Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Kategori : 'Hayvanlar'

Sanal Hayvanlarım

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

 

Hayvanlar

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

Hayvanlar

Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar (Eukaryota) üst âlemindeki hayvanlar (Animalia) âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır. "Hayvan" sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı hayvanları ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir. Hayvanlar âleminin bilimsel ve Latince adı olan "Animalia" terimi ise yine Latince olan ve "yaşayan" ya da "ruh" anlamına gelen animadan türetilmiş animal sözcüğünün çoğuludur. Hayvanlar âlemini tanımlayan bir başka Latince bilimsel terim de Metazoa’dır.

Genellikle çevrelerine uyum sağlayan ve diğer canlılarla beslenen çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı metamorfozlar geçirmesiyle gelişir. Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Besinlerini genel olarak sindirerek alırlar.

Hayvanların birçoğu hareketlidir ve bitkilerde tipik olan kalın hücre duvarları genellikle yoktur. Embriyonik gelişim esnasında büyük ölçülerde hücresel göçler ve doku organizasyonları görülür. Üremeleri primer (birincil) olarak seksüeldir; diploit kromozom taşıyan dişi ve erkekler mayozla haploit kromozomlu gametleri, bunlarda birleşerek diploid zigotu oluşturur.

1,5 milyondan fazla yaşayan türü tanımlanmıştır, fakat gerçek miktarın bazılarına göre 20 milyon, bazılarına göre de 50 milyondan fazla olduğu sanılmaktadır.

Tarihçe

İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MÖ 383-322 yıllarında Aristo "hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir" diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düşünce 2000 yıl sürmüştür.

1627-1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linne’nin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir.

100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866‘da Haeckel‘in filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır.

Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde tanımlanmış ve sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000′ini omurgasızlar oluşturmaktadır. Geri kalan fosillerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000′i Vertebrata‘ya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.

Akrabalıklara göre yapılan genetik çalışmalar sonucu Bilateria dört büyük ana gruba ayrılır:

  1. Deuterostomes
  2. Ecdysozoa
  3. Platyzoa
  4. Lophotrochozoa

Üreme ve gelişme

Hemen hemen tüm hayvanlar çiftleşerek ürerler.Yetişkinler diploid ya da polidiploiddir. Herbirinin kendine has üreme hücresi vardır. Bir çok hayvan çiftleşerek üremeye yatkındır.

Bir çok hayvan güneş ışığı enerjisini dolaylı yollardan kullanarak gelişir, büyür. Hayvanların aksine bitkiler bu ışığı [Fotosentez] ile doğrudan basit şekerler üretmek için kullanır. Bitkiler, havadan aldığı karbon dioksit (CO2) ve topraktan aldığı su (H2O) moleküllerini ışık enerjisini kullanarak kimsayal bir rekasiyon sonucu Glikoz şekeri (C6H12O6) dönüştürür ve son olarak açığa Oksijen çıkar (O2). Elde edilen bu bu şeker daha sonra bitkinin büyümesi için kullanılır. Hayvanlar bu bitkileri yediklerinde ya da bu bu bitkileri yiyen hayvanları yediklerinde bitkilerin içinde bulunan şekeri almış olurlar. Alınan bu şekerleri hem büyümek gelişmek için hem de kendi vücutlarında hareket etmeleri için gerekli olan enerjiyi üretmek için kullanılır.

 

Filler

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

AĞAÇ TAŞIDIĞINIZ VİNÇLE YERDEN BEZELYE TOPLAYABİLİR MİSİNİZ?

Fillerin hortumu tek bir uzantı şeklinde olmasına karşın tahmin edileceğinizden çok daha fazla işleve sahiptir. Hayvan, bir yandan hortumu ile söktüğü tonlarca ağirlıktaki bir ağacın gövdesini taşıyabilirken, öte yandan bir bezelye tanesini yerden alıp ağzına atabilir. Ayrıca yıkanmak ya da su içmek için 4 litre suyu taşıyabilir veya bir fıskiye gibi püskürtebilir. Yerine göre borazan gibi kullanarak sürüsünü toplayabilir veya kaçmaları için uyarabilir. 50 bin adet kasla çevrili bu organ mükemmel dizaynı sayesinde çok fazla incelik ve hassasiyet gerektiren bir işlemi yapabilme kabiliyetine de sahiptir.  

Bilgisayar ve elektronik teknolojisi büyük ilerlemeler kaydetmesine karşın; bir filin hortumu kadar hem güçlü hem de hassas işler yapabilen makineler, robotlar üretilememiştir. Filin hortumu özel olarak tasarlanmış bir organdır.

 

Fillerin ancak aradan 7 yıl geçerse yavrulayabildiklerini biliyor muydunuz?

Büyük Bir Resmi

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

İşte sanal hayvanımın büyük bir resmi!

 

Şirin Kedi Resimleri

5 Kasım 2007 Pazartesi 3 Yorum »

Kediler

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

!Konuşma!

 

Sevgili Arkadaşlar!

 

Hayvanların, insan yaşamında büyük önemi vardır. İlk evcilleştirilen hayvanların köpek olduğu sanılıyor. Sonraki zamanlarda ise koyun, keçi, at, boğa, tavuk ve kedi gibi hayvanlar evcilleştirilmiştir.

 

Her canlının, doğadaki dengenin korunmasında bir rolü vardır. Soyları bilinçsizce tüketilen canlılardan sonra, doğada büyük sorunlar yaşanmaya başlamıştır. Artık günümüzde, nesilleri tükenmekte olan hayvanları korumak için büyük gayretler gösterilmektedir.

 

Sevgili arkadaşlar! Hayvanlara işkence yapmak bir insanlık suçudur. Hayvanlara acımayanların, insanlara hiç acımayacağını söylüyor bilim adamları. Zor durumda kalmış hayvanlara mutlaka yardım etmeliyiz. Kuşların, karıncaların yuvalarını bozmak, yumurtalarını almak çok kötü bir davranıştır. Hayvanları korkutup ürkütmek, sapanla kuş vurmak, şakadan da olsa, istemedikleri gibi davranmak da kötüdür. Bakımını üstlendiğimiz hayvanların yiyeceklerini, içeceklerini düzenli vermeli, aşılarını yaptırmalıyız. Yiyecek artıklarını, hayvanlara veya hayvan besleyicilerine vermeliyiz.

 

Hayvanlara daha iyi davranılmasını sağlamak isteyen İngiliz hayvanseverler, 1822 yılında bir araya gelerek “Hayvanları Koruma Birliği”ni kurdular. Hayvanları koruma amacıyla yurdumuzda açılmış olan ilk dernek, 1908 yılında kurulmuş olan “Hayvanları Koruma Derneği”dir. Dünyadaki hayvan koruma derneklerinin bir araya gelerek oluşturdukları “Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu”, 1931 yılında yaptığı toplantıda, 4 Ekim gününü “Hayvanları Koruma Günü” olarak ilan etti.

 

Hayvanları Koruma Günü’nün amacı; hayvanlara karşı sevgi ve acıma duyguları uyandırmak, onları korumak ve haklarına saygı duyulmasını sağlamaktır.

 

Hayvan sevgisi, insandaki yardımlaşma, iyilikseverlik ve sevgi gibi duyguları geliştirir.

 

Bugün bir hayvanı sevindirmeye ne dersiniz?

 

Hoşça kalın, sevgiyle kalın!

 

Güzel Sözler!

 

·        Karıncadan ibret al, yazdan kışa hazırlan.

·        Kedi beslemeyen, fareleri besler.

·        Arı bal alacak çiçeği bilir.

·        Hayvanlar en uysal dostlarımızdır.

·        Hayvanlar sevildiğini bilir.

KELAYNAK

5 Kasım 2007 Pazartesi Yorum yok »

KELAYNAK

Kelaynak
Kelaynak

Korunma durumu: Kritik

Northern Bald Ibis,Hermit Ibis veya Waldrapp Geronticus eremita kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarında bulunan iri yapılı suda veya çamurda yürüyen ince uzun kıvrık gagalı bir kuştur.Sıksık fakat daima akan sulara yakın değildir.Bu iri parlak ,cilalı siyah ibistir.70-80 cm uzunluğunda 120-135 cm kanat genişliğindedir. Tüysüz kırmızı bir yüz ve kafaya ve uzun kıvrık kırmızı bir gagaya sahiptir.Ortadoğu ve Afrika, Kuzey Sahara çöllerinde kayalıkların uçurumlarında 2-3 yumurta yumurtlayark ürer.Onun yiyecekleri böcekler ve diğer küçük yaratıklardır.Önceleri Ortadoğu,Kuzey Afrika ve hatta Avrupa Alp’lerinde yaygındı ,gerçi burada 400 yıl önce yok oldu. Kendi mesafe alanında göçmen bir kuştur.Fakat onun kışı geçirme alanı Sudan’ın bir kısmı ,Etiyopya, Eritreve belki de Somali’nin bazı yerleri, Yemen ve Suudi Arabistan’da keşfedildi.Bu tür şimdi resmi olarak kritik tehlike sınırındadır.vahşi olarak yaşayan nüfusu 420 olarak tahmin edilmektedir.Ve yaklaşık 1500′ü tutsaktır(2004).Ayak basacak sağlam yerleri olarak Fas,Türkiye ve Suriye’dir.

Kelaynak Mısırda kutsal sayılan aynak türü iri kuştur. Dünyada sadece ülkemizde (Bilecik / Urfa) ve Fas’da koruma altında az sayıda bulunmaktadırlar. Dünya popülasyonları yaklaşık 500 bireydir. Türün doğal yaşam alanı Alp’lerden Kızıldeniz’e, Fas’dan Güneydoğu Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyadır. Yanlış tarım politikaları sonucunda kurutulan sulak alanlar ve böcek öldürmek için tarlalarda kullanılan ağır kimyasallar(Özellikle DTT) bu kuşun neslini tükenmenin eşiğine getirmiştir.

Türkiye’de yaşayan yaklaşık 75 bireyin göç etmesine izin verilmiyor. Göç zamanı kuşlar kafeslere alınıyor. Ama Suriye’de 3-4 bireyden oluşan ve hala kışın göç eden küçük bir topluluğa rastlanmıştır. Kuşla ilgili gerek Avrupa gerek Türkiye kaynaklı yeni projeler kuşları güvenli şekilde göç ettirebilmeği amaçlar, buna çalışmaktadır.

Kültürel anlamı

Kuzey Kelaynak Mısır Firavun’ları tarafından ululanıp yüceltildi.

Yaşam özellikleri ve davranışları

Başlarında tüy olmaması nedeniyle bu adı almışlardır.İlk yumurtadan çıktıklarında yavrunun kafası ve boğazı tüylüdür.Yaşları ilerledikçe bu tüyler yok olur.Siyah tüyleri güneş ışığının farklı açılarında parlak yeşil,kavuniçi ve mor rengini alır. Uçuşları insanı hayrete düşürecek kadar güzel ve zariftir. Kelaynaklar çok sosyaldir,sabahın erken saatlerinde 10-15 km uzaklıktaki beslenme alanlarına guruplar halinde giderler.Uzun ve kıvrık gagalarıyla yiyeceklerini ararlar. Yuvalarını yapma dönemi Şubat-Mart aylarıdır.Yavruları koyu gri renkte olup ,yuvada dolaşırken yere düşme tehlikesi yaşarlar.Yumurtada çıktıktan 2-3 ay sonra palazlanırlar.Erişkin kuşlarla birlikte beslenme alanlarına uçarlar.Kendilerini beslenecek duruma gelene kadar anneleri onları 2-3 ay besler. Tek eşli yaşamaları nedeniyle üremeleri çok yavaş olur.

Tehditler

Kelaynakların yok olmasının bir çok nedeni vardır.Bunların başında avcılık gelir.Beslenme alanlarının çeşitli nedenlerle kaybı,1950yılında çekirge salgınına karşı yapılan DDT ilaçlaması Birecik’teki kelaynakların hızla yok olmasına neden oldu.Kurtulanlar ise ilacın etkisinden birkaç sene yumurta vermedi.

Türkiye ve Suriye’deki kelaynaklar (Doğu’daki topluluklar) ,Fas’daki kelaynaklardan (Batı’daki topluluklar) dış görünüm olarak farklıdırlar.Bu iki farklı kelaynak topluluğu arasında davranış farklılıkları da vardır.Fas’daki kelaynaklar göç etmezken Birecik ve Suriye’deki kelaynaklar göç eder.

1954 yılında Birecik’te 600 çiftten fazla ve üreyen bir topluluk vardı.DDT ilacının uygulamasından sonra ,Birecik’te 1962 yılında kelaynakların toplam sayısı 130 çift kalmıştı.Ve 1972 ye kadar kuşların hiç biri yumurta çıkarmadı.1973 yılına gelindiğinde ise 26 çift kelaynak kalmıştı.1982 yılında ise sadece 17 tane kuş Afrika’dan geri dönmüştü.Ve 6 çift doğal ortamında üremişti.

1990 yılından sonra artık,Birecik’te yarı-yabani kuşlar üreme dönemine hazırlık için Şubat-Mart aylarında kafeslerinden çıkarılır ve göç zamanına doğru Temmuz-Ağustos aylarında tekrar kafeslerine alınırlar.Bu dönem içerisinde kuşlar doğal ortamlarında serbestçe uçup ,üreyebiliyorlar.Üreme istasyonunun içindeki kayalıklar ve tahta yuvalarda üreyen Kelaynaklara günde iki defa yem veriliyor.Kuşlar ayni zamanda Fırat’ın kenarındaki alanlara gidip beslenebiliyorlar.

 

Günümüzdeki durum

Çevre ve Orman Bakanlığıyla, Doğa Derneği tarafından Kelaynaklarla ilgili eğitim projesi uygulanmaktadır.projeyle, kelaynakların tanıtımına katkı sağlamak ve bölgeye daha çok ziyaretçinin gelmesi hedeflenmektedir.Doğa Derneği tarafından görevlendirilen Turan Çetin ,Kelaynakların doğal yaşamları hakkında gözlem yapmakta ve veri alt yapısı oluşturmaktadır.Günümüzde 83 kelaynak olmakla beraber 13 tane yavru bulunmaktadır.Ve Birecik’teki Kelaynakların sağlık durumları da iyidir.

 

Kelaynak nesli tükenmekte olan hayvanlardan sadece birisi. Onun gibi birçok hayvanın nesli tükenmek üzere. Biz dinazorları görememiştik. Bizden sonrakiler ise kelaynakları göremeyecek. Bu durum ne zaman bitecek? Lütfen hayvanları koruyalım. Onlar da doğanın bir parçası. Doğanın o parçasını koparıp atmayın. Doğaya biraz olsun saydı gösterin. Onların daha iyi şekilde yaşaması için elinizden geleni yapın. Bunu sadece kendiniz için değil, tüm dünya için yaparsınız. Kelaynakları bizden sonrakiler de görsün. Biz dinazorları göremedik. Ama onların zamanında bunları bilen yoktu. Biz daha şanslıyız. Ama onlara da şans verelim. Sadece 83 kelaynak, 13 yavru. Toplamı 100 bile değil. Onların sayısını 1000’e çıkartalım. Doğaya ve tüm hayvanlara saygı duyalım. Duyarlılığınızdan dolayı hepinizi tebrik ederim. Sizin gibi duyarlı insanlar çok az. Siz de insanları bu yönden bilinçlendirirseniz daha çok sevinirim.

 

HAYVANLAR OLMAZSA YAŞAM HİÇ OLMAZ!

solucan

2 Kasım 2007 Cuma Yorum yok »

 solucan  hayvanlar

yunus balıgı

2 Kasım 2007 Cuma Yorum yok »

 hayvanlar

yunus  balıgı

Canlılardaki Olağanüstü Dayanışma

2 Kasım 2007 Cuma Yorum yok »

Canlılardaki Olağanüstü Dayanışma

Canlılardaki Olağanüstü Dayanışma

Canlıların tehlike halinde kurdukları işbirliklerinin kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu canlıların herbirine sahip oldukları yetenekleri veren ve nasıl davranacaklarını ilham yoluyla öğreten Allah’tır.

Hayvanların topluluk halinde yaşamalarının en büyük avantajlardan biri, tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlanmasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır. Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiğinde çevresindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını diker, ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.

Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiğinde hemen öterek alarm verir. Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartır. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır.

Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak tehlikeyi haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek ölümü de göze almış olur.

Çayır köpekleri büyük koloniler halinde yaşar. Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık 30 hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki hayvanların tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında ve girişlerde bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü görebilecek şekilde arka ayakları üzerinde dikilmiş nöbet tutan hayvanlar bulunur. Nöbetçilerden biri bir düşman görürse, ıslık şeklinde bir dizi havlama sesi çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından yinelenir ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm haline geçilmesini sağlar.

Burada öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır. Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle uyarması elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi bu hayvanların her birinin birbirlerini "anlıyor" olmasıdır. Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer canlılar onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrar ve buna göre önlem alırlar.

Oradan uzaklaşmaları gerekiyorsa uzaklaşır, saklanmaları gerekiyorsa saklanırlar. Burada düşünülmesi gereken şey şudur: Bu hayvanlar bu işareti gördüklerinde kaçmaları gerektiğini anlıyorlarsa, bu hayvanların daha önceden bunu kendi aralarında konuşarak kararlaştırmaları gerekir ki, tek komutta hemen uygulamaya geçirebilsinler.

Burada göz ardı edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz konusudur. Bunun tek açıklaması canlılara yaptıkları bu akıllı davranışları öğretenin ve uygulatanın, herşeyin yaratıcısı olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah olduğudur.

Canlılar Tehlikelere Birlikte Karşı Koyarlar

Sürü halinde yaşayan birçok hayvan türü tehlike anında birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiğinde topluca bu hayvanların çevresini sarar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır.

Birarada uçan bir kuş sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri için bir koruma sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar aralarında geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde aralarındaki boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün ortasına dalmasını zorlaştırırlar, kaldı ki doğan bunu yapsa bile başarılı olamaz, kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.

Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur.

Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar. Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedir ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanır. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına alır. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner. (Harun Yahya, Canlılardaki Fedakarlık ve Akılcı Davranışlar)

Elbette canlıların bu iş birliklerini kendi iradeleriyle gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi bir insan için mümkün değildir. Bu gerçekler karşısında varılması gereken sonuç şudur: Doğadaki herşey sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı’nın eseridir. O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri, bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah’tır. O, üstün bir kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet sahibidir. İnsana düşen ise, Allah’ın ayetleri üzerinde hakkıyla düşünmektir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

"Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah’ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O’nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Casiye Suresi, 36-37)

Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.