Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

sevdalinka

Anı Bırakmayacağım Ardımda

(0 Oy, 5 üzerinden 0 puan )
Loading ... Oyunuz Gönderiliyor ...

Baktığını görmeye, işittiğini duymaya, bildiğine inanmaya tahammülü yoktu artık. Göğsünün üstüne tanımlayamadığı bir ağırlık çökmüştü. Odasında kokulu havasını solumak, sevgi dolu gözlerle bakışlara duyduğu sevdayı anlatmak ağır geliyordu. Keskin bir kılıcın gövdeyi boydan boya yardığı, bir uçurumun kenarında bekleyen zifiri karanlığa çağırdığı andı o an. Hayatının kırılma noktasıydı bu. İnanmaktan ve karşısındakini de inandığına çağırmaktan vazgeçti. Yüreğinden dizeler okuduğu kitabı kapattı. Seslendiği minberden indi. Çıkarıp attı karşısındaki adamdan ödünç aldığı sevgili kostümünü.

İçinde yaşattığı güvenli ve sıcak yuva hissi dağılmaya başladı. Zayıf bedenine yerleşen korkunç sevilme hastalığı, çevresinde yabancıl otları yeşertiyordu. Benliğini, yüreğini ölmeye alıştırıyordu.

Yıllar önceydi. Ruhu da bedeni de kırılmıştı. Genç yaşta saplandığı bataklığın günbegün kendisini içine çekeceğini, her an o çukura biraz daha batacağını ve zamanı geldiğinde de yok olup gideceğini düşünüyordu.

Geleceğe dair ne düşler beslemişti oysa. Bir yandan adı üzerinde, sadece yaldızlı düşler bunlar diye düşünse de o minik yüreği, rüyaların gerçeği bulmasına izin verilmeli diyordu. İzin verilmeli ki, hayat anlam kazansın. Yarına ulaşmaya elinde bir umut olsun. İzin verilmeli ki, denize kavuşmaya çalışan ırmağı andıran ruhu çağlasın, coşsun; denize koşsun. İzin verilmeli ki, geleceğe ulaşılsın.

Yıllar önceydi. Önce gözleri ağladı. Sonra yüreği… ve ardından kelimeleri…

Unutmuştu çok şeyi. Sevmeyi, sevilmeyi… Gezip eğlenmeyi; yürümeyi… Denizin o eşsiz kokusunda, hafif rüzgar eşliğinde saçlarını savura savura, dalgalara eş, dalgalandıra dalgalandıra yürümeyi… Rüzgarla adeta dans etmeyi… Rüzgarın ucuna iliştirip hayallerini, iki kelime bir cümleyi, sevdiğine göndermeyi… Unutmuştu çok şeyi; çünkü mahkumdu o!

Unutmuştu çok şeyi.. Kırana bile bağışlayan kokusunu dalındaki gülün…

Birçok parçası eksilmişti. Hayatta var olduğuna inanılan bedeninde artık bir yürek yoktu. Bakanların gördüğünden oluşuyordu sadece: Külçe gibi yığılmış bir beden. Ne his, ne duygu, ne de bir duyu!

Konuşmak istemiyordu. Hep susuyordu. Annesi konuşuyor, babası konuşuyor, ablası, kardeşi, akrabaları… herkes konuşuyordu, sadece o susuyordu. Hayatla bağını koparmış, tüm ipleri atmış, karadan uzaklaşan bir gemiydi artık.

Sadece görüyordu. Görmek istediğinden değil. Takvim yaprakları iki, bilemedin üç gün sonra gözlerinin de onu terk edeceğinin haberini veriyordu. Doya doya görmek istiyordu, ama… Neyi?

Yorum yaz

Yorum yazmak için Giriş yapınız