15 Haziran 2008 Pazar 2 Yorum »
Konuş sevdiğim
Yüreğinin şarkısını söyle bana
Gece karanlık, yıldızlar bulutların arkasında yitip gitmiş
Rüzgar iç çekiyor yaprakların arasında
Bırak çözeyim saçlarını, kulaklarımı göğsüne bastırayım
Ve orada o tatlı yalnızlıkta gözlerimi kapatıp
Kalbinin mırıltılarını dinleyeyim yüzüne hiç bakmadan
Bende bakamam
Dayanamam gözlerine, tut ellerimi
Gitme aşkım gitme böyle ne olur gitme
Böyle sensiz çaresiz bırakma beni
Söylediklerin bitince
Sessiz oturalım hiç kımıldamadan
Yalnız ağaçlar fısıldaşsın karanlıkta
Ve öylece bitsin gece
Birbirimizin gözlerine bakıp, ayrı ayrı yollara gidelim
Konuş sevdiğim…
Yüreğinin şarkısını söyle bana…
Kim bırakmış kim
Kim bırakmış seni söyle, tut ellerimi
Gitme aşkım gitme böyle ne olur gitme
Böyle sensiz çaresiz bırakma beni
Güller duruyordu gecenin içinde
Sarı güller…
Ne olur koparma, dedim
O kadar güzel duruyorlar ki orada
Ah!… dedin, biz de birlikte güzeldik
Ve koparıp gülleri verdin ellerime
NOT:UZUN ZAMANDIR ARAŞTIRMAKTAYIM FAKAT BİR TÜRLÜ BULAMADIM.
alıntıdır
13 Haziran 2008 Cuma 1 Yorum »
zaman zengini emzirirken,yoksulu zehirliyor,kalpler ölüyor düşlerden önce.her daim kazanmak ve kazanırken kırmak yok etmek üzerine kurulu bir düzende tükeniyor gözyaşları.kendi ihtiraslarının kölesi olanlara zenginlikte yetmiyor artık.varını yoğunu kendi düşlerindeki yalancı hayatlara harcarken kapatıyor gözlerini.ne çevresindeki fakir umurunda,ne yoksul,ne kimsesiz.düzenin kral yaptıkları eziyor namuslu karıncaları.bir ömür sömürülen insanlar ölümü kurtuluş bilerek yaşıyor.adaletin ve insanlığın çürüdüğü bir toplum yok olmaya mahkumdur,unutuyorlar.yarattıkları bu düzende onlar için çalıyor ziller,umursamıyorlar.oysa iyilik ve adalettir yücelten ruhları.insanı insan yapan erdemdir,bilmiyorlar.sonra tatmin etmeyen bir zenginlik içinde heba ediyorlar kendilerini.ölmeyi bir kurtuluş bilenlerden bu ülkede çok var,çünkü ölümde bir adalet var sırası gelen giriyor o karanlık çukura ve Tanrı zengin fakir demeden gösteriyor yüce kudretini.her günün bir gecesi var,her aydınlığın bir karanlığı ve unutmasın insan her adaletsizliğin bir adaleti.
8 Haziran 2008 Pazar 3 Yorum »
bazen bu dünyada en dertli insan olduğumu düşünüyorum,içimde kopan fırtınaları dindirmek için verdiğim çabaların boşuna olduğunu anladığımda bırakıyorum kendimi.oysa bu ülkede çaresizliğin zırhtan kapıları önünde bekleyen milyonlarca insan var.evet acılar içimde dantel dantel işliyor nakışlarını,sonra aydınlık bir sabaha uyanmak istiyorum.güneşin doğuşundaki pırıltıyı görüp dokunmak istiyorum o aydınlığa.kimsenin kimseden haberi olmadığı bir düzende yoğuruyorum düşlerimi.ve o gizemli soruyu soruyorum,her acı bir mutluluğa bedel mi?bizler duygularıyla yaşayan insanlarız,kalbimizin pınarında su içmek isteyenlere açıktır gönlümüz.lakin insan unutmuş insanlığını.çıkarlarınını önünde ne varsa yıkıp geçiyor.
7 Haziran 2008 Cumartesi 1 Yorum »
bazen kopkoyu bir yalnızlığa kapılıyorum.içimde durmadan yanan birşeyler var.hayatın zorlukları ve imkansızlıkları kemiriyor içimi.işsiz kalma korkusu,geçim sıkıntısı,çoluğun çocuğun gelecek kaygısı boğuyor beni.ne zaman bunları düşünsem bütün ışıkları sönüyor dünyamın.kendimi dipsiz bir kuyuda buluyorum.sonra sesler başlıyor içimde çığlık çığlığa.bütün perdeleri iniyor ömrün.o ilk aldanışlar geliyor aklıma,hayata ilk tutunuşlar ve yalan bir dünyada yaşadığımı hissettiğim o ilk zaman.ümitsizlik bir hançer gibi saplanıyor kalbime,hissediyorum birşeylerin yavaş yavaş gittiğini ömrümden.sonra uykusuz sabahlar,geçmeyen geceler içinde gözyaşlarım.ayak uyduramadığım bu yalancı dünya içinde kaybolmak istiyorum.sonra karımı düşünüyorum,sevgiler içinde açan bir çiçek gibi küçük kızımı.o an yaşamak ve yok olup gitmek arasındaki ince çizgide yürüyorum.bu gelgitler arasında kendime sesleniyorum,sevgiyle çırpınan kızımın sesiyle.ve hayat tutunmak kalıyor yine ve kederler içinde çırpınmak.böyle zamanlarda simsiyah oluyor dünyam bütün renklerden uzak.
7 Haziran 2008 Cumartesi 2 Yorum »
hepimizin malumudur işsizlik bu ülkenin en büyük sorunlarından biridir.peki bulduğunuz işte mutlumusunuz.yani yaptığınız işi gerçekten severek mi yoksa bu amansız yarışta işsizler kervanına katılmamak için mecburen mi yapıyorsunuz.ben şahsen ikinci seçeneği seçiyorum.mecburiyetler insanın elini kolunu bağladığı gibi mutlu bir hayat sürmesini de engelliyor.evet işyerimde mutlu değilim.çünkü işsizliğin farkında olan işveren sizden en az paraya en büyük performansı bekliyor.ve insanlar yaptıklarıyla değil yapamadıklarıyla yargılanıyor.işten çıkarılma korkusu en büyük kabusumuz oluyor.çünkü her daim bununla tehtid ediliyoruz,çevremizde bu kadar işsiz varken işveren en büyük kartını bu şekilde oynuyor.ya benim dediğim gibi yada bir sürü işsiz var diyerek tehtid ediyor.çaresizseniz başka yolunuz yoksa katlanıyorsunuz mecburen.insanların bu kadar anlayışsız olduğu bir devirde gerçekten çalışma hayatı zor.insanların memnuniyetsizliği,tatminkarsızlığı bıktırıyor.devamlı bu psikolojide çalışan bir insanın mutlu olması mümkün mü?asla.ve maalesef mutluluk bu dünyada bize haram…
3 Haziran 2008 Salı 2 Yorum »
zaman insanların ömründen çalarken,yoksulluk örseliyor düşlerini.kendini dahada batmış hissi uyandırıyor ve soruyor o gizemli soruyu.namuslu olmakla zengin olmak arasındaki o ince çizgide nasıl yürünür.oysa bu halk yıllar yılı bunun cevabını vermiştir.fakirlerin bu genetik canbazlığı dediğim gibi babadan oğula geçerek gelmiştir.fakir her daim fakirdir.bu ülkede bir gecede zengin olanlarla,asırlık garipliğini üzerine çekerek uyuyanlar arasında derin bir uçurum vardır.yoksulluğun bitmek bilmez karanlığında çırpınanlar sadece bir parça ekmek peşinde koşarlarken,zengin gökteki yıldızları sahiplenme çabasında harcar ömrünü.parayla suladığı topraklardan para bekler.oysa Tanrı herşeyi insanlar adaletli bir şekilde paylaşsın diye yaratmıştır.bizim gökteki yıldızlarla işimiz yok,lakin zenginler fakirin kursağına giren ekmeğin gramını bile kendi payına alıyor.sonra adalet ve insanlık sallanıyor darağacında.kiminin bolluk deryasında yüzerken,kiminin fakirlik içinde boğulduğunu anlayacak çözüm bulacak birileri yok mu?ızdırap alevi her gece dağlarken gönülleri,bir damla su verecek yok mu?ne vahim birilerinden medet ummak,birilerinin gözüne bakmak ne hazin.durmadan kendi içinde kavrulan bu insanlar için elbet bir gökyüzü vardır el değmemiş.bir kurtuluş vardır elbet.ama o kurtuluş ne zaman bilinmez…