hadi gidiyoruz denildi sessiz ve aniden. gitmemek olmazdı zira. antepli mehmet zonguldaklı ali bile nereye dememişti palaskasını sıkarken. hani o malatyalı sarı oğlan vardıya! işte birtek o üzüldü, hayıflandı çünkü havada dolunay yoktu. sonra olsun dedi,hem hilal daha bi şık durmuştu gökyüzünde. fazla lafa ne hacet, işimize bakalım biz dedi adanalı.
yavaş yavaş yürüyorlardı ,çok uzaklaşmışlardı ama hiçbiryere yaklaşmamışlardıki. gidecekleri yer belli değildi. geri dönecekleri de çok belli değildi zaten. Allah kahretmesin yağmur başlamıştı. yağmurun ilk damlaları ensesinden sırtına akıyodu. bide susamıştıki sorma gitsin. ağzını açtı semaya dili damağı kurumuştu. terden sırılsıklam olmuşlardı ama yağmurdan belli olmuyordu, halbuki okadarda demişti istanbullu yağmur yağacak diye. derken çök komutu geldi de çöktüler yere. ohh bee dünya varmış. ayaklarına kara sular inmişti ama yağmurdanmıdır nedir oda pek belli olmuyodu. kimse kimseye yoruldumda demiyodu ama belli oluyodu yoruldukları yağmurda yağsa… rizeli recep ilk defa ogün tatmıştı -10 derecede 3000 m. yükseklikte alev alev yanmayı. kendi nekadar yansa da soğuk demir hiç sıcaklamıyordu, neredeyse eline yapışmıştı, kolları taşıyamaz oldu ama yere bırakmadı namusunu ve sonra kızdı kendi kendine, hacı babası onu koyun gütmeye yolladığı zaman , koyunları güccük gardaşı musa ya verirdide arkadaşlarıyla çelik çomak oynamaya giderdi. ah ulan be ah. şimdi rizede olsa gütmezmiydi o koyunları.
Ya Allah! gakı verin gari dedi izmirli. belini tutarak doğrulmaya çalışan urfalı eyüp kendini tutamadı güldü izmirlinin konuşmasına. izmirli duysada efelenmedi urfalıya, ben dönünce sorarım dedide onuda duymamazlıktan geldiler çünkü döneceklerini pek zannetmiyorlardı. neyse! yağmurda dindi. kıpkızıl güneş masmavi göğü nasılda yırtıyordu. güneş yüzünü gösterince anladılar uçurumun kenarında yürüdüklerini. hem çok korkunç duruyodu, bir an hayal etti oraya yuvarlanırken kendini. titreme geldi birden. ayağı titriyordu. aman Allahım gece boyunca yürüdüğümüz şu yola bak… hiç benzemiyordu beyoğluna, istiklal caddesine… iski nin kazdığı çukurda yoktu ama adım atarken çok korkuyordu çünkü amatör kümede yalnız bırakmıştı takım arkadaşlarını ve solbekteki yerini halen dolduramamıştı kimse. o da diğerleri gibi top oynamak istiyordu.
işte!.. tamda ezan vakti. gözü ilk defa bukadar uzağı görebiliyordu ama kulağı aylardır ezan sesi duymuyordu. zaten cami minaresi de yoktu görünürlerde. namaz da gözü yoktu belki ama ezanda kulağı vardı işte. bir ezan sesini bir LAİLAHE İLLALLAHI çok mu gördüler mehmedime. evet evet… ezan okunuyor diye ayağa fırladı mehmet. aman Allahım kulaklarım beni yanıltıyor olamaz dedi. kafasını kaldırdı gökyüzüne ve Rabbine haykırdı teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım, teşekkür ederim Allahım… biliyordu… evet hissetmişti… anlamıştı… Allah onu duymuştu o ses nasılda yankılanıyordu ve yırtıyordu tanyerini acımasızca. gök adeta gürlüyordu, haykırıyordu ve göğsünde derin bi sancı hissetdi, karıncalanıyordu, sinek ıssırığı gibi bişey. elini uzattı , baktı, kıpkırmızı yağmur dedi. güldü kendi kendine, yağmur kırmızı olmazdıki. hem havada yağmurda yoktu. başı dönmeye gözleri kararmaya başladı, gözgöze geldiler bulutların içinden ona bakan mavi bir gözle. yavaş yavaş yanına baktı herkes yatmıştı yere bir kendi yatmamıştı. yatmak yakışmazdı bize. kalkın diyesi geldi, diyemedi. daha gidecek çok yolumuz var diyesi geldi, diyemedi… diyemedi… diyemedi… ogün orda 13 mehmet bişey diyemedi.
şırnaktaki ve hakkarideki şehitlerimiz ve 1984 yılından beri doğuda operasyona katılmış, pusuya yatmış, baskın yemiş, nöbet tutmuş ve kahramanca savaşıp bişey diyememiş tüm mehmetlerin anısına…