Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Kadın'

Genç Yaşta Baba Olmak

7 Haziran 2008 Cumartesi Yorum yok »

Genç Yaşta Baba Olmak
 

Çok genç babalar, günümüz kültürünün en fazla göz ardı edilen ve en az anlaşılan ebeveyn grubunu oluşturuyorlar. Eğer siz de onlardan biri iseniz, baba olma üstünlüklerinizi ve haklarınızı kazanmak ve ailesini duygusal ve maddi olarak desteklemekte bir çoğu kayıtsız ve isteksiz olan yetişkin babalara dair köhneleşmiş efsaneleri yıkmak için çok büyük çaba harcamanız gerekebilir.

Yeni bir baba olarak, mesleki, finansal ve hukuki danışmanlık, erken ebeveynlik eğitimi ya da erken ebeveyn olmanın stresleri ile başetmek için psikolojik destek almak isteyebilirsiniz. Siz ve eşiniz para kazanııp ebeveyn ve eş olma sorumluluklarınızı yerine getirirken okulda kalabilmek için her türlü desteğe ihtiyaç duyacaksınız. Bu dengeleme çabaların şu anda son derece korkutucu görünse de, geleceğin güzel olacağını düşünün. Son araştırmalara göre, genç bir babanın çocuğu, erkeğin eşiyle yürüttüğü ilişkiye, ebeveynlik sorumluluklarına aktif olarak katılması halinde, yetişkin babası sürekli evden uzak olan bir çocuğa göre daha az davranış problemi yaşıyor, kendine güveni ve sosyal olma becerisi daha fazla oluyor.

Eski ve Yeni Babalar

7 Haziran 2008 Cumartesi Yorum yok »

Eski ve Yeni Babalar
 

Eski Babalar
Aslında, bugün sarsılmakta olan geleneksel anne rolünün oluşumunu, geleneksel baba rolünden ayrı düşünmek olanaksız. Geleneksel anne, ancak geleneksel babanın varlığı koşullarında varolabiliyor ve geleneksel rol bölüşümünün her iki yanı birden sarsılıyor.
Geleneksel babalık rolünün geçirdiği değişime geçmeden önce, bu eski tip babaya biraz daha yakından bakalım.

İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Haluk Yavuzer’in hâlâ izleri sürmekte olan patriyarkal aile yapısının babayı aile içinde bir korku ve saygı simgesi haline getirdiğini vurguluyor ve geleneksel baba rolünü şöyle tanımlıyor:

"Engelleyici ve cezalandırıcı nitelikte olan kararların uygulanması babaya bırakılmıştır. Durum böyle olunca baba eve geldiğinde çocuğun gün boyu yaptığı yaramazlıklar anne tarafından kendisine sıralanmakla kalmaz, cezalandırılması da beklenir. Otoriteyi temsil eden baba, geleneksel aile yapısı içinde "polis" görevi yüklenen kişi olmuştur adeta. İşte bu yaklaşım da babanın çocuğa ayırdığı kısacık süreyi sevgisiz hale getirmiştir.

"Ülkemizde baba, çocukların tüm büyütme ve eğitme görevi ve sorumluluğunu anneye bırakmış, adeta "para makinesi" durumuna dönüşmüştür. Evin yiyecek ve giyim gibi maddi ihtiyaçlarını karşılamakla, görevini bitirdiğini düşünmekte, bu sebeple de eve geldiğinde çocukların gürültüsünden uzak kalmak istediğini, hatta ayrı bir odada yalnız kalma tercihini bile dile getirebilmektedir.

"Baba genellikle ya çok çalıştığı için çocuklarını görememekte, ya da çok yorgun olduğu için onlarla ilgilenememektedir. Çalışması dışında kalan boş zamanını kendi ilgisi doğrultusunda (at yarışı, briç gibi) değerlendirmeyi yeğlemektedir. Bu koşullar içinde çocuk da babadan "kendisine zaman ayıramayacak kadar meşgul" insan olarak bahsetmekte, onunla olan iletişimi giderek kopmaktadır.

"Babanın pasif ve ilgisiz olduğu aile ortamları sadece çocuğun sosyal gelişimini etkilemekle kalmamakta, özellikle erkek çocuklarda çeşitli cinsel kimlik karmaşalarına sebep olabilmektedir. Çocuğun sürekli anneyle birlikte olması, zaman içinde onunla bütünleşmesine ve özdeşim modeli olarak anmeyi almasına sebep olabileceğinden, erkek çocuk, anne gibi olmak, onun gibi makyaj yapmak girişimlerinde bulunabilmektedir. Bütün bunlar, ülkemizde babanın gerçe babalık işlev ve rolünü yerine getirmediği gerçeğini ortaya koymaktadır."
Ne var ki, Haluz Yavuzer’in tanımladığı bu baba tipi, bugün hâlâ yaygın model olsa da "geçmişi temsil eden" baba tipidir. Buna karşılık,bugün azınlıkta olsa da, son yirmi yılda oldukça sık biçimde ortaya çıkan ve çağımızın trendini temsil eden baba tipi, "anneleşen baba"dır.

Yeni Tür Baba
Eskiden babanın iyisi "eşe yardım"ın dozundan belli olurdu .Yeni tür baba ise yardımla yetinmeyip, resmen başrole soyunmuş, bütün silahlarını kuşanıp annenin karşısına dikilmiş durumda. O da çocukla yoğun bir ilişki kuracak; çocuk üzerindeki anne tekeline son verecek ve babalığın kadını çıkartacak. Çoğu babaya ve daha çok anneye elip geçici ve bir o kadar da tuhaf bir hobby gibi gelen bu trendin her geçen gün yeni örneklerine rastlanıyor.

Organorama

ailem.comdan alımtı.

Doğumda Babanın Yardımı

7 Haziran 2008 Cumartesi Yorum yok »

Doğumda Babanın Yardımı
 

Bebek bekleyen babanın dikkati sancı çeken eşinin iyiliğiyle kendisinin doğumda bulunan bir eş ve yeni baba olmasıyla ilgili kaygıları arasında gidip gelir. Korku ve beklenti içinde olduğu için gerginleşir, yapabileceği bir şey olmadığı için birilerinden teselli bekleyebilir; tanıdık bir yüzden, omuzunda bir elden, yapılacak bir işten. Ancak eşi kesinlikle kendisine ait olan bir işle meşguldür. Bu nedenle en azından bir sonraki faaliyet dalgası gelene kadar kendisini oyalayacak birşeyler yapması gerektiğini anlar.

Sancılar işleri halletmeye alışmış bir erkeği çileden çıkarır çünkü o anda ne yapması gerektiğini bilmesi gerçekten zordur. İşte eşinizin onayı ve kılavuzluğunda uyguladığınız taktirde herkese faydası olacak bazı ipuçları: eşinizin yiyecek, içecek durumunu tekrar gözden geçirin, sırtını ovun, sırtını alt kısmındaki ağrıyı azaltmak için parmak eklemlerinizle iyice bastırarak masaj yapın, göğsünüzde, kollarınızda veya omuzunuzda dinlenmesine izin verin. Yastıklarını tekrar düzenleyin, yatıştırıcı kompresler hazırlayın. Sancıyı hızlandırmak için göğüs ucu masajı yapın, kasılmalar arasında birlikte yürüyün ve dimdik ayakta durduğu pozisyonlarda ona destek olun. Ona sarılın ve çömelmek isterse, kollarının altından tutun. Ayrıca diğer bakıcılar çalışırken de gerçekten hak edilmiş zamanlar olan molaları istemekten çekinmeyin. Tüm bu faaliyetlerden başka, bu aşamada yapabileceğiniz en yararlı iş yoğun bir dikkat içinde beklemektir.

Genel görüş bir yana, bir doğum uzmanı değilsiniz; siz eşsiniz. Bu nedenle de temel işiniz bir sonuç elde etmek için çalışmak değil, orada bulunmaktır. Eşinizin ihtiyaçlarına karşı uyanık, süreç içinde onun becerisine güvenen, eşinin talimatlarını uygulamaya istekli ve eşinin bedeninin verdiği bütün sinyalleri algılamaya hazır bir eş olarak var olmak. Eşinizin bedeni tam olarak ne yapması gerektiğini bilir.

Sizin özel öneminiz, eşinizi sevmenizde, onunla ilgilenmenizde ve çevresini gereksiz müdahalelerden arındırarak sakin bir doğum yapmasına yardım etmenizde yatar. Bu şu anlama geliyor; gerektiğinde eşinizin avukatı olmalısınız. Tedbiri elden bırakmamak şarttır. Eşinizle sağlık görevlileri arasında doğabilecek her türlü tartışmada arabuluculuk yapın. Bürokratik işlemlerle ilgilenin, cesaret kırıcı yorumları yumuşatarak iletin. Tüm işlemlerin sizin onayınızdan geçmesinde ısrar edin. Şu anda analitik bir şekilde düşünecek halde olmasa bile, eşinize seçenekleri sunup, seçimlerini ilgililere iletebilirsiniz. Doğum, öncesi saatlerde eşinizle ilgilenmeniz, hem ona, hem çocuğunuza, hem de kendinize bakmanızın bir yoludur.

ailem.com dan alıntı.

Boşanma Sürecinde Baba Olmak

4 Haziran 2008 Çarşamba 1 Yorum »

Boşanma Sürecinde Baba Olmak
 

Boşanma oranı son 30 yılda oldukça artış gösterdi. Bugün 20-49  yaş arasındaki erkekler küçük çocukları ile ortalama olarak sadece yedi yıl birarada yaşıyorlar. Artık bir çocuğun doğumu sallanmakta olan bir ilişkiyi kurtarabilirmiş gibi davranamayız. Aksine, sağlam temelleri olmayan bir birliktelik, bebeğin aileye yeni katıldığı ilk dönemdeki stres ve zorluklar altında ezilme riskine çok açıktır.

Boşanmış babaların, çocuklarıyla yeniden bütünleşmek için gereken hukuki ve duygusal adımları atmaları için bilgi, destek ve cesaretlendirilmeye ihtiyaçları vardır.

Eğer bir ayrılık veya boşanma olayının ortasındaysanız, çocuğunuza sıkıca sarılın. Hissetmeniz olası acıya rağmen baba-evlat sevgisini içinizden geldiği gibi yaşayın. Unutmayın ki, ayrıldığınız eşiniz; çocuğunuz değil. Başka bir şehre veya ülkeye yerleşmeyi düşünüyorsanız, bu kararı bir kez daha gözden geçirin; bebeğinizin sizin sevginizi somut biçimde sürekli hatırlamaya ihtiyacı olacaktır. Eğer bebeğiniz meme emiyorsa, sürekli bakım ve bol bol baba sevgisi görebileceği bir program içinde onunla birlikte olun. Düşmanlığı bir yana bırakıp çocuğunuzu düşünerek eski eşinizle karşılıklı kabul edilebilir bir sorumluluk planı hazırlayın. Çocuğunuzun duygusal ihtiyaçlarına yönelik bir boşanma sonrası programı yapmanıza yardımcı olması için, bir aile danışmanına veya bir aile terapistine başvurabilirsiniz.

Babalar ve Kızları

4 Haziran 2008 Çarşamba Yorum yok »

Babalar ve Kızları
 

Sağlıklı bir aile yapısında genellikle kız çocuklarının ilk aşkı babaları sayılır. Öyle ki, belli bir yaş döneminde "Ben babamla evleneceğim!" diye tutturan kız çocuklarıyla sıkça karşılaşmak mümkün. Bu aşkın etkileri bazı kız çocuklarında ileri devrelere de taşınabilir. Örneğin, bazı kadınlar eşlerinde hep babalarının özelliklerini bulmaya çalışır. Olumlu ya da olumsuz, hiç farketmez…

İlk aşk babayla başlar
Küçük kız çocukları babalarına hayranlık duyarlar. Öyle ki, en büyük arzuları babalarıyla evlenmektir. Babalar, kızlarının dünyasında önemli bir yere sahiptirler ve hatta onların ilk aşkları sayılırlar. Babalarının yerini başka bir erkek alana kadar, bu böyle devam eder. Kız çocuklarının hayata sağlıklı bir pencereden bakabilmeleri ve hem sosyal, hem de duygusal ilişkilerinde mutlu olabilmeleri için, babalarıyla sağlıklı bir ilişki geçirmiş olmaları önem taşır.

İdolleştirme babada başlar
Anneler, kızlar için bir örnek sayılırlar. Fakat babalarının yeri daha farklıdır. Kız çocuklarının babalarıyla kurdukları bağ çok güçlüdür. Babayla kız arasında asla anneyle olabileceği gibi, bir rekabet duygusu oluşmaz. İlişkileri bazen mesafeli olsa da, genellikle içten ve etkileyicidir. Babayla kız çocuğu, aşkın farklı bir çeşidini yaşarlar. Baba kız ilişkisnde, babanın çok özel veya mükemmel özelliklere sahip olması gerekmez. Onlar, kız çocukları için her halleriyle bir idoldürler.

Erkek dünyasına açılan ilk pencere
Baba kız ilişkisi sayesinde kız çocukları erkeklerin dünyasını tanırlar. Bu şekilde erkekler arasında nasıl saygı göreceklerini de öğrenebilirler. Babanın tepkileri,  ailedeki roller ve günlük hayattaki davranışlar da burada çok etkili olur. Baba kız ilişkisinde, kız çocuğu sadece erkeklere karşı duyguları öğrenmez. Aynı zamanda eş seçimi konusunda da bir düşünceye sahip olurlar. Babanın kadınlara karşı feodal özellikte davranışlar sergilemesi, kızın da ilerde feodal yapılı erkeklara ilgi duymasına yol açabilir.

Özgüvenin ilk tohumları atılır
Babayla kızı arasındaki bu güzel iletişim, kız çocuğun özgüvenin gelişimini etkiler. Babayla birlikte sosyal etkinliklere katılmak, sinemaya - tiyatroya gitmek veya sohbet etmek kız çocuğunun özgüvenini destekler ve özsevgisini geliştirir.

Kendini izlemeye başlar
Anne kız arasında duygusal anlamda bir yakınlık olur. Kız çocukları anneleriyle kendini özdeşleştirir. Buna karşılık babalarında, davranışlarının nasıl bir sonuç getirdiğini tespit ederler. Kızların babalarıyla kurdukları bu yakınlık, ileriki yaşamlarında özdeğerlerini benimsemelerine, ilişkilerde karşılaştıkları sorunlarla başetmelerine ve nasıl erkeklerden hoşlandıklarını belirlemelerine yardımcı olur.

Hayat maratonu başlar
Hayatları içersinde babaların verdiği onay, yaşam yarışında büyük önem taşır. Kız çocuğunun üzerine alacağı sorumlulukları yerine getirmesi, kişiliğini daha da iyi oturtması için ciddi bir temel oluşturur. Kızını teşvik eden ve cesaretlendiren bir baba, hem iş hayatında hem de duygusal ilişkilerinde, başarının ve mutluluğun anahtarını sağlar.

ailem.comdan alıntıdır

Baba Çocuk İlişkisi

4 Haziran 2008 Çarşamba Yorum yok »

Baba Çocuk İlişkisi
 

Bir erkek için, duygusal yönden alacağı hiçbir ödül, çocuklarını doğdukları andan, bağımsız yaşayabilecekleri çağa gelinceye kadar gereğince yetiştirebilmek kadar doyurucu olamaz.

Hiç kimse iyi baba olarak doğmaz. Üstelik babada, annedeki prolaktin hormonu gibi destekleyici biyolojik faktörler de yoktur. İyi baba olmak; sevgi, deneyim, sabır ve bilgilenme işidir. Babalık yaşantısı, eşinin hamile olmasıyla başlar. Bu dönemde baba adayı, doğum öncesindeki gelişimi adım adım eşiyle birlikte izler. Eşini gerginleştirecek ortamı oluşturmamaya özen gösterir. İşte babalık sorumluluğu da böylelikle başlamış olur.

Doğumdan sonra, normal bir baba için cinsiyet faktörü hiç önem taşımamalıdır. Ancak, ne yazık ki hala kadını insandan saymayan bazı yörelerimizde, kız çocuğunun doğumu bazı babaları mutlu etmez. Bu durumda ya çok dışlanır, ya da suçlanan anne olur.

Doğumdan sonra tıpkı annede olduğu gibi, babanın da çocukla duygusal ilişkiyi kurabilmesi için onunla fizik temasa ihtiyaç vardır. Bunun için de çocuğun beslenme ve oyun faaliyetlerinde babanın etkili oması gerekir ki, bazı babalar bu tür işlerin “erkek işi” olmadığı gibi garip saplantılar içine girerek, reddederler.

İlk yıldaki anne-çocuk ilişkisinin önemi, babanın rolünü azaltır. Nasıl ki ilk yıl için annenin varlığı, ilk dış dünya algıları oluşumu için vazgeçilmezse, ikinci yıldan itibaren babanın önemi de giderek artmaya başlar. Babanın varlığıyla çocuk, annenin yalnız kendisine ait olmadığını, annenin kendisinden başka kişilerle de ilgilendiğini görür. Bu durum, onda bir iç çatışmaya bağlı olarak huzursuzluk ve sıkıntı hali doğurabilir. Baba,
1) Anneyi mutu etmek ve ona yardımcı olmak.
2) Otoriteyi sağlamak ve annenin çocuğa getirdiği düzeni sürdürmek,
3) Toplumla bağ kurmak ve statü kazandırmak için gereklidir. Bundan başka baba, eğer anne çalışmıyorsa, dış dünya ile bağı oluşturur, aile dışı gerçekliği şekillendirir.

Davranışçı açıdan çocukla birlikte geçirdiği sürenin kısmen kısa olması nedeniyle babanın rolünün daha önemsiz olduğu sonucunu çıkarabilir. Ancak, babaların “uygun davranış” konusundaki tavırları daha belirginse, bu davranışlar arasında kesin çizgiler çizmişlerse, kız ve erkekler arasındaki davranış farklarını oluşturma ve güçlendirmedeki rolleri anneninkinden daha önemli yer tutar.

Sosyal öğrenme teorisi ise, çocuğun aynı cinsten yetişkin modelini gözleme sürecini vurgular. Gözlemin yanı sıra, ebeveynin kız ve erkeklere farklı muamele yapmalarının önemi üzerinde de durur.

Psikanalitik teori ise, 4-5 yaşa gelene değin babanın öneminin çok büyük olmadığını, çünkü bu döneme kadar erkek ve kız çocukların her ikisinin de anneleriyle özdeşleştiklerini ileri sürer. Bunun yanı sıra, psikanalitik teori; saldırganlık, bağımlılık, oyun şekli gibi noktalarda görülen farklılığı çevresel etkenlerden çok, biyolojik etkenlerle açıklama eğilimindedir.

Kız ve erkeklere uygun oyuncakları sınıflandırma konusunda da, babaların annelere, nazaran daha katı oldukları, ebeveynle yapılan görüşmelerde çıkarılan bir diğer sonuçtır. Ayrıca 3-7 yaş arası çocukların, diğer cinse ait oyuncaklarla oynamaları karşısında, annelerinden daha olumsuz tepki aldıkları saptanmıştır.

Anne ve babalar arasında önemli bir tercih farkı görülmemesine karşın, genel olarak babaların, ilk çocukta tercihlerinin erkek çocuk üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Babaların %45’i tercihlerini erkek çocuk olarak belirtirken, %40’ı tercih belirtmemiştir. Nedenler sorulduğunda, yarıdan fazlası bir erkeğin erkek çocuk istemesinin son derece doğal olduğunu, bir kısmı ise erkek çocuklarıyla birlikte gerçekleştirebilecekleri faaliyetlerin daha çok olduğunu, bir diğer grup ise aile isminin devamını erkek çocuğun sağlayacağını neden olarak ileri sürmüşlerdir.

Babaların yaşamın ikinci yılında erkek çocuklarıyla daha yakın ilişkiye girdikleri, özellikle yakınlaştıkları ileri sürülmüştür. Bu iddiayı araştırma verileriyle saptamak için, babalarla yapılan görüşmelerde bu noktaya da değinilmiştir. Gerçekten de bulgular, beklentiler doğrultusunda olmuştur. Bunun en büyük nedeni, 2 yaş çocuğunun sergilediği davranışların birçoğunun, babaların “gerçek bir erkek” kavramına daha yakın olmasıdır. Böylece, babaların oğullarıyla daha erken özdeşleşmeleri ve kendilerini onlara daha yakın hissetmeleri sonucu doğmaktadır. Kız çocuğa sahip olanlarla, erkek çocuğa sahip babalar arasında  belirgin bir fark görülmüş, erkek çocuğa sahip olanların, çocuklarına daha yakın oldukları belirlenmiştir.

Erkek çocuklar için daha çok olumlu tanımlama kullanılırken, daha fazla sayıda kız çocuk için olumsuz tanımlama yapılmıştır.

Babalarla yapılan görüşmelerde, kendilerine yöneltilen sorulardan biri de; bazı oyun ve faaliyetleri özellikle kendi rolleri gibi görüp görmedikleriydi. Erkek çocuk babaları tarafından en sık belirtilen ortak faaliyetler fiziksel oyun veya spor olmuştur. Erkeklerin çoğunluğu için, futbol, özellikle, belirtilen bir spor faaliyetidir. Kızlar için en çok bahsedilen faaliyet, akademik öğrenmede ona yardım etmek, çocuğu desteklemek olmuştur.

Gözlemler sonucunda, babaların genel olarak erkek çocuklarıyla birlikte oynadıkları oyunların süresinin, kızlara oranla biraz daha uzun olduğu görülmüştür. Kızlarla oynanan oyunlar, daha çok şakalaşmak, saldırganlığa kontrol altında izin vermek ve babanın güç ve kuvvetinin sergilenmesinin karışımından oluşmuş oyunlardır. Erkeklerle oynanan aktif oyunlar ise, daha çok “İki çeşit güçteki insanın” birlikte rahatlamaya çalışmaları şeklinde belirlenmiştir.

Prof. Dr. Haluk Yavuzer
ailem.comdan alımtı.

Babalık Üzerine Makaleler

4 Haziran 2008 Çarşamba Yorum yok »

Baba olmak yaşamınızı değiştiren bir maceradır ve her zaman kolay olduğu da söylenemez.

Hamileliğin başlamasıyla doğum arasında ki yolculuk zaman alır ve bu süre derinlerdeki duyguları uyandırmak, ihtiyaçları, endişeleri ve umutları paylaşmayı öğrenmek için tam da gerekli olan şeydir. Gerek duyulan tam olarak budur. Bebekler daha doğmadan mucizeler yaratmaya başlar. Ana rahminde büyüyen bebek her şeyin düzen içinde ilerlemesini sağlar; kadını anneye, erkeği babaya ve kadınla erkeği de aileye dönüştürür.

Hamilelik sırasındaki 226 gün boyunca aile üyeleri arasındaki gizemli bağlar elle tutulur bir hal alır; bebek anneye muhtaçdır, anne babaya ve baba da eşinin ve bebeğinin sevgisine. Yaşam helzonik, sürekli ve dönüştüren bir hale gelir. Babalığın boyutları gittikçe genişler.

Aslında babalara delicesine ihtiyaç duyulur. Ancak erkekler çoğu zaman bunun farkında değildirler.

Babalar, anneler ve bebekler için sadece hamilelik sırasında değil, doğumda da önemli bir değişim geçirir. Orada bulunan her erkek sonsuza dek bunun etkisini taşır ve değişir. Eşine ve sevişmelerinin onlara sunduğu yeni insana derinden bağlanır. Doğumda istekli ve rahat olan bir babanın varlığı, annenin acıyı algılamasını değiştirir, ilaç kullanımını azaltır, dayanma gücünü arttırır ve belki de ilk kez gerçek annelik gücünü ortaya çıkarmasını sağlar.

Büyük olay için nasıl ortam seçerseniz seçin, doğum sancıları çeken annenin ritimlerine kapılıp babalık duyguları içinde kendinizden geçmeye ve güç vermek, destek olmak için orada bulunmaya hazır olun. Bu, her ikiniz içinde yepyeni bir durum. Sizin amacınız eşiniz için orada olmaktır, onun amacı ise o inanılmaz ilk yüz yüze karşılaşma için bebeği doğum kanalından geçirip dünyaya getirerek asıl işini yapmaktır.

Hiç kimse bir bebeğin insanın içine işleyen, her şeyi bilen gözleriyle karşılaşılan o an için yeterince hazırlıklı olamaz. Huşu dolu bir sessizliğin ardından, yeni doğan bebeğinizle söylediklerinizi anladığını düşündüğünüz için kendinizi biraz da aptal gibi hissederek konuşmaya başlayabilirsiniz. Durmayın, konuşun. En son bilimsel araştırmalar bebeklerin sandığımızdan çok daha akıllı olduğunu gösteriyor. Bebeğiniz sözcükleri bir yana bırakıp doğrudan zihninizi okuyarak mesajınızın özünü alabilir. En azından aylardır sesinizi duyduğu halde neye benzediğinize dair bir fikri olamadığı için yüzünüzü müthiş bir merakla inceleyecektir.

Sonunda sizi gören bebeğiniz yüz ifadelerinizi taklit edebilir. Mutluluk, üzüntü veya şaşkınlık belirtileri ebeveynden çocuğa kolaylıkla geçebilir. Evet, babalık sizi çağırıyor. Hamilelikte bu çağrıya cevap vermeniz içindir.

Annelik Efsanesi Sarsıldı Şimdi Babalık Çağı

Bir kadın filozofun, Simone de Beuvoir’in annelik içgüdüsünü ilk kez tartışmaya açmasının üstünden kırk yıla yakın zaman geçti. Bu kırk yıl içinde annelik içgüdüsü sözcüğü moda olmaktan çıktı. Ama ona şaşırtıcı biçimde benzeyen "anneliksevgisi" fikri hükmünü hâlâ sürdürüyor.

Anneliğin içgüdüsel bir şey olmadığı kabul ediliyor edilmesine ama, annenin çocuğu için duyduğu sevginin olağanüstü güçlülüğü; benzersizliği, ancak doğanın sırlarıyla açıklanabileceği inancı ve fikri yaygınlığını koruyor. İçgüdü yerine sevgi konuyor ve içgüdünün tüm özellikleri sevgi kavramına yakıştırılıyor.

İster bir içgüdü olarak, isterse doğanın lütfettiği pek özel bir sevgi türü olarak annelik miti, bize her zaman tarihi tanık gösteriyor. İnsanlığın başından beri süregelen birdurumun sorgulanamazlığını iddia ediyor.

Oysa tarih, en azından Avrupa’nın iki yüzyıl süreyle "annelik sevgisi" diye birşey tanımadığını gösteriyor. 17. ve 18. yüzyıllarda bebeklerin çok büyük bir çoğunluğunun doğumdan hemen sonra ücretli sütannelere terkedildiğini; çoğu insanın gerçek annesini hiç tanımadan ölüp gittiğini gösteriyor. Elisabeth Badinter’in "Annelik Sevgisi" adlı araştırmasından, bu iki yüzyıl boyunca Avrupa’da çocuk hayatının ne kadar değersiz, çocuk ölümlerinin ne kadar sıradan ve annelik sevgisi denen şeyin ne kadar bilinmez birşey olduğunu çarpıcı örnekleriyle öğreniyoruz.

18. yüzyılın sonlarında durum ansızın tersine dönüyor ve 17. yüzyılın duygusuz kadını anaç bir tavuğa dönüşüyor. Rousseau’nun toplumsal görüş ve projesinde temelini bulan yeni rol bölüşümünde annelik kutsal bir görev, kaçınılmaz olarak ızdırabı da içeren mutlu bir deneyimdir. Bir kadının yapabileceği en iyi, en soylu ve aslında tek- şeydir… Çocuğu koruma ve kollama görevini artık resmen annenindir.

Ancak, 20. yüzyılın son çeyreğinde, neredeyse iki yüzyıl boyunca hükmünü sürdüren analık miti’nde ve bu mit üzerine inşa edilen kutsal annelik sevgisinde derin yaralar açıldığını görüyoruz. 1970′lerin öncü kadınları, önce annelik içgüdüsünü reddediyor, toplumdaki asli görevlerinin eş ve analık olarak tanımlanmasına karşı çıkıyor; bununla da yetinmeyip, sadece anneye özgü özel bir sevgi türüne de itiraz ediyor ve şöyle diyorlar: Anneliksevgisi diye özelbir sevgi türü olduğu da, annelik içgüdüsü de bir efsaneden başka birşey değildir. Annelik, çağlara ve törelere göre değişen özellikler gösterse de aslında toplumsal bir tavrın, öğrenilmiş bir mesleğin adıdır.

Çağdaş kadınlardan yüksele ve analık mitini sorgulayan bu ses, çağımızda, bilim dünyasında da yankılarını buluyor. Giderek artan sayıda bilim adamı, anneliğin içgüdüsel bir duygu olduğu tezinden, öğrenilen bir rol,bir davranış kalıbı olduğu tezine doğru kayış gösteriyorlar. Çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı Kliniği Başkanı Prof.Dr.Atalay Yörükoğlu, anneliğin içgüdüsel bir yetenek değil öğrenilen bir davranış olduğunu savunan bilim adamlarımızdan biri. Şöyle diyor Yörükoğlu:
"Annelik yeteneği, sanıldığının tersine, tümüyle içgüdüsel bir yetenek değildir. Yapılan bilimsel gözlemler, ister memeli hayvanlarda olsun ister insanlarda olsun annelik duygusunun ve davranışının büyük ölçüde sonradan kazanıldığını kanıtlamaktadır. Kuşlar ve memeli hayvanların dişileri yavrularını özenle besler, bakar ve savunurlar. Bu gözlemlere dayanarak, annelik yeteneğinin içgüdüsel olduğunu söyleyebilir miyiz? Anneliğin içgüdüsel ya da doğuştan gelen bir temeli olsa da, öğrenmeyle çok ilgili olduğunu gösteren kanıtlar vardır."

Psikolog Acar Baltaş ise, anneliği içgüdüyle öğrenmenin birleşiminde oluşan bir deneyim olarak tanımlamaktan yana. Baltaş, çocuğu karnında taşımanın getirdiği hormonal, kimyasal değişikliklerle annede içgüdüsel bir duygu gelişebileceğini belirtiyor ama asıl üzerinde durduğu nokta başka. Baltaş, önemli olanın "çocuğun yakınlık duyduğu ve model aldığı yetişkinin kim olduğu" meselesi olduğunu ifade ediyor ve şöyle diyor:

"Anne içgüdüleriyle daha sonra öğrendiklerini biraraya getirir. Baba da çocuğun ihtiyaçlarına ve duygu dünyasına hitap edebiliyorsa çocuk için önemlidir. Eskiden süt veren bir annenin çocuk için çok önemli olduğu söyleniyordu. Bugün hem anne hem de baba için kriterler değişmiştir. Çocuğun yakınlık duyduğu, model aldığı birey, ona şefkatle yaklaşan, duygusal ihtiyaçlarına cevap veren, verici bir yetişkindir."

Organorama

ailem.com sayfasından alıntıdır.

Merhabalar

11 Mayıs 2008 Pazar 2 Yorum »

Bugün anneler günü.Bütün annelerimizin ve kendi annemin anneler günü en içten dileklerimle kutluyorum.Benim kzım bana kreşte çok güzel bir resim yapıp getirdi anneler günü hediyesi getirdi dünyalar benim oldu.Size şimdi size kendi resmimi ve kızımın resmini yayınlıyorum.resimlerim_001.jpgresimlerim_002.jpg resimlerim_004.jpg resimlerim_003.jpg resimler_005.jpg

Ailem

8 Mayıs 2008 Perşembe 3 Yorum »

resimlerim_001.jpg 

resimlerim2_001.jpg resim1_001.jpg resim2_003.jpg resimsimim.jpg 1_001.jpg

Sevgili Annecim

8 Mayıs 2008 Perşembe Yorum yok »

Annem,canım,birtanem,gözümünbebegi sen benim için çok şey yaptın.canını malını herşeyini feda ettin.yemedin yedirdin,giymedin giydirdin,okuttun,hastaladıgımda gecedemedin gündüz demedin başımda bekledin en önemliside beni dünyaya sen getirmedin ama beni gerçek anne sıcaklıgını verdin hiç evlatkıl oldugumu hissettirmedin.Annem sen benim için herşeyden ve herkesten önemlisin.Yaradanımız ikide seni karşıma çıkardı.Annem iyiki hayatımdasın.Osıcacık bakışın ve gülüşün içimi ısıtıyor.Annem benden hiçbir zaman duanı esirgemedin.Her zaman her konuda yanımda ve destek oldun.Annem senin hakkını ne yaparsan yap ödeyemem.Yeri geldi aç kaldın beni aç bırakmadın,yeri geldi hasta oldugun halde beni okutmak için çalıştın.Annem yaradan seni banim başımdan eksik etmesin senin acını bana göstermesin.

Annem anneler günün kutlu olsun.

Biricik kızın Nazmiye Yaman

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.