Erotik Öykü
24 Ekim 2007 Çarşamba
Kara Delik
Yine cok içmişti, hayvanlar gibi ortalıkta geziyor, dürtüleri ile kendine yol buluyor, kadınlara gözünü ayırmaksızın saldırganca bakıyordu. Ortamdaki gürültü ve duman onu hedefinden alamazdı bir kere, ne de olsa birini becerecekti bu gece. O anda karşısında duran daha önceden fark etmediği varlığa bakakaldı. Her zaman yaptıgı gibi gözlerini aşağıya doğru kaydırdı. Siyah teni giymiş olduğu beyaz elbiseyle nefis bir tezat oluşturuyordu. Yüzü pek de güzel değildi ama vücudu, o ateş gibi yanan diri vücudu onun tüm kusurlarını gizliyordu, küçük göğüslerinin iri uçları dışarıdan kolayca fark ediliyordu. Hele kalçası! belinden sonra dışarıya doğru belirgin yuvarlak çıkıntı en umursamaz erkeği bile baştan çıkaracak kadar seksiydi. Adam ne kadar süre o kıvrıntılara daldığını bilmeksizin tekrar gözlerini aç bir çakalın ilk dişini geçirmeden önce avına baktığı gibi kızın vücudunda dolaştırmaya başladı. Kızın her ince ayrıntısına uzun uzun bakıyor, her bir kıvrımının ince ayrıntısını sanki hafızasında hiç bir zaman kaybolmayacak en gizli yerlere depoluyordu. Neden sonra gözgöze geldiklerinde kız umursamazca başını çevirdi, sanki yıllardır orada çalışan bir orospu değilde, eline erkek eli degmemiş bir genç bakireydi. Adam şaşırdı, ne yapacağını bilemedi, tekrar baktığında artık o siyah gözler ona bakmıyordu, etrafı ile ilgileniyor, ona pas vermiyordu. O zaman ağzının ne kadar çirkin olduğunu gördü, tipik zencilerde olduğu gibi dışarı çıkıktı maymuna benziyordu, göğüsleri de ne kadar küçük gözükmüştü şimdi, yoksa vaz geçmeli miydi ondan? Şöyle etrafına bakındı, bar çeşit çeşit her ırktan kadın kaynıyordu, zencisinden Çinlisine, Arabından Rusuna, zayıfından şişmanına, iri gögüslüsünden iri kalçalasına, ve bunların hepsi onun gibi bir erkeği yatağına atmak için deliriyordu.
Biraz daha baktı etrafa, hatta biraz dolaşmaya alternatiflere bakmaya karar verdi. Nereye baksa güzel bir yüz, hoş bir ses, cezbedici kokuların cazibesi onu çekiyordu, ama o siyah kalçalar gözünün önünden gitmiyordu, onu tutmak, onunla bir olmak, onu becermek fikri sanki onu esir almıştı, evet artık başka kadın silik görünüyordu. Evet kararını vermişti, o bu gece kendisinin olacaktı.
Gözleri onu aradı, ama kafasını her seferinde bir başka yöne çevirdiğinde onunkiler yerine başka gözler vardı, kimi yeşil, kimi mavi, kimi de de kahverengi… Farklı da olsalar tek bir şey aynıyıdı, o davetkar bakışlar. Barın içerisinde onu aramaya karar verdi. Aslında pekte büyük bir yer değildi, ama şimdi ne kadar kalabalık ve büyük görünmüştü ona, insanların arasından geçerken iyice telaşlanmaya başladı, yoksa başka birisini bulmuştu? yoksa bir başka yere mi gitmişti? Telaşı heyecanını iyice artırıyor, onu kaybedeceğini düşünmek onu ürkütüyordu. Ne kadar aramıştı bilmiyordu, ama onu buldu, o şahane siyah vücut bir arkadaşıyla birlikte tam önünde duruyordu. Sanki çok zamandır görmemişti, nasılda özlemişti ona bakmaya, yine alamadı gözlerini ondan, baktıkça bakıyor, sanki kadının tüm kıvrımlarında geziniyor, içine giriyor, çıkıyor onu doyasıya tadıyordu. Gözlerini kaldırdığında yine çekingen gözleri ile buluşturamadı gözlerini. Kız gülümsemelerini önemsemiyor, takılmalarına aldırmıyordu. Adam da çekinmeye başlamıştı artık, kendini ve tavırlarını gözden geçirdi, yakışıklıydı, parlak siyah saçları kadınları cezbediyor, delici mavi bakışları ise ona bakan gözleri esir ediyordu, uzun boyu, kaslı vücudu her kadını baştan çıkaracak kadar bakımlıydı. Daha yeni kullandığı ceketini kolsuz gömleğinin üzerine giymişti, dar pantolunu küçük kalçalarını ortaya çıkarıyor, kızın tahrik ettiği organını belirginleştiriyordu. “Bırak bu kuruntuları” dedi kendi kendine ve ona doğru yürümeye başladı. Adam kadına yaklaştıkca güneşin çekim alanına girmiş bir göktaşı gibi adımlarını hızlandırmaya ve kadının sıcaklığını hissetmeye başladı. Gözlerini gözlerinden ayırmadı, henüz 1 dakika geçmemişti ki konuşmaya başladılar. Başka bir ırktan birinin kendi lisanını konuşması adamı şaşırtmıştı ve bir o kadar da etkilmişti, ama bir türlü kızın ne dediğini tam olarak anlayamıyor ve bazen söylediklerini kaçırıyordu, aslında konuştuklarına ve konuşacaklarına da pek aldırmıyordu, aklı sadece ondaydı ve bir anca önce onunla birlikte olmak istiyordu. Bir kaç içki ve sohbetden sonra vakit daha geç olmadan adamın evine gittiler, kız bütün çekingenliğini üzerinden atmış, alkolün de etkisi ile iyice kendinden geçmişti. Adam kapıyı kapar kapamaz kız arkasını döndü ve daha adam kapıdan uzaklaşamadan vücudunu yavaşca ona yasladı. Adam yol boyunca sevişmelerini hayal ederek geçirmiş, ateş gibi yanan aleti iyice kalkmıştı, onu kızın vücuduna yasladı, kız tutkunun tadını almışcasına ağzını hafifce araladı, adam duraklamaksızın dudaklarını siyahımsı kırmızı dudaklarla birleştirdi. Ne kadardır öpüştüklerinin farkında değildi ama kız ansızın vücudunu ondan ayırdı ve karşısına geçti, zaten vücudun çokca kapatmayan beyaz seksi elbisesini yavaş yavaş çıkarmaya başladı. Omuz kopçalarını o kadar yavaş hareketlerle çıkarıyordu ki adam bir an zamanın durduğunu zanetti, aslında kalbi çok da hızlı atıyordu. Kızın sakinliği ve hareketlerindeki yavaşlığı adamı iyice azdırmıştı, kendisine kendine olamayarak elbisesini üzerinden almak için atıldı. Kızın kontrolü bırakmaya niyeti yoktu, küçük bir adımla geri çekildi ve adamdan beklemesini istedi. Kız ellerinde tuttuğu iki omuz kopçasını da açtıktan sonra yavaşca elbisenin uçlarını elinden bıraktı, saten elbisesi vücudun her kıvrımına eşlik ederek nazikçe yere döküldü. Sadece küçük bir külot ile önünde çıplak kalan kızın vücudu adamı tamamıyla çıldırmıştı, titreyen elleri ile gömleğinin düğmelerini çözmeye çalışıyor, pantonun fermuarını beceriksizce açmaya çabalıyordu. Her çabası kıyafetini çıkarmasını dahada zorlaştırıyor, onu iyice acemileştiriyordu. Kız yavaşca adamın çıplak göğüsüne dokunduğunda, adamın kalp atışları elinde zonkluyor, kızın arzularını arttırıyordu. Kız heyecanını dinginleyerek adamı soydu ve çıplak olan vücudunu adama yaslayarak onu öpmeye başladı. Adam biraz sakinleşmiş ve şuurunu tekrar kazanmıştı, kızı kucakladığı gibi yatağına götürdü. Kızı yatağa yavaşca indirirken biraz sonra sahip olacağı vücudunun yuvarlak hatlarına kısa bir göz attı. Boynundan almaya başladığı küçük öpücüklerin sayısı aşağılara doğru indiğinde iyice artmış ve sıklaşmıştı, onun bacak arasını yalarken kızın iniltileri iyice artmış daha davetkar olmuştu. Vücudu aldığı zevkle bir yay bir gibi gerilip öne atılırken, adam umursamazca keyif aldığı işine devam ediyordu. Kız vücudunun devinimlerine artık hakim olamıyor, adama üzerine gelmesi için yalvarıyordu. Adam yavaş hareketlerle kızın üzerine çıktı, yavaş yavaş içine girerken kızın çığlıkları iyice arttı, adam kızın içinde gidip gelirken bir yandan da vücut renklerinin tezatını izliyor, onların ahengi onu iyiden iyiye cezbediyordu, beyaz vücudunun kadının kara bedeniyle birleşmesi onu iyice tetikledi, hızlandığında kızın çığlıkları gecenin sessizliğini yırtmaya, güdüsel sert hareketleri ritmik bir gürültü ile karyolanın duvara sertce çarpmasına sebep oluyordu. Kızın vücudu son kez gerilidiğinde adam çoktandır boşalmış olmanın utancı içindeydi. Kız gülümseyerek ona baktı, günübirlik bir satılık aşktan öte aşıklar gibiydiler, hiçbir şey konuşmadan öylece uykuya daldılar.
Adam gözünün içine giren güneş ışıkları ile uyandı, dün gece bütün canlılığı ile gözünde belirdi, onu öpmek için arkasını döndüğünde karısı gözlerini açtı ve ona sevgiyle selamladı “Günaydın canım”
"1" Olmak
“X” ile “Q” öyküdeki yerlerini almak için sabırsızlanıyorlardı. “Q” olan, “Y” olmayı bile kabul etmiyordu, Türkçe bir karşılığı olmasından korktuğu için… Tanınmamak istiyorlardı, sıradan olmalılardı ve anlamsız…
X bir kadındı, Q ise bir erkek… Cinsleri, cinsellikleri bu öykü için onların en önemli nitelikleriydi. Birleşip doğanın dengesini, daha doğrusu “bilinmezliğini” oluşturmuşlardı. X o gece öğrendi kadın olmayı, oysa Q çoktan beridir “erkek”ti. Aralarındaki o büyük fark o gece kendini gösterdi. Belki de bu yüzden “o gece” ikisi için farklı anlamları barındırdı içinde ya da Q için anlamsızlığını…
X karışıktı, karmakarışık… Hiçbir şey hayal ettiği gibi değildi. Beyaz ve pembenin yerini, kırmızı ve siyah almıştı şimdi. Ne mum ışığı ne küçük, sıcak dokunuşlar… Ne doğru zaman, doğru kişi geyiği… Her şey öylesine yanlış ve mide bulandırıcıydı belki. Oysa X o gece öğrenmişti kadın olmayı. Önemli değil miydi?
O gece gördü ilk kez, tek parça haline gelip bütünü oluşturmayı. İlkler özeldi, önemliydi, ki öyle olmalıydı, X için… Oysa umurunda mıydı yaşananlar Q’nun? Sigarasını yaktı, içti keyifle. Dumanlar ağzından çıkıp tavana ulaşırken, hiçbirinin halka olamayışını seyretti X. Hayal kırıklığına uğradı… Ve Q bir kez bakıp gülümsedi yüzüne. Durmadan şarkı söyledi sönene kadar ışıldayan turuncusu..
“Seeeeevdiiiimm biir genç kadınııııı!!!!!”
Kıyamadı X için tek bir sözcük bile sarf etmeye…
Sırtını dönüp uyudu Q, pembe ve beyaz geceye. Hiçbir şey olmamış gibi… Yanında bir avuç dolusu kanla bir türlü uyuyamayan, kıvranıp duran da X’ti. Ne olsa, X için ilkler önemliydi. İlk aşk, ilk acı, belki de ilk yalan… Kalbi kırılmıştı, canı acımıştı, ama onun umurunda mıydı? Q o kadar kötü, o kadar acımasız, o kadar duygusuzdu ki; X’e bir bardak su bile getirmedi yanı başındaki çölde kupkuru olmuşken. Üstelik horluyordu ve bu davranışı bir öykü karakterine yakışmayacak kadar insaniydi. Hem gözleri parlamıyordu X’e bakarken, elleri sihirli değildi dokundukça kapatacak yaraları… Yanında koskoca bir yalanla uyuyamıyordu şimdi X. Ve gece uzundu, X susuzdu, Q horluyordu. Her şey anlamsızdı kısaca…
Alelade bir gece içinde ne çok şey değişmişti. Öyle ya! X o gece kadın olmayı öğrendi. Ve kadınlık görevini yerine getirdikten sonra erkeğine sırtını dönüp uyumayı, aynı karenin içinde ondan korkarcasına kaçmayı… Dokunsa tenine, yanarmış sanki… Ona sarılmaması, saçlarını okşamaması, elini tutmaması gerektiğini öğrendi. Hiçbir ayrıntı düşünülenlerle örtüşmüyordu. Q’nun yanında ona değmeden yatan sanki ucuz bir sokak fahişesiydi…
X bütün bunları öğrenirken, Q zaten “erkek”ti. Öteden beri… O, hep erkekti. Doğuştan getirmişti bu niteliği, öğrenmesi gereken bir vasıf değildi… Peki X neden çabalıyordu bu kadar, kadınlığı öğrenebilmek için? Kadınlığını yaşamak içgüdüsel değil miydi? Buna rağmen neden başaramadı, mutlu olamadı? Bilemedi…
Q nereden bilirdi X’in dokunulmaz hayallerini? Bilse ne yazar? Bilse de onları seyreder miydi yine X’in gözleriyle? Hayır… Gerçi X de kaçardı düşlerinden, hep. A karakterini özlerken, B’ye koşardı. Sonra apar topar B’den kaçarken kendini C’de bulurdu. Hep A’yı ararken bulduğu ya D ya E olurdu. X hep kaybeder, kaybolurdu…
Sayılardan en çok “1”i severdi. “1” onun literatüründe “A”ya tekabül ederdi zaten… Yanında horul horul uyuyanın A olmasını istedi birden. En büyük hayaliydi A’ya kavuşmak ve “1” olmak onunla. Oysa yanında yatan karaktersiz Q bütün bunlardan bihaberdi…
Toplumun X’e verdiğiyle, X’in erkeğine verdiği büyük bir tezat oluşturuyordu. Şimdi X, bir de annesi adına büyük bir acı duydu. Bu öykü biraz daha devam etse, anne olmak da bu kadar kolay mıydı yani? En güçlü, en değerli varlık olmak… İkiden bir olup, can vermek mucizevi bir organizmaya… X’in babası da öylesine bir Q muydu annesi için? Bütün anneler hep A’yı mı aradı? Kaçı buldu, kimbilir? Yoksa birçoğu bulamadı mı X gibi? Hepsi yalancı mıydı en az onun kadar?
X ne kadar da çaba verdi içinde “pişman” sözcüğünün geçtiği tümceler kurmamak için. “Acı çekmek”le, “Pişman olmak” arasındaki o incecik çizginin üstünde yürümeye çalışırken, can çekişirken, belki de bir cambaz kadar başarılı değildi.
Bütün bunları o un ufak beynine sığdırmaya, hayatı muhakeme etmeye çalışınken X yorgun düştü. Ağladı ve üşüdü. Yanında sımsıcak, sımsıkı kollarıyla Adem’i uyurken Havva olmayı diledi, onu da beceremedi. Tanrı’m X ne kadar değersizdi, Q ne kadar duyarsız… Böylesine ucuz muydu bedeni? Dahası, bir bedene paha biçilebilir miydi? Ruhu da bu denli satılık mıydı yoksa? Ne de kolay olmuştu geceyi siyaha boyamak bir çırpıda… Siyah, karanlığın işbirlikçisiydi.
Sayılardan en çok “1”i severken ve durmadan “A”yı ararken, neden Q’yla 1 olmuştu X? Ve neden bu kadar yalancıydı, neden bu kadar mutsuz?
Uyumalısın X! Artık U-YU!!
X uyandığında Q yanında yoktu. Ne günaydın ne hoşça kal vardı Q’nun literatüründe de… Bu öyküde yer aldığından bile hiç haberi olmadı. Q kocaman bir yalandı. Bütünüyle… Y olmak istememesi de palavraydı üstelik. X zaten doğuştan yalancıydı. Hem yalancıydı hem kandırıldı. Canı yandı. X hep A’yı aradı, sanırım bulamadı. Sayılardan “1”i kaybetti o gece, kadın olmayı öğrendi…
Hala “A”yı Ararken…
X, hayalindeki adamı yanındaki vasıfsız öznede yaşarken ruh hastası olmasına ne kadar kalmıştı acaba? Ramak?
Bir varmış bir yokmuş… Bu bir masal değildi ki, yani aslında hiç yokmuş. Sayılardan “1”, artık olamazmış zaten.
X, kazık kadar bir çocuk olmuş. “Kazık” yanlış bir sözcük değil mi? Karmaşık…
Aşkı kitaplardan, seksi filmlerden öğrenmeye çalışırken; “1”ini kaybeden X, A’yı bulmak için hala umutluymuş nedense…
A’yı daha önce hayal meyal, bir an bulup yitirdiği mekana bırakmış kendini. Yine bir Q kur yaparken X’e, D yanında bitivermiş. X zorlanmamış, üç hamlede onu yenmiş. “A”yı aradığı yerde kendini kaybetmiş. D’yi bulmuş gibi yapıp, tıpkı sayılardan “1” gibi “A”yı da yok etmiş. BİTMİŞ…
