Örtünün şekli
Kadınların vücut hatlarının [kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmıyacak herhangi bir elbise ile örtünmesi farzdır. İslam dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli bildirmemiştir.
Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın mübarek hanımları, çarşafla örtünmemiştir. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhafe, ferace, fistan, entari giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de, böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektubunda bildiriyor. Bu hususlar, Cami’urrumuz ve Hidaye kitabında da bildiriliyor.
Kapanması gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücut hatlarını belli etmemek şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin adetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi mUbahlarda, şehrin adetine uymamak tahrimen mekruhtur. Zaruret olmadıkça, haramlarda hiçbir yerin adetine uyulmaz.
Peygamber efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entari giymiştir. Şalvar ve pantalon giymemiştir. Bunları giymek adette bid’attir. Âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Taksiye, uçağa binmek de adette bid’attir. Bunları yapmak günah değil dinin emridir. Bunun için adet olan yerlerde, kafirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar giymeleri caizdir, günah olmaz. Elbisenin şekli ibadet değil, adettir. Çünkü Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir.
Peygamber efendimizin böyle adet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevaid denir. Bunları terketmek günah olmaz.
(Bir kavme benziyen onlardandır) hadis-i şerifi, ibadetlerde benzemenin tehlikesini bildirmektedir. Mesela papaz zünnarı ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası, daktilo, elbise gibi şeyler ise adettir. Âdetlerde kafirlere benzemek günah olmaz.
Peygamber efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Ba’zan Rum, ba’zan Arab elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi)
Ahzab suresinde kadınların cilbab giymesi emredien Cilbab nedir?
Cilbab, erkeklerin de, kadınların da giydikleri bir elbise, bir gömlektir. Zevacir ve Berika’daki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haramdan cilbab [gömlek] giyen erkeğin namazları kabul olmaz.) [Bezzar]
(Haya cilbabını [örtüsünü] çıkarandan [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyheki]
Bu hadis-i şeriflerde bildirilen cilbabın çarşaf demek olmadığı, herhangi bir örtü olduğu açıkça görülmektedir. Cilbabın çarşaf değil, dış elbise olduğu tefsir kitaplarında da yazılıdır. Birkaçı şöyle:
Cilbab, baş örtüsünden daha geniş ve gömlekten kısa olan örtüdür. Yüzü ve bedeni örten her örtüye denir. (Ebüssü’ud tefsiri)
Cilbab, kadınların giydileri tek parça örtüdür. (Celaleyn)
Cilbab, göğse kadar inen baş örtüsüdür. (Ruh-ul-beyan)
Cilbab, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış kisvedir. (Elmalılı)
Cilbab, dışa giyilen örtüdür. (Tibyan)
Cilbab, milhafe, uzun entari veya baş örtüsü demektir. (El-Envar)
Nur suresinin 31. ayet-i kerimesinde, (Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerine örtsünler) buyuruluyor. Eğer kadınlar çarşaf giyselerdi, baş örtüsünü yakanın üzerine örtmekten bahsedilmezdi.
Erkeğin hanımına vermesi vacib olan nafaka, yemek, elbise ve meskendir. Kisve ise, himar ve milhafedir. (Bahr)
Himar, baş örtüsü, Milhafe, dış örtü demektir. Buna eskiden ferace denirdi. Şimdi ise manto deniyor. Erkeklerin giydiği örtüye de milhafe denmektedir. Hz. Enes’in rivayet ettiği hadis-i şerifte, (Resulullah, milhafesini evde giyerdi) buyuruluyor. (Hatib)
Herkesin çarşaf giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun olmadığı gibi, manto giyilmesi adet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun olmaz. Çünkü bir yerde adet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur, fitneye sebep olur. Hadis-i şerifte (Fitneyi uyandırana la’net olsun) buyuruldu. (Hadika)
Nefsimize zor gelse de, dinimizin emirlerini yapmaya çalışmak lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Nefsini hor gören dinine değer verir, nefsini aziz gören dinini horlamış olur. Dinin ise aziz olması gerekir. Nefsini besliyen dinini zayıflatmış, dinini besliyen, dinini de nefsini de beslemiş olur.) [Ebu Nuaym]
Tesettürle ilgili ayet-i kerimeleri Peygamber efendimiz açıklamış, alimler de bizlere bildirmiştir. Bu husustaki tartışmalar kasıtlıdır.
Kur’an-ı kerimde genel olarak herşey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.
Kur’an-ı kerimde (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsra 23)
Bir kimse, ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için, Kur’anın emrine uydum) dese, bu kimse Kur’ana uymuş mu oluyor? Âyet-i kerimenin ma’nası, (Ana-babanızı üzmeyin hatta onlara öf bile demeyin) demektir. (Beydavi)
Bunun için Kur’an-ı kerimdeki bir ayetin hükmünü öğrenmek için Kur’an tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilseydi, hadis-i şerifler lüzumsuz olurdu.
Hırsızlık suçtur. Bir hakim, kanunları esas almadan, sırf Anayasa’ya göre bir hırsıza ceza veremez.Çünkü hırsızlığın cezası açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok hükümler kanunlarla açıklanmıştır.
Bunun gibi, dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur’an-ı kerime bakıp anlıyamaz. Kur’an-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam alimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kur’an tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur’an tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur’an tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç kullanan ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran imanını kaybedip, sonsuz azaba düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kur’anı kendi görüşü ile açıklıyan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]
(Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kafir olur.) [M.Rabbani]
Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, zinetlerini [zinet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Bu ayet-i kerimeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücudunun diğer yerlerini örtmenin lazım gelmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, zinetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın, gümüş gibi zinetler midir? Bu hususlar açık değildir, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bir ayet-i kerime de şöyle: (Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbablarını [dış elbiselerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzab 59]
Bu tercümeye bakıp "Kadın, tanınıp eza edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp eza edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu ayetleri Resul aleyhisselamın nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecma’ul-enhür, El-mugni]
Bu hadis-i şerifte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur’an-ı kerimin 17 yerinde Resulullaha (De ki, bana tabi’ olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resulüne tabi’ olup O’nun bildirdiği şekilde tesettüre riayet etmelidir!
Hz. Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davüd)
Hz. Âişe buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür ayeti inince, hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai)
Kadın avrettir, tesettürü farzdır. Âyet-i kerimeyi kendi görüşüne göre tefsir edip bu farzı inkar etmek küfürdür.
Bir kadın açık gezse kafir olmaz. Fakat kapanmanın lüzumsuz olduğunu söylerse kafir olur. Günah ile küfür farklıdır. Eyyamcı bir gazete, küfrü, günahtan çok küçük görüp, Acem profesörün tesettürü inkar eden yazısını yayınlama gaflet ve dalaletinde bulunmuştur. Böylelerine aldanmamalıdır.
Örtünmenin faydaları ve kadının sosyal hayattaki yeri
İslam kadınlarının örtünmesi, bunların namuslarını korumak için olduğu gibi, bu örtüler, kadınla erkeği birbirinden ayıran ma’nevi sınırlar demekdir. Bu örtülerin sayesinde, bir erkek, kendi evindeki kadınlardan birine karşı bile, sokakda resmi ve saygılı davranır. Bu örtüler, erkekle kadın arasına konulan haya perdeleridir. Örtünen kadının bir erkek hayalinde daha güzel canlandırılması, kadının şerefini azaltmaz, yükseltir.
Hayvani hislere aldanmamak için, nefsi terbiye etmek lazımdır. Fakat, bu işi, yalnız nefse hakim olmağa bırakarak, tesettürden vaz geçmek, hiç doğru olamaz. Çünkü, tahsil ve terbiye gören insanlar arasında nefslerine hakim olamıyanların çok bulunduğu, gazetelerde bile sıksık görülmekdedir. (Nefse hakim olmak) söylemesi kolay, yapması güç olan bir şeydir.
Yusüf aleyhisselam gibi büyük bir Peygamberin bile, (Benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum) buyurduğu, Yusüf suresinde bildirilmekdedir. Artık başkalarına ne demek düşer?
Nefse hakim olmak ve bunun mikdarı herkes için değişir. İnsan bunu kendi bile anlayamaz. Hele iffet ve namus dersini dinden değil de, yalnız aklından alan kimseye göre, namusun kıymeti, namuslu tanınmak düşüncesinden ileri gitmez.
Namusun kıymeti ne kadar bilinirse bilinsin ve akıl ve düşünce ne kadar yerinde olursa olsun, insanın yaratılışında bulunan ve herkesi aldatabilen nefs karşısında, akl başarısız kalabilir. Bunun için, daha başlangıçta, nefsi kımıldatmamak ve onu tahrik eden yolları kapamak lazımdır. Kadının örtünmesi, bu yolları en kesdirme ve en kolay olarak kapayan bir çaredir.
Kadınlara, sosyete hayatında olduğu gibi, başka erkeklerle de düşüp kalkmak serbestliği verilirse, ailesi erkeklerinin kıskanmasına ve vicdan azabı çekmesine sebeb olmakla beraber, erkeklerin de, sayısız yabancı kadınlardan zevk almasına yol açacakdır. Bunu kim bilmez, kim anlamaz?
İbtida’i ve gerici denilen kimseler de, bu zevkı, bu lezzeti pek iyi bildikleri halde, öte yandaki vicdan azabı, kendilerini frenlemekde, durdurmakdadır. Nefslerinin, isteklerine ve lezzetlerine dayanamıyan, iradesi gevşek kimseler, medeniyetin terakkisi, ilericilik gibi yalan ismlerle, vicdanların bu frenini koparmış, kendilerine pek tatlı ve yaldızlı bir sosyete hayatı kurmuşlardır. Nefslerinin zevkleri peşinde koşanlar, bu hayatı hızla yaymakdadırlar.
Kadınlara hak tanınmasını, onlara hürriyyet verilmesini, kadınlardan daha çok isteyen erkeklere dikkat edilirse, bunlar, sokaklara taşan ve salonlarda kaynaşan kokulu, yumuşak kadın dalgaları arasına dalmağı ve başkalarının kadınlarından kolaylıkla zevk almağı arayan kimselerdir. Bu zevallılar, başka erkeklerin de, kendi kadınlarına, kızlarına ve kızkardeşlerine böyle serbestçe saldıracaklarını düşünmezler. Yahud o zevklerle, lezzetlerle kendilerinden geçerek, bu can sıkıcı zararı unuturlar, veyahud zevklerine, şehvetlerine karşı, onları feda etmekden de çekinmezler.
Sosyete hayatında kazancı çok ve zararı az olanlar, yakınları arasında yüzüne bakılabilecek genç kadın bulunmayan erkeklerdir. İşte erkeklerin, kadınlara hürriyyet verilmesini istemeleri sebeblerinin başında, böyle aldatıcı ve egoist sebebler bulunmakdadır. Bu konuda biraz aşırı yazdığımızı söyliyenler bulunacakdır. Fakat, işin doğrusu budur.
Müslüman memleketinde yetişen kadınlara bu fikr, erkeklerin ilmde ve fende ilerlediklerine imrenmek yolu ile gelmemişdir. İlmde ve teknikde yüksek bir yeri olan afif erkeklerin kadınlarında, böyle bir hürriyyet arzusu görülmemişdir. Eğer erkekler, eğlence ve sefahat hayatına dökülmeselerdi, kadınlardan da, böyle hürriyyet isteyen görülmeyecekdi. Kadınların avukatlığını yapan erkekler de bulunmayacakdı.
Kadınlara böyle bir hürriyyet verilmesini isteyen erkekler, (Gayr-i meşru’ bir şey istemiyoruz ki…) diyorlar. Meşru’ olarak ne istedikleri kendilerine sorulunca, cevab veremiyorlar. (Kadınları esaretden kurtaracağız) deyip geçiyorlar. (Nisa) suresinin otuzüçüncü ayetinde mealen, (Erkekler, kadınları terbiye edici ve onlara iş vericidir. Allahü teâlâ, erkekleri kadınlardan üstün yaratmışdır) buyuruldu.
Kadınları, bu ayet-i kerimede bildirilen yerlerinden kurtaracaklar! Bunun neresi meşrudur. İslamiyyetin erkekleri kadınlardan üstün tutmasında birçok sebeb ve faide vardır. Bu üstünlük aile hayatının düzgün olması için de lazım ve zaruridir.
Bugün Avrupada, nikahlı, nikahsız kadından ucuz bir şey yokdur. Müslümanlıkdan uzaklaşan sosyete kadınları da, bu hale sürüklenmekdedirler. Nikahsız olanların çokluğu meydandadır. Şark edebiyyatında, şiirlerde şehvani düşüncelerin yayılmış olması, şarkda fuhş ve sefahet hayatının yok denecek kadar az olmasındandır. Şarklı bir şair, dilberin söz verdiği buseyi gazeline kıymet vermek için yazmak ister. Çünkü, bu görülmemiş birşey gibidir.
Halbuki, Avrupada, bunlar caddelerde yapılır da, aldırış eden olmaz. Dul kadınlar daha ucuzdur. Bugün Avrupada ve sosyetenin, kadın hürriyyetinin yayıldığı islam memleketlerinde, erkekler kolay evleniyor. Kadınların koca bulması ise, çok güç oluyor. Erkekler nazlı olup, kadında güzellik veya para arıyor. Kadın ise, erkeğin izdivaç talebini kabul etmekdedir. Ev kurmak için kadınların çekdiği bu güçlüklere karşılık olarak, bir veya birkaç gecelik eş arıyan gençlerden, pek kolaylık görüyorlar.
Avrupada ve sosyete hayatı bulunan yerlerde aşk denilen şey yokdur. Çünkü, her tarafa kadınlar, kızlar serpilmişdir. Halbuki islam memleketlerinde, bir erkek, kırk yılda bir güzel kadın görür. Bu nadir tesadüfle, ona aşık olur. Daha güzelini ona göstermemek için, aşkın gözüne çekdiği perde ile etrafdaki tesettür perdesi bir araya gelir. Hatta, ikinci perdenin, değil başkasını, yine o kadını bile bir daha göstermemesi yüzünden aşk ateşi körüklenir. Şu hal, islam memleketlerinde, kadının çok kıymetli ve ehemmiyyetli olduğunu göstermekdedir. Kadını, ma’şukalık makamından uzaklaşdıran sosyete hayatında, kadınların ne kıymeti olabilir?
Sosyete kadınlarının acınacak halini (madame le Lara Mardirous) adında, Fransanın büyük bir şair kadınından dinleyelim. Bunları Cenab Şihabüddin (Evrak-ı eyyam) adındaki mecmu’asında terceme etmiştir.
(Kadınlarınıza söyleyiniz! Se’adetlerinin kıymetini bilsinler! Kapalı yaşamağa alışsınlar! Kapalı yaşamak, onları öyle sıkıntılardan korur ki… Ah, şu omuzumda hıçkırarak ağlamış kızların adedini bilseler. Kulaklarım, sevilmiş kızların çok feci’ ve kalbleri yakan şikayetleri ile dolu. Evet, ışıklar ve çiçeklerle dolu bir baloya girebilmek, çok tatlı gibi görünür. Fakat, sevdiği kocası ile oraya gelen kadının kalbini kemiren kıskançlığı, ne çok elem verici bir yılandır? Bunu düşünebilir misiniz? Balo, tiyatro, bütün buluşma yerleri, hanımsine bağlı olan bir erkek, yahud kocasını seven bir kadın için (Seint office)’in bir azab hücresi, bir Cehennemdir. Bunları hanımlerinize, hemşirelerinize iyice anlatınız!)
Müslüman olduğunu söyliyen bir kimsenin, yapacağı bir işin, dine uygun olup olmadığını bilmesi lazımdır. Bilmiyorsa, bir ehl-i sünnet aliminden sorarak veya bu alimlerin kitablarından okuyarak öğrenmesi lazımdır. İş dine uygun değil ise, günah veya küfrden kurtulamaz. Her gün hakiki tevbe etmesi lazımdır. Tevbe edilen günah ve küfr, muhakkak afv olur. Tevbe etmezse, dünyada ve Cehennemde, azabını, yani cezasını çeker. Bu cezalar, kitabımızın muhtelif yerlerinde yazılıdır.
Kadınların açılmalarının zararlı olduğunu uzun yazmamız, vatandaşlarımızın dünya ve ahıret sıkıntılarına düşmelerini istemediğimiz içindir. Onlara olan iyilik ve hizmet duygumuzdan ileri gelmekdedir.
Yoksa, açık gezen kadınları ve erkekleri ve sosyete hanımlarını, aşağı, kötü, kendisini ise namuslu, iyi bilmek, Müslümanlık değildir. Her Müslümanın, açık gezenleri, içki içenleri, sosyete hayatı yaşıyanları görünce, onlara acımaları, imkan bulursa, tatlı sözle ve kitaba, kanuna uygun yazı ile nasihat vermeleri, hiç olmazsa, zararlı yoldan kurtulmaları için düa etmeleri lazımdır. Günah işliyeni görünce, kendi günahlarımızı hatırlamalıyız! Kusurlarımız, günahlarımız afv edilmezse, başımıza gelecek azabları düşünmeliyiz.
Başkalarını ayblamak, kötülemek, gıybet etmek haramdır. Onların günahlarından daha büyük günah işlemiş oluruz. Allahü teâlâ sabr edenleri ve iyilik edenleri sever. İnsanlara hizmet edenleri, nasihat verenleri, tatlı dilli, güler yüzlü olanları, iyi iş yapanlara yardım edenleri sever. Kendini beğenenleri sevmez. Allahü teâlânın sevdiği güzel işleri yapmalıyız! Güzel huylu olmalıyız. Sert davranmak, can yakmak, devletin vazifesidir.
Müslüman dili ile, eli ile kimseyi incitmez. Başkasını incitmek günahdır ve fitne çıkmasına sebeb olur. Fitne çıkmasına sebeb olmak ise, ayrıca daha büyük günah olur. Müslüman, günah işlemez. Hükümete, kanunlara karşı gelmez. Suç işlemez. Herkesin sevgisini, saygısını kazanan şerefli bir insandır.
Kadın- erkek mukayesesi
Kadın erkekten akıllı mıdır? Erkek mi kadın mı üstündür? gibi tartışmalar günümüzde çok yapılmaktadır. Bu yanlış ve yersiz bir tartışmalardır.
Mühendis mi akıllı, avukat mı akıllı demek gibi bir şeydir. Avukattan akıllı mühendis, mühendisten akıllı avukat olur. Erkekten akıllı kadın çoktur. Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Mesela elma armuttan veya armut elmadan iyidir denmez. Çünkü cinsleri farklıdır. Onun için elma ile armut toplanmaz denir.
Yüz kiloluk pehlivan ile elli kiloluk pehlivanı birbiriyle güreştirmiyorlar. Her pehlivan, kilosundaki pehlivanlarla güreşiyor. Ağır sıkletteki bir pehlivan, rakiplerine yenilse, fakat elli kilodaki bütün pehlivanları yense madalya alamaz. Aynı cinsler arasında bile ba’zı vasıflar aranıyor.
Çalışan kadınların maaşını öğrenmek üzere, Amerika’dan iki kişi gelse, birisi, bakanlık yapan bir kadının maaşını öğrense, öteki de yeni işe giren ilkokul mezunu bir kadının maaşını öğrense, verecekleri rapor elbette birbirinden çok farklı olur. İşçi kadının maaşı ile, bakan olan kadının maaşı mukayese edilmez.
Kadınla erkek mukayese edilerek, "Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz" denemez. Allahü teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemiyen iki şey, birbiri ile mukayese edilmez. Bir erkek kalkıp da, "Madem kadın-erkek eşitliği vardır, ne diye kadınlar da bizim gibi yerin altında, kömür ocaklarında, maden ocaklarında çalışmıyor?" dememelidir. Çünkü kadının bünyesi buna müsait değildir. Ba’zı ülkelerde, kadın böyle zor işlerde çalıştırılıyorsa da, bu bir hak değil, kadına zulümdür. Herkese, bünyesine uygun iş verilmelidir!
Cenab-ı Hak, kadını da, erkeği de her işe elverişli olarak yaratmamıştır. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez. Limonun ekşi olması limon için bir eksiklik değildir. Çünkü limon ekşiliği için alınır. Cenab-ı Hak da kadını ağır işler yapmaya elverişli olarak yaratmamıştır.
Kadın ile erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armut mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olmaz. Ancak vasıfları eşit olan iki şey arasında kıyaslama yapılır. Vasıfları farklı olan şeyler arasında kıyaslama olmaz. Mesela vapur, uçak ve otobüs binek vasıtası olduğu halde, birinin diğerine üstünlüğü söylenemez. Uçak, denizde yüzemediği için vapurdan aşağı sayılmaz. Vapur, karada gitmediği için bisikletten aşağı olduğu söylenemez. Vapur başka bir vapurla, uçak başka bir uçakla mukayese edilebilir. İkisi de kara vasıtası olduğu halde, bir tankla bir taksi mukayese edilemez.
Tank taksi kadar hızlı gitmediği için aşağı kabul edilemez. Herbirinin vazifesi ayrıdır.
Boksta iki kadın, ancak bir erkek kadar dövüşebilir" dense, bu, kadına hakaret olmaz. Cenab-ı Hak, kadını akıl ve beden yönünden erkeğe göre farklı yaratmıştır. Akıllı kadın yarattığı gibi, deli erkek de yaratmıştır. Kadınların da, erkeklerin de akılları aynı değildir. Biri kalkıp da, (Ya Rabbi insanların aklını niçin eşit yaratmadın?) diyemez. Yaratıcı sorguya çekilemez.
Bu bakımdan kadınla erkek, birçok bakımdan mukayese edilemez, ikisi arasında her bakımdan bir eşitlik sözkonusu olamaz. İki erkek arasında her yönden eşitlik olmadığı gibi, iki kadın arasında da farklılıklar vardır.
Kadınla erkeğin eşit olmasında direnen ilericiler, Allahü teâlânın yapdığı anatomik ve fizyolojik eşitsizliği de düzeltseler ya! Bir horoz, sekiz-on tavuğu idare eder. Fakat bir tavuk sürüsü içinde iki horoz bir arada bulunamaz. Hayvanatın hemen hepsinde de böyledir. Koyun yetişdirmekle geçinen insanlar, sürünün içinde birkaç koç bulundurarak, fazlasını keser veya satarlar.
Kadın ile erkek arasında her bakımdan eşitlik yokdur. Kadın, yalnız erkeği kendine çekecek kuvveti ile te’sir edebilir. Birçok işlerde, hep erkekden aşağıdadır. Dünyanın her yerinde, kadın süslenmek ister. Ne kadar muhterem olsalar, kıymetli bir eşya gibi, başkalarına aid olmak durumundadırlar.
Güzel görünmek arzusunu hiçbir şeye feda edemeyen kadınlar, kendilerini erkeklerin ve erkekler arasında da seçilmiş olanların mükafatı gibi görürler. Ba’zı memleketlerde kadınlara verilen haklar, ya’ni erkeklerle müsavi tutulmaları, yaratılışdaki noksanlıklarını gideremez.
Erkeğin beyni, kadın beyninden büyük ve daha ağır olduğu halde, köylerde kadınlar erkek gibi ve onlardan daha çok çalışırlar. Fakat bu çalışmaları, onları hakim ve amir yapamamışdır. Kur’an-ı kerimde, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu bildirilmişdir. Allahü teâlâ, erkekleri kadınlardan kuvvetli ve hakim yaratmışdır.
Dünyaya gelecek çocuğun anası ve babası daha ziyade oğlan olmasını isterler. Bu da, erkeğin hayatda bir dayanak, bir kuvvet ve kadının bir noksanlık olduğunu göstermekdedir. Kadının, ne yaparsa yapsın, bir senede ancak bir çocuğu olur. Erkeğin buradaki fe’aliyyeti hududsuzdur. Bir erkek, bir sene içinde kadınlarının sayısında çocuk babası olabilir. Bu çocukların babası ve anaları da bellidir. Çocuk yetiştirme bakımından bir erkek, adeta yüzlerce kadına bedeldir.
Kadın ne kadar güzel olsa, yine erkeğe karşı matlub mevki’inde görünmekden vaz geçmez. Hayası azalmış olanlar, kadınlığı ticaret malı haline getirir. Demek ki, kadın erkekden daha çekingendir. Bu çekingenlik, şehvetlerinin azlığından değil, hislerini gizlemeğe erkeklerden fazla muktedir olmalarındandır. Kadınlarda şehvet daha fazla olduğu gibi, hayaları da erkeklerden daha fazladır. Hayası azalan kadın bile, genelevde oturur. Onun ayağına kadar gelen, üstelik para da veren erkekdir. Dünyanın hiçbir yerinde, müşterileri kadın olan, sermayeleri erkek olan bir genelev yokdur.
Allah indinde üstünlük
Dinimizde üstünlük, Allah indindeki kıymete göredir. Müslüman fakir bir zenci, Müslüman olmıyan bir imparatordan o kadar çok üstündür ki, mukayese bile kabul etmez.
Dinimizin, zenginlerin ve kadınların çoğunun Cehenneme gideceğini bildirmesi, zengine ve kadına hakaret değildir. Zenginlerin ekserisi, parasını faydalı işlerde kullanmadığı, zararlı işlerde kullandığı, israf ettiği için, onları ikaz etmek maksadı ile, (şunları yapmazsanız, Cehenneme gidersiniz) buyurulmuştur. Keza kadınlar da, erkeklere nisbetle daha fazla te’sir altında kalarak daha fazla günah işlediği için, (günah işlemeyin, Cehenneme gidersiniz) diye ikaz ediliyor. İyi kadınları ve servetini iyi yolda harcıyanları da cenab-ı Hak övüyor. Malı hayırlı şey olarak bildiriyor, saliha kadınları da övüyor. Kafir erkeklerin Cehenneme gideceğini bildirirken, Müslüman kadınların Cennete gideceğini haber veriyor.
Şu halde, İslamiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din düşmanlığından başka şey değildir. Allaha isyan eden kadın veya erkeğin Cehenneme gitmesi normal değil midir? Devleti yıkmaya çalışan anarşist kadınlar hapse atıldığı için, devlete, kadın düşmanı denebilir mi?
Dinimiz kadına çok değer vermiş, erkeğe de çok mes’uliyet yüklemiştir. Kadın, ev içinde ve ev dışında çalışmaya para kazanmaya mecbur değildir. Evli ise kocası, evli değilse babası, kadına lazım olan şeyi getirmeye mecburdur. Kimsesi olmayan kadına devletin yardım sandığı bakar.
Boşanma
Müslüman bulunduğu ülkenin kanunlarına uyar, suç işlemez. Çünkü, suç işleyerek cezaya sebep olmak günahtır. Bunun için evlenme ve boşanma işlerinde mevcut kanunlara aykırı hareket edilmemelidir. Resmi işlemler tamamlandan dini nikah yapılmamalıdır. Boşanmada da, hem dine hem de kanuna aykırı hareket edilmemelidir. Dinimize göre boşanma şöyle olmaktadır:
Boşamak için kullanılan kelimeleri erkeğin hanımına karşı söylemesi ile talak yani boşama hasıl olur.
Boşamak için kullanılan sözler iki çeşittir: Açık sözler ve kinayeli sözler.
"Sen benden boş ol", "Seni boşadım", gibi sözler açık sözdür. Bu sözler, şaka olarak veya şaşırarak da söylenince, anlamını bilmese bile, boşamış olur.
"Seni bıraktım, seni terk ettim" kelimeleri, çok kullanıldığı için açık söz kabul edilir
Evlilikte üç bağ vardır. Yani, boşama sözü üç defa takrarlanırsa, "seni boşadım, boşadım, boşadım" derse, veya "seni üç defa boşadım" derse üç bağı birden koparmış, geri dönüşü olmayacak şekilde boşamış olur. Bu sözlerden herhangi biri bir defa söylendiğinde, pişman olunmuş ise, (Önceki nikaha döndüm) demesi yetişir. Yahut, önceki nikaha dönmek niyeti ile öpmesi veya şehvetle elinden tutması da yetişir. Nikah tazelenmiş olur.
"Babanın evine git!", "Defol git", "Cehenneme git", "Senin kocan değilim artık", gibi, başka anlamlarda da kullanılan sözler kinayeli, kapalı sözlerdir. Bu sözler, boşamak niyeti ile söyleyince boşamış olur. Buna bain talak, yani iddet müddeti içinde geri dönüşü olmayan boşama denir.
Bu şekilde boşamada, iddet müddeti geçip yeniden nikah yapılmadıkça bir araya gelinemez..
Kayın pederine"Ben senin kızını istemem, kime ister ise varsın" demek ve hanımı gezmek için izin istediğinde, "Ben seni ip ile bağlamadım git" "İstediğin yere gidersin. Bana hanım olmazsın" veya "Artık ben seni istemem. "Seni boşamak istiyorum" gibi şeyler söylese, boşamak niyet etmedikce, boşamış olmaz.
"Şart olsun", "Dilediğini yap" sözleri, boşamak anlamında kullanılan yerlerde, hanımına böyle söyleyince, niyet etmese bile, bir bain talak olur
Hanımına, anam, kızım, kardeşim demekle boşama olmaz. Fakat şimden sonra kardeşim ol derse, boşama olur.
Kinayeli sözle boşamada, bain talak iddetinde, hanımının odasına giremez. Kadın süslenemez. İddet sonunda yeniden nikah gerekir.
Boşamada, sayı bildirilmezse bir boşama olur. Üç veya fazla sayı söylerse, üç talak ile boşamış olur. "Bedenimdeki kıllar adedince" veya "Denizdeki balıklar adedince" yahut "Gökdeki yıldızlar kadar" veya "üçten dokuza" deyince, yine üç boşama olur.
Hanımını boşayan erkeğin akıllı ve uyanık olması gerekir. Serhoşun, hastanın ve tehdit edilen kimsenin sözü ile veya mektubu ile boşama geçerli olur. Mektup kadının eline vardığı anda, boş olur.
Delinin, bunağın, baygının, uyuyanın ve hastalıkla ve kızarak dalgın olanın söylemesi ile boşama olmaz. Kızarak dalgın olmak, söylediğini bilmemek demektir. Bu da iki türlü olur: Manasını bilmeden, kastetmeden söyleyince,boşama olmaz. Manasını bilerek ve istiyerek söyleyip, sonra söylediğini bilmemek, hatırlamamaktır. Bu sözünü iki şahit işitip, (Evet sen böyle söyledin) derlerse, boşama olur.
Bir odada veya tenha bir yerde hiç beraber kalınmamış ise, bir kere boşayınca, kadın iddet beklemeden başkası ile evlenebilir.
Hanımına başka başka üç zamanda birer kere boşarsa veya "Üç kerre boşadım" derse, geri dönüşü olmayacak şekilde nikah bozulmuş olur.
İddet, boşanmadan sonra, kadının yeniden evlenmesi haram olan zamandır.İlk temizlik başından, üçüncü hayzın sonuna kadar olan zamandır. Hayz görmüyorsa, bu müddet, talak için üç ay, ölüm için dört ay on gündür.
Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymıyan sözlerine ve işlerine sabr etmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır. Yimede, giyinmede, gücü yettiği kadar eli açık olmalıdır.
Müslümanlıkta, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, muhakkak öğretmelidir.
Hanımının giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalıdır. Kendini ve hanımını şüpheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmaya çok önem vermelidir.
Hanımını, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemelidir.
Ev işleri ile vakit geçirmesi, onun zevki olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır. Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zeman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir defa daha evlenmek lafı etmemelidir.
Mubah ettiği halde, Allahü teâlânın sevmediği bir şeydir, boşanmak…
Bir ailenin yıkılması sebep olmak büyük vebal getirir. Zaruri bir durum
olmadığı müddetçe boşanmaya tevessül etmemelidir.
Hadsi-i şeriflerde buyuruldu ki:
( Evlenin, boşanmayın. Zira talaktan,boşanmadan Arş-ı Ala titrer. )
( Üç şeyin şakası da, ciddisi de sahihdir. Nikah, talak, talaktan dönmek.)
(Allahü teâlânın hiç sevmediği helal şey talaktır )
( Not:Tam İlmihal Sedate-i Ebediyye kitabında bu konuda geniş bilgi vardır. Detaylı bilgi için bu kitaba müracaat edilmesini tavsiye ederiz.)
Boşanmaya yol açacak hallerden şiddetle kaçınmalıdır. Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymıyan sözlerine ve işlerine sabr etmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır.
Yimede, giyinmede, gücü yetdiği kadar eli açık olmalıdır. Dinde, Müslümanlıkda, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, elbette öğretmeli, dine uyan, doğru din adamlarının yazmış olduğu ilmihal kitabı alıp, okutmalıdır.
Çok hanımsi olan, aralarında adalet, eşitlik yapmalıdır. Bunların hepsi sünnetdir. Zevcenin giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalıdır. Kendini ve hanımsini şübheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmağa çok önem vermelidir.
Hanımıi, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemeli, yabancıları görmesine mani’ olmalıdır. Ev işleri ile vakt geçirmesi, onun zevkı olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır. Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zaman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir def’a daha evlenmek lafı etmemelidir.