Kadın1
28 Ocak 2008 Pazartesi
T.C.
BAŞBAKANLIK
Kadının Statüsü Genel Müdürlügü
TÜRKİYE’DE KADININ DURUMU
Ocak 2008
ANKARA
TÜRKİYE’DE KADININ DURUMU
1.GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti kadın konusuna ilişkin olarak dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel
deneyim yaşamıştır. Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde
alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını
görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda
Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları
kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük
bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim,
çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu
politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir.
Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen,
eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkanları sağlayan
Tevhidi
Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal
statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan
1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Bunların yanı sıra kadınların yasal
statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk
kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı
ülkesinden önce tanınmıştır.
Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk
Hakları Sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerinin
Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planının, 4. Dünya Kadın Konferansı
Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonunun iç hukukta uygulanması yönünde çalışmalar
sürdürülmektedir.
Türkiye, 4. Dünya Kadın Konferansı gibi dünya kadınlarının statülerini yükseltmeyi
amaçlayan bir uluslararası toplantıda Eylem Planını hiç çekince koymadan kabul etmiştir.
Konferansta, ülkemiz 2000 yılına kadar anne ve çocuk ölümlerinin %50 azaltılması, zorunlu
eğitimin sekiz yıla çıkarılması, kadın okuryazarlığının
%100’e çıkarılması yönünde taahhütte
bulunmuştur. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmış, anne ve çocuk ölümlerinde önemli
düşüşler olmuş, düzenlenen okumayazma
kursları ile kadın okur–yazarlığı oranı
yükselmiştir.
Özellikle 1980’li yıllarda ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “kadın
bakış açısıyla yaklaşma ilkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek
amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
(KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili
çalışmalar yürütmektedir.
II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına
açılmış, Türkiye Sözleşmeyi 1985 yılında onaylamış, 19 Ocak 1986 tarihinde ise Sözleşme
ülkemizde yürürlüğe girmiştir.
İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir
dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW)
Komitesine sunmak zorundadırlar.
Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş
raporunu 1997 yılında sunmuş ve savunmuştur. Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel
Ülke raporunun hazırlanması ve sunumu 20 Ocak 2005 tarihinde Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiştir.
2YASAL
GELİŞMELER
a ) Anayasa
Türkiye’de kadınerkek
eşitliği ilkesi, Anayasanın 2001 yılında yapılan 41 inci ve 66 ncı
maddeleri, 2004 yılında yapılan 10 uncu ve 90 ıncı maddelerindeki değişikliklerle
güçlendirilmiştir.
·
“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlüdür.” hükmü eklenmiş,
Anayasa’nın 10 uncu maddesine;
·
“Aile Türk toplumunun temelidir” ifadesinden sonra gelmek üzere “ve eşler arasında
eşitliğe dayanır.” hükmü eklenmiş,
41 inci maddesine;
·
Türk vatandaşlığının düzenlenmesi ile ilgili eşitsizlik içeren hüküm maddeden
çıkarılmıştır.
66 ıncı maddesinde;
·
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
anlaşmalarla ulusal kanunların aynı konudaki farklı hükümler içermesi durumunda
çıkabilecek ihtilaflarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır" hükmü eklenmiş,
bu çerçevede CEDAW Sözleşmesi de ulusal düzenlemeler karşısında üstün konuma
getirilmiştir.
b) Yeni Türk Medeni Kanunu
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe
giren Yeni Türk Medeni Kanunu Türk toplumuna çağdaş gelişmeleri yaşama imkanı tanıyan
bir düzenlemedir.
Medeni Kanun yeni şekliyle kadınerkek
eşitliğini gözeten, cinsiyet ayrımcılığına son veren,
kadınları aile ve toplum içerisinde erkekler ile eşit kılan, kadın emeğini değerlendiren bir
düzenlemedir.
Yeni Medeni Kanun ile özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler
değişim ve ihtiyaçlar dikkate alınarak çok önemli değişiklikler yapılmıştır. Kanun ile getirilen
başlıca düzenlemeler şunlardır;
90 ıncı maddesine;
·
hükmü getirilmiştir.
"Aile reisi kocadır" hükmü değiştirilerek "evlilik birliğini eşler beraber yönetirler"
·
Türk Medeni Kanununda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.
Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte
seçecekleri hükmü getirilmiştir.
·
veren ve 1997 yılında yapılan değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.
Kadına önceki soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı
·
anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin
velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir. Evlilik dışında doğan çocuğun
velayeti anneye aittir.
Eski Medeni Kanunda yer alan eşlerin çocukların velayetini birlikte kullanacağı,
·
zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten
izin almadan sürdürebileceklerdir. Ayrıca maddenin devamında "eşlerin meslek
seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması" gerektiği yer almıştır.
(Eski Kanundaki kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).
Yeni Medeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak
·
kadın erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.
Yeni Kanun, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeyi
·
bütünlüğü bozulmaması gereken tarımsal taşınmazların hangi mirasçıya özgüleneceği
konusunda erkek çocuklara kızlara nazaran öncelik tanıyan eski hükme yer vermemiştir.
Yeni Kanun mirasın taksiminde, tereke malları arasında yer alan ve ekonomik
·
rejimi "mal ayrılığı" iken, Yeni Kanunda "edinilmiş mallara katılma rejimi"
getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı mallara sahip olması esasına dayanan mal
ayrılığı rejimi yerine, yeni mal rejimine göre evlilik birliğinin kurulmasından sonra her
eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerlerini (edinilmiş mallar) evliliğin sona
ermesi ile eşler eşit olarak paylaşır. Kişisel mallar ve miras yoluyla intikal eden mallar
ise paylaşıma girmez.
Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal
·
Kanunda, "Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte
katılırlar" şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken, Yeni Medeni
·
doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir
sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.
Yeni Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 17 yaşını
·
iken Yeni Kanunda kadın veya erkeğin oturduğu yerdeki evlendirme memurluğu olarak
düzenlenmiştir.
Daha önce evlenme için müracaat yeri, erkeğin oturduğu yerin evlendirme memurluğu
·
ikametgahı yeri mahkemesidir. Yeni Kanunda, "Boşanmadan sonra açılacak nafaka
davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir".
Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının
·
gizli celse ile yapılabilecek olmasıdır.
Kanunda getirilen önemli bir düzenlemede tarafların talepleri ile boşanma davalarının
·
üzerinde, kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek
suretiyle intifa yada oturma hakkının tanınmasını isteyebilmesidir.
Yine mirasın paylaşımında haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya miras
bırakanın diğer yasal mirasçılarının birinin istemi üzerine mülkiyet yerine intifa veya
oturma hakkı da tanınması imkanı getirilmektedir.
·
aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmesidir. Kiralık bir konut bile
olsa diğer eşin rızası olmadan kira akdi fesih edilemez.
Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemede, eşlerden biri diğerinin açık rızası olmadan
·
baba yönünden, tıpkı evlilik içindeki çocuklar gibi eşit mirasçı olabilme hakkı
getirilmiştir.
Evlilik dışında doğmuş ve soy bağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlara,
·
hükme göre 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler. 18 yaşından küçükleri evlat
edineceklerin çocuksuz olmaları koşulu kaldırılmıştır.
c) Aile Mahkemeleri
Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemelerinin kurulması
konusu gündeme gelmiş ve hazırlanan "Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama
Usullerine Dair Kanun" 9.1.2003 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Bu Kanun ile, Aile Hukukundan doğan dava ve işlerin Aile Mahkemeleri tarafından
görülmesi ve Adli yargıda görevli, evli çocuk sahibi, 30 yaşını doldurmuş ve tercihen Aile
Hukuku alanında lisans üstü eğitim yapmış olan hakimlerin görevlendirilmesi sağlanmıştır.
Bu Mahkemeler Aile Hukukunu ilgilendiren davaların yanı sıra Ailenin Korunmasına Dair
Kanunun uygulanmasından doğan davalara da bakmaktadırlar. Bu alanda ihtisaslaşmış
Mahkemelerin ve uzman kadronun görev alması kadınların yargıda hak arayışlarının
önündeki engelleri azaltacağı tarafımızca değerlendirilmektedir.
d) 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun
Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda yapılan en son yenilik 4320 Sayılı Ailenin
Korunmasına Dair Kanunun çıkarılmış olmasıdır. Söz konusu Kanun 17 Ocak 1998 tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Kanun, şiddete maruz kalan kadın ve çocukların şahsen başvuruları veya Cumhuriyet
Başsavcısına bildirilmesi üzerine Aile Mahkemesi Hakimi tarafından mağdur tarafı korumak
amacıyla alınacak tedbirleri içeren koruma kararını ve karara uyulmaması halinde verilecek
cezayı düzenler.
Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek
kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına
intikal ettirir.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç aydan altı aya
kadar hapis cezası uygulanır.
Aile içi şiddetle mücadeleye yönelik 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun
uygulanmasındaki aksaklıkların giderilmesini teminen Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün
koordinatörlüğünde ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin hukukçu
temsilcileri ile yapılan bir dizi toplantı sonucunda bir Değişiklik Tasarısı Taslağı
hazırlanmıştır. Değişiklik Taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul
edilerek, 4 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Kanun ile; şiddet kavramı geniş yorumlanarak evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan,
mahkemece ayrılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan aile bireyleri ve
çocuklar da koruma altına alınmaktadır.“Kusurlu eşin veya diğer aile bireyinin” ifadesinin
kullanılması ile aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleri hakkında da tedbir kararına
hükmedilmesine olanak sağlanmaktadır. Aile Mahkemesi Hakiminin uygun görmesi halinde
şiddet uygulayan bireye “Bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi için başvurması.”
tedbirine hükmedebileceği hususu yer almaktadır. Kanun Tasarısı ile Kanundan yararlanmak
için yapılacak başvuruların ve infazı için yapılan icrai işlemlerin harca tabi olmayacağı hükme
bağlanmaktadır.
e) BM CEDAW İhtiyari Protokolü
Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni
(CEDAW) 1985 yılında imzalamış ve 1986 yılında yürürlüğe girmiştir.
Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne ilişkin
olarak hazırlanan İhtiyari Protokolü Türkiye, 30 Temmuz 2002 tarihinde onaylamış olup, 29
Ocak 2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
f) Yeni İş Kanunu
10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren Yeni İş Kanununun getirdiği en önemli ilerleme
işveren işçi ilişkisinde cinsiyet dahil hiçbir nedenle temel insan hakları bakımından ayrım
yapılmayacağıdır. Bu kapsamda;
·
gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapılamayacağı,
İş sözleşmesinin yapılmasında, uygulanmasında ve sona erdirilmesinde cinsiyet veya
·
Cinsiyet nedeniyle eşit değerde iş için daha düşük ücret verilemeyeceği,
·
geçerli sebep oluşturamayacağı,
Cinsiyet, medeni hal ve aile yükümlülükleri, hamilelik ve doğumun iş akdinin feshi için
·
uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması
halinde işçinin haklı nedenle işi derhal fesih hakkına sahip olduğuna ilişkin hüküm,
İşyerinde işçinin, işveren, diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından cinsel tacize
·
hükmü,
Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği
·
Kanunda yer almıştır.
g) Yeni Türk Ceza Kanunu
Türk Ceza Kanununda reform yapılması amacıyla Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanarak
Hükümet tarafından TBMM’ye sunulmuş ve Türk Ceza Kanunu Tasarısı 26.9.2004 tarihinde
TBMM tarafından kabul edilmiştir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ceza
Kanununda cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda çağdaş düzenlemeler
yapılmıştır. Başlıca yeni düzenlemeler şunlardır;
Kadın çalışanlara verilen ücretli doğum izin sürelerinin artırılmasına ilişkin hükümYeni Medeni Kanunda evlat edinme konularında da önemli yenilikler getirilmiştir. YeniBir başka değişiklik de sağ kalan eşin ölen eşine ait olan, birlikte yaşadıkları konutEski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, yeni