Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

28 Oca

Kadın1

T.C.

BAŞBAKANLIK

Kadının Statüsü Genel Müdürlügü

TÜRKİYE’DE KADININ DURUMU

Ocak 2008

ANKARA

TÜRKİYE’DE KADININ DURUMU

1.GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti kadın konusuna ilişkin olarak dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel

deneyim yaşamıştır. Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde

alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını

görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları

kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük

bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim,

çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu

politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir.

Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen,

eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkanları sağlayan

Tevhidi

Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal

statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Bunların yanı sıra kadınların yasal

statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk

kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı

ülkesinden önce tanınmıştır.

Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü

Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk

Hakları Sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerinin

Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planının, 4. Dünya Kadın Konferansı

Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonunun iç hukukta uygulanması yönünde çalışmalar

sürdürülmektedir.

Türkiye, 4. Dünya Kadın Konferansı gibi dünya kadınlarının statülerini yükseltmeyi

amaçlayan bir uluslararası toplantıda Eylem Planını hiç çekince koymadan kabul etmiştir.

Konferansta, ülkemiz 2000 yılına kadar anne ve çocuk ölümlerinin %50 azaltılması, zorunlu

eğitimin sekiz yıla çıkarılması, kadın okuryazarlığının

%100’e çıkarılması yönünde taahhütte

bulunmuştur. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmış, anne ve çocuk ölümlerinde önemli

düşüşler olmuş, düzenlenen okumayazma

kursları ile kadın okur–yazarlığı oranı

yükselmiştir.

Özellikle 1980’li yıllarda ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “kadın

bakış açısıyla yaklaşma ilkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü

Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek

amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü

(KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili

çalışmalar yürütmektedir.

II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı

Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına

açılmış, Türkiye Sözleşmeyi 1985 yılında onaylamış, 19 Ocak 1986 tarihinde ise Sözleşme

ülkemizde yürürlüğe girmiştir.

İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir

dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW)

Komitesine sunmak zorundadırlar.

Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş

raporunu 1997 yılında sunmuş ve savunmuştur. Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel

Ülke raporunun hazırlanması ve sunumu 20 Ocak 2005 tarihinde Kadının Statüsü Genel

Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiştir.

2YASAL

GELİŞMELER

a ) Anayasa

Türkiye’de kadınerkek

eşitliği ilkesi, Anayasanın 2001 yılında yapılan 41 inci ve 66 ncı

maddeleri, 2004 yılında yapılan 10 uncu ve 90 ıncı maddelerindeki değişikliklerle

güçlendirilmiştir.

·

“Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini

sağlamakla yükümlüdür.” hükmü eklenmiş,

Anayasa’nın 10 uncu maddesine;

·

“Aile Türk toplumunun temelidir” ifadesinden sonra gelmek üzere “ve eşler arasında

eşitliğe dayanır.” hükmü eklenmiş,

41 inci maddesine;

·

Türk vatandaşlığının düzenlenmesi ile ilgili eşitsizlik içeren hüküm maddeden

çıkarılmıştır.

66 ıncı maddesinde;

·

"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası

anlaşmalarla ulusal kanunların aynı konudaki farklı hükümler içermesi durumunda

çıkabilecek ihtilaflarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır" hükmü eklenmiş,

bu çerçevede CEDAW Sözleşmesi de ulusal düzenlemeler karşısında üstün konuma

getirilmiştir.

b) Yeni Türk Medeni Kanunu

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe

giren Yeni Türk Medeni Kanunu Türk toplumuna çağdaş gelişmeleri yaşama imkanı tanıyan

bir düzenlemedir.

Medeni Kanun yeni şekliyle kadınerkek

eşitliğini gözeten, cinsiyet ayrımcılığına son veren,

kadınları aile ve toplum içerisinde erkekler ile eşit kılan, kadın emeğini değerlendiren bir

düzenlemedir.

Yeni Medeni Kanun ile özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler

değişim ve ihtiyaçlar dikkate alınarak çok önemli değişiklikler yapılmıştır. Kanun ile getirilen

başlıca düzenlemeler şunlardır;

90 ıncı maddesine;

·

hükmü getirilmiştir.

"Aile reisi kocadır" hükmü değiştirilerek "evlilik birliğini eşler beraber yönetirler"

·

Türk Medeni Kanununda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.

Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte

seçecekleri hükmü getirilmiştir.

·

veren ve 1997 yılında yapılan değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.

Kadına önceki soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı

·

anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin

velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir. Evlilik dışında doğan çocuğun

velayeti anneye aittir.

Eski Medeni Kanunda yer alan eşlerin çocukların velayetini birlikte kullanacağı,

·

zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten

izin almadan sürdürebileceklerdir. Ayrıca maddenin devamında "eşlerin meslek

seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması" gerektiği yer almıştır.

(Eski Kanundaki kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).

Yeni Medeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak

·

kadın erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.

Yeni Kanun, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeyi

·

bütünlüğü bozulmaması gereken tarımsal taşınmazların hangi mirasçıya özgüleneceği

konusunda erkek çocuklara kızlara nazaran öncelik tanıyan eski hükme yer vermemiştir.

Yeni Kanun mirasın taksiminde, tereke malları arasında yer alan ve ekonomik

·

rejimi "mal ayrılığı" iken, Yeni Kanunda "edinilmiş mallara katılma rejimi"

getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı mallara sahip olması esasına dayanan mal

ayrılığı rejimi yerine, yeni mal rejimine göre evlilik birliğinin kurulmasından sonra her

eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerlerini (edinilmiş mallar) evliliğin sona

ermesi ile eşler eşit olarak paylaşır. Kişisel mallar ve miras yoluyla intikal eden mallar

ise paylaşıma girmez.

Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal

·

Kanunda, "Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte

katılırlar" şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken, Yeni Medeni

·

doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir

sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.

Yeni Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 17 yaşını

·

iken Yeni Kanunda kadın veya erkeğin oturduğu yerdeki evlendirme memurluğu olarak

düzenlenmiştir.

Daha önce evlenme için müracaat yeri, erkeğin oturduğu yerin evlendirme memurluğu

·

ikametgahı yeri mahkemesidir. Yeni Kanunda, "Boşanmadan sonra açılacak nafaka

davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir".

Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının

·

gizli celse ile yapılabilecek olmasıdır.

Kanunda getirilen önemli bir düzenlemede tarafların talepleri ile boşanma davalarının

·

üzerinde, kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek

suretiyle intifa yada oturma hakkının tanınmasını isteyebilmesidir.

Yine mirasın paylaşımında haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya miras

bırakanın diğer yasal mirasçılarının birinin istemi üzerine mülkiyet yerine intifa veya

oturma hakkı da tanınması imkanı getirilmektedir.

·

aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmesidir. Kiralık bir konut bile

olsa diğer eşin rızası olmadan kira akdi fesih edilemez.

Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemede, eşlerden biri diğerinin açık rızası olmadan

·

baba yönünden, tıpkı evlilik içindeki çocuklar gibi eşit mirasçı olabilme hakkı

getirilmiştir.

Evlilik dışında doğmuş ve soy bağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlara,

·

hükme göre 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler. 18 yaşından küçükleri evlat

edineceklerin çocuksuz olmaları koşulu kaldırılmıştır.

c) Aile Mahkemeleri

Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemelerinin kurulması

konusu gündeme gelmiş ve hazırlanan "Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama

Usullerine Dair Kanun" 9.1.2003 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

Bu Kanun ile, Aile Hukukundan doğan dava ve işlerin Aile Mahkemeleri tarafından

görülmesi ve Adli yargıda görevli, evli çocuk sahibi, 30 yaşını doldurmuş ve tercihen Aile

Hukuku alanında lisans üstü eğitim yapmış olan hakimlerin görevlendirilmesi sağlanmıştır.

Bu Mahkemeler Aile Hukukunu ilgilendiren davaların yanı sıra Ailenin Korunmasına Dair

Kanunun uygulanmasından doğan davalara da bakmaktadırlar. Bu alanda ihtisaslaşmış

Mahkemelerin ve uzman kadronun görev alması kadınların yargıda hak arayışlarının

önündeki engelleri azaltacağı tarafımızca değerlendirilmektedir.

d) 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun

Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda yapılan en son yenilik 4320 Sayılı Ailenin

Korunmasına Dair Kanunun çıkarılmış olmasıdır. Söz konusu Kanun 17 Ocak 1998 tarihinde

yürürlüğe girmiştir.

Kanun, şiddete maruz kalan kadın ve çocukların şahsen başvuruları veya Cumhuriyet

Başsavcısına bildirilmesi üzerine Aile Mahkemesi Hakimi tarafından mağdur tarafı korumak

amacıyla alınacak tedbirleri içeren koruma kararını ve karara uyulmaması halinde verilecek

cezayı düzenler.

Koruma kararına uyulmaması halinde zabıta, mağdurların şikayet dilekçesi vermesine gerek

kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına

intikal ettirir.

Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan eşe ayrıca üç aydan altı aya

kadar hapis cezası uygulanır.

Aile içi şiddetle mücadeleye yönelik 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun

uygulanmasındaki aksaklıkların giderilmesini teminen Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün

koordinatörlüğünde ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin hukukçu

temsilcileri ile yapılan bir dizi toplantı sonucunda bir Değişiklik Tasarısı Taslağı

hazırlanmıştır. Değişiklik Taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul

edilerek, 4 Mayıs 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile; şiddet kavramı geniş yorumlanarak evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan,

mahkemece ayrılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan aile bireyleri ve

çocuklar da koruma altına alınmaktadır.“Kusurlu eşin veya diğer aile bireyinin” ifadesinin

kullanılması ile aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleri hakkında da tedbir kararına

hükmedilmesine olanak sağlanmaktadır. Aile Mahkemesi Hakiminin uygun görmesi halinde

şiddet uygulayan bireye “Bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi için başvurması.”

tedbirine hükmedebileceği hususu yer almaktadır. Kanun Tasarısı ile Kanundan yararlanmak

için yapılacak başvuruların ve infazı için yapılan icrai işlemlerin harca tabi olmayacağı hükme

bağlanmaktadır.

e) BM CEDAW İhtiyari Protokolü

Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni

(CEDAW) 1985 yılında imzalamış ve 1986 yılında yürürlüğe girmiştir.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne ilişkin

olarak hazırlanan İhtiyari Protokolü Türkiye, 30 Temmuz 2002 tarihinde onaylamış olup, 29

Ocak 2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

f) Yeni İş Kanunu

10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren Yeni İş Kanununun getirdiği en önemli ilerleme

işveren işçi ilişkisinde cinsiyet dahil hiçbir nedenle temel insan hakları bakımından ayrım

yapılmayacağıdır. Bu kapsamda;

·

gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapılamayacağı,

İş sözleşmesinin yapılmasında, uygulanmasında ve sona erdirilmesinde cinsiyet veya

·

Cinsiyet nedeniyle eşit değerde iş için daha düşük ücret verilemeyeceği,

·

geçerli sebep oluşturamayacağı,

Cinsiyet, medeni hal ve aile yükümlülükleri, hamilelik ve doğumun iş akdinin feshi için

·

uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması

halinde işçinin haklı nedenle işi derhal fesih hakkına sahip olduğuna ilişkin hüküm,

İşyerinde işçinin, işveren, diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından cinsel tacize

·

hükmü,

Genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği

·

Kanunda yer almıştır.

g) Yeni Türk Ceza Kanunu

Türk Ceza Kanununda reform yapılması amacıyla Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanarak

Hükümet tarafından TBMM’ye sunulmuş ve Türk Ceza Kanunu Tasarısı 26.9.2004 tarihinde

TBMM tarafından kabul edilmiştir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ceza

Kanununda cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda çağdaş düzenlemeler

yapılmıştır. Başlıca yeni düzenlemeler şunlardır;

Kadın çalışanlara verilen ücretli doğum izin sürelerinin artırılmasına ilişkin hükümYeni Medeni Kanunda evlat edinme konularında da önemli yenilikler getirilmiştir. YeniBir başka değişiklik de sağ kalan eşin ölen eşine ait olan, birlikte yaşadıkları konutEski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı, bazı haller dışında kocaya ait iken, yeni

28 Oca

Kadın

"Bir sosyal topluluk,
bir millet,
kadın ve erkek
denilen iki tür
insandan oluşur.
Kabil midir ki, bir
kitlenin bir parçasını
geliştirelim diğerine
müsamaha edelim de
kitlenin bütününü
ilerletebilmiş olsun"

K.Atatürk

28 Oca

Aşkı başlatan kadın!

Kadın, koku yoluyla erkeğin bağışıklık sistemi hakkında bilgi sahibi oluyor ve ona ilk aşk sinyallerini göndererek, aşkı başlatıyor! Kokuyla başlayan sinyaller, daha sonra gözlerle kurulan iletişim, ses ve dokunma ile aşkı ortaya çıkarıyor.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Özgünen, aşk kavramının kadın ve erkekte ergenlik çağlarında başladığını, sevginin ise kişinin kendisini “Ben kimim?, Neyim?, Neden dünyaya geldim?” gibi sorularla tanımaya başladığı süreçte ortaya çıktığını belirtti. Özgünen, aşkın kendi biyolojik karşılıkları olan kurallarının bulunduğunu, sevginin ise bundan farklı olarak, daha değişik gereksinimlere yönelik ve üreme işlemiyle ilgisi olmayan bir organizasyon olduğunu söyledi.

Aşk dürtüsünün 4 duyunun harekete geçmesiyle başladığını ifade eden Özgünen, aşkın başlaması için ilk olarak karşıdaki kişinin kokusunun beynindeki aşk dürtülerinin uyarılması gerektiğini vurguladı. Özgünen, kokuyla başlayan paylaşımların daha sonra sesi ve görüntüsü beğenilen kişiye dokunmakla devam ettiğini kaydetti. Kadının koku yolu ile karşısındaki erkeğin bağışıklık sistemi hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade eden Özgünen, şunları söyledi:

“Eşler seçim yaparken kendi bağışıklık sisteminden çok daha farklı sisteme sahip olan kişilere yönelir. Bunun nedeni ise kadının doğacak çocuğunu daha gelişmiş bir bağışıklık sistemiyle dünyaya getirmek isteğidir. İlk olarak kokuyla başlayan sinyaller, daha sonra gözlerle kurulan iletişim, ses ve dokunma ile aşkı ortaya çıkarır. Bu nedenle aşk, hiçbir zaman erkek tarafından başlatılmaz, seçimi kadınlar yapar.”

Özgünen, ilk sinyalleri kadınların gönderdiğini ve daha sonraki sürecin erkek-kadın ilişkisi içinde geliştiğini kaydetti.

Prof. Dr. Tuncay Özgünen: "Aşk, hiçbir zaman erkek tarafından başlatılmaz, seçimi kadınlar yapar"
Eş seçiminde erkeğin kendisine özgü kriterleri olmadığını belirten Özgünen, erkeğin biyolojik olarak güzel olana yöneleceğini, çocuğunu en sağlıklı şekilde taşıyacak, besleyecek, doğuracak ve bakacak kadını aradığını ifade etti. Özgünen, kadının ise özgül olduğunu ve belirli sisteme göre ölçüp tartarak en iyi partneri seçmeye özen gösterdiğini belirterek, “İlk olarak erkeğin kokusunun kendisine uygun olup olmadığına karar verir daha sonra görüntüsüne dikkat eder. Zeka, güvenilirlik, iletişim, erkeğin kendinden mutlu olması kadınların aradığı özelliklerdir. Kadın için cinsellik son sıralardadır” diye konuştu.

Aşkla başlayan evlilik çabuk bitiyor
Özgünen, üreme çağının çok yoğun baskısı altındaki kişilerin, aşkı ve sevgiyi birbirine karıştırdığını, bunun boşanmalar, yanlış anlaşımlar ve yorumlara neden olduğunu vurguladı. Evliliğin sevgi temeli üzerinde yürüyen ve kurallara dayanan bir kurum olduğunu belirten Özgünen, aşkla başlayan evliliklerin ise çoğunlukla hüsranla sonuçlandığını kaydetti.

Özgünen, aşkın erkek için günlük olduğunu, kadında da değişikler olsa bile en fazla 4 yıl sürdüğünü, bu sürecinde doğacak bebekten kaynaklandığını belirtti.

Özgünen, sevginin genellikle dünya görüşleri birbirleriyle örtüşen partnerler arasında gerçekleştiğini, aşkın ise birbirinden en uzak kitleler arasında meydana geldiğini söyledi. Bu nedenle aşkın batmaya mahkum olduğunu ifade eden Özgünen, “Farklı yapılara sahip kişiler arasındaki ilişki fazla uzun sürmez. Balayı dönemi bittiği zaman evlilik de bitiyor. Aşkta cinsiyet ve cinsellik ön planda, sevginin ise cinsiyetle ilgisi yok” diye konuştu.

28 Oca

Aşk bitince ne olacak?

Uzmanlara göre; biten bir aşkın ardından yeni bir ilişkiye başlamadan önce; gelişmek gerekiyor. Ancak bu sayede ilk hataları tekrarlamamak mümkün oluyor.

Biten bir ilişkinin ardından yeni bir ilişkiyi risk olarak görenlerin sayısı bir hayli fazla. Ama bu endişe, yine de çoğu zaman teselliyi bir başka insanda aramaya engel olamıyor. Peki, böyle bir ilişki ne kadar doğru? Çağlayan Florence Nightingale Hastanesi Psikiyatri Bölümü Başkanı Doç. Dr. Tarık Yılmaz insanların yeni bir ilişkiye başlamadan önce mutlaka içlerinde özeleştirilerini yapmaları gerektiğini belirtiyor. Psikiyatrist Doç. Dr. Yılmaz’a göre, mutluluğun yolu, ‘değişmek’ ve ‘gelişmek’ ten geçiyor.

İnsanlar biten bir ilişkinin ardından yeni bir ilişki için endişe duyuyorlar. Bu gibi durumlarda nasıl düşünülmeli?
İnsanlar ya terk ediyorlar ya da terk ediliyorlar. Eğer terk edilirlerse, o partner ile ilgili bir hayal kırıklığı, acı, öfke yaşanıyor. Partnerden yola çıkılarak, ‘erkekler böyledir’ ya da ‘kadınlar böyledir’ diye genelleme yapılabiliyor. Bu da tabii bir sonraki ilişkiyi olumsuz etkiliyor. Genel olarak, karşı cinsle ilgili bir tür güvensizlik, öfke ya da uzak durma eğilimi olabiliyor. Bir başka yaklaşım ise, yalnızlık korkusu olabiliyor. Bu insanların kendilerine güvenleri azalıyor ya da endişeli, kaygılı olabiliyorlar. Bu gruptaki risk; çok çabuk, bir şekilde önlerine gelen ilk kişiyle bir ilişkiye başlamak. Kendilerine hiç de uygun olmayan ama ruhlarını okşayacak bir partner tercih edebiliyorlar. Partnerin sevecen, güvenilir, dengeli olması lazım. Ama ayrılan insanlar çok çabuk bir ilişkiye başladıklarında, eski ilişkilerinin kriterlerini baz alıyorlar. Yani eski partner, güvenilmezse, güvenilir olduğunu düşündükleri ilk kişi ile birlikte oluyorlar. Oysa biz bunu önermiyoruz. Bir insan çok güvenilir olabiliyor ama sevecen olamayabiliyor.

İkinci ilişkide ilk ilişkideki hataları tekrarlamamak mümkün mü?
Genellikle ilişkide ortaya çıkan sorunlar, her iki tarafın da çeşitli oranlarda katkılarıyla ortaya çıkıyor. Kişinin o ilişkinin iyi gitmemesine, kötü gidişine kendi katkısını fark etmesi çok önemli. İlişkinin gidişatıyla ilgili sorunlar ortaya çıktığı zaman nasıl çözmeye çalıştıkları, kaçma eğiliminde olup olmadıkları da çok önemli. Kişi eğer bu sorunlara kendi katkısını görmezse, o zaman aynı sorunlu davranışları bir sonraki ilişkiye taşıyor. Genellikle erkeklerdeki sorun, kendilerini partnerlerinin yerine koymuyor, empati kuramıyorlar. Kadın olduğunu çoğunlukla unutup, erkek arkadaşlarıyla kavga eder gibi ediyorlar. Kadının dünyasını duygularını ve bakış açısını kafalarında canlandıramıyorlar. Erkek sert konuştuğunda, kadına onu sevmediği mesajları gidiyor. Ve bu da kadını çok yaralıyor. Kadın ise, kendi isteklerinin onu ifade etmeden karşılanmasını istiyor. ‘Söylendikten sonra kıymeti yok’ anlayışı ilişkileri tehdit eder. Kadın erkekten zihnini okumasını bekliyor ama erkek bunu yapamayabilir, kadının ifade etmesi gerek. İnsanlar, iyi bir ilişkide karşılıklı olarak isteklerini dile getirebilmeli. Bir de partnerlerinin istek ve ihtiyaçlarını yerine getirirken, bunu partnerlerinin istediği tarzda yapmayı başarmalılar.

Sağlıklı bir ilişki nasıldır?
Sağlıklı bir ilişkinin ilk prensibi, bizim düşündüğümüz tarzda sağlıklı bir ilişkinin olmadığını kabul etmekle başlıyor. Sorunsuz ilişkiler sadece filmlerde var. Ortaya çıkan sorunları birlikte başarmaya hazır olmak, bunun için fedakârlık yapmak gerek. Değişimin olmadığı bir ilişki düşünmek mümkün değil. ‘Ben böyleyim, buna uyacaksın’ demek aslında bir ilişkiyi yetersiz olmaya mahkum etmekten başka bir şey değildir.

İlişkide dürüstlüğün dozu ne olmalı?
İnsanların yaşamlarında ‘mutlak dürüstlük’ zaten yok. Böyle bir dünya yok. Belki şunu ayırmak lazım: Karşısındaki insanı kandırmaya, aldatmaya yönelik olarak, aslında söylenebilecek bir şeyi, kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılayarak, söylememek. Yani kendisine bir avantaj yaratmak… Dürüst olmamak ile aldatmayı birbirinden ayırmamız gerekir. Arkasındaki niyete bakmak gerekir. ‘Ona asla güvenemem’ yaklaşımında, nasıl şartlarda, nasıl yalan söylenmiş, test etmek lazım karar vermeden önce. Bir de karşımızdaki insan dürüst olamadıysa, bunda bizim payımız ne, ona da bakmalıyız. Bazı partnerlerin hiç toleransları yoktur. Sınırların çok dar olduğu bir noktada karşınızdaki insanın dürüst olmamasını, aslında siz planlamış olursunuz. Aldatma ile dürüstlüğü, birbirinden ayırmak gerekiyor. Eğer partnerinizi aldatıyorsanız, ya da o sizi aldatıyorsa, hiç şansınız yok demektir. Kendinizi, karşınızdaki insanı ve ilişkiyi gözden geçirmelisiniz. İyi gitmeyen bir ilişkiden sonra, ‘neden iyi gitmedi’ diye de bakmak gerekir.

28 Oca

Sevgiliniz çatlak olabilir mi?

Kadınların deliliklerini anlamak ilk bakışta  kolay olmiyabilir….

İşte size ip uçları….

Vücut ölçüleri takıntısı….

Kız arkadaşınız devamlı iğrenç göründüğünden söz eder.Halbuki size göre gayet iyidir.Bunun sonu evi terk etmeyi reddetmesine dek varabilir.Zira takıntısı okadar güçlüdürki,onu görenlerin sirke katılmayı tavsiye edecekleri korkusuna kapılmıştır.

Kronik depresyon….

Derin iç çekmeler başlar.Gelecekle ilgili hertürlü planınızı”ne gerek varki sanki”diye cevap verir.Bu sürecin sonu intaharla biter.

Had safada kişilik bozuklugu…

Devamlı üzerine atlayıp onu sevdiginizi söylemenizi istemekle birlikte dışarıya çıktıgınızda yabancılarla flört etmekten geri kalmaz.Telefon kuyrugunda beklerken arkadaki adama kartını verir.Bu işin sonu herhengi bir şeye_madde_alkol_uyuşturucu_seks_alışveriş_vb bağımlılığa kadar varabilir.Böyle bir hasta sevgilisi oldugu halde bir gecede üç kişiyle birlikte olabilir.

Takıntılı davranış biçimi

Evden çıktıktan sonra tekrar dönüp ütüyü fişten çekip çekmedigini en az on  kere bakar.Ellerini kaynar suyun altında en az yüzdefa yıkar.Ayakkabıyla içeri girmezsiniz hatta koltuklarda dahi oturmazsınız.

Aşırı kıskançlık

Sizi annenizden dahi kıskanan bir sevgiliniz bile varsa lütfen dikkat edin.

 

28 Oca

Aşkınızı 2008′de yenileyin!

2008 geldi, hoş geldi. 2008′de aşk hayatınızı alevlendirmeye ve birlikteliğinize heyecan katmaya ne dersiniz?

2008′de aşk hayatınıza heyecan getirecek son derece cazip önerilerimize kulak vermeye ve ne dersiniz?

1. Partnerinize daha fazla sevgi gösterisinde bulunun.

2. Sevdiğiniz insana onu ne kadar sevdiğinizi her fırsatta söyleyin.

3. Partnerinizi gün içinde daha fazla aklınıza getirmeye çalışın.

4. Ona karşı dürüst olun. Öfkeli veya üzgün olduğunuzda surat asarak, ‘Ne oldu?’ sorularına ‘Yok bir şey.’ diye yanıt vermektense, ona asıl hislerinizi söyleyin. Onu ağzınızdan lafları kerpetenle almak zorunda bırakmayın.

5. Kendinizi günahınızla, sevabınızla sevmeyi öğrenin.

6. İki kişilik duşları ihmal etmeyin.

7. Her gece yatmadan önce birbirinizi öpmeyi alışkanlık haline getirin.

8. Her ne olursa olsun birbirinize zaman ayırın.

9. Asla öfkenizi içinize atarak başınızı yastığa koymayın.

10. Stresi azaltma becerilerinizi geliştirmeye çalışın. Her zaman sabırsız, sinirli ve üzüntülü olmaktansa, bedeninizi ve ruhunuzu rahatlatarak normal bir insan olun.

11. Hayatınızın erkeğiyle aranızdaki iletişimi sürekli canlı tutun. İltifatlarınızı eksik etmeyin. Takdirinizi dile getirin. Sorunlara ışık tutun. Unutmayın: kimse kimsenin zihnini okuyamaz.

12. Her akşam kapıdan içeri adım atar atmaz boynuna sarılın. Gününüz nasıl geçmiş olursa olsun, o akşamın güzel geçeceğine emin olabilirsiniz.

13. Her ay en azından bir gün sözleşerek, arkadaşlarınıza birlikte veya baş başa vakit geçirmeyi ihmal etmeyin.

14. Her gün hayatınızda böyle biri olduğu için minnettar olma nedenlerinizden birini aklınıza getirin.

15. Onunla konuşurken sevgi sözcüklerine daha fazla yer verin. Daha az lanet okumaya çalışın.

16. Partnerinize yapmasını istediğini söylemediğiniz bir şeyi yapmadığı için kızmayın.

17. Ona her gün en azından bir defa ‘lütfen’ ya da ‘teşekkürler’ deyin.

18. Her kavgada eski defterleri açmayın.

19. Giyim zevkini kıyasıya eleştirmeyin.

20. Partnerinizi yemek yapmaya teşvik edin. Her akşam hamur olmuş makarnayla kömürleşmiş tavuk yemek zorunda kalsanız bile…

28 Oca

Kadın raporu

Kadınların katma değeri yüksek nitelikli ve düzgün iş ve alanlarda istihdam edilebilmeleri için girişimciliği destekleyen politikalar izlenmesi gerektiği bildirildi.
Hak-İş Kadın Platformunca “Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine İlişkin Gelişmeler” başlıklı rapor hazırlandı. Raporda, toplumsal ve siyasal yaşamda sahip oldukları hakları en iyi biçimde kullanan kadınların, ülkelerinin kalkınmasına, gelişmesine ve çağdaşlaşmasına büyük katkı sağlayacağı belirtildi.

Yasal düzenlemelerdeki avantajlı duruma rağmen Türkiye’nin kadın nüfusuna ilişkin gösterge ve verilerinin geleneksel sosyo-kültürel yapının da etkisiyle uluslararası arenadaki ülkelerin çok gerisinde kaldığı ifade edilen raporda, Türkiye’nin çağdaşlık iddiasının sürdürmesinin de kadınların hak ve özgürlüklerini ‘eşitlik ilkesi’ çerçevesinde kullanabilmelerine, toplumsal statülerinin güçlendirilmesine ve bütün ön yargılardan uzak olunmasına bağlı olduğu vurgulandı.

Raporda, son yıllarda Türkiye’de gerek yasal açıdan gerekse sosyal devletin gereklerini yerine getirme açısından çok olumlu gelişmeler yaşandığına dikkat çekilerek, ancak bunların yeterli olmadığı belirtildi.

İNSAN VE KADIN ODAKLI POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR”

Toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak için özellikle yasal açıdan çok önemli gelişmelerin yaşandığına dikkat çekilen raporda, yapılan düzenlemelere ve kadınların iş gücüne katılımında yasal açıdan herhangi bir engel olmamasına rağmen, bu durumun rakamlara yansımadığı ifade edildi. Bu durumu aşabilmenin “kafaları değiştirmekle” mümkün olabileceği savunulan raporda, yapılması gerekenler şöyle sıralandı:
“Kalkınmanın temel unsurlarından biri olan kadınlarımızın eşitlik ilkesi çerçevesinde, iş gücüne katılımlarını artırıcı, geleneksel çalışma alanları dışında farklı sektörlerde istihdama katılım düzeylerini yükseltici, eğitim imkanlarından fırsat eşitliği çerçevesinde daha fazla yararlanmalarını sağlayıcı, sosyal güvenlik göstergelerini iyileştirici ve sağlık sorunlarını azaltmayı hedefleyen çalışmalar sürdürülmelidir.

İnsan ve kadın odaklı yeni politika ve stratejilere ihtiyacımız var. Mevzuatımıza giren esnek çalışma modellerinin sosyal güvenlik boyutu sağlam temellere oturtulmalıdır.Kadınlar için aile yapısını bozmayacak iş düzenlemelerinin ve sosyal hakların gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Aile yaşamında çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri sadece kadınların sorumluluğunda gören anlayış yerine, bu sorumlulukların anne, baba, devlet veya işveren arasında paylaşılması yaklaşımı benimsenmelidir. Ülkemizde kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumlarının sayısı artırılmalıdır.

Kadınlarımızın katma değeri yüksek, nitelikli ve düzgün iş ve alanlarda istihdam edilebilmeleri için girişimciliği destekleyen politikalar izlenmelidir.

Hürriyet Kadından Alınmıştır Bu yazı

28 Oca

Kadın olmak

Gri renkli bir sevdadır kadın olmak. Feryatlarla dağlanmış anları vardır hayatın, kadın olarak “merhaba”dediğiniz gün kaderinize yazılan…

Ama yine de vazgeçilmeyen…

Tadı damakta kalan…

Doyumsuzluk içirilmiş…

Gözyaşlarınız vardır bir gölün temiz kıyılarında,
doğduğunuz gün dolan
kullanılan ya da kullanılmayan
bir tokatı,bir hakareti bekleyen akmak için
ya da güzel bir sözü damıtılmak için,
ab_ı hayat olmak için…

Sanattır kadın olmak

En allengirlisinden sanatın,
resim yapmaya ya da bir heykele hayat vermeye benzeyen…

Kadın olmak …

Başkaları için kadın olmak;

namuslu olmak için,güzel olmak için,şirin olmak için,temiz olmak için,iyi yemek yapmak için,iyi anne olmak için,iyi eş olmak için…

Ama salt kadın olmak için kadın olamamak

Kanayan bir yaranın en sızım sızım yanıdır kadın olmak

İyileşse izi kalır

Kanı durmaz hiç

Bir yerden damlar,boşalır

Biri vardır hep,

sizi sevmeyen

Biri  vardır hep,

horgören,

akılsız sanan,

bir saçınızı bilen insanlığınızla ilgili…

Biri vardır insan olmayan,

ama kendini insan sanan!

Bileği güçlü

Kalbi delik

Ciğeri beleş

İşte o biri var  ya adı yoktur

Kendisi vardır

Maalesef!

İklim GÜNER / iklimguner@hurriyet.com.tr

27 Oca

Sertap Erener ( 1964)

Sertab Erener 1964 yılında doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından İstanbul Devlet Konservatuvar’ında eğitimine devam etti. Gelecek vaad eden bir soprano olması ve müziğe olan tutkusu ile 6 yıllık eğitiminde farklılığını ispatladı. Mezun olduktan sonra çeşitli gruplarda vokalistlik yaparak profesyonel müzik hayatına başladı. 1990′ların başında Sezen Aksu’nun deadesteğiyle adını duyurmaya başlayan Sertab Erener’in 1992′de ilk albümü Sakin Ol yayınlandı. Ardından 1994′de Lal ve 1996′da Sertab Gibi geldi. Bu ilk üç albümüyle toplam 2,5 milyon satan Sertab Erener Türkiye’nin en gözde şarkıcılarından biri haline geldi. Sertab Erener adı birçok uluslararası üne sahip isimle de birlikte anılmaya başlandı. Jose Carreras ile birlikte yaptığı düetle klasik müzikte de iyi bir yorumcu olduğunu gösterdi. Sertab Erener 1999 yılında dördüncü albümü Sertab’ı çıkararak Türkiye listelerinde 1. numaraya yerleşti. Aynı dönemde Porto Riko’lu sanatçı Rick Martin, Sertab’la yaptığı düete albümünün Ortadoğu baskısında yer verdi.

27 Oca

Cem Karaca Hakkında Kısaca

  • Cem Karaca 1970 yılında Kralların Öfkesi isminde bir filmde başrol oynadı. Filmin senaristi ve yönetmeni Yücel Uçanoğlu’dur. Kralların Öfkesi Film Detayları
  • Cem Karaca ilk adını Hürriyet Gazetesi Altın Mikrofon Müzik yarışmasında söylediği Emrah parçasıyla duyurmuştur.
  • Can Dündarın Cem Karaca hakkındaki yazısı, Tanrı sahnede!
  • 5 Nisan 1945te doğdu, hayata gözlerini 8 şubat 2004 de yumdu.
  • Cem Karacanın vefatının ardından gazetelerin ilk sayfalarını görmek için tıklayınız
  • Cem Karaca 1990 yılında Kahya Yahya ile katıldığı 4. Altın Güvercin yarışmasında birinci olarak söz yazarı ödülünü almıştır. Bu yarışma videosunu izlemek için tıklayınız.
  • Kurduğu veya Beraber çalıştığı gruplar Apaşlar, Kardaşlar, Dervişan, Edirdahan, Moğollar, Kurtalan Expres, Yol Arkadaşları

Ermeni kökenli İrma Felekyan’la (Toto Karaca) , bir Azeri Türkü olan Mehmet İbrahim Karaca nın 5 Nisan 1945’de Ìstanbul’da dünyaya gelen ilk çocuğudur. O zamanlar Cumhuriyet tarihinin ünlü tiyatrocularından sayılan bu çift , evliliklerinde altı yıl sonra Muhtar Cem Karaca yı dünyaya getirirler. Cem Karaca için müzikle asıl buluşması 14 yaşındayken olur. .Cem karaca o sıralarda suadiyeli nesrin adında ki bir kıza aşık olur. Kızı, Johnny guitar isimli parçayla etkilemek ister. Lakin Cem Karacanın bu şarkısı Nesrinde çok annesini etkiler. Ve Toto Karca sayesinde Cem Karaca Müziğe başlar.

Cem Karcanın profesyonel yaşamı "apaşlar" grubunun solistliğini üstlenerek başlar. Bu grupla Hürriyet gazetesinin düzenlemiş olduğu Altın Mikrofon yarışmasına katılırlar. Ve söyledikleri Emrah parçasıylada dereceye girip adlarını duyururlar. Bu dönemde Cem Karaca iki kulvarda öne çıktı. Biri Pop müziğin alışılmış formlarına bağlı fakat güzel şarkı sözleriyle desteklenen yorumlar., Diğeri ise Anadolu ezgilerinin pop-rock la buluştuğu farkıl bir yorumdu. Bazı parçaların sözlerinde toplumsal gerçekler , yaşanılanlar yansıtılmaya başlandı. Tepkiler , isyanlar ve Cem Karacanın Mükemmel yorumuyla şarkılar insanlar karşısında çok yol katetti .1969 da apaşlardan ayrılan Cem Karaca Basçısı Seyhan Karabay la birlikte Kardaşlar grubunu kurar. Cem Karaca ve arkadaşları bu dönemde Anadolu Rock denilen tarzı yarattılar. Onlar bu dönemde bu kimliğe sahip çıkan tek gruptu. 12 Mart döneminin baskıcı atmosferine karşı durdular.

1972 de kardaşlar dağıldı. Cem Karca işte bu dönemde Moğollar’la buluştu. Moğollarla birlikte çıkardığı "namus belsı" albümü çok geniş kitlelere ulaştı. Rock temaları artık eskisinden dahada ağır basıyordu. Bundan sonra "Dervişan" adlı grubu kurdu. Bu dönem sanatçının en radikal müzik dönemiydi. Tamirci Çırağı ve 1 mayıs bu dönemde ortaya çıktı.

Cem Karaca çalışmalarının çoğunda bu bozuk düzene isyan etti. Cem Karaca bundan sonra da "Edirdahan" grubunu kurar. Bu grupla "Safinaz" adını verdiği albümü yapar. Albüme adını veren Safinaz bu ükede yapılan ilk rock opersı olarak bilinir. Ve bu albümde Nazım Hikmet ve Ahmet Arifin iki uzun şiirini besteler Cem karaca.

1979 da yoğun baskılar sonucu almanyaya gider. Burada ülkenin önemli orkestralarıyla çalışmalarını sürdürür. Yeni besteler yapılr. !987 de Türkiyeye geri döner. Ama "Turgut Özalın elini öptüde geldi" söylentileriyle birlikte de gelir. Görüşlerinde ki yumuşama Cem Karacanın bazı kesimler tarafından yadırganmasına sebep olur. Müzik ruhundan fazla ödün vermeyen Cem Karaca , Bu dönemden sonra "Merhaba Gençler ve Her zaman genç kalanlar" , "Töre" , "Yiyin Efendiler" , "Nerde Kalmıştık" ve "Bindik bir alemete" isimli albümleri yapar. Bazı albümleri Cahit Berkay ve Uğur Dikmenle beraber yapar Cem Karaca. Ağır Roman filmindeki yeniden yorumlanmış "Resimdeki Göz Yaşları" ile yeniden gündeme oturur. Son albümünde ise Moğollar ve Kurtalan Express üyeleriyle çalışır. Birkaç şiir çalışmasında yer alır Hep Kahır şarkısını burada yeniden şiir şeklinde okur. Kahpe Bizans fiminde küçük de bir yer alan Cem Karaca bu filmin soundtrackında 3 şarkı seslendirir. Ölümünden önce son iki yılı Bar ve Konserlerde şarkı söylerek geçirdi. Cem Karaca ve Yol Arkadaşları grubuyla birçok konser verdi. Bu grubuyla beraber Murathan Mungan şarkılarından oluşan albümde Yeni Türkü’nün unutulmaz şarkısı Göç Yollarını seslendirdi, Vefatından sonra Hayvan Terli adında bir albumu çıkan Karaca’nın, 2006 yılında ise birçok sanatçının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan Cem Karaca Mutlaka Yavrum Albumu yayına sürüldü.

Türkiyede artık bir çok şey değişti. Ecevitin eski Ecevit olmadığı gibi. Artık bir zamanların Radikal tutumlu insanları, bu radikal tutumundan zamanla vazgeçtiler. Cem Karaca bir söyleşisinde eskiden siyah ve beyaz vardı ama artık ben gri tonlardayım der. Ve aynı programda ben hala solcuyum ama inançlıyımda der. Cem Karaca Müzik Felsefesinden hiç ödün vermedi. Toplumsal sorunlar ve sevgi, Anadolu ezgileri hep müziğinde yer aldı.

ve Bir pazar sabahı 8 şubat 2004 te solunum yetmezliği sebebiyle geçirilen kalp krizi nedeniyle aramızdan ayrıldı. Ertesi gün Cenazesinde on binlerce kişi vardı. O istememişti devlet töreni ve alkışlar… Kırgın oldugunu söylüyordu arkadaşları devlete… ve yakışır bir biçimde aramıza veda etti.

Cem Karaca 45likler  Cem Karaca Albümler

1967
Emrah / Karacaoğlan
(Hürriyet Gazetesi H-018)
(Apaşlar)
Hudey / Vahşet / Bang Bang / Shakin’ All Over
(Sayan EP Seri FS 127)
(Apaşlar)

Emrah / Hücum / Karacaoğlan / Ayşen
(Sayan EP Seri FS 134)
(Apaşlar)

Ümit Tarlaları / Anadolu Oyun Havası / Suya Giden Allı Gelin / Nasılda Geçtin?
(Sayan EP Seri FS 145)
(Apaşlar)

1968
İstanbul’u Dinliyorum / Oy Bana Bana
(Türkofon TU-St 1505) (Türküola 1505)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Oy Babo / Hikaye
(Türkofon TU-St 1506) (Türküola 1506)

İstanbul / Why
(Türkofon TU-St 2010)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Emrah 1970 / Karanlık Yollar
(Türkofon TU-St 1507)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Resimdeki Gözyaşları / Emrah
(Sayan FS 167)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Resimdeki Gözyaşları / Şans Çocuğu
(Türkofon TU-St 1508)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Tears / No , No , No
(Türkofon TU-St 2011)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

1969
Ayrılık Günümüz / Gılgamış
(Türkofon TU-St 1520) (Türküola 1520)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Zeyno / Niksar
(Türkofon TU 1002) (Türküola 1521)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

Bu Son Olsun / Felek Beni (Karacaoğlan III)
(Türkofon TU 1003) (Türküola 1524)
(Apaşlar - Ferdy Klein Orkestrası)

1970
Emmioğlu / O Leyli
(Türküola 1528)
(Ferdy Klein Orkestrası)

Kendim Ettim Kendim Buldum / Erenler
(Türküola 1529)
(Ferdy Klein Orkestrası)

Adsız / Unut Beni
(Türküola 1530)
(Ferdy Klein Orkestrası)

Muhtar / Baba
(Türküola 1531)
(Ferdy Klein Orkestrası)

Dadaloğlu / Kalender
(Türkofon M-1014)
(Kardaşlar)

1971
Oy Gülüm Oy / Kara Sevda
(Türkofon M-1016)
(Kardaşlar)

Tatlı Dillim / Demedim mi?
(Türkofon M-1017)
(Kardaşlar)

Kara Yılan / Lümüne
(Türkofon M-1018)
(Kardaşlar)

Acı Doktor (Kısım 1) / Acı Doktor (Kısım 2)
(Türkofon M-1019)
(Kardaşlar)

Kara Üzüm / Mehmet’e Ağıt
(Türküola 1536)
(Kardaşlar)

1972
Askaros Deresi / Üryan Geldim
(Yavuz 1545)
(Kardaşlar)

1973
Obur Dünya / El Çek Tabib
(Yavuz 1547)
(Moğollar)

Gel Gel / Üzüm Kaldı
(Yavuz 1553)
(Moğollar)

1974
Namus Belası MP3 / Gurbet
(Yavuz 1560)
(Moğollar)

Beyaz Atlı / Yiğitler
(Yavuz 1567)
(Dervişan)

1975
Tamirci Çırağı MP3 / Nerdesin?
(Yavuz 1571)
(Dervişan)

Mutlaka Yavrum / Kavga
(Yavuz 1574)
(Dervişan)

Beni Siz Delirttiniz / Niyazi
(Yavuz 1578)
(Dervişan)

1976
Parka / İhtarname
(Yavuz 1582)
(Dervişan)

1977
Mor Perşembe / Bir Öğretmene Ağıt
(Yavuz 1585)
(Dervişan)

1 Mayıs / Durduramıyacaklar Halkın Çoşkun Akan Selini
(Gönül GP525)
(Dervişan)

ALMANYA’DA ÇIKAN 45′LİKLERİ :
İstanbul / Why (1968) (Türkofon 2010)
Tears / No , No , No (1968) (Türkofon 2011)

Üryan Geldim / Hasan Kalesi (1973) (Türkofon 1549)

Askaros Deresi / Kazak Abdal (Türkofon 1572)

1973
Kardaşlar - Apaşlar
(Türkofon VELP 6503)

1974
Cem Karaca’nın Apaşlar , Kardaşlar , Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası’na Teşekkürleriyle
(Yavuz LP 1006)

1975
Nem Kaldı
(Yavuz LP 1012)

1977
Parka
(Yavuz LP 1019)

Yoksulluk Kader Olamaz
(Yavuz LP 1021)
(Dervişan)

1978
Safinaz
Gönül GPLP10) CD & Kaset (1994) (Kalan 050)
(Edirdahan)

1980
Hasret
Kaset (Türküola 1289) LP (Türküola)

1982
Bekle Beni
Kaset (Türküola)

1984
Die Kanaken
LP (Plane RC 0972-88375/76)

1987
Merhaba Gençler Ve Her Zaman Genç Kalanlar
Kaset (Emre 569)

1988
Töre
Kaset (Emre HE 579)

1990
Yiyin Efendiler
(Özbir 032)

1992
Nerde Kalmıştık ?
(Marşandiz 083)

1997
Ağır Roman (O.S.T)
Cem Karaca bu albümde Resimdeki Gözyaşları isimli parçayı yeniden seslendirdi.

1999
Bindik Bir Alamete…
(MajörMüzik 21550)

2000
Kahpe Bizans (O.S.T)
Cem Karaca bu albümde Dost Hakkı, Aşk-ı İlahi ve Meydan Bu Meydan şarkılarını seslendirdi.

2003 yılında İbrahim Sadri ile "Ben Sana Mecburum" adlı Attila İlhan şiirinde düet yapan Cem Karaca, Gurbet şiirleri albümünde de "Hep Kahır" isimli şarkısını da şiir şeklinde seslendirmiştir.

2004 yılında Murathan Mungan Söz Vermiş Şarkılar albümünde "Göç Yolları" şarkısını seslendirdi.

Vefatından Sonra, Hayvan Terli albümü yayına sürüldü.

2006 Yılında, Cem Karaca şarkılarından oluşan birçok ünlü sanatçının katıldığı Mutlaka Yavrum albümü yayınlandı.

 

CEM KARACANIN ŞARKILARI

CEM KARACA ŞARKI AKORLARI

  • 33 Kurşun
  • Askaros Deresi
  • Bedava Yaşıyoruz
  • Bekle Beni
  • Beyaz Atlı
  • Bu Biçim
  • Bu Son Olsun
  • Ceviz Ağacı
  • Çok Yorgunum
  • Deniz Üstü Köpürür
  • Emrah
  • Hep Kahır
  • Herkes Gibisin
  • Hoşgeldin Kadınım
  • Hoşgeldin Kadınım
  • Islak Islak
  • Iste Geldik Gidiyoruz
  • Kahya Yahya
  • Kendim ettim kendim buldum
  • Kerkük Zindanı
  • Namus Belasi
  • Nöbetçinin Türküsü
  • O Leyli
  • Obur Dünya
  • Oğluma
  • Resimdeki Göz Yaşları
  • Sakın Dönme
  • Tamirci Çırağı
  • Tatlı Dillim
  • Töre
  • Üryan Geldim
  • Zeyno
  • Ömrüm
  • Ömrüm
  • CEM KARACA ŞARKI SÖZLERİ

  • 1 Mayıs
  • 68′linin türküsü
  • Acı Doktor
  • Adiloş Bebe
  • Adsız
  • Almancılar
  • Askaros Deresi
  • Asri Gurbet
  • Ay Karanlık
  • Baba
  • Bedava Yaşıyoruz
  • Beni Siz Delirttiniz
  • Bidanem
  • Bindik Bir Alamete Gideyoz Kıyamete
  • Bu Biçim
  • Canım Benim
  • Çarkı Felek
  • Ceviz Ağacı
  • Çok Yorgunum
  • Dadaloğlu
  • Delikanlı Sevdası
  • Demedim mi?
  • Deniz Üstü Köpürür
  • Deşer de Geçer
  • Dur Be Yeter
  • Dönen Dönsün
  • Eşeği Saldım Çayıra
  • Hep Kahır
  • Hikaye
  • Hoşgeldin Kadınım
  • Islak Islak
  • Kahya Yahya
  • Kalender
  • Kara Sevda
  • Kara Yılan
  • Karabağ
  • Karadut
  • Kavga
  • Kazak Abdal
  • Kendim ettim kendim buldum
  • Kerem Gibi
  • Kerkük Zindanı
  • Lümüne
  • Maden Ocağı
  • Mor Perşembe
  • Mutlaka Yavrum
  • Namus Belası
  • Nerdesin?
  • Nöbetçinin Türküsü
  • Oğluma
  • Oh Be!
  • Parka
  • Peynir Gemisi
  • Raptiye Rap Rap
  • Resimdeki Gözyaşları
  • Sahibi Geldi
  • Sen Duymadın
  • Sende Başını Alıp Gitme
  • Sevda Kuşun Kanadında
  • Tamirci Çırağı
  • Unutamadığım
  • Yarım Porsiyon Aydınlık
  • İhtarname
  • Yiyin Efendiler
  • Yoksulluk Kader Olamaz
  • Üryan Geldim
  • İstanbul’u dinliyorum
  • Zeyno
  • Ölüm
  • Sayfalar : [1] 2 3
    Mynet Blog WordpressMU alt yapısını kullanmaktadır.