Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş


Arşiv Nisan, 2008

Çocuk ve Oyun

29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

Çocuk ve Oyun

ANNE - ÇOCUĞU ( 0 - 7 Yaş)

Çocuk annesi ile olan ilişkisinin 3.5 yaşına kadar olan bölümü sadece bilinç altında saklayabilir, ancak bilinç altına işlenen bu dönem çocuğun ileriki ruh sağlığı için son derece önemlidir. Bu dönemde başlatılan ve yaratılan ilişki ne kadar neşeli, sağlıklı, istikrarlı, güven ve sıcaklık dolu olursa ileriki dönemlere de o derece güzel bir ilişki taşınabilir. Bebek doğduğu andan itibaren etrafı, kendisini, bedenini, çevresini keşfetmeye çalışır. Doğal içgüdüleri ile başlattığı tüm yönelişleriyle geliştirdiği yaşantısının her safhası birbirini etkiler, onun için gelişimin her döneminde gereken ilgi ,sevgi, şefkat ve sıcaklığı hatta saygıyı bile görmelidir. Çocuğun zihinsel ve psikolojik gelismesi için olumlu koşulların sağlanması gereklidir ve koşulların olumlu olması anne ve babanın onu sevgi ve şefkat ile bilinçli bir ilgi ile yetiştirmesine bağlıdır. Anne ve babanın kendi çocuğuna has gelişim noktalarını ve ilgi alanlarını keşfetme konusunda uyanık olması gereklidir.

Örneğin: Çocuğun 3 yaşından sonra çevreyi keşfetme, eşyalara, doğaya sahip çıkma eğilimi vardır. Onun bu erişebildiği her şeye değme isteği engellenir ise bir sonraki gelişim evresine güçlü giremiyecektir. Onun eğilimleri, yararlı olduğu kadar çocuğa hoş gelecek biçimde güzel yönlendirilse, bir sonraki devrede zihin fonksiyonlarını daha serbest ve rahat özgürce geliştirebilir. Duyguları, hayalleri ve fikirleri yine ailenin şefkat ve ilgili yaklaşımı ile sağlıklı oluşabilir.

Yeterlik durumunun ( Dispozisyonlarının ) gelişimi için tüm devrelerin gerektirdiği davranışlara hazır oluş sağlanmalıdır. Zekasını yeteneklerini geliştirecek biçimde kullanmaya koşullandırılması onun yeterlilik durumuna etkileyecektir. Bu evrelerde dayak başvurulacakbilecek en kötü, zarar verici ve küçültücü eylemdir. Gelişimi en kötü yönde etkileyen zarar veren bu eylemin köklerine indiğimizde annesinden küçüklüğünde dayak yemiş veya kocasindan dayak yiyenbir kadının bunu kendi çocuğunada tekrarlayabildiği ortaya çıkmaktadır. Anne her ne kadar yaşamış olduğu bu durumdan memnun olmayıp asla kendisi uygulamama kararında da olsa beyinde böyle bir olayın imgeleri yer aldığından bir kerede olsa bunu gerçekleştirebilme olasılığı yüksektir ve bu bir kereyi diğerlerinin takip etmesi daha kolaydır. Bu evrelerdeki en önemli konulardan bir taneside güven kavramı ve bunun geliştirilmesidir. Çocuğun herşeyden önce güven duyacağı bir ortama ve insana ihtiyacı vardır. İçinde geliştiği ortamın güven verici olması ondaki aidiyet duygusunun gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Bir sonraki aşamada ise sen bana güveniyorsun ben sana güveniyorum kavramını yalnız ihtiyaç duyduğumuz anlarda sözel kullanmanın ötesinde bazı ufak tefek sorumlulukları ona bırakmamaız söylediklerimiz ile tavırlarımızın tutarlılığı dolayısı ile güvenilirliğimizin devamı ve bu kavramı yaşatarak yerleştirmemiz açısından önemlidir. Çocukta bu duyguyu geliştirmek başarının en büyük kısmıdır. ( %80 - %90)

Çocuk Gelişimi ve Oyun

Çocuğun ilk arkadasi annesidir. anne içinde çocuk dünyaya ikinci bir kez tekrar saflığın gözü ile bakabilmek, onun gözleri ile hayata tekrar çocuk gözü ile bakabilmek ve yeniden büyüyebilmek için ikinci bir şanstır. Bu anlamda tekrar mutluluğu yakalayabilme şansıdır. Yapılan istatistik ve araştırmalar mutluluğun en önemli anahtarlarından birinin tekrar çocuklaşabilmemizi, pazarlıksız masumiyeti ve saflığı yakalayabilmemizi sağlayan çocuklarımız olduğunu ortaya koymektır. Çocuk bunun ötesinde anneye daha önce hiç yaşamadığı türden bir sevgi yepyeni keşfedilmemiş bir duygunun ve bu duygunun yarattığı mutluluğun kapılarını açar. Onun yumuşaklığını hissetiği anda annenin yaşama sevincine bir halka daha etkilenir.

Oyunlar çeşitli şekilde gruplandırılabilir. Gelişim kuramcılarından Piaget oyunları şu üç başlık altında ele almıştır.

1) Alıştırma oyunları: Bu oyunlar çocukların gelişiminde duyusal motor dönem olarak isimlendirilen doğumdan yaklaşık iki yaşına kadar olan bölüme uyar. Bu dönemde bebekler yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır ve zihinsel gelişimde ise çevreden beş duyusu ile aldığı uyaranları birleştirip, sınıflandırmaya çalışmaktadır. Bebek çıngırağının rengini ve sesini alır ve sınıflandırır.

2) Simgesel oyunlar: Bu gelişim döneminde 2 yaş ile 7 ve 8 yaşları arasındaki dönemi içerir. Bu oyunların içeriği alıştırmalardan, simgeler ve varsayım boyutuna kadar değişmektedir. Çocuk kendi gerçeklerini hareketlerle yaşatmaktadır. Bunun en belirgin örneği sanki varmış gibi oyunlardır. Çocuğun bir köşede yarattığı evcilik oyunu, bir odun ya da plastik çubuk ile oluşturulan atı sürmesi gibi örnekler bu gruptandır. Burada çocuk düşüncelerini yeterince gelişmemiş dili ile anlatamadığından bunları simgesel oyunla anlatmaktadır. Ayrıca bu anlatım yoluyla zihinsel simge ve uygulamalar yinelenerek özümsenmektedir. Evcilik oyunu ile hem duygu ve düşünceler aktarılmakta, hem de annelik özdeşimi sindirilmektedir.

3) Kurallı oyunlar: Bu dönemde çocuk ilk olarak kendinden büyüklerin oyunlarını taklit etmeye başlar. Bu oyunlar 7-8 yaşlarından sonra kurulmaya başlar ve çocuğu sosyalleşmeye yönlendirir. İlk iki oyun yaş ilerledikçe azalmakta ve yerini kurallı oyunlara bırakmaktadır. Bu değişme çocuğun ilişkilerini ve sosyalleşmesini yansıtmaktadır.

Ayrıca oyunları başlangıçta belirli bir yönergenin olduğu, ancak sonrasında çocuğun serbest olduğu oyunlar ve kurallı olan, sabır ve çaba gerektiren oyunlar şeklinde de ayırabiliriz. İlk gruba örnek olarak evcilik oyunu verilebilir. Bu oyunda kurallar vardır, ancak çocuk oyunun kurulması ve akışında özgürdür. Saklambaç ve körebe ise ikinci oyun grubuna uymaktadır.

Oyunlar yapıları açısından da değerlendirilebilir. Yarışma, rastlantı, taklit ya da dönerek yoğunlaşmayı içeren oyunlardan söz edilebilir. Oyunların yapısı çocuk psikiyatrisinde bazı bozuklukların değerldnirilmesinde yardımcı olmaktadır. İlgi, etkileşim ve iletişimde belirgin bozukluğun olduğu otistik çocuklar ile duygu, düşünce va algıdabozulma ile belirli psikotik bozukluğu olan çocukların oyunlarında yarışma ya da rastlantı neredeyse hiç yoktur. Başka bir kişiyi gerektiren, dolayısıyla sosyal bir boyut taşıyan yarışma psikotik ve otistik çocuğun ilgi alanının tümüyle dışındadır. Bu çocukların gündeminde yineleme özelliği olan ve tümüyle dışa sınırlı açık ya da kapalı kendi dünyasına yönelik etkinlikler vardır. Aynı şekilde rastlantıyıda tümüyle reddetmektedirler. Etkinliklerinin tekdüze olması, yineleyen belirli davranışları içermesi ve değişikliğin olmadığı kendilerine özgü bir dünyayı içerir. Bu dünyada ise rastlantıya yer yoktur. Bu çocukların oyunlarında dönme ya da dönen cisimlere yönelme vardır. Bir topaç ile oynar, kendi kendine döner ya da dönen bir nesneye yönelirler. Zihinsel özürlü çocuklar yaşıtlarına göre daha az oynarlar ve hareketsiz oldukları dönemler çok daha fazladır. Kuralları karışık olmayan ve bulundukları yaştan daha küçük yaşlardaki çocukların oyunlarını oynarlar. Bu çocukların da yarışma gerektiren oyunlardan kaçındıkları gözlenir.

Çocukların duygusal ve düşsel yaşamı oyunlarına yansımaktadır. Eğer çocuğun iç dünyasından kaynaklanan dürtüleri çok yoğunsa oyun kesilmekte, değişik ve karmaşık bir duruma dönmektedir. Sakin bir oyun için çocuğun bu yoğun dürtüleri uzaklaştırabilmesi gerekir. Değişken davranışları izlenen aşırı hareketli ya da kaygılı çocuklar, oyunun kurallarını kabullenmede zorluk çekerler. Davranış sorunları olan çocuk ve ergenlerin oyunu da saldırgan dürtülerle doldurması tipik bir özelliktir. Onlar için oyun hızla içinden geldiği gibi davranma ve dürtüsel eyleme geçebilmenin bir yöntemidir. Oyun içinde saldırgan tutumların belirtilmesi cinsiyete göre de farklılık göstermektedir.

Erkek çocuklar güreş, kavga ve yarışmaya daha yatkın oldukları için oyunları kızların oyunlarından daha çeşitlidir. Sosyal belirleyiciler de kız ve erkek oyunlarında önemli rol oynamaktadır. Karşı cinsiyetin oyunlarını kızlar erkeklere göre daha rahat oynamaktadırlar. Erkek çocuklarda dürtülerin davranışa dökülmesi ön planda iken kızlarda bu sözel olarak belirtilmektedir.

Çocuk Gelişimi ve Oyun-2

Çocuğun kelime haznesi gelişimi ve psikolojik gelişimi açısından doğduğu andan itibaren konuşmak gerekir. Çocuk ses tonuna karşı duyarlıdır ve algılamalar doğuştan itibaren başlar. Bu algılama mana çıkarma değil duyum alma anlamındadır. Yavaş yavaş anlam çıkarma ve takibinde anlamlı ve bilinçli ifade etme gelişir. Çocuk ufak yaşlarda kendi kendine oynar ve konuşur, daha sonraki yaşlarda grup oyunlarına başlanır.

1.Yaş çocuğu: Ses çıkaran yumuşak köşesiz boyasız objelerle ilgilenir. ( Ses çıkaran civciv, ayıcık, kuş, buruşturulabilen ayıcık.

2.Yaş çocuğu: Kutular, üstüste konulabilen karmaşık olmayan basit legolar, içiçe geçirme üstüste koyma yerine yerleştirme yapabileceği objelerle ilgilenir.

3. Yaş çocuğu: Çizgi film kahramanlarına karşı merak uyanmıştır. Kahramanları sembolize eden oyuncaklar veya onların kullandığı türden eşyalar ilgisini çeker. Daha karmaşık yapbozlar, bilgisini geliştirecek türden konulu kurgulanacak legolar ( Bahçe içinde ev, hayvan, göl v.s.) bir manzaranın aynısının puzzle olarak oluşturulması vs…

4.Yaş çocuğu: Resim yapmaya özellikle seramik çalışmaları, hamurdan renkli killerden objeler yapmaya teşvik etmek, yapılan çalışmalardada yer almak ve çalışma sürecini paylaşmak mesela sen tabak yap, ben de kiraz yapayım gibi yaklaşımlarda bulunup bitirincede aferin ne kadar kabiliyetlisin demek bir anlamda onu onere etmek çok önemlidir. Okul öncesi içine girdiği ortamlara ve bu ortamların standartlarına bağlı olarak ilgi ve gelişim kulvarları çeşitlenmeye başlar.

5.Yaş çocuğu: Okul öncesi eğitim dönemidir ve önemli olan nokta bu yaş çocuğun hala oyun çocuğu kabul ederek eğitilmesidir. Yine resim, seramik gibi aktivitelerin yanısıra artık daha sofistike el becerilerini devreye sokabileceği oyma kesme, yapıştırma, kolaj çalışmaları devreye girer. Grup oyunları başlar. Sek sek, saklambaç, top oyunlarından yaşına uygun olanlar vs. gündeme gelir.

6.Yaş çocuğu: Daha gelişmiş top oyunları, değişik zeka oyunları, grup ile oynanabilecek hafıza ve zeka oyunları, koşmaca, yakalamaca. Çocuğun gelişiminde bütün bu oyunlarında gerçekleşmesinde amaç 24 saat çocukla ilgilenmek ve yanında olmak değildir. Önemli olan çocuğun sadece kendisine ait ve annesinde kendisiyle ilgilendiği ve konsantre olduğu zaman parçasını bilmesi ve bundan yararlanmasıdır. Şöyle ki işten gelen annenin bütün işleri dışında çocuğa özel olarak onun istediği herhangi bir aktivite veya faaliyeti beraber paylaşabileceği yada çocuğun yaptıklarını seyredebileceği bir zaman dilimi ayırması gereklidir. Burada önemli olan kilit nokta çocuğun kendisi ile ilgilenildiğini hissetmesi yani ilgi doyumunu yakalayabilmesidir.

Çocuk ve Resim

Çocuk ve Resim

ÇİZGİLERİN YORUMU

Büyüklük:Çok büyük ve çok küçük resimler anlamlı olabilir.

Büyük Resimler :Sayfanın tamamını kaplayan çok büyük resimler

-İç kontrol zayıflığı

-hiperaktivite

-Dikkat dağınıklığı

-Saldırganlık

Küçük Resimler:Birkaç cm büyüklüğünde ki resimler

-Ürkek

-Benlik Saygısı düşük

-İçe dönük

Abartılı Çizimler: beden kısımlarının abartılarak büyük veya küçük çizilmesi

Baş: Zihinsel açıdan kendini yetersiz gören çocuklar

Ağız: Konuşma ve dil problemi olan çocuklar / Bağımlı çocuklar

Gözler: Göz bebeği olamadan çizilen resimler görme problemi olan çocuklar / Güvensiz ve şüpheci

Ayaklar: Güven isteği, Kaygı

Burun: Solunum güçlüğü çeken çocuklar

Kulaklar: İşitme problemi / Kuşkucu,(başkaları tarafından dinlenme )

Cinsel Organlar: Saldırganlık / Dürtü kontrolü zayıf

Eksik ve Unutulan Çizgiler:Bazı beden kısımlarının çizilmemesi veya belirgin olmaması

Eller: Güvensizlik, Çevreye uyumda güçlük

Kollar: Güvensizlik, Güç ve kuvvet azlığı

Bacaklar: Çocuğun kendini desteksiz, Hareketsiz algılaması

Ayaklar: Kendine güvensizlik

Burun: Benlik saygısı düşük

Ağız: İlişki kurmakta zorluk

ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITAN RESİMLER

OKUL FOBİSİ :Resimlerde aile bireyleri ağırlıklı olarak çizilir. Okul ,öğrenci resmi çizmek istemezler.Ev ve evde mutlu çocuk resimleri çizerler.Resimler saydamdır.

GÜVENSİZLİĞİ YANSITAN RESİMLER: Kağıdın tamamı kullanılmaz,boşluklar fazladır. Çizimler yarımdır. Küçük figürler çizme ve kağıdın bir bölümünü kullanma eğilimindedirler. İnsan figürlerinde el ve ayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye uyumda yaşanılan güçlüğü,iletişim eksikliğini,paylaşım azlığını,kendinden başka insanlarla birlikte olmamayı,bencilliği de ifade etmektedir. Güvensiz çocuğun resimlerindeki çizgiler daha çok silik ve kesik kesiktir.

HİPERAKTİF ÇOCUKLARIN RESİMLERİ:Taşkın ve çok renkli resim çizerler.Gerilimli oldukları için genelde karalamayı tercih ederler ve resimleri hep yarım kalır. Çizdiklerinde ise resimleri çok büyük olur.

CİNSEL KİMLİK KARMAŞASI : Anne ve babaya aşırı yaklaşılması, zıt cinsel kimlikte çizimlerde yoğunlaşma, ev resimlerinde yatak odasının çizimi, etek giyen,çocuk emziren baba , ava giden sakal bırakan anne figürlerinin çizilmiş olması bize bazı ipuçları vermektedir.

AİLEDE İLETİŞİM PROBLEMLERİNİN OLDUĞUNU İFADE EDEN RESİMLER

Ailede iletişim kopukluğu ,aileyi konu alan resimlerde açıkça görülmektedir. Resimde aile üyelerinin birinin veya birkaçının eksikliği.. ,( annenin,babanın,kardeşlerin,aile içinde yaşayan diğer fertlerin hala,amca,dede,ninenin ….. çizilmemiş olması ) Aile fertlerini çizmeyi rededmesi,ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi ,sevgi eksikliğini , Anne baba ve çocukların arasına nesnelerin yerleştirilmesi,aile bireylerinin arasına köprü , gökdelen evler ,yol, ırmak ,ağaçların…………….. çizilmesi, iletişim problemlerinin bir göstergesi olarak kabul edile bilinir.

Anne babanın çok büyük çocuğun çok küçük veya anne babadan birinin büyük diğerinin küçük çizilmiş olması ailede baskıyı aile fertleri arasında problemin olduğunu baskıcı ve otoriter tutumu,anne babanın çok abartılı çizimi onlara duyulan hayranlığı da temsil edebilir.

Resimde küçük kardeşin anne babanın elinden tutuyor olması ve diğer çocuğun çok uzaklarda çizilmesi veya hiç çizilmemiş olması,sevgi yoksunluğunu ,kardeş kıskançlığını ,kendisini yok saydığını, iç çatışmaların bir göstergesi olabileceği düşüne bilinir.

RESİMLERDE Kİ FİGÜRLERİN ANLAMLARI İNSAN FİGÜRÜNDE Kİ KISIMLARIN ANLAMLARI

Büyük veya çok küçük kafanın çizilmesi zihinsel aktivite de problemlerin olduğunu,zihinsel geriliği ifade eder.

Vücudun organlarının çizilmemesi veya eksik bırakılması endişe duyulan,rahatsızlık hissedilen kısımları yansıtır.

Kolların abartılı çizimi aile içi ve çocuğa yönelik şiddeti, Kolların çizilmemesi ise güç ve kuvvetin azlığını,
Ağzın büyük veya küçük çizimi dil ve konuşma problemi Ağzın çizilmemesi iletişim problemlerini….

Gözlerin büyük çizimi merakı,boş ve anlamsız bakan gözlerin olması görme problemini ve görmeye bağlı öğrenme problemlerini…

Burunun abartılı çizimi astım ,bronşit vb. solunum yoluna bağlı problemlerin olduğunu…burunun çizilmemesi güç savaşını,güçsüzlüğü,desteksizliği..
Kulakların normalinden farklı ,büyük veya küçük çizimi işitmeye bağlı problemlerin olduğunu….

Ellerin çok büyük çizilmesi dayağı ,şiddeti,çalma eylemlerini,çok küçük çizilmesi ise güvensizliği,çevreye uyum güçlüğünü ….

Ayakların abartılı çizimi kendine olan güveni,küçük çizilmesi ise güvensizliği ve yardımsızlığı,
Cinsel organların çizimi saldırganlığı,aşırı endişeyi ve anne babayı çıplak görmüş olmayı temsil etmektedir.

EV FİGÜRLERİNİN YORUMLANMASI

Ev çocuğun duygusal yaşamının oluştuğu merkezdir. Evin saydam olarak çizilmesi,yaşamı canlılığı , içini göstermeyen duvarların çizilmiş olması ise karamsarlığı,yaşam ifadesinde ki güçlükleri,kendini anlatmakta karşılaşılan zorlukları ifade etmektedir.

Evlerdeki bacalardan yükselen kalın dumanlar aile için de yaşanılan kavgaları,çatışmaları ,sürtüşmeleri gösterir.

Yüksek binalar ve gökdelenler çocuktaki özlem ve komplekslerin ,gerginliğin yansımasıdır . Ezilme ve başkaldırı vardır.

Evlerden çıkan yollar rehberliğe ,yol gösterilmeye duyulan ihtiyaçtır.
Resimlerde, insan resimlerinin azlığı veya yokluğu sosyal ilişkilerde kopukluğu belirtir.İnsan figürünün çokluğu ise sosyal ilişkilerde ki gelişmişlik düzeyini belirtir.

Çizilen kuş resimleri özgürlüğe duyulan ihtiyaç hasrettir

Çizilen ağaçlarda meyve olması verimli olma isteği yeşil yapraklı ağaçlar canlılığı,solmuş yapraklı ağaçlar ve yaprak dökümü ölüm isteğini,ağaç köklerinin olması içgüdüye önem vermesi ve bağımlılık duygularını yansıtır.

Resimlerde çok bulut veya koyu renkli bulutların olması çözülemeyen problemleri ifade edmektedir.

ÇOCUK RESİMLERİNİN GENEL OLARAK YORUMLANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Çocuğun bize kendisini yansıtması ve olaylar hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmesinde,yalın bir anlatım aracı olan resmim önemi büyüktür. Resim etkinliğinin aynı zamanda sözsüz dili oluşturması ve bu yolla anlatımın kolay olması, yaşı ve kişilik özellikleri nedeniyle sözlü iletişim kurmakta güçlük çeken çocukları tanımada da önemli bir teşhis aracı olmasını sağlamaktadır.

Çocuk resimlerini yorumlarken ,dikkat etmemiz gereken bazı önemli noktalar bulunmaktadır.

Tek resimden yola çıkarak yapacağımız bir değerlendirme bize hatalı sonuç verebilir. Çocuğun diğer resimlerinede dikkat etmeli ve toplu bir değerlendirme yapılmalıdır. Resim değerlendirmesine başlamadan önce…..Çocuğun genel tutum ve davranışlarını ,içinde yaşadığı

Psikolojik sosyo-kültürel ve ekonomik durum,arkadaşlarıyla kardeşleriyle ilişkileri,okul ve aile içi ilişkileri çocuğun yaşını,cinsiyetini,ailede kaçıncı çocuk olduğunu varsa uyum ve davranış sorununun türünü, ailesinin genel özelliklerini,okul başarısını,çocuk hakkındaki genel izlenim ve görünüm ,diğer önemli özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

Resim aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Resim çizmede öğretmen faktörü de önemlidir. Çocuklar resim çizmeyi kendi kendilerine,ailelerinden,öğretmenlerinden veya arkadaşlarından öğrenebilirler.

Konu seçimi yapmadan ‘Hadi bakalım bize bir resim çiz’ dediğimizde ,çocuk ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda içinde yaşadığı psikolojik duruma ve hayal gücünün de etkisiyle resim çizebilir .Serbest konu verdiğimizde çocuğun çizmiş olduğu resimdeki tema da çok önemli-dir .

Unutulmamalıdır ki, resim değerlendirilmesi projektif bir tekniktir.Yorumlar, yorumlayana göre değişkenlik gösterebilir.

Çocuk ve Resim

Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı oranlı ve gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.

1-KARALAMA DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI

Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel çizimler yaparlar. Resimler daha çok oyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı vb. dir.

2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI

Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş ve ayakları olan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir. Dört yaş çocuğu kolları ve bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş yaşındaki çocuğunun yaptığı insan ve evler daha belirgin olmaktadır. Altı yaş çocuğunun yaptığı resimler de artık yavaş yavaş konuda vardır. Resimlerde yer zemini çizgisi mevcuttur. Resimlerde saydamlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarında çiziliyor olması gibi.

RENKLERİN ANLAMLARI (4-7) YAŞ ARASI

Dört beş yaşlarındaki çocuklar genelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleri öğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde genelde kahverengi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengi seviyorsa ,resimlerde ağırlık o renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızı renkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil eder.

Pembe,sarı,turuncu……gibi sıcak renkleri seçen çocuklar sevecen,uyumlu,işbirlikçi……dir. Siyah,mavi,yeşil,kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aile ortamında yetişen iddiacı,çekingen,güçlükle kontrol edilen,uyumsuz,gerçek duygularını bastıran …. çocukları temsil edebilir.

3-ŞEMATİK DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI

Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıkla anlaşıla bilinir . Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır. Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyle olan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleri ağırlıktadır.

4-GERÇEKÇİLİK DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI

Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı çizimler ve gerçekçi bir yaklaşım görülür. Resim konularında kızlar ve erkekler arasında farklılıklar gözlemlenir. Kız çocukları daha çok bebek resmi,portreler,elbiseler…erkek çocukları ise araba,gemi,uçak…çizerler. Resimleri beğenmeme , aşırı hassasiyet ve kendini ifade güçlüğü görülür.

5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI

Nesneler orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü objelerin orantılarını,boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle yansıtmaya çalışır. Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.

ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİ

Resimlerde belirgin herhangi bir konu yoktur. Plansızdır. Yaşıtlarının resim özelliklerinden oldukça gerilik gösterir. Resim cılız ve ilkeldir. Çoğunlukla kağıda resim yerine çeşitli karamalar yaparlar. Ayrıntılar bulunmaz .Örneğin insan resmi çiz dediğimizde sadece sınır belirten bir çizgi çizilir.Gözler,ağız,burun vs. çizilmez.Ev çizdiğinde çatısı kapısı,bahçesi başka bir yere çizilir.Çocukta resimleri ters çizme sıklıkla karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü çekebileceği düşüne bilinir. Örneğin ağaçların ters çizilmesi gibi.

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN RESİMLERİ

Üstün kabiliyetli kişi diğer insanlardan farklı düşünebilme davranabilme kabiliyetine sahiptir. Resimlerde dikkati çeken ortak özellikler kısaca, akranlarından üstün bir performans göstermeleri, farklı kavramlar arasında mantıklı ilişkiler kurabilmeleri,gelişmiş hayal gücü ,çizilen figürlerin hareket halinde olabilmesi,renklerin genelde canlı olması kağıdın tamamının kullanılması gibi.

UNUTULMAMALIDIR Kİ
Çok güzel resim yapan çocuk zekidir,zeki çocuklar güzel Resim yaparlar DENİLEMEZ.

Yaşlara ve gelişim düzeyine uygun oyuncak seçimi

Oyun ve oyuncak çocuğun dünyayı, yaşamı, insanları ve kendisinin dünya içerisindeki konumunu güvenli bir ortamda keşfetmesini sağlar. Çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişiminin en önemli kaynağı oyun ve oyuncaklardır. Çocukların işi oyun oynamaktır. Günümüzün bol seçenekli, bol reklamlı dünyasında çocuğunuzun gelişim düzeyine ve yaşına uygun, onu eğlendirirken geliştiren oyuncakları seçmekte zorlanıyorsanız, işte size pratik bir rehber. Aşağıda belli yaşlardaki önemli gelişimler ive bu gelişimleri destekleyen, çocuğun yeni becerilerini kullanması ve geliştirmesini sağlayan oyuncak önerilerini bulacaksınız.

  • 0-6 aylık çocuklar
  • 1-2 yaşındaki çocuklar
  • 3-5 yaşındaki çocuklar
  • 7-12 aylık çocuklar
  •  
  • 0-6 aylık çocuklar

    Gelişim özellikleri

    Bebeğin bu dönem içerisinde sergileyeceği önemli gelişimlerden bazıları şunlardır:

    Fiziksel

    Gözlerini odaklama, yani nesneleri gözleri ile takip etme,Seslerin kaynağını tespit etme ve başını sesin geldiği yöne çevirme,El kontrolünün artması ve önce elleriyle nesnelere vurma, daha sonra da nesnelere uzanıp, tutma,Ayaklarını keşfetme ve ayaklarını ağzına götürme,Destekli olarak oturmaya başlama,Yuvarlanma, sallanma, sürünme, dönme gibi büyük kas hareketleri

    Zihinsel

    Dünyayı gözleri ve kulakları ile keşfetme ve elleri, ayakları ve ağzı ile keşfetmeye de başlama,Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanma
    Her zaman gördüğü kişileri, nesneleri ve hatta olayları tanımaya ve hatta bunların olmasını beklemeye başlama.İnsanlar, nesneler ve olaylar arasındaki farkları ve yabancıları ayırmaya başlama.Bazı kişi, nesne ve olaylara yönelik belirgin tercihler geliştirmesi.Bazı hareketleri taklit edebilmesi

    Sosyal

    İnsan yüzü ve seslerine ilgi gösterme.Bazı yüzler, sesler ve aynadaki aksine gülümseme.Yüzleri gördüğünde ve sesleri duyduğunda ağlamayı bırakma.Dikkat çekmek ve insanlarla ilişki kurmak için çaba göstermeye başlama.Tanıdık insanları yabancılardan ayırma ve bazı kişileri özellikle tercih etme.Sesler ve heceler çıkarma, kahkaha atma ve ses oyunları.Sesleri dinleme ve taklit etmeye çalışma

    Oyuncakların genel özellikleri

    Bu yaşa yönelik oyuncaklar esas olarak bakma, dinleme, ağza alma ve dokunmaya yöneliktir.0-2 aylık bebekler ilginç şeyleri görmek ve duymaktan hoşlanır.2-6 aylık bebekler nesnelere dokunmak, tutmak, eliyle vurarak döndürmek, sallamak, tekmelemek, ağza almak ve tadına bakmaktan hoşlanırlar.Bebekler parlak renkleri, zıt renkleri, basit çizimler ve net çizgileri, insan yüzlerini ve özellikle de gözleri görmekten hoşlanır.Bebekler asılı, hareket eden ve hafif, yumuşak sesler çıkaran nesneleri veya dönenceleri izlemekten hoşlanır. Bebeğin izlemesi için asılan oyuncaklar bebeğin gözlerinden 15-20 cm. uzağa yerleştirilmelidir. İlk haftalarda bebekler çoğunlukla sağ yanlarına bakarlar. Bu nedenle ilk haftalarda oyuncaklar bebeğin sağ tarafına asılmalı ve bebek uzanmaya başladığında ise dokunamayacağı mesafeye çekilmelidir. Bebekler çeşitlilik ister ve kendi yaptığı bir hareket ile etkileyebileceği oyuncakları severler. Elinde tutacağı oyuncaklar hafif ve bebeğin eliyle tutmasına uygun oyuncaklar olmalıdır.Ağzına götürebileceği oyuncaklar keskin köşe veya kenarları olmamalı, boğazına, burnuna, kulağına kaçabilecek küçük parçalar, toksik malzemeler, cam parçalar, parmaklarının sıkışabileceği delikler ve uzun ipler içermemelidir.

    Hangi oyuncaklar?

    Yüzünüze değişik, eğlenceli ifadeler vermek.Bebeğinizle konuşmak ve ona şarkılar söylemek.Çıngıraklar ve müzikli oyuncaklar.Yumuşak, sıkınca ses çıkaran oyuncak ve toplar (topların çapı en az 44 mm. olmalıdır) .Kırılmaz aynalar.Dişlikler.Parlak resimler.Bebeğin kolayca tutabileceği küçük oyuncaklar.Kumaş kitaplar.Birbirine geçen plastik halkalar.

  • 1-2 yaşındaki çocukları:

    Gelişim özellikleri

    Bebeğin bu dönem içerisinde sergileyeceği önemli gelişimlerden bazıları şunlardır:

    Fiziksel

    Basit büyük kas becerilerinin çoğunu kazanmıştır,Yüksek yerlerden atlama, tırmanma, asılma, yuvarlanma, zıplama, koşma gibi bol bol fiziksel sınamalar yapar.Her türlü nesneyi fırlatır ve tekrar getirir.Döner tekerli vasıtaları başarıyla kumanda ederek iter

    2.5-3 yaşında el ve parmak koordinasyonu oldukça gelişmiştir.Küçük nesnelerle bol bol aktif oyunlar oynar, oyun malzemelerinin farklı özelliklerini keşfeder

    Zihinsel

    Nesnelerin doku, şekil, ebat ve renkleri gibi özellikleri ile ilgilidir.Benzer nesneleri gruplandırabilir.İlk sayma becerileri.İlk yaratıcı aktiviteler (çizme, kurma, hamur, kil). Henüz süreçler sonuçlardan daha önemlidir.Bazı sorunları zihninden çözümler.Hayali fantezi oyunlar artar ve kendi başına veya bir yetişkinle fantezi oyunları oynar

    Sosyal

    Halen ilgisi esas olarak anne-babaya yöneliktir, ancak başka çocuklarla da işbirliği kurarak oynamaya başlar (özellikle 30-36 aylarda) .İsteklerini ifade etmek için dili kullanır.Resimli ve özellikle tekrarlar içeren kitaplardan okunan öyküleri dinlemekten hoşlanır.Güçlü bir bağımsızlık isteği gösterir, başarılarından gurur duyar.Gelişimsel düzeye uygun oyuncak önerileri

    Oyuncakların genel özellikleri

    Bu dönemde başkaları ile işbirliği içinde oynama başlar, taklit oyunlarına ilgi artar ve fiziksel aktivite büyük zevk veriri. Bu nedenle çocuklar kendi çabaları sonucunda hareket eden veya ses veren oyuncaklardan hoşlanırlar. Gerçekçilik isteği artar. Nesnelerin niteliklerine ilgi göstermeye başlarlar. Oyuncaklar çocuğun kaldırabileceği ve taşıyabileceği ağırlıkta olmalıdır. Parlak renkler tercih edilmelidir. Oyuncaklar kırılmaz olmalı, çocuk üstüne çıktığında ya da içine girdiğinde ağırlığını taşıyabilmeli ve küçük parçalara ayrılmamalıdır. Oyuncaklarda toksik olmayan malzeme kullanılmış olmalıdır. Keskin kenar ve köşeleri, parmak ve ellerini sıkıştırabilecek bölümleri olmamalı, yetişkin gözetiminde olmadığı müddetçe elektrikli parça içermemelidir.

    Hangi oyuncaklar?

    İpinden çekebileceği oyuncaklar .Bebek arabaları, alışveriş arabaları, el arabaları gibi itme-çekme oyuncakları .Üç tekerli bisiklet.Tüm park oyuncakları .Tahta bloklar
    Legolar, küpler, içiçe geçirerek şekiller üretebileceği oyuncaklar .Yap-bozlar (2-2.5 yaş: 4-5 parça, 3 yaş: 6-12 parça) .Parçaları uygun boşluklara yerleştireceği yap-bozlar .Mıknatıslı tahtalar .Çok parçalı evcilik oyunları .Rakam/sayma oyuncakları

    Çeşitli şekilleri yerleştireceği şekil oyuncakları .Renkli/şekilli tombala .Kum ve su oyuncakları .Saçlı ve gözleri hareket eden daha gerçekçi oyuncak bebekler .Konuşan bebekler .Bebek aksesuarları .Gerçekçi, ünlü karakterleri temsil eden, anne-yavru kombinasyonu olan hayvan oyuncakları .Küçük el kuklaları .Çeşitli rolleri canlandırabileceği kostümler .Çocuk boyuna uygun ebatlarda fırın, ocak, buzdolabı gibi değişik gereçler .Tüm ev temizlik ve yemek gereçleri .Tam boy aynası
    Çiftlik, garaj, havaalanı gibi tanıdık, gerçeğine uygun oyun sahneleri .Küçük, gerçekçi arabalar .Büyük kamyonlar .Küçük trenler.Ziller, davullar, ksilofon gibi tüm ritim enstrümanları .Düdükler ve borazanlar .Boya kalemler, ve resim kağıtları .Oyun hamuru .Çocuk makası.Tebeşir, yazı tahtası.Müzik kutusu.Kaset çalar.Renklere, şekillere, seslere, rakamlara, kavramlara göre eşleştirme, sınıflandırma oyuncakları
    Basit kısa öykülerin, tekrarların ve tanıdık konuların yer aldığı kitaplar

    3-5 yaşındaki çocuklar

    Gelişim özellikleri

    Çocuğun bu dönem içerisinde sergileyeceği önemli gelişimlerden bazıları şunlardır:

    Fiziksel

    Dengeli bir şekilde koşar, zıplar, atlar. 5 yaş itibariyle büyük motor becerileri oldukça gelişmiştir.Risk almayı sever, fiziksel gücü ve becerilerini sınar, akrobatik hareketlerden ve park oyuncaklarından hoşlanır.Parmak kontrolü artmıştır, küçük nesneleri parmakları ile tutabilir, makasla düz bir şekilde kesebilir, kalemi yetişkinler gibi tutar, küçük boncukları ipe dizer.Lego gibi oyuncakları kurma konusunda ustalaşmıştır. Küçük malzemeleri sever.5 yaş itibariyle basit kuralları olan ve puanlama yapılan top oyunları büyük ölçüde ilgisini çeker.

    Zihinsel

    Üçgen, kare, dikdörtgen ve daire gibi şekilleri ve temel renkleri bilir.Basit rakam oyunları, alfabe oyunları, harfleri kopyalama, eşleştirme, sınıflandırma oyunlarından hoşlanır.5 yaşında nesneleri aynı anda birden fazla özelliğine göre gruplandırabilir

    4 yaş civarında amaçlı ve hedefe yönelik davranmaya başlar, plan yapar.Yap-bozlar ve legolarla şekiller üretmekten hoşlanır.Gerçek kişi ve nesneleri temsil eden ilk resimlerini yapar.Gerçekçiliği tercih eder.Canlandırma oyunlarına çok büyük ilgi duyar, yetişkin mesleklerini canlandırır, kostümler kullanır

    Sosyal

    Paylaşmayı ve sıra beklemeyi öğrenir, oyunda adalet kavramını anlamaya başlar
    5 yaşında işbirlikçi, pratik ve uyumlu oyun oynar.Grup halinde taklit oyunları ile ilgilenir.Stratejiye değil, şansa dayalı basit kutu oyunlarından hoşlanır.Oyunda aldığı rollere, ilgi alanlarına cinsiyet farkları daha fazla yansır.Kitaplara bakmaktan ve kitap okunmasından hoşlanır.Gelişimsel düzeye uygun oyuncak önerileri

    Oyuncakların genel özellikleri

    Okul öncesi çocuklar gerçekçi ayrıntıları ve işleyen parçaları olan oyuncakları tercih ederler. Taklit ve canlandırma oyunlarına ilgi artar ve beş yaşında canlandırma oyunlarına yönelik ilgi tepe noktasına ulaşır. Kukla oyunlarına ilgi de çok yüksektir. Genellikle planlı veya hedefe yönelik lego oyunları oynar. Küçük figürler ve arabalarla çeşitli canlandırma oyunlarına ilgi de tepe noktasına ulaşır. Bu yaş çocuklarının çoğu küçük parçalar içeren oyuncaklarla oynayabilir. Ancak çocuk hala nesneleri ağzına götürme eğilimi gösteriyorsa küçük parçalar içermeyen oyuncakları tercih etmelisiniz.

    Oyuncaklar sert yapılı olmalı, keskin kenar veya köşeleri olmamalı, kolayca kırılmamalı ve parçalarına ayrıldığında keskin köşeler çıkmamalıdır. Bir yetişkin gözetiminde olmadığı sürece elektrikli parça içermemelidir.

    Hangi oyuncaklar?

    Küçük trenler, el arabaları, bebek pusetleri, alışveriş arabaları gibi itme, çekme oyuncakları ,Üç tekerli bisiklet,Direksiyon mekanizması olan, ayrıntılar içeren, gerçekçi vasıtalar,Akülü arabalar,Beş yaştan itibaren destek tekerleri olan iki tekerli bisiklet,Park oyuncakları,Her ebatta top,Kızak,Hafif malzemeden frizbi,Sivri uçlu olmayan manyetik dart,Yüzme malzemeleri,İrili ufaklı tahta bloklar,Birbirine geçmeli bloklar,Legolar,Boncuk dizme,Basit dokumalar,Renk, şekil ve resme göre eşleştirme oyuncakları,Basit sayma oyuncakları,Coğrafya kavramlarını içeren oyunlar,Mekanik gereçleri veya doğal nesneleri kurabileceği basit model oyuncakları,Düğme ilikleme, bağcık bağlama oyuncakları,İri plastik iğneli basit dikiş setleri,Kum ve su oyuncakları

    Saçlı, gözü, ağzı hareket eden, ayrıntılı ve gerçekçi oyuncak bebekler,Düğmeler, giysiler gibi aksesuarları olan tüylü oyuncaklar,Ünlü karakterlerin gerçekçi görünümlü figürleri,Koleksiyon setleri,Gerçekçi, ayrıntılı kuklalar,Kostümler,Gerçekçi ayrıntılara sahip ekipmanlar-5 yaşında bunların gerçekten çalışmasını isterler.Oyuncak telefon, fotoğraf makinesi, doktor setleri,Askeri kostümler ve oyuncaklar,Garaj, çiftlik, havaalanı, uzay gibi çeşitli ve gerçeğine uygun oyun sahneleri,Birkaç odası, aksesuarları, mobilyaları olan bebek evleri,Her boy ve şekilde arabalar,Küçük gerçeğine uygun trenler,Yumuşak toplar atan silahlar,Her türlü ritim enstrümanı

    Üflemeli enstrümanlar,Piyano,Çeşitli boya kalemleri, resim kağıtları,Yuvarlak uçlu makas,Yapıştırıcı,Radyo, kaset veya CD çalar,Basit video oyunları,Domino
    Şansa dayalı basit kutu oyunları,Bingo (resimli),İnce motor koordinasyonu gerektiren oyunlar,Renkleri, harf sınıflandırmayı, sayıları ve sesleri öğreten basit bilgisayar oyunları,Bilim malzemeleri (büyüteç, mıknatıs, el feneri gibi),Abaküs,Oyuncak daktilo veya bilgisayar,Resimli kitaplar, alfabe kitapları, tanıdık yerleri ve kişileri anlatan kitaplar, gerçekçi öyküler,Şiirler,İnsanlar gibi davranan hayvanlara ilişkin öyküler..

    7-12 aylık çocuklar

    Gelişim özellikleri

    Bebeğin bu dönem içerisinde sergileyeceği önemli gelişimlerden bazıları şunlardır:

    Fiziksel

    Desteksiz oturma,Emekleme,Tutunarak ayağa kalkma, sıralama ve yürüme (10-16 ay).Hareket etmeye ilginin artması ve motor becerilerini sınama.Baş parmağı ve işaret parmağı arasında küçük nesneleri tutabilme.Nesneleri birbirine vurma, birbirinin içine sokma, sürükleme, sıkma, atma, sallama, ısırma, düşürme, açma/kapama, itme/çekme, doldurma/boşaltma.Suda oynamaktan hoşlanma

    Zihinsel

    İnsanların ve nesnelerin ortaya çıkması ve kaybolmasına ilgi duyma, nesnelerin kalıcılığının kavranması (11 ay civarında gözüyle görmediği nesnelerin var olmaya devam ettiğini bilir ve bu nesneyi arar) .Çekmeceleri, dolapları, kutuları doldurup boşaltma, nesneleri içeren şey ile içerdiği şey arasındaki ilişkiye ilgi gösterme .
    İlerleyen ve düşen nesnelere ilgi duyma, nesneleri ipten çekerek sürükleme.
    Herşeyi keşfetme, inceleme arzusu.Basit mekanizmaları çalıştırmak ve sonucunu görmekten hoşlanma.İnsanları, nesneleri, oyunları hatırlama, oyuncaklarla yaptığı hareketlerin kalıcı olması (aynı oyuncakla her seferinde aynı şekilde oynaması) ve farklılıklara yönelik ilgi .Resimli kitaplara ilgi duymaya başlama

    Sosyal

    Yabancılardan korkma ve değişikliklere tepki gösterme,Başka insanları inceleme ve taklit etme,Başkalarının kendisini onaylaması ve onaylamamasına karşı hassasiyet
    Başkalarının ilgisini çekme ve onları etkilemeye ilgi duyma,Saklambaç, bay bay yapmak gibi basit sosyal oyunlara ilgi,Heceler söyleme ve dil oyunları yapma, bazı sesleri taklit etmeye çalışma,Kendi adını tanıma, adını bildiği nesneleri parmağıyla işaret etme, basit komutları izleme

    Oyuncakların genel özellikleri

    7-9 aylık bebekler oyuncaklarla daha uzun süre ilgilenirler. Bu yaştaki bebekler oyuncakları birbirine vurmaktan, birbirinin içine sokmaktan, düşürmekten, bükmekten, sıkmaktan, sallamaktan, sürüklemekten, ısırmaktan, fırlatmaktan, açıp kapamaktan, doldurup boşaltmaktan hoşlanırlar.10-12 aylık bebekler nesneleri her yönüyle tanımaya çalışırlar ve herşeyi keşfetmek isterler. Bu yaştaki bebekler nesneleri istiflemekten, birşeyin içine koyup, dışına çıkarmaktan, dökmekten, içiçe geçirmekten, açma ve kapamaktan, tuşlara basmaktan, döndürmekten ve araba ve topları itmekten hoşlanırlar.7-12 ay grubundaki bebekler genel olarak basit mekanizmaları çalıştırmaktan, dolap, çekmece, kutu gibi eşya dolu şeylerden ve nesneler içeren şey ile içerdiği şey arasındaki ilişkiden ve gözüküp kaybolan nesnelerden hoşlanırlar.Her yaştan bebekler kendi eylemleri ile sonuç yaratmaktan hoşlanırlar. Bu yaş grubundaki bebeklerin oyuncakları ağza götürme açısından güvenli, kırılmaz, ağız, kulak ve burna kaçabilecek küçük parçalar, toksik malzeme ve sert kenar ve köşeler içermeyen, parmak ve ellerinin sıkışmayacağı, uzun bağları olmayan oyuncaklar olmalıdır.

    Hangi oyuncaklar?

    Çıngıraklar ve müzikli oyuncaklar ,Yumuşak, sıkınca ses çıkaran oyuncak ve toplar (topların çapı en az 44 mm. olmalıdır).Kırılmaz aynalar,Dişlikler ,Karton bebek kitapları,Sert kumaş oyuncaklar,Kapağı açılınca içinden çeşitli nesneler fırlayan kutular,Doldurup boşaltabileceği nesnelerle dolu kutular,Üst üste istiflenebilen büyük ebatlı oyuncaklar,Banyo oyuncakları,Büyük tüylü oyuncaklar.İtme-çekme oyuncakları.

  •  

    Çocuk Eğitimi mi Anne Baba Eğitimi mi?

    29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

    Çocuk Eğitimi mi Anne Baba Eğitimi mi?

    Prof.Dr. Harun Avcı

    ISTE ÖMÜR HESAP CETVELI

    29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

    ABD’de uzmanlar 50 yaş üzerindeki insanların ölüm riskini hesaplayan bir sağlık testi geliştirdi.

    Test için ‘yüzde 100 güvenilir’ denilemese bile kişinin sağlık durumu hakkında önemli ipuçları elde edilebiliyor. ABD’nin San Francisco kentinde 50 yaşın üzerindeki insanlara hizmet veren bir tıp merkezi, kişinin 4 yıl içinde yüz yüze olduğu ölüm riskini hesaplamaya yardımcı olan bir test geliştirdi. Amerikan Tabipbler Birliği dergisinin dünkü sayısında yer alan testin, ‘yüzde 100 güvenilir’ diye tanımlanmasa bile, kişiye sağlık durumu hakkında bir fikir verebileceği belirtiliyor. İşte o test… Kâğıdınızı, kaleminizi alın ve hangi kategorilere denk geliyorsanız onun için kendinize oradaki puanı yazın…

    1– Kaç yaşındasınız?: 60–64= 1 puan; 65–69= 2 puan; 70–74= 3 puan; 75–79= 4 puan; 80–84= 5 puan; 85 ve üzeri= 7 puan
    2– Erkek veya kadın: Erkek= 2 puan
    3– Beden–Kitle Endeksi: 25’den az (normal ağırlık veya daha az)= 1 puan ekleyin.
    (Beden Kitle Endeksinizi bulmak için kilonuzu boyunuzun karesine bölün. Örnek: 65 kg/1.75 m*1.75m)= 21.2)
    4– Diyabetiniz var mı?: 2 puan
    5– Kanser (küçük deri kanseri vakaları hariç): 2 puan
    6– Aktiviteleri engelleyen ve evde oksijen takviyesine gerek duyulan kronik akciğer rahatsızlıkları: 2 puan
    7– Kalp yetmezliği: 2 puan
    8– Sigara içilmesi: 2 puan
    9– Bir sağlık veya hafıza sorunu yüzünden banyo yapma güçlüğü: 2 puan
    10– Bir sağlık veya hafıza sorunu yüzünden para yönetimi, faturaları ödeme, harcamaların hesabını tutma gibi konularda güçlük çekme: 2 puan
    11– Sağlık sorunu yüzünden yürüme güçlüğü: 2 puan
    12– Sağlık sorunu yüzünden büyük eşyaları çekme veya itme güçlüğü: 1 puan
    Sonuç
    0–5 Puan: 4 yıl içinde ölüm riski yüzde 4’ten az.
    6–9 Puan: Yüzde 15 risk
    10–13 puan: Yüzde 42 risk
    14 ve üzeri: Yüzde 64 risk
    Not: Testi hazırlayan uzmanlar, yaşlı insanlarda zayıflığın bir sağlık riski oluşturduğuna hükmederek, beden–kitle endeksi 25’in altında çıkanlara 1 puan ceza öngördü.

    Tereyağı ve Margarin Arasındaki Farklar

    29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

    Yüzyıllardır insanlar tarafından doğal olarak üretilen ve dedelerimizin vazgeçilmez besinlerinden olan tereyağının kullanımı son 50 yılda önemli derecede azaldı: bunun en önemli nedeni margarinlerin yaygınlaşması ve daha ucuz bir şekilde tüketiciye sunulması. Oysa tereyağı ile margarinin arasında fiyat farkı ile ölçülemeyecek farklar var:

    MARGARİNİN ZARARLARI

    Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.

    Margarinde yağ asitleri çok yüksektir.

    Margarin Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar.

    Toplam kolesterolü ve LDL yi yükseltir (kötü kolesterol)

    HDL yi düşürür (iyi kolesterol)

    Kanser riskini beş katına çıkarır.

    Anne sütünün kalitesini düşürür.

    Bağışıklık sistemini zayıflatır.

    İnsülin tepkisini düşürür.

    Tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.

    TEREYAĞININ YARARLARI

    Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor.

    En iyi A vitamini kaynağıdır.

    Lesitinden zengindir.

    Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir.

    İyi bir iyot kaynağıdır.

    Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olduğu için, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır.

    Diş çürükleri ve osteoporoz riskini azaltır.

    Maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)

    Yüksek kolesterolü azaltır (kolin)

    Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)

    Asetilkolini artırır

    Çinko içeriği yüksektir

    Magnezyum içeriği yüksektir

    Omega-3′ten zengindir.

    A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir.

    Televizyonda gördüğünüz kalbi koruyan, vitamin katkılı vs.li margarin reklamlarına kanmayın, dedeleriniz gibi tereyağını ve zeytinyağını sofranızdan eksik etmeyin.

    Sevgi Kadar Söz, Söz Kadar Sevgi

    29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

    Büyük büyük sözler dökülüyor dudaklarımızdan. Öyle her kişinin değil, “er” kişinin elde etmeye muvaffak olduğu sevgiden, muhabbetten, zor ele geçen adaletten söz ediyoruz. Teraziye gelmez değerlerden olduğundan, kimde ne olduğunu bilmek için sarrafa ihtiyaç var.

    Gelin biz kendi meziyetlerimizin sarrafı olup bu gün, tartalım elde olan varımızı. Misal, kalbimiz ne kadar geniş, bu genişlikte hangi duygular kendine yer bulmuş? Futbol sahası kadar büyük bir boşluk mu taşıyoruz yoksa kaburgalarımızın altında?

    Eğer dışımıza ancak, içimizde olanları aksettirebiliyorsak, halimiz, tavrımız, sözümüz, yüzümüz, evimiz, barkımız, işimiz, gücümüz… gönlümüzden, ahlakımızdan, huyumuzdan haber verir. Kötü hall ve tavırlara sahipsek, yani kırıcı-dökücü, eleştirici-zarar verici isek, aynıları belki çok daha kötülerini içimizde barındırıyoruz demektir. Sözümüz taştan daha katı, bir de yüzümüz sirke satıcılarını bile arattırıyorsa halimiz içler acısı demektir. Üstüne üstlük, evimizi, barkımızı, işimizi-gücümüzü ihmal ediyor, gelişmeye ve geliştirmeye emek harcamıyorsak, gittiğimiz her yere içimizde olması gereken güzelliği taşıyamıyorsak, vah bize vahlar bize.

    Vah vahları artırmamak için, gelin bugün bir miad, bir başlangıç olsun. Dili tatlı, eli uğurlu, hali şen, gönlü dürüst, içi de dışı gibi ziynetli insanlar olmak için çalışmaya başlayalım. Önce kendimizi önemsemekle işe başlayalım. Çünkü kendimize verdiğimiz değer kadar, kendimizi önemsediğimiz kadar, annemize-babamıza, eşimize-dostumuza, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, komşumuza, işimize-gücümüze, insanlara, insan olmayanlara, uzaklara, yakınlara değer verir ve önemseriz. Önce siz sizi sevin ki dünya sevginizden mahrum olmasın.

    Romantik Kıskançlık

    29 Nisan 2008 Salı 1 Yorum »

    İlişkinin Tuzu Biberi Olarak Görebileceğimiz Tutku’ nun reçetesi mi ?
    İlişkiyi Gitgide Yokoluşa Sürükleyen Bir Virüs mü ?

    Kıskançlık milyonlarca yıl içinde işlene işlene gelişmiş ve uzun süreli hedefleri olan sevgi ile simbiyotik bir ilişki içinde olan bir duygudur. Terk edilme tehlikelerine ve sadakatsizliğe karşı kişide bir savunma aracı olarak gelişir. Kıskançlık binlerce biçimde kendini ifade edebilir. Bizim sözünü edeceğimiz kıskançlık ise daha çok özel ilişkilerde kendini hissettiren "kıskançlık" olacak. Kıskançlık dendiğinde çoğumuzun aklında oluşan ilk anlamlandırma muhtemelen "olumsuz" anlamıyla ifade edilir olmaktadır. Gerçekte ilişkilerde kıskançlık hangi noktaya kadar olumlu, hangi noktadan sonra olumsuz sonuçlar doğurur? Kıskanç bir partner kendini nasıl ifade eder ve ederken de aklından neler geçer ? Kurban rolünde kalan karşı tarafın içinde kaldığı durumlar neler?… Bu gibi bir çok sorunun yanıtlarını bulmaya ne dersiniz. Öncelikle "kıskanç kişi"den başlayalım:

    Kıskanç partner içinde ne gibi bilişsel süreçler geçirir ve bunları nasıl dışavurur?
    Bir kısmında bir veye birden çok korku egemendir; ihmal edilme korkusu, terk edilme korkusu, partnerini kaybetme korkusu, partnerini bir başka hemcinsiyle paylaşma korkusu… Bir kısımda ise derin bir güven problemi vardır ve karşı tarafa bağlanmada güvensizlik yaşar. Tehdit hissettiği kişilere karşı da tuzak kurma ve/ veya onları eleştirel değerlendirmede abartma eğilimi görülür. Partnerine karşı geliştirdiği bu duygulanımı ona karsı yansıtmada ise; anlamsız karşı çıkışlar, özgürlüğünü kısıtlayıcı davranış ve isteklerde bulunma (eşini sevgi zinciriyle sıkıca bağlama, sevdiği bu kişinin etrafına duvar örme, sevilen kişinin ne yapması, ne görmesi, ne düşünmesi gerektiği hakkında emirler yağdırması…) Bunlar yalnızca amaca ulaşmak, yani partnerine sahip olmak, arzusu ile seçilen yollardır.

    Peki ilişkilerdeki bu kıskançlık duygusu nasıl ve ne zaman harekete geçer ?
    Her ne kadar asıl yapılanma çocukluk çağlarına uzanmış olduğu düşünülse de (özellikle kardeş kıskançlığı ile kendini belirgin hale getirir), ilişkilerde durum biraz daha farklı şekil alır. Kıskançlık duygusu özellikle bir "terk etme sinyali" algılandığında (şüpheli bir ortadan kayboluş, davranışlarda bir değişiklik, yabancı biri ile göz teması yakalandığında, partnerinizin de o yabancıya tepkisiz kalmaması, ortaya çıkan yeni tek başına yapması gereken faaliyetler, cinsel yaşamda ani bir değişiklik…) harekete geçer. Bu işaretler, sadakatsizlik olarak algılanıp duygusal olarak tehdit hissedilirse alarma geçer. Çünkü bunlar, ilişkinin bitmesi ile bağlantılı çağrışımlar yaparak kişiyi var olan düzeni korumaya, git gide daha da emniyetlendirme çabalarına imkan tanıması için tetikler.

    Kıskançlıkta sınır nedir? Nereye kadar ilişkiyi sağlamlaştırır, nereden sonra tüketir?
    Beklenebilirlik sınırını aşmış (aşırı), olayları rasyonel algılamanın dışına çıkmış ve akıldışı tehditler algıladığını savunan bir psikiyatrik bozukluk olan paranoya çizgisine uzanan hastalıklı kıskançlık boyutunda yaşanan duruma hem kişinin kendisinde bir özyıkım hem karsı tarafta bunaltı hem de normal giden ilişkinin dramatik bir şekilde sona erişi bilinen ve beklenen bir sonuçtur. Bu durumda gerçek bir rakiple ilgilenen eşin oluşturduğu gerçek bir tehdit de algılandığından durum daha da vahimleşir. Kıskançlıkla kendine savunma düzeneği oluşturan kişi, asıl amacını yani hedefi elde etmekten çok onu kaybetmeye yol açan tavırlar sergilemeye başlamıştır. Bununla birlikte kıskançlık asıl hedefe işaret ettiği sürece ve sonuçları iki tarafı da zedelemediği sürece ilişkiyi besleyici ve zenginleştirici bir rol oynar. Romantik bir ilişki içinde kıskançlığın bu normal seviyede varolması değil, yokluğu kötüye işarettir. Bu hal duygusal iflasın habercisidir. Bu durum en azından bir tarafın kendisinin "sevilmiyor" olmasını düşündürtebilir. Bunun sonucunda duygusal patlamalar, öfkeli konuşmalar ile iletişim kopukluğu ortaya çıkarak ilişkinin bitmesine suç ortaklığı yaparlar.

    Bir kıskançlık testinin ortaya çıkardığı ilginç sonuçlar
    Western İllinois Üniversitesin’nden Dr. Eugene Mathes, evli olmayan ama duygusal bir ilişki içinde bulunan bir grup kadın ve erkeğe, bir ilişki içinde yaşanan kıskançlık testi uygulamış. Testten 7 yıl sonra bu insanlarla tekrar bağlantı kurmuş ve onlara ilişkilerinin şu anda ne durumda olduğunu sormuş. Teste katılanların yaklaşık olarak %25′ i evlenmiş, %75′ i ise ayrılmış. Evlenenlerin 7 yıl önceki kıskançlık puanları ortalama olarak 168 bulunmuş, ayrılanların ise 128. Sonuç, kıskançlığın uzun vadeli sevgi ile kaçınılmaz bir biçimde bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. (Dr.David Buss, Dangerous Passion,2000.)

    Kıskançlığın "olumlu yüzü " eşlere neler kazandırır ?
    Eşler arasında bazı kıskançlık ifadeleri sevgi davranışları olarak da yorumlanabilir. Bu kıskançlığın ilk aşaması olarak tedbirli davranmanın artmasıdır.(son aşama ise şiddeti içerir ancak bu olumsuz aşamaya geçer.) Örneğin erkek, eşini günde en az bir iki kez aramasıyla ilişkiyi koruma ve uyanık olduğunu hissettirerek eşine sevgi mesajları vermiş olur. Ya da kadının uykusunun eşini düşünmekten kaçması onu derin sevgisinin işareti olarak algılanabilir. Bunun gibi, bir erkek kız arkadaşını çok sevdiğini arkadaşlarına anlatırken hem sevgisini haykırmakta hem de olası rakiplerine gözdağı vererek kız arkadaşından uzak durmaları gerektiği mesajını vermekte bir bakıma ilişkini korumaktadır. Daha da ayrıntılara indiğimizde aslında bütün rakip olarak algılanabilecek üçüncü şahıslar, tutkuyu daha da güçlendirebilmektedir.

    Kıskançlığın ilişkiye zarar verdiğini hissettiğimiz anda neler yapılmalı ?
    İlk başta hissedilen kıskançlık duygusunun kaynağı araştırılmalı, kişi önce kendi kendine bu sebepleri sıralamalı ve " zarar almadan bu durumun üstesinden nasıl gelebilirim sorusuna yanıt aramalıdır". Daha önceden kazanılmış olması gereken, kazanılmamış ise daha zor olacağından bir uzman desteği ile açık ve dürüst iletişim ile problemi sahiplenip, fayda getirebilecek çözümleri paylaşmalı ve orta yolu bulmayı amaçlamalılardır.

    Psikolog Esin AŞKIN
    ruhsagligi.org

    TUZLU KAHVE

    29 Nisan 2008 Salı 2 Yorum »

    Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı,ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..

    "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı..

    "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."

    Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..

    Kahveye tuz!..

    Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi..

    Delikanlı anlattı:

    "Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu

    tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum.

    Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.."

    Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı.

    İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri..

    Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak..

    ..Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii..

    Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü..

    40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında..

    "Sevgilim, bir tanem..

    Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki,

    yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında

    korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım

    andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.

    Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

    Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu

    kahve içmek zorunda kalsam da.."

    Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.

    Lafı açıldığında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu..

    Gözleri nemlendi kadının..

    "Çok tatlı!.." dedi..

    Sedef Çiçeği

    29 Nisan 2008 Salı 1 Yorum »

    Tahsiline Amerika’da devam eden bir okuyucum gönderdi bu hikayeyi. Çok etkilendim ve sizlerle paylaşmak istedim.

    Mahkeme salonu lebalep doluydu. 70’ini geçkin iki ihtiyarın boşanma davası vardı o gün ve meraklı bakışlar altında oturuyordu bu yaşlı çift. Adamın inatçı bakışları vardı. Yaşlı kadın ise sinirden mi, yoksa ihtiyarlıktan mı titrediği belli olmayan elini kontrol altında tutmaya çalışıyor; bir yandan da yanında büzülmüş oturan eşine öfkeyle bakıyordu.
    Hakim, “Anlat” dedi tok bir sesle. “Neden boşanmak istiyorsun?”

    Yaşlı kadın bir kez daha öfkeyle baktığı eşinden aldığı gözlerini hakime çevirip derin bir soluk aldı ve “Yetti gayri” dedi. Heyecan ve öfkeden ağzı kurumuştu. Yutkunmak istedi ama yapamadı. Yine de ağzını aralayıp “Bu herif 50 yılımı zehir etti” dedi, işaret parmağıyla gösterdiği eşine hiç bakmadan.
    Salonda sessizlik hakimdi. Sinek uçsa kanat çırpışları duyulurdu. Asırlar gibi gelen sessizliği bu tür haberleri her gün sayfasına taşıyan bir gazete muhabirinin patlayan flaşı bozdu. Ardından diğer foto muhabirlerinin de harekete geçtiği görüldü. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı? Resim çeken muhabirler fazla vakit kaybetmeden yerlerine dönerek defterlerini çıkarıp not almaya başladılar. Enteresan bir davaydı. Hepsi, gergin ve merak içindeydi. Fırsatını bulsalar kelimeleri yaşlı kadının ağzından kerpetenle söküp alacaklardı.

    Yaşlı kadın eşiyle göz göze gelmemek için biraz daha döndü ona sırtını. Yanağından süzülen gözyaşını diliyle alıp dudağını ıslattı ve devam etti: “Bizim bir sedef çiçeğimiz vardı… çok sevdiğim!” Yine eşini gösterdi, yüzünü dönmeden. “O bilmez… 50 yıl önceydi… Bana verdiği çiçekten alıp tohumlamıştım onu. Çocuğumuz olmamıştı. Ellerimle büyüttüğüm o çiçeği yavrum bildim. Sevip okşadım… Bir süre sonra çiçek kurumaya yüz tuttu. Kurur diye çok korktum. Her gece kalkıp sulayacağım, diye adak adadım. ‘İyi gelir’ demişlerdi. 50 yıl hiç aksatmadan yaptım bunu. Bu herif, bir gece olsun sulamadı! Hiç olmazsa geçen gece sulasaydı yine bir şey demeyecektim ama sulamadı! Takatim kesilmiş… uyuyup kalmışım.”

    Yaşlı kadın yorgun düşmüştü. Son bir gayretle kendini toplayıp noktayı koydu. “İşte ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim.. Ona hayatımı, umudumu verdim ama ondan gördüğüm hiçbir şey yok. Bir kerecik olsun benim işimi yapmadı. Onsuz daha iyi olacağımı düşünüyor ve boşanmak istiyorum.”

    Yaşlı adamın sözleri

    Hakim, yaşlı adama dönüp “Diyeceğin var mı, beyamca?” dedi. Yaşlı adam şimdiye kadar hiç yargıç karşısına çıkmamıştı. Utanıyordu. Ayağa kalkıp bastonuna yaslandı ve tane tane konuşmaya başladı: “Askerliğimi, Reisicumhur Köşkü’nün bahçıvanı olarak yaptım. Envai çeşit çiçek vardı o görkemli bahçede. Sedef çiçeğini orada tanıdım. Fadime’mi de. Çok seviyordum, ona çiçek buketleri yapıp verirdim hep. İlk evlendiğimiz yıllardı. Boyun ağrısına tutuldu. Hekim, uzun süre yatmasının doğru olmadığını söyledi. ‘Her gece uykusunu bölüp uyansın ve boynunu oynatsın’ dedi.” Yaşlı adam, hâlâ sırtı kendisine dönük olan eşine baktı şefkatle. “Hekimi pek dinlemedi bizim hatun. Uykuyu seviyordu. Benim sözüm de para etmedi!” Yüzünden kimsenin görmediği bir gülümseme bulutu geçti ve zekice tebessüm ederek sözüne devam etti. “O günlerde, tesadüf, sedef çiçeği kurumaya yüz tuttu. Ben ona, ‘Gece sularsan çiçek kurumaz’ dedim. Adak adattım. Her gece uyandırdım ve seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçeği sularken seyrettim.” Durdu ve hemen yanında oturan eşine baktı; tıpkı, geceleri çiçeği sularken baktığı gibi. Gözlerini ondan ayırmadan şöyle dedi. “Her gece o çiçek ben oldum sanki!” Yaşlı adam konuştukça büyüyor, etrafındakilerin dikkatini bir mıknatıs gibi üzerine çekiyordu. O yaştaki bir adamdan beklenmeyen bir hareket yapıp dimdik durdu ve “Her gece o yattıktan sonra kalktım” dedi, mahcup bir ses tonuyla. “Sedef çiçeği, gece suyunu sevmez, Hakim bey. Eşim yattıktan sonra, onun saksıya döktüğü suyu boşalttım hep.”
    İhtiyar adam ağırlığını öbür ayağına verdikten sonra tüm günü toplayıp; “İhtiyarlık işte” dedi. “O gece ben de uyumuş kalmışım. Suçlandım, Hakim bey. Sesimi çıkarmadım.”

    Salon alkıştan inliyordu. Gözünden sevinç yaşları akan insanlar ihtiyar adamı alkışlıyorlardı

    Hallerin dilinde AŞK!

    29 Nisan 2008 Salı 1 Yorum »

    Sesini duydugunuz anda avuclariniz terlemeye
    kalbiniz
    deli
    gibi carpmaya
    basliyorsa…
    Bu ask degil HOSLANMAKtir

    Ellerinizi ondan cekemiyor surekli dokunmak sarilmak istiyorsaniz..
    Bu ask degil ARZULAMAKtir

    Yaninizda bir tek o oldugu icin onu istiyorsaniz….
    Bu ask degil YALNIZLIKtır

    Herkes onunla olmanizi bekledigi icin
    onunlaysaniz…
    Bu ask degil SADAKATtir

    Size sicak, yakin davrandigi icin
    onunlaysaniz…
    Bu ask degil KENDINE GUVENSIZLIKtir

    Uzulmesini istemediginiz icin onunlaysaniz…
    Bu ask degil ACIMAKtir

    Ona deger verdiginiz icin hatalarini hosgoruyorsaniz..
    Bu ask degil ARKADASLIKtir

    Butun gun ondan baska hicbirsey dusunmediginizi soyluyorsaniz..
    Bu ask degil KOCA BIR YALAN dir

    Onun iyiligi icin kendinizden cok Sey feda edebiliyorsaniz…
    Bu ask degil YARDIMSEVERLIKtir

    O uzgunken sizin de kalbiniz aciyorsa…
    Iste bu ASKtir
    Tarif edemediginiz bir cekim yuzunden ondan bir turlu kopamadiginizi dusunuyorsaniz..
    Iste bu ASKtir
    O herkese guclu gorunmesine ragmen icindeki
    zayifligi hissedebiliyorsaniz..
    Iste bu ASK tir

    Aşk Merhamet İster..

    29 Nisan 2008 Salı Yorum yok »

    Aşk tutkuların kavruldugu çöl gibi yakar yüreği,
    denizlerin bilinmez yerlerine gizlenmiş girdaplar gibi
    çeker insanı içine. Aşkta sormak yoktur, cevap aramak
    yoktur. Bu yüzden aşk gönüllü bir körlüktür.

    Aşk yavan bir sevgi değildir, kuru birkaç söz hiç
    olamaz. Birkaç yapmacık kelimenin arkasına sığınmış
    ürkek bir gölge durumuna hiç düşmemeli.

    Aşk bazıları için tabudur. Konuşulması,
    düşünülmesi, arzulanmasi yasak olan. Bazıları için
    alelade halk pazarında satılan yapma bir çiçeğe
    benzer. Bu sebeple kimileri aşkı ulaşılmayacak bir
    kızıl elma olarak yazmışlardır kafalarına. Kimileri
    için sıradandır, herkes aşık olabilir. Öyle değildir
    aslında her seven aşık her sevilen maşuk olamaz.
    Aşk bu yüzden yürek ister

    Aşk Anadolu’da el tezgahında ilmek ilme
    dokunan kilim gibidir. Kilimi ortaya çikarmak için her
    gün bıkmadan usanmadan ilmek atmak ister. Aşkta yarına
    birakmak yoktur. Her rengi, desene göre yerleştirmek
    ister. Her ilmekte daha fazla özen ister.
    Aşk bu yüzden sabır ister

    Aşk diken bahçesinde güle ulaşmaya benzer.
    Attığın her adımda önüne dikenler çıkacaktır. Sen
    çıplak ayaklarınla ona yürümelisin, ayakların gülün
    rengini alana kadar gerekirse kanamalıdır. Gün gelir
    dağları kazma ile yarmak gerekir Ferhatça. Gün gelir
    Mecnun olmak gerekir çölü aşmak için. Bazen yanmak
    gerekir Kerem gibi.
    Aşk bu yüzden zahmet ister

    Aşkın cilvesi vardır, nazı vardır vahaya
    benzer çölde, yakalamak istediğinde, dokunmak,
    sıcaklığına sokulmak istediğinde kaçar senden. Bir
    çoban yıldızı gibidir geç vakitlerde çikar. Sen her
    gece yıldızların arasından onun çıkmasını beklerken
    onun acelesi yoktur. Sabah kızıllığından önce endamı
    çikar. Bir daldı mı gözlerin kaçıverir habersizce
    güneşlerin ardına. Seni her doğan güneşte geceye
    hasret bırakır. Gündüzler gece olur, sıkar bedenini
    aşkın ızdırabı.
    Aşk bu yüzden acı ister.

    Biz aşkı dar zamanlarin içine sığdırmaya
    çalışırız. Aşk geniş zamanların emeğidir. O her anı
    kuşatmadıkça yürekte maya tutmaz.
    Aşk bu yüzden zaman ister

    Aşk suya benzer akmadı mı paslanır sürekli yol
    ister, yenilik ister, değişiklik arzular. Duraganlık
    onun intihar etmesidir. Farkına varmadan önce kırılır
    sonra yikılır. Buz dağı gibi eriyip gider.
    Aşk bu yüzden hareket ister

    Aşık olmak yetmez. Aşkı yaşatmaktır esas olan.
    Askın ömrünü uzatmak gerekir. Aşkın varlığının devamı
    sevgi ve saygıdır bir bakıma. Ancak bunlar bir yerde
    tökezleyecektir. Aşk yara aldıgında, düştüğünde boynu
    bükük kucağına, ellerin sonsuzlugun sahibini
    aradığında umut tükenmiş değildir.

    Her şeyin ve
    herkesin devreden çıktığı, köprülerin yıkıldığı,
    nefret ırmaklarının taştığı, "ben"lerin kılıçlarını
    çektiği yerde bitmemeli aşk.
    Aşk bu yüzden her zaman Merhamet ister..(alıntı)

    Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.