Ayrılık Kaygısı Bozukluğu Ve Tedavisi
 
 
SAB evden ya da birinci bağlanma figüründen ayrılmaya bağlı olarak oluşan aşırı korku ve anksiyetedir. Anksiyete çocuğun yaşına ve gelişimsel düzeyine göre uygunsuz olmalı ve en az 4 hafta sürmelidir. Anormal ayrılma kaygısını, 7 ay ile 6 yaş arasında gözlenen yaşa uygun fenomenden ayırt etmek önemlidir. SAB %2.4 ile %5.4 arasında görülmektedir.

SAB olan çocuklar ayrılma durumu ya da ayrılma beklentisi olduğunda sıkıntıya girerler, ayrılma durumlarından kaçınmak isterler. Yaşadıkları sıkıntı “terör” şeklini ya da otonomik uyarılma halini alabilir. SAB olan çocuklar, yapışarak, ağlayarak, yalvararak ya da somatik yakınmalarda bulunarak ayrılığa direnç gösterirler. Korkunun altında yatan, bağlanma figürüne ya da kendisine zarar geleceği ve bu şekilde sürekli ayrılığı yaşayacağıdır. Okul reddi ve yoğun somatik şikayetler en sık tedavi arama nedenidir.

GELİŞİMSEL PERSPEKTİF
SAB en sık ergenlik öncesi çocuklarda bulunur, ancak 18 yaşından önce herhangi bir yaşta tanı konulabilir. Daha önce belirtildiği gibi sıkıntı ya da ayrılıkla ilgili işlevsel bozulma gelişimsel düzeye göre aşırı olmalıdır. Subklinil SAB, kliniğe başvurmamış toplum örnekleminde daha sık olabilir. Çocuğun yaşına göre belirti sayısı ve belirtilerin farklılığı değişmektedir, küçükler daha fazla belirti gösterirler ve daha sıkıntılıdırlar.

AYIRICI TANI KOMORBİDİTE
Okul fobisi, OKB, diğer anksiyete bozuklukları ayırıcı tanıda düşünülmelidir. SAB olan çocuk sıklıkla depresyon ya da diğer anksiyete bozuklukları tanısını da almaktadır. Aşırı anksiyete bozukluğu (DSM-IV’te YAB) ve özgül fobiler en sık görülen komorbid tanılardır. Bu çocuklarda, her zaman özgül fobi tanısını alacak yoğunlukta olmasa da, sıklıkla çeşitli korkular (canavar, karanlık, hayvanlar gibi) bulunmaktadır. Ayrıca depresyonu olan ergenlik öncesi çocuklarda en sık görülen anksiyete bozukluğu SAB’dur. SAB olan çocuklarda somatik şikayetler, arkadaşları ile vakit harcamada ve okul dışı etkinliklere katılmada azalma görülebilir. Okula gitmeyi reddetme ve seperasyon düşüncesi ile sürekli uğraşmaya bağlı olarak akademik başarıda düşme görülebilir.
GİDİŞ VE SONUÇ
Gidişi değişkendir, stres ve geçişlerin olduğu durumlarda belirtilerde artmalar olabilir. Özellikle küçük çocuklarda oluşan SAB tamamıyle iyileşebilir. Ancak bazı durumlarda rekkürens ve eksaserbasyonlarla kronik gidiş gözlenebilir.
-Geç başlangıç
-Diğer psikiyatrik bozukluklarla komorbidite

KRONİK GİDİŞ OLASIDIR
-Ailede psikopatoloji
-Bir yıldan daha fazla okula devamsızlık
Ayrıca anksiyete belirtileri kendilik algısını ve arkadaş ilişkilerini etkiler ve gelişimin diğer dönemleri de etkilenebilir.
Çocukta SAB varsa erişkin olunca, agorofobi, panik bozukluk, sosyal fobi ve depresyon görülme olasılığı artar.

TEDAVİ
SAB tedavisinde bireysel, aile ve grup tedavisi yararlı olabilir. Bireysel psikodinamik psikoterapide, ayrılık, otonomi, kendilik algısı ve yaşa uygun bağımsız davranışlar üzerine odaklaşılır. Anne babaların çocuğun ihtiyaçlarını ve bağımsız davranış isteğini anlamaları için cesaretlendirilmeleri önemlidir. Her bir anne babada ayrılıkla ilgili kendi temaların ele alınması da önemlidir.
Farklı çalışmalarda bilişsel davranışçı tedavi (BDT)’nin faydalı olduğu gösterilmiştir.

Özgül tedavi yöntemleri şunlardır:
a) Maruz bırakma (tedrici maruz bırakma ve relaksasyonla birlikte sistematik desensitizasyon)
b) Edimsel yöntemler (contingency management) (ödüllendirme, şekillendirme (shaping), söndürme)
c) Bilişsel stratejiler (problem çözme, başa çıkma düşünceleri, kendi kendine konuşma)
d) Model olma (Uygun davranışın gösterilmesi).

Bagımlılık

Tedavide Temel İlkeler
 
 
Öncelikle bağımlılığın tedavi edilebilir bir durum olduğunu vurgulamak gerekir. Genelde madde bağımlılığından kurtuluşun olmadığı inancı yaygındır. Ancak bu yaygın kanının aksine madde bağımlılığı tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Bağımlılık tedavisindeki başarı kişiye, çevreye, yönteme ve iyileşme ölçütüne göre değişkenlik gösterir. Örneğin bir ay iyileşme ile 12 ay iyileşme arasındaki oranlar çok çeşitli biçimlerde yorumlanabilir. Tedavide başarıyı artıran faktörlerden en önemlisi kişinin istekli ve kararlı olmasıdır. Bağımlı kendini değiştirmeye çalışırken, ailesi de değişimlere uğramayı kabul etmelidir. Bu noktada ailenin desteği önemlidir.

Özellikle eroin gibi bağımlılık potansiyeli yüksek olan maddelerde uzun süreli tedavi, başarı şansını artırmaktadır. Ağır kişilik bozukluklarının olması tedavinin başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. Bağımlılığın tedavisi her tip madde kullanımı için aynıdır. Bağımlılık bir hastalık olduğu için kişi sigara, kullanmış, alkol kullanmış, eroin kullanmış fark etmez.

Karar Vermek
Tedaviye karar vermek bağımlı için çok önemli bir süreçtir. Karar verme tek bir aşamadan oluşmaz. Kişi önce madde kullanımının kendisine getirdiği zararların haberi yoktur ya da bunların farkında değildir. Daha sonra farkındalık dönemi gelir. Kişi artık madde kullanımının kendisi için zararlı olduğunu kabul etmektedir. Ancak henüz bırakıp bırakmamaya karar verememişti. Bu noktadan sonra madde kullanmayı bırakmaya karar verme aşaması gelir. Karar vermiştir ancak bunun için bir eylemde bulunmamıştır. Daha sonra bırakmak için girişimlerde bulunur ve bırakır. Bıraktıktan sonra ise, tekrar başlamamak için karar vermesi ve bu yönde adımlar atması gereklidir.

İstekli Olmak
Kişinin maddeyi bırakmaya istekli olması gerekir. Birçok bağımlı madde kullanmayı bırakma isteğini belirtmektedir. Ancak isteğin belirtilmesi yeterli değildir. Çünkü, bırakma isteği bazı koşulları içerir. Örneğin benim görüştüğüm bir bağımlı eroini bırakmaya kesin kararlı olduğunu söylüyordu. Eroini bırakacaktı, ancak esrar kullanmayı sürdürecekti. Hatta benim ona bunu teklif bile etmememi söylemişti. Halbuki eroini tek başına bırakmak biliyoruz ki yeterli değildir. Sonuçta esrarda bağımlılık yapan bir madde. Esrarı kullandığı sürece, eroine başlama olasılığı çok yüksektir. Bu noktada başvuran bu bağımlının aslında yeterince istekli olmadığı söylenebilir. Çünkü eroini bırakmaya istekli olmakla birlikte aslında bağımlılıktan uzaklaşmak gibi bir niyeti olmadığı düşünülebilir.

Değişmeye Karar Vermek
Bağımlılık tedavisinde esas olan kişinin yaşamını ve kendisini tümüyle değiştirmeye karar vermesidir. Yukarıda verilen örnekte olduğu gibi, kişi sadece bağımlı olduğu tek bir maddeyi bırakarak tedaviyi başaramaz. Çünkü bağımlılık bir bütündür. Kişinin bütün yaşamı içine girmiştir. Yaşadığı ortam, arkadaşları, ailesi ve işi önemli belirleyicilerdir. Sözkonusu olan bu dış etkenler ötesinde kişi kendi düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi ve duygularını yönlendirmeyi öğrenmelidir. Örneğin bir bağımlı hasta, belli bir yaşam biçimi kurmuştu. Çalışmıyordu, annesinin yardımı ile geçiniyordu, sadece arkadaşları ile konuşuyordu. Hergün gittiği belli yerler ve yaptığı işler vardı. Bunların hiçbirini değiştirmeye yanaşmadı. Ancak yaptığı tüm bu davranışları eroin ortamı içindeydi. Dolayısıyla bunları değiştirmeliydi. Bu yaşam biçiminden uzaklaşmadığı sürece başarılı olması mümkün değildi. Nitekim başarılı olamadı.