Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Doğa Kategorisindeki bloglar

31 Ekim 2007 , Çarşamba
Kategori (Doğa)

İnternette Çevre ve Doğa ile İlgili Çok Site Vardır. Aşağıdakiler böyle sitelerden alınmıştır..



31 Ekim 2007 , Çarşamba
Kategori (Doğa)

TÜRKİYE ÇÖL OLACAK!!!

 

 

NASA’ya göre Türkiye’nin büyük bölümü 2040 yılında çöl olacak

 

Nasa’ya göre Türkiye’nin, kara yüzeyinin yüzde 90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor.

Türkiye’de son 40 yılda Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı oranında sulak alan yok olurken, kara yüzeyinin yüzde 90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor.

AA muhabirinin Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye ve TEMA’dan aldığı bilgilere göre, küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Türkiye’nin sulak alanları ve birbirini tetikleyen sorunlar yüzünden verimli toprakları kaybediliyor.

Türkiye’de kaybedilen sulak alanların boyutu küçümsenmeyecek kadar büyük… Yaklaşık 1 milyon 250 bin hektarlık kuruyan alan, Marmara Denizi’nin yüzölçümüne eşit. Sözkonusu kaybın Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı, ülkenin en önemli göllerinden olan Tuz Gölü’nün ise 9 katından fazla olması dikkat çekiyor.

BÖYLE GİTMEMELİ…

NASA’nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye’nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.
Erozyonla baraj göllerinin dibine yığılan topraklar, barajların doğal ömrünü yüzde 50 oranında azaltabiliyor. Bunun sonucunda yüksek değerde hidrolojik enerji ve kullanma suyu kayıpları meydana geliyor. Örneğin, dünya barajlarına erozyonla getirilip depolanan topraklar, enerji ve kullanma suyu bakımından yılda 6 milyar dolarlık bir zarara neden oluyor. Türkiye’de bunun tipik örneği Keban Barajı’nda görülüyor.
Türkiye’de 15 barajın (Altınapa, Bayındır, Buldan, Çaygören, Selevir, Çubuklu, Demirköprü, Hirfanlı, Karamanlı, Kartalkaya, Kemer, Kesikköprü, Seyhan, Sürgü, Yalvaç) ömürlerinin tahmin edilenden önce dolmuş ya da dolmak üzere olduğu vurgulanıyor. Bunlara ek olarak ülke ve bölge için büyük önem taşıyan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarında da tehlike çanları çalıyor.

-GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR…

Kaybedilen sulak alanlar ve verimli topraklar ekonomik açıdan büyük çapta zarara yol açarken, geri kazanımları kolay olmuyor.
Sulak alanları geri kazanmak, kuruyan gölleri eski haline getirmek için yüzlerce yıl gerekiyor. Örneğin Konya’da yeraltı su seviyesi giderek düşüyor. İçilebilir özellikteki temiz yeraltı suyu ile Tuz Gölü arasında kot farkı 15 metreye kadar indi.
Önceden 50 metrenin üzerindeki farkın 15 metreye kadar inmesi tehlikeyi beraberinde getiriyor. Böyle giderse 5-6 yıl sonra Tuz Gölü’nden yer altı suyuna doğru akış başlayacak ve temiz su tamamen bozulacak. Bu durumda da hayatın biteceği Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı suyunun temizlenmesi için 1400 yıl gerekecek.
Aynı şekilde üretilemeyen bir kaynak olan verimli toprağın 1 santimetresi ortalama 500 yılda oluşuyor. Tarım yapılabilmesi için gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ise ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.
1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek
halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor.. Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, "40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor" dedi.

 

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=06.08.2007&Newsid=131191&Categoryid1



31 Ekim 2007 , Çarşamba
Kategori (Doğa)

DÜNYAMIZ VE BİZ

DÜNYAMIZ VE BİZ

 

Her şey bir süreçle oluştu. Hiçbir şey birden bire gelişmedi. İlkokul yıllarımızda bize Dünyamızın oluşsum süreci anlatıldı. Bunun ne kadar uzun bir süre aldığından bahsedildi.

Yeryüzünün şekillenmesi ve bir yaşam alanına dönüşmesi… Bunların hepsi bir süreçti.

 

Bu gün geldiğimiz nokta ise yine bir süreçtir. Bize sunulmuş dünyamızın insan eliyle yavaş yavaş zarara uğratılması sonucu bu gün bu noktadayız.

 

Kaynaklarımızın tükenmekte olduğu günleri yaşamaya uzun bir zaman önce başlamıştık. Malesef insan bir şeyin ciddiyetini elindekini kaybedince anlıyor. Doğal yapıyı bozarak iyi yaptığını yenilikler getirdiğini düşünürken hiçbir yeniliğin gelmediğini aksine gerilediğini henüz fark ediyor.

 

Doğal afet diye nitelendirdiğimiz her şey bugün yaşanmakta. Yangın, sel, deprem, kuraklık… Bunların hepsi doğal dengenin ne kadar bozulduğunun göstergesidir bence.

 

Doğanın yok edilip kentleşmenin artması ne kadar fayda sağladı acaba yapana paradan başka. Kıyıların imara açılması ne kadar fayda sağladı acaba yapana ve yaptırana paradan başka. Ormanların yok edilmesi, kesilmesi veya yakılması, ne kadar fayda sağladı dünyamıza yakan kişinin ve yaktıranın cebine giren birkaç liradan başka.

 

Yaşanmayacak bir dünya elimize kaldıktan sonra ne kadar faydası olur o binanın.

Çok susadım su bitti bina iç; duş almam lazım su bitti açık arazilerde güneşlen; acıktım biraz bina ye mi?

 

El birliğiyle getirdik dünyamızı bu güne ve bunun değişmesi de bir sürece bağlıdır. Bu süreci nasıl başlatırız sorularını düşünmeye başladıysanız ve bişeyler yapmak istiyorsanız. Bu sürecin başlaması için; doğamızın koruyucusu parasız askerleri olalım.



Sayfalar : 1 2 [3]