Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

27 Nis

Evlilik Hayatı

Evlilik Hayatı

 

EVLİLİK HAYATI

 

Kadın, evlilik hayatında erkeğin ortağı değil arkadaşıdır. İkisi arasındaki ilişki; iki ortağın arasındaki ilişki gibi değildir. Hayat boyu bir arada yaşamaya zorlanmış değillerdir. Onların arasındaki ilişki arkadaşlık ilişkisidir. Biri diğeriyle her yönü ile tatmin edici bir arkadaşlık içerisindedir. Bu arkadaşlıkta biri diğeri ile huzur bulur. Zira Allah, kadını, kocası için tamamlayıcı, huzur kaynağı olarak yaratmıştır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kendileri ile huzura kavuşacağınız kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir."

Sükunet; huzur bulmaktır. Yani erkeğin eşi ile, kadının da erkeği ile huzur bulmasıdır. Her ikisi birbirini arzular ve birbirinden kaçmaz. Evlenmede asıl olan huzur bulmaktır, evlilik hayatının aslı tatmindir. Ta ki bu arkadaşlık, eşler arasında mutluluk getirsin. Bu durum, İslâm Şeriatı’nın gereği olarak kadının erkek üzerindeki, erkeğin de kadın üzerindeki karşılıklı haklarının ikamesidir. Bu konuda ayetler ve bir hayli hadisler vardır. Allah şöyle buyuruyor:

"Onların da erkeğin hakları gibi hakları vardır."

Yani, erkeğin kadının üzerinde olan hakkı gibi kadının da erkek üzerinde hakkı vardır. İbni Abbas, bu konuda şöyle buyuruyor: "Ben eşimi süslüyorum, onun beni süslediği gibi; istiyorum ki, onun benim üzerimdeki hakkını tam vereyim ve onun üzerinde olan hakkımı tam alayım. Çünkü, Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Erkeklerin kadınların üzerindeki hakkı gibi, kadınların da onların üzerinde hakkı vardır." Yani, günaha yol açmadan onları süslemeli." İbni Abbas’tan gelen bir başka rivayet ise şöyledir: "Onlarla güzel sohbet etmeli, onlara verdiği görevde itaat ettikleri gibi onlara güzel muamele etmelidir."

Allahu Teâla, iki eş arasında, güzel muameleyi emreder:

Ayette geçen kelimesi birbirine karışmak ve kaynaşmak anlamlarına gelmektedir. kelimeleri; muamele etme, kavim muamele etti, muamele ettiler anlamına gelir. Allah (c.c.) kadınlarla evlenme akdi yapanlara, onlarla güzel bir şekilde arkadaşlık yapmalarını emrediyor ki, kaynaşma olsun, onlarla arkadaşlıkları arasındaki duygu kemale ulaşsın. Çünkü bu durum, sükunet için en uygundur. Yaşam için en güzel mutluluktur. Erkeğin kadınla olan muaşereti, mehir ve nafakanın yanında, üzerine vacib olan bir görevdir.maruf ölçü (içerisinde bulunan hayat standartlarına) onları iyilikle yedirip içirmenizdir." Rasulullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: Yine rivayet edildiğine göre; “Rasulullah, ehline güzellikle muamele eder, onlarla şakalaşır, onlara karşı sevecen olur ve hanımlarıyla gülerdi. Hatta, bir seferinde mü’minlerin annesi Aişe (r.anha) ile yarışa girdi. Böylece onu severdi ve onun sevgisini celbederdi." Aişe (r.anha) şöyle dedi:

"Rasulullah

Rasulullah (s.a.v.), yatsıdan sonra ehlinin yanına gider, yatmadan önce onlarla gece sohbeti yapardı. Böylece onların yakınlığını kazanırdı.

"Hayırlınız, hanımlarına hayırlı olanınızdır."

Bunların hepsi, erkeğin eşlerine güzel muamelede bulunması gerektiğini göstermektedir. Şayet evlilik hayatında bozulma söz konusu olursa;

"Erkekler kadınlar üzerine güçlüdürler."

"Kadınların da onların üzerinde maruf (ölçülerde) hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerine bir derece (fazla hak)ları vardır."

"Bir kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa yatağına dönünceye kadar melekler ona lanet eder."

Allah, erkeği kadınlar üzerine komutan seçer. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:Ve şöyle buyuruyor: diyerek kadına kocasına itaat etmesini emretmektedir. Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Rasulullah s.a.v. bir gün bir hanıma şöyle sorar:

"Evli misin?"

Kadın: Evet der. Rasulullah: “….Şüphesiz ki kocan, senin hem cennetin hem de cehennemindir."

Buhari Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet eder: "Kocası yanında iken kocasının izni olmadan kadının oruç tutması doğru değildir. Onun evinde izni olmaksızın başkasının eve girmesine izin veremez. Onun iznini almadan infak edemez. Kocasının izni olmadan harcama yaptığı zaman harcamanın yarısını geri ödemesi gerekir."

Kadınlarla ilgili ahkamı belirtirken İbni Batta, Enes’ten şunu rivayet etmektedir:

"Bir adam yolculuğa çıktı ve karısının dışarı çıkmasını yasakladı. Bu esnada kadının babası hastalandı ve babasını ziyaret etmek için Rasulullah

Şeriat erkeğe, ister hasta olan babasını ziyaret amacıyla olsun isterse gezinti amacıyla olsun, karısının evinin dışına çıkmasını engelleme hakkını vermiştir. Kocasının izni olmadan kadının evinden dışarı çıkması caiz değildir. Ancak erkeğin, hasta olan babasını ziyaret etmek isteyen karısını bu ziyaretten alıkoyması gerekmez. Çünkü böyle yapmak, aralarındaki ilişkinin kesilmesine ve kadının kocasının emrine muhalefet etmesine neden olabilir. Oysa yüce Allah, her ikisine de birbirleriyle güzel ilişki içerisinde bulunmayı emretmiştir. Hasta olan babasını ziyaret etmek isteyen kadının bu ziyaretini engellemek kadın ile erkek arasındaki ilişkinin güzel bir ilişki olmasının tersine bir durumdur. Yine erkek karısının mescide gitmesini de engelleyemez. Rasulullah (s.a.v.)’den gelen bir rivayette şöyle buyurmaktadır:

"Allah’ın kullarını Allah’ın mescidlerine gitmekten alıkoymayın."

"Açılmalarından korktuğunuz hanımlara nasihat edin veya yataklarından uzak durun veya onları dövün. Şayet itaat ederlerse, sakın onların hakkında haddi aşmayın."

“Şayet böyle yaparlarsa, hafif bir dövüşle onları sakındırabilirsiniz."

"Şayet itaat ederlerse, onlara karşı haddi aşmayın."

Şayet kadın, kocasına karşı isyan ederse, onu terbiye etmek erkeğin hakkıdır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:Buradaki dayak hafif dövmedir, şiddetli bir dayak değildir. Nitekim veda hutbesinde Allah Rasulü bunu şöyle açıklamaktadır:Zira şeriat, aykırı hareketlerde bulunduğu zaman erkeğe kadını cezalandırma hakkını vermiştir. Çünkü evin işlerini görüp gözetme, evinin liderliğini elinde bulundurma hakkı erkeğe aittir. Şeriatın yapılmasını emrettiği bir şeye muhalefet etmediği sürece erkeğin karısını herhangi bir şekilde sıkıntıya sokması, dövmesi caiz değildir. Kesinlikle bir şeyle ona ıztırab veremez, böyle bir şey caiz değildir. Çünkü, Allah şöyle buyuruyor: Bilakis, ona karşı arkadaşça davranmak gereklidir. Kadından istenilen herhangi bir şeyde hatta kendisini istemede bile içerisinde bulunulan durumlara göre en güzel, en uygun bir şekilde talepte bulunmak gereklidir. Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Gece süsleninceye ve saçlarını tarayıncaya kadar kadınların yanına gitmeyin." Erkeğin, kadınlar üzerinde güçlü olmasının veya evin lideri olmasının anlamı, kadının başına musallat olan, her isteği mutlak surette yerine getirilecek bir hakim olma anlamında değildir. Bu ifade erkeğin, evin idarecisi ve işlerini yürüteni anlamına gelmektedir. Sultanın ve hükmün bu işin içinde yeri yoktur. Bu nedenle kadın kocasının sözüne cevap verebilir, onunla tartışabilir ve söylediği şeylerde karşılıklı olarak görüş alışverişinde bulunabilir. Çünkü kadın ve koca iki arkadaştırlar; amir ve memur değillerdir; veyahut hakim mahkum değillerdir. Ancak evin idaresi hususunda yetkiyi elinde bulunduran iki arkadaş gibidirler. Rasulullah (s.a.v.) evinde böyle idi ve eşlerine karşı böyle davranırdı. Devlet Başkanı olmasına rağmen evinde baskıcı bir başkan değildi. Ömer (r.a.)’den gelen bir rivayette şöyle demektedir: "Allah’a yemin ederim ki, cahiliyede hanımlara, hiç değer vermezdik, ta ki ayetler ininceye kadar ve gerekeni onlara yükleyinceye kadar. Bir gün, bir işin durumunu tartışıyordum. Hanımım bana şöyle şöyle yapsaydın keşke dedi. O’na dedim ki; sana ne oluyor? Niçin burası? Benim istediğim bir işte, senin ne mükellefiyetin var? Şöyle dedi: Hayret ey Hattaboğlu, sen tartışma istemiyorsun, senin kızın Rasulullah ile tartışıyor; hatta öyle oluyor ki, Rasulullah (s.a.v.) gününü kızgın geçiriyor. Sonra Ömer (r.a.) şöyle dedi: Elbisemi aldım, çıkıp Hafsa’nın evine gittim ve o’na: Ey kızım! sen Rasulullah ile bir şeyi görüşüp, akşama kadar onun kızmasını sağlıyor muşsun? Hafsa şöyle dedi: Vallahi biz, Rasulullah (s.a.v.)’le tartışma yapıyoruz. Ömer (r.a.): Bil ki, seni Allah’ın azabı ile korkutmuştum. Ey kızcağızım! Allah’ın Rasulü’nü kızdırmaktan sakın, kendisini hayrette bırakan güzelliklerin seni gururlandırmasın. Rasulullah’ın sevgisi karşısında başka şeye meyletme. Sonra çıktım, bana yakınlığı olan Ümmü Seleme (r.a.) yanıma geldi ve onunla konuştum; bana şöyle dedi: Hayret Hattaboğlu! Sen her şeye karıştın, ta ki; Rasulullah (s.a.v.)’in eşleri arasına girmeyi isteyinceye kadar. Ömer (r.a.): Beni, bazen tuttuğu gibi bir kırgınlık tuttu ve daha sonra çıktım."

Müslim sahihinde şunu rivayet eder:

"İşte burada, benim etrafımdalar ve benden nafaka istiyorlar."

Bu anlattıklarımız kadın ile erkek arasındaki ilişkilerle ilgiliydi. Ev işleri yönünden ise mesele şöyledir: Kocasına hizmet etmek, hamur yoğurmak, ekmek yapmak ve yemek pişirmek, evi temizleyip düzene koymak gibi görevler kadının görevdir. Su istediği zaman ona su vermek, yemek istediği zaman önüne sofra kurmak ve evde kocasına hizmet etmesi gereken her işte görevini yerine getirmek de kadının görevleri arasındadır. Aynı şekilde, aile bireylerinin geçimini sağlamak ve ev içerisindeki işlerin yerine getirilmesi için gerekli olan eşyaları sağlamak ise erkeğin görevleri arasında yer almaktadır. Buna göre dışarıdan temin edilmesi gereken su getirmek, temizlik malzemeleri, tırnak makası ve kadının süslenmek için kullanacağı eşyalar gibi şeyleri temin etmek erkeğin görevlerindendir.

Özetle diyebiliriz ki, ev içinde yapılacak tüm işler kadının yapması gereken görevlerdendir. Evin dışında yapılması gereken tüm işleri yapmak ise erkeğin görevleri arasında yer almaktadır. Ali (r.a.) ile Fatıma (r.anhüma) ilgili olarak Nebi (s.a.v.)’den gelen rivayet şöyledir: "Kızı Fatıma (r.anha)’ya ev işlerini ve hizmetini verdi. Ali (r.a.)

"Ebu Bekir (r.a.) Rasulullah (s.a.v.)‘in yanına girmek için izin ister ve izin verildikten sonra yanına girer. Daha sonra Ömer (r.a.) gelir ve izin ister. Ömer (r.a.)’a da izin verildikten sonra içeri girer. Nebi (s.a.v.)‘in hanımları etrafında sessizce oturmaktadırlar. Ömer (r.a.), ben bir şey söyleyeceğim deyince Rasulullah (s.a.v.) güldü. Ömer (r.a.) sonra şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü! Şayet kızım Hafsa ileri gider senden nafaka isterse, gideyim boynunu vurayım Rasulullah güldü ve şöyle dedi: Buradan anlaşılıyor ki, erkeğin kadın üzerinde kuvvetli olması emir, yani idare açısındandır, yoksa hakimiyet ve baskı açısından değildir; kadının da görüşü alınır ve onunla tartışılabilir.’a ise evin haricindeki işleri verdi." Rasulullah (s.a.v.) hanımlarına ev içerisindeki işleri yapmalarını emrediyordu. Şöyle derdi: "Ey Aişe! Bize su ver, bize yemek yap, bıçağı getir bileğle." Rivayet edilir ki, Fatıma (r.anha) bir gün Rasulullah’a gider ve el değirmeninden şikayet eder, bir cariye ister. Görülüyor ki, evde kocasına hizmet etmek ve evin işlerini görmek hanımın görevidir. Ancak; gücünün götüreceği kadarını yapma durumundadır. Şayet işlerin çokluğu nedeniyle gücünü aşarsa, o zaman kocaya düşen ona hizmetçi tutmaktır. Kadının bunu istemesi hakkıdır. Şayet işler çok olmayıp gücünü aşmıyor ve yapabiliyorsa erkeğin hizmetçi tutması gerekmez, bilakis kadın ev işlerini kendisi yapmak durumundadır. Rasulullah (s.a.v.)’in kızı Fatıma’nın isteğini geri çevirmesi de bunu göstermektedir. Kocanın eşi ile güzel geçinmesi vacibtir. Aynı şekilde, hanıma düşen de güzel muamele etmektir ki, aile hayatı mutlu geçsin. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Kendileri il

e huzura kavuşacağınız kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir." (s.a.v.)’den izin istedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Allah’tan kork ve kocana karşı gelme" diye buyurdu. Daha sonra kadının babası vefat etti ve babasının cenazesinde bulunmak için Allah’ın Rasulünden izin istedi. Allah’ın Rasulü yine: "Allah’tan kork ve kocana karşı gelme" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c.) bu kadın hakkında Nebi (s.a.v.)‘e şöyle vahyetti: Kocasına itaat ettiğinden dolayı ben o kadının günahını bağışladım." (s.a.v.) benimle yarış yaptı ve ben onu geçtim. Ben o zamanlar şişman değildim. Ancak sonraları şişmanladıktan sonra tekrar yarış yaptığımızda o beni geçti ve bunun üzerine bana "bu sana yeter" dedi."

Rasul (s.a.v.), erkeklere kadınlar hakkında birtakım tavsiyelerde bulunmaktadır. Müslim’in, Sahih’inde Cabir’den rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulü veda haccında şöyle buyurmaktadır:

"Kadınlar hakkında Allah’dan sakının. Siz, onları Allah’tan emanet aldınız, ferclerini Allah kelimesi ile söz vererek helal edindiniz. Sizin onlar üzerindeki haklarınız; onların, aile yuvasına hoş görmediğiniz bir kimseyi getirmemeleridir. Şayet böyle yaparlarsa onları hafif dövün. Onların, sizin üzerinizde hakları,

"Sizin hayırlınız; ehline karşı en hayırlı olanızdır. Ben ehlime karşı sizin en hayırlınızım."

"Onlarla güzel geçinin." Ve şöyle buyuruyor: "…Ya da iyilikle tutmalı."

"O ki, sizi bir tek nefisten yarattı ve ondan da bir eş yarattı ki, onunla sükunet bulsun."

27 Nis

Nebi (s.a.v.)’in Evlilikleri

Nebi (s.a.v.)’in Evlilikleri

 

 NEBİ (S.A.V.)‘İN EVLİLİKLERİ

 

 

ayeti, hicri sekizinci yılın sonunda, Rasulullah (s.a.v.)’in eşlerine birer ev yapmasından sonra indi. Ayet indiği zaman Rasulullah (s.a.v.) dörtten fazla kadınla evliydi. Fakat O, hanımlarının hiçbirini terk etmedi ve hepsiyle evliliğini devam ettirdi. Bu durum, Rasulullah (s.a.v.)’in Müslümanlardan ayrı olan bir özelliği idi. Görülüyor ki, evlenmeyi dört kadınla sınırlandıran ayetin inmesinden sonra Rasulullah (s.a.v.)’in dörtten fazla hanıma sahip olması ona ait bir özellikti. Çünkü Rasulullah’ın yaptığı iş söylediği söze muhalif olamazdı. Şayet böyle bir şey söz konusu olursa bu demektir ki yaptığı iş özel, sözü ise ümmet için geneldir. Fıkıh usulünde bilinen bir kaide vardır: "Rasulullah (s.a.v.)‘in kendisine ait olan halleri hariç, ümmete ait olan sözü ile fiili arasında çelişki yoktur". Çünkü Rasulullah (s.a.v.)’in ümmete ait olan emirleri onlara aittir. Bunlar, fiillerinde ve sözlerinde Rasul’e ittiba etmede ve O’nun yaptıklarını yapma hususunda daha özel olan delillerdendir. Genel kurallar özel kuralların üzerine bina edilmiştir. Bu nedenle ümmete olan emir ile çelişen dörtten fazla kadınla evlenme hususunda Rasulü’n yaptığı gibi yapılması caiz değildir. Rasulullah’ın dörtten fazla kadınla evlenmesi veya kendisine hibe edilenler hakkında Kur’an’da ayetler vardır. Allah (c.c.) şöyle buyurur:

"Ey Nebi! Biz, mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve bir de mü’min bir kadın nefsini peygambere (mehirsiz olarak) hibe eder ve peygamber de onunla evlenmeyi isterse onu -ki bunu, mü’minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere- senin için helal kıldık. Sana bir zorluk olmasın diye mü’minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik."

 

Bundan dolayı Rasulullah (s.a.v.)’ın evlenme durumu amelde örnek alınmaz. Teşri’de bunun yeri yoktur. Çünkü bunlar, Rasulullah (s.a.v.)’e has olan özelliklerdir. Ayrıca bu evlenme, risalete has bir evlenmedir. Yoksa, cinsiyete düşkün olan bir insanın evlenmesi değildir. Veya erkeklik ve dişilik duygularının tatmin edilmesi için değildir. Tarihe baktığımız zaman, Rasulullah (s.a.v.)’in yirmi üç yaşındayken Hatice (r.anha) ile evlendiğini, 28 yıl boyunca evliliğini sadece Hatice (r.anha) ile sürdürdüğünü, peygamber olarak gönderilişinin on birinci yılında yani hicretten iki yıl önce ise Hatice (r.anha)’nın vefat ettiğini; bu yıl içerisinde Mekke’lilerin anlaşıp Kabe’ye astıkları sahifenin yırtıldığını, Rasulullah (s.a.v.)’ın Taif’e gidip döndüğünü -ki, bu yıl Miladi 620 idi- ve 50 yaşlarında olduğunu görürüz. Bunca zaman içinde yaşadığı Arap toplumunda fazla kadınla evlenme yaygın bir halde iken, Hatice (r.anha)’den başkasıyla evlenmeyi düşünmemiştir. Risaletten önce on yedi yıl Hatice ile mutlu ve huzurlu bir evlilik geçirdi. Peygamber olarak gönderilişinden sonra davet hayatında, küfür düşünceleri ile mücadele yıllarında da yaklaşık on bir yıl Hatice (r.anha) ile evli kalmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen bir başka kişi ile evlenmeyi düşünmemiştir Ne Hatice ile evlenmeden önce ne de onunla evlendikten sonra, Rasulullah’ın kadınlara rağbet ettiği söz konusu değildir. Üstelik bu dönemlerde cahiliye toplumu; kadınların aşırılaştırdıkları, tüm cazibelerini ortaya koyarak sokaklarda cirit attıkları, insanların ihtiraslarını harekete geçirdikleri bir dönemi yaşıyordu. Elli yaşına girdiği bu zaman içinde cinsi bir güdünün kendisini birden bire etkilediğini, ardından da bir kadınla yetinmeyerek birden fazla kadınla evlenmek istediğini, hatta ve hatta onbir kadınla evlendiğini; ömrünün altıncı diliminde beş yıl içerisinde yediden fazla kadınla, ömrünün altıncı diliminin sonları ile ile yedinci diliminin başlarında ise dokuz kadınla evlendiğini söyleyemeyiz. Elli yaşını aşmış olan böylesi bir kişinin kadınlara olan düşkünlüğünden ya da cinsi arzularını tatmin etme arzusundan dolayı birden fazla evlilik yaptığını söylemek mümkün müdür? Yoksa Rasulullah’ın hayatının diğer yönlerine bakarak böyle bir netice çıkarabilir miyiz? Ki bu hayat, insanlara tebliğ edilmesi gereken Rasulullah’ın hayatıdır. İşte tüm bunları anlayabilmek için Rasulullah (s.a.v.)’ın evlenmesine neden olan olayları açıklama gereğini duyuyoruz.

 

Aişe ve Sevde binti Zem’a (r.anha) ile

Evlenmesi

Peygamberliğinin on birinci yılında yani Hatice (r.anha)’nın vefat ettiği yıl Rasulullah (s.a.v.) evlenmeyi düşündü. Yaşı elli idi. En yakın arkadaşı ve erkeklerden kendisine iman eden ilk kişi olan Ebu Bekir’in kızı Aişe’yi istedi. Nikahı kıyıldığı zaman Aişe henüz altı yaşında idi. Üç yıl onunla evlenmedi. Hicretten sonra dokuz yaşına girinceye kadar bekledi. Ancak bu iki sene zarfında, Sevde binti Zem’a ile nikahlandı. Bu hanım, Habeşistan’a hicret eden müslümanlardan Es-Sukran bin Amr bin Abdü’ş-Şems’ten dul kalmıştı. Daha sonra beraberce Mekke’ye döndüler ve bir müddet sonra Abdü’ş-Şems vefat etti. Sevde (r.anha) kocası ile birlikte müslüman olmuş, hicret etmiş, birçok meşakkatlara katlanmış, kocasının karşılaştığı eza ve cefalarla o da karşılaşmıştı. Kocasının vefatından sonra Allah Rasulü onunla evlendi. Sevde anamızın ne güzelliği, ne yüksek bir makamı ne bir zenginliği ve ne de zevk alınabilecek yönü vardı. Anlaşılıyor ki Sevde anamızla evlenmesi, onu korumak ve mü’minlerin anası olmasını sağlamaktı. Hicret ettikten sonra Sevde annemizin evini mescide yakın yaptırdı. Bu ev, Rasulullah’ın hanımları için yaptırdığı ilk evdi.

Hicretin birinci yılında Ensar ve Muhacirler arasında kardeşliği tesis ettikten sonra, Sevde binti Zem’a’nın evinin yanında, caminin etrafında Aişe için de bir ev yaptırdı ve onu oraya yerleştirdi. Böylece yardımcısı ve arkadaşı Ebu Bekir’in, kızının yanına gelmesini ve her zaman evini ziyaret etmesini ağladı.

Hafsa (r.anha) İle Evlenmesi

Hicretin ikinci yılında Bedir Gazvesinden sonra ve Uhud Harbinden önce Ömer b. el Hattab’ın kızı Hafsa (r.anha) ile evlendi. Annemiz Hafsa, İslâm’a ilk girenlerden Haniş’in hanımı idi. Rasulullah onunla evlenmeden yedi ay önce kocası vefat etmişti. Ömer’in kızı Hafsa annemizle evlenmesi ile diğer yardımcısı ve arkadaşı Ömer’in, evine kızının yanına kolaylıkla gelip gitmesini sağlamış oluyordu. Aişe ve Hafsa (Allah onlardan razı olsun) ile evliliği, iki yardımcısının kızı ile evliliğidir. Ebu Bekir ve Ömer, (Allah onlardan razı olsun) davette, yönetimde, savaşta ve diğer hususlarda kendisine yardım eden yardımcılarıydı. Yoksa bu iki evliliği, sadece kadınlarla yapılan birer evlilik olarak anlamak doğru değildir. Her ne kadar Aişe (r.anha) annemiz güzel ve genç ise de Hafsa annemiz (r.anha) bu vasıflardan mahrumdu. O halde böyle bir evliliği, cinsi arzuları tatmin etme açısından değerlendirmek doğru olmaz.

 

Cüveyriye (r.anha) İle Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.), Hicri beşinci yılda Beni Mustalık Gazvesi esnasında el Haris bin Ebu Dırar’ın kızı Cüveyriye ile evlendi. Onunla evlenmesi iki sebebe dayanmakta idi. Birisi; babası ile yakınlık sağlamak, diğeri de onun şerefini yükseltmekti. Cüveyriye annemiz Beni Mustalık esirleri arasında idi. Ensardan birisinin hissesine düşmüştü ve Mustalık oğulları reisinin kızıydı. Esir düştüğü efendisinin kendisini fidye karşılığı serbest bırakmasını istedi. Efendisi, onun kabile başkanının kızı olduğunu bildiği için fazla fidye istedi. Babası fidye ile Rasulullah’a geldi ve Rasulullah (s.a.v.) onu serbest bıraktı. Daha sonra Rasulullah’a iman ettikten sonra Müslüman oldu. Sonra kızı Cüveyriye’yi Rasulullah’a götürdü. Babası Müslüman olduğu gibi o da Müslüman oldu. Rasulullah onu babasından istedi. Babası onu Rasulullah ile evlendirdi. Bu evlilik, bir kabile reisinin kızı ile oldu. Ki söz konusu kabileyi esir almış, onların şerefini alçaltmıştı. İşte bu evlilik, bu durumu ortadan kaldırıp kabile reisinin sevgisini celbediyordu.

 

Safiye (r.anha) İle Evlenmesi

Bundan sonra Rasulullah (s.a.v.), Hayber zaferini müteakip Yahudi reislerinden Huyey bin Ahtab’ın kızı Safiye annemizle evlendi. Safiye validemizin evlenme olayı şöyle oldu: Kendisi, Hayber kalesinden esir alınan kadınlar arasında idi. Bazı Müslümanlar Rasulullah’a gelerek şöyle dediler: "Ya Rasulullah! Safiye, Beni Kureyza ve Beni Nadir’in başkanlarının kızıdır, ancak senin için uygundur.” Rasulullah onu azad etti ve onunla evlendi. Bununla onu korudu, onu esaret duygusundan kurtardı ve şerefini yükseltti. Rivayet edilir ki, Safiye annemizin Rasulullah ile ilk gecesinde Ebu Eyyub Halid el-Ensari, Allah Rasulü’nün bir suikast ile karşılaşa-bileceği korkusuna kapılmış ve bu nedenle de Hayber’den dönüş yolunda çadırının yanında kılıcı ile nöbet beklemişti. Çünkü Rasulullah onun babasını, kocasını ve kavmini öldürtmüştü. Sabah olunca Rasulullah onu gördü ve ona: Sana ne oluyor? dedi. Cevaben şöyle dedi: Bu kadının seni öldüreceğinden korktum. Çünkü sen onun babasını, kocasını, kabilesini öldürttün. Bunun üzerine Allah Rasulü ona güven verdi. Safiye anamız Rasulullah (s.a.v.)’ı, sadakatla ölünceye kadar beklemiş ve sadık kalmıştır.

 

Meymune (r.anha) İle Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.) Hicretin sekizinci yılında Abbas bin Abdülmuttalib’in hanımı Ümmü’l Fadl’ın kız kardeşi Meymune validemizle evlendi. Bu evlenme Umretü’l Kaza sırasında oldu. Bu sırada Meymune 26 yaşında idi. Meymune, evliliğinde Ümmü’l-Fadl’ın vekili idi. Meymune (r.anha) umrede Müslümanların durumunu görünce İslâm’a yöneldi. Abbas (t), durumu Rasulullah ile konuştu, onunla evlenmesini teklif etti ve Rasulullah (s.a.v.) evlenme taklifini kabul etti. Günler, Hudeybiye antlaşma metinlerinin yazıldığı üç gün idi. Allah Rasulü Meymune ile evliliğini, kendisi ile Kureyş arasında anlaşma ortamının artması için bir vesile olarak kullanmak istedi. Kureyş’in elçileri Süheyl bin Amr ve Huveytıb b. Abdü’l Uzza geldiklerinde; “artık ziyaret günü bitti, buradan çık” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.v.) onlara şunu söyledi: “İster misiniz sizin aranızda güveyi olayım ve ilk gecemi geçireyim; sizlere, sizin de bulunacağınız bir yemek vereyim.” Ona şöyle cevap verdiler: “Bizim, senin yemeğine ihtiyacımız yok, buradan bir an önce çık.” Rasulullah bir şey söylemeden çıktı, Müslümanlar da O’nun arkasından çıktılar.

 

Zeyneb Binti Huzeyme ve Ümmü Seleme

(r.anhüma) İle Evlenmesi

Zeyneb binti Huzeyme ve Ümmü Seleme; ashabından savaş meydanlarında şehid olan iki adamın hanımlarıydı. Zeyneb binti Huzeyme, Bedir’de şehid olan Ubeyde bin el-Haris ibni el-Muttalib (r.a.)’ın hanımıdır. Zeynep annemizin hiç güzelliği yoktu. Ancak iyiliği ve ihsanı ile tanınmış bir hanımdı, hatta miskinlerin annesi lakabı takılmıştı. Rasulullah, Bedir Harbinde kocasının şehid olmasından sonra, hicri ikinci yılda onunla evlenmişti. Rasulullah ile ancak iki yıl kalmış ve Allah (c.c.) onun ruhunu kazbetmiştir. Hatice’den sonra vefat eden ilk hanımıdır.

Ümmü Seleme Ebu Seleme’nin hanımı idi. Kocasından, kendisinin birçok çocuğu vardı. Ebu Seleme (r.a.) Uhud’da yara almış, daha sonra yarası iyileşmişti. Allah Rasulü (s.a.v.) Beni Esed Harbinde onu kumandan yaptı. Onları yendi ve Medine’ye ganimetle döndü. Daha sonra Uhud’da aldığı yaralar deşildi. Bu yaralarla vefat etti. Ölüm yatağında iken Rasulullah (s.a.v.) yanına geldi ve onu ziyaret etti; yanı başında vefat edinceye kadar bekledi ve ona dua etti. İki gözü yaşla doldu. Allah Rasulü, Ebu Seleme’nin vefatından dört ay sonra Ümmü Seleme’ye evlenme teklif etti. Ümmü Seleme, çocuklarının çokluğu dolayısıyla özür beyan etti. Rasulullah onunla evleninceye kadar teklifine devam etti; böylece, onun çocuklarına bakma ve onları yetiştirme işlerini üzerine aldı. Bu iki hanımla Rasulullah’ın evleniş gayesi, vefat eden kocalarından sonra onların geride bıraktığı çocuklarına sahip çıkmaktı.

Ümmü Habibe (r.anha) ile Evlenmesi

Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe (r.anha) mü’mine olarak İslam için kocasıyla Habeşistan’a hicret etti. Daha sonra kocasının mürted olması üzerine İslam uğrunda sabretti ve dinini değiştirmedi. Asıl adı Remle olan Ümmü Habibe, Mekke’nin efendisi ve müşriklerin lideri olan Ebu Süfyan’ın kızıdır. Rasulullah’ın halasının oğlu Ubeydullah bin Cahş el-Esedi’nin karısı idi. Ubeydullah Müslüman oldu, hanımı da Müslüman oldu. Babası ise kafir idi. Babasının işkence edeceğinden korkarak, hamileliğinin son günlerinde olmasına rağmen kocası ile Habeşistan’a hicret etti. Hicret yolunda kızı Habibe binti Ubeydullah’ı dünyaya getirdi, böylece; ona, Ümmü Habibe künyesi verildi. Ancak kocası Ubeydullah b. Cahş, Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa geçti. Karısı Remle’nin de İslam’dan dönmesi için uğraştı ise de başaramadı; Ümmü Habibe ise müslümanlığında ısrar etti. Sonra Rasulullah, Necaşi’ye kendinin vekili olarak evlenmek üzere Ümmü Habibe’yi istemesi için haber yolladı. Necaşi, durumu Ümmü Habibe’ye haber verdi. Ümmü Habibe ise Halid ibni Said el-As’ı evliliği için kendisine vekil tayin etti. Böylece, Rasulullah’ın vekili Necaşi ile Ümmü Habibe’nin velisi Halid ibni Said el-As olmak üzere nikah akdedildi. Hayber Gazvesinden sonra Habeş muhacirleri geri döndüklerinde, Ümmü Habibe de döndü ve Rasulullah’ın evine girdi. Medine şehri Rasulullah’ın bu düğününde toplandılar. Onun evinde ikamet etti.

 

Zeynep binti Çahş (r.anha) ile Evlenmesi

Rasulullah (s.a.v.)’in Zeynep binti Cahş (r.anha) ile evlenmesi teşriî açıdan birçok yönü bulunan bir evliliktir. Bunlar:

A-

B-

Zeyneb binti Cahş; Rasulullah (s.a.v.)’ın halası, Abdulmuttalib’in kızı Umeyme’nin kızı idi. Hz. Zeynep, O’nun gözü önünde ve gözetiminde yetişmişti. Bu nedenle Zeyneb Rasulullah için bir kız veya küçük bir bacı gibi idi. Onu çok iyi tanıyor, Zeyd’le evlenmeden önceki durumunu, çekici olup olmadığını iyi biliyordu. Rasulullah, çocukluğuna ve gençliğine kadar küçük yaşından beri ona şahid olmuştu. O, Rasulullah için meçhul değildi; adeta kızı gibi biliyordu onu. O’nu, azadlısı Zeyd ile evlendirmek istediğinde kardeşi Abdullah bin Cahş karşı çıktı. Bu karşı geliş iki şeyden kaynaklanıyordu:

a-)

b-)

"Şüphesiz, sizin en ekreminiz Allah katında takvalı olanınızdır."

Rasulullah (s.a.v.) bu türden bir itirazın akrabalarının dışındaki bir kadından gelmesini hoş karşılamıyordu. Halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ın, Arabların bu çirkin geleneklerinden kurtulma onurunu yüklenmesini istiyordu. Bu, onların adetlerinin yıkılışı olacaktı. İnsanların söyleyeceğinden korktuğu sözlere, ancak onun dayanabileceğini düşünüyordu. Kendisinin büyüttüğü, Arapların adet ve geleneklerinin gölgesinde yetişmiş olan Zeyd (r.a.)’in, diğer çocuklar gibi bu verasete sahip olma hakkının bulunmasını istiyordu. İşte bu zat Zeyneb’le evlenecekti. O, yüce Şari’nin, evlatlıklarını çocukları olarak görenler için hazırladığı bir olaya hazırlanmış oluyordu. Rasulullah (s.a.v.), Zeyneb’in ve kardeşi Abdullah’ın kabul etmeleri için ısrar etti. Zeyneb (r.anha) ve kardeşi Abdullah, Zeyd ile evlenme olayının gerçekleşmemesi için direndiler. Bunun üzerine Allah (c.c.), şu ayeti inzal buyurdu:

"Bir mü’min erkek ve kadın için, Allah ve Rasul’ü, bir işe hükmettiğinde, o işlerinde, kendileri için, muhayyer değillerdir (seçme hakları yoktur). Kim Allah ve Rasulü’ne isyan ederse o, apaçık delalet içindedir. "

Bundan sonra, Zeyneb ve Abdullah için bir seçenek kalmadı ve "biz bunu kabul ediyoruz ya Rasulullah" dediler. Rasulullah mihrini verdikten sonra gerdeğe girdiler. Ancak Zeyneb ve Zeyd’in evlilikleri istenildiği gibi devam etmedi; sıkıntılar ve hoşnutsuzluklar başladı. Allah ve Rasulü’nün olmasını istediği bu evliliğe, Zeyneb’in gönlü yatmamıştı. İsteklere boyun eğmemişti, bu evliliğe karşı yumuşak olmamıştı. Bilhassa Zeyd’e karşı gururlu idi; bir köleye rıza gösteremiyordu. Zeyd’e sıkıntılı bir hayat yaşatıyordu. Zeyd (r.a.), bu durumu kaç sefer Rasulullah’a anlattı; kötü muamelesini izaha çalışarak defalarca Rasulullah (s.a.v.)’tan onu boşamak için izin istedi. Ancak Rasulullah (s.a.v.) eşini elinde tut diyordu. Öte yandan Allah’tan Rasulü’ne gelen vahiy, Zeyd’in boşamasından sonra Zeyneb’in kendisinin olacağını bildiriyordu. Muhammed, oğlunun karısı ile evlendi denilmesinden korktuğundan bu olay, kendisine çok ağır geldi. Kendisini ayıplayacaklarından korkuyordu; çünkü Zeyd, O’nun evlatlığı idi. Bundan dolayı Zeyd’in boşamasını istemiyordu. Fakat Zeyd (r.a.), Zeyneb’i boşamak için ısrar etti. Zeyd Zeyneb’i boşadıktan sonra Zeyneb’in kendisiyle evleneceğini Allah’ın vahyettiğini bildiği halde: "Eşini yanında tut Allah’tan kork"

"Fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun."

Rasulullah (s.a.v.)’in, daha sonra vahiyle açıklanacak olan şeyi gizlemesinin nedeni şuydu: Arablarda, evlatlıklar neseb ve miras hususunda eve aittirler. Çocuklarına ait olan tüm haklar evlatlıkları için de geçerli idi; mirasta ve nesebin haramlılığı gibi tüm hususlarda aynen öz çocuklar gibi işlem görürlerdi. İşte bunun içindir ki Allah Rasulü’ne, evlatlığının boşayacağı hanımıyla kendisinin evleneceği vahyedilince; Zeyd’in Zeyneb’i boşama yönündeki tüm ısrarlarına, Zeyneb’den şikayetçi olmasına, aralarında bir sıcaklığın bulunmamasına, evlendikleri günden beri evlilik hayatının uyumsuz bir şekilde sürdüğünü bildirmesine rağmen Zeyd’e hanımını elinde tutması ve boşamaması için ısrar etti. Ancak Zeyd boşanmada ısrar edince Rasulullah ona izin verdi. Rasulullah’ın Zeyneb’le evleneceğinden hem kendisinin hem de Zeyneb’in haberi olmaksızın Zeyneb’i boşadı. Ahmed, Müslim ve Nesei’nin Süleyman b. el-Muğire yoluyla Sabit’ten, onun da Enes’ten rivayet ettiğine göre: “Zeyneb iddetini doldurduğu zaman Rasulullah (s.a.v.) Zeyd’e Zeyneb’i çağırmasını söyledi. Zeyd şöyle anlatıyor: Hemen Zeyneb’e gittim ve Zeyneb’e: “Seni müjdeliyorum, Rasulullah seni çağırıyor. Rasulullah beni sana gönderdi ve gelmeni istedi.” Zeyneb şöyle dedi: “Allah bana emretmedikçe bir şey yapmayacağım.” Gitti mescidine girdi ve bu sırada Kur’an indi, Rasulullah da izinsiz olarak gelip Zeyneb’in yanına girdi. Allah Rasulü Zeyneb’in yanına girdiğinde ilgili ayetin şu kısmı nazil olmuştu:”

“Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz, onu, sana nikahladık ki, bundan böyle evlatlıkları kadınları ile ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenme hususunda, mü’minlere bir güçlük olmasın."

Şayet Zeyneb, Rasulullahla evleneceğini daha önce bilseydi, ben Rabbim’in emirlerini bekliyorum, yani O’nunla evlenmeyi tercih ediyorum demezdi. Şayet Zeyd, onu boşadıktan sonra Rasulullahla evleneceğini bilseydi, seni müjdeliyorum demezdi. Dolayısıyla bu evliliğin sebebi, mü’minlerin evlatlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmelerinde bir sakınca olmadığını göstermek içindir.

İşte Rasulullah’ın, hanımları ile evlenme hadiseleri bunlardan ibarettir. Görülüyor ki, hemen hemen bütün evlilikler, sadece evlenme gayesinin ötesinde başka gayeleri gütmektedir. Böylece, Rasulullah’ın dört hanımdan fazla hanımla evliliğinin sebebi ve dört kadından fazla kadınla evlenmesinin yalnızca kendisine ait bir özellik olmasının anlamı ortaya çıkmış oluyor. Elli yaşını aşmış olan Allah Rasulü’nün dört kadından fazla kadınla evlenmesi, sadece cinsi arzularını tatmin etmek için çaba gösteren bir adamın davranışları olarak kesinlikle düşünülemez. Zira onun asıl meşgalesi risalet ve devlet işleri ile uğraşmaktır. O, Rabbinin risaletini tüm dünyaya ulaştırmak, içerisinde yaşadığı toplumu bir ümmet haline getirmek, bu risaletle halkını kalkındırmak için uğraşıyordu. Hayattaki tek gayesi, Allah’ın risaletini dünyaya taşımak, toplumun eski halini bütün özellikleriyle değiştirerek yepyeni bir toplum ve devlet ikame etmekti. Zira O, İslam daveti için insanların her türlü davranışlarına katlanmış ve bu uğurda önüne konan dünyaları reddetmişti. Zihni sürekli olarak, ümmeti kalkındırmak, yepyeni bir devlet ve toplum kurmakla meşgul olan bir kimsenin kadınlarla meşgul olması mümkün değildir. O’nun kadınlarla meşgul olacak zamanı yoktur. Her yıl bir kadınla evlenmiş olması ancak daveti taşımak içindir. Zira onun evlilik hayatından faydalanması herhangi bir insanın evlilik hayatından farklı değildi.

Ayette de belirtildiği üzere Allah Rasulü, evlatlığının boşadığı hanımın daha sonra kendisinin hanımı olacağını bildiği halde bunu gizliyordu. Allah’ın sonradan açığa vurduğu şey de işte budur. Yani evlatlığının boşadığı hanımı ile evlenmesi mutlaktır, değişmez. diyordu. Bunun üzerine Allah Rasulü’ne Rabbin’den bir itab geldi. Yani yüce Allah Rasulü’ne şöyle diyordu: Ben sana, Zeyneb’in evleneceğin kadınlardan birisi olduğunu bildirdiğim halde sen, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyorsun. Bu husus ayette şöylece yer alıyordu: Rasulullah’ın halasının kızı idi. Nasıl olurda Hatice (r.anha)’nın köle olarak alıp daha sonra azad ettiği bir kişi ile evlenecekti. Bunu, Zeyneb’e büyük bir ar gördü. Arabların yanında da bu, büyük bir ar sayılırdı. Şereflilerin şerefli kızları, kölelikten kurtulsalar da kölelerle evlenemezlerdi. Ama, Rasulullah istiyordu ki bu tür gelenekler yıkılsın. Ve insanlar bilsin ki üstünlük Arab Acem olmakta değildir. Üstünlük takvalı olmadadır. Allah’ın şu sözü anlaşılmalıydı: Zeyneb (r.anha) Kureyşli ve Haşimi idi. Arap adetlerine göre bir kişinin evlatlığı onun oğlu gibi sayılıyordu ve evlatlığının karısı ile evlenemezdi. Bu evlilikle Allah Rasulü, bir kişinin evlatlığının boşadığı kadınla evlenememesi düşüncesini yıkıyordu. Evlenmede erkek ile kadın arasındaki denkliğin bulunmasını gerektiren geleneği yıkıyordu. Halasının kızını -ki Kureyş’in ileri geleni idi- kölelikten azad edilen birisi ile evlendiriyordu. Bu ayet içerisinde yer alan; "…ki bunu, mü’minlerden ayrı olarak yalnızca sana has olmak üzere…" cümlesi bu hususu açıkça vurgulamaktadır. Çünkü ayette geçen kelimesi önceki evlilikler müekked için masdardır. Yani sana helal kıldıklarımız sana halistirler hükmünün öncekileri de kapsadığına delildir. Dört kadın ile evlenebilmeyi helal kılan ayetin inmesinden sonra; mevcut ailelerini, cariyelerini, kendisiyle hicret eden yakınlarının kızlarını, kendisine nefsini direkt (mehirsiz) hediye eden kadınları helal kılması bu durumun sadece Rasul’e has olduğunu göstermekte ve bunu tekid etmektedir. Yine ayetin devamında yer alan ve anlamı tamamlayan  "…mü’minlerden ayrı olarak…" ifadesi ile  "…mü’minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında ne hükmettiğimizi bildirdik" kısmı bunu iyice kuvvetlendirmektedir. Bunun anlamı şudur; bu durum senin dışındakilere farz kılmadıklarımızdandır. Bu nedenledir ki aynı ayette: "…Sana bir zorluk olmasın diye…" ifadesi yer almaktadır. Yani bu durumdan dolayı sen herhangi bir şekilde sıkıntıya düşmeyesin."Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikahlayın. Şayet, adaleti gözetmeyeceğinizden korkarsanız bir tane ile yetinin veya eliniz altında bulunan cariyelerle yetinin"  

27 Nis

Çok Kadın İle Evlilik

Çok Kadın İle Evlilik

 

ÇOK KADIN İLE EVLİLİK

 

 Allah (c.c.),

aziz kitabında şöyle buyurmaktadır:

"…Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz, o zaman bir tane ile veya sahip olduğunuz (cariyelerle) yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur."

Bu ayet, Hicretin sekizinci senesinde Nebi (s.a.v.)’e nazil olmuştur. Bu ayetin nuzül sebebi evliliğin dört kadın ile sınırlandırılmasıdır. Bu ayet ininceye kadar evliliğin hiçbir sınırı yoktu. Bu ayet, okunduğu ve anlaşıldığı zaman evliliği, aynı anda dört kadın ile sınırlandırdığı görülecektir. Bu ayetin manası şudur: Sizin için helal kılınan kadınlarla evleniniz. Bunun için kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tane alınız. Ayette geçen; "ikişer, üçer, dörder" anlamındaki kelimeler, tekrar sayılardandır. Yani, sizin için helal olan bu sayılar kadar ikişer ikişer, üçer üçer ve dörder dörder alınız. Hitab, bütün Müslümanlaradır. Bir çok kadınla evlenmek isteyen kimsenin evleneceği kadınların sayısının bu rakamlarla sınırlı olması şartı vardır ve bu nedenle de ayette tekrar yapılmıştır. Nitekim biz bir cemaate, bir dinarlık şu malı taksim edin, deriz. Siz, bu parayı ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder taksim ediniz, deriz. Eğer sadece bu malı aranızda bölüşün dersek bunun hiçbir anlamı olmaz. İkişer ikişer, dörder dörder tabiriyle belirtilen sayıdan, herkese isabet etmesi istenmiştir. Yani, sizden her biriniz sizin için helal olan kadınlardan ikişer, üçer, ve dörder tane alınız. Ancak ayette yer alan

“Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ifadesinin anlamı şudur: Eğer bu sayılar arasında adalet yapamamaktan korkarsanız bir tane alınız ve birden fazla kadınla evlenmeyi hemen bırakınız. Çünkü bütün iş, "adalet" üzerinde yoğunlaşmaktadır. Adaleti nerede bulursanız hemen onu yerine getiriniz. Sizin, bir tanesini seçmeniz ise zulmün işlenmemesine daha yakındır. Ayette yer alan;

 "Bu, doğru yoldan sapmamanıza daha uygundur" ifadesi haksızlık yapmamanız, zulmetmemeniz için daha doğru bir davranıştır demektir. Ayette yer alan kelimesi, zulüm anlamındadır. Yönetici zulmettiği zaman denir. Aişe (r.anha)’nın Peygamber (s.a.v.)’den rivayetine göre; ifadesi “zulmetmeyiniz” şeklinde tefsir edilmiştir."

Ayet, çok evliliği mübah kılıyor ve onu dört kadın ile sınırlandırıyor. Fakat bu ruhsatı verirken aralarında adalet yapmalarını emretmekte, adalet yapılamayaca-ğından korkulması halinde ise tek kadınla yetinmeyi teşvik etmektedir. Çünkü adaletli olmaktan korkulması halinde bir tanesi ile iktifa etmek, zulmetmemeye daha yakındır. Bu ise, Müslümanın sahip olması gereken bir sıfattır.

Ancak çok evliliğin serbest kılınışında adaletin şart olmadığının bilinmesi lazımdır. Adalet, bir kaç kadın ile evlenmiş olan kimsenin durumu ile ilgili bir hükümdür. Bu durumda olan kişide bulunması farz olan bir meseledir. Adalet yapılamayacağı korkusundan dolayı ise bir kadın ile iktifa edilmesi teşvik edilmiştir. Cümlenin manası, ayetin tümü içerisinde tamamlanmaktadır. Nitekim ayette şöyle denilmektedir:

 "…Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın."

Bu ayet mutlak olarak çok evliliğin caiz olduğunda apaçıktır. Ayet içerisinde cümlenin anlamı tamamlanmakta, ardından yeni bir cümle başlamaktadır: "…Şayet korkarsanız…" mealindeki cümle; şart cümlesi değildir. Çünkü bu cümle önceki cümle ile şart bağı ile bitişik bir cümle olmayıp müstakil bir cümledir, yepyeni bir cümledir. Eğer şart olmuş olsaydı o zaman Allah (c.c.) şöyle derdi: "Eğer adaletli davranırsanız, kadınlardan hoşunuza gidenlerden ikişer, üçer ve dörder alınız." Adaletin, bu hususta şart olduğu sübut bulmuş değildir. Adalet konusu, birinci hükümden ayrı, başka bir şer’i hükümdür. Allah (c.c.) önce çok evliliği dört ile sınırlayarak mübah kıldıktan sonra bir başka hüküm getirmiştir. Bu hükme göre; eğer birden fazla kadın ile evlilikte aralarında adalet yapılamayacağından korkulursa bir tane ile iktifa etmek daha iyidir.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Allah (c.c.) hiçbir kayıt ve şart koşmadan ve hiçbir illet belirtmeden, birden fazla kadınla evlenmeyi mübah kılmıştır. Her Müslüman hoşuna gidenlerden iki, üç ve dört kadın alma hakkına s

Bu nedenle Allah (c.c.); 

Kadınlar arasında yapılması istenen adalet

ahiptir."Hoşunuza gidenlerden" buyurmaktadır. Yani, kendiniz için helal ve temiz bulduğunuz kadınlardan nikahlayın. Kadınlar arasında adalet yapmayı Allah (c.c.) bize emretmiş ve adaletsizliğe düşme korkusunun olduğu durumlarda bir kadın ile iktifa etmeyi teşvik etmiştir. Çünkü bir tanesiyle yetinmek zulmün olmamasına daha yakındır., mutlak adalet değildir. Yerine getirilmesi istenen adalet, kadınlar arasında evlilikle ilgili hususlarda beşeri güç oranında adaletli davranmaktır. Çünkü, Allah (c.c.) insanı ancak gücünün yettiği ile mükellef kılar. Nitekim şöyle buyurmaktadır:

 "Allah

"Ne kadar da isteseniz kadınlar arasında adalet yapmaya güç yetiremezsiniz. O halde büsbütün meyledip, onu duvara asılı bir meta gibi kullanmayın."

"Rabbin hiçbir kimseye zulmedici değildir."

"Büsbütün bir tarafa meyletmeyin"

"Allah Rasulü, kadınları arasında adalet yapmak için gecelerini taksim eder ve şöyle derdi: Allah’ım, bu, malik olduğum konudaki taksimimdir. Senin malik olduğun, fakat benim maliki bulunmadığım (kalbim) konuda beni muahaze etme."

"…Onu büsbütün açıp durma"

"İki karısı olup, birini diğerine tercih ederek, birini bırakıp diğerine büsbütün meyleden kimse kıyamet günü vücudunun düşük bir tarafını çekerek veya bir tarafı felçli olarak mahşere gelir."

ayeti,  "Adalet yapmaya gücünüz yetmez" (c.c.), hiçbir kimseye gücünden fazlasını teklif etmemiştir." Evet, ayette geçen "adalet" kelimesi umumi bir anlam taşımaktadır. Zira; "Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız" ayetindeki "adalet" kelimesi her adaleti kapsar. Ancak bu umumilik, başka bir ayette insanın gücü ile tahsis edilmiştir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: Cenabı Allah bu ayette, kadınlar arasında adalet yapmamızın ve onları eşit tutmanın imkansız olduğunu beyan etmekte, bu nedenle de büsbütün bir tarafa meyletmememiz için bizleri uyarmaktadır. Onlara karşı yapacağımız muamelede eksik veya fazlalık yapmadan yapılması gerekeni yapmamızı bizden istemektedir. Bundan dolayı Allah (c.c.), bu hususta adaletin tamamını ve son sınırını kullanmak şartıyla mükellef kılındığınızın dışında, sizi muahaze etmeyecektir. Çünkü, gücün yetmeyeceği şeyi teklif etmek, zulmün kapsamına girer. Oysa Allah (c.c.) aşağıdaki ayette şöyle buyurmaktadır:mealindeki kısma bağlıdır. Bunun manası ise: "Sevgi konusunda, adalet yapmaya hiçbir zaman gücünüz yetmez" demektir. Sevginin dışında kalan hususlarda adalet yapmaya gücün yetebileceği, ayetin mefhumundan anlaşılmaktadır. Bu da daha önce geçen ayette vacib olan husustur. Dolayısıyla "adalet" sevginin dışındaki hususlarla sınırlandırılmış, sevgi ve cinsel ilişki "adalet" kavramından istisna edilmiştir. Bu hususlarda adalet vacib olmaz. Çünkü insan, bu hususta adalet yapmaya güç yetiremez. Aişe (r.anha)’dan rivayet edilen bir hadis, bu manayı teyid etmektedir. Aişe diyor ki:İbni Abbas, Allah’ın; "Kadınlar arasında adalet yapmaya gücünüz yetmez." mealindeki ayetinin tefsiri ile ilgili olarak şöyle demektedir: Burada adaletin sağlanamayacağı husus cinsel ilişki ve sevgidir. Allah (c.c.), büsbütün bir tarafa meyletmekten kaçınmayı emretmektedir. Bunun manası ise; meylin mübah olduğudur. Çünkü büsbütün meyletmenin yasaklanması mefhumu, normal meylin mübah olduğunu göstermektedir. Bu husus tıpkı;ayetinde olduğu gibidir. Bu ayete göre, çokça harcamak mübahtır. Binaenaleyh Allah (c.c.), kocanın, hanımlarından bir kısmını bırakıp bir kısmına meyletmesinin mübah olduğunu bildirmektedir. Ancak, bu meyletmenin her şeyi kapsamasını yasaklamaktadır. Sevgi ve cinsi ilişkide meylin olabileceği hususu söz konusudur. Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur: "Hanımlarınızın bir kısmını büsbütün bırakıp, diğerlerine her yönü ile meyletmekten kaçının. Çünkü böyle olduğu takdirde kadın; ne boşanmış ne de kocalı bir şekilde, adeta duvara asılmış, kendisinden yararlanılmayan bir eşya gibi olur". Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Bu açıklamalara göre, kocanın hanımları arasında adaletli olması gereken hususlar, gücünün yettiği konular olmalıdır. Bunlar; yanında kaldığı geceler, yiyecek, giyecek, ev ve benzeri hususlardır. Ancak ayette (Nisa: 129) yer alan "meyl"in kapsamına giren "sevgi" ve "cinsel ilişki" konularında adaletli davranmak farz değildir. Çünkü bu hususlarda adaleti sağlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar, Kur’an’ın nassıyla istisna edilmiştir.

İşte, şer’i nassların belirttiği şekilde birden fazla evliliğin konusu bundan ibarettir. Bu nassları araştırarak, onların şer’i ve sözlük manalarının sınırlarına vakıf olmak ve bunların delalet ettikleri hususları, onlardan istinbat edilen hükümleri bilmekle, Allah’ın çok evliliği herhangi bir kayıt ve şarta bağlamadan mübah kıldığı anlaşılacaktır. Bu husustaki nass; herhangi bir illetle illetlenmiş değildir. Zira ayette yer alan; "hoşlandığınız kadınlardan" ifadesi illetlendirmeyi nefyetmektedir. Bu nedenle, şer’i nassın ve şer’i nasslardan istinbat edilen şer’i hükümlerin belirlediği sınırda durmamız gereklidir. Bu hükmü adalet, ihtiyaç veya bir başka şeyle illetlendirmek caiz değildir. Çünkü nass, hükmü illetlendirmiyor. Bu hüküm için bir başka nassta da illet varid olmuş değildir. Bilindiği gibi hükmün illetinin şer’i olması gerekir. Yani, vasıtasıyla istinbat edilen hükmün şer’i bir hüküm olabilmesi için o illetin nass ile sabit olması lazımdır. Eğer illet akli ise veya herhangi bir nass ile sabit değilse, o illet vasıtasıyla istinbat edilen hüküm şer’i hüküm sayılmaz. Böyle bir illetle sabit olan hüküm, vaz’i bir hüküm olacağından bununla amel etmek caiz değildir ve onu almak haramdır. Çünkü bu bir küfür hükmüdür. Zira şer’i olmayan her hüküm, küfür hükmüdür. Halbuki şer’i hü

Buna mukabil şer’i hükmün herhangi bir illetle illetlendiril-memesi, bu şer’i hükümden meydana gelen hususların izah edilemeyeceği ve meydana gelen problemlere çare getiremeyeceği anlamına gelmez. Ancak bu, yalnızca olayın açıklanmasından ibaret bir işlemdir, bir hükmün talili sayılmaz. Olayın izahı ile, hükmü bir illete bağlamak ayrı şeylerdir. Hükmü herhangi bir illet ile illetlendirmek, o illetin daima onda bulunmasını gerektirir. Bir başkası ona kıyas edilemez. Olayı izah ise bu olayın dayandığı şeyi izahtır ki bu, her zaman devam etmeyebilir. Bir başka olayı ona kıyaslamak doğru olmaz. Binaenaleyh çok evlilikten hareketle çok evliliğin serbest olduğu bir toplumda dost ve metres hayatı meydana gelmez. Çok evliliğin yasaklandığı toplumlarda ise, metres hayatına sıkça rastlanır. Buna ilave olaraktan teaddüdü zevcat, insan toplumu niteliğini taşıyan insanlık toplumunda meydana gelen birçok problemlere çare getirir. Bu çareleri ancak teaddüd-ü zevcat temin eder. Problemlerden birkaç tanesi şunlardır:

küm; "Şari’nin hitabı" şeklinde tarif edilmektedir. Bir hükmün şari’nin hitabından alınıp, tatbik edilebilmesi için onun, ya nass veya mefhum yada delalet yahut şer’i hükme delalet eden nass’da bulunan bir emare ile sabit olması lazımdır. Bünyesinde bu işaretleri bulunduran her hüküm şer’i hüküm sayılır. Bu işaretler ya sarahat, ya delalet, yada istinbat veya kıyas yolu ile nass’da mevcut şer’i illetlerdir. Nass’da böyle bir işaret yani bu illetler yoksa, verilen hükmün hiçbir değeri yoktur. Bundan dolayı illeti Şari’nin hitabında olmadığı için çok evliliği herhangi bir illetle illetlendirmek caiz değildir. Şari’nin hitabında varid olmadığı müddetçe bir hükmü şer’i hüküm haline getirecek hiç bir illetin değeri yoktur.

1-

Bazı erkeklerde, normalin dışında bir takım özellikler bulunabilir. Böyle bir erkek, bir kadın evliliği ile yetinemez. Bu durumda ya kadını zorlayıp ona zarar verecektir ya da başkalarına gözünü dikecektir. Eğer önlerinde ikinci, üçüncü ve dördüncü ile evlenme kapısını kapalı bulurlarsa, o takdirde bu işi gizli yapmaya başlayacaklardır. Böyle bir durumda ise halk arasında fuhşun yayılması baş gösterecek ve aile bireyleri arasında kuşku ve zanlar yayılmaya başlayacaktır. Bunun için, böylesi tabiata sahip olan kimsenin güçlü olan vücudunu, Allah’ın meşru kıldığı helalden doyurması için bu sahanın ona açık olması lazımdır.

2-

Bazen kadın kısır olabilir. Fakat kocasının kalbinde onun sevgisi, kadının kalbinde de kocasının sevgisi vardır. Bu sevgi, aralarındaki evlilik hayatının güzelce devam etmesine kendilerini istekli kılar. Bu arada, evlilik devam ederken her ikisinde de çocuk isteği ve evlat sevgisi vardır. Bu durumda başka bir kadınla evlenme fırsatı verilmediği ve önündeki saha daraltıldığı takdirde bu adam, belki ilk hanımını boşayacaktır. Ki bu durumda, mutlu evin düzeni yıkılacak ve aile hayatına son verilecek ya da erkek, çoluk çocuk sahibi olmak bahtiyarlığından mahrum edilirek nevi içgüdüsünden olan babalık ihtiyacı yok edilmiş olacaktır. Bunun için bu durumda olan bir kocanın, sahip olma arzusunu çektiği bir nesile malik olabilmek için, başka bir kadın ile evlenme hususunda önünde geniş bir sahanın olması lazımdır.

3-

Hanım, cinsi ilişkiyi engelleyen bir hastalığa veya evinin, kocasının ve evlatlarının hizmetini yapmasına mani bir hastalığa yakalanmış olabilir. Kocası da hanımını çok sevebilir. Bundan dolayı da karısını boşamak istemez. Bu durumda, başka bir evlilik olmadan yalnızca böyle bir kadınla hayatını devam ettirmesi doğru olmaz. Bu durumdaki bir erkeğe birden fazla evlenme kapısının açılması lazımdır.

4-

Bazen, milyonlarca erkeği yok eden savaşlar ve devrimler meydana gelebilir. Bu durumda, erkek sayısı ile kadın sayısı arasındaki denge bozulur. Nitekim, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında böyle oldu. Özellikle Avrupa’da bu olay yaşandı. Eğer erkek birden fazla kadınla evlenmeyecek olursa, erkekleri savaşlarda öldürülmüş birçok kadın ne yapacak? Bu kadınlar, aile hayatından, evin ve evliliğin mutluluğundan mahrum olarak yaşayacaklardır. Bu içgüdünün kabarması neticesinde vukua gelecek olan tehlikenin ahlak üzerindeki etkisini düşünelim.

5-

Herhangi bir toplumda, kabilede veya ülkede, nüfus dağılımında erkek ve kadın eşitliği olmayabilir. Bazen kadınların sayısı, erkeklerin sayısından çok olabilir. Bu durumda kadın ve erkekler arasında arzu edilen denge yok olur. Bu husus hemen hemen birçok yerde böyledir. Bu durumda bu probleme ancak çok evlilik çare getirebilir.

İşte bütün bu problemler, insanlık camiasında, toplumda ve ülkelerde mevcut olan problemlerdir. Eğer çok evlilik engellenirse, bu problemler çözülmeden devam eder. Zira bunların çözümü ancak çok evlilikle mümkün olur. Bundan dolayı, insanlık için mevcut olan problemlerin çözümü ancak çok evliliğin serbest olmasıyla mümkündür. İslâm, fazla evliliği mübah kılmıştır; ancak, vacib olduğuna dair herhangi bir hüküm getirmemiştir. Bilinmesi lazım olan bir husus vardır ki, bu ve buna benzer durumlar, insan ve insanlık camiası için birçok problemler meydana getirebilir. Bu problemler, teaddüd-ü zevcata illet olmayabilir. Aynı

zamanda fazla evliliğin cevazı için şart da değildir. Yani, toplumlar için mevcut problemler fazla evlilik için şart değildir. Bir erkek, mutlak olarak iki, üç ve dört kadınla evlenebilir ve bu caizdir. Çünkü Allah (c.c.);

"…Size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın…"

buyurmaktadır. Ayette yer alan ifadesi, herhangi bir kayıt ve şarta bağlanmış değildir. Tek kadınla iktifa etme hususunu, şeriat yalnızca tek bir hal ile teşvik etmiştir ki bu da adaletsizlik korkusudur. Bunun dışındaki hallerde bir kadın ile iktifa etme hususu hiçbir nass ile teşvik edilmiş değildir. Fazla kadın ile evlilik, Kur’an’ın sarih nassında varid olan şer’i bir hükümdür. İslâm’a zıt kapitalizm kültürü ve batının davetçileri birden fazla evlilik hükmünü kabalık olarak tasvir etmiş, dine hücum için bir eksiklik olarak ileri sürmüştür. Bunları buna sevk eden şey, Allah’ın hükümlerinde bulunan herhangi bir noksanlık değildir. Onları bu hususa sevk eden tek şey; İslâm dinini kötülemektir. Bu misyoner hareketlerin Müslümanlar üzerinde tesirleri olmuştur. Özellikle yöneticiler ve öğrenciler üzerinde bu etkiler yoğunlaşmıştır. Nitekim, hâlâ İslâmi anlayış sahibi olan birçok insan zaman zaman, güya İslâm’ı savunuyoruz diyerek, İslâm düşmanlarının yaptıkları propagandaların neticesinde kabul ettirdikleri batıl propagandalardan hareket ederek, İslâm’ın emrettiği birden fazla evliliği batıl bir şekilde tevile kalkışmaya çalışıyorlar. Bunun için Müslümanları şu hususta uyarmak lazımdır. Güzel olan, şeriatın güzel dediği şeydir, çirkin olan da şeriatın çirkin gördüğü şeydir. Şeriatın mübah kıldığı şey güzeldir. Şeriatın haram kıldığı şey çirkindir. Güzel olduğu işler anlaşılsın veya anlaşılmasın, ister birtakım problemlere çare getirsin veya getirmesin şeriat, çok evliliği mübah kılmıştır. Kur’an bu hususu emrettiği için yapılması güzeldir. Birden fazla evliliği menetmek çirkinliktir. Çünkü bunu menetmek, küfür ahkamındandır. Açıkça bilinmesi lazımdır ki İslâm; birden fazla evliliği Müslümanlara ne farz, ne de mendub kılmıştır. Bu, uygun gördükleri takdirde kendileri için caiz olan mübahlardandır. Bu işin mübah olması, gerekli gördükleri zaman icra etmek üzere insanların eline ve yetkilerine terk edilmiş olmasındandır. Allah (c.c.) bunu onlar için mübah kılmıştır. Ta ki kendi anlayışlarına göre uygun gördükleri kadınlarla evlenmelerinin kendilerine haram kılınmaması temin edilsin. Birden fazla evliliğin vacip olmayıp mübah oluşu, insan toplumlarında cemaatın bir takım problemlerine çare olmaktadır.

 

;

27 Nis

Evlenilmesi Haram Olan Kadınlar

Evlenilmesi Haram Olan Kadınlar

 

 EVLENİLMESİ HARAM OLAN

KADINLAR

 

Kadınlardan nikah edilmeleri haram olanlar Kitap ve Sünnette açık olarak belirtilmişlerdir. Bu hususta Kitap ve Sünnet asıldır. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır:

"Bir de babalarınızın nikahladığı kadınları kendinize nikahlamayın. Geçmişte olanlar artık geçmiştir. Çünkü o, çok çirkin ve iğrenç bir şeydi. Ne fena adetti o. Analarınız, kızlarınız, kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, sütte

n kardeşleriniz, hanımlarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer onlarla henüz birleşmemişseniz (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize herhangi bir günah yoktur- kendi sülbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kız kardeşi bir arada almanız haramdır. Geçmişte olanlar artık geçmiştir. Şüphe yok ki Allah, Gafur’dur, Rahim’dir. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, kadınlardan kocası olanlarla evlenmeniz de haram kılındı. Bunlar, Allah’ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Haram kılınanların dışında kalanlar ise size helal kılındı."

Sünnet’e gelince: Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Bir erkek, bir kadın ile o kadının teyzesini ve halasını bir arada nikahı altında bulunduramaz."

"Süt emmek, doğumun haram kıldıklarını haram kılar."

Müslim’in, Aişe’den rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Anaları nikahlamak kesinlikle haramdır. Ana

Muhakkak olarak kız evlatlarının nikahı da babalarına haram kılınmıştır. Kız, doğum yönüyle sana nisbet edilen her dişi kimsedir. Bu da ya doğrudan senin kızın olabilir ya da oğullarının ve kızlarının kızları olabili.

Kardeşlerin nikahı da haramdır. Kardeşlik üç yönüyle olabilir:

, kendisine doğumun nisbet edildiği herkestir. İster hakikaten ana ismini üzerinde bulundursun, (seni doğuran kimseye ana demek gibi) ister seni doğuran kimseyi doğuran ana gibi mecazi olarak ana ismini üzerinde bulundursun, bunların hepsi "anne" kavramı içerisine girmektedir. Bu, ne kadar yukarı çıksa da yine ana adı verilir. Mesela iki nineye de ana denir ki; bunlardan biri ananın anası, diğeri de babanın anasıdır. Ananın iki ninesi ve babanın iki ninesi, ninelerin nineleri, ninelerinin ve ninelerinin nineleri… diyerek istediğimiz kadar yükseltebiliriz. Bunlar, ister varis olsunlar ister olmasınlar hepsi haram kılınmış analardır.Ne kadar aşağıya giderse gitsin, mirasçı olsun veya olmasınlar hepsi haram kılınmışlardır.

1-

Ana-baba bir kardeşler.

2-

Baba bir kardeşler.

3-

Babaların kızkardeşleri olan halaların nikahı da haramdır. Bunlar da üç yönden olur

1-

Ana bir kardeşler.lar: Babaların kız kardeşleri.

2-

Baba tarafından dedelerin kız kardeşleri.

3-

Yakın olsun, uzak olsun, mirasçı olsun veya olmasın dedelerin kızkardeşleri de mutlak surette haramdır.

Teyzelerin nikahı da haramdır. Bunlar da üç yönden ananın kız kardeşidirler. Ne kadar yükselirse yükselsin, ninelerin kız kardeşleri de böyledir. Çünkü her nine, bir anadır. Ninenin kızkardeşleri olan teyzelerin nikahlan-ması da haramdır.

Erkek kardeşlerin kızlarını nikahlamak da haram olur. Doğum yolu ile kardeşe nisbet edilen her kadın, kardeş kızı sayılır ve evlenilmesi haramdır. Kız kardeşin kızları da bu şekilde haram kılınmıştır.

Süt analarının nikah edilmesi de haram kılınmıştır. Bunlar, seni emziren kimselerdir. Ne kadar yükselirse yükselsin, onların anaları ve nineleri de böyledir. Seni emziren her kadının anası veya seni emzireni emziren senin de annen sayılır. Herhangi bir kadın, seni veya onu emzirmiş veya tek bir yerde seni ve onu emzirmişse, seninle beraber emen herkes senin kız kardeşindir ve sana haram kılınmıştır.

Kadınların analarını nikahlamak da haramdır. Herhangi bir kadınla evlenen kimseye, o kadının neseb ve emzirme yolu ile anası, yakın olsun uzak olsun, sadece aktin yapılması ile duhul olsun veya olmasın ona haram olur. Amr b. Şuayb’ın babasından onun da dedesinden rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kadınla evlenen bir kimse, onu cinsi ilişkiden önce boşarsa kadının kızı ile evlenmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Ancak anası ile evlenmesi helal olmaz."

Anne tarafından dedelerin kız kardeşleri.

Duhul ettiği yani cinsi ilişkide bulunduğu kadınların kızlarıyla evlenmek haram olur. O kızlara "rebibe" denmektedir. Aslında bu kızlarla nikahlanmak, analarıyla cinsi ilişkiye girmeden önce haram olmaz

Mutlak olarak, oğulların hanımlarını nikah etmek haramdır. Cinsi ilişki olsun veya olmasın sadece nikah akdinin yapılması ile; neseb veya süt bakımından ister uzak olsunlar kendi oğullarının ve kızlarının oğullarının hanımlarını almak haramdır.

Babalarının zevcelerini nikahlamak da haramdır. Neseb veya süt bakımından kişiye yakın veya uzak olan babasının hanımını nikahlamak haramdır. Nesei’nin rivayetine göre Bera b. el-Azib şöyle demiştir: "Beraberinde bayrak olduğu halde bir gün dayıma rastlamıştım. Ona nereye gittiğini sordum. O, "Allah Rasulü beni babasının vefatından sonra babasının karısını alan kimseye gönderdi ki; onun boynunu vurayım veya öldüreyim" dedi."

. Bunlar, neseb veya emme açısından kadına yakın veya uzak olsunlar, kızlar hakkındaki miras hükümlerine göre mirasçı olsunlar veya olmasınlar, kişinin evlendiği kadının kızlarıdırlar. Anasıyla cinsi ilişkide bulunduğu zaman, ister yanında bulunsun ister bulunmasın, kadının kızı ona haram olur. Çünkü ayetteki; "evlerinizde bulunan" ifadesi, onların niteliğini ortaya koymaktadır. Şart mevkiinde değildir. Fakat: "gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan" tabiri şart mevkiine çıkmıştır. Çünkü hemen arkasından; "Eğer üvey kızlarınızın anaları ile gerdeğe girmemiş iseniz, onlarla evlenmenizde bir vebal yoktur" denmektedir. Bunun için eğer kadına duhul yapmamışsa, kızlarının nikahı haram olmaz.

Neseb veya süt yönüyle ana baba bir veya ana bir veya baba bir kardeş olan iki kız kardeşin bir nikah altında bulundurulmaları haramdır. Eğer ikisini, bir akid içerisinde almış ise bu akid fasid olur.

Bir kadın ile onun teyzesini ve halasını, aynı nikah altında bulundurmak da haram olur. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Bir erkek, bir kadın ile teyzesini, kadın ile halasını bir arada nikahı altında bulunduramaz."

"Kadın teyzesi üzerine, teyze kardeşinin kızı üzerine, kadın halası üzerine, hala kardeşinin kızı üzerine nikah edilemez. Büyük küçük üzerine, küçük te büyüğünün üzerine nikah edilemez."

Ebu Davud’un rivayetinde ise Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

Evli kadınların nikah edilmesi haramdır. Allah (c.c.) evli kadınlara "muhsane" ismini vermiştir. Çünkü onlar, evlenmekle namuslarını kurtarmışlardı

r.

Nesebin haram kıldıklarını süt de haram kılar. Neseben haram olan her hangi bir kadın, sütten de haram olur. Bunlar; analar, kızlar, kız kardeşler, teyzeler, halalar, erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları gibi neseben haram oldukları beyan edile

n kimseler süt nedeniyle de haram olurlar. Nitekim Nebi (s.a.v.):

"Neseb bakımından haram olanlar süt emmekten dolayı da haram olurlar"

"Doğumun haram kıldıklarını süt de haram kılar."

Reda’da haram kılan unsur "süt"tür. Kişinin içtiği süt’ün sahibi ile, sütten içen kimseler birbirlerine haram olurlar. Süt sahibi ister erkek, ister kadın olsun; ister süt sahibinin oğlu olsun ister olmasın. Buradan hareketle kişiye süt erkek kardeşinin kız kardeşini almak helal olmaz. Süt kardeş olan kimse ona helal olmayacağı gibi, süt emme nedeniyle kız kardeş olan da helal olmaz. Bir adam herhangi bir kadından süt emse, o kadın süt emenin anası olur. Kocası da sütten dolayı onun babası olur, çocukları da süt kardeşleri olur. Fakat süt emen şahsın kardeşleri, onların süt kardeşleri olmayacakları için onlar, kardeşlerinin süt kardeşleriyle evlenebilirler. Haram yapan tek unsur süttür.

İşte, nikahı haram olan kadınlar bunlardır. Bunların dışındaki kadınlarla evlenmek haram değildir. Zira yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Bunun dışındakiler, sizin için helal kılındı."

Ancak, müşriklerle evlenmeyi haram kılan hususlar başkadır.

 

buyurmuştur. Müslim de ise şu rivayet yer almaktadır: Aişe (r.anha) rivayet ediyor: "Ebu’l Kais’in kardeşi Eflah, hicab ayeti indikten sonra yanıma gelmek için benden izin istedi. Ben, vallahi o, Peygamber (s.a.v.)’den izin istemedikçe ben ona izin vermem dedim. Çünkü Ebu’l Kais’in kardeşi beni emzirmedi. Beni emziren Ebu’l Kais’in karısıdır. Bu esnada Peygamber (s.a.v.) benim yanıma girdi. Ben: Ey Allah’ın Rasülü, o adam beni emzirmedi. Fakat kardeşinin hanımı beni emzirdi; bunun için ben ona izin vermedim dedim. Peygamber (s.a.v.): "O’na izin ver, çünkü o senin amcandır. Ey eli toprak dolası" buyurdu.

27 Nis

Evlilik

Evlilik

 

 EVLİLİK

 

Kadın ve erkeklerin bir araya gelmesinden kendilerinin ve içerisinde yaşadıkları cemaatin çıkarlarını ilgilendiren birtakım ilişkiler meydana gelir. Bunlar; toplumda alış-veriş, icare ve vekalet gibi işleri yerine getirmek için bir araya gelişlerden kaynaklanan problemlerin dışındaki işlerdir. Bu ilişkilerin sadece evlilikten ibaret olduğu akla gelebilir. Hakikatte evlilik, bu ilişkilerin bir tanesidir. İlişkiler sadece evliliği değil, daha birçok şeyleri de kapsamına alır. Bunun için nevi içgüdüsünün tek görüntüsü sadece cinsi birleşme değildir. Analık, babalık, kardeşlik, oğulluk, dayılık, amcalık gibi hususların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürleridir. Bundan dolayı erkek ve kadınların bir araya gelmelerinden meydana gelen ilişkiler, analık, babalık ve diğer hususları da içine alır. İctimai nizam, evliliği kapsadığı gibi bu hususları da kapsar. Şeriat; oğul olma, ana ve baba olma ile ilgili hükümler getirdiği gibi evlilikle ilgili hükümler de getirmiştir.

Ancak bu ilişkilerin aslı evliliktir. Diğer hususlar bu aslın dalları konumundadır. Evlilik olmadığı zaman babalık, oğulluk, analık ve diğer müesseseler meydana gelmez. Bundan dolayı evlilik bütün bu hususların aslını teşkil eder. Düzenleme açısından diğer hususlar bu temelden kaynaklanır. İhtiyacı hissetmek, insanı doğal olarak bu ihtiyacı doyurmaya sürüklediği gibi bu duygu aynı zamanda insanı cinsi birleşmeye de sürükler. Analık ve evlatlık duyguları da aynen cinsi duygular gibi tatmin olmak isteyen duygulardır. Hepsi karşılanmak ister. Evlilik, analık, babalık ve evlatlık gibi duyguların hepsi nevi içgüdüsünün tezahürlerindendir. Bu türden duyguların tümü nevi içgüdüsünden kaynaklanan duygulardır. Cinslerin birbirleri hakkındaki düşünceleri ile birbirlerine karşı yöneliş olur.

Evlilik; erkekli

Bu nedenledir ki İslâm, evliliği teşvik etmiş ve emretmiştir. İbni Mes’ud’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Ey gençler topluluğu; sizden kim evlenmeye güç yetirirse evlensin. Zira evlenmek, gözü ve mahrem yeri en çok koruyandır. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruç tutsun. Zira oruç şehvetten uzaklaştırır, şehveti kırar."

k ve kadınlık ilişkilerinin düzenlenmesidir. Diğer bir ifade ile erkek ve kadın arasındaki cinsi birleşmenin özel bir nizam ile düzenlenmesidir. Bu özel düzen; erkek ve kadın arasındaki cinsi ilişkilerin muayyen bir şekilde düzenlenmesini ve nesillerin yalnızca bu özel düzenlemenin ürünü olmasını gerektirmektedir. İnsan türünün çoğalması bu nizam ile gerçekleşir. Yuva, bu nizama göre kurulur. Özel hayatın tanzimi, bu esasa göre cereyan eder. Katede’nin Hasan’dan, onun da Semure’den rivayet ettiğine göre:

"Nebi (s.a.v.)

"Üç kişiye yardım etmek Allah’ın üzerindeki bir haktır: Allah yolunda cihad eden kimse

"İslamda ruhbanlık yoktur."

"Kadınlardan; ikişer, üçer ve dörder evleniniz."

Ruhbanlık ve evlenmemek evlenmemeyi yasaklamıştır." Katede: "Şüphesiz biz, sizden önce peygamber gönderdik ve onlara zevce ve çocuklar verdik" mealindeki ayeti okudu. Hadiste yer alan kelimesi, nikâhlanmamak yani evlenmemek anlamına gelmektedir. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)’den şunu rivayet etmektedir:, namuslu olmayı arzu ederek nikahlanan (evlenen) kimse, borcunu ödemek isteyen sözleşmeli köle." Yine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:; kadınlarla cinsi ilişkiyi koparmak, Allah’a ibadetle meşgul olmak amacıyla nikâhı yani evlenmeyi terk etmek demektir. Oysa Kur’an’da evlenmeyi emreden sarih ayetler vardır. Yüce Allah şöyle byurmaktadır:

"İçinizden bekarları ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin."

İslâm; bâkire, doğuran ve dindar olan kadın ile evlenmeyi teşvik etmiştir. Enes (r.a.

"Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) diğer nebilere karşı sizin çokluğunuz ile övüneceğim."

"Bir adam Nebi

(s.a.v.)), Nebi (s.a.v.)’in evlenmeyi emrettiğini, evlenmeyip bekar yaşamayı şiddetle yasakladığını rivayet eder ve şöyle der: Ma’kıl b. Yesar’dan: Dedi ki:‘e geldi ve şöyle dedi: Ben nesebi ve güzelliği olan bir kadına aşık oldum. Fakat o, doğurmuyor. Onunla evleneyim mi? Allah’ın Rasülü: Hayır, dedi. İkinci kez gelerek, yine aynı şeyi söyleyince, yine: Hayır, dedi. Üçüncü kez, ona geldi ve aynı şeyi sordu. Allah’ın Rasülü: "Çok seven ve doğurgan kadınlarla evlenin. Çünkü ben (kıyamet günü) sizin çokluğunuz ile övüneceğim." Cabir’den: Nebi (s.a.v.) şöyle dedi:

"Ey Cabir, sen bakire ile mi yoksa dul ile mi evlendin?

"Kadın, dört şeyi için nikâhlanır: Malı, nesebi, güzelliği ve dini için. Sen, dindar olanı tercih et ki ellerin toprağa değsin (fakirlikten kurtulasın)"

dedi. Cabir: Dul ile, dedi. Bunun üzerine Allah Rasülü: Bakire ile evlenseydin ya. Sen onunla oynar, o da seninle oynardı." buyurdu. Ebu Hureyre Nebi (s.a.v.)’den şu hadisi rivayet etmektedir:

Evlenmek isteyen erkeğin; bakire, soyu sopu belli bir aileden ve dindar olanını seçmesi mendubtur. Ayrıca nefsini koruyabilmesi için, güzel olanını tercih etmesi lazımdır. Faziletli, takva ve şerefli olanı tercih ideal olanıdır. Fakat bunlar, nikâhın şartları olmayıp, müstehab ve efdal olanıdır. Yoksa erkek, hoşuna giden kadını seçme yetkisine sahip olduğu gibi kadın da razı olacağı erkeği seçme hakkına sahiptir.

Eşler arasında denklik meselesinin şeriatta aslı yoktur. Bu konuda, uydurulmuş hadislerden başka herhangi bir delil yoktur. Zira bu düşünce Kur’an-ı Kerim’e ve sahih hadislere ters düşmektedir. Müslüman her kadın, herhangi bir Müslüman erkeğe denk olduğu gibi, her Müslüman erkek de herhangi Müslüman bir kadına denktir. Mal ve nesebteki farklılıkların herhangi bir değeri yoktur. Bir çöpçünün oğlu, emirü’l mü’mininin kızına denk olduğu gibi, berberin kızı da emirü’l mü’mininin oğluna denktir. Böylece Müslümanlar, birbirine denktirler. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır:

"Allah katında en keremli olanınız Allah’dan en fazla korkanınızdır."

"Size, ahlak ve dininden hoşlandığınız biri gelirse onu evlendiriniz. Eğer evlendirmezseniz yeryüzünde fitne ve büyük bir

Nebi (s.a.v.) halasının kızı ve aynı zamanda da Kureyş’in ileri gelenlerinden olan Zeyneb binti Cahşı azadlı kölesi Zeyd b. Harise ile evlendirmiştir. Abdullah b. Büreyde, babasından rivayet ettiğine göre: "Genç bir kız Rasulullah (s.a.v.)‘e geldi ve şöyle dedi: Ya Rasulullah! Babam, kendi itibarını yükseltmek için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Bunun üzerine Allah Rasülü evlenme işini kıza bıraktı. Ardından kız şöyle dedi: Ben, babamın teklifini yerine getirdim. Fakat ben, (bu meselede) babaların kızlarını (zorlama) hakları olmadıklarını kadınlara öğretmek istedim." Bu hadis, kızının rızası olmadan babasının onu evlendirdiğini göstermektedir. Fakat kızın bu evliliğe rızası yoktur. Ancak kızın bu hoşnutsuzluğu evlendiği kimseyi kendisine denk görmemesinden kaynaklanmamaktaydı. Ebu Hatem El-Müzenni’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: fesad olur. Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü, onun herhangi bir kusuru olsa da mı? denilince; Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi gelirse (kız isterse) onu nikahlayınız, sözünü üç kere tekrarladı." Tirmizi bu hadisi Ebu Hureyre’den şu lafızla rivayet etmektedir:

"Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kız istemek üzere size gelirse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız yeryüzünde fit

ne ve büyük bir fesat olur." Aynı hadis bir başka yoldan da rivayet edilmiştir. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre;

"Ebu Hind Rasulullah

(s.a.v.)‘in bıngıldak kısmından kan almıştı. Nebi (s.a.v.): Ey Beni Beyada, Ebu Hind’i evlendirin ve onunla evlenin, buyurdu." Hanzala b. Ebu Süfyan el-Cumeyhi annesinden şunu rivayet eder: Dedi ki: "Ben, Abdurrahman b. Avf’ın kız kardeşinin Bilal’e nikâhlı olduğunu gördüm."

İşte bütün bu deliller, eşler arasında denkliğin muteber ve değerli bir şey olmadığına açıkça delalet ederler. Herhangi bir kadın, herhangi bir erkeğin kocalığına razı olursa onunla, kendi rızasıyla evlenir. Aynı şekilde, herhangi bir erkek de bir kadını eş olarak seçer ve onun rızasıyla onunla evlenebilir, aralarında denkliğin bulunup bulunmamasına bakılmaz. Ancak İbni Ömer’in Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiği iddia edilen şu hadise gelince: "Arablar, birbirlerine denktirler. Kabile kabileye, oymak oymağa, adam adama. Ancak, dokumacı ve kan alıcılar müstesna" Bu hadis asılsız, yalan ve batıldır. İbni Ebi Hatim: Ben, bu hadisi babamdan sordum o, bunun münker olduğunu söyledi. İbni Abdil Berr:

Böylece, denkliğe delalet eden harhangi bir nassın söz konusu olmadığı meydana çıktığı gibi; denkliğin varlığını kabul edenlerin kullandıkları delillerin batıl olduğu veya bu hususa istidlal yönü bulunmadığı açıkça görülmektedir. Denkliği şart olarak kabul etmek, Rasulullah (s.a.v.)’in: “Takvanın dışında, Arabın aceme, herhangi bir üstünlüğü yoktur" mealindeki hadisiyle çatıştığı gibi, Kur’an’ın kat’i nassıyla da çatışmaktadır. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

"Allah’ın katında en keremli olanınız takvaca en ileri olanlarınızdır."

“Bu hadis; mevzu ve münkerdir” der. Bezzar’ın Muaz hadisinden tahriç ettiği: "Arabların bir kısmı bir kısmına denktir. Azatlı köleler de birbirine denktirler" hadisinin isnadı zayıftır. Berire’nin hadisine gelince; Nebi (s.a.v.)’in Berire’ye söylediği: "Sen azad edildiğin zaman, senin nikâhın da azad edilmiş olur. İstediğin seçeneği yap" mealindeki hadis denkliğe delalet etmez. Çünkü onun kocası köle idi. Bir köle ile evli bulunan cariye azat edilerek hürriyetine kavuştuğu zaman, köle olan kocasının zimmetinde kalmakla, köle ile olan nikâhını feshetmek arasında muhayyer bırakılır. Bu hadis de denkliğe delalet etmemektedir. Kasım’ın, Aişe’den rivayetine göre: "Berire’nin kocası bir köle idi. Berire, onun nikâhı altında idi; azad edilince Rasulullah (s.a.v.) ona: "Seçme hakkına sahipsin. İstersen bu kölenin nikâhı altında kalırsın, istersen ondan ayrılabilirsin." buyurmuştur. Müslim’deki rivayete göre; Urve’nin Aişe’den rivayet ettiği hadis ise şöyledir: "Berire azat edilmişti. Kocası ise halen köle idi. Allah Rasülü Berire’yi muhayyer bıraktı. Eğer kocası hür olmuş olsaydı onu, muhayyer bırakmazdı." "Ancak birbirine denk olanları evlendiriniz; o kadınları ancak velilerinin izinleriyle evlendiriniz" mealindeki hadis, aslı olmayan, zayıf bir sözden ibarettir.

Din ihtilafı ise denklikle ilgili bir konu değildir. Bu konu; Müslümanların, Müslüman olmayanlarla evlenip evlenmemeleri konusudur ki bu, başka bir konudur. Allah (c.c.), Müslüman bir erkeğin, ehli kitaptan bir Yahudi veya bir Hıristiyan ile evlenebileceğine cevaz vermiştir. Zira, Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

"Bugün size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemekleri sizin için helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü’minlerden hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir."

"Ey iman edenler! Mü’min kadınlar size muhacir olarak gelirlerse, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onları mü’mine olarak görürseniz, onları kafirlerle geri döndürmeyin. Onlar, kafirlere helal olmadığı gibi, onlar da o kadınlara helal olmazlar."

"Eğer onların mü’min olduklarını bilirseniz, tekrar o kadınları kafirlere geri göndermeyin. O kadınlar onlara helal olmadığı gibi, o erkekler de o kadınlara helal olmaz."

Kendilerine kitap verilen iffetli kadınların, ücretleri olan mehirlerinin verilmesi koşulu ile Müslümanlara helal olduğunu ayet açıkça ortaya koymaktadır. Ayet gereğince müslüman bir erkek, kitap ehli bir kadınla evlenebilir. Çünkü ayete göre kitap ehlinden iffetli kadınlarla evlenmek, Müslüman erkeklere helaldir. Müslüman bir kadının, ehli kitabtan bir erkekle evlenmesi ise şer’an haramdır; mutlak olarak caiz değildir. Böyle bir şey vuku bulursa, bu nikâh batıl olduğu için gerçekleşmiş olmaz. Müslüman bir kadının ehli kitaptan bir erkekle evlenmesinin haram olduğu Kur’an’ın sarahatı ile sabittir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: Bu ayet yalnızca tek bir manayı ihtiva eder, bu da; Müslüman kadının kafire helal olmadığı ve kafirlerin de Müslüman kadınlara helal olmadıklarıdır. Kocanın kafir oluşu, kafir koca ile Müslüman kadın arasında nikâhın tahakkuk etmeyeceğini sonuçlandırır. Zira bu husus, ayetteki şu ifade ile açıkça vurgulanmaktadır: