Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Eğitim Kategorisindeki bloglar

18 Mayıs 2008 , Pazar
Kategori (Eğitim)

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gündür. Ulusal bayram günümüzdür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.

1914′de başlayan Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş öncesi Avrupa’nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Birbirleriyle savaştılar. Bu savaş­ta bizimle birlikte onlar yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıl­dık. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay’a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon’a; İtalyanlar Antalya’ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu.

Trablusgarp’da Birinci Dünya Savaşı’nda Anafartalar’da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu’ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru’na bindi. Bu yolculuğu General Hikmet Gerçekçi şöyle anlatıyor : «Karargah üstlerinin hemen hepsini deniz tutmuştu. Kimse kamarasından dışarı çıkamıyordu. Samsun’a az bir yolumuz kalmıştı. Herhangi bir terslik çıkmazsa, çok değil yarın sabah orada olacağımızı ümit ediyorduk, bu düşünceler içinde güvertede ellerimle küpeşte demirini tuta tuta yürümeye çalışırken O’nun kamarasından çıktığını gördüm. Sert bakışlarıyla ufka bir göz gezdirdikten sonra kaptan köşküne çıktılar. Bandırma vapurunda hemen herkesi deniz tutmuştu, oysa Mustafa Kemal dipdiriydi ve çok sağlıklıydı. Kıyı bir ana baba günü halini aldı. Gemimiz demir atınca coşkun gösteriler yükseldi. Hemen ardından geminin etrafını kayıklar aldı. Halkın bu coşkun gösterisini görünce boğazıma bir şey tıkandı, gözlerim yaşardı. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun’da sevinç gösterileri ile karşılandı.» Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü Havza’ya geldi. Çalışmalarını burada da sürdürdü.

Mustafa Kemal, Amasya’da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa’nın bu çalışmalarından hoşnut değil­di. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırdı. Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi.  Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti. 4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi’nde «Ya bağımsızlık, Ya ölüm» ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.

Mustafa Kemal Paşa Sivas’tan sonra Ankara’ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.

19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızdır. Spor beden eğitimidir. Spor bedeni geliştirir. Sağlıklı olmamızı sağlar. Spor yapanlar hayatta daha başarılı olurlar. İyi bir sporcu sağlam bedenli, becerikli ve başa­rılı bir insandır, içki, sigara kumar gibi alışkanlıkları yoktur. Spor kötü alış­kanlıkların edinilmesine fırsat vermez.

İlk, orta, lise ve dengi okullarımızda izci örgütleri vardır. İlk okullar­daki bu örgüte küçük izci denir, izcilik, öğrencileri yaşamın güçlüklerine alıştırır. İzcilerin özel giysileri, çantaları, mataraları, ipleri ve çakıları vardır. Beden eğitimi öğretmenleri izcilere yürüyüşler yaptırır. İzciler için yaz aylarında ormanda, yaylada, göl ve deniz kıyısında izci kampları kurulur. Bu kamplarda izciler yaşamın güçlüklerine alışırlar.

19 Mayıs’ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.

19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk’ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs’ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlan­gıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk’ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.

BAYRAM GÜNÜ

Güler yüzlü bir bahar sabahıydı. Babam:

— «Onur, bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Bayram törenini birlikte izleyelim.» dedi.

Hemen babamın boynuna sarıldım. Yanaklarından öptüm, içim içime sığmıyordu.

— Sağol baba. Beni ne çok sevindirdin bilemezsin, dedim.

Hemen kahvaltımızı yaptık. Babamın elinden tutarak bayram yerine doğru yürüdük. Yol boyu evler, dükkanlar, mağazalar, okullar, daireler bayraklarla  donatılmıştı.  Geçit  töreninin  yapıldığı  alana  geldik. Konuşmacılar Atatürk’ten Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan kongrelerden söz etti­ler. Çok güzel şiirler okundu. Sonra çeşitli spor gösterileri seyrettik. Liseli ağabeylerin gösterileri çok güzeldi. Ateş çemberinden atlıyorlardı. Burada en çok hoşuma giden gösterilerden biri, beyaz ve kırmızı eşofman giymiş ağabeylerin yere yatarak bayrağımızın resmini çizmeleriydi. Bu gösterileri bütün seyirciler ayakta dakikalarca alkışladılar. Eve gelirken babama :

— Baba, neden 19 Mayıs Bayramı yapılıyor diye sordum.

— «Yavrum dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yurdumuzu düşmanlar paylaştılar. Bize yalnız Ankara ve çevresindeki bazı iller kalmıştı. işte bu sırada Atatürk «Türk yurdu bölünmez bir bütündür» diye harekete geçti. 19 Mayıs bin dokuz yüz on dokuzda yurdu düşmandan temizlemek için Samsun’a çıktı. Oradan Amasya’ya, Erzurum’a, Sivas’a giderek Ulusal Kurtuluş Savaşı hazırlıklarına başladı. Ordular kurdu.

Daha sonra yaptığı savaşlarla düşmanı yendi. 29 Ekim bin dokuz yüz yirmi üçte cumhuriyeti ilan etti.

O tarihten beri, her yıl Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün olan 19 Mayıs’ı Gençlik, Spor Bayramı ve Ata’yı Anma Günü olarak kutluyoruz. Atatürk bu bayramı «Türk gençliğine armağan etti» dedi.

— Demek Ulusal Kurtuluş Savaşımız 19 Mayıs bin dokuz yüz on dokuzda başladı. Onun için her yıl bu ulusal günü bayram yaparak kutluyo­ruz. Gençlik, Spor Bayramı size kutlu olsun, babacığım, dedim.

Babam durdu, gülümsedi.

— Onur. bayram hepimizin bayramı. Hepimize kutlu, mutlu olsun yavrum, dedi.

Onur DURUKAN

 

MUSTAFA KEMAL PAŞA SAMSUN’DA
Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da

Samsun’a geldi. Bir süre çalıştıktan sonra

kentin postanesine gitti. Görevli bulunan PTT memuru o günü söyle anlatıyor :

Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadı­ğı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.

— Buyurun Paşam.

— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi.

— Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!

— Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur, dedi.

Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

— «Sen ölürsen ben de ölürüm» dedi.

Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kağıda çabu­cak şifreli bir şeyler yazdı. Havza’ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istedi­ği konuşmayı yaptı, sonra;

«Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.» Dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O bir gerçek vatanseverdi, Atatürk’e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte…

Ahmet Remzi COŞKUNER

 

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA
    Bir gemi yanaştı Samsun’a    

    sabaha karşı

   Selam durdu kayığı,çaparası,  

    takası,

   Selam durdu tayfası.

 

   Bir duman tüterdi bu geminin 

    bacasından

   Bir duman

   Duman değildi bu

   Memleketin uçup giden  

    kaygılarıydı.

 

    Samsun limanına bu 

    gemiden   atılan

    Demir değil

    Sarılan anayurda

    Kemal Paşanın kollarıydı.

 

    Selam vererek Anadolu       

    çocuklarına

    Çıkarken yüce komutan

  Karadeniz’in halini görmeliydi.

 

    Kalkıp ayağa ardı sıra baktı  

    dalgalar

    Kalktı takalar, izin verseydi     

   Kemal Paşa

    Ardından gürleyip giderlerdi

    Erzurum’a kadar

     Cahit KÜLEBİ
 GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
 
Ben o yılların macerasından geldim.

Barut, toz ve ihtilaldi hepten.

Dolaklı hilal bıyıklı süvarilerle,

Hüzünlü marşlar söyleyerekten

Bir davul zurna, bir üçlü, bir bayrak.

Saf çelik kılıçlar ata yadigarı

Yorgun söğütler, mahzun yollar, kağnılar

Göğsü tekmil döğmeli bir zabitin ardından

Bir yıldızlı tan yerine at sürerekten.

Derdini bilemedik,

Dermanın olamadık Gazi Paşa,

Sana hasretimiz cân-ü yürekten.

Artık bir özge tarih oldu yaşadığımız;

Bozkırdan, mavzerden, kandan ve sesten,

Namlular elpençe, süngüler pusuda,

Kalpağın, dolgun bıyıkların, kırbacın

Bir sen kaldın, bir vatan kaldı, bir koşu,

 Bir macera kaldı dillere destan,

Bir gök kaldı mavi, bir kitap yeşil.

Gayri bundan geri bana ağlamak yaraşır.

Temmuzda bir serçe kalkar Sakaryadan

Ağustosta kartal döner.

Günler uzar hasretle dışımızdan, içimizden

Bir kudretli kumandadır bakışın Paşam,

Geceler içinde patırtılarla yanar

Ağlamak ne kelime ki bizlere,

Ankara’dan gelir geçer trenim,

Bir gün olur elbet ben de binerim,

Varır toprağına yüzüm sürerim

Biz vatan çocukları. Gazi Paşam,

Dilimiz takılı kaldı;

Diyemedik

Boynumuz bükülü kaldı;

Doyamadık

Turgut UYAR
 

 

MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM
 
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;

Yeleleri alevden al bir ata binmiş;

Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,

Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,

Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.

 

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;

Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında,

Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,

Arkasından dağ dağ ordular geliyor

Her askeri Mustafa Kemal gibi.
 Mustafa Kemal’i düşünüyorum

Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel

Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere;

Al bir ata binmiş yalın kılıç

Koşuyor zaferden zafere.

 

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;

Ölmemiş bir Kasım sabahı;

Yine bizimle beraber her yerde.

Yaşıyor dört köşesinde vatanın;

Yaşıyor damar damar yüreklerde.
 

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;

Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,

Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum,

Uykularıma giriyor her gece.

Ellerinden öpüyorum.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

 

 

BANDIRMA VAPURU
 O GELİYOR

Yıl 1919

Mayısın on dokuzu

Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.

Sanki harlı bir ateş

Yakıyor ruhumuzu.

Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.

Üzülmemek elde mi;

Hız yüklü, inan yüklü, umut yüklü bu gemi

O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,

O hız, doldukça damarlara kan gibi,

Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,

Ateş püskürecek uyuyan volkan gibi;

Gittikçe büyükleşen

Gölgene dikilmekten

Karardı gözlerimiz.

Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz!

Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel;

Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel.

Celal Sahir EROZAN
 
Ben «bandırma Vapuru»

Esme rüzgar esme halim perişan

Mustafa Kemal’im güvertede

Ben Karadeniz’de dalgalarla boğuşan

Küçük köhne bir tekne

Baştan ayağa dek iman dolu

Bu hasretlik daha ne kadar uzar

Uçmak isterim Samsun’a doğru

Bakışlarım kararır gözlerim dolar,

Ben «Bandırma Vapuru»

Karadeniz’de küçük köhne bir tekne

Yağma yağmur esme rüzgar

Yolumu bekler Anadolu

Gümüş dere durmaz akar.

Mustafa Kemal’im güvertede

Dayamış alnım ufka bakar.

Ben «Bandırma Vapuru»

Var git başımdan Karadeniz

Bu gece efkarım var
 N’oldu ey gönül n’oldu

Gümüş dere durmaz ağlar

Kan ağlar altmış üç ilimiz

Kan ağlar Anadolu

Ben «Bandırma Vapuru»

Mustafa Kemal’im güvertede

Kaputuna bürünmüş

Bakışlarında kararlılık saçlarında rüzgar

Yıldızlar geçiyor alnından

Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne.

Ben «Bandırma Vapuru»

Duyarım sesler gelir Anadolu’dan

Samsun’a doğru

Bir şey var gecenin içinde

Rüzgarlarla karanlıklarla dağılan

Bir şey var gecenin içinde

Mustafa Kemal’in sevinciyle ağaran.

Mesut TARCAN
 
 
 
 
 

                GÜZEL SÖZLER

·       19 Mayıs güven, sevinç, hareket günüdür.

·       19 Mayıs yeni Türkiye’nin ve Atatürk’ün doğum günüdür.

·       Spor gençliğin kuvvet kaynağıdır.

·       Gençliğinde dik duranın ihtiyarlığında beli bükülmez.

·       19 Mayıs ulusal egemenliğin başlangıç günüdür.



5 Mayıs 2008 , Pazartesi
Kategori (Eğitim)
ÖLdür Beni Anne..(agLamak isteyenLere)



Tamamen Yaşanmış Gerçek Bir Hikayedir…Hikaye Uzun Gibi Görünüyor Fakat Yarısına Geldiğinizde Gözyaşlarınıza Hakim Olamıyacaksınız…Böylece Devamını da Okuyacaksınız…Bana İnanmıyormusunuz…? Buyrun Okuyun O Zaman..

ÖLDÜR BENİ ANNE

bu anlatıcaklarımı,aşık olduklarını sanıp,daha gerçek aşkın ne olduğunu bile bilmeyenlerin daha dikkatli okumasını istiyorum,ondan sonra yaşadıkları gerçek aşkmıymış,basit bi hoşlanmamıymış karar versinler.

kalbimin hiç tanımadığı duyguları daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi,çevremde bir sürü erkek ve kız arkadaşlarım vardı,ama bi gariplik vardı,mutlu değildim sanki aradığım başka birşeydi,her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım,noluyordu bana anlayamıyordum,birgün yine arkadaşlarla beraberdim,beraberdim derken nasıl bi beraberlik,onlar bi araya toplanır gülüp eğlenirlerken bense bi kenara çekilip içimdeki fırtınaları dinliyordum her zamanki gibi,artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma,yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim,taki sanki çok derinlerden gelen bi SELAM sesini duyana kadar,selam dedim bende,neden yalnız oturuyosun dedi,bilmiyorum dedim,kimse seni anlamıyor,hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi,evet dedim,bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi,bende aynı durumdayım,seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce işte benim gibi biri daha dedim,
ve ilk defa onun yüzüne baktım,o anda kalbim durdu sanki,donup
kalmıştım,ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum,o gün sürekli onu düşündüm,sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu,
o günden sonra hergün buluşmaya başladık,evleri iki mahalle kadar uzaktaydı,bizim mahallede akrabaları vardı,ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler,böylece aylar geçti,artık ailelerimizde biliyordu,ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu,yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk,
ama ikimizinde anlayamadığı birşeyler vardı,birbirimizi çok seviyorduk,görmeden yapamıyorduk,arkadaşlık değildi bu,çünki diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk,bu çok farklı bişeydi,kimseyede soramıyorduk,nasıl soralımki,biz bile bilmiyorduk ne olduğunu,bu çok yoğun duyguların etkisiyle bazen mutluluktan bulutlara kadar çıkıyorduk,bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız ve bi türlü anlamadığımız hisler dünyasında sebepsiz yere ağlıyor gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk,,belki size saçma gelicek ama birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım,ondan sonraki ilk buluşmamızda biraz konuştuktan sonra bi ara gözgöze gelmiştik,ve daha ne olduğunu anlamadan ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık,hemde ne ağlama sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız,işte o günden sonra bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık,hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk,bi gören olsa bize gülerdi heralde,ama elimizde değildiki bakamıyorduk işte,
ama ne olursa olsun çok mutluyduk,artık ne güneşin doğuşunun,ne çiçeklerin kokusunun,nede kuşların aşk şarkılarının farkındaydık,biz birbirimizde kaybolmuştuk,taki bi akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar,kapıyı annem açtı,gelen onun teyzesinin kızıydı,anneme bişeyler söyledi,annemde hemen babamla bişiyler konuşup,banada sen evden ayrılma biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar,bende hemen arkalarından çıktım,hava kararmıştı,beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim,biraz gittikten sonra bizim evin biraz ilerisinde bi market vardı,orada bi kalabalık gördüm,oraya gidiyorlardı,biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı,yerde yatan biri vardı,bende biraz daha yaklaştım,babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı,bikaç adım daha yaklaştım ve kalbime binlerce ok birden saplandı sanki,yerde yatan benim meleğimdi,oda beni gördü,eliyle bana gelme diye işaret yaptı,ve bana bişeyler söylemek için ağzını açtığında,ağzından kan boşaldığını gördüm,yanına gittim,o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım,hafifçe gülümsedi ve bak dedi napmışsın yeni gömleğine,onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek,iki hafta önce doğum günümde o almıştı,ve birden başını karanlıkta benim seçemediğim kazanın olduğu bi yere çevirip tüh yaa dedi,ne demek istediğini anlamamıştım,başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü,ondan sonrasını hatırlamıyorum,gözümü evde açtım,orada bayılmışım,beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar,uzun süre baygın halde yatmışım,
kendime gelir gelmez ağlamaya başladım,kimse müdahale etmedi,doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş,tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım,ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi,aradan iki ay filan geçmişti,birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim,annem önce kabul etmedi ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti,gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi,bende söz verdim ve gittik,bi süre oturduk ama ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için,bak oğlum dedi annesi,biribirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz,ne kadar üzüldüğünüde biliyorum ama senden bir ricam var dedi,kızım son nefesini senin kucağında vermiş,bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi,şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki,anneme baktım boynunu büktü,bende onu üzmeyecek şekilde anlattım,ama bi ara karanlıkta bi yere bakıp tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince,annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki,bende zaten zor tutuyordum kendimi,ikimizde uzun süre ağladık,
biraz sakinleştikten sonra,artık bu dünyada yaşamam için hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı,
ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış,anne demiş bu yemeği ayhan çok sever,bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhanlara gidip onunla beraber yiyeceğim demiş,anneside yalnız göndermemek için yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş,yolda gelirlerken teyzesinin kızı,sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş,kaldırımda beklerken bi araba vurup kaçmış,bize yakın oldukları için teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş o akşam,ve o karanlığa bakıpta tüh yaa dediği şeyde,bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş,son anlarını yaşayan birisinin canından daha çok bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar seven bir kalp varmıdır daha şu lanet dünyada,başkasını sevebilirmiyim artık,aşık olabilirmiyim başkasına,tahammül edebilirmiyim artık saçma sapan şeylerin adını aşk koymalarına,bizim yaşadıklarımız bilemesekte gerçek aşktı,bunu şimdi biliyorum, ama o bilmiyor,birgün birbirimize bir söz vermiştik,hangimiz önce ölürsek diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti,şimdi bende bilmeden yaşadığımız o tarif edilmez duygunun gerçek aşk olduğunu,o aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için,gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum,AZRAİLİ

O ÖLDÜKTEN SONRA

bu gün hafta sonu,aşkımla buluşacağız,en güzel elbiselerimi giymeliyim,hangi gömleği giysem acaba,yanakları gibi kırmızı olanımı yoksa gözleri gibi kapkara olanımı,yada kazanın olduğu gün kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi,ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf,ben en iyisi son buluşmamızda başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim,evet evet bu daha iyi,anne ben çıkıyorum,onamı,
tabiki anne yaa,her hafta sonu kiminle buluşurum ben,iyide neden ağlıyosunki,şimdi gidip annesindende izin almalıyım,günaydın müsade ederseniz kızınızla gezicez biraz,tabi oğlum,ona iyi bak olurmu,bak buda ağlıyor,noluyo bunlara anlamıyorum,koşar adımlarla gidiyorum aşkıma,bu yolda ne kadar uzun,her zamanki gibi bekçi amca karşılıyo beni,hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyodu,biliyorum,günaydın aşkım ben geldim,bak hala yatıyo,hemde bembeyaz gelinliğiyle,yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu,her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim,
uzatıyor kollarını yattığı yerden,tutuyorum ellerinden,tüy kadar hafif,ne kadarda güzel meleğim benim,hoşçakal bekçi amca,bak koskoca adamda ağlıyo,iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek,
onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele,allahım onunla olunca o kadar mutluyumki,bi ara yine gözgöze geliyoruz,bakmamalıydık,yine ağlıycaz,ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum,işte bu günde bitti,gitmeliyiz,bekçi amca kızar sonra,hoşgeldiniz iyi eğlendinizmi bari,neler yaptınız bakalım,ağladık akşama kadar,her zamanki gibi ha,evet,hadi meleğim sen şimdi yat,ben haftaya yine gelirim,,birgün diyorum,birgün bende bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına,kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına,çabuk gel olurmu diyor,yakında meleğim çok yakında,biliyorum şimdi iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamaz bi tanem,yanaklarına bi öpücük konduruyorum,yine o toprak kokusu,geldim anne,hoşgeldin oğlum,ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM.

AYIŞIĞINDA YAĞMUR

o öldükten sonra,herşey durdu sanki,onsuz bir cehennem olan şu dünyanın günleri geçmek bilmedi,sanki bana dayanılmaz acılar çektirmekten zevk alırcasına yavaşladı hayat,hiç acımadı bana,aşkım beni beklerken,ben yine her zaman olduğu gibi,lanet olası sabahlara açtım gözümü,beni bu hayatta tutan bedenimi,dudaklarımda bi gülümsemeyle bırakıp gideceğim günün özlemine dayanamayıp,bi çare aradım,günlerimin nasıl geçtiğini bilmeyecek birşey,hızlandırmak istedim hayatı,ama nasıl,onunlayken su gibi akardı günlerim,akşamın nasıl olduğunu anlamazdık bile,öyleyse bende onunlayken yaptıklarımı yaparsam daha çabuk bitecekti günler,hemen başladım,mesela her zamanki buluştuğumuz yere gittim,ama nasıl olur,burası cennet gibiydi,şimdi ne kadarda sıkıcı olmuş,kuş seslerini dinler birbirimizin elini tutardık,yine kuşlar var,yine ötüşüyorlar ama artık aşk şarkıları söylemiyor çığlık atıyorlar sanki,olmadı,papatyayı çok severdi,elimize bir papatya alır onu evimizin bahçesine dikerdik hayallerimizde,doğum günümde bana bir demet papatya getir yeter derdi,tek tek saçlarına takardım,aslında saçlarına dokunmak içinde bi bahaneydi,yine ne çabuk akşam olurdu,evet evet eniyisi papatya,gittim,aynı yer ve papatyalar,bunlarda değişmiş,dünyanın en güzel çiçekleri ne hale gelmiş,ne renkleri kalmış,nede kokuları,renklerinide kokularınıda ondan alıyorlarmış,onsuz ne kadar solgunlar,buda olmadı,gezerdik rastgele,nereye gittiğimizi bile bilmeden,bazen kaybolurduk,yine akşam olduğunu farketmez,aceleyle sora sora geri dönerdik geç kalmamak için,bıraktığımız izleri takip etmeliydim,aynı yerleri gezersem yine bitirebilirdim bu günü,ama benim ayaklarım bu kadar ağır değildiki,onunlayken uçar gibi yürürdüm,şimdi tonlarca ağırlık var sanki ayaklarımda,hem izlerimizide bulamadım,nerelere gittiğimizin farkında değildikki bulayım,yollar ne kadar uzun,adımlarım ona gitmek istiyor,sokaklar ne kadar kalabalık,her yer bir tanesinin azrail olmasını umduğum insanlarla dolu,ama hepside insan işte,
bir tanesine saati soruyorum,sekiz diyor,sabahın sekizi,nasıl olur,birine daha,yine sekiz,birine daha,yine sekiz,ama ben evden yedide çıkmıştım diyorum,garip garip bakıyorlar bana,artık yanınada gidemiyorum meleğimin,her gün beni bekleyen aşkımın yanına gitmeye yüzüm kalmadıki,hala neden gelmiyorsun diyince ne cevap veririm ona,son gitmemde ona,ne zaman ayışığında yağmur yağarsa o zaman geleceğim demiştim,kahrolası birgün daha bitti diyorum başımı yastığa koyarken,uyumadan önce gökyüzüne bakıyorum,
bugün ay var,hemde dolunay,birde yağmur yağarsa.

3 ARALIK

Bugün 3 aralık,doğum günüm
ölüme bir adım daha yaklaştım
koskoca bir yıl beklediğim gün
her dakikasını,her saniyesini sayarak geçirdiğim bir ömür bitti sanki
yada ben öyle umuyorum
yılda bir kez giydiğim,beyaz takım elbisemi giydim yine
içine beyaz gömlek,beyaz çoraplar
ne annem,ne arkadaşlarım,ben hariç hiç kimse istemiyor böyle giyinmemi
nedenki,kefene benziyor diyemi
ama ben çok seviyorum
bugün hiç çıkarmayacağım üzerimden
taki güneş,
onsuz yaşamayı kendime yediremediğim
şu lanet dünyanın üzerine bir defa daha doğup
hala yaşıyor olmamın utancını yüzüme vuruncaya kadar
neden diyorum bazen,neden ben
daha çocuk denecek yaşta doğdu gerçek aşk’ın güneşi kalbime
çevremde bir sürü arkadaşım vardı,onlar güler eğlenir,bense onlar gibi olamazdım
sanki bir amacım,yapmam gereken bir görev varmış gibi hissederdim kendimi
ta o zamanlar severdim geceyi ve yalnızlığı
bazen sabahlara kadar düşünürdüm
ben delimiydim
neden yaşıtlarım gibi değildim
neden küçücük yüreğim gögüs kafesime sığmazdı
hergün gözyaşlarımla karşılardım sabahın ilk ışıklarını
yine böyle sabahlardan biriydi
babaannem girmiş odama,ağlamam bitinceye kadar beklemiş
konuşmak istermisin dedi
evet dedim,zaten kendime yakın bulduğum tek insandı
neden ağlıyosun dedi
bilmiyorum dedim
evet dedi bilmiyorsun,ama öğreneceksin
nasıl dedim
sen anlat dedi
bende içimde fırtınalar koparan ama ne olduğunu bilmediğim herşeyi anlattım
bak dedi,dikkatli dinle
bütün insanların bir ömür boyu aradığı
ama daha ne olduğunu bile bilmediği
bulanlarında bunun kıymetini bilmediği bir duygu
çok güzel ama dünyadaki en büyük acılarla
en güzel duyguların harman olduğu tek duygu
dengesi çok hassas
ve bu dengeyi güzel duyguların olduğu tarafada
acı veren tarafada kaçırırsan dünyanı cehenneme çevirecek bir duygu
acısınada mutluluğunada dayanamaz bu zayıf bendenlerimiz
işte herkesin arayıp bulamadığı
ama sana çok erken verilmiş bir şey var o kalbinde dedi
peki ne yapmalıyım dedim
leyla ile mecnun,aslı ile kerem,ferhat ile şirin ne yaptıysa onu dedi
ne yaptılar dedim
vuslat’ı cennet’e ertelediler
şu anda onların hakkında anlatılanların çoğu insanların kendi uydurmalarıdır
aslını sadece gerçek aşk’ı bulan kişiler bilir
onları ancak şu anda kalbinin tümünü kaplayan o çözemediğin duyguya
yani gerçek aşk’a sahip kişiler anlayabilir
mesela leyla ile mecnun aynı şehirde yaşıyordu
kavuşmaları içinde hiç bir engel yoktu
ama sanılanın aksine kavuşamadılar değil,kavuşmadılar
eğer bir araya gelselerdi
birbirlerine olan aşk’ın gücüne bedenleri dayanamayacaktı
onlarda en doğru olanı yaptılar
bedenlerini öldürüp,aşk’larını ruhlarının derinliklerinde
yani gerçek aşk’ın yaşayabileceği,ve layık olduğu tek yerde yaşattılar
vuslat’ıda cennet’e ertelediler
cennet’e diyorum çünki,bu tür insanların kalbi
o yüce duyguyla o kadar doludurki
orada ne kötülüğe nede günaha yer yoktur
işte,sende dünyada nesli tükenmek üzere olan bir avuç aptaldan birisin
neden aptalım
çünki kimse seni anlamayacak
anlatamayacaksında
dünyanın zevklerine aldırış etmeyen
sahte güzelliklerine kanmayan birisi olacaksın
ve bu yüzdende sana aptal gözüyle bakacaklar
zamanı gelince sana aptal diyenler
dünyanın sahte güzelliklerine aldanarak mahvettikleri hayatları için
son nefeslerinde pişmanlık gözyaşları akıtırken
senin dudağındaki tebessümün anlamını kimse bilmeyecek
yalnızlığı sevmeyi öğren
çünki bundan böyle en iyi dostun olacak..
onunla gözgöze gelemememizin
elini bile tutamamamın sebebi buydu
birbirimizin yüzüne bile bakamayacak kadar büyük
bir aşk’ın acısına dayanamayıp
sırt sırta otururken
bize,aptallar demelerinin sebebide buydu
bizde cennet’e ertelemiştik vuslat’ımızı

bugün 3 aralık..
kutladığım son doğum günüm olması dileğiyle
ona kavuşacak olmamın heyecanı ve ümidiyle doluyken
nice yıllara diyenlerden nefret ettiğimi bilmiyorlar
kuyruğuna değirmen taşı bağlanmışçasına yavaşlayan
her damla gözyaşıma bir gün daha ekleyip
kalbimin her atışında damarlarıma beni yenmenin zaferini pompalayan
ve yıllardır yanaklarımda
gözyaşlarımın çizdiği yol kadar uzayan bir hayat
kahrolası bir hayat yaşadığımıda bilmiyorlar
beni bekleyene verdiğim sözü tutamadığım bir yılı daha bitiriyor güneş
utancından kıpkırmızı olmuş yanaklarımdaki rengi alarak batıyor ufukta
onun gözlerinin rengi kaplayacak birazdan dünyamı
mezarının başına diktiğim fidan
koskoca bir ağaç oldu
her bahar geldiğinde
o ağacın bir yaprağına adımı yazarım
canımı iliştirdiğim o yaprakta yaşadığımı farzederim
ve sonbahar’ı beklerim sararıp dalından kopması için
bir sonbahar daha bitti işte
bu yılda yeni filizlenen bir fidanın yeşil yaprağına yazdı adımı hayat
sahte aşklarla dolu dünyada bir yıl dahamı
kimbilir,belki üzerinde adımın yazılı olduğu,son bir yaprak kalmıştır düşecek,
bu gece,evet bu gece kopacak belki dalından
süzülerek düşecek aşkımın mezarının üzerine
ve keskin bir tırpandan çıkan kıvılcım aydınlatacak ona giden yolumu

MissBela kaleminize ve yüreginize saglık



1 Mayıs 2008 , Perşembe
Kategori (Eğitim)
Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905′de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği"ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı.
 
Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908′de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.
Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile. Sonunda 8 Mayıs 1914′te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.
Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.  Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.
Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944′de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948′de 84 yaşında öldü.
Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


1 Mayıs 2008 , Perşembe
Kategori (Eğitim)

Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü’dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.

Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.

Amerika’nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis’in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis’in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis’le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis’e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.

Bu iki cümle, Jarvis’i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis’in annesine olan sevgisini azaltmadı.

Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.

Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis’in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :

— Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.

Arkadaşları Jarvis’in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.

Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği’nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.

Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.



30 Nisan 2008 , Çarşamba
Kategori (Eğitim)

resimlerimiz1_001.jpgresim1_001.jpgresimlerimiz1_002.jpgBENİM KIZIM GİBİ ÇOK SAYIDA ÇOCUK MERSİN ANAMURDA VE ANKARADA SEVGİ OKUL ÖNCESİ EGİTİM KURUMUNA GİDİYOR.bebi_im2.jpgSEVGİDEN ACILAR TATLILAŞIR,SEVGİDEN BAKIRLAR ALTIN OLUR.ARI-DURU HALE GELİR.SEVGİDEN DERTLER ŞİFA BULUR.SEVGİDEN PADİŞAHLAR KUL OLUR.SEVGİ,GÖNÜL CENNETİNİN KAPILARINI AÇAN ANAHTARDIR.

mail.jpgb3.jpg



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
Okul Öncesi Gelişim Dönemleri 5 YAŞ

 

 Motor Gelişimi: İnce bir çizgi üstünde kolaylıkla yürüyebilir. Çevik bir biçimde parmak uçlarında koşabilir. Ayak değiştirerek sıçrayabilir. Hareketleri müziğin ritmine uygundur. Tek ayağı ile 2-3m öteye sıçrayabilir. Dizlerini bükmeden öne eğilip parmak uçlarına dokunabilir. Örneğe bakarak 6 küple 3 basamaklı merdiven yapabilir. Büyük gözlü iğnelere ipliği kendi başına geçirir ve gerçek anlamda (birkaç ilmik) dikiş dikebilir. Yazıp çizerken, resim yaparken, kalemleri ve boya fırçalarını ustaca kullanabilir.

 Algısal Gelişimi: Konuşması oldukça akıcıdır, dil bilgisi kurallarına uyan ifadeler içerir. Ezbere şiir okumaktan ya da çocuk şarkıları, çeşit çeşit tekerlemeler söylemekten hoşlanır. Kendine öykü okunması veya anlatılması çok hoşuna gider, sonradan kendi başına öyküyü tam ayrıntılarıyla oyununda canlandırır. Somut isimleri nesneyi kullanarak tanımlar. Şaka, fıkra, bilmece ve tekerleme gibi söz oyunlarından zevk alır.
Dil Gelişimi: 5 yaşındaki çocuk hep konuşmak ister. Yetişkinler gibi uzun cümleler kurmaya çalışır. Bilgisini arttırmak için sorular sorar. Dil bilgisi kurallarına uygun konuşur. Her şeyin ‘neden’ ve ‘niçin’i ile ilgilenir. Söylemek istediğini dile getirmeden önce düşünür, sonra söyler.
Sosyal Gelişimi: Ellerini, yüzünü yıkayıp kurulayabilir ama bedeninin diğer bölümlerini yıkarken yardıma ihtiyaç duyar. Genelde daha aklı başında ve bağımsızdır; daha kontrollü ve duyarlı bir yaklaşım içindedir. Kendi başına giyinip soyunabilir. Düzenli ve temiz olması gerektiğini kavrayabilir ancak yine de sürekli olarak anımsatılmalıdır. Grup oyunlarını tercih eder. Ev dışında daha mutlu olur. Arkadaşlarını kendi seçer. Yetişkinler ve kendinden büyükler yerine yaşıtlarıyla birlikte olmaktan hoşlanır. Saati ve saatin günlük programla ilişkisini anlayabilir.
Bilişsel Gelişimi: 2-7 yaşları arasındaki bu bilişsel gelişim evresindeki çocukların büyük bölümü ayrıntıları dikkate almadan genel olarak algılar ve ilişkisiz obje ve kavramları bütünleştirebilir. 5 yaş çocuğu her şey arasında her türlü ilişkiyi kurabilir. Parçayla bütünü aynı zamanda düşünemez. Zihinsel kıyaslama yapamazlar. Eylemlerinde, düşüncelerinde, bakış açılarında benmerkezlidir, Toplumsal yönelim tam biçimini ancak 7-8 yaşlarında alır. İşlem öncesi çocuk, başkalarının görüşüyle; dünyanın ne olduğunu düşünmez. Mantık henüz gelişmemiştir. Her şeyi kendine göre değerlendirdiği bu düşünce çağında çocuk ‘bazı’ ve ‘hepsi’ ayrımını yapamaz.



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)

OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARDA KAZANDIRILACAK DAVRANIŞLAR

 Bu bölümde okul öncesinde çocuğunuza/öğrencinize kazandırılacak davranışlara örnek bir tablo sunuyoruz. Sizler çocuğunuzun/öğrencinizin gelişimini yakından takip edensiniz. Eğer gelişim sıkıntısı yaşıyorsanız gecikmeden bir uzmana danışınız. Unutmayın onlar bizlerin geleceğidir… 

EYLÜL AYI

-         Sayı kavramını kavratmak.

-         Basit kavramları besimsetmek. (Büyük-küçük, uzun-kısa, şişman-zayıf)

-         El yıkama – diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak.

-         Okul kuralarını kazandırmak.

-         Servis kurallarını kazandırmak.

-         Telefon numarası ve adresini ezberlemesini sağlamak. 

EKİM AYI

-        
Büyüklerine ve küçüklerine nasıl davranması gerektiğini benimsetmek.

-         Özel günlerde neler yapılması gerektiğini kavratmak.

-         Arkadaşlarıyla ilişkilerinde nasıl davranması gerektiğini benimsetmek.

-         Yemek sırasında uyulması gereken kuralları kavratmak.

-         Başkalarının konuşmalarını dinleme alışkanlığı kazandırmak.

-         İnce-kalın, dar-geniş, soğuk-sıcak gibi kavramları benimsetmek.

-         Düzeyine uygun olan sorumluluğu yerine getirme, alışkanlığı kazandırmak. 

KASIM AYI

-        
Toplu bulunulan yerlerde (tiyatro-sinema gibi) nasıl davranması gerektiğini benimsetmek.

-         Konuşulan konuyla ilgili kendi görüşlerini söyleme alışkanlığı kazandırmak.

-         Çevre temizliği konusunda iyi  alışkanlıklar kazandırmak.

-         Dış denetim olmadan da kurallara uygun davranma alışkanlığı kazandırmak.

-         Sesleri ayırt edebilme kavramını benimsetmek.

-         Nesneleri ayırt edebilme özelliği kazandırmak

-         Yaşına uygun davranışlar kazandırmak.

-         Çevresindeki canlılara nasıl davranması gerektiğini kazandırmak.

-         Renk kavramını benimsetmek. 

ARALIK AYI

-        
Gerektiğinde bazı araç- gereçleri ortaklaşa kullanma paylaşma alışkanlığı kazandırmak.

-         Çocuğun çeşitli faaliyetlerle yaratıcılığı geliştirmek.

-         İlk yardımla ilgili basit teknikleri öğretmek.

-         Psiko-motor gelişimini destekleyici faaliyetler uygulamak.

-         Zamanla ilgili kavramları benimsetmek.

-         Başkalarıyla olumlu ilişkiler kurabilmesini sağlamak.

-         Şekil kavramını benimsetmek. 

OCAK AYI

-        
Hayal gücünü geliştirmek.

-         Verilen nesneleri özelliklerine göre sıralanması kavramını benimsetmek.(Renklerine, şekillerine, boyutlarına, miktarlarına, kullanım amaçlarına,
yaşayış özelliklerine göre sınıflama)

-         Olayları oluş sırasına göre sıraya koymayı kavratmak.

-         Sağ-sol kavramını benimsetmek.

-         İnsanlara yaşa bağlı gelişim dönemlerine göre sıralama kavramını benimsetmek.

-         Zıt anlamlı kelimeleri ve anlamlarının kavratmak.

-         Duygusal gelişim ile ilgili kavramları benimsetmek.

-         Makas kullanma alışkanlığı kazandırmak. 

ŞUBAT AYI

-        
Ana ve ara renkleri benimsetmek.

-         Doğum günü ve bunun gibi özel günlerin ay ve yılını söylemesini kavratmak.

-         Basit toplama işlemlerini kavratmak.

-         Dikkatini uzun süre aynı konu üzerinde yoğunlaştırmasını sağlamak.

-         Uzun cümleler kurmasını sağlamak.

-         Haftanın günlerini ezberletmek.

-         Ayların isimlerini benimsetmek.

-         Mevsimlerin isimlerini ve özelliklerini benimsetmek. 

MART AYI

-        
Basit çıkarma işlemlerini kavratmak.

-         Benzer-farklı, parça-bütün, ilişki kurma, eksik olanı tamamlama kavramlarını benimsetmek.

-         Tahmin edebilme yeteneğini geliştirmek.

-         Drama etkinliği ile serbest düşüncelerini sağlayarak, çocukların rahatlamalarını sağlamak.

-         Cesaret kazandırıcı faaliyetlerle kendine güven duymasını sağlamak. 

NİSAN AYI

-        
cinsiyetine göre nasıl davranması gerektiğini kazandırmak.

-         Canlı-cansız, bugün-dün-yarın (zaman kavramı) gibi kavramları kazandırmak.

-         Çocuk, evde yalnız kaldığında neler yapabileceğini kavratmak.

-         Beslemenin önemini kavratmak.

-         Birinci. İkinci, üçüncü gibi kavramları benimsetmek.

-         Yarım-bütün kavramını açıklamak.

-         Oyun kurallarını benimsetmek. 

MAYIS AYI

-         Giyinip-soyunma, kıyafetlerini katlama, yatağını toplama, odasını toplama gibi iyi alışkanlıklar,

-         Annelerine basit yardımlarda bulunmalarını teşvik etmek,

-         Makas kullanma alışkanlığı geliştirmek,

-         Ödev yapma alışkanlığını kazandırma, 

HAZİRAN AYI

-         İlkokul kavramını benimsetmek,

-         Okulun yararına inandırmak,

-         Tatil kavramının ne demek olduğunu kavratmak,

-         Boş zamanları iyi bir şekilde değerlendirme alışkanlığı kazandırmak.

 

Örnek Tablo 2

 

 EYLÜL AYI: 

3.ve 4. HAFTA

            Selamlaşma Kavramı. Okula gelindiğinde, okuldan çıkarken, eve girince, çıkınca, biri gelince, karşılaşınca selam vermenin gerekliliği. Çeşitli
vesilelerle selam örneği. 

EKİM AYI: 

1.ve 2. HAFTA

            Büyüklere saygı gösterme, küçüklere sevgili olma.

            Anne, babanın önemini açıklama, sözlerini dinleme, kardeşleri sevme, iyilikte bulunma. 

3. ve 4. HAFTA            

Arkadaşlarıyla iyi geçinme, arkadaş edinme.

            Sınıfta yeni arkadaşlarla dostluk kurma, iyi geçinmenin önemi, dostluk arkadaşlığın güzelliği.  

KASIM AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Öğretmenlere sevgi ve saygı duyma.

            Öğretmenin önemi, bilgiler öğretmesi, ona şükranlar sunmanın yolları, saygılı ve sevgili olmanın önemi.(Öğretmenim şarkısı) 

3.ve 4.HAFTA

            Ülke-Bayrak sevgisini aşılama

            Türkiye’mizi Bayrağımızı sevmenin önemi. İstiklâl Marşının hangi güçlüklerle elde edildiği, bayrağımızın temsil ettiklerinin açıklanması.(Bayrak
Marşı ve şiirlerin )

ARALIK AYI:

1.ve 2. HAFTA

İnsan sevgisini aşılama

İnsan sevgisinin paylaşmanın dostluğun güzelliği.

Mutlulukların insanlarla paylaşılınca güzel olduğunun açıklanması. 

3.ve 4.HAFTA           

Tüm canlıları ayırt etmeden sevmenin önemi.

            Bitki, hayvan gibi canlıları da sevmek ve korumak gerektiğini açıklama.(Kırmızı başlıklı kız çizgi filmini izletme) 

OCAK AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Özel günlerin, bayramların önemini belirtme.

Bazı özel günler ve bayramlarda el öpme, iyi dileklerde bulunma, vb. davranışlara dikkat çekme.(Bayramlarda küçük hediyeler verme) 

3.ve 4.HAFTA           

İnsanları hoş görmenin önemi. Affetmenin güzelliği, hoşgörü ortamının mutluluğu, insanlarla güzel geçinmenin gerekliliği.    

ŞUBAT AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Yardıma ihtiyacı olanlara yardımda bulunma.

            Anne babaya yardımdan başlayarak, uzaklarda afet savaş vb. nedenlerle muzdarip olanlara da yardım elini uzatmak. 

3.ve 4.HAFTA           

Hediyeleşmenin önemini belirtme.

            Özel gün ve bayramlarda hediyeleşmenin güzelliği, insanlar arsında hediyenin dostluğu pekiştirmesinin açıklanması. 

MART AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Arkadaşlarla işbirliğinde bulunmanın güzelliği.

            İşbirliğini önemi, yardımlaşmanın gerekliliği, birlikte yapılan işlerin daha kolay biteceği.(Bir elin nesi var, iki elin sesi var) 

3.ve 4.HAFTA           

Yaşlılara sevgi duyma.

            Yaşlıların gönüllerini almak için, huzur evine gezi düzenleme, onlara küçük hediyeler sunma, onları eğlendirmek için bir program hazırlama. 

NİSAN AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Yalan söylemenin kötü bir davranış olduğunu açıklama.

            Yalancı kimselerin sözlerine kimsenin değer vermeyeceği, yalanlarının er geç çıkacağını söyleme.(Yalancının öyküsünü anlatma- Pinokyo hikayesini
okuma) 

3.ve 4.HAFTA

            Türk çocuğu olmaktan gurur duyma.

            Türkiye de yaşamaktan ve Türk çocuğu olmaktan gurur duyma, çocuk bayramına sahip olmanın güzelliği.

MAYIS AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Dürüst ve açık sözlü olmanın gerekliliği.

            Dürüst olmanın güzelliği ve dürüst insanların kolay dost edineceğini açıklama. 

3.ve 4.HAFTA           

Tasarrufu öğretme.

            Tutumlu olmanın gerekliliğini açıklama.(Damlaya damlaya göl olur.) sözünü açıklama.         

HAZİRAN AYI:

1.ve 2. HAFTA

            Vakti boşa geçirmemenin önemi.

            Hiçbir zaman boş bir şekilde geçirmemek gerektiği, her an kendine iş bulmanın güzelliği.

3.ve 4.HAFTA

            Tatil boyunca arkadaşlarını telefon, mektup vb. yollarla aramanın, sormanın gerekliliği.

            Dostluğu, arkadaşlığı pekiştirmek açısından telefon, mektup vb. yöntemlerin önemini açıklama.  

                        Yukarıda aylara bölünmüş şekilde açıklanmış kavramlar ve davranışların yanı sıra, öğretmen gününün mana ve önemine veya yaşanan
olayların durumuna göre, fırsat eğitiminde bulunmalı, zikredilen hususların yanı sıra kazandırılabilecek diğer güzel davranışlar da eklenmelidir.



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (TEMMUZ)

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren psikiyatrik bir bozukluktur. bu sorunun üç temel belirtisi vardır. bunlar; dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüselliktir.
 
 
Bir kişide dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun varlığından söz edebilmek için belirtilerin yedi yastan önce başlaması, birden fazla ortamda görülmesi, sürekli ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Dikkat eksikliği, dikkat suresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre daha az olması durumudur. Bu sorunu taşıyan kişiler belirli bir noktaya odaklanmakta güçlük çekerler ya da dikkatleri kolayca dağılır. Dağınık ve unutkandırlar, sık sık eşya kaybederler. Dikkat süresi ve yoğunluğu, her yaşta farklıdır. Beş-altı yaşlarındaki bir çocuk için normal kabul edilebilecek dikkat süresi, on iki yaşındaki bir çocuk için kısadır. Bu nedenle her birey kendi yaş dilimi içinde değerlendirilmelidir.

Uyarana ve gevreye ait bazı faktörler dikkat süresi ve yoğunluğunu etkiler. Ödev başında on dakikadan fazla oturamayan bir çocuk, bilgisayar başında saatlerce oyun oynayabilir ya da sevdiği bir televizyon programını uzun süre izleyebilir. Bu onda dikkat eksikliği olmadığını göstermez. Dikkat eksikliği olan bir birey için, dikkatin bir noktaya odaklanması ve sürdürülmesi kalabalık, gürültülü ortamlarda daha da zordur. Bununla birlikte bire bir ilişkilerde, sakin ortamlarda ve ilgisini çeken konularda daha uzun süre odaklanabilir.

Aşırı hareketlilik (hiperaktivite), bireyin yaşından ve gelişim düzeyinden beklenmeyecek düzeyde hareketli olmasıdır. Aşırı hareketli olan kişiler uzun süre yerinde oturamazlar. Otururken elleri ayakları kıpır kıpırdır, çoğu zaman hareket halindedirler ve çok konuşurlar.

Dürtüsellik, genel olarak, bireyin kendisini kontrol edebilmesinde bir sorunun olmasıdır. Bu tür bireyler yapacakları şeyin sonucunu düşünmezler, akıllarına geleni hemen yaparlar ya da hemen söylerler. Acelecilik, istekleri erteleyememe, söz kesme, sıra bekleyememe gibi özellikleri olan kişilerde, bu sorunun olduğu düşünülür.

Bu tanıyı alan kişilerde belirtilerin tümünün olması gerekli değildir. Bir kişide sadece dikkat sorunları ya da sadece aşırı hareketlilik-dürtüsellik belirtileri görülebilir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun üç farklı tipi vardır. Kişide var olan belirtilerin türüne göre, bu tiplerden hangisine girdiğine karar verilir.

Dikkat Eksikliği Önde Olan Tip:
Dikkat eksikliği belirtileri ön plandadır. Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya yoktur ya da tanı alacak kadar şiddetli değildir.

Aşırı Hareketlilik Önde Olan Tip:
Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirgin olarak vardır. Dikkat eksikliği belirtileri vardır ancak tanı alacak kadar şiddetli değildir.

Birleşik Tip:
Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir. En sık olarak görülen tip birleşik tiptir."Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu" toplumda, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluğudur. İlköğretim çağındaki çocukların %3-5′inde görülür. Yani her yirmi-otuz çocuktan birinde bu sorun vardır.

Bozukluğun nedenleri, beyindeki dikkat ve davranış kontrolüyle ilgili bölgelerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalarda bu bölgelerin yeterince etkin olmadığı, yeterince kanlanmadığı bulunmuştur.

"Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu" kalıtsal bir bozukluktur yani anne ya da babadan çocuğa geçen bazı genlerle taşınır. Bugün için belirlenmiş tek bir gen yoktur, birden fazla genin bu soruna yol açtığı düşünülmektedir. Bu tanıyı alan çocukların anne babalarında ve kardeşlerinde benzer belirtiler olma olasılığı genel topluma oranla iki-sekiz kat daha fazladır. Bu sorunun zeka ile ilgisi yoktur. Toplumda yaygın olarak çok zeki olan çocukların hiperaktif olduklarına inanılmaktadır. Oysa bu doğru değildir. Hiperaktif çocukların çoğu normal zekaya sahiptirler. Ayrıca zeka sorunu olan ve aynı zamanda hiperaktivitesi olan çocuklar da vardır.

Bu sorunu taşıyan gocuklar okulda dersi yeterince dikkatli dinleyemezler; sınavlarda dikkatsizce hatalar nedeniyle bildiklerini de yanlış yapabilirler. Evde ders çalışmaları dikkatin kolayca dağılması nedeniyle verimli olmaz. Sonuç olarak normal bir gelişim düzeyi ve zekaya sahip olmalarına karşın okul başarıları, kapasitelerine oranla düşük olur. Dürtüsellik nedeniyle aile, arkadaş ve öğretmenleriyle ilişkilerinde sorunlar yasarlar. Zaman içinde sürekli eleştiri ve olumsuz uyarılar almaları nedeniyle benlik saygıları düşer.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, bebeklikten erişkinliğe kadar yaşamın her alanında olumsuz etkileri olan önemli ama tedavisi olan bir bozukluktur.

Büyüdükçe Geçer mi ?

Erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam edebilen bir bozukluk olan dikkat eksikliği hiperaktivitede, büyüdükçe iyileşmek söz konusu değildir. Bu tanıyı almış olan bireylerin yüzde sekseninde, ergenlik döneminde de belirtiler devam eder. %3.65′i erişkinlikte de bu tanıyı alır. Temel belirtiler aynı olmakla birlikte her yaş döneminde farklı bir görünüm vardır.

Özellikle aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri zaman içinde azalır.

Dikkat eksikliği yasam boyu devam eder.

Yaş ilerledikçe başka sorunlar eşlik etmeye başlar.

Tanı Nasıl Konulur ?

Bu sorunun tanısı için önce aileden çocuğun detaylı gelişim öyküsü ve davranışlarıyla ilgili bilgiler alınır. Ayrıca aileden tanı için kullanılan bazı ölçekleri doldurması istenir. Çocuk bireysel olarak muayene edilir, dikkat ve diğer becerileri değerlendiren testler yapılır. Bunların dışında çocuk okula gidiyorsa, öğretmenlerinden davranışları ve akademik durumu hakkında bilgiler alınır. Öğretmenlerin de doldurduğu bazı ölçekler vardır. Sonuç olarak aile, öğretmen ve hekimin değerlendirmeleri birleştirilerek bu tanıya ulaşılır.

Tüm bu değerlendirmeler dışında kesin tanı için uygulanabilecek bir laboratuar ya da görüntüleme yöntemi yoktur. Beyin EEG haritalama yöntemi gibi bazı yöntemler henüz kesin tanıya ulaştıracak kadar güvenilir değildirler. Önemli olan çocuğun klinik olarak bu tanıyı alıp almadığıdır.

Nasıl Tedavi Edilir ?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde ilaç, anne baba eğitimi, öğretmen eğitimi ve çocuğun bireysel terapisi birlikte kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en etkin ve en kısa sürede yanıt veren tedavi ilaç tedavisidir. Ancak çocuğun, anne babanın ve öğretmenin bu konudaki eğitimi, tedavinin etkinliği ve kalıcılığı için önemlidir. Uzun süreli bir sorun olduğu için tedavi planı da uzun süreli ve çocuğa özel olmalıdır.

Tedavisinde kullanılmakta olan uyarıcı ilaçlar, normalde de beyinde bulunan ve davranışı etkileyen bazı kimyasal maddelerin (dopamin ve noradrenalin) beyindeki miktarlarını düzenleyerek dikkati dağıtan uyaranların süzgeçten geçirilmesine yardımcı olurlar. Beyindeki dikkat ve davranışların kontrolüyle ilgili olan bölgeleri etkin hale dönüştürür, böylece dikkatin dağılmasını önler ve davranışların daha kontrollü olmasını sağlarlar. Uyancı ilaçların dikkat ve davranış. kontrolü üzerine olumlu etkisi, ilaç kullanıldığı sürece devam eder. Beyinde var olan yapısal ve işlevsel farklılığı tamamen ortadan kaldıramazlar. Bu nedenle uzun süreli olarak kullanmaları gerekmektedir. Ancak ilaçlar kullanılırken diğer tedavi yaklaşımları da uygulanırsa (anne baba eğitimi, okulda, evde davranış kontrolü ve bireysel tedavi gibi) tedavinin etkileri ilaç kesildikten sonra da devam edebilmektedir. Ancak bu konuda yeterli sayıda uzun süreli çalışma yoktur.

  • Uyarıcı İlaçlar
  • Bağımlılık yapmaz !
  • Büyümede gerilik yapmaz !
  • Kısırlık yapmaz !
  • Çocukları uyuşturmaz !
  • Yan etkiler geri dönüşümsüz değildir !
  • Altı yaştan itibaren her yaşta kullanılabilir.
  • Anne Baba ve Öğretmen Eğitimi Nedir, Nasıl Uygulanır ?
  • Bu eğitim anne baba ve öğretmenlere;

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında ayrıntılı bilgi vermek, bu bilgilerin çocuğu daha iyi anlama ve uygun ilişki kurmada kullanabilmesini sağlamak;

Çocuğun uyumsuz davranışları ile baş edebilmesini sağlayacak belirli davranışçı teknikleri öğretmek;

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan birey için evde ve okulda uygun bir çevre oluşumunu sağlamak;

Anne baba ve öğretmenlerin ortak bir dille işbirliği yapabilmelerini sağlamak amacıyla uygulanır.

Bu tanıyı almış olan tüm çocukların anne babalarının alması gereken bir eğitimdir.

Anne Babalar ve Öğretmenler Ne Yapmalı ve Nasıl Davranmalıdırlar ?

Öncelikle uygun tanı ve tedavi için bir çocuk ruh sağlığı uzmanına başvurup, hekimle işbirliği yapılmalıdır. Bu sorun evde anne babanın ya da okulda öğretmenin uygulayacağı disiplin yöntemleriyle çözülebilecek bir sorun değildir.

Çocukla iletişim kurarken mutlaka göz teması kurun, sizi dinlediğinden emin olun, gerekirse söylediğinizi tekrarlatarak kontrol edin.

Evde ve okulda, açık ve net kurallar ve sınırlar oluşturun. Bu kurallara bağlı kalın.

Çocuğun güçlü ve zayıf yanlarını belirleyip, başarılı olabileceği durumlar ve etkinlikler planlayın. Çocuğun kendine güvenebilmesi ve benlik saygısının artması için bu çok önemlidir.

Olumlu davranışları övgü, sevgi ve ödülle destekleyin.

Göz ardı edebileceğiniz, ilginizi çekmek için yapılan davranışları görmezden gelin.

Olumsuz davranışlarının doğal sonuçlarını yaşamalarına izin verin.

Kurallar ve sınırlar bozulduğunda uygun bir ceza verin ( mola, bir ayrıcalığı geri almak, puan düşürmek).

Eleştiriden çok övgüyü kullanın. Özellikle başka çocukların içinde onu eleştirmekten kaçının.Diğer çocuklarla kıyaslamayın.

Çocuğunuzla her gün en az yarım saat "özel zaman" uygulaması yapın. Bu uygulama sırasında onun istediği bir oyun ya da etkinliği gerçekleştirin. Bu süre içinde çocuğu yönlendirmeyin, eleştirmeyin, bir şeyler öğretmeye çalışmayın. Amaç bir şey öğretmek değil birlikte keyifli zaman geçirebilmektir.

Ev dışında sosyal ve sportif etkinliklere katılmasını destekleyin.

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Tanımladığı Belirtiler

Dikkat Eksikliği

Belirli bir işe ya da oyuna dikkatini vermekte zorlanır.

Dikkati kolayca dağılır.

Dikkatsizce hatalar yapar.

Başladığı işi bitiremez.

Kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş, gibi görünür.

Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanır.

Yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınır (ev ödevi, okul aktiviteleri gibi).

Etkinlikler için gereken eşyaları kaybeder.

Günlük etkinliklerde unutkandır.

Hiperaktivite-Dürtüsellik

Eli ayağı kıpır kıpırdır.

Oturduğu yerde duramaz.

Gereksiz yere sağa sola koşturur, eşyalara tırmanır.

Sakince oynamakta zorlanır.

Sürekli hareket eder ya da sanki motor takılmış. gibidir. Çok konuşur.

Sorulan soru tamamlanmadan yanıt verir.

Sırasını beklemekte güçlük çeker.

Başkalarının sözünü keser ya da oyunlarında araya girer.

"Çocuğunuzda bu belirtilerin çoğunu, okulda ve evde, sık olarak görüyorsanız mutlaka bir çocuk ruh sağlığı uzmanı ile görüşün !"

Bu sitenin içeriği kullanıcıyı bilgilendirmeye yöneliktir. Hiçbir zaman doktor muayene veya tedavisinin yerini alamaz.

KAYNAK:

Uzm. Dr. Özlem Erman
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

(Ağustos)çocuklarda Küçük Kas Gelişimi
Küçük motor gelişimi çocuklarda büyük motor gelişimiyle aynı anda gelişmeye başlar. El becerileri daha ince ve küçük vücut hareketlerini kapsar. Küçük motor becerisi kaşık-çatal kullanımı, makas kullanımı, ve piyano çalma gibi aktiviteleri kapsar.

        4 yaşlarındaki bir çocuğun gördüğü harfleri yazmaya çabalarken ne kadar zorlandığını gören herkes, bu becerilerin pratik yaptıkça geliştiğine şahit olur. Aynı zamanda küçük motor becerileri çocukların gelişimi hakkında bize çok fazla bilgi verirler. Yaşını bilmediğiniz ve gelişimi normal olan bir çocuğun el becerilerine bakarak kaç yaşında olduğunu tahmin edebilir ya da daha güzeli aşağıda tablo olarak vereceğim becerilere bakarak çocuğunuzun gelişimi hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Mesela 3 yaşındaki bir çocuk tuvalete gittiğinde kıyafetini çıkarabilir. Basit bir yap-bozu birleştirebilir, ve değişik şekilleri uygun şekillerin olduğu boşluklarla eşleştirebilir. Diğer taraftan bu becerileri kusursuz yapamayabilirler, bir yap-bozun parçalarını yanlış yere yerleştirmeye çalışmak gibi.

    4 yaş itibari ile çocukların el becerilerinde büyük bir artış görülür. Mesela bir kağıdı üçgen şeklinde katlayabilir ve bazıları isimlerini pastel kalemlerle yazabilir. 5 yaş itibari ile de çoğu çocuk kurşun kalemleri rahatça kullanabilir.

      Çocuğunuzun el becerilerini geliştirmesinde anne-baba olarak size önemli bir görev düşüyor. Öncelikle aşağıdaki tabloyu iyice inceleyin ve bu becerileri çocuğunuzun kazanabilmesi için mümkün olduğu kadar alıştırma yapmasını sağlayın. Özellikle makas kullanması konusunda hassas olduğunuzu biliyorum. Kırtasiyelerde satılan çocuk makaslarını seçerseniz bu kendilerine de etrafa da zarar vermelerini engeller. Ayrıca çocuğunuzun başında durarak, bu konuda onun el becerilerini geliştirmesinde yardımcı olurken aynı zamanda  bu yönlerini tatmin etmelerini sağlarsınız.

 

 KÜÇÜK MOTOR BECERİLERİNİN YAŞLARA GÖRE GELİŞİM ÖRNEKLERİ

3-4 YAŞ  4-5 YAŞ 5-6 YAŞ 
Kağıt kesebilir. Kağıdı üçgen şekli vererek katlayabilir.  Kağıdı ikiye ve dörde katlayabilir. 
Parmaklarını kullanarak yapıştırabilir.  İsmini yazabilir.  Üçgen, dikdörtgen, ve üçgen çizebilir. 
Üç blokla köprü yapabilir. 

Boncukları ipe düzebilir 

Boya kalemlerini etkili kullanabilir. 
0 ve +’yı çizebilir.  X’yı kopyalayabilir.  Plastik hamurdan değişik nesneler yapabilir.
Oyuncak bebek çizebilir.  5 bloktan köprü yapabilir.  Harfleri bakarak yazabilir. 
Sürahiden bardağa damlatmadan sıvı dökebilir.  Değişik kaplara sıvı aktarabilir.   
İki kısa kelimeye bakarak yazabilirler. Basit bir yap-bozu bitirebilir.  Mandalları açıp takabilir

AYIN KONUSU SAYFALARIMI HAZIRLAMAMA YARDIMCI OLAN PSİKOLOGUMUZA VE PENGUEN ÇOCUK EVEİNE TEŞEKKÜRLER.



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
KARDEŞ KISKANÇLIĞI (MART AYI)

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

                      Kardeş kıskançlığının önlenebilmesi için, hamilelik döneminden başlanarak, çocukları kardeş olgusuna hazırlamak gerekir.

              Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında varolan bir histir kıskançlık. Birçoğumuz belki de bu duyguya hiç yabancı değiliz. Şimdi bir düşünün, hangimiz küçük kardeşe gösterilen ilgiden sıkılıp saatlerce ağlamadık ki? Ya da yemek saati geldiğinde biberonunu alıp saklamadık? Bazen de sadece ağlasın diye onu korkutup, sonra da kendi ellerimizle emzik götürmedik? Kimi, yaşadığı kıskançlığı çevreye verdiği tepkilerle belli ederken, kimi de içine kapanarak anlatmaya çalışır rahatsızlığını. Ancak kardeşler arasındaki bu duygunun farklı sonuçlar vermesinin tek sorumlusu aslında anne ve babaların hatalı davranışlarıdır.
      Kıskançlığın nedenleri

     Kıskançlığın temelinde, o ana kadar ilk çocuğa gösterilen ilginin yeni doğan kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatıyor. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne ve babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabiliyor.

     Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir

     Çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, anne - babasının kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir.

       Kıskançlığın belirtileri

Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibi hisseder kendini. Bu durumda sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içine kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

Kabus gördüklerini ve sık sık çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine oranla gerileme görülebilir.

Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler.

Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetmeyle birlikte baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ile huzursuzluk, isteksizlik belirtileri sık sık gözlenebilir.

Bazı çocuklar kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterirken, bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterirler. Bu davranışın altında çoğu zaman ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusu yatar.

Anne - babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama durumu yaşanabilir.

        Bunlara dikkat

      Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceğini, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceğini anlatabilirsiniz.

     Çocuğunuza "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" gibi sözler söylemeyin. Bu ifade iyi niyetli olsa da, çocuğun ebevynlerinin sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir.

         Çocuğunuza "Sen artık ablasın-ağabeysin" demekten kaçının. Çocuğunuzu birden bire büyütmeyin. Bırakın o da çocukluğunu doya doya yaşasın.

         Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez.

      Bebekle ilgili işlerde büyük çocuğunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin; ona isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.

     Her fırsatta çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın. Birlikte ortak faaliyetlerde bulunarak, çocuğa kardeşiyle ve evle ilgili küçük sorumluluklar verin. Böylece ona, onu hala sevdiğinizi hissettirebilirsiniz.

     Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

      Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?

1) Aile birliğini önemseyin ve ortak birşeyler yapabileceğiniz zamanlar yaratmaya özen gösterin.

2) Bireylerin kendi özelliklerini önemseyin. Ayrıca bütün çocuklarınızın kendilerine ait ilgi alanları ve yeteneklerinin olduğunun farkına varın.

3) Çocuğunuzun duygularını tanıyın ve kardeşine karşı olan olumsuz davranışlarını olumluya çevirmeye çalışın.

4) Çocukların arasındaki rekabete çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Ancak bu durumdan oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve beden dilini beraber kullanmalısınız.

     Asla yapmayın!

1) Çocuklarınızdan birini gözbebeği olarak seçmeyin. Siz bunu hissettirmemeye çalışsanız da, diğer çocuğunuz durumu anlayacaktır.

2) Kardeşler arasında asla karşılaştırma yapmayın. Çünkü rekabet; hırs ve kıskançlığı beraberinde getirir.

3) Asla taraf tutmayın ve hakem olmayın. Çünkü haksız olduğu anne ve babası tarafından onaylanan çocuk, değer verilmeme ve sevilmeme gibi duygular yaşayabilir.

4) Her çocuğunuzun aynı olmayacağını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve isteklerine uygun davranmaya çalışın.

KAYNAK:AİLEM VE BEN

Bu sitenin içeriği kullanıcıyı bilgilendirmeye yöneliktir. Hiçbir zaman doktor muayene veya tedavisinin yerini alamaz.

ÇOCUKLARDA ‘HAYIR’ DÖNEMİ (NİSAN AYI)
ÇOCUKLARDA HAYIR DÖNEMİ

Çocuklarda ‘hayır’ dönemi, 1 yaştan hemen sonra başlar. Bazı çocuklarda bu süre kısadır ve kendini çok hissettirmez. Bazı çocuklarda ise çok uzun süreli ve şiddetli olabilir. Bu dönemin normal ve sağlıklı bir dönem olduğunu, çocuğun birey olabilmesinde ve kendisini ifade edebilmesinde önemli bir yer tutttuğunu unutmamak gerekir. Bu dönemi kolay ve sağlıklı geçirebilmek için nelere dikkat etmemiz gerektiğini gözden geçirelim:

Onunla konuşurken, ondan birşey yapmasın veya yapmamasını isterken, bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendisinin verebildiğini ve bizler gibi onun da direktiflerden hoşlanmadığını unutmayın.

 
 Hayatıyla ilgili kararları kendisinin verebildiğini düşünmesini sağlayın. ‘Yemeğini televizyon izlerken mi yemek istersin, yoksa benimle birlikte masada mı yemek istersin’ gibi bir mesaj, kararlarına saygı duyulduğunu düşündürecektir. Böyle bir mesajla onu yemeğe davet etmeniz ‘hayır, yemek yemek istemiyorum’ gibi bir yanıt alma olasılığınızı da azaltır.

 
 Ona karşı negatif bir tutum içine girmeyin, olabildiğince az ‘hayır’ deyin. Siz ona ne kadar negatif bir tutumla yaklaşırsanız, o da size o kadar nefatif bir tutumla yaklaşacaktır. Siz ona ne kadar çok ‘hayır’ derseniz, o da size o kadar çok ‘hayır’ diyecektir.

 
 Negatif cümleler kurmaktan da kaçının. Yapılmasını istediğiniz şeyi olabildiğince pozitif cümleler kullanarak ifade etmeye çalışın. ‘Ayakkabılarını çıkart’ demek yerine, ‘Terliklerimizi giyelim haydi’ demek daha etkilidir. 

 
 Mesajlarınızı, ‘hayır’ yanıtı alamayacak şekilde iletin. ‘Sütünü iç’ yerine, ‘sütünü balıklı bardağınla mı, yoksa kupanla mı içmek istersin’ şeklinde mesajınızı iletin.

 
 ‘Hayır’ dediğinde, onunla alay etmeyin, küçümsemeyin, gülmeyin, onunla inatlaşmayın, ona kimin güçlü olduğunu ispat etmeye çalışmayın, sinirlenmeyin ve asla ona ceza vermeyin.

 
 Aranızda çıkan sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeye çalışın ve onu da çözüm üretmeye davet e.

Kurallar çocuğun ruh sağlığını bozar mı?

İnatlaşma döneminde olması çocuğunuza hiç ‘hayır’ demeyeceğiniz anlamına gelmez. Çocuğunuza zaman zaman kısıtlamalar, yasaklar koymak zorundasınız, bunun çocuğunuzun ruh sağlığını bozmasından korkmayın. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey koyduğunuz yasakların gerekli olduğundan emin olmanızdır. Gereksiz konularda da yasaklamalar getiriyorsanız, bir süre sonra çocuğunuza çok fazla ‘hayır’ demeye başlarsınız. Bu da çocuğunuzda, hem bağımsızlığının elinden alındığı, hem de her şeyi yanlış yaptığı hissini uyandırmaya başlar. Her iki duygu da onun kendine olan güvenini sarsar ve onu rahatsız eder. Bu yüzden, öncelikli olarak ‘hayır’ demeniz gerekenlerin listesini yapın, bunlar dışında da gereksiz zamanlarda ve durumlarda ‘hayır’ dememeye özen gösterin. Ayrıca, aşırı kurallarla büyüyen çocukların, kuralları koyan yetişkinler yanlarında olmadığı zamanlarda bu kuralları ihlal etme eğilimi duyduklarını da unutmayın.

Kurallara uyumu nasıl kolaylaştırabiliriz?

Çocukların kurallara uygun davranmalarını ve kurallardan daha az rahatsız olmalarını sağlamanın en iyi yolu bu kuralların gerekçesinin açıklanması ve kuralların çocuklarla birlikte konmasıdır. Bazı kuralların anne-babalar için de konduğunu bilmek çocuğu rahatlatır ve kurallara uyumunu kolaylaştırır. Çocuk anne-babasının sırf kendisine muhalefet olmak için değil, onun iyiliğini istedikleri için bazı kurallar koyduğunu bilmelidir.

Yasakladığınız şeyleri yapmaya kalktığında, nazikçe ona yasakladığınız şeyi yeniden hatırlatın ve yapabileceği alternatif bir şey önerin. Örneğin yemekten önce gofret yemek istiyorsa, ‘yemekten önce gofret yenmez’ demek yerine ‘yemekten önce gofret yersen yemeğini yemek istemeyebilirsin, ama istersen bu gofreti saklayabiliriz ve yemekten sonra yiyebilirsin’ diyerek ona alternatif bir gofret yeme zamanı sunabilirsiniz. Veya duvarları çiziyorsa, ‘duvarı çizme’ demek yerine, ‘duvarları çizersen duvarlar kirlenir, ama eğer istersen sana kağıt verebilirim veya çizmen için duvara kağıt yapıştırabilirim’ diyebilirsiniz. Böylece, hayırlarınız onu daha az rahatsız edecek, bağımsızlığının elinden alındığını düşünmeyecek, onun isteklerinize önem verdiğiniz düşünecek, kuralların gerekçelerini öğrenecek ve sizinle çatışmaya girmeyecektir.

Yasaklara uymadığında cezalandırmak yerine, kurallara uyduğunda onu ödüllendirin. Ödül veriken de ‘benim oğlum söz dinler, annesinin her dediğini yapar’ gibi sizin üstünlüğünüzün altının çizildiği bir cümle kullanmak yerine ‘sen harikasın, bunu ne güzel yaptın’ gibi onu onayladığınızı belirtir bir cümleyi tercih edin. Onun yanında başkalarına, çocuğunuzdan övgüyle sözedin.

Ondan olumsuz bir davranış beklentisi içinde olmadığınız mesajını verin. ‘Bıçaklarla oynamamak gerektiğini unuttun sanırım, unutmasaydın tehlikeli oldukları için oynamazdın zaten biliyorum. Onları tekrar çekmeceye bırakacağın için teşekkür ederim’ gibi bir mesaj ‘sana kaç kere söyledim, bıçaklarla oynama’ gibi bir mesajdan çok daha sağlıklıdır ve çocuğunuzun uyumunu kolaylaştırır.

Yazar: psikolog şebnem kartal

TELEVİZYONUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (MAYIS AYI)

Hiç düşündünüz mü televizyonumuz günde kaç saat açık kalıyor ve biz günümüzün kaç saatini televizyon karşısında geçiriyoruz. Elbette televizyonun bizi ilgilendiren yönü çocuklarımızın hayatındaki yeri. Uykuyu çok seven çocuğunuzun, sabah erken saatte başlayan çizgi filmi kaçırmamak için uykusunu bırakıp televizyon karşısına geçmesi, yemeklerini bile bir gözü televizyondayken yiyor olması çok alışıldık bir durum olsa da çok düşündürücü. Üstelik televizyon artık interaktif bit hal aldı, kullanım alanı genişledi. Çocuklarsa bu yeni duruma çok çabuk adapte oldular.

Televizyon için çok gerekli demek gereksiz demek kadar da anlamsızdır. Çünkü etkileri, onu nasıl ve ne derecede kullandığınızla ilişkili. O sizi yada çocuğunuzu değil siz onu yönettiğiniz sürece problem yok. Üstelik televizyonun eğitimi destekleyici, rahatlatıcı, eğlendirici, yaşadığımız dünyada olup bitenlerin farkında olmamızı sağlayıcı işlevlerini de inkar etmek de biraz haksızlık olacak gibi..Çelişki ise aynı aracın kontrolsüz kullanımda kişiyi pasifize etmesi, amaçsız bir şekilde karşısına bağlayarak zaman öldürmeye neden olması, tüketimi kışkırtması ve şiddeti evimize taşıması

Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri konusunda yıllardır sayısız fikir yürütüldü. Bunların pek çoğu da televizyondaki şiddet ile çocuktaki şiddet eğilimleri arasındaki ilişki üzerineydi. Araştırma sonuçları genellikle çocuk ne kadar şiddet görüntüsü izlerse, bunları yaşamın çok normal ve kabul edilebilir bir parçası olarak algıladığını gösteriyor. Şiddet içeren programlar aynı zamanda gerek çocuğu gerekse yetişkini bağırıp çağırmaya, zor kullanmaya ve kavgaya yöneltebiliyor. Çocuğun dış dünyayı vahşi, korkunç bir yer olarak algılamasına neden olabiliyor.

Çocuk yetişkin insanın minyatür bir örneği değildir. Enformasyon edinme yöntemleri çocuğun yaşına ve gelişim evrelerinin seyrine göre farklılıklar gösterir. Örneğin 2-5 yaşları arasındaki çocuk taklitçi olur. Bu yüzden televizyonda gördüğü şiddet içerikli sahneleri kendince oynamaya, uygulamaya çalışması son derece normaldir. Aileler bu yaşlardaki çocuklarının taklit ettiği olumsuz davranışlarının bir süre sonra kendi davranışları haline geldiğinden sıkça yakınırlar. Aslında taklit, öğrenme süreci ve yöntemlerinin çok normal bir parçasıdır ve aile çocuğun hangi programları izlediğini denetlediği ve olumlu yönlendirdiği sürece zararsızdır.

Sekiz yaşındaki çocuk, televizyonda ve gerçek yaşamda gerçekleşenler arasındaki farkı ayırt edebilecek durumdadır. Örneğin reklamların, birileri tarafından izleyiciyi bir şeyi satın almaya ikna etmek üzere hazırlandığını fark edebilecek yaştadır artık.

Yine pozitif olarak baktığımızda televizyonun aslında kocaman ve heyecan verici bir dünyaya açıldığını görebiliriz. Yeryüzündeki milyonlarca insanın eğitimi düşünüldüğünde, tartışmasız bir eğitim aracıdır.

Gene çocuklarımıza sosyal bazı davranışları, paylaşmayı uzlaşmayı öğreten pek çok eğitici programın varlığını yok sayamayız.

Burada önemli olan televizyonu seyretmemek değil, çocuklarımızı doğru ve uygun programları seyretmesi için yönlendirmemizdir.

YAZAR:PSİKOLOG ŞEBNEM KARTAL

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME (HAZİRAN AYI)

YALAN SÖYLEME

Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olarak çarpıtılması anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya biraz abartarak anlatabilirler. Çoçuğun bu tip davranışları bir uyum davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.

Çocuklar hiç bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel, çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok sık yalan söyleniyor olması çoçuğun da yalan söyleme davranışını taklit etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur. Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;

Sevgi ve şefkat eksikliği

İlgi eksikliği

Değersizlik ve onaylanma gereksinimi

Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme

Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme

Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma

Kıyaslamacı tutuma maruz kalma

Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma

Korku ve kaygılar

Çocuklar aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin kedisine aferi dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir. Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek ya da sürekli hale gelmiş takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı, kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle ve ya başka çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından aşağılanmamak ve cezaladırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir. Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve okula gidemeyen bir çocuk ve ya okulda yemek yemek istemediği için parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum sergilemesse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.

Aileler çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme davranışından uzak tutabilirler.

Çocukları yalan söyleyen ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları sergileyebilineçek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır.

KAYNAK:PSİKOLOG ŞEBNEM KARTAL



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
ÇOCUKLARIN CİNSEL GELİŞİMİ VE OYUNLARI [ARALIK AYI KONUSU]

YAZAR: Uzm.Dr. Ayten Erdoğan

Çocukların cinsel gelişimi ve cinsel oyunları

Çocukların cinsellik konusunu öğrenmeleri gelişimleri açısından büyük önem taşıyor. Çocuklar; tıpkı kolları ve bacakları gibi, cinsel organları hakkında da olumlu duygulara sahip olmaya, erkek veya kız olmanın iyi bir şey olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyuyorlar. Uzmanlara göre; çocukların cinsellik konusunu aileleriyle rahatça konuşabilmeleri kendi değerlerini oluşturmaları açısından