Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Arşiv Ekim, 2007

yalnızlık üzerine bir şiir…

30 Ekim, 2007 Salı 1 Yorum »

tek yaşamak nasıldır bilirmisin?

harbiden tek yaşamak diyorum

tek değilsindir ama hep tek yaşarsın hani

sırtım hiç sıvazlanmadı benim dersin…

ben mesela…

hep kendi kendime sarıldım üşürken.

kendi kendime yedim, kendi kendime içtim eğer bulduysam.

hep tek başıma yoruldum.

tek başıma ağlayanlardanım nedense!

tek başıma güldüm deli deselerde.

tek tabancayım diyenlerdenim zira…

kalabalığın içinde yalnız kalanlardanım

kargalarla uçmayan kartalım ben.

çok ses çıkarttım, bir el oldumsada…

hep tek bakanlardanım yıldızlara geceleri

tek başıma hayal kurdum o tek baktığım yıldızlar altında

kalabalık, rüzgardan kaçarken ben fırtına oldum sokaklarda

tek başıma aşık olduğum şaşırtmaz kimseyi

tek başıma ayrılık yaşadığım gibi…

hep ama hep tek…

bir yalnızlık şiiri daha…

30 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

tek yaşamak nasıldır bilirmisin?

harbiden tek yaşamak diyorum

tek değilsindir ama hep tek yaşarsın hani

sırtım hiç sıvazlanmadı benim dersin…

ben mesela…

hep kendi kendime sarıldım üşürken.

kendi kendime yedim, kendi kendime içtim eğer bulduysam.

hep tek başıma yoruldum.

tek başıma ağlayanlardanım nedense!

tek başıma güldüm deli deselerde.

tek tabancayım diyenlerdenim zira…

kalabalığın içinde yalnız kalanlardanım

kargalarla uçmayan kartalım ben.

çok ses çıkarttım, bir el oldumsada…

hep tek bakanlardanım yıldızlara geceleri

tek başıma hayal kurdum o tek baktığım yıldızlar altında

kalabalık, rüzgardan kaçarken ben fırtına oldum sokaklarda

tek başıma aşık olduğum şaşırtmaz kimseyi

tek başıma ayrılık yaşadığım gibi…

hep ama hep tek…

tek yaşamak

30 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

tek yaşamak nasıldır bilirmisin?

harbiden tek yaşamak diyorum

tek değilsindir ama hep tek yaşarsın hani

sırtım hiç sıvazlanmadı benim dersin…

ben mesela…

hep kendi kendime sarıldım üşürken.

kendi kendime yedim, kendi kendime içtim eğer bulduysam.

hep tek başıma yoruldum.

tek başıma ağlayanlardanım nedense!

tek başıma güldüm deli deselerde.

tek tabancayım diyenlerdenim zira…

kalabalığın içinde yalnız kalanlardanım

kargalarla uçmayan kartalım ben.

çok ses çıkarttım, bir el oldumsada…

hep tek bakanlardanım yıldızlara geceleri

tek başıma hayal kurdum o tek baktığım yıldızlar altında

kalabalık, rüzgardan kaçarken ben fırtına oldum sokaklarda

tek başıma aşık olduğum şaşırtmaz kimseyi

tek başıma ayrılık yaşadığım gibi…

hep ama hep tek…

bu vatan kimin di…

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

Bu Vatan Kimin?

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir

Köpürüp kan akan ırmaklarından
Tutuşup kül olan ocaklarından
Hudutlarda gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır

Ardına bakmadan yollara düşen
Şimşek olup çakan, sel olup coşan
Huduttan huduta yol bulup koşan
Cepheden cepheyi soranlarındır

İleri atılıp sellercesine
Alnından vurulup tam ercesine
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girinlerindir

Tarihin dilinden düşmez bu destan
Nehirler gazidir, dağlar kahraman
Her taşı bir yakut olan bu vatan
Can vermek sırrına erenlerindir

Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil
Bu sevgi bir kuru ifade değil
Sencileyin hasmı rüyada değil
Topun namlusundan görenlerindir.

bir solbekin şehit düşmesi

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

dağların yargıçları.. coming soon

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

bu yahudi emperyalizmi zamanında vietnama girdi de perme perişan götlerini zor kurtararak kaçtılar ya hani. hıh. işte o savaş la ilgili siyonist a.b.d binin üzerinde filim çekmiş. 1984 den beri pkk terörüne verilen bu mücadele hakkında tek bir flim bile yok.

halbuki o dağların dili olsada konuşsa. 90 lı ıllarda k.ıraka girerken bir gecede 300 askerimizin şehit edilmesi mi dersin, yoksa kendine roket atan pkk lının roketini tek atışla düşüren (gece şartlarında) mehmetçiğin kabiliyetimi dersin… yoksa pusu ya düşmüş bir timim 8 km uzaklıktaki karakollarından  40 metre önüne top atışı yaptırmasını söylersin.  yoksa operasyon sırasında bir manga askerin kışın çığ altında kalarak şehit düşmesinimi söylersin… bingölde askere giden 33 silahsız sivil gencimizin otobüsünün taranarak şehit edilmeinimi söylersin… karakol baskını sonrası pkk lıların arasına katılıp onlarla beraber kamplarına kadar gidip orada sessizce teröristlerin kellelerini kasaturayla kesen kürt assubaydanmı bahsedersin… çatışmada arkadaşınan kanı suratına sıçradığında bir uzmançavuşun düştüğü ruh halinimi yansıtırsın, veya esir alınan bi askerimize işkence yapılırken telsizle acı sesini asker arkadaşlarının nasıl gözyaşlarıyla ve çaresizce dinleyip olanlara boyun eğdiğinimi anlatırsın.

milyonun üzerinde kahramanlık destanı vermiş bu yiğitler birer adsız kahramandır.

er mektuudur görülmüştür…

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

ırağa gidilecek deselerdi, tereddüt etmezlerdi

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

hakkariye bedava bilet

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

flash!.. hakkariden mektup var…

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

doğuda doğa var…

23 Ekim, 2007 Salı Yorum yok »

hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde.  fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.

yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa…  rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine,  hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.

Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine…  iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.

işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi.  kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım…  biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak  yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi…  ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.

şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…

Sayfalar : [1] 2

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.