaki işlevleri bağlamında değerlendiriyor. Gelişen görsel iletişim olanaklarının yazılı ve sözlü kültür dinamikleriyle ilişkisini, dil ve medya olgularının modern toplumlardaki yansıyış biçimlerini tartışıyor. Küreselleşmenin bir bakıma felsefi arka planını oluşturan postmodernizmin kavramsal çerçevesini inceleyerek, postmodernist sanat ile popüler kültür üretimi ilişkisini sorguluyor. Popüler kültür bağlamında Türk romanı, biyografik roman, romanın sinemaya uyarlanması, roman ve sinemanın yaratım süreçleri açısından karşılaştırılması, romanda anlam yaratma süreçleri gibi konularda ilginç yaklaşımların yer aldığı kitapta, Bolat’ın izlenimci eleştiri, şiir ve düşünce ilişkisi, Türk şiirinin poetikası, şiirsel duyarlılığın kaynakları, şiirsel imge üzerine kaleme alınmış denemelerini de bulabilirsiniz.

Yüz Yılın 100 Türk Romanı

Batı romanı, daha doğrusu roman ‘birey’i anlatır; burjuva toplumunun insan örneği olan bireyi. Bu romanlarda bireyin bitmez tükenmez zenginliklerle dolu iç dünyası betimlenir…

çünkü roman kahramanı artık başlı başına bir dünyadır, toplumun dünyasına eşit bir dünya…

Tarihsel açıdan ilk Türk romanı elbette Taaşuk-ı Talât ve Fitnat; ne var ki yazınsal açıdan ilk Türk romanı, Aşk-ı Memnu.

Yayım tarihi 1900.

Feti Naci

Eleştri alanının duayeni Fethi Naci bu yapıtında, ilk basımı 1900′de yapılan Aşk-ı Memnu’dan başlayarak,20. yüzyılda iz bırakmış 100 Türk romanını ve yazarlarını irdeliyor. Kitabın başında yer alan ayrıntılı ‘Önsöz’ bölümü ise Türk romanına genel bir tarihsel ve toplumsal bakış getiriyor.

Türk romanının tarihsel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir başvuru yapıtı.

İstila
İnsanoğlu evrende hiçbir zaman yalnız olmadı. Ve bazı ‘seçilmiş insanlar’ Onların varlığından haberdardı…

“O gün gezegenler özel bir dizilişle sıralandıklarında, insanoğlunun kendi yaratılmadan önce belirlenmiş kaderinin Altın Çağı başlamış oldu. Bu yüce emri alan bizler, dünya üzerinden seçtiğimiz insanların beyinlerini açtık.”

Sonra bir gün Onlar geldiler ve Türkiye’den tüm dünyaya seslendiler…

“Şimdi alınan emir ise toplu uyanışın başlatılmasıdır.”

İnsanların çoğu, kendilerinden üstün güçlere sahip konuklarına tâbi oldu.1400 yıl önceden kendilerine yapılan uyarıya kulak verenler hariç…

“Gece, karanlık saatlerinden bir saat geçince, kapıları kilitleyin, Onları dışarıda bırakın. Çünkü Onlar o zaman yayılırlar. Allah’ın adını zikredin ve kapılarınızı örtün. Onlar kilitlenmiş kapıyı açamazlar.”

Elinizden almak istedikleri en değerli şeyinize sahip çıkın: Geleceğinize

500 Soru - Cevap

 Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bu sağlık kitabında 500 soruya Doç Dr. Yaşar Küçükardalı tarafından verilmiş 500 yanıt bulacaksınız. Bu yanıtlar aşağıdaki başlıklar altında ele alınmıştır:

# Kalp - Damar Hastalıkları

# Mide - Bağırsak Hastalıkları

# Karaciğer - Safra - Pankreas Hastalıkları

# Diyabet - Tiroid ve Diğer Hormonal Hastalıklar

# Kas - İskelet Sistemi Hastalıkları

# İnfeksiyon Hastalıkları

# Solunum Sistemi Hastalıkları

# Kan Hastalıkları

# Cilt Hastalıkları

# Sinir Sistemi Hastalıkları

# Psikolojik Hastalıklar

# Tümör

# Ürogenital Hastalıklar

Kitap aracılığıyla kanserin teşhis ve tedavisi, kalp yetmezliği, Alzheimer, hipertansiyon, kolesterol, anemi, kas ve eklem rahatsızları, şeker hastalığına ilişkin yakınmalar, kilo fazlalığı ve kilo azlığı, bayılma, kramplar, terleme bozuklukları, sindirim sistemi kanamaları, baş ağrısı sebepleri ve daha pek çok alt başlıkla en yaygın şikayetler ve bunlardan korunmanın yolları verilmektedir. Kitap, erken teşhisin büyük öneme sahip olduğu pek çok hastalık için bu tür rahatsızlığı olanlara yol gösterme niteliği taşıyan faydalı bilgiler içermektedir.

Sağlığınıza

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor.

Doç. Dr. Mustafa Çetiner bu çalışmasında, yüksek kolestrolden, check-up’a, tırnak yeme alışkanlığından, kordon kanı bankacılığına, plasebo etkisinden pasif sigara içiciliğine, lenfomadan lösemiye kadar kulak aşinası olduğumuz pek çok tıbbi konuyu kolay anlaşılır, esprili bir dille anlatıyor. Sağlığınıza ışık tutan bu kitapta yeni ilaçlara, geleneksel ve alternatif tedavi yöntemlerine de yer veriyor. 

MAVİ YAKUT

Dr. Watson, Sherlock Holmes kurgularındaki en önemli yere sahip kişidir, çünkü yazarın okuyucuya anlatmak istedikleri onun Holmes’a sorduğu sorular sayesinde ortaya çıkar. Holmes, hem onu kıskanan hem de ona hayranlık duyan ve asla olay çözmeyi beceremeyen Scotland Yard dedektifleri tarafından ya da Baker Sokak’taki evine gelen müşteriler tarafından yardıma çağrılır.

Ölüm Zamanı

Sara gözlerini açık tutmaya, gördüklerini iyice düşünmeye zorladı kendini. Stefano Rinaldi’nin serdiği, sağ elinin avuç içiyle, sanki satılık bir masa örtüsüymüş gibi düzelttiği şey, insan derisiydi. Biraz esmerleşmiş fakat açık bir tendi bu ve henüz yıkanmış gibi ıslaktı. Boyundan, cinsel organdan, bileklerden ve son olarak da, deriyi bir bütün olarak çıkarabilmek için omurgayla bacak arkalarından kabaca yarılmıştı. Sara, bunun bir kabus olmadığından emin olmak ve sadece bilmek adına o şeye dokunmamak için kendiyle savaştı.

Sara Farnese sessiz Vatikan okuma odasında eski zamanlar hakkındaki yazılar üzerinde çalışırken, kilisenin yakınında vahşi bir cinayet işlenmişti. Ardından, delirmiş bir adam kanlı bir çanta ile Vatikan’a vardı ve aniden Sara’nın masasına doğru yürüdü. Sara’ya göstermek istediği şeyler vardı

Çok geçmeden Sara, her biri bir Hıristiyan şehidinin ölümünü sembolize eden korkunç ve kurnaz bir cinayetler serisine içinden çıkamayacağı bir şekilde dâhil olmuştur.

Dedektifler Costa ve Rossi, katilin izini sürüp yakalamak için yardım etmek ve Sara’yı, karşılaşması muhtemel olan korkunç sondan korumak için olaya dâhil olmuşlardı.

Şimdiye kadar okuduğumen olağanüstü macera romanı Işıl ışıl parıldayan St Peter’s Meydanı’nını gözünüzün önüne getirebilirsiniz

Cape Times

Hewson okuyucuyu merakta bırakıyor Sonuna kadar süren aralıksız bir şüphe ile sinirlerinizi geriyor



7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Şiir)
Dağlar
 

Aşkın gözü kördür,demişler,
Gönül gözü neylesin dağlar
Aşk ateşi yakar,demişler,.
Gönül sözü,neylesin dağlar.

Sesini duyunca gülümser,
İçinde umutlar iyimser,
Aşkını baharla özümser,
Gülşen güzü,neylesin dağlar.

Yarin gözleri sulu sulu,
Gönlü sevgiyle dolu dolu,
Sarp,dikenli kader yolu,
Geçit vermez,neylesin dağlar.

Bir güvercin gibi yüreği,
Yare uçmaktır,hep dileği,
Ne yazık,kırılmış bileği!
Uçamıyor,neylesin dağlar.

Aşk ölçülemez parayla pulla,
Sevda bitmez kapanan yolla,
Uçan kuşla bir selam yolla,
Habersiz yar,neylesin dağlar.

Yıllar yılı hasret çekmişler,
Gözden ırak olsa bile sevmişler,
Kalplerine sevgi ekmişler,
Tohumları,neylesin dağlar.

 

Gardiyanını Seven Bir Mahkum Gibi
  Peşimdekiler!
İşkenceciler peşimde…
Yapayalnız bir çöle düşmüş,
Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum
Gecenin bağrında.
Her şeyini kaybetmiş bir kaçak,
Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun,
Aslı’sını gömmüş bir Kerem’in
Acısı var kalbimde
Yakalanacak mıyım?
Yine gözlerimi kapatacaklar mı?
Yine başıma Çuval geçirecekler mi?
Lanet olası vatan caddesi,
Merter kavşağı
Beşiktaş Sahilleri…
Üçgün yatmadan, uzanmadan,
Yemeden beklemek!
Hücreler…
İnsanlara kapalı Allah’a açık hücreler.
Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar…
Allah’ım ne kadar büyük imtihan bu!
Köpek sesleri geliyor.
Gittikçe yaklaşıyorlar.
Nefesim kesilmek üzere.
Hacer, neredesin Hacer!
Ey Musa gelsene,
Daha dönmedin mi Sina’dan…
Bazen hayatta en zor şey oluyor ölmek!
"Kabe’nin Rabbine andolsun kurtuldum"
Diye haykırmak
En büyük arzusu oluyor insanın.
Silahım da yok.
Hayatta hiç sevmedim silahı ben!
Kaleme sarıldım,
Kalemimden korktu korkaklar.
Allah’ım ne yapayım,
Nereye gideyim?
Beni de İsa gibi alsana yanına…
Havarilerim ihanet etti bana,
Buzağı’ya taptı dostlarım.
Çöl, ey merhametli dost,
Sarsana beni kollarınla,
Kapatsa ya kumların düşmanın gözleri.
Geçip gitseler yanımdan görmeden benim
Biliyorum Peygamber gideli çok oldu.
Yapayalnız, o yol sevdalısına döndü halim.
Çölde yıldızlar bir tuhaf geliyor insana.
Ali’nin sesi geliyor çek uzaklardan.
Belki de sekine ağlıyor
Kerbela uzak değil buraya.
Annem olsaydı
Yanımda kucağına alır, saçlarımı okşardı.
Düşmana teslim etmezdi beni.
Belki de İbrahim gibi bir mağarada
Saklardı yavrusunu.
Ama hep ağlardı.
Neden doğurduğunu sorgulardı.
Babam ne yapardı bilmem?
Ama o da ağlardı hüngür hüngür.
Nedense beni hep ağlayanlar anlıyor.
Hep acılar tanıyor.
Geliyorlar. Yine başa dönecek hikayem.
Tırnağımı koparacak,
Coplayacak sopalarla dövecekler.
Ne istiyorlar benden?
Musa’nın levhalarını! İsa’nın izini!
Muhammed’in emanetini!
Ali’nin feryadını!
Hüseyin’in kesik başını!
Bir ben miyim Allah’ım sadece bunları bilen?
Bana mı kaldı o mukaddes emanetler?
Delisi bir ben mi kaldım Allah yolunun?
Hücreler, ey dost hücreler!
Siz mi adımı verdiniz benim?
Gardiyanların işkencesine
Sizler de mi tahammül edemediniz?
Ama düşünmediniz mi
Ben nasıl dayanırım?
Siz beton ve demirlerin
Dayanamadığı işkencelere,
Ben et ve kemik nasıl sabrederim?
Ey sevgili



7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Şiir)
Dağlar
 

Aşkın gözü kördür,demişler,
Gönül gözü neylesin dağlar
Aşk ateşi yakar,demişler,.
Gönül sözü,neylesin dağlar.

Sesini duyunca gülümser,
İçinde umutlar iyimser,
Aşkını baharla özümser,
Gülşen güzü,neylesin dağlar.

Yarin gözleri sulu sulu,
Gönlü sevgiyle dolu dolu,
Sarp,dikenli kader yolu,
Geçit vermez,neylesin dağlar.

Bir güvercin gibi yüreği,
Yare uçmaktır,hep dileği,
Ne yazık,kırılmış bileği!
Uçamıyor,neylesin dağlar.

Aşk ölçülemez parayla pulla,
Sevda bitmez kapanan yolla,
Uçan kuşla bir selam yolla,
Habersiz yar,neylesin dağlar.

Yıllar yılı hasret çekmişler,
Gözden ırak olsa bile sevmişler,
Kalplerine sevgi ekmişler,
Tohumları,neylesin dağlar.

 

Gardiyanını Seven Bir Mahkum Gibi
  Peşimdekiler!
İşkenceciler peşimde…
Yapayalnız bir çöle düşmüş,
Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum
Gecenin bağrında.
Her şeyini kaybetmiş bir kaçak,
Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun,
Aslı’sını gömmüş bir Kerem’in
Acısı var kalbimde
Yakalanacak mıyım?
Yine gözlerimi kapatacaklar mı?
Yine başıma Çuval geçirecekler mi?
Lanet olası vatan caddesi,
Merter kavşağı
Beşiktaş Sahilleri…
Üçgün yatmadan, uzanmadan,
Yemeden beklemek!
Hücreler…
İnsanlara kapalı Allah’a açık hücreler.
Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar…
Allah’ım ne kadar büyük imtihan bu!
Köpek sesleri geliyor.
Gittikçe yaklaşıyorlar.
Nefesim kesilmek üzere.
Hacer, neredesin Hacer!
Ey Musa gelsene,
Daha dönmedin mi Sina’dan…
Bazen hayatta en zor şey oluyor ölmek!
"Kabe’nin Rabbine andolsun kurtuldum"
Diye haykırmak
En büyük arzusu oluyor insanın.
Silahım da yok.
Hayatta hiç sevmedim silahı ben!
Kaleme sarıldım,
Kalemimden korktu korkaklar.
Allah’ım ne yapayım,
Nereye gideyim?
Beni de İsa gibi alsana yanına…
Havarilerim ihanet etti bana,
Buzağı’ya taptı dostlarım.
Çöl, ey merhametli dost,
Sarsana beni kollarınla,
Kapatsa ya kumların düşmanın gözleri.
Geçip gitseler yanımdan görmeden benim
Biliyorum Peygamber gideli çok oldu.
Yapayalnız, o yol sevdalısına döndü halim.
Çölde yıldızlar bir tuhaf geliyor insana.
Ali’nin sesi geliyor çek uzaklardan.
Belki de sekine ağlıyor
Kerbela uzak değil buraya.
Annem olsaydı
Yanımda kucağına alır, saçlarımı okşardı.
Düşmana teslim etmezdi beni.
Belki de İbrahim gibi bir mağarada
Saklardı yavrusunu.
Ama hep ağlardı.
Neden doğurduğunu sorgulardı.
Babam ne yapardı bilmem?
Ama o da ağlardı hüngür hüngür.
Nedense beni hep ağlayanlar anlıyor.
Hep acılar tanıyor.
Geliyorlar. Yine başa dönecek hikayem.
Tırnağımı koparacak,
Coplayacak sopalarla dövecekler.
Ne istiyorlar benden?
Musa’nın levhalarını! İsa’nın izini!
Muhammed’in emanetini!
Ali’nin feryadını!
Hüseyin’in kesik başını!
Bir ben miyim Allah’ım sadece bunları bilen?
Bana mı kaldı o mukaddes emanetler?
Delisi bir ben mi kaldım Allah yolunun?
Hücreler, ey dost hücreler!
Siz mi adımı verdiniz benim?
Gardiyanların işkencesine
Sizler de mi tahammül edemediniz?
Ama düşünmediniz mi
Ben nasıl dayanırım?
Siz beton ve demirlerin
Dayanamadığı işkencelere,
Ben et ve kemik nasıl sabrederim?
Ey sevgili, sil ne olur, sil gözyaşlarını!
Göz yaşların bana
Her şeyden daha acı geliyor…
Artık takatim kalmadı,
Ama geri dönmek yok!
Teslim olmak mı asla!
Varsın ağlasın eşim,
Varsın babasız kalsın çocuklarım!
Varsın gitsin her şeyim!
Ama ben gideceğim!
Nefesim yettiği kadar koşacağım,
Gücüm olduğu müddetçe
Sürünerek de olsa gideceğim,
Hep gideceğim…
İşte geliyorlar,
Köpek sesleri yaklaşıyor,
Geceler ağlıyor halime.
Yıldızlar beni saklamak için sönmüş gibi.
Ay nurunu gizlemiş!
Adeta belki de göremezler beni.
Ağaçlar dallarıyla sarıyor,
Örümcekler ağını örüyor dört bir yanıma
İşkenceciler geliyor, gittikçe yaklaşıyorlar.
Bu da ne Allah’ım!
Bir ışık! Musa’nın gördüğü yakamoz mu bu?
Gidip ben de mi alsam o ateşten?
Ama ateş de beni ele verirse!
En azından işkenceciler uzaktan farkeder,
Gelirler, biliyorum.
Ne yapsam tanrım?
Ateşe gitsem bulurlar mı?
Aman Allah’ım acı bir ses geliyor!
Kuyuların dibinden yankılanıp gelen
Tanıdık bir feryat bu!
Evet Ali’nin sesi bu!
Namahrem duymasın diye
Ellerini ağzına dayayıp
Kuyulara haykırdığı figan bu!
"Kaç" diyor, "ateşe doğru kaç!
O ateş yakmaz seni.
O ateş sana her şeyi aydınlatan,
Ama seni her şeyden gizleyen bir ateş!
Koş, durma, dayan az kaldı, koş, kooooş!…
Koşuyorum, durmadan koşuyorum…
Oh tanrım! Nihayet vardım.
Nirvana’ya ulaştım,
Artık özgürüm her şeyden azade!
Beni gizleyen
Bana her şeyi gösteren
Ateş kurtardı beni!
Artık geri dönmeyeceği,
O cehennemi bir daha yaşamak istemiyorum.
Ali’nin feryadıyla gösterdiği ateşte yanacağım!
Nirvana’da kalacağım!
Gardiyanını seven bir mahkum gibi…


7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Şiir)
Dağlar
 

Aşkın gözü kördür,demişler,
Gönül gözü neylesin dağlar
Aşk ateşi yakar,demişler,.
Gönül sözü,neylesin dağlar.

Sesini duyunca gülümser,
İçinde umutlar iyimser,
Aşkını baharla özümser,
Gülşen güzü,neylesin dağlar.

Yarin gözleri sulu sulu,
Gönlü sevgiyle dolu dolu,
Sarp,dikenli kader yolu,
Geçit vermez,neylesin dağlar.

Bir güvercin gibi yüreği,
Yare uçmaktır,hep dileği,
Ne yazık,kırılmış bileği!
Uçamıyor,neylesin dağlar.

Aşk ölçülemez parayla pulla,
Sevda bitmez kapanan yolla,
Uçan kuşla bir selam yolla,
Habersiz yar,neylesin dağlar.

Yıllar yılı hasret çekmişler,
Gözden ırak olsa bile sevmişler,
Kalplerine sevgi ekmişler,
Tohumları,neylesin dağlar.

 

Gardiyanını Seven Bir Mahkum Gibi
  Peşimdekiler!
İşkenceciler peşimde…
Yapayalnız bir çöle düşmüş,
Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum
Gecenin bağrında.
Her şeyini kaybetmiş bir kaçak,
Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun,
Aslı’sını gömmüş bir Kerem’in
Acısı var kalbimde
Yakalanacak mıyım?
Yine gözlerimi kapatacaklar mı?
Yine başıma Çuval geçirecekler mi?
Lanet olası vatan caddesi,
Merter kavşağı
Beşiktaş Sahilleri…
Üçgün yatmadan, uzanmadan,
Yemeden beklemek!
Hücreler…
İnsanlara kapalı Allah’a açık hücreler.
Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar…
Allah’ım ne kadar büyük imtihan bu!
Köpek sesleri geliyor.
Gittikçe yaklaşıyorlar.
Nefesim kesilmek üzere.
Hacer, neredesin Hacer!
Ey Musa gelsene,
Daha dönmedin mi Sina’dan…
Bazen hayatta en zor şey oluyor ölmek!
"Kabe’nin Rabbine andolsun kurtuldum"
Diye haykırmak
En büyük arzusu oluyor insanın.
Silahım da yok.
Hayatta hiç sevmedim silahı ben!
Kaleme sarıldım,
Kalemimden korktu korkaklar.
Allah’ım ne yapayım,
Nereye gideyim?
Beni de İsa gibi alsana yanına…
Havarilerim ihanet etti bana,
Buzağı’ya taptı dostlarım.
Çöl, ey merhametli dost,
Sarsana beni kollarınla,
Kapatsa ya kumların düşmanın gözleri.
Geçip gitseler yanımdan görmeden benim
Biliyorum Peygamber gideli çok oldu.
Yapayalnız, o yol sevdalısına döndü halim.
Çölde yıldızlar bir tuhaf geliyor insana.
Ali’nin sesi geliyor çek uzaklardan.
Belki de sekine ağlıyor
Kerbela uzak değil buraya.
Annem olsaydı
Yanımda kucağına alır, saçlarımı okşardı.
Düşmana teslim etmezdi beni.
Belki de İbrahim gibi bir mağarada
Saklardı yavrusunu.
Ama hep ağlardı.
Neden doğurduğunu sorgulardı.
Babam ne yapardı bilmem?
Ama o da ağlardı hüngür hüngür.
Nedense beni hep ağlayanlar anlıyor.
Hep acılar tanıyor.
Geliyorlar. Yine başa dönecek hikayem.
Tırnağımı koparacak,
Coplayacak sopalarla dövecekler.
Ne istiyorlar benden?
Musa’nın levhalarını! İsa’nın izini!
Muhammed’in emanetini!
Ali’nin feryadını!
Hüseyin’in kesik başını!
Bir ben miyim Allah’ım sadece bunları bilen?
Bana mı kaldı o mukaddes emanetler?
Delisi bir ben mi kaldım Allah yolunun?
Hücreler, ey dost hücreler!
Siz mi adımı verdiniz benim?
Gardiyanların işkencesine
Sizler de mi tahammül edemediniz?
Ama düşünmediniz mi
Ben nasıl dayanırım?
Siz beton ve demirlerin
Dayanamadığı işkencelere,
Ben et ve kemik nasıl sabrederim?
Ey sevgili, sil ne olur, sil gözyaşlarını!
Göz yaşların bana
Her şeyden daha acı geliyor…
Artık takatim kalmadı,
Ama geri dönmek yok!
Teslim olmak mı asla!
Varsın ağlasın eşim,
Varsın babasız kalsın çocuklarım!
Varsın gitsin her şeyim!
Ama ben gideceğim!
Nefesim yettiği kadar koşacağım,
Gücüm olduğu müddetçe
Sürünerek de olsa gideceğim,
Hep gideceğim…
İşte geliyorlar,
Köpek sesleri yaklaşıyor,
Geceler ağlıyor halime.
Yıldızlar beni saklamak için sönmüş gibi.
Ay nurunu gizlemiş!
Adeta belki de göremezler beni.
Ağaçlar dallarıyla sarıyor,
Örümcekler ağını örüyor dört bir yanıma
İşkenceciler geliyor, gittikçe yaklaşıyorlar.
Bu da ne Allah’ım!
Bir ışık! Musa’nın gördüğü yakamoz mu bu?
Gidip ben de mi alsam o ateşten?
Ama ateş de beni ele verirse!
En azından işkenceciler uzaktan farkeder,
Gelirler, biliyorum.
Ne yapsam tanrım?
Ateşe gitsem bulurlar mı?
Aman Allah’ım acı bir ses geliyor!
Kuyuların dibinden yankılanıp gelen
Tanıdık bir feryat bu!
Evet Ali’nin sesi bu!
Namahrem duymasın diye %



7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Şiir)
Dağlar
 

Aşkın gözü kördür,demişler,
Gönül gözü neylesin dağlar
Aşk ateşi yakar,demişler,.
Gönül sözü,neylesin dağlar.

Sesini duyunca gülümser,
İçinde umutlar iyimser,
Aşkını baharla özümser,
Gülşen güzü,neylesin dağlar.

Yarin gözleri sulu sulu,
Gönlü sevgiyle dolu dolu,
Sarp,dikenli kader yolu,
Geçit vermez,neylesin dağlar.

Bir güvercin gibi yüreği,
Yare uçmaktır,hep dileği,
Ne yazık,kırılmış bileği!
Uçamıyor,neylesin dağlar.

Aşk ölçülemez parayla pulla,
Sevda bitmez kapanan yolla,
Uçan kuşla bir selam yolla,
Habersiz yar,neylesin dağlar.

Yıllar yılı hasret çekmişler,
Gözden ırak olsa bile sevmişler,
Kalplerine sevgi ekmişler,
Tohumları,neylesin dağlar.

 

Gardiyanını Seven Bir Mahkum Gibi
  Peşimdekiler!
İşkenceciler peşimde…
Yapayalnız bir çöle düşmüş,
Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum
Gecenin bağrında.
Her şeyini kaybetmiş bir kaçak,
Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun,
Aslı’sını gömmüş bir Kerem’in
Acısı var kalbimde
Yakalanacak mıyım?
Yine gözlerimi kapatacaklar mı?
Yine başıma Çuval geçirecekler mi?
Lanet olası vatan caddesi,
Merter kavşağı
Beşiktaş Sahilleri…
Üçgün yatmadan, uzanmadan,
Yemeden beklemek!
Hücreler…
İnsanlara kapalı Allah’a açık hücreler.
Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar…
Allah’ım ne kadar büyük imtihan bu!
Köpek sesleri geliyor.
Gittikçe yaklaşıyorlar.
Nefesim kesilmek üzere.
Hacer, neredesin Hacer!
Ey Musa gelsene,
Daha dönmedin mi Sina’dan…
Bazen hayatta en zor şey oluyor ölmek!
"Kabe’nin Rabbine andolsun kurtuldum"
Diye haykırmak
En büyük arzusu oluyor insanın.
Silahım da yok.
Hayatta hiç sevmedim silahı ben!
Kaleme sarıldım,
Kalemimden korktu korkaklar.
Allah’ım ne yapayım,
Nereye gideyim?
Beni de İsa gibi alsana yanına…
Havarilerim ihanet etti bana,
Buzağı’ya taptı dostlarım.
Çöl, ey merhametli dost,
Sarsana beni kollarınla,
Kapatsa ya kumların düşmanın gözleri.
Geçip gitseler yanımdan görmeden benim
Biliyorum Peygamber gideli çok oldu.
Yapayalnız, o yol sevdalısına döndü halim.
Çölde yıldızlar bir tuhaf geliyor insana.
Ali’nin sesi geliyor çek uzaklardan.
Belki de sekine ağlıyor
Kerbela uzak değil buraya.
Annem olsaydı
Yanımda kucağına alır, saçlarımı okşardı.
Düşmana teslim etmezdi beni.
Belki de İbrahim gibi bir mağarada
Saklardı yavrusunu.
Ama hep ağlardı.
Neden doğurduğunu sorgulardı.
Babam ne yapardı bilmem?
Ama o da ağlardı hüngür hüngür.
Nedense beni hep ağlayanlar anlıyor.
Hep acılar tanıyor.
Geliyorlar. Yine başa dönecek hikayem.
Tırnağımı koparacak,
Coplayacak sopalarla dövecekler.
Ne istiyorlar benden?
Musa’nın levhalarını! İsa’nın izini!
Muhammed’in emanetini!
Ali’nin feryadını!
Hüseyin’in kesik başını!
Bir ben miyim Allah’ım sadece bunları bilen?
Bana mı kaldı o mukaddes emanetler?
Delisi bir ben mi kaldım Allah yolunun?
Hücreler, ey dost hücreler!
Siz mi adımı verdiniz benim?
Gardiyanların işkencesine
Sizler de mi tahammül edemediniz?
Ama düşünmediniz mi
Ben nasıl dayanırım?
Siz beton ve demirlerin
Dayanamadığı işkencelere,
Ben et ve kemik nasıl sabrederim?
Ey sevgili, sil ne olur, sil gözyaşlarını!
Göz yaşların bana
Her şeyden daha acı geliyor…
Artık takatim kalmadı,
Ama geri dönmek yok!
Teslim olmak mı asla!
Varsın ağlasın eşim,
Varsın babasız kalsın çocuklarım!
Varsın gitsin her şeyim!
Ama ben gideceğim!
Nefesim yettiği kadar koşacağım,
Gücüm olduğu müddetçe
Sürünerek de olsa gideceğim,
Hep gideceğim…
İşte geliyorlar,
Köpek sesleri yaklaşıyor,
Geceler ağlıyor halime.
Yıldızlar beni saklamak için sönmüş gibi.
Ay nurunu gizlemiş!
Adeta belki de göremezler beni.
Ağaçlar dallarıyla sarıyor,
Örümcekler ağını örüyor dört bir yanıma
İşkenceciler geliyor, gittikçe yaklaşıyorlar.
Bu da ne Allah’ım!
Bir ışık! Musa’nın gördüğü yakamoz mu bu?
Gidip ben de mi alsam o ateşten?
Ama ateş de beni ele verirse!
En azından işkenceciler uzaktan farkeder,
Gelirler, biliyorum.
Ne yapsam tanrım?
Ateşe gitsem bulurlar mı?
Aman Allah’ım acı bir ses geliyor!
Kuyuların dibinden yankılanıp gelen
Tanıdık bir feryat bu!
Evet Ali’nin sesi bu!
Namahrem duymasın diye
Ellerini ağzına dayayıp
Kuyulara haykırdığı figan bu!
"Kaç" diyor, "ateşe doğru kaç!
O ateş yakmaz seni.
O ateş sana her şeyi aydınlatan,
Ama seni her şeyden gizleyen bir ateş!
Koş, durma, dayan az kaldı, koş, kooooş!…
Koşuyorum, durmadan koşuyorum…
Oh tanrım! Nihayet vardım.
Nirvana’ya ulaştım,
Artık özgürüm her şeyden azade!
Beni gizleyen
Bana her şeyi gösteren
Ateş kurtardı beni!
Artık geri dönmeyeceği,
O cehennemi bir daha yaşamak istemiyorum.
Ali’nin feryadıyla gösterdiği ateşte yanacağım!
Nirvana’da kalacağım!
Gardiyanını seven bir mahkum gibi…


7 Kasım 2007 , Çarşamba
Kategori (Şiir)
Dağlar
 

Aşkın gözü kördür,demişler,
Gönül gözü neylesin dağlar
Aşk ateşi yakar,demişler,.
Gönül sözü,neylesin dağlar.

Sesini duyunca gülümser,
İçinde umutlar iyimser,
Aşkını baharla özümser,
Gülşen güzü,neylesin dağlar.

Yarin gözleri sulu sulu,
Gönlü sevgiyle dolu dolu,
Sarp,dikenli kader yolu,
Geçit vermez,neylesin dağlar.

Bir güvercin gibi yüreği,
Yare uçmaktır,hep dileği,
Ne yazık,kırılmış bileği!
Uçamıyor,neylesin dağlar.

Aşk ölçülemez parayla pulla,
Sevda bitmez kapanan yolla,
Uçan kuşla bir selam yolla,
Habersiz yar,neylesin dağlar.

Yıllar yılı hasret çekmişler,
Gözden ırak olsa bile sevmişler,
Kalplerine sevgi ekmişler,
Tohumları,neylesin dağlar.

 

Gardiyanını Seven Bir Mahkum Gibi
  Peşimdekiler!
İşkenceciler peşimde…
Yapayalnız bir çöle düşmüş,
Binlerce endişe ve kırık umutlarla ilerliyorum
Gecenin bağrında.
Her şeyini kaybetmiş bir kaçak,
Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun,
Aslı’sını gömmüş bir Kerem’in
Acısı var kalbimde
Yakalanacak mıyım?
Yine gözlerimi kapatacaklar mı?
Yine başıma Çuval geçirecekler mi?
Lanet olası vatan caddesi,
Merter kavşağı
Beşiktaş Sahilleri…
Üçgün yatmadan, uzanmadan,
Yemeden beklemek!
Hücreler…
İnsanlara kapalı Allah’a açık hücreler.
Yüzünü şeytan göresi soruşturmacılar…
Allah’ım ne kadar büyük imtihan bu!
Köpek sesleri geliyor.
Gittikçe yaklaşıyorlar.
Nefesim kesilmek üzere.
Hacer, neredesin Hacer!
Ey Musa gelsene,
Daha dönmedin mi Sina’dan…
Bazen hayatta en zo



Sayfalar : [1] 2