Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Nisan, 2008 Arşivi

29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
KARDEŞ KISKANÇLIĞI (MART AYI)

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

                      Kardeş kıskançlığının önlenebilmesi için, hamilelik döneminden başlanarak, çocukları kardeş olgusuna hazırlamak gerekir.

              Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında varolan bir histir kıskançlık. Birçoğumuz belki de bu duyguya hiç yabancı değiliz. Şimdi bir düşünün, hangimiz küçük kardeşe gösterilen ilgiden sıkılıp saatlerce ağlamadık ki? Ya da yemek saati geldiğinde biberonunu alıp saklamadık? Bazen de sadece ağlasın diye onu korkutup, sonra da kendi ellerimizle emzik götürmedik? Kimi, yaşadığı kıskançlığı çevreye verdiği tepkilerle belli ederken, kimi de içine kapanarak anlatmaya çalışır rahatsızlığını. Ancak kardeşler arasındaki bu duygunun farklı sonuçlar vermesinin tek sorumlusu aslında anne ve babaların hatalı davranışlarıdır.
      Kıskançlığın nedenleri

     Kıskançlığın temelinde, o ana kadar ilk çocuğa gösterilen ilginin yeni doğan kardeşe yöneltilmesinden meydana gelen rahatsızlık yatıyor. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne ve babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabiliyor.

     Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir

     Çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, anne - babasının kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir.

       Kıskançlığın belirtileri

Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibi hisseder kendini. Bu durumda sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içine kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

Kabus gördüklerini ve sık sık çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine oranla gerileme görülebilir.

Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler.

Evden ayrılmamak için okula gitmeyi reddetmeyle birlikte baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler ile huzursuzluk, isteksizlik belirtileri sık sık gözlenebilir.

Bazı çocuklar kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma gibi davranışlar gösterirken, bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterirler. Bu davranışın altında çoğu zaman ebeveynlerin sevgisini kaybetme korkusu yatar.

Anne - babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama durumu yaşanabilir.

        Bunlara dikkat

      Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceğini, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceğini anlatabilirsiniz.

     Çocuğunuza "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" gibi sözler söylemeyin. Bu ifade iyi niyetli olsa da, çocuğun ebevynlerinin sevgisi için kardeşiyle yarışmasına yol açabilir.

         Çocuğunuza "Sen artık ablasın-ağabeysin" demekten kaçının. Çocuğunuzu birden bire büyütmeyin. Bırakın o da çocukluğunu doya doya yaşasın.

         Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez.

      Bebekle ilgili işlerde büyük çocuğunuzdan yardım isteyebilirsiniz. Örneğin; ona isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.

     Her fırsatta çocuğunuzla birebir iletişime geçmeye çalışın. Birlikte ortak faaliyetlerde bulunarak, çocuğa kardeşiyle ve evle ilgili küçük sorumluluklar verin. Böylece ona, onu hala sevdiğinizi hissettirebilirsiniz.

     Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

      Kardeş kıskançlığı ile nasıl başedilir?

1) Aile birliğini önemseyin ve ortak birşeyler yapabileceğiniz zamanlar yaratmaya özen gösterin.

2) Bireylerin kendi özelliklerini önemseyin. Ayrıca bütün çocuklarınızın kendilerine ait ilgi alanları ve yeteneklerinin olduğunun farkına varın.

3) Çocuğunuzun duygularını tanıyın ve kardeşine karşı olan olumsuz davranışlarını olumluya çevirmeye çalışın.

4) Çocukların arasındaki rekabete çözüm getirmenin ilk adımı, iyi bir dinleyici olmaktır. Ancak bu durumdan oturup dinlemek anlaşılmasın. Tersine, etkin dinleme ve beden dilini beraber kullanmalısınız.

     Asla yapmayın!

1) Çocuklarınızdan birini gözbebeği olarak seçmeyin. Siz bunu hissettirmemeye çalışsanız da, diğer çocuğunuz durumu anlayacaktır.

2) Kardeşler arasında asla karşılaştırma yapmayın. Çünkü rekabet; hırs ve kıskançlığı beraberinde getirir.

3) Asla taraf tutmayın ve hakem olmayın. Çünkü haksız olduğu anne ve babası tarafından onaylanan çocuk, değer verilmeme ve sevilmeme gibi duygular yaşayabilir.

4) Her çocuğunuzun aynı olmayacağını bilin. Bu nedenle çocuklarınızın kişilik ve isteklerine uygun davranmaya çalışın.

KAYNAK:AİLEM VE BEN

Bu sitenin içeriği kullanıcıyı bilgilendirmeye yöneliktir. Hiçbir zaman doktor muayene veya tedavisinin yerini alamaz.

ÇOCUKLARDA ‘HAYIR’ DÖNEMİ (NİSAN AYI)
ÇOCUKLARDA HAYIR DÖNEMİ

Çocuklarda ‘hayır’ dönemi, 1 yaştan hemen sonra başlar. Bazı çocuklarda bu süre kısadır ve kendini çok hissettirmez. Bazı çocuklarda ise çok uzun süreli ve şiddetli olabilir. Bu dönemin normal ve sağlıklı bir dönem olduğunu, çocuğun birey olabilmesinde ve kendisini ifade edebilmesinde önemli bir yer tutttuğunu unutmamak gerekir. Bu dönemi kolay ve sağlıklı geçirebilmek için nelere dikkat etmemiz gerektiğini gözden geçirelim:

Onunla konuşurken, ondan birşey yapmasın veya yapmamasını isterken, bir birey olduğunu, kendi kararlarını kendisinin verebildiğini ve bizler gibi onun da direktiflerden hoşlanmadığını unutmayın.

 
 Hayatıyla ilgili kararları kendisinin verebildiğini düşünmesini sağlayın. ‘Yemeğini televizyon izlerken mi yemek istersin, yoksa benimle birlikte masada mı yemek istersin’ gibi bir mesaj, kararlarına saygı duyulduğunu düşündürecektir. Böyle bir mesajla onu yemeğe davet etmeniz ‘hayır, yemek yemek istemiyorum’ gibi bir yanıt alma olasılığınızı da azaltır.

 
 Ona karşı negatif bir tutum içine girmeyin, olabildiğince az ‘hayır’ deyin. Siz ona ne kadar negatif bir tutumla yaklaşırsanız, o da size o kadar nefatif bir tutumla yaklaşacaktır. Siz ona ne kadar çok ‘hayır’ derseniz, o da size o kadar çok ‘hayır’ diyecektir.

 
 Negatif cümleler kurmaktan da kaçının. Yapılmasını istediğiniz şeyi olabildiğince pozitif cümleler kullanarak ifade etmeye çalışın. ‘Ayakkabılarını çıkart’ demek yerine, ‘Terliklerimizi giyelim haydi’ demek daha etkilidir. 

 
 Mesajlarınızı, ‘hayır’ yanıtı alamayacak şekilde iletin. ‘Sütünü iç’ yerine, ‘sütünü balıklı bardağınla mı, yoksa kupanla mı içmek istersin’ şeklinde mesajınızı iletin.

 
 ‘Hayır’ dediğinde, onunla alay etmeyin, küçümsemeyin, gülmeyin, onunla inatlaşmayın, ona kimin güçlü olduğunu ispat etmeye çalışmayın, sinirlenmeyin ve asla ona ceza vermeyin.

 
 Aranızda çıkan sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeye çalışın ve onu da çözüm üretmeye davet e.

Kurallar çocuğun ruh sağlığını bozar mı?

İnatlaşma döneminde olması çocuğunuza hiç ‘hayır’ demeyeceğiniz anlamına gelmez. Çocuğunuza zaman zaman kısıtlamalar, yasaklar koymak zorundasınız, bunun çocuğunuzun ruh sağlığını bozmasından korkmayın. Dikkat edilmesi gereken en önemli şey koyduğunuz yasakların gerekli olduğundan emin olmanızdır. Gereksiz konularda da yasaklamalar getiriyorsanız, bir süre sonra çocuğunuza çok fazla ‘hayır’ demeye başlarsınız. Bu da çocuğunuzda, hem bağımsızlığının elinden alındığı, hem de her şeyi yanlış yaptığı hissini uyandırmaya başlar. Her iki duygu da onun kendine olan güvenini sarsar ve onu rahatsız eder. Bu yüzden, öncelikli olarak ‘hayır’ demeniz gerekenlerin listesini yapın, bunlar dışında da gereksiz zamanlarda ve durumlarda ‘hayır’ dememeye özen gösterin. Ayrıca, aşırı kurallarla büyüyen çocukların, kuralları koyan yetişkinler yanlarında olmadığı zamanlarda bu kuralları ihlal etme eğilimi duyduklarını da unutmayın.

Kurallara uyumu nasıl kolaylaştırabiliriz?

Çocukların kurallara uygun davranmalarını ve kurallardan daha az rahatsız olmalarını sağlamanın en iyi yolu bu kuralların gerekçesinin açıklanması ve kuralların çocuklarla birlikte konmasıdır. Bazı kuralların anne-babalar için de konduğunu bilmek çocuğu rahatlatır ve kurallara uyumunu kolaylaştırır. Çocuk anne-babasının sırf kendisine muhalefet olmak için değil, onun iyiliğini istedikleri için bazı kurallar koyduğunu bilmelidir.

Yasakladığınız şeyleri yapmaya kalktığında, nazikçe ona yasakladığınız şeyi yeniden hatırlatın ve yapabileceği alternatif bir şey önerin. Örneğin yemekten önce gofret yemek istiyorsa, ‘yemekten önce gofret yenmez’ demek yerine ‘yemekten önce gofret yersen yemeğini yemek istemeyebilirsin, ama istersen bu gofreti saklayabiliriz ve yemekten sonra yiyebilirsin’ diyerek ona alternatif bir gofret yeme zamanı sunabilirsiniz. Veya duvarları çiziyorsa, ‘duvarı çizme’ demek yerine, ‘duvarları çizersen duvarlar kirlenir, ama eğer istersen sana kağıt verebilirim veya çizmen için duvara kağıt yapıştırabilirim’ diyebilirsiniz. Böylece, hayırlarınız onu daha az rahatsız edecek, bağımsızlığının elinden alındığını düşünmeyecek, onun isteklerinize önem verdiğiniz düşünecek, kuralların gerekçelerini öğrenecek ve sizinle çatışmaya girmeyecektir.

Yasaklara uymadığında cezalandırmak yerine, kurallara uyduğunda onu ödüllendirin. Ödül veriken de ‘benim oğlum söz dinler, annesinin her dediğini yapar’ gibi sizin üstünlüğünüzün altının çizildiği bir cümle kullanmak yerine ‘sen harikasın, bunu ne güzel yaptın’ gibi onu onayladığınızı belirtir bir cümleyi tercih edin. Onun yanında başkalarına, çocuğunuzdan övgüyle sözedin.

Ondan olumsuz bir davranış beklentisi içinde olmadığınız mesajını verin. ‘Bıçaklarla oynamamak gerektiğini unuttun sanırım, unutmasaydın tehlikeli oldukları için oynamazdın zaten biliyorum. Onları tekrar çekmeceye bırakacağın için teşekkür ederim’ gibi bir mesaj ‘sana kaç kere söyledim, bıçaklarla oynama’ gibi bir mesajdan çok daha sağlıklıdır ve çocuğunuzun uyumunu kolaylaştırır.

Yazar: psikolog şebnem kartal

TELEVİZYONUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (MAYIS AYI)

Hiç düşündünüz mü televizyonumuz günde kaç saat açık kalıyor ve biz günümüzün kaç saatini televizyon karşısında geçiriyoruz. Elbette televizyonun bizi ilgilendiren yönü çocuklarımızın hayatındaki yeri. Uykuyu çok seven çocuğunuzun, sabah erken saatte başlayan çizgi filmi kaçırmamak için uykusunu bırakıp televizyon karşısına geçmesi, yemeklerini bile bir gözü televizyondayken yiyor olması çok alışıldık bir durum olsa da çok düşündürücü. Üstelik televizyon artık interaktif bit hal aldı, kullanım alanı genişledi. Çocuklarsa bu yeni duruma çok çabuk adapte oldular.

Televizyon için çok gerekli demek gereksiz demek kadar da anlamsızdır. Çünkü etkileri, onu nasıl ve ne derecede kullandığınızla ilişkili. O sizi yada çocuğunuzu değil siz onu yönettiğiniz sürece problem yok. Üstelik televizyonun eğitimi destekleyici, rahatlatıcı, eğlendirici, yaşadığımız dünyada olup bitenlerin farkında olmamızı sağlayıcı işlevlerini de inkar etmek de biraz haksızlık olacak gibi..Çelişki ise aynı aracın kontrolsüz kullanımda kişiyi pasifize etmesi, amaçsız bir şekilde karşısına bağlayarak zaman öldürmeye neden olması, tüketimi kışkırtması ve şiddeti evimize taşıması

Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri konusunda yıllardır sayısız fikir yürütüldü. Bunların pek çoğu da televizyondaki şiddet ile çocuktaki şiddet eğilimleri arasındaki ilişki üzerineydi. Araştırma sonuçları genellikle çocuk ne kadar şiddet görüntüsü izlerse, bunları yaşamın çok normal ve kabul edilebilir bir parçası olarak algıladığını gösteriyor. Şiddet içeren programlar aynı zamanda gerek çocuğu gerekse yetişkini bağırıp çağırmaya, zor kullanmaya ve kavgaya yöneltebiliyor. Çocuğun dış dünyayı vahşi, korkunç bir yer olarak algılamasına neden olabiliyor.

Çocuk yetişkin insanın minyatür bir örneği değildir. Enformasyon edinme yöntemleri çocuğun yaşına ve gelişim evrelerinin seyrine göre farklılıklar gösterir. Örneğin 2-5 yaşları arasındaki çocuk taklitçi olur. Bu yüzden televizyonda gördüğü şiddet içerikli sahneleri kendince oynamaya, uygulamaya çalışması son derece normaldir. Aileler bu yaşlardaki çocuklarının taklit ettiği olumsuz davranışlarının bir süre sonra kendi davranışları haline geldiğinden sıkça yakınırlar. Aslında taklit, öğrenme süreci ve yöntemlerinin çok normal bir parçasıdır ve aile çocuğun hangi programları izlediğini denetlediği ve olumlu yönlendirdiği sürece zararsızdır.

Sekiz yaşındaki çocuk, televizyonda ve gerçek yaşamda gerçekleşenler arasındaki farkı ayırt edebilecek durumdadır. Örneğin reklamların, birileri tarafından izleyiciyi bir şeyi satın almaya ikna etmek üzere hazırlandığını fark edebilecek yaştadır artık.

Yine pozitif olarak baktığımızda televizyonun aslında kocaman ve heyecan verici bir dünyaya açıldığını görebiliriz. Yeryüzündeki milyonlarca insanın eğitimi düşünüldüğünde, tartışmasız bir eğitim aracıdır.

Gene çocuklarımıza sosyal bazı davranışları, paylaşmayı uzlaşmayı öğreten pek çok eğitici programın varlığını yok sayamayız.

Burada önemli olan televizyonu seyretmemek değil, çocuklarımızı doğru ve uygun programları seyretmesi için yönlendirmemizdir.

YAZAR:PSİKOLOG ŞEBNEM KARTAL

ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME (HAZİRAN AYI)

YALAN SÖYLEME

Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olarak çarpıtılması anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya biraz abartarak anlatabilirler. Çoçuğun bu tip davranışları bir uyum davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.

Çocuklar hiç bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel, çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok sık yalan söyleniyor olması çoçuğun da yalan söyleme davranışını taklit etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur. Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;

Sevgi ve şefkat eksikliği

İlgi eksikliği

Değersizlik ve onaylanma gereksinimi

Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme

Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme

Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma

Kıyaslamacı tutuma maruz kalma

Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma

Korku ve kaygılar

Çocuklar aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin kedisine aferi dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir. Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek ya da sürekli hale gelmiş takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı, kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle ve ya başka çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından aşağılanmamak ve cezaladırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış gibi ya da yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir. Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve okula gidemeyen bir çocuk ve ya okulda yemek yemek istemediği için parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum sergilemesse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.

Aileler çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme davranışından uzak tutabilirler.

Çocukları yalan söyleyen ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları sergileyebilineçek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır.

KAYNAK:PSİKOLOG ŞEBNEM KARTAL



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
ÇOCUKLARIN CİNSEL GELİŞİMİ VE OYUNLARI [ARALIK AYI KONUSU]

YAZAR: Uzm.Dr. Ayten Erdoğan

Çocukların cinsel gelişimi ve cinsel oyunları

Çocukların cinsellik konusunu öğrenmeleri gelişimleri açısından büyük önem taşıyor. Çocuklar; tıpkı kolları ve bacakları gibi, cinsel organları hakkında da olumlu duygulara sahip olmaya, erkek veya kız olmanın iyi bir şey olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyuyorlar. Uzmanlara göre; çocukların cinsellik konusunu aileleriyle rahatça konuşabilmeleri kendi değerlerini oluşturmaları açısından çok önemli.

Okul Öncesi Dönemde Yaşananlar

"Çıplak kalmaktan ve başkalarını çıplak görmekten hoşlanırlar"
Bebeklerin elleri ve ayakları haricindeki organlarını görmekte zorlandıkları için birinci yılın sonlarına dek cinsel organları ile ilgilenmediklerini belirten Memorial Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Bölümünden Uzm.Dr. Ayten Erdoğan yaşın ilerlemesiyle birlikte cinsel gelişimin de hızlandığını söyledi. Uzm.Dr. Erdoğan şunları söyledi:
"Üç yaşından küçük çocuklar tüm organlarının kendilerinin daimi bir parçası olduğunu bilemezler. Bu nedenle örneğin erkekler kızların penisi olmadığını gördükleri zaman kendilerinin de penislerini kaybedebilecekleri korkusu yaşayabilirler. Okul öncesi dönemdeki çocuklar kendi bedenlerine ve başkalarının bedenlerine bakmaktan hoşlanırlar. Bu nedenle başkalarının bedenine dokunmayı içeren oyunlar oynayabilirler (doktorculuk gibi). Çoğunlukla anne-babalarının bedeniyle de ilgilenir ve dokunmak isteyebilirler. Dört yaşındaki çocuklar ise tuvaletle ilgili kelimelere ve insanların banyo ve tuvalette yaptığı şeylere büyük bir ilgi duyarlar."

İlkokul Yıllarının Başlarında Yaşananlar:
Çocukların bu çağda da kendi vücutlarına dair meraklarının devam ettiğini söyleyen Uzm.Dr. Erdoğan şöyle devam etti: " Bu çağda çocuklar cinsel ilişki konusunda bir şeyler duymaya ve bu konuda konuşmaya başlarlar. Çoğunlukla da arkadaşlarından duydukları cinsel kelimeleri kullanırlar. Özellikle hamilelik ve doğum konusu ilgilerini çeker."

İlkokulun ilerleyen yıllarında
Çocukların ilkokulun ilerleyen yıllarında çıplaklıktan utanmaya başladığını belirten Uzm. Dr. Ayten Erdoğan, şöyle devam etti: " Arkadaşlarla cinsel sohbetler ve şakalar bu yaşlarda başlar. Cinsel oyunlar; öpüşme oyunlarını ya da evlilikle ilgili taklit oyunları içerebilir."

Çocukların cinsel oyunları
Çocukların cinsel içerikli oyunları konusunda dikkat edilmesi gerekenler:

Çocukların, cinselliğe yönelik ilgisi ve cinsel oyunlar, oyun zamanlarının tamamını kaplamaz. Bu da sadece keşfetmek ve öğrenmek istedikleri pek çok şeyden biridir.

Çocuklar için cinsel oyunlar yetişkinlerle aynı anlamı taşımaz. Çocuklar açısından cinsel oyunlar bedenleri ve cinsiyetler arasındaki farklılıklar hakkında duydukları merakı yansıtır.

Çocuklar birbirlerinin bedenlerine bakmaktan hoşlansalar da, cinsel oyunlar çoğunlukla önceden beri arkadaş olan çocuklar arasında oynanır.
Çocukların cinsel oyunlarından endişe etmek gerekir mi?
Çocukların bu tarz oyunları oynadığı zamanlarda ailelerin civarda olmasının daha iyi olacağını belirten Uzm. Dr. Ayten Erdoğan şunları söyledi: "Oyun oynayan çocuklar: aynı yaş ve aynı büyüklükteyse, yapmak istemedikleri bir şeyi yapmaya zorlanmıyorlarsa, o yaştaki bir çocuğun normal olarak bilemeyeceği şeyler yapmıyorlarsa endişe edilmesi de gereksizdir. Ancak bazen çocuklar bu oyunları oynarken civarda olmak ve tüm çocuklar açısından güvenli bir oyun ortamının mevcut olmasını sağlamak gerekli olabilir."

Çocuğunuzu cinsel oyunlar oynarken bulursanız
"Ebeveynler çocukları cinsel bir oyun oynarken bulduysa ve nasıl bir tepki vereceğini bilemiyorsa, önce derin bir nefes almalı ve düşünmelidir" diye konuşan Uzm.Dr.Erdoğan şöyle devam etti: "Böylece onları korkutacak veya öfkelendirecek bir tepki vermemiş olurlar. O sırada verilecek mesaj çocuğun cinsellik ve cinsiyetler konusunda gelişmekte olan düşünce yapısı açısından büyük önem taşıyacaktır. Büyüklerin mesaj ve onu verme biçimi çocuğun yaşı ve olgunluk düzeyi ile uyumlu olmalıdır. Başkalarını merak etmenin normal olduğunu ancak çocukların kendilerinin ve başkalarının cinsel organlarının özel olduğunu da öğrenmeleri gerektiği anlatılmalıdır."

ÇOCUKLARDA PARMAK EMME (OCAK AYI)

ÇOCUKLARDA PARMAK EMME

Çocuklar genelde parmak emme davranışını üç yaşında bırakırlar. Bu tarihten itibaren çocuğunuz parmak emmeye devam ediyorsa bu durumu biraz daha yakından gözlemleyin ve şu soruların yanıtlarını arayın;

 Bu davranış özel durumlarda mı gerçekleşiyor, yoksa günün çoğu zamanında devam eden bir hal mi almış.
 Bu davranış onun sosyal aktivitelerine engel oluyor mu? Konuşma, telaffuz ve dil kullanımında bir engel oluşturuyor mu?

Parmak emme davranışının 3 yaşında sonlanmayıp devam etmesi genelde psikolojik kökenlidir. Oral dönemde olan çocuklar dünyayı ağızları ile tanırlar , oyuncakları parmakları evde bulduğu herşeyi ağzına görürürler çünkü bu, onların dünyayı tanıma yöntemidir. Üç yaşından sonra parmak emme hala devam ediyorsa bunun altında bir problem olabilir. Çocuğun oral dönemde kalmak istemesi, bebeksi olarak kalmaya duyduğu ihtiyaçtandır. Bunu yapmasında birçok farklı sebep olabilir. Örneğin yeni kardeşi olan bir çocuk onun aldığı ilgiyi alabilmesi için bebek olması gerektiğini düşünerek bebeksi davranıp parmak emebilir. Ya da anne babasının ilgisini çok fazla göremeyen çocuklar ilgi ihtiyaçlarını bu şekilde dışa vurabilirler. Korkuları olan çocuklar ya da evde anne-baba tartışmalarına şahit olan çocuklarda da bu davranışlar görülebilir. Bu saydıklarımın dışında daha bir çok farklı sebep olabilir. Çocuğunuzda parmak emme davranışı varsa ve onu vazgeçiremiyorsanız biraz onu anlamaya çalışın.Ailenizi gözlemleyin, nelerin yolunda gitmediğine bir göz atın. Sizin için normal ya da önemsiz gelen durumlar çocuklar içinde fırtınalar yaratabilir.

Parmak emmeye devam eden çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz. Bunun için birkaç basit öneriyle devam edelim;

Öncelikle parmak emme davranışını sadece evde yapmasına izin verebilir ve bunun için küçük ödüllendirmeler yapabilirsiniz. Belli bir süre bu şekilde devam edebilirsiniz daha sonra mutfakta parmak emmesini yasaklayabilirsiniz. Onun ağzını meşgul tutun, küçük atıştırmalar olabilir, beraber şarkı söyleyip hikayeler okuyabilirsiniz ve bu konuda onunla konuşabilirsiniz. Değişimin bir anda olmasını beklemeyin ve ona zaman verin.Yavaş ve kademe kademe ilerleyin.

Asla yapmamanız gereken şey ise onu “Bebek gibisin” diyerek küçük düşürmek ve bu dönemi karşılıklı güç savaşına dönüştürmektir.

Öncelikle çocuğunuzu ve aile hayatınızı gözlemleyin gerekirse notlar alın. Bu davranışın altındaki sebepleri bulup onları mümkün olduğunca ortadan kaldırın. Beraber kaliteli zaman geçirin, anne ve baba ile geçirilen zamanlar çok önemlidir. Onu üzen durumlar ortadan kalması halinde ve önerilerin uygulandığı durumlarda iyi sonuçlar alabilirsiniz.

Bütün çabanıza rağmen parmak emme davranışına devam ediyorsa, lütfen anne baba olarak bir uzmana danışın.

Bu sitenin içeriği kullanıcıyı bilgilendirmeye yöneliktir. Hiçbir zaman doktor muayene veya tedavisinin yerini alamaz.

Ceyda Cecan
Uzman Psikolog

BİLGİ PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALAN BİR HAZİNEDİR.

ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖDÜL VE CEZA’NIN YERİ (ŞUBAT AYI)

ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖDÜL VE CEZA’NIN YERİ  (AYIN KONUSU)

               İstendik davranışların arttırılmasında ve ya istenmeyen davranışların azaltılmasında ödül ve cezanın önemli bir yeri vardır.Ancak asıl önemli olan bunun doğru zamanda ve doğru şekilde çocuğa sunulmasıdır.

              Ödül, armağan ve ya rüşvet olarak nitelendirilmemelidir.Ödül;oyuncak,giyecek,yiyecek,arkadaşlarıyla oyun oynama,t.v seyretme,sevdiği bir filme gitme,okşanma,sevilme v.b..durumlardasunulabilir.Ödülün istendik bir davranışın ardından sunulması çok önemlidir.

            Ceza ise istenmeyen bir davranışı ortadan kaldırmak için sunulmalıdır.Ceza da kararlı olmak çok önemlidir.Yapılan aynı davranışta ilkinde ceza verilip bir daha yaptığında verilmezs ceza işlevliliğini yitirir.Çocuğun yanlışlıkla istemeyerek yaptığı bir hatanın sonunda ceza verilmemelidir.Verilen cezalar fiziksel olmamalı,çocukları duygusal yönden aşağılayan küçük düşüren cezalar kesinlikle verilmemelidir.Dayak,sevgiyi  çekme(bir daha senin anne ya da baban olmam,ölürüm)ürkütme çocuğun ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler.Bu tarz tutumlar çocuğun gelişiminde yararlı değil aksine zararlı olacaktır.Bunun yerine çocuğun sevdiği bir şeyden belli bir süre için men edilmesi ya da yaptığı yanlışı telafi etmesini sağlanması daha uygun bir yaklaşım olacaktır.

           Çocuklarımızın daha çok olumsuz davranışlarını gözlemleyerek olumlu davranışlarını göz ardı edersek olumsuz davranışlarını arttırıcı bir etki yapmış oluruz.Çocuğun olumlu davranışlarını göz ardı etmeden onun bu davranışlara yönelik pekiştirici olaylar sunarak,çocuğu şevklendirmek daha doğru olacaktır..

          Peki siz değerli anne babalar çocuğunuza daha çok ödüll mü yoksa ceza mı veriyorsunuz ? Asıl önemlisi bunları ne gibi durumlarda ve ne şekilde verdiğinizdir.Unutmayın ki çocuklarımız bu hassas dönemi geçerken en büyük yardımı sizlerden alacaklardır.Sizler onların örnek alacağı bir modelsiniz..

yazar:okul öncesi eğitim uzmanı kübra gökalp



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
ANAOKULU ÇOCUĞA NELER KAZANDIRIR ?

Anaokulu çocuğa neler kazandırır?

1- Öğrenci olmak
Anaokulunda çocuklar aktivitelerden, oyuncaklar ve oyun arkadaşlarından istediklerini seçmekte özgürdürler. Ancak bu rahat atmosferin altında, çocuklara bir sınıfta nasıl davranmaları gerektiğini ve bir grubun parçası olmanın ne demek olduğunu öğretmek için geliştirilmiş pek çok kural ve düzen yatar. 2 yaşındaki çocuklar, biten sanatsal işlerini nereye koyacaklarını, dışarı çıkmak için nasıl sıraya girmek gerektiğini ve yemek vakti geldiğinde nerede oturacaklarını bilirler. Ayrıca çocuklar, dürtülerini kontrol etmek zorunda olduklarını öğrenirler. Hikaye saatinde, örneğin gruptan uzaklaşıp gidemezler ya da evde anneyle okurken yapabildikleri gibi öğretmenin sözünü kesemezler.

2- Arkadaş edinmek Okul öncesi öğrenciler diğer çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini ve onların yanında nasıl rahat olmak gerektiğini öğrenirler. "Ben bundan daha büyük bir kule yapabilirim" demek yerine "Ne yapıyorsun?" diye sormak yoluyla, karşıdaki şahsa odaklanarak bir konuşmaya nasıl başlanacağını keşfederler. Bu sosyal bilgi, çocuklar büyüdüklerinde ve okul projelerinde çift olarak ya da gruplar halinde çalışmaları gerektiğinde onlara fayda sağlar.

3- Bağımsız olmak Okullarda çocuklar ayakkabılarını giymeyi, kendi meyve sularını açmayı ve tuvaletten sonra ellerini yıkamayı öğrenirler. Erken yaşta edinilen bu kendi bakımını yapma becerileri konusundaki alışkanlıklar, sizin araya girmek için etrafta bulunmadığınız başka yerlerde, örneğin kampta ya da bir arkadaşın evinde, çocuğunuzun kendine güven duymasına yardımcı olur.

4- Bir hikaye anlatmak
Okul öncesi çocukların hikaye dinleme, anlatma ve arkadaşlarıyla birlikte hikayeyi canlandırma gibi pek çok olanağı vardır. Hikayeler dinlemek çocukların, her hikayenin bir başı, ortası ve sonu olduğu konseptini anlamalarına yardımcı olur. Bu, ayrıca hikayeyi kendi başlarına okumayı istemeleri için onları motive eder. Çocuklar, kitapların anlamlı olduklarını fark etmeye başlar.

5- Yardım istemek Okul öncesi eğitiminde çocuklar herkesin ortasında konuşabilmelerini sağlayan güveni ve içsel gücü kazanırlar. Yapılan araştırmalara göre ilk öğretmenleriyle sevgi ve ilgi dolu bir ilişki kurmak, çocukların sonraki öğretmenleriyle ve diğer yetişkinlerle üretken ilişkilere girmelerine yardımcı oluyor. Küçük çocuklar, eğer kendi aileleri dışında yetişkin bir otoriteyi kabul etmek konusunda olumlu bir deneyim yaşamışlarsa, yeni ilişkilere güvenle yaklaşıyor.

6- Kesmek ve yapıştırmak Çocuğunuzun her hafta eve getirdiği şu karalanmış çizimler ve yapış yapış kolajlar onun yaratıcılığının ifadesi olmaktan çok daha anlamlıdır. Çocuklar makaslarla, yapıştırıcılarla ve pastel
boyalarla çalışırken, anaokulunda onlardan beklenen okunaklı b’ler ve d’ler yapabilmelerine, hatta liseye gelince ders notları tutmalarına yardımcı olacak doğru kas kontrolü becerilerini geliştirmeyi de öğrenirler. Küçük kızlar sanata ve el sanatlarına erkeklerden daha fazla ilgi duyarlar. Ancak tüm çocukların bu aktiviteleri yapmaya zaman ayırması çok önemlidir.

7- Kat kat kule yapmak Yapılan araştırmalar, okul öncesi programlarda legolarla kuleler yapan öğrencilerin el becerilerini geliştirdiğini ve elleriyle matematik deneyimi kazandıklarını göstermiş. Ne yazık ki, okul öncesi dönemdeki erkek çocuklar sanat masalarında yeterince zaman geçirmiyorlar ve kız çocuklar da kat kat kuleler yapılan köşelere pek ilgi göstermiyorlar. Uzmanlara göre çocuklar legolarla ya da elle oynanan diğer nesnelerle oynadıkları zaman, seçip ayırmayı ve sınıflandırmayı öğreniyorlar. Eğer bir kule yapıyorlarsa ve ellerindeki büyük parçalar bittiyse, örneğin bunun yerine küçük parçaları

kullanabileceklerini keşfediyorlar. Bu deneyim çocuklara bölme, kesir ve geometriyi anlamaları için somut bir temel hazırlıyor.

8- Sembolleri, konseptleri ve kafiyeleri tanımak Daha okumaya hazır olmasalar da, okul öncesi eğitimi alan çocuklar genellikle numaraları ve harfleri tanırlar. Çocuklar isimlerindeki harfleri yazmayı ve söylemeyi, en basit matematik işlemlerini ezberlemeyi ve hatta sınıf arkadaşlarının ve öğretmenlerinin isimlerinin içindeki harfleri bile öğrenirler. Genellikle renkler ve şekiller hakkında yararlı bilgiler edinirler. Örneğin, iki farklı rengi birleştirerek üçüncü bir renk elde edileceğini ya da birinin şapkasının üçgen şeklinde olduğunu bilirler. Çocuk şiirleri ve şarkıları öğrenmek çocuklara akademik faydalar da sağlar. Kafiye kurmayı bilen çocuk okumayı daha kolay öğrenir. Uzmanlara göre erken yaşta verilen müzik dersi çocuklara matematikte de yardımcı olabilir. Yapılan araştırmalara .göre grup halinde şarkı söyleme ve piyano derslerine katılan çocuklar puzzle yapmak gibi mantık içeren ödevleri daha kolay yapabilirler.

9- Sıçramak, atlamak ve zıplamak
Okul öncesi öğrenciler sık sık dışarıda oynarlar. Kaslarını güçlendirir ve koordinasyonlarını geliştirirler. Koşmak, kaymak, tırmanmak ve topla oynamak, çocukların vücutlarını kontrol etmeyi, geniş kas becerilerini geliştirmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenmelerinin en iyi yollarıdır. Oyun alanında geçirilen zaman çocuklara aynı zamanda bağımsız bir şekilde problemlerini çözme (Döner kaydıraktan aşağı kaymak için bacaklarımı nasıl kıvırmalıyım?) ve sosyal ilişkiler kurma (Kum havuzunda benimle birlikte kule yapmak ister misin?) olanakları verir. Bu özgür oyun, aileyle ya da bakıcıyla parka gitmekten çok daha farklı bir deneyimdir. Aile ya da bakıcı, çocuğu çok daha yakından izler, nesneleri kullanırken çocuğa fikirler verir ve her başarısını alkışlar.

10- Araştırmak ve keşfetmek
Okul öncesi öğrenciler doğal bilim adamlarıdır. Elle yapılan ve kendilerinin yönettikleri pek çok deney yapabilme fırsatının faydasını görürler. Yapılan bir araştırmada, çocukların, yapılacak aktiviteleri ve sınıf malzemelerini seçmek için teşvik edildiği oyun merkezli sınıflarla, daha çok öğretmenlerin seçtiği ve yönettiği sınıf aktivitelerinin olduğu akademik sınıflar karşılaştırılmış. Sonuçlara göre daha çok otonomi sahibi olan çocuklar ileriki sınıflarda diğerlerinin önüne geçiyor. Öğretmen yönetimli sınıf tecrübesi olan çocuklar ise, ne yapılması gerektiğinin söylenmesine alışmış ve daha yüksek sınıflarda öğrencilerden beklenen bağımsız projeleri gerçekleştirmeye daha az hazırlıklı oluyor. Tüm bu veriler okul öncesi eğitimin bilinenden çok daha fazla faydası olduğunu

gösteriyor. Aileler için düzensiz gibi görünen bir ortamda çocuklarının nasıl bir şeyler öğrenebildiğini anlamaları zor olabilir, ama gerçek şu ki, çocuklar, öğretmenleri çevreyi onların ilgisini çekecek malzemeler ve keşfedebilecekleri yeni fikirlerle donattığı zaman çok daha iyi öğreniyorlar



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)
ANAOKULUNDA ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI

ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI

OKUL ÖNCESİ ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARI

  • GÜVEN
  • SEVGİ
  • HAREKET
  • ANLAYIŞ
  • İLGİ
  • ÇEVRE

Çocuğa sevgi ve anlayış ile yaklaşarak ona güven duygusunu vermemiz gereklidir.Bunu verirken çocuğun hem kendi akranları ile hem de yetişkinlerle kurduğu çevreyi göz önünde bulundurmamız gereklidir.Okul öncesi dönemdeki çocuğu ihtiyaçlarını anlaya bilmemiz için önce çocuğun kim olduğunu ve çevresel sorunlarını bilmemiz gereklidir.

Okulöncesi Çocuğu Kimdir?

Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz çocuğunuzun ne kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir çocuk olduğunu düşünüp durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra çocuğunuzun gerçekten büyümüş olduğunu, bir bebek gibi değil de bir çocuk gibi davrandığını  fark edersiniz. En azından günün büyük bir kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine sokan asıl değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir. 

Bir okulöncesi çocuğu dil gelişimi sayesinde artık daha az şey yapmaya daha çok şey söylemeye başlar. Becerileri artar ve daha çok şeyi başarır. Daha çok  şeyi başardığını hissettikçe kendini daha çok içinde yaşadığı dünyanın bir parçası sayar ve o dünyayı genişletmek için daha çok zaman ve enerji harcar. Çocuğunuzun kendi kendine soyunma, yemek yeme ve ayakkabılarını giyme gibi  becerileri arttıkça size daha fazla zaman kalır; ancak bu kez de kalan zaman çocuğun büyüleyici zihin gelişimini keşfetmek ve izlemekle geçer.  Günden güne daha çok şeyi hatırladığını, daha önce öğrendiği bir şeyi unutmayıp yeni bir durumda kullandığını, isteklerini ertelemede zorlandığını ama seçim şansı verildiğinde basit seçimleri yapabildiğini görürsünüz.

Okulöncesindeki çocuklar kendi etkinliklerini yetişkinlerin yaptığı gibi, hareket, düşünme ve duygulanım olarak ayrıştıramazlar. Bedenlerini kendileri olarak düşündükleri için bedenin gücü ve ne ölçüde etkili kullanıldığı her iki cinsiyet için de önemlidir. Bedeniyle yaptığı bir işte başarısız olan çocuk kendini tümüyle başarısız hisseder. Kendi gücünü bilmek, kendini ortaya koymak ve başarabileceklerini görmek ister. Yürüyebildiğini bilir, fakat ne kadar hızlı yürüdüğünü görmek ister, tırmanabildiğini bilir, fakat gördüğü bir duvara tırmanıp tırmanamayacağını merak eder. Bilek kuvvetiyle kaldıramadığı bir eşyayı omzuna  kuvvet vererek kaldırabileceğini görür. Deneyimleri sonunda bizim için sıradan olan pek çok şeyi keşfeder. Örneğin, ayaklarını bir araya getirerek topu durdurabileceğini, avuç içinde ıslak kumu taşıyabileceğini fakat kuru kumu taşıyamayacağını, bayır aşağı koşabileceğini oysa bayır yukarı koşamayacağını, bir tahtanın üstünde elleri iki yana açık olarak yürüyebileceğini fakat lolipopu ağzına koymak istediğinde düşeceğini yaşayarak öğrenir.

Bedeni ve zihni birlikte hareket ettiği için televizyonda dört nala giden atları gördüğünde kendisi de odada öyle koşar, bağırır, zıplar ve yerinde duramaz. Duygularını da hala bir ölçüde bedeniyle ifade etmeye devam ettiği için kızınca ağlayıp kendini yere atabilir. Sevgisini göstermek için gelip sık sık sizi öpebilir. Bu davranışlar içindeki bir çocuk, özellikle kalabalık yerlerde bu tür duygu gösterimleri sebebiyle utandırılmamalı ve fiziksel ceza uygulanmamalıdır. Bir okulöncesi çocuğa sahip olmanın en zor tarafı, onun duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını kabul etmek ancak onu incitmeden bunların uygun biçimde nasıl ortaya konulacağını öğretmektir.

KAYNAK

  • Gelişim ve öğrenme ders kitabı ( Nuray SENEMOĞLU)
  • Büyük Britanicca ansiklopedisi


29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)

Şiir Türleri

Şiir; seslerin, ritimlerin, uyumların kaynaşmasıyla en güçlü duyguları, izlenimleri, coşkuları canlandırma ve etkileme sanatıdır.

Genel olarak şiir adı verilen eserlerin, hayal gücü, duygusallık, uyum(ahenk) ve ölçü (vezin) gibi birtakım içerik, anlatım ve biçim özellikleri vardır.

ŞİİR TÜRLERİ

Lirik şiir: Aşk ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; halk edebiyatında güzelleme türünde koşma, semai lirik şiire girer.

 

Epik şiir: Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik gösterir.

Didaktik şiir: Aşk, ayrılık, hasret, özlem konuları işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.

 

Pastoral şiir: Doğa şiirlerini, çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”,bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “egog” adını alır.

 

Satirik şiir: Eleştirici bir anlatım olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Dramatik şiir: Tiyatroda kullanılan, harekete çevrilebilen bir şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve komedi olmak üzere iki tür olan şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.

     

ÇOCUK VE ŞİİR

      Çocuk gelişiminin her döneminde şiire karşı olumlu bir tepki gösterir. Şiir dinlemekten, şiir okumaktan ve ezberlemekten zevk duyar.

Çocuklar seçilecek şiirlerin hayattan zevk almak, duygusal yaşantılarını zenginleştirmek, görüş ufuklarını genişletmek, bakımından değerli ve etkili olmaları gerekir

ÇOCUKLARIN SEVDİKLERİ ŞİİRLER

      Okul öncesi çağındaki çocuklar annelerinden veya öğretmenlerinden dinledikleri kısa ve ahenkçe zengin manzumelerden hoşlanırlar

  Çocuklar okul çağında zihinsel ve ruhsal gelişmelerine uygun olarak lirik ve öğretici şiirlerden hoşlanmaya başlarlar.

TEKERLEMELER

 Masallarda, halk hikayelerinde sözün başında veya arasında, kimi zaman konuyla ilgili, kimi zamanda sadece güldür unsuru olarak söylenen yarı anlamlı, yarı anlamsız sözlere tekerleme denir



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Hayvanlar)
 
 

 

deniz-yasemen hocam resimlerinizi kullandık  sayfanız çok güzel olmuş.



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)


Aşağıdaki çilek ve çiçekler istenilen sayıda boyandıktan sonra kesilerek yapıştırılır. Çalışmada pul, boncuk, garapon kağıda kullanılabilir.






Üzümlek kesilerek asma dalına yapıştırılır, çalışma büyük kartona geliştirilerek proje çalışması olarak yapılabilir.



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Eğitim)

BAYRAĞIM

Atalarım gökten yere
İndirmişler ay yıldızı
Bir buluta sarmışlar ki
Rengi şafaktan kırmızı

Onun ateş kırmızısı
Ne gelincik, ne gülden
Türk oğlunun öz kanıdır
Ona bu al rengi veren ..  

Ay yıldızı, gökyüzünün
Ayla yıldızından yüksek
Türk’ün alın yazısıdır
Türktür onu yüceltecek

Vazifemdir bayrağımı
Üstün tutmak her bayraktan
Can veririm kan dökerim
Vazgeçemem ben bu haktan …  

Hasan Ali YÜCEL

ANA SEVGİSİ

Sıcağın sinmiş bana
Seni severim ana
Sensin bana kan veren
Sensin bana can veren ..  

Küçükken yudum yudum
Sütlerinle uyudum

Kulağıma ninniler Neler söyledin neler ..  
Beni büyüttün ana
Beni yürüttün ana
Göremeyince seni
Kucaklarım gölgeni …  

Mehmet Necati ÖNGAY

ANNEME VERDİĞİM SÖZ

Ben güzel olacağım
Taşıyacağım hep
Akan suların güzelliğini  
Ben iyi olacağım

Ellerim açılacak gece gündüz
Bir bitki iyiliğinde  
Ben doğru olacağım
Gökten düşen taş gibi Doğru …  

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

 

AĞUSTOS BÖCEĞİ İLE KARINCA

Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gayet çalışkandır
Gaayet tutumludur, yalnız
Pek hodgamdır, bu bir kusur:
Hodgam olan zalim olur.  
Bir gün ağustos böceği
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi aç kalarak
Karıncadan göreceği
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma şey rica eder Der ki: -
Acıyınız bize
Çoluk çocuk evde açız İanenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize
Layık huşunetle sorar: - Aç mısınız?
Ya o kadar Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız? Böcek inler: -
Açız, açız Bakın benzim nasıl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eğlenen ben
Bugün bakın ne haldeyim !
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: -
Beyim, şimdi de raksedin, ne var?
‘Yazın çalan kışın oynar.’

AĞAÇ DİYOR Kİ

Ben küçücük bir ağacım
Yurdumun bir bahçesinde
Topraklar tüterken görün
Dallarım çiçeklesin de .  

Her şeyimle yararlıyım
İnsanoğluna dünyada
Çiçeğim, yaprağım, gölgem
İri dallı zerdalimle.  

Kuşlar mutlu şarkısını
Hep dalımda söylerler
Şen arılar vızır vızır
Okuma koşup gelirler.  

Sakın, sakın dalımızı;
Çocuklar çekip kırmayın.
Çakınızla gövdemizde
Derin yaralar açmayın …  

Halim YAĞCIOĞLU

EVİMİZ

Evimiz dört odalıdır
Hadi gezelim
Tuncay Yavaş yavaş hepsini  

Konuk odası süslü
Duvarlarda bezeklere baktıkça
Giderim uzaklara ben  
Yatak odası hep uyur

Akça perdeleri inik
Tembel demez ona kimse  
Yemek odası büyüktür, güzeldir
Elma, armut, kavun kokar birazcık

Çiçek vardır masasında  
Oturma odası işte, en aydınlık odamızdır
Benim en çok sevdiğim yer
Burda ödev yaparım …  

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

KIŞ GELİYOR

Sobalar yanıyor,
Bacalar tütüyor,
Kuşlar göçüyor
Kış geliyor.

Sararıp düşüyor yapraklar,
Kurumuş susamış topraklar,
Sıcak günleri bitiyorken
Göz kırpar bize yağmur, kar.

Sobalar yanıyor,
Bacalar tütüyor,
Kuşlar göçüyor
Kış geliyor.

Sefai ACAY

ÇOCUK-1

Yıldız mı böcek mi
Yaldız mı çiçek mi
Yoksa bir dilek mi
Gözlerin sevgili Çocuk?..

Yanakların gül mü ne?
Baygınım gülüşüne..
Tatlı dilinde terane,
Ne sıcak güzel çocuk…

İçin dışın sevgi,
Bakışın öyle güzel ki,
Üstün kirlenmiş belki;
Ama için pırıl pırıl çocuk..

ÇOCUK-2

Bademin ak çiçeği
Sümbüldeki kokusun
Yeryüzünün saf meleği
Sevimli şirin çocuk..

Hilâl gibi duruşu kaşın
Sanki yıldız bakışın
Seninle üşünmez kışın
Sımsıcaksın güzel çocuk…

Adın sade bir kelime
Dokunmasa elin elime
Elem gelir kalbime
Hep gönlümdesin çocuk…

ÇOCUK-3

Tatlı bakış,gözündeki akış,
Yüzündeki nakış sende ne güzel..
Karda yağmurda , Ağustos sıcağında
İki elin çamurda oynamak ne güzel…

Bir elinde tebeşir, kuzularla meleşir
Kuşlarla sevişir dilin ne güzel…

Bir parçasın hayattan, yüreği saran
Hiç mi yakınmazsın yorulmaktan
Seninle büyüsün seninle vatan
Sevmek ne güzel..Ne güzel…

Saçların renk renk ,kız örgün benek
İnan ki seni sevmek sevgiden de güzel…
Ağzında şeker elinde defter
Öğretmenin bekler, yürüyüşün ne güzel…



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Din)

Sual: Dinimizde müzik haram mıdır?
CEVAP
Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır. Bazıları, kitaplardaki sima kelimesini çalgı olarak tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir. Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Nereden alındığı da sonunda yazılıdır. Kendimize ait tek cümle yoktur.

Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir. Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir. Gına haramdır. (Dürr-ül mearif)

Lokman suresinin 6. âyetindeki lehv-el hadis ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek lehv-el hadis’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. (Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik) [İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]

(Mevahib-i aliyye)
ismindeki tefsirde, lehv-el hadis âyeti şöyle tefsir ediliyor:
Yalan hikayeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele! (Mevâkib tefsiri)

Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.)
[Deylemi]
Demek ki lehv, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.

Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz… bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir. (Şeyhzade)

Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, (Dinlerini [şarkı ile, musiki ile] oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) şeklinde tefsir etmişlerdir.

(Şimdi siz bu söze
[Kur’âna] mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.) [Necm 59-61]
Medarik tefsirinde entüm samidün ifadesi, (Kur’an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin şarkı olduğunu söylemiştir. (İgaset-ül-Lehfan)

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.)
[Araf 157]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3, 4]

(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.)
[Nisa 65]

(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.)
[Ahzab 36]

(Kur’anı sana insanlara açıklayasın diye indirdik.)
[Nahl 44]

Şimdi Resulullah efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri nasıl açıklamışsa ona bakalım:
(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]
(Sesini gına ile yükseltene şeytan musallat olur.) [Deylemi]

(Rahmet melekleri, ceres,
[çan, zil, çıngırak] bulunan yere girmez.) [Nesai]
(Rahmet melekleri, köpek ve çan bulunan kafileye yaklaşmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]

(Ceres, şeytanın mizmarıdır
.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] [Mizmar çalgıdır]

(Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır. Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise, ona Cehennem ateşi layıktır.)
[Taberani]

(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde
tapınılan putları kaldırmamı emretti.) [İ.Ahmed]

(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı] helal addedecektir.) [Buhari]

(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.)
[Beyheki]

(Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalbde nifakı büyütür. Allah’a yemin ederim ki, suyun otu büyüttüğü gibi, Kur’an ve zikir de, kalbde imanı büyütür.)
[Deylemi]

(Rabbim bana içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı.)
[İ. Ahmed]

(Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.)
[Begavi]

(Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler. Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) [İbni Mace]

(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.)
[Deylemi, Hâkim]

(Ben, mizmarları
[çalgıları], putları yok etmek için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]

(İblis, yer yüzüne indikten sonra, ya Rabbi bana ev ver dedi. Hamamlar senin evin. Yemek istedi. Besmelesiz yenen yemekler senin denildi. Müezzin istedi. Mizmarlar
[çalgılar] müezzinin denildi. Yazıların dövme, hadislerin yalandır. Resulün [elçin] kâhinler, falcılar, tuzağın da kadınlardır.) [İbni Ebiddünya, İbni Cerir]

(İblis, benim kitabım nedir dedi. Senin kitabın dövmedir, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sadakatin yalan, müezzinin mizmarlar
[çalgılar], mescitlerin de çarşılardır denildi.) [Taberani]

(İki ses, melundur: Nimete kavuşunca
[mizmar]çalgı, musibete maruz kalınca feryat.) [Bezzar]

(Allahü teâlânın gazabına sebep olan şeyler: Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca mizmar
[çalgı çalmak].) [Deylemi]

(Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çoğalınca, içkiler her yerde içilince, yere batmalar görülecek, gökten taş yağacaktır.)
[Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]

(Şunlar gelmeden önce salih amel işlemekte acele edin. Sefihler başa geçmeden, güvenlik kuvvetleri çoğalmadan, hüküm rüşvetle satılmadan, adam öldürme hafife alınmadan, akraba ziyareti kesilmeden, Kur’an mizmarlardan okunmadan, Kur’anı şarkı gibi okuyanlar öne geçmeden.)
[Taberani]

(Kur’an mizmarlardan okunduğu zaman ölebilirsen öl.) [Taberani]
(Kur’anı mizmarlardan [çalgı aletlerinden] okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere]

(Şu 15 kötü haslet işlendiği zaman ümmetim belaya maruz kalır:
1- Ganimete hıyanet edilince
2- Emanetin ganimet sayılınca
3- Zekat cereme kabul edilince
4- Erkek karısına itaat edince
5- Evlat ana babaya isyan edince
6- Kişi, arkadaşına itaat edince
7- Babaya cefa edilince
8- Toplantılarda yüksek sesle konuşulunca
9- En rezil kimse iş başına geçince
10- Şerrinden korkulan kimseye ikram edilince
11- Her yerde içki içilince
12- Erkekler ipek giyinince
13- Şarkıcı kadınlar çoğalınca
14- Çalgı aletleri yayılınca
15- Sonra gelenler, önceki âlimlere lanet edip onları kötülediği zaman.)
[Tirmizi]

(Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.) [Müslim]

İbni Hibban
’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah, develerin boyunlarındaki ceresleri [çanları] çıkarmıştır. Halbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor. Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün. Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbni Kemal efendi hazretleri Kırk Hadis kitabında buyuruyor ki:
(Mizmarları kırmak ve hınzırları öldürmek için gönderildim) hadis-i şerifindeki mizmar, bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir.

Hz. Ebu Bekir, iki küçük cariyenin tef çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi. (Buhari)

İbni Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine, “Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi. (İbni Ebid-dünya)

Enes bin Malik hazretleri, “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebid-Dünya)

İbni Abbas hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi. (Beyheki)

Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar. (Buhari)

Fudayl b. İyad hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi. (İbni Ebid-dünya)

Şeyhü’l İslam Ahmed İbn-i Kemal Paşazade, Risale-i Münire’de buyuruyor ki:
Cevâhir-i Fetâvâ kitabında (Raks [oyun], şarkı ve çalgı haramdır) diyor. İstihsân kitabında çalgı dinlemenin haram olduğu bildiriliyor. Hidâye kitabının sahibi, (Şarkı söyleyenin şahitliği kabul edilmez) diyor. Kurtubi’de şarkı söylemek, ney çalmak ve raks etmek icma ile haramdır deniyor. Abdülkadir-i Geylani’nin (Raksa helal diyen kâfir olur) fetvasını gördüm. (Vesiletü’n Necat kitabı)

Şeyh Muhammed Rebhami hazretleri buyuruyor ki:
Saz, tanbur, def, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, Allahü teâlânın emrini tutmamak olur. (Riyad-ün-Nasıhin)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem efendimiz, (Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez) buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, (Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?) diye soruldu. Resulullah da, (Cennet ehlinin okuyucularıdır) buyurdu. (Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi)

İmam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:
Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır. (Risale-i Birgivi)

Mezhepsiz İbni Teymiye bile, “Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir” demiştir. (Mecmu-ul Fetava)

Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. (İmam-ı Kurtubi)

Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icma vardır. (İbni Salâh)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İmam-ı Ziyaeddin-i Şami, Mültekıt kitabında (Hiçbir âlim, teganniye mubah demedi) buyurdu.(m. 266)

Kur’an-ı kerimi musiki perdelerine uydurarak okumak haramdır. (Bezzâziyye)

Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye)

Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur’an okuyan kâfir olur. (Tergib-üs-salât)

İmam-ı Münavi hazretleri (Nikahı herkese duyurun! Bunun için de, camide yapın ve def çalın) hadis-i şerifini açıklarken, (Mescitlerde def çalınmaz. Hadis-i şerif, mescid dışında çalınmasını, mescitte yalnız nikah yapılmasını emrediyor) diyor. (Hadika)

Camide def çalmak günah olunca, başka çalgının camide çalınması hiç caiz olmaz. Kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül Muhtar)

Şimdiki tarikatçıların yaptıkları gibi, dönmek, dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtavi şerhi)

Teganni ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. (Halebi)

Kur’an-ı kerimi, Arap şivesine uygun, tecvid ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, (Kur’anı güzel sesle okuyun) buyuruldu. Yani "Allah’tan korkarak okuyun" demektir. Bu da, tecvid ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa, harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak teganni ile okumak haramdır. (Berika)

Teganni haramdır. (Tıbb-ün-nebevi)

Kur’an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî buyurdu ki:
Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tecdîd-i iman gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır. (Dürr-ül-müntekâ)

İbni Âbidin
hazretleri buyuruyor ki:
Eğlence veya para kazanmak için başkalarına şarkı söylemek, sözbirliği ile haramdır. Çalgı ile raks etmek büyük günahtır. Sıkıntısını gidermek için kendi kendine şarkı söylemek günah değildir. Çalgı olarak, yalnız kadınların düğünlerde def çalması caizdir. (Redd-ül-Muhtar)

Fısk ve içki içilen yerlerde çalgı çalmak ve bunu dinlemek haramdır. Resulullah çobanın kavalını işitince, parmakları ile mübarek kulaklarını kapadı ise de, yanında bulunan Abdullah bin Ömer’e kulaklarını kapamasını emretmedi. Bu da, elde olmadan duymanın haram olmadığını göstermektedir. Çalgıyı, içki, oyun ve kadın bulunan yerlerde keyif için çalmak haramdır. Bayramda, savaşta, hac yolunda, sahurda, düğünlerde ve askerlikte davul çalmak da caizdir. [Okullarda, millî ve siyasi toplantılarda bando, mızıka, mehter marşı çalmak caizdir.] (Hadika)

Def, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkanında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, ariyet veya kiraya vermek günahtır. (Berika)

Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehirdir, kalbi karartır. (Dürr-ül mearif)

İlahileri çalgı ile, ney çalarak okumak bid’attir. Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur. (S.Ebediyye)

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Resulullah efendimiz, geldiği bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar. Resulullah efendimiz, (Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin. Beni övmek [mevlid, ilahi] ibadettir. Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu. (K. Saadet)

[Bazıları, bu hadis-i şerife istinaden kadınların şarkı söylemesinin ve çalgının caiz olduğunu söylüyorlar. Şarkı söyleyenler cariye idi. Cariyenin avret yeri erkeğinki gibidir. Sesi de avret değildir. Hür kadınların sesi de avrettir, saçları kolları da avrettir. (Hadika, Berika)]

Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. (Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye)

Müzik bütün dinlerde büyük günahtır. (Dürr-ül-münteka)

İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu. (Mevahib-i ledünniyye şerhi Zerkani)

Müzik kelimesi, yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mousa (Müz) denilen 9 heykelin adından hasıl olmaktadır. Bozuk dinler, kalbleri ve ruhları besleyemediği için, müziğin, her çeşit çalgı sesinin nefslere hoş gelmesi, nefsleri beslemesi ruhani tesir sanıldı. Bugünkü batı müziği, kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplayan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik, ibadet halini almıştır. Müzik ile, her çeşit çalgı ile nefsler keyiflenmekte, şehvani, hayvani arzular kuvvetlenmektedir. Ruhun gıdası olan, kalbleri temizleyen ve nefsleri ezip, haramlara olan arzularını yok eden, ilahi ibadetler unutulmaktadır. Müzik, her çeşit çalgı, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmaktadır. Böylece, nefsleri azdırarak, sonsuz saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. İslam dini, insanları bu felaketten korumak için, müziği kısımlara ayırmış, zararlı olanlarını haram kılmış, yasak etmiştir. (S.Ebediyye)



29 Nisan 2008 , Salı
Kategori (Din)

‘İslam’a göre hayvanı besmele ile kesmek neden şarttır’ sorusundan hareket eden bilim adamları, besmeleli ve besmelesiz kesilen etleri inceledi. İşte sonuç:

Halka ve Olaylara yazarı Osman Özsoy köşesinde kaleme aldığı Kurban ve Besmele konusunda çarpıcı tespitlerde bulundu.

"Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlanmıyor, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit ediliyor" İşte Osman Özsoy’un konu ile ilgili çarpıcı yazısı:

Kurban ve Besmele

Kurban kesimi konusunda okuduğum ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sizlerle paylaşmak için, uzun zamandır bekliyordum. Nitekim o gün geldi çattı. 2 gün sonra bayram. İmkanı olan Müslümanlar Perşembe günü kurbanlarını kesecekler. Gelelim ilginizi çekeceğini düşündüğüm araştırmaya.

Çeşitli üniversitelerde görev yapan ve tıbbın farklı alanlarında uzman olan 30 profesörden oluşan bir araştırma grubu, besmeleyle kesilen hayvan etleriyle, besmelesiz kesilen hayvan etleri arasında herhangi bir fark olup olmadığını ortaya koymak amacıyla laboratuar ortamında deneysel incelemeler yapıyorlar.

Besmelenin sırrı …

Bilim adamları, hayvan kesimi sırasında dinen yerine getirilmesi zaruri olan ‘Bismillah, Allahu Ekber’ sözünün kesilen etler üzerindeki herhangi bir etkisi olup olmadığını araştırınca şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşıyorlar.

Araştırmanın metot ve tekniği konusunda bilgi veren Şam Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nebil Şerif; ‘Besmele ile kesilen kuş cinsi hayvan, sığır ve küçük baş hayvanların etlerinden ve besmelesiz kesilen aynı cins hayvanların etlerinden ayrı ayrı nûmuneler alarak özel laboratuarlarda uzun süreli mikroskobik incelemeler yaptıklarını söylüyor.

Sonuçta, Besmele ile kesilen hayvan etlerinin numunelerinin açık kırmızı gül rengini aldığı, besmelesiz kesilen et nûmunelerinin ise, siyaha yakın koyu kırmızı bir renge büründüğünü görülüyor.

Şaşırtan sonuç …

Prof. Şerif ayrıca, Besmeleli etlerde her hangi bir mikroba rastlamadıklarını, Besmelesiz etlerin teşhisinde ise, sürekli çoğalan, büyük ölçüde zararlı mikrop ve bakteriler tespit edildiğini söylüyor. Besmelesiz kesilen etlerin dokularındaki kanlarda iltihaplı akyuvarlar ve alyuvarlar tespit edilirken, Besmele ile kesilen etlerin dokularında ise, buna benzer herhangi bir sonuca rastlanmadığı tespitinde bulunuluyor.

Araştırmada yer alan bilim adamlarında Dr. Abdulkadir Dirani: ‘Kuran’da; Allah adı zikir edilmeden kesilen hayvan etini yemeyin’ şeklindeki İlahi emre rağmen; hayvan kesiminde kimi zaman besmelenin ihmal edilmesi, bizleri bu konuyu bilimsel olarak araştırmaya sevk etti. Besmele ve tekbir ile hayvan kesimi konusunu araştırmaya başlarken, ekipteki bazı arkadaşlar konuya baştan soğuk baktılar. Ancak araştırmalar sırasında her safhada çarpıcı sonuçlar ortaya çıkınca, ekibin konuya olan ilgisi de artmaya başladı.

Besmele ve tekbirle kesilen hayvan etlerinde, Besmelesiz kesilen hayvan etlerinin aksine, et dokularında kan ve mikropların bulunmaması, besmelenin büyük bir mucizesi olarak karşımıza çıktı’ şeklinde görüşlerini dile getiriyor.

Araştırmayı yürüten grup adına Kuveyt Haber Ajansına açıklama yapan Prof. Dr. Halid Halave ise, laboratuar ortamında yapılan deneylerde, besmelesiz kesilen sığır, küçük baş ve kuşların et dokularında pıhtılaşmış kan, çoğalmaya müsait bakteri ve mikroplar tespit edilirken, besmele ile kesilen hayvan et dokularında ise kan, mikrop ve bakterilere rastlanmadığını ifade etmiş.



Sayfalar : 1 2 [3] 4 5 6 7 8 ...