SON YAPRAK…
10 Haziran, 2008 Salı Etiketler : umudunuzu yİtİrmeyİn.. | İhbar Et

Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur
bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı.
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu…
Geriye doğru sayıyordu; "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan
"on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi".
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki
tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,
yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaışna "Neyin var?" diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde" altı" dedi.
"Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları.
Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu."
Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü
görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen
rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.
Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi
tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,
yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.
"Bu sonuncusu" dedi hasta kız."Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma
yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.
Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır
aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı
hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra
arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan
olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu.
Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin." dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama
daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.
Ertesi gün doktor : "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi.
O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki
yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.
Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir
haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene
sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine
karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça
bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman
bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,
son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken
o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu…
"on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi".
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki
tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,
yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.
"Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları.
Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu."
Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü
görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi.
ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen
rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.
tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,
yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.
Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma
yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.
aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı
hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra
arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan
olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama
daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.
O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki
yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş.
bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir
haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene
sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine
karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça
bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman
bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,
son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
O.Henry

son satırına kadar zevkle okudum çok akıcı sürükleyici ve duygusal bir yazı.çok etkilendim tüylerim ürperdi adeta.korgutum çok sağol bu güzelliği bizle paylaştığın için.senin de son yaprağın hiç düşmesin.rabbim sana sağlık sıhhat uzun ömür versin.kib.
sagol sertan dosttum allah razı olsun..dilerimki hiçbirzaman umudumuzu kaybetmeyiz yada kaybettiğimiz vakit oyaşlı ressam gibi bize umudumuzu yeniden kazandıranlarla karşılaşırız..o güsel dileklerin için çok teşekkür ederim dosttum günaydınlar olsun yüzlere gülümsemeler dolsun…
günaydın can dostum eline yüreğine sağlık harika bir yazı müthiş
günaydın can dosttum beğendiğinize çok sevindim…nasılsın umarım iyisindir..gülümsemenle kal can dost..
tşklr iyiyim çok şükür allah bu günümüzü aratmasın umarım sende iyisindir bir yaramazlık yoktur
http://video.eksenim.mynet.com/yavrukurt1612/alisan/5357/#
korgutum iyisin dimi aman iyi ol.ben bugün kötü başladım güne uyuya kalmışım işe saat 10 da geldim.sonra senin o güzel yazını okuyarak kendime geldim.iyiki dostumsun,iyiki varsın.kib.
teşekkür ederim dostlarım benim.. iyi sayılırım hamdolsun..sizlerde iyi olun..sertan sıkma canını hayırlısı olsun napalım hep vaktinde gidecek değilsin ya işe hehey:)candosttum o güsel şarkı için çok teşekkür ederim..gülümsemenizle kalın ..sizlerde iyiki varsınız gönül dostlarım can dostlarım benim..
harika be abisi
can abisim harika olan sizlersiniz nasılsın abisim iyimisin??yorumun için teşekkür ederim can abisim…
yüreği güzel dostum döktürmüşsün
dostluk yaşamda en değerli olandır
seven yüreğin solmasın düşen yapak gibi
olamsın eline yüreğine sağlık dostum
harika olan sensin korgutum,biz senden aldığımız ışığı yansıtıyoz sadece:))
birnefes gönül dosttum çok teşekkür ederim ogüsel yorumun için umarım iyisindir gülümsemenle kal gönül dosttum…
sertan dosttum sagol ya ama şundan emin ol sizler varsınız die o ışık karanlıkları yok ediyor sagolasın dosttum..
zuzuuuuuuuuuu yaaa….harika bi yazı..
canım bitanem hoşgeldin canımcım nasılsın umarım iyisindir tatlısım… harika olan sensin yorumun için teşekkür ederim meleğim..
yüreğine sağlık kardelen çok hoş bir yazıydı..
TEŞEKKÜR EDERİM KARANFİL PERİM GÜLÜMSEMENLE KAL CANIMCIM..
ışığın hiç sönmesinnnnnnn .
dilerimki hiçbirimizin ışığı gülümseyişi sönmez…
Çok güzel bir hikaye, zevkle okudum ve içim ürperdi doğrusu. Yüreğinden son yapraklar hiç düşmesin, sevgiyle kal.
Çok güzel bir hikaye, zevkle okudum ve içim ürperdi doğrusu. Yüreğinden son yapraklar hiç düşmesin, sevgiyle kal.
çok güzel bir öykü bu yazarın her öyküsü ayrı güzelmiş.. bilmem ölümü istemek günah mı ama bildiğim tek şey bir insanın ölümü düşünmesinin ona ölümü getirmeyceği ne kadar istersek o kadar ömür uzuyor gibi…
yataganli76 bundansonra senin ismin benim için hüzün kelebeği umarım begenirsin yeni adını o şekercik yorumun için teşekkür ederim hüzün kelebeği:)sagol
şirinem nasılsın canımcım umarım iyisindir o tatlıcık yorumun için çok teşekkür ederim şirinem benim:)hepiniz gülümsemenizle kalın incilerim benim…
daha önce de okumuştum.tekrar hatırlamış oldum.teşekkürler
yorumun için çok teşekkür ederim asiye gülümsemenle kal…