|
8 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
|
ANNELER GÜNÜ
|
|
Bülent TOP
|
Anafilya’nın Mayıs sayısı için “anne sevgisi” gibi bir tema belirlenmesi elbette ki anneler günü ile ilgili bir seçimdi. Bu konuda bir yazı yazmak gerektiğinde hafızam beni 20 sene kadar öncesine götürdü. Edebiyat hocamız yaklaşan anneler günü ile ilgili bir kompozisyon yazmamızı istemişti. O günün dünya görüşüyle özeti şöyle olan bir yazı yazmıştım: “ANNELER GÜNÜ ANNESİ OLMAYAN ÇOCUKLARLA ÇOCUĞU OLMAYAN ANNELERİ ÜZMEKTEN İBARETTİR” Bu radikal çıkışıma hoca tepki göstermekle kalmadı, o sene bu yazımdan dolayı beni sınıfta bıraktı.
Yazılarımdan dolayı tepki almaya alışık bir insanım. Şimdiden söyleyeyim bu yazımdan dolayı beni sınıfta bırakabilirsiniz. Şimdiki hocam sevgili Halit Umar o ne yapar artık bilmiyorum. Kendisi çok iyi biliyor ki yaşadığım küçük şehirde yerel gazeteye yazdığım yazılardan dolayı aforoz edildim. Olsun, aforoz edilmek boyun eğmekten her zaman iyidir. Anne gibi annelik gibi kutsal bir kurum üzerine yazı yazmak kolay değil. Hamasi cümlelerle bezenebilir bir yazı, bunu herkes de yapabilir. Ben gene aykırılığı seçeceğim. Anneler gününe, anneler günü gibi benzeri dayatma günlere karşı olduğumu baştan söyleyerek yazımı süsleyeceğim. Baştan söyleyeyim amacım kimsenin içini karartmak değildir. Yazım karamsar gibi görünse de büyük egoda bunun böyle olmadığını söylemeliyim. Küçük egoların tatmini peşinde değilim. Anne, anne sevgisi diyince evrensel bir düşüncede olduğumu dünyanın tüm annelerini özellikle de ülkemdeki tüm anneleri kucakladığımı bilmenizi istiyorum.
Annem 65 yaşında. Doktorlara ve hastanelere prim vermeyen bir insan. Kendince mevsimine göre topladığı otları kurutup kaynatıp içen birisi. Yaşama sevinci dolu, neşeli, pozitif enerji saçan birisi. Onun yanında kendimi zaman zaman yaşlı hissettiğim olmuştur. Senede bir kez gittiği deniz tatilinin hasretiyle yaşayan birisi. Denize sabah giren, abartmasız öğleyi çıkan, hafif bir şeyler yiyerek öğleden sonradan saatlerce denizde yüzen, deniz aşığı birisi. Bu seansları aksatmadan her gün yapan ve kilometrelerce açılarak saatlerce yüzen biridir benim annem. Sanırım onu kaybettiğimde her sene hasreti olduğu denizin suyunu toprağına taşımakla geçecek ömrüm. Ömrünü ev hanımlığıyla geçirmiş ve ömrühayatında bir kez bile elektrik faturası, su faturası yatırmamış birisidir benim annem. Hiçbir devlet dairesinin kapısından girmemiştir. Belki de onun ömrünü uzatan ona bu yaşamı sağlayan babam oldu.
1988 yılında askerliğimi yaptım. Güneydoğudaydım. Askerliğim boyunca ne izne gelebildim ne de bir ziyaretçim oldu. Tek arkadaşım transistörlü bir radyoydu. 8 mayıs doğum günümdü. Yanlış söylemeyeyim, sanırım 1989´du. Bayramın ikinci günüydü. Aynı zamanda anneler günüydü. Elbette pazardı. Lisedeyken yazdığım acının benzerini yaşadım. Annemden uzaktaydım. Kimsem yoktu. Acı bir burukluk bana hakimdi. Aynı güne üst üste bir çok şeyin binmesi göz yaşlarıma dönüşmüştü. Bir türküye dolandı dilim:
geçici ayrılık benimkisi, ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma, ben ölmedim ölmeyeceğim
sıcak saklayın gecelerimi, karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinde, ılık bir rüzgar gibi eseceğim
demlice bir çay koyun üstüne, aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde, öylece tütsün buharı
can canım canlarım, hazır mı koynunuzda yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi, bağıra çağıra koşar gelirim
Aradan yıllar geçince yeni dünya düzenine uyup görüşlerini yaşama bakış açısını değiştirenlerden değilim. Siz dinozorlardan sayın isterseniz. Anneler günü ile ilgili görüşüm 20 sene öncesine göre değişim değil gelişim gösterdi. Şimdi daha detaylandırabiliyorum görüşümü.
Anneler günü çocuğu olmayan anneleri üzmektir
Anneler günü annesi olmayan çocukları üzmektir
Anneler günü annesi olup da ona hediye alamayan çocukları üzmektir
Anneler günü çocuğu kendisine hediye alamayan anneleri üzmektir
Anneler günü çocuğu annesine hediye alamayan babaları üzmektir
Anneler günü çocuğu kendisinden ırak anneleri üzmektir
Anneler günü annesi kendisinden ırak çocukları üzmektir
Anneler günü tüketim toplumunu yaratmak, bunu kamçılamak uğruna insanlarımızı üzmektir.
Siz kendi annenizi çok seviyorsunuz değil mi? Ne güzel, ama ne kolay. Gelin dünyadaki tüm anneleri sevin. Somali’de Amerikalıların öldürdüğü çocukların annelerini seviyor musunuz? Irak’ta çocuğuna yiyecek ve ilaç bulamayan anneleri seviyor musunuz? İkizkulelerde çocuklarını kaybeden anneleri seviyor musunuz? 17 Ağustos depreminde ölen ya da çocuklarını kaybeden anneleri seviyor musunuz? Yakın bir gelecekte, gene Irak’ta ölecek anneleri ve çocukları ölecek annelerin acısını duyuyor ve seviyor musunuz? Afganistan’da ölen anneleri seviyor musunuz? Ölüm oruçlarında çocuklarını görmek için cezaevi önlerine gidip coplanan anneleri, ölüm oruçlarında ölen insanların annelerini seviyor musunuz? Diyarbakır’da çocuklarını doyurmak için çöplüklerden yiyecek toplayan anneleri seviyor musunuz? Dünyanın bir çok yerinde devam eden savaşlarda ölen gencecik bedenlerin annelerini seviyor musunuz? Önce buna evet diyin, sonra beraber kutlayalım anneler gününü.
Ülkemde asgari ücret 100 dolar. Yüzbinlerce de işsiz. Evine ekmek götüre- meyen, çocuğuna süt alamayan bir toplumun acısını bilirken kolaysa gelin de kutlayalım anneler gününü. %5 gibi mutlu bir azınlık gene dolduracak renkli mağazaları. Annelerine hediyeler alacaklar. Bu küçük mutlu azınlığın görüntüsü sakın yanıltmasın sizi. Saman alevi gibi bir görünüp yok olacaklar.
Anneler gününüz kutlu olsun…
|
|
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat

Güzel Sözler
Beni de bir ana doğurmadı mı? Türk anaları daha nice Mustafa Kemal’ler doğurur. (ATATÜRK)
Kadının en büyük vazifesi analıktır (ATATÜRK)
Ana sevgisi, bencil duyguların en üstünüdür (ALAIN)
Bana, okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız öyleyeyim: Annemdir. (ABRAHAM LINCOLN)
Hiç bir süs ve elbise bir kadını, analık sevgisi kadar güzelleştiremez. (BRACHVOGEL)
İnsanlar anneleri onları ne yaptıysa odurlar (EMERSON)
Anne, hayatın sonsuzluğudur. (EMILE ZOLA)
Hiç kimse, kollarında bir çocuk tutan anne kadar çekici ve bir kaç çocuk arasındaki bir anne kadar saygıdeğer değildir. (GOETHE)
Bir anne yüreği dibinde af bulunan bir uçurumdur. (HONORE DE BALZAC)
Anne, her zaman haklıdır. (HERMAN SUDERMANN)
Cennet anaların ayakları altındadır (HZ. MUHAMMED)
Annesinin gönlünü kıran büyük günah işlemiş olur (HZ. MUHAMMED)
Erkekler anneliğin ne olduğunu bilmezler. (OSCAR WILDE)
Anneler, herşeyi görmeseler bile kalpleriyle duyarlar. (OSTROVSKI)
Kadınlar zayıftır ama anneler kuvvetlidir. (VICTOR HUGO)
Çocuğunu kaybeden bir anne için her gün ilk gündür; bu ıstırap ihtiyarlamaz. (VICTOR HUGO)
Dünyada öğretilen tüm bilgilerin hiç biri, bize bir ananın bir bakışının, bir kelimesinin verdiği şeyi anlatamaz. (WILHELM RAABE)
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
ANNELER GÜNÜ SÖZLER MESAJLAR
- Dünyanın en güzel annesine.. Anneler günün kutlu olsun…
- Seni seviyorum. Hep güler yüzün yanımda olsun.
- Sen hayatımın kutup yıldızı oldun. Nereye gidersem gideyim ışığının altında sevginle uyudum. Doğru yolu buldum. Seni çok seviyorum Annem.
- Benim bitanecik tatlı annem, senin çocuğun olduğum için her zaman gurur duydum. Ellerinden öperim.
- Kelimelerle anlatılamayan fedakarlık ve karşılıksız sevgiyi tarif et desen bana herhalde sadece “ANNE” derdim. Anneler günün kutlu olsun Annem.
- Sana binlerce kez teşekkür etsem azdır. Sen benim hayat ışığımsın, Annemsin. Varlığımın tek nedeni… Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
- Dünyanın en güzel annesine sevgilerimle…
- Anneciğim, bir günümde değil her günümdesin. Annem olman dünyadaki en büyük şansım, iyiki varsın. Seni çok seviyorum annem.
- Senin kucağın, senin merhametin beni yaşama bağlıyor sevgili anneciğim. Anneler günün kutlu olsun…
- Sesimi duyan tek insan… Anneler günün kutlu olsun benim bitanecik anneciğim…
- Bana hayat veren ve hayatı öğreten biricik anneme sevgilerimle…
- Sığınabileceğim tek limansın sen anneciğim. Saygıyla ellerinden öpüyorum.
- Bir günümde değil her günümdesin. Her gün her saniye benimlesin. Her zaman bana destek oldun. Sen benim için çok özelsin. Anneler günün kutlu olsun.
- Gökyüzünden bir yıldız kayar dilek tutarız. Annem gözlerini kapar bütün dilekleri benim içindir. Ellerinden öperim anneciğim.
- Karşılıksız tek sevgi senin bize olan sevginmiş. Şimdi daha iyi anlıyorum anne. Seni çok seviyoruz. Ellerinden öpüyoruz anneciğim.
- Bu dünyadaki en güvenli sığınağım senin kucağın. Benim annem olman bu dünyadaki en büyük şansım. Seni seviyorum Annem.
- Canım annem sen benim en kıymetli varlığımsın…
- Benim için herşeye katlanan, her zaman yanımda olan, değeri biçilemeyen dünyanın en güzel annesine… Anneler günün kutlu olsun Anneciğim.
- Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Anneler günün kutlu olsun anneciğim…
- Dünyanın en güzel, en iyi annesi, anneler günün kutlu olsun.
- Beni benden çok sevdiğine inandığım tek insan Benim Güzel Annem. Seni çok seviyorum.
- Dün sana kızdıklarımı bugün ben yapıyorum anne. Çünkü aslında senin küçük bir kopyanım. Umarım senin kadar sevgi dolu olurum Annem.
- Güzel annemiz sen bizim her şeyimizsin.
- Bana verdiğin sevgiyle bütün dünyam çiçek açtı. Onları hiç soldurmadım annem. Anneler günün kutlu olsun. Ellerinden öperim.
- Sen benim koruyucu meleğimsin. Ellerinden öperim anneciğim.
- Gücüme güç, umuduma umut katan annem… Anneler günün kutlu olsun!..
- Anneciğime kalpten sevgilerimle.
- Sabırlısın, sıcaksın, şefkatlisin, koruyucumsun, bağışlayansın.. Annemsin. Seni çok seviyorum.
- Eğer bana gözlerinle değil de kalbinle bakmış olsaydın, seni ne kadar sevdiğimi çok iyi anlardın… Anneler günün kutlu olsun.
- Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacısın… En aziz varlığımız. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
- Meğer dilimdeki ve beynimdeki en güzel kelime senin adınmış. Sana her seslenişimde ya acım dinmiyor ya da sevgim coşuyor… Anneler günün kutlu olsun Anneciğim.
- Bütün acılar üstüme yağınca sen bana açılan şemsiyesin annem. Seni çok seviyorum…
- Anneciğim! Yaşam kaynağım. Seni çok seviyorum.
|
|
8 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
Gülümse Anne
Anne ve Bebek
Anneler Günü
Anneler Günü
Beni dünyaya getiren,
Sevgiyle büyüten,
Hep şefkat gösteren,
Sensin, canım annem.
Bana doğruyu öğreten,
Yanlışları gösteren,
Beni bugünlere getiren,
Sensin, canım annem.
Annem Benim
Anneciğim, özellikle senin için…
Anneler Günün Kutlu Olsun
Anne Çocuk Resimleri
Anneler Günü için…
Anne Çocuk İlişkisi
Anne Bebek
Anneler Günü Özel
Anne ve Çocuklar
Anneciğim
Canım Annem
Sevginle kalbimde açtığın çiçekler hiç solmayacak, canım Anneciğim!..
Anne Sevgisi
Seni Seviyorum Anne
Güzeller Güzeli Annem
Kollarında güvende olduğum, Sarılmak için can attığım, Güzeller Güzeli…
Anneler Günün Kutlu Olsun!..
Anne Resimleri
Hüznümü sevince boğan, Senin yüzündü her zaman,
Anneler Günün Kutlu Olsun Annem!
Annelerin En Güzeline
Anneler Günün Kutlu Olsun
Öyle mahsun ki çocuk ruhum, Kimseler anlamıyor beni, Kimseler sarmıyor sen gibi…
Anneler Günün Kutlu Olsun…
|
|
5 Mayıs 2008 Pazartesi
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
Öğretmenin Yastığının Verdiği Yaşam Dersi (ANLAYANA)
Bir zamanlar, yaşlı ve bilge bir öğretmenin kendisine söylediği şeyleri, verdiği öğütleri hiç te beğenmeyen bir öğrencisi varmış. Bir gün, yaşlı öğretmenin sözleri ve söyledikleri öğrencisini çok kızdırmış. Çünkü bütün söylediklerinde haklıymış ve öğrencisinin kabul etmekte zorlandığı, görmek istemediği tüm zayıf yönlerini göstermiş ona. Öğretmenin amacı, diğer tüm öğrencilerine olduğu gibi ona da doğru bilgileri aktarabilmek, yanlışlara sapmasını biraz da olsa engelleyebilmek ve tecrübeleriyle ona yardımcı olmakmış. Ama öğretmenin sözleri, öğrencisine çok ağır gelmiş. Tüm söyledikleri onu o kadar kızdırmış ki,bu gerçekleri bir türlü hazmedememiş ve öğretmeninden intikam almaya yemin etmiş.
İlk olarak, onun hiçbir şey bilmediğini, onun yaşlı ve bunak olduğunu, onun yüzüne bakarak söylemiş.Daha sonra onun hakkında atıp tutmaya başlamış. Gittiği her yerde öğretmeni hakkında yalanlar söylüyor, çirkin hikayeler uyduruyormuş. Kötü konuşmalarıyla ve dedikodularıyla insanların öğretmene sırt çevirmesine neden olmuş ve insanların ona saygısını kaybettirmek için çok uğraşmış. Sonunda bir gün, kendi kardeşine okulda büyük bir iftira atılmış. Doğru olmadığını bildiği bu gerçek karşısında çok mutsuz olmuş.Öğretmeni için söylediği bütün o yalanlar, iftiralar, dedikodular aklına gelmiş. Ve yaptıklarında çok pişman olmuş.
En sonunda göz yaşları içinde öğretmeninin evine af dilemeye gitmiş. “Hakkınızda bir çok yalan söyledim, gerçekleri çarpıttım.Herkesi size düşman ettim. Hatamı anladım ve vicdan azabı çekiyorum. Lütfen beni affedin” demiş.
Öğretmen önce uzun süre ona yanıt vermemiş. Derin derin düşünmüş, sonunda “evet seni affederim, fakat önce benim için bir şey yapmalısın” demiş.
“ Ne yapmamı istiyorsunuz?” demiş öğrencisi biraz şaşırarak .
“Birlikte yukarı çatı katına çıkalım, orada sana göstereceğim” demiş gözlerinin içine bakarak, “Yalnız önce odamdan bir şey almam gerekiyor”.
Öğretmen odasından döndüğünde, koltuğunun altında büyük bir kuştüyü yastık varmış.
Zavallı öğrenci, gittikçe artan merakını saklamak, yastığın ne işe yarayacağını ve çatıya neden çıktıklarını sormamak için kendini güç tutuyormuş. Buna rağmen sessiz kalmış.
Nefesleri kesilmiş halde sonunda en üst kata varmışlar. Hafifçe rüzgar esiyormuş. Çatı katından, şehrin ötesinde uzaklara doğru yayılan uçsuz bucaksız araziyi görebiliyorlarmış.
Öğretmen aniden hiçbir şey söylemeden, yastığın kılıfını yırtarak bütün tüylerini boşaltmış.
Rüzgar hafifçe esmiş, tüylerin hepsi dağılmış ve onları her tarafa taşımış.Diğer çatıların üstüne, sokaklara, arabaların altına, ağaçların üstüne, çocukların oynadığı arka bahçelere, hatta otoyola ve durmadan daha uzaklara, kim bilir nerelere.
Öğretmen ve öğrencisi, tüylerin uçuşarak dağılmasını bir müddet izlemişler. Nihayet öğretmen öğrencisine dönerek, “Şimdi gidip bütün o tüyleri benim için toplamanı istiyorum” demiş.
“Bütün tüyleri toplamak mı?” diye yutkunmuş öğrenci. “Fakat bu imkansız!”
“Evet biliyorum,” demiş öğretmen.”O tüyler aynı senin benim hakkımda söylediğin yalanlar gibi. Bir kere başlatınca bir daha durduramazsın, pişman olsan bile. Belki birkaç kişiye benim hakkımda söylediklerinin yalan olduğunu anlatabilirsin, dedikodu rüzgarı artık onları her yere taşıdı bir kere. Tek bir kibriti üfleyerek söndürebilirsin, fakat tek bir kibritin başlattığı koca orman yangınını bir üflemeyle söndüremezsin!”
Kıssadan hisse, İster özel hayatınız ister iş hayatınızda olsun, hiç kimsenin arkasından konuşmayın. Hele hele doğru olmayan şeylere, iftiralara, yalanlara, dolanlara hiç tenezzül etmeyin. Gün gelir aynı şeyler size de yapılabilir. Gün gelir, o kişilerle yolunuz kesişir birlikte çalışmanız gerekebilir.Gün gelir, kişi sizin amiriniz veya müşteriniz olabilir.Her şeyden önemlisi, gün gelir insan olduğunuzu hatırlar, pişman olabilirsiniz yaptıklarınızdan. Ama geriye dönüşü olmayan tek yönlü bir yoldur bu pişmanlık faydasızdır artık.…
fiziko38 kalemine ve yüregine saglık
|
|
5 Mayıs 2008 Pazartesi
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
Annenin Gözyaşları….
Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.
Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.
Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu;” Bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.
Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de..” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
-Alo..
-Alo, nasılsın anneciğim?
-Sağol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işler nasıl?
-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
-İzin aldın mı yavrum?
-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?
-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.
-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?
-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.
Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.
Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
yorgun yürek kalemine ve yüregine saglık
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
|
|
1 Mayıs 2008 Perşembe
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
|
|
29 Nisan 2008 Salı
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı,ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..
"Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı..
"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..
Kahveye tuz!..
Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..
Delikanlı anlattı:
"Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu
tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum.
Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."
Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı.
İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri..
Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak..
..Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii..
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü..
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında..
"Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki,
yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında
korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım
andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu
kahve içmek zorunda kalsam da.."
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.
Lafı açıldığında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının..
"Çok tatlı!.." dedi..
|
|
29 Nisan 2008 Salı
Kategori (Edebiyat) | Etiketler : edebiyat
Tahsiline Amerika’da devam eden bir okuyucum gönderdi bu hikayeyi. Çok etkilendim ve sizlerle paylaşmak istedim.
Mahkeme salonu lebalep doluydu. 70’ini geçkin iki ihtiyarın boşanma davası vardı o gün ve meraklı bakışlar altında oturuyordu bu yaşlı çift. Adamın inatçı bakışları vardı. Yaşlı kadın ise sinirden mi, yoksa ihtiyarlıktan mı titrediği belli olmayan elini kontrol altında tutmaya çalışıyor; bir yandan da yanında büzülmüş oturan eşine öfkeyle bakıyordu.
Hakim, “Anlat” dedi tok bir sesle. “Neden boşanmak istiyorsun?”
Yaşlı kadın bir kez daha öfkeyle baktığı eşinden aldığı gözlerini hakime çevirip derin bir soluk aldı ve “Yetti gayri” dedi. Heyecan ve öfkeden ağzı kurumuştu. Yutkunmak istedi ama yapamadı. Yine de ağzını aralayıp “Bu herif 50 yılımı zehir etti” dedi, işaret parmağıyla gösterdiği eşine hiç bakmadan.
Salonda sessizlik hakimdi. Sinek uçsa kanat çırpışları duyulurdu. Asırlar gibi gelen sessizliği bu tür haberleri her gün sayfasına taşıyan bir gazete muhabirinin patlayan flaşı bozdu. Ardından diğer foto muhabirlerinin de harekete geçtiği görüldü. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı? Resim çeken muhabirler fazla vakit kaybetmeden yerlerine dönerek defterlerini çıkarıp not almaya başladılar. Enteresan bir davaydı. Hepsi, gergin ve merak içindeydi. Fırsatını bulsalar kelimeleri yaşlı kadının ağzından kerpetenle söküp alacaklardı.
Yaşlı kadın eşiyle göz göze gelmemek için biraz daha döndü ona sırtını. Yanağından süzülen gözyaşını diliyle alıp dudağını ıslattı ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeğimiz vardı… çok sevdiğim!” Yine eşini gösterdi, yüzünü dönmeden. “O bilmez… 50 yıl önceydi… Bana verdiği çiçekten alıp tohumlamıştım onu. Çocuğumuz olmamıştı. Ellerimle büyüttüğüm o çiçeği yavrum bildim. Sevip okşadım… Bir süre sonra çiçek kurumaya yüz tuttu. Kurur diye çok korktum. Her gece kalkıp sulayacağım, diye adak adadım. ‘İyi gelir’ demişlerdi. 50 yıl hiç aksatmadan yaptım bunu. Bu herif, bir gece olsun sulamadı! Hiç olmazsa geçen gece sulasaydı yine bir şey demeyecektim ama sulamadı! Takatim kesilmiş… uyuyup kalmışım.”
Yaşlı kadın yorgun düşmüştü. Son bir gayretle kendini toplayıp noktayı koydu. “İşte ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim.. Ona hayatımı, umudumu verdim ama ondan gördüğüm hiçbir şey yok. Bir kerecik olsun benim işimi yapmadı. Onsuz daha iyi olacağımı düşünüyor ve boşanmak istiyorum.”
Yaşlı adamın sözleri
Hakim, yaşlı adama dönüp “Diyeceğin var mı, beyamca?” dedi. Yaşlı adam şimdiye kadar hiç yargıç karşısına çıkmamıştı. Utanıyordu. Ayağa kalkıp bastonuna yaslandı ve tane tane konuşmaya başladı: “Askerliğimi, Reisicumhur Köşkü’nün bahçıvanı olarak yaptım. Envai çeşit çiçek vardı o görkemli bahçede. Sedef çiçeğini orada tanıdım. Fadime’mi de. Çok seviyordum, ona çiçek buketleri yapıp verirdim hep. İlk evlendiğimiz yıllardı. Boyun ağrısına tutuldu. Hekim, uzun süre yatmasının doğru olmadığını söyledi. ‘Her gece uykusunu bölüp uyansın ve boynunu oynatsın’ dedi.” Yaşlı adam, hâlâ sırtı kendisine dönük olan eşine baktı şefkatle. “Hekimi pek dinlemedi bizim hatun. Uykuyu seviyordu. Benim sözüm de para etmedi!” Yüzünden kimsenin görmediği bir gülümseme bulutu geçti ve zekice tebessüm ederek sözüne devam etti. “O günlerde, tesadüf, sedef çiçeği kurumaya yüz tuttu. Ben ona, ‘Gece sularsan çiçek kurumaz’ dedim. Adak adattım. Her gece uyandırdım ve seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçeği sularken seyrettim.” Durdu ve hemen yanında oturan eşine baktı; tıpkı, geceleri çiçeği sularken baktığı gibi. Gözlerini ondan ayırmadan şöyle dedi. “Her gece o çiçek ben oldum sanki!” Yaşlı adam konuştukça büyüyor, etrafındakilerin dikkatini bir mıknatıs gibi üzerine çekiyordu. O yaştaki bir adamdan beklenmeyen bir hareket yapıp dimdik durdu ve “Her gece o yattıktan sonra kalktım” dedi, mahcup bir ses tonuyla. “Sedef çiçeği, gece suyunu sevmez, Hakim bey. Eşim yattıktan sonra, onun saksıya döktüğü suyu boşalttım hep.”
İhtiyar adam ağırlığını öbür ayağına verdikten sonra tüm günü toplayıp; “İhtiyarlık işte” dedi. “O gece ben de uyumuş kalmışım. Suçlandım, Hakim bey. Sesimi çıkarmadım.”
Salon alkıştan inliyordu. Gözünden sevinç yaşları akan insanlar ihtiyar adamı alkışlıyorlardı
|
Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 ...
|
|