Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Siyaset'

her acı bir mutluluğa bedel mi

8 Haziran 2008 Pazar 3 Yorum »

bazen bu dünyada en dertli insan olduğumu düşünüyorum,içimde kopan fırtınaları dindirmek için verdiğim çabaların boşuna olduğunu anladığımda bırakıyorum kendimi.oysa bu ülkede çaresizliğin zırhtan kapıları önünde bekleyen milyonlarca insan var.evet acılar içimde dantel dantel işliyor nakışlarını,sonra aydınlık bir sabaha uyanmak istiyorum.güneşin doğuşundaki pırıltıyı görüp dokunmak istiyorum o aydınlığa.kimsenin kimseden haberi olmadığı bir düzende yoğuruyorum düşlerimi.ve o gizemli soruyu soruyorum,her acı bir mutluluğa bedel mi?bizler duygularıyla yaşayan insanlarız,kalbimizin pınarında su içmek isteyenlere açıktır gönlümüz.lakin insan unutmuş insanlığını.çıkarlarınını önünde ne varsa yıkıp geçiyor.

çalıştığın yerde mutlu olmak;imkansız

7 Haziran 2008 Cumartesi 2 Yorum »

hepimizin malumudur işsizlik bu ülkenin en büyük sorunlarından biridir.peki bulduğunuz işte mutlumusunuz.yani yaptığınız işi gerçekten severek mi yoksa bu amansız yarışta işsizler kervanına katılmamak için mecburen mi yapıyorsunuz.ben şahsen ikinci seçeneği seçiyorum.mecburiyetler insanın elini kolunu bağladığı gibi mutlu bir hayat sürmesini de engelliyor.evet işyerimde mutlu değilim.çünkü işsizliğin farkında olan işveren sizden en az paraya en büyük performansı bekliyor.ve insanlar yaptıklarıyla değil yapamadıklarıyla yargılanıyor.işten çıkarılma korkusu en büyük kabusumuz oluyor.çünkü her daim bununla tehtid ediliyoruz,çevremizde bu kadar işsiz varken işveren en büyük kartını bu şekilde oynuyor.ya benim dediğim gibi yada bir sürü işsiz var diyerek tehtid ediyor.çaresizseniz başka yolunuz yoksa katlanıyorsunuz mecburen.insanların bu kadar anlayışsız olduğu bir devirde gerçekten çalışma hayatı zor.insanların memnuniyetsizliği,tatminkarsızlığı bıktırıyor.devamlı bu psikolojide çalışan bir insanın mutlu olması mümkün mü?asla.ve maalesef mutluluk bu dünyada bize haram…

asırlık garipliğini üzerine çekerek uyuyanlar

3 Haziran 2008 Salı 2 Yorum »

zaman insanların ömründen çalarken,yoksulluk örseliyor düşlerini.kendini dahada batmış hissi uyandırıyor ve soruyor o gizemli soruyu.namuslu olmakla zengin olmak arasındaki o ince çizgide nasıl yürünür.oysa bu halk yıllar yılı bunun cevabını vermiştir.fakirlerin bu genetik canbazlığı dediğim gibi babadan oğula geçerek gelmiştir.fakir her daim fakirdir.bu ülkede bir gecede zengin olanlarla,asırlık garipliğini üzerine çekerek uyuyanlar arasında derin bir uçurum vardır.yoksulluğun bitmek bilmez karanlığında çırpınanlar sadece bir parça ekmek peşinde koşarlarken,zengin gökteki yıldızları sahiplenme çabasında harcar ömrünü.parayla suladığı topraklardan para bekler.oysa Tanrı herşeyi insanlar adaletli bir şekilde paylaşsın diye yaratmıştır.bizim gökteki yıldızlarla işimiz yok,lakin zenginler fakirin kursağına giren ekmeğin gramını bile kendi payına alıyor.sonra adalet ve insanlık sallanıyor darağacında.kiminin bolluk deryasında yüzerken,kiminin fakirlik içinde boğulduğunu anlayacak çözüm bulacak birileri yok mu?ızdırap alevi her gece dağlarken gönülleri,bir damla su verecek yok mu?ne vahim birilerinden medet ummak,birilerinin gözüne bakmak ne hazin.durmadan kendi içinde kavrulan bu insanlar için elbet bir gökyüzü vardır el değmemiş.bir kurtuluş vardır elbet.ama o kurtuluş ne zaman bilinmez… 

kelimelerin kifayetsiz kaldığı yoksulluk

23 Mayıs 2008 Cuma 5 Yorum »

inanın bu ülkede yoksulluğun boyutlarını tarif etmek için kelimeler kifayetsiz kalır.halkın büyük çoğunluğu yoksulluk deryasında yüzerken,televizyonlar paraya tapma ayinlerini yayınlıyor.çarşaf çarşaf gazete sütunlarında zenginlik sıralamaları.beyler paşalar lüks içinde tatmin ederken büyük egolarını,zavallı küçük bir kız kardeşlerine yiyecek götürmek için pazarın dağılıp artıklarının kalmasını bekliyor.ve bizlerin tahayyül edemeyeceği sadece yaşayanların anlayacağı bir felaketin içinde çırpınıyor.adı zengin gönlü fakirler ilah sayılıyor bizim ülkemizde.onlar için açılmayan kapı yok,onların gölgesi bile yetiyor sırma saraylara girmek için.sefilliğin esamesinin okunmadığı başka bir dünyada yaşıyor onlar,ve ülkeyi yönetenlerde talip olanlarda bunlar.halktan kopuk,duyarsız,vicdansız.biz bu masalda mutluluğu bir ömür bekleyen ama hiçbir zaman ulaşamayacaklarız.o yüzden adalet beklemek yersiz…

ermeni yalanına duyarsız kalma

19 Mayıs 2008 Pazartesi 2 Yorum »

SALİH TAŞÇI
Baba Adı : Mirza
Ana Adı : Hane
Doğum Yeri : Van
Doğum Tarihi : 1883

Rusların yardımlarıyla ayaklanan Ermeniler, yıllarca birlikte yaşadıkları Müslümanlara karşı harp etmeye başladılar. Maksatları bizden toprak koparmak, devlet kurmaktı. Yer altında mahzende tahkimat yapan Ermeniler, cinayetlerini işledikten sonra rahatça buralarda barınıyorlardı.

Van’ın içinde, kalede, köylerde büyük zulümler yaptılar. Başlarında Aram Paşa adlı birisi vardı. Silah ve cephane bakımından çok zengin olan Ermeniler karşısında yenik düştük. Bunun üzerine daha fazla kayıp vermemek için hicrete karar verildi.

Halkın bir kısmı Bitlis’e doğru kara yolundan, bir kısmı deniz yolundan gittiler; gidemeyenler toptan katledildiler. Vanlı muhacirler Türkiye’nin her yanına dağıldılar. Bitlis’e, Diyarbakır’a, Elazığ’a, Nazilli’ye, Burdur’a gittiler. Fakat bundan daha büyük mezalim Van’ın köylerinde yapılmıştı. Köylerde Ermenilerle Ruslar yolları tuttular. Erkekleri katledip, tertemiz kadınları kirlettiler. Köylerdeki Ermeni eşkıyalar bundan sonra Van’da toplanıp cürümlerine burada devam ettiler. Kısaca tam felaket olmuştu. Van gölünde eskiden yelkenli gemiler vardı. O kadar çok zulmettiler ki, gemilere doldurdukları insanları, öldürmekten bıktıkları insanları, diri diri suya attılar. Ermeniler o ihtiyar insanlarımızı alınlarından, ellerinden duvarlara çivilediler. Bizde gücümüzün yettiği kadar direndik, savaştık. Tabii savaş gerektiriyorsa yaptık. Fakat savaş dışında hiçbir Ermeni, hele kadın ve çocuklara dokunulmadı.

Ama Ermeni Ermeniliğini yaptı. Ben 6-7 sene sonra (İran cephesinden) askerden döndüğümde (1921), Van’ı tam bir virane olarak gördüm. Türk mahalleleri Ermeni ve Ruslar tarafından ateşe verilmiş, Müslüman halkın malları yağma edilmişti. Ermeni mahallelerinde ise tek bir yıkık ev yoktu. Van bomboştu. Tek-tük Müslümanlar gelmeye başladılar. Herkes yeniden evini barkını yaptı, şehri yeniden kurduk.

alıntıdır…

19 mayıs karanlıktan aydınlığa

19 Mayıs 2008 Pazartesi 2 Yorum »

bugün 19 mayıs bir ulusun varolma mücadelesinin ateşinin yakıldığı gün.bugün güneşin doğduğu gün,karanlıkların kaybolduğu gün.Atatürk bu ateşi yakarken halkının gözündeki özgürlük sevdasını görmüştü.evet halkının inanıcını,azmini,şevkini alarak arkasına,çöken bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet kurdu.ne mutlu ki bunu başarmış bir neslin torunlarıyız.bugün bu destansı özgürlük aşkını hissedenlere kutlu olsun…

bu topraklar bölünemez;tek vatan tek bayrak

17 Mayıs 2008 Cumartesi 1 Yorum »

bizim ülkemiz gerçekten çok tuhaf.terör suçundan cezaevinde olan biri meclise giriyor sonra gazetelerde saçma sapan isteklerini okuyoruz.neymiş ülke 20-25 parçaya ayrılmalıymış.bunuda ülkeye demokrasi için istiyorlar güya.bu demokrasi sözü son yıllarda o kadar konuşuldu ki artık nefret etmeye başladım.bunların niyeti bir arada dostça yaşamak değil bu açık.her fırsatta ülkenin bölünmesinden bahseden insanların başka ne niyeti olur ki zaten.orayı böl burayı parçala,hepimiz yani isteyen bu ülkeden ayrılsın kendi kolonilerini kursun.ne kadar çok ayrılık o kadar çok kutuplaşma,o kadar zıtlık.onlar hala bu ülkenin bölünemez olduğunu anlamadılar yazık ki hala tvlerde orda burda şov yapıyorlar.durmadan Türkiye’yi parçalama planlarını anlatıyorlar,ülkesine bağlı toprağını seven insanları tahrik ettikçe ediyorlar.onlar bu hayallerle yaşamaya devam etsin,bir gün onlarda anlayacak eninde sonunda anlayacaklar…

paran kadar değerlisin;para kadar değil

17 Mayıs 2008 Cumartesi 2 Yorum »

dün özel hastanelerle ilgili bir yazı yazdım.elbette hepsini aynı kefeye koymak olmaz ama bir gerçeğin altını çizmek istemiştim.bir arkadaşım yorumunda özel hastanelerin kar amaçlı kurulduğunu ve fakire yoksula bakmak gibi bir zorunluluğu olmadığını yazmış.elbette böyle bir zorunluluğu yok ben olayın insani boyutunu ele almak ve insanların nereye gittiğini sorgulamak maksadıyla yazdım o yazıyı.şöyle bir mantık yürütürsek herhalde yanlış olmaz.yolda yaralı bir insan görseniz ve o insan sizden yardım istese,siz benim böyle bir zorunluluğum yok devlet yardım etsin deyip arkanızı dönerseniz bu insanlık adına normal bir davranış mı olur.siz o insana yardım ederseniz bir şey kaybedermisiniz,aksine çok şey kazanırsınız.ben bunu demek istemiştim.o özel hastaneye gelen,o zavallı çocuklarda çaresizlikten gitmiştir oraya.belki en yakın hastane olduğu için.hem bu hastane bir çocuğu bedava tedavi edecek durumda değil mi yani.her zaman dediğim gibi bu ülke topraklarında paran kadar değerlisin,para kadar değil…

özel hastaneler;azap yurtları

16 Mayıs 2008 Cuma 5 Yorum »

birkaç zamandan beri medyada sıkça karşılaşmaya başladığım bazı haberler,aklıma insanlık nereye gidiyor sorusunu getiriyor.daha birkaç hafta önce vücudu yanık bir vaziyetteki çocuğu parası olmadığı için kabul etmeyen hastaneyi gördük ve lanet ettik.iki gün önce bu sefer başka bir çocuk ve yine paraları olmadığı için saatlerce beklemeye mecbur kalan zavallı bir yavru.insanlığın bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem yoktur herhalde.zaman bizleri herşeye karşı duyarsızlaştırıyor,sanki merhamet duygumuz akan zamanla birlikte yok oluyor.oysa insanı insan yapan en önemli duygudur merhamet.o çocuğu o halde bir kağıt parçası için ölme pahasına kabul edilmemesi insanlığın sınırlarını aşmıştır.paraya tapanların o kutsal ayinlerinde insanlığında hükmü yoktur,merhametinde.gözlerindeki para hırsı o kadar güçlüdür ki ufacık bir yavrunun gözyaşlarını bile umursamazlar.yürekleri mühürlü,gözleri kanlı bu insanlardan galiba bu ülkede çok var.ve gün geçtikçe daha fazla bu tür haberler duyuyoruz.bu dünyayı öyle bir hale getirdiler ki.parası olan tedavi olur,parası olan gezer,parası olan yaşar.yarın bir gün fakirler ölecek paraları olmadığı için.halada ölmüyor mu zaten,böyle cani insanlar yüzünden…

miyanmar felaketin son ülkesi

10 Mayıs 2008 Cumartesi Yorum yok »

günlerdir miyanmardaki felaket gazete ve tvlerde yer buluyor,gerçekten çok vahim bir durum.felaketin boyutları şok edici.ölen onbinlerce insan ve geride açlık ,susuzluk ve salgın hastalıklarla boğuşan insanlar.şöyle bir tarihine bakınca oda bir ingiliz sömürgesi olmaktan kurtulamamış bir ülke ve daha sonra bağımsızlığını ilan etmiş.1988 yılına gelindiğinde ordu yönetime el koymuş ve hala ordu tarafından yönetilmekte.gazetelerde ordunun felaketi bildiği ama insanlardan bunu sakladığı yazıyor ve en acıklısı da kendi üst düzey yetkililerinin bulunduğu evleri boşalttıkları yönünde.bu korkunç bir olay.kendi halkını bile bile ölüme yollayan bir mantık.bu dünyanın olmazsa olmaz kuralı olmuş artık fakirlerin ölümü.sonra bu kadar yardıma muhtaç varken gelen yardımları geri çeviriyorlarmış,zar zor ikna edilmiş.çok trajik bir durum insanlar yok olmak üzereyken,sen bir kişiyi kurtarayım diye düşünecekken gelen yardımları isteme olacak iş değil.yönetimler kriz zamanlarında belli olur zaten,yoksa kavgasız gürültüsüz,sorunsuz bir yeri çocukta yönetir…

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.