23 Mayıs 2008 Cuma 5 Yorum »
inanın bu ülkede yoksulluğun boyutlarını tarif etmek için kelimeler kifayetsiz kalır.halkın büyük çoğunluğu yoksulluk deryasında yüzerken,televizyonlar paraya tapma ayinlerini yayınlıyor.çarşaf çarşaf gazete sütunlarında zenginlik sıralamaları.beyler paşalar lüks içinde tatmin ederken büyük egolarını,zavallı küçük bir kız kardeşlerine yiyecek götürmek için pazarın dağılıp artıklarının kalmasını bekliyor.ve bizlerin tahayyül edemeyeceği sadece yaşayanların anlayacağı bir felaketin içinde çırpınıyor.adı zengin gönlü fakirler ilah sayılıyor bizim ülkemizde.onlar için açılmayan kapı yok,onların gölgesi bile yetiyor sırma saraylara girmek için.sefilliğin esamesinin okunmadığı başka bir dünyada yaşıyor onlar,ve ülkeyi yönetenlerde talip olanlarda bunlar.halktan kopuk,duyarsız,vicdansız.biz bu masalda mutluluğu bir ömür bekleyen ama hiçbir zaman ulaşamayacaklarız.o yüzden adalet beklemek yersiz…
20 Mayıs 2008 Salı Yorum yok »
her sezona büyük umutlarla girilir,eğer şampiyonluğa abone bir takımın taraftarıysanız yarıştığınız bütün kulvarlarda şampiyonluk beklersiniz.tabiki bunda anormal birşey yok.yapılan bütün yatırımlar bu yoldadır zaten.fakat milyon dolarların akıtıldığı bu yolda herşey istediğiniz gibi gitmez.işte taraftarlıkta tam burada başlıyor.uğruna paranızı,zamanınızı,sevginizi,harcadığınız takımınız ya şampiyon olamazsa.büyük tepkiler büyük ve tamiratı zor yaralar açar,hele daha herşey henüz bitmemişken koyulan tepkiler,sadece bu günleri değil yarınlarıda götürür.bence her ne olursa olsun taraftar gerçek taraftarsa eğer sadece destek vermeli.elbette yanlışları dile getirirsin ama bu sezon devam ederken olmaz.hala yarıştayken.bu işin başında olan insanlar zaten bunu görecektir ve sezon sonunda gerekeni yapacaktır.eğer yapmıyorsa zaten gider.taraftarın görevi iyi günlerde değildir sadece,takım kötü gittiği anlarda varlığını hissettirmelidir.
19 Mayıs 2008 Pazartesi 2 Yorum »
SALİH TAŞÇI
Baba Adı : Mirza
Ana Adı : Hane
Doğum Yeri : Van
Doğum Tarihi : 1883
Rusların yardımlarıyla ayaklanan Ermeniler, yıllarca birlikte yaşadıkları Müslümanlara karşı harp etmeye başladılar. Maksatları bizden toprak koparmak, devlet kurmaktı. Yer altında mahzende tahkimat yapan Ermeniler, cinayetlerini işledikten sonra rahatça buralarda barınıyorlardı.
Van’ın içinde, kalede, köylerde büyük zulümler yaptılar. Başlarında Aram Paşa adlı birisi vardı. Silah ve cephane bakımından çok zengin olan Ermeniler karşısında yenik düştük. Bunun üzerine daha fazla kayıp vermemek için hicrete karar verildi.
Halkın bir kısmı Bitlis’e doğru kara yolundan, bir kısmı deniz yolundan gittiler; gidemeyenler toptan katledildiler. Vanlı muhacirler Türkiye’nin her yanına dağıldılar. Bitlis’e, Diyarbakır’a, Elazığ’a, Nazilli’ye, Burdur’a gittiler. Fakat bundan daha büyük mezalim Van’ın köylerinde yapılmıştı. Köylerde Ermenilerle Ruslar yolları tuttular. Erkekleri katledip, tertemiz kadınları kirlettiler. Köylerdeki Ermeni eşkıyalar bundan sonra Van’da toplanıp cürümlerine burada devam ettiler. Kısaca tam felaket olmuştu. Van gölünde eskiden yelkenli gemiler vardı. O kadar çok zulmettiler ki, gemilere doldurdukları insanları, öldürmekten bıktıkları insanları, diri diri suya attılar. Ermeniler o ihtiyar insanlarımızı alınlarından, ellerinden duvarlara çivilediler. Bizde gücümüzün yettiği kadar direndik, savaştık. Tabii savaş gerektiriyorsa yaptık. Fakat savaş dışında hiçbir Ermeni, hele kadın ve çocuklara dokunulmadı.
Ama Ermeni Ermeniliğini yaptı. Ben 6-7 sene sonra (İran cephesinden) askerden döndüğümde (1921), Van’ı tam bir virane olarak gördüm. Türk mahalleleri Ermeni ve Ruslar tarafından ateşe verilmiş, Müslüman halkın malları yağma edilmişti. Ermeni mahallelerinde ise tek bir yıkık ev yoktu. Van bomboştu. Tek-tük Müslümanlar gelmeye başladılar. Herkes yeniden evini barkını yaptı, şehri yeniden kurduk.
alıntıdır…
19 Mayıs 2008 Pazartesi 2 Yorum »
bugün 19 mayıs bir ulusun varolma mücadelesinin ateşinin yakıldığı gün.bugün güneşin doğduğu gün,karanlıkların kaybolduğu gün.Atatürk bu ateşi yakarken halkının gözündeki özgürlük sevdasını görmüştü.evet halkının inanıcını,azmini,şevkini alarak arkasına,çöken bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet kurdu.ne mutlu ki bunu başarmış bir neslin torunlarıyız.bugün bu destansı özgürlük aşkını hissedenlere kutlu olsun…
17 Mayıs 2008 Cumartesi 1 Yorum »
bizim ülkemiz gerçekten çok tuhaf.terör suçundan cezaevinde olan biri meclise giriyor sonra gazetelerde saçma sapan isteklerini okuyoruz.neymiş ülke 20-25 parçaya ayrılmalıymış.bunuda ülkeye demokrasi için istiyorlar güya.bu demokrasi sözü son yıllarda o kadar konuşuldu ki artık nefret etmeye başladım.bunların niyeti bir arada dostça yaşamak değil bu açık.her fırsatta ülkenin bölünmesinden bahseden insanların başka ne niyeti olur ki zaten.orayı böl burayı parçala,hepimiz yani isteyen bu ülkeden ayrılsın kendi kolonilerini kursun.ne kadar çok ayrılık o kadar çok kutuplaşma,o kadar zıtlık.onlar hala bu ülkenin bölünemez olduğunu anlamadılar yazık ki hala tvlerde orda burda şov yapıyorlar.durmadan Türkiye’yi parçalama planlarını anlatıyorlar,ülkesine bağlı toprağını seven insanları tahrik ettikçe ediyorlar.onlar bu hayallerle yaşamaya devam etsin,bir gün onlarda anlayacak eninde sonunda anlayacaklar…
17 Mayıs 2008 Cumartesi 2 Yorum »
dün özel hastanelerle ilgili bir yazı yazdım.elbette hepsini aynı kefeye koymak olmaz ama bir gerçeğin altını çizmek istemiştim.bir arkadaşım yorumunda özel hastanelerin kar amaçlı kurulduğunu ve fakire yoksula bakmak gibi bir zorunluluğu olmadığını yazmış.elbette böyle bir zorunluluğu yok ben olayın insani boyutunu ele almak ve insanların nereye gittiğini sorgulamak maksadıyla yazdım o yazıyı.şöyle bir mantık yürütürsek herhalde yanlış olmaz.yolda yaralı bir insan görseniz ve o insan sizden yardım istese,siz benim böyle bir zorunluluğum yok devlet yardım etsin deyip arkanızı dönerseniz bu insanlık adına normal bir davranış mı olur.siz o insana yardım ederseniz bir şey kaybedermisiniz,aksine çok şey kazanırsınız.ben bunu demek istemiştim.o özel hastaneye gelen,o zavallı çocuklarda çaresizlikten gitmiştir oraya.belki en yakın hastane olduğu için.hem bu hastane bir çocuğu bedava tedavi edecek durumda değil mi yani.her zaman dediğim gibi bu ülke topraklarında paran kadar değerlisin,para kadar değil…
16 Mayıs 2008 Cuma 5 Yorum »
birkaç zamandan beri medyada sıkça karşılaşmaya başladığım bazı haberler,aklıma insanlık nereye gidiyor sorusunu getiriyor.daha birkaç hafta önce vücudu yanık bir vaziyetteki çocuğu parası olmadığı için kabul etmeyen hastaneyi gördük ve lanet ettik.iki gün önce bu sefer başka bir çocuk ve yine paraları olmadığı için saatlerce beklemeye mecbur kalan zavallı bir yavru.insanlığın bu kadar ayaklar altına alındığı başka bir dönem yoktur herhalde.zaman bizleri herşeye karşı duyarsızlaştırıyor,sanki merhamet duygumuz akan zamanla birlikte yok oluyor.oysa insanı insan yapan en önemli duygudur merhamet.o çocuğu o halde bir kağıt parçası için ölme pahasına kabul edilmemesi insanlığın sınırlarını aşmıştır.paraya tapanların o kutsal ayinlerinde insanlığında hükmü yoktur,merhametinde.gözlerindeki para hırsı o kadar güçlüdür ki ufacık bir yavrunun gözyaşlarını bile umursamazlar.yürekleri mühürlü,gözleri kanlı bu insanlardan galiba bu ülkede çok var.ve gün geçtikçe daha fazla bu tür haberler duyuyoruz.bu dünyayı öyle bir hale getirdiler ki.parası olan tedavi olur,parası olan gezer,parası olan yaşar.yarın bir gün fakirler ölecek paraları olmadığı için.halada ölmüyor mu zaten,böyle cani insanlar yüzünden…
11 Mayıs 2008 Pazar 1 Yorum »
İşte geldim sılaya,gurbeti hasreti şimdi yaşıyorum hem de ateşli bir özlemin tam ortasında.Gecenin bir yarısı gözlerim yaşarır her hatırladığımda bir an duraklarım.Sigarayı daha arzulu çekerim şimdi.Aklımda hep sevdiklerime özlem,dudağımda yalnızlık ve hasret türküleri dolanır benim.Islığım bile ağlamaklıdır.Bir müzik dinlesem hani yaslı bir keman sesi dere boyunda rüzgarla dans eden hasretli sazlar gibi üzüntülüyümdür.Boş ver…Ben yalnız bir adamım işte kara gibi,gece gibi ıssız.Bir rüzgar esse kuru bir yaprak gibi savrulurum.Ben sevilmeye muhtaçmışım şimdi anladım.Ben karanlık bir gece yarısı bir sabahçı kahvesinde simit alıp,çayımı yudumlarken bir şiir yazmayı özlemişim.Uzak bir kentin tenha bir parkında efkarla sigaramı içime çekmek sonra da sevgilime gözyaşımla bir mektup atmayı istemişim.Senin yanımda olup beraber karanlığa yürümeyi istemişim.Şimdi anlıyorum ki ben çok ama çok severmişim.İşte aşığım…Duysun bütün dünya,kıskanıyorsa herkes onların yürekleri çat diye çatlasın.Ötesi var mı?Çok zor çok.Artık düzgün konuşup yalnız kalıyorum,zaten yalnızımda daha çok çekiyorum kendim.Hiçbir gün mutlu değilim.Sigaramı hüzünle çekiyorum sevgilimin9 dudakları diye.Kısa cümleler kurup aşkı anlatmaya çalışıyorum beyaz kağıtlara.Tükenmişliğim,bitmişliğim geliyor aklıma,sonra almak istiyorum çok ağır haplar.Kafamı duvarlara vurmamak için zor tutuyorum kendimi.Boş ver…
Tüm bu olumsuzluklar içinde sen varsın,bu çok güzel.Beni yaşama bağlayan bir kişi.Şimdilik bir yabancısın.Seni seviyorum sen gibi…
Biraz daha sabredeceğim sonra uykusuz gecelerimize erken sabahlar arayacağız.Güneş bir orada bir burada doğmayacak.Saatli bombaların pimi çekilmelidir artık,çünkü zaman usulca akıp bizi terk etmektedir.Namussuzlar içinde namuslu yaşamak çok zor,bu memleketten başka bir diyara göç zamanı gelmiştir artık.Her gece azraili kandırma seansları bitip,renkleri görmeliyim.Sevda maviyse yüreğim mavidir,ama bu maviyi silip kara afişler asıyorlar yüreğime.18 yaşındaki sevgiliminde dudaklarını öpmeden ölmekte istemiyorum açıkçası.Yalnızlığı buram buram yaşıyorken burcu burcu gözyaşlarım verimli topraklara hüzün ekiyor şimdi.Laf olsun diye değil,kayıtlara geçsin diye,yaşansın diye aşk.Bırakın dolu dolu,deli deli yaşayalım şunu.Ne desek boş ne desek yalan,nasıl yaşasak sahte.Bir hiç uğruna yaşamamalı insan.Hedefleri okyanusların ortasına kurup yüzerek gitmeli.Yıldızlara asıp zıplamalıyız.Ama erişilmez diye bir şey yok biliyorsun.
“bu bir garip sesidir duymak için bir garip kulak gerek”der Mevlana.İşte bir garibin sesidir sana yazdıklarım.Bir garip kulak varsa sende beni anlarsın.Yoksa bu dünyada anlaşılmaz karmakarışık bir adam bir sağa bir sola savrulur bir kapı dibinde yalnız düşünceleriyle güllere imrenirde bir hayat bulur mu bilinmez.Bir sokak lambasının altında kibrit aleviyle hayalleri yakıp küllenmemeliyim.Bıksam da isyan değil bu aşa.Ama realist olmakta fayda var.Gerçekler böyle işte hayat kapısını açtın mı içeridekileri görür ve ürkersin.Üzerine gidip sevgi tohumları ekmeli,ışık demetleri yapmalıyız.Başaracağız…
Başucunda birini bulamadın mı üzülme,insana ibret veren yalnızlığıdır buna alışmalıyız.Ama yüreğimizi sıcacık tutup aşkı arzulamalıyız.Biz aşkı gazete kağıtlarına sarmadık,sigaranın tütünlerinin arasına kıymadık,bıçağın keskin yüzüne bırakmadık,gözyaşlarımızla sakladık,karanlık mahpuslara müjde gibi düşürdük,ruhumuza depremler yağdırdık.Kül tabağında hasreti bırakıp sevgilinin kavruk yollarına basa basa ona koşmasını bildik.Çocukluğumuzu özletti bize,boğazımıza acıları düğüm yapmasını öğretti,sonra şarkılar öğretip bir dağın yamacında bir kır çiçeği ile konuşmayı öğretti.Yaktı bizi cayır cayır.Ezan sesine vurulmuş gönlümüz birde sevgiliye vuruldu.Şimdi aşığım denizler boyu.Başaklarda ve gül dudaklarda ki hasret nağmelerini işitirim.Gözüm kan kırmızı bir gülün aşk kokusundan başka bir şey görmez.Tüm dünyayı hiçledim.Sıfırlandı dünya.ben hayali yaşarım sende öyle yap…
11 Mayıs 2008 Pazar Yorum yok »
güneş çıkarır üzerinden geceyi,sabah olur
ışıldar yaprakları ağaçların bahçemde
biraz gül kokusu,biraz leylak kokusu her yanda
içini ısıtır her daim bahar insanın
sahilde kumlar birer elmastır artık
güneş vurdukça parıldar,durmadan ışıldar
pamuk gibi yumuşaktır,mermer gibi pürüssüz
sanırsın cennetin yolu bu kumsalda başlar
deniz sonsuzluktur hayallere taşır adamı
bir mavisi var ki göğe karıştığı yerde tarifsiz
mutlulukların huzurun rengidir bu inan
bunu buradan başka birde cennette göreceğiz
sen güneşe yürü,denize koş durma
bulacaksın kaybettiğin herşeyi burada
11 Mayıs 2008 Pazar 1 Yorum »
25.04.2004
gittin,uzaklara gittin
sevgimi ziyan edip beni derbeder ettin
kırdın kanadımı kolum,bıraktın yüzüstü
gönlümde yerin bir eski şehir şimdi…
25.04.2004
kalbimde hazan başımda korkunç uğultusu gecenin
az sonra bitecek bu sükut-u hayal
kaldırımlarda aksi var yalnızlığımın
ey aydınlık gün,ey gün ışığında sabah
gitme benimle kal…
25.04.2004
seni andım dün gece
boyası dökülmüş duvarlar içinde
bu odada sen yoksun mutluluk yok
verdiğin bütün kederler içimde…