Mynet | Blog Anasayfa | Email
Favorilerime Ekle | Giriş

Aşk

12 Ara

UYUŞTURUCUNUN ZARARLARI

-Fiziki Etkileri

     

Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde :

 

 Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.

Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.

      Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyon (vehim, hayal görme, işitme vs. ) lar, zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .

 

Sindirim Sisteminde:

 

      Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.

 

Karaciğer ve Böbreklerde:

 

      Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)…
Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları

 

Gözlerde:

 

     Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.

 

Solunum Sisteminde:

 

     Nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.

 

Kan organlarında:

      Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.

Solunum Sisteminde:

 

       Nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.

Kan organlarında:

 

      Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.

Zehirlenme:

 

       Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse "Müzmin Zehirlenme" adını alır.

-Sosyal ve Maddi Etkileri

      Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.

       Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)

       Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.

       İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.

      İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar.

     Ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.

12 Ara

Uyuşturucu

 

 

UYUŞTURUCU MADDE NE DEMEKTİR?

 

      Yunanca uyku anlamında ki "narke"den gelen ve İngilizce’ye "narkotik" olarak geçen uyuşturucu sözcüğü, uyuşturma özelliği olan, uyuşturan, duymaz hale getiren demektir.


    Uyuşturucu madde kavramı genellikle, uyuşturma özelliğine sahip maddeleri ifade eder.Ancak, keyif veren, kışkırtan, yatıştıran, uyanıklık sağlayan kimi maddeler içinde kullanılmaktadır.

 

       Uyuşturucu maddeler; merkezi sinir sistemini etkileyerek kullanan kişinin ruhsal ve fiziksel dengesini bozan; bu kişide fiziksel ve ruhsal bağımlılığa yol açan; kişisel ve toplumsal yönden ekonomik ve sosyal çöküntü oluşturan maddelerdir.

 

UYUŞTURUCU MADDE SUÇLARI NELERDİR?

 

    Uyuşturucu madde suçları Türk Ceza Kanunu’nun 403, 404, 405, 406, 407 ve 408. maddelerinde düzenlenmiştir.

 

Uyuşturucu madde suçlarını üç başlık altında toplayabiliriz.

  1. Uyuşturucu madde temin etme suçları

  2. Uyuşturucu madde kullanmak veya kullanmak amacı ile uyuşturucu madde bulundurmak suçu,

  3. Sahte reçete ile uyuşturucu madde alma suçu.

UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ:

 

MADDE 403

  1. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal veya ithal edenlere on yıldan yirmi yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için elli bin lira para cezası verilir.

  2. 1 numaralı fıkrada yazılı maddeleri ihraç edenlere, altı yıldan on iki yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddelerin her gram ve küsuru için elli bin lira ağır para cezası verilir.

  3. Uyuşturucu maddeleri imal ve ithal ettikten sonra ihraç edenler hakkında 1 numaralı fıkrada gösterilen cezalara da ayrıca hükmolunur.

  4. Böylece ihraç edilmiş maddeler dolayısıyla yabancı memlekette hükmedilmiş ve çekilmiş veya yabancı ülkede çekilmemiş olmakla beraber Türkiye’de infazı kabil cezalar çekildikleri takdirde, ihraç sebebiyle hükmedilecek cezadan indirilir.

  5. Uyuşturucu maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak satanlara veya satışa arz edenlere veya satın alanlara veya yanında yahut başka bir yerde bulunduranlara veya bu maddeleri parasız devredenlere yahut bu suretle devralanlara veya sevk veya nakledenlere veya bunların alınıp satılmasına veya devrine veya ne suretle olursa olsun tedarik edilmesine aracı olanlara dört yıldan on yıla kadar ağır hapis ve uyuşturucu maddenin her gram ve küsuru için elli bin lira ağır para cezası verilir.

  6. Yukarıdaki madde de gösterilen uyuşturucu madde eroin, kokain,baz morfin, morfin ise fail hakkında verilecek ceza bir katı oranında arttırılır.

  7. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, teşekkül oluşturanlar ile idare edenler veya bu teşekküle dahil bulunanlar tarafından işlenmesi dahilinde verilecek ceza ayrıca yarı oranında arttırılır.

  8. Bu madde de yazılı suçlar, bunları meslek, sanat ve geçim vasıtası haline getirenler ile aralarında teşekkül oluşmaksızın birden ziyade kimse tarafından toplu olarak işlenirse, hükmolunacak cezalar üçte bir oranında arttırılır.

  9. On sekiz yaşını bitirmeyen küçükleri veya ceza ehliyetine sahip bulunmayanları bu madde de yazılı suçları işlemekte kullanan kimseler hakkında fiil için tertip olunacak ceza altıda biri oranın da arttırılarak hükmolunur.

  10. Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemek maksadı ile teşekkül oluşturanlar ile bunları idare edenlere veya bunlara dahil olanlara beş yıldan on yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

  11. Birden ziyade kimsenin bu suçları işlemek için önceden anlaşmaları teşekkül sayılır.

  12. Uyuşturucu maddeleri sahte reçete ile alanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bir milyon liradan beş milyon liraya kadar ağır para cezası verilir.

KULLANILMASINI KOLAYLAŞTIRMA:

 

MADDE 404

  1. Özel bir yer sağlayarak veya başka bir suretle bir kimsenin uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştıranlar ile bu maddeleri on sekiz yaşını bitirmeyen küçüklere veya aklen malüllere veya müptela olan kişilere verenler hakkında 403 üncü maddenin 5 ve 6 numaralı fıkralarında yazılı cezalar altıda bir oranında arttırılarak hükmolunur.

  2. Uyuşturucu maddeleri kullananlar ile bu maksatla yanında bulunanlara, bir yıla kadar hapis cezası verilir.

  3. Uyuşturucu madde kullanan kimse hakkında herhangi bir tahkikata girişilmeden resmi makamlara başvurarak tedavi ettirilmesini isteyecek olursa kullanma fiilinden dolayı hakkında kovuşturma yapılmaz.

  4. Uyuşturucu maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı iptila derecesinde ise salahı tıbben anlaşılıncaya kadar bir hastanede muhafaza ve tedavilerine yetkili mahkemece tahkikatın her safhasında da karar verilebilir.

SAHTE REÇETE İLE UYUŞTURUCU MADDE SATIN ALINMASI:

 

Madde 405

 

      403 ve 404 üncü maddelerde yazılı suçlara iştirak etmiş olan kimse, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu ve suç ortaklarını ve uyuşturucu maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber vererek bunların yakalanmalarını veya elde edilmelerini kolaylaştırırsa ceza verilmez.

 

     Bu cürümler haber alındıktan sonra, cürümün meydana çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kimseler hakkında verilecek ceza yarısı oranında indirilir.

 

CEZAYI ARTTIRAN ÖZEL HALLER:

 

MADDE 406

 

      403 üncü madde de ve 404 üncü maddenin bir numaralı fıkrasında yazılı fiilleri işleyen tabip, veteriner, kimyager, eczacı, diş tabibi, dişçi, ecza ticarethanesi sahibi, mesul müdür, sağlık memuru, ebe, hemşire veya hasta bakıcı ise, verilecek ceza yarısı oranında arttırılır ve fail hakkında ayrıca müebbeten memuriyetten yasaklanma veya meslek ve sanatın icrasının tatili cezasına da hükmolunur.

 

     403 üncü madde de veya 404 üncü maddenin 1 numaralı fıkrasında yazılı cürümler, her nevi ulaşım araçlarında veya umuma açık yerlerde bunların sahip ve müstahdemleri veya memuriyet vazife ve nüfuzunun suistimali suretiyle memur ve müstahdemler tarafından işlenecek olursa, cezalar üçte bir oranında arttırılır ve fail hakkında ayrıca müebbeden memuriyetten yasaklanma veya meslek ve sanatının icrasının tatil cezasına da hükmolunur.

 

SAĞLIKÇA ARIZA - CEZAYI ARTTIRAN HALLER:

 

MADDE 407

 

     Geçen maddelerde yazılı fiillerden dolayı şahısların hastalanması yahut yara ve berelenmesi gibi sıhhatçe bir arıza vukuu bulunması halinde ölüm ve müebbeden ağır hapsi müstelzim ahvalin gayrısında ceza üçte birden yarısına kadar çoğaltılır. Eğer fiil birkaç kişinin hastalığına sebep olmuş ise birinci fıkrada beyan olunan ceza bir mislinden aşağı olmaz.

 

      Eğer fiil bir kimsenin ölümüne sebep olmuş ise faile müebbet ağır hapis cezası verilir.

 

MÜSADERE:

 

MADDE 408

 

      403 üncü madde de yazılı şeylerin kullanılmasını kolaylaştırmak için açılan mahallelerde mevcut bütün eşya müsadere olunur ve iş bu eşyanın bedelinin yarısı cürümü meydana çıkarmakta hizmeti görünenlere verilir.

 

UYUŞTURUCU MADDELERİN SINIFLANDIRILMASI:

 

         Uyuşturucu maddeleri türlerine göre aşağıdaki sınıflandırmaya tabi tutabiliriz;

 

A- AFYON VE TÜREVLERİ

B- KENEVİR VE TÜREVLERİ


1-Reçine esrar
2-Toz esrar
3-Pres esrar
4-Gonca esrar
5-Likit(sıvı) esrar

C- UYARICILAR


1-Amfetamin
2-Kokain
3-Kafein

D- SENTETİKLER


1-Ecstasy (MDMA)
2-Captagon
3-Methamfetamin
4-Lysergic Asid Diethylamid (LSD)
5-Gamma Hydroxybutyrate (GHB)
6-Ketamine Hydrochloride (Ketamin)
7-Phencylidine (PCP)

E- SAKİNLEŞTİRİCİLER


1-Barbituratlar
2-Trankizanlar
3-Sedatifler

1-Afyon
2-Morfin
3-Kodein
4-Metadon
5-Eroin

12 Ara

Verem Haftası

Verem Haftası

Çok sağlıklı olmalı,
Veremle savaş için.
Hep neşeyle dolmalı,
Veremle savaş için.

Temiz hava almalı,
Tabiata doymalı,
İyi gıda almalı,
Veremle savaş için.

Mikrobundan kaçmalı,
Pencereyi açmalı,
Eve ışık saçmalı,
Veremle savaş için.

Ne söz dinler ne de saz,
Bundan iyi şey olamaz.
Yemeğe etmemeli naz,
Veremle savaş için.

Güzin KAYTANLI

12 Ara

VEREM HAFTASI

VEREM HAFTASI

(OCAK AYININ İLK HAFTASI)

Verem Hastalığı (Tüberküloz), insanlık tarafından bilinen (en eski), dünyada her yıl milyonlarca insanı tehdit eden, acil hareket planı gerektiren, ölümcül ancak tedavi edilebilir bulaşıcı  bir hastalıktır.

Verem, mycobacterium tuberculosis mikrobunun bulaşması ile oluşan, genellikle akciğerlere yerleşen ancak lenf bezleri, kemikler, böbrekler ve beyin zarlarında da görülebilen ve hava yoluyla yayılan öldürücü bir hastalıktır. Hastalığı, sadece akciğer veremi olan kişiler yayabilir. Hastanın öksürmesi, hapşırması ve tükürmesi ile saatlerce asılı kalabildikleri havaya atılan akciğerlerdeki basiller; hava yolu ile bulaşarak daha çok aile üyelerini  ve çalışma arkadaşlarını tehdit eder. Çatal, kaşık gibi malzemelerle bulaşma olmaz.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; halen dünya nüfusunun üçte birine verem mikrobunun bulaştığı ancak bu insanlardan sadece %5 ile %10’unun hasta olduğu tahmin edilmektedir. Öksürük, kilo kaybı, göğüs ağrısı, ateş ve gece terlemesi en belirgin ve bilinen belirtileridir. Öksürük haftalarca sürebilir ve kanlı balgam çıkartılabilir.

Verem hastalığında, kombine ilaç tedavisi uygulanmakta olup tedavi uzun (en az 6 ay) sürmektedir. Hastanın yapması gerekenler; ilaçları düzenli olarak kullanmak, şikayetler azalsa bile ilaç kullanmayı kesmemek ve yakın temasta olan insanlara mikrobun bulaşmasını önleyici tedbirleri almaktır. Tedavinin yarıda kesilmesi halinde, basiller direnç kazanmakta  ve tedavi güçleşmektedir. Önerilen biçimde ilaçların kullanılması tedavi olma şansını %95 arttırmaktadır. Hastalığın gelişmesini; AIDS, şeker ve böbrek hastalığı, bazı kanser türleri, ilaç ve alkol bağımlılığı ve sigara kullanımı gibi direnç kırıcılar etkilemektedir.

Ayrıca verem hastalarının dinlenmeleri, özel beslenmeleri, uygun iklimde stresten uzak yaşamaları tedavinin seyrini olumlu etkileyen faktörlerdir.

Bulaşıcı bir verem hastasını tedavi etmek, hastalığın başkalarına yayılmasını önleyecek en iyi yoldur. Hastalığın iyileşmesinin sağlanması; toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından son derece hassas ve önemli bir süreçtir.

         2004 yılının 11 aylık verilerine göre ilimiz Verem Savaş Dispanserine kayıtlı ve takip edilen hasta sayısı erkek 86 kadın 25 olmak üzere toplam 111’ dir. Ayrıca bu sürede 10.596 bebeğimiz BCG aşısı ile aşılanmıştır. Verem Hastalığı ile ilgili her türlü problemde, zaman geçirmeden bir Verem Savaş Dispanserine müracaat edilmesi, ileride karşılaşılabilecek güçlükleri ortadan kaldıracaktır. Bu dispanserlerde tüm sağlık hizmetleri ücretsiz olarak verilmektedir.

12 Ara

Veremin belirtileri nelerdir?

Veremin belirtileri nelerdir?

Verem; halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi, öksürük (çoğu zaman kısık kısık ve hoş gibi görünen öksürük), balgam çıkarma ve bazen balgamda kan gelmesi gibi yakınmalarla kendini belli eder. Kişinin önceden verem geçirmiş olması veya ailede yakınları, arkadaşları arasında veremli ya da verem geçirmiş bir hastanın varlığı her zaman olmasa da çok sıklıkla söz konusudur. Teşhis için bir göğüs röntgeni, balgam vb örneklerde mikrobun araştırılması gerekir, Bazen de verem bir idrar yolu hastalığı veya eklem kemik iltihabı ya da ciltte yara şeklinde karşımıza çıkabilir.

Ben veremli miyim?

Öncelikle, doğru sorup-sormadığımıza bakalım;

1) Vücudumda verem mikrobu var mı?
2) Ben verem hastası mıyım?

…evet… Doğru anladınız. Vücudunuzda verem mikrobu olmasıyla, sizin bir verem hastası olmanız ayrı şeylerdir. Ülkemizde her üç kişiden birinin vücudunda verem mikrobu var. Fakat, bunlardan yalnızca bazıları verem hastalığına yakalanırlar. Ne zaman? Vücut dirençleri düştüğü zaman. Vücut dirençleri ne zaman düşecek bu insanların? AIDS olduklarında, alkol bağımlısı olduklarında, yetersiz veya yanlış beslendiklerinde, aşırı üşüdüklerinde vb.

"Verem hastalığının belirtilerini okudum. Bende bunlardan hiçbiri yok. O halde bende verem yok." demek yanlıştır. Bazen hastalık biraz ilerlemesine rağmen pek belirti vermeyebilir (yada siz farketmeyebilirsiniz). Bu durum, bünyeye ve bulaştığı organa bağlı olarak değişir. Hatta, bazı insanlarda (yani mikrobu taşımakta olan 1/3′lük kesimde) bu mikrop hiç hastalık yapmayacak. Ama kendinizi neden riske atasınız ki? Neden hastalığı yaşayacak olan 20,000 Türkten biri olasınız ki (her yıl en azından hasta sayısı)? Vücudunuzda bu mikrop varsa, onu öldürmek için (daha doğru bir ifadeyle; vücudunuzun bağışıklık sisteminin bu mikrobu öldürmesine yardımcı olmak için) Verem Savaş Dispanserlerinden birine gidin. Size severek yardım edeceklerdir. Vücudunuzda verem mikrobu olup olmadığını öğrenmek için de adresiniz yine Verem Savaş Dispanserleri. Sizi teşvik etmek için, size en yakın Verem Davaş Dispanserinin adresini söyleyebilmek isterdim ama şu anda bu mümkün değil. Zira (şimdi derin bir meseleye giriyorum); Bu bloğun başka bir yerinde daha bahsetmiştim sanırım; Türkiye Cumhuriyeti şu an itibariyle verem hastalığıyla mücadele konusunda başarısız ve yetersiz bir duruş sergiliyor (geçmişte çok büyük başarılara imza atıldı). Özellikle, bilgilendirme ve örgütlenme konusunda çok büyük eksiklikler var. Öyle ki; Türkiye’deki tüm Verem Savaş Dispanserlerinin listesini internette bulmak pek mümkün değil. Neden bulasınız ki? Zaten yakında hepsi kapatılacak (böyle bir duyum aldım. Umarım doğru değildir). Belki Google hâlâ açık olan VSD’lerin listesini bulabilir. Bir arama yaptırarak belli-başlı şehirlerdekileri bulabilirsiniz:

Verem Savaş Dispanserlerini ara

Bulaşıcı mıdır?

Evet. Hastalık yapabilen mikrop genellikle yine bir insandan bulaşır (Hasta sığırların sütlerinden bulaştığı da vâkidir. Fakat istisnadır). Ve hava yoluyla bulaşır. Verem hastası olmak için yapılması gerekenler:

1) Öncelikle bize bir verem hastası gerekiyor. Ama her verem hastası işimizi görmez. Mikrop bulaştıran bir tane lazım . Zira; her verem hastası mikrop bulaştırmaz (Bu yüzden, her verem hastasına cüzzamlı muamelesi yapmak yerine, bulaştırıcı olup olmadığını olup olmadığını sormak daha nezaketli bir davranış olabilir). Peki hangi özellikteki verem hastaları mikrop bulaştırır? En önemlisi, ciğer veremi olması gerekiyor (pulmoner tuberculosis [biraz yabancı kelime kullanayım da, kültürlü olduğumu zannedin. Tıpkı televizyonlarda olduğu gibi]). Gerçi; deri, kemik, eklem veremi olanların ki de bulaşabilir. Fakat, bu tür verem hastalarında ise, veremin yara yapmış olması ve sizin yaraya yakın temas edip vücudunuzun içine bir şkilde girmesini sağlamanız gerekir. Ciğer veremlisi bulduk. Ama, hâlâ bulaştırıcı olmayabilir. Amacımız mikrobu kapmak ya… Hastalık, veremi bulaştıracak derecede ilerlemeli veya en azından, mikrop ciğerde öyle konuşlanmış olmalı ki, bizim dayanıklı ciğerimiz (öyle dayanıklı veya azimlidir ki, yarısı "su toplamış" olmasına rağmen, sizi yaşatacak kadar iş çıkarabilir), ürettiği karbondioksitle birlikte dışarı mikrobu da salar hale gelmeli.
2) Mikrobu kapmamız gerekiyor. Hava yoluyla veya diğer gerekli yollarla mikrobun vücudumuza girmesini sağlamalıyız. Mikrop havadan da olsa kolay-kolay vücuda girmez. Bulaştırıcı özellikteki verem hastasıyla uzun süre aynı ortamda kalmak gerekir.
3) Mikrop vücutta kalmayı başarabilmeli. Vücudumuzun bağışıklık sistemi bazen bu mikrobu öldürür. Bitirir onu! Eğer öldüremiyorsa, bağışıklık sistemimiz bu mikropla nasıl dövüşeceğini bilmiyor demektir. Verem Savaş Dispanserlerinin ve BCG aşısının (yabancı gelmiyor değil mi?) yaptığı da tam olarak budur; bağışıklık sisteminize, bu mikrobun nasıl öldürüleceğini öğretir. Bu "öğrenme", yaklaşık 10 yıl boyunca %80 oranında etkili/başarılı olur.
4) Mikrop, vücudumuzu altedebilmeli. Yukarıda da izah edildiği gibi, vücudun direnci öyle düşmeli ki, mikrop bağışıklık sisteminizi altedebilmeli.

İşte bu kadar… Artık mikrop, üremeye/çoğalmaya başlar. Mikrobu yenemeyen organlar, en azından size belirti vermeye başlarlar (yukarıda izah edilen belirtiler). Size bir e-posta göndermelerini bekleyemeyiz. Eğer hasta bu belirtileri zamanında sezip hekim müdahelesi altına girmezse, hastalık çok fazla ilerleyebilir. Öyle ki; hasta, dünyadaki 3 milyon kişilik sessiz çoğunluk arasına bile girebilir ("Sessiz çoğunluk" tabiri tam da onlar içindir. Çünkü, onlar yaşamıyorlar). Her yıl milyonlarca insan verem hastalığına yakalanıyor. Ama oran itibariyle, bunlardan çok ama çok azı yaşamını yitiriyor. Hele ülkemiz gibi, teşhis ve tedavi imkanları bu kadar yeterli bir ülkede. Aslında çok daha az insanın ölmesi sağlanabilir. Ama bunun için devletin örgütlü hareket etmesi gerekmektedir. Gerekli teşvik, teşhis, tedavi ve bilinçlendirme çalışmaları, Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre uygulanmalı ve bu bir politika hline gelmeli. (Muhalefet partisi gibi konuşmaya başladım galiba.)

Nasıl korunur?

Hastalığa karşı koruyucu aşı çok önemlidir (BCG aşısı). Doğumunun birinci ayı ile ilkokul birinci sınıfta iki sefer uygulanması yeterlidir. Düzensiz yaşama, beslenme bozuklukları, alkol ve sigara gibi etkenlerde vücut direncini düşürerek bu hastalığın çıkmasına neden olmaktadır. Bu türlü, direnç düşürücü durumlara düşmekten kaçınılmalı.

12 Ara

Sık Sorulan Sorular

Soru: 30 yıl boyunca günde 2 paket kadar sigara kullandıktan sonra, 6 ay önce sigarayı bıraktım. Sigara içtiğim dönemde özellikle sabahları öksürük ve balgam çıkarma şikayetlerim oluyordu ve merdiven çıkarken nefes darlığı hissediyordum. Sigarayı bıraktıktan sonra öksürüğüm azaldı ancak tam geçmedi fakat artık balgam ve nefes darlığı şikayetim olmuyor. Acaba öksürük şikayetim ne zaman tam olarak geçer ve sigaranın akciğerlerime vermiş olduğu zararlar tamamen düzelebilir mi?

Yanıt: Öncelikle sigarayı bıraktığınız için sizi kutlarım. Sigaranın solunum yolları ve akciğer dokusunda yapmış olduğu bazı yapısal değişiklikler kalıcıdır. Ancak siz sigarayı bırakmakla eğer böyle kalıcı değişiklikler oluşmaya başlamışsa bunların ilerlemesini durdurmuş oldunuz. Zaman geçtikçe şikayetleriniz daha da azalabilir. Yapılan araştırmalarda, söz gelimi sigaraya bağlı akciğer kanseri gelişme olasılığının sigarayı bıraktıktan yaklaşık 15 yıl sonra sigara içmeyen bireylere eşitlendiği fakat bu süre zarfında riskin sürekli azaldığı; yine basit bronşiti olan hastalarda sigaraya devam edilmesi halinde KOAH gelişmesine rağmen sigara bırakıldığında bronşit belirtilerinin ortadan kalktığı; astım hastalarındaysa sigaranın bırakılması ile atak sayısının azaldığı saptanmıştır.


Soru: 2 aydır devam eden öksürük ve sırt ağrısı şikayeti ile hastaneye götürdüğümüz babama akciğer filmi ve tomografi çekilmesi sonucu kanser teşhis edilerek bronkoskopi yapıldı. Doktorlar şimdi babama ameliyat diyorlar. Biz de hastalık yayılır diye ameliyat ettirmek istemiyoruz. Ameliyatla kanser hastalığı yayılır mı, ameliyat olmassa babam iyileşir mi?

Yanıt: Akciğer kanseri başlıca küçük hücreli kanser ve küçük hücreli dışı kanser olmak üzere 2 grupta incelenir. Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin en etkin tedavi yöntemi cerrahi tedavidir. Bu nedenle hastalık erken evrede yakalanmışsa mutlaka cerrahi girişim uygulanmalıdır. Bu tür hastalarda uygulanan ameliyat kesinlikle kanserin yayılmasına neden olmaz aksine başarılı bir operasyon hastanın yaşam şansını arttırır.


Soru: 15 gün önce iştahsızlık, kilo kaybı, terleme, öksürük şikayetleri ile gittiğim doktor bende verem hastalığı olduğunu ve balgam tahlilinde mikrop görüldüğünü bildirerek uzun süreli ilaçlar verdi. Ben 35 yaşında evli ve çocuklu bayanım. Size sormak istediğim hastalığım çocuğuma ve eşime bulaşır mı? Onları korumak için ne yapmam lazım?

Yanıt: Hekiminiz size balgamda mikrop görüldüğünü söylediğine göre hastalığınız bulaşıcıdır. Herşeyden önce eşiniz ve çocuğunuzun derhal kontrolden geçmesi ve onlarda da hastalık tespit edilmesi halinde tedaviye alınması gerekir. Kontrol için bölgenizde bulunan verem savaş dispanserine başvurabilirsiniz. Bunun dışında sizin hekiminizin önerdiği biçimde ilaçlarınıza düzenli olarak devam etmeniz, hastalığınızın bulaşıcılık özelliğini kısa sürede ortadan kaldıracaktır. Ayrıca tedaviniz devam etmekteyken (hastalık solunum yoluyla bulaştığından) eşiniz ve çocuğunuzla yakın temasta bulunmamanızı, öksürme ve aksırma sırasında ağzınızı mendille kapatmanızı ve evinizi sık sık havalandırmanızı öneririm.


Soru: Çocuğum 11 yaşında ve astım hastası. 1 yıldır inhaler ilaç kullanıyor. Bu ilaçlara başladıktan sonra hemen hemen tüm şikayetleri azaldı, ara sıra hafif öksürük şikayeti oluyor. 3 ay önce ilaçları bıraktığımızda şikayetleri yeniden başladı ve biz de ilaçlarına tekrar başladık. Sizden öğrenmek istediğim bu ilaçlar çocuğumun akciğerine zarar verir mi? Hastalık tamamen iyileşir mi?

Yanıt: Bu ilaçlar çocuğunuzun akciğerine zarar vermez tam tersine ilaçların kullanılmaması durumunda şikayetler yeniden başladığına göre tedaviyi bırakırsanız çocuğunuz ileri yaşlarda daha büyük solunum problemleri ile karşılaşabilir. İlaçların dozları ve bırakılma kararı hekim tarafından verilmelidir. Çocukluk döneminde görülen astım hastalığı ergenlik çağına kadar iyi tedavi edildiğinde gerileyerek kaybolabileceği gibi, yaşam boyu da devam edebilmektedir ve bunu önceden bilmenin olanağı yoktur. Hekiminizin önerdiği biçimde tedavinize devam etmeniz çocuğunuzun sağlığı yönünden önemlidir.


Soru: Sık sık öksürüyorum, özellikle sabahları balgam çıkarıyorum. Merdiven veya bayır çıkarken nefes almada zorlanıyorum. Doktora gittim, bronşektazi teşhisi kondu. Solda fazla, sağda az şekilde. İlaç tedavisi yanında; sabahları 5 dakika "postüral drenaj" yapmam istendi. Postüral drenajı tam olarak nasıl uygulayacağımı bilemiyorum. Bununla ilgili resimli bilgiye ihtiyacım var.

Yanıt: Postüral drenaj bronşektazi hastalarında genişlemiş bronşlardaki ifrazatı atmanın bir yolu olarak önerilmektedir. Postüral drenaj, hastanın sabah uyandıktan sonra, başı aşağıda ve beli yukarıda olacak şekilde, 5-10 dakika boyunca yatağında sağa, sola, sırt üstü ve yüz üstü pozisyonlarda uzanarak derin derin öksürmesiyle gerçekleşir. Bu sayede baş aşağıda kaldığı için bronşların içerisinde biriken balgam, yerçekiminin etkisi ile dışarı atılabilir. Postüral drenaj esnasında belinizin altına 2 yastık koyarak ve baş yastığınızı kullanmayarak baş aşağı pozisyona geçebilirsiniz. Bir başka yöntem ise baş ve göğüs kısmını yatağınızdan yere doğru hafifçe sarkıtmak suretiyle baş aşağı pozisyona gelmektir. Ayrıca vücudunuza pozisyon verdikten sonra öksürürken yardımcı bir kişi göğüs ve sırtınızın muhtelif yerlerine avuçiçi ile hafif darbeler şeklinde vurursa balgam çıkartmanız kolaylaşabilir. Kolay balgam çıkarabilmek için sıvı tüketiminizi arttırın.


12 Ara

Zatürre(pnömoni) aşısı

Zatürre(pnömoni) aşısı

Zatürre aşısı toplum kökenli pnömonilerin en sık sebebi olan "streptococcus pneumoniae" isimli bakteriye karşı bağışıklık oluşturarak risk gruplarını zatürre hastalığından korumak amacıyla yaygın olarak önerilmekte ve kullanılmaktadır. Aşı bakterinin 23 tane alt grubuna karşı bağışıklık oluşturmaktadır.

Kimler pnömoni ve bu hastalığın ciddi komplikasyonları için yüksek risk taşımaktadır ?

1. Bireyin bağışıklık sisteminde yetersizliğe yol açan hastalıklar :

+ Böbrek nakli yapılmış hastalar,
+ Kanser hastaları,
+ Lenfoma hastaları,
+ Multipl myeloma hastaları,
+ Sistemik Lupus Eritematosus hastaları,
+ Immünglobulin eksikliği saptanmış hastalar,
+ AIDS hastaları,
+ Lösemi hastaları,

2. Savunma sisteminde baskılanmaya neden olan hastalıklar :

+ Dalak fonksiyonlarını bozan orak hücreli anemi gibi bazı kan hastalıkları ya da dalağı alınmış hastalar,
+ Bazı böbrek hastalıkları,
+ Şeker hastalığı,
+ Kronik akciğer ve kalp hastalıkları,
+ Dializ hastaları,
+ Karaciğer sirozu,
+ Alkolizm,
+ 65 yaş üzerindeki yaşlılar,

Bu tabloda yer alan hastalık gruplarında toplum kökenli pnömoni ve bu hastalığın ortaya çıkardığı ciddi hatta ölümcül komplikasyonların görülme sıklığı normal sağlıklı bireylere göre daha yüksek olduğundan zatürre aşısının bu gruplara uygulanması önerilmektedir.

Zatürre aşısı tek doz olarak uygulandığında 5 yıl süreyle koruyuculuğa sahiptir.

Lütfen hekiminize danışmadan zatürre aşısı yaptırmayınız!

12 Ara

Grip aşısı

Grip aşısı

İnfluenza virüsünün neden olduğu grip, özellikle kış aylarında tüm dünyada yaygın olarak görülen bulaşıcı bir hastalıktır. İnfluenza virüsünün yüzey antijenleri olan haemagglutinin (H) ve neuraminidaze (N) yapısında meydana gelen büyük değişiklikler bu virüsün, insan sağlığını ciddi biçimde tehdit eden evrensel salgınlarına neden olurken daha küçük antijenik değişiklikler bölgesel salgınlara yol açmaktadır. 1918 - 1919 yıllarında meydana gelen büyük grip salgınında tüm Dünyada 20 milyon insan yaşamını yitirmiştir. İnfluenza salgınlarında yaşamını kaybeden hastalar incelendiğinde bunların büyük çoğunluğunun 65 yaşını geçmiş hastalar olduğu saptanmış, ayrıca bu yaşlı popülasyonun yaklaşık olarak yarısında ölüm solunum sistemi hastalıkları ile ilişkili bulunmuştur. Kalp-damar hastalıkları ve serebrovasküler hastalıkların da ölüm oranlarında katkısı olduğu belirtilmiştir.

Grip Aşısı: Kime ve ne zaman?

Kronik solunum ve kalp damar hastalığı bulunanlarda grip hastalığına bağlı komplikasyon görülme riski artmaktadır. Özellikle yaşlı hastalarda bu riskin daha da arttığı görülür. Solunum ve dolaşım sistemi hastalıkları dışında kronik böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, bağışıklık sistemi hastalıkları da komplikasyon oranını yükseltmektedir. O halde grip aşısı bu risk gruplarına uygulanmalıdır. Ayrıca risk grubuna giren hastalara ve yaşlılara hizmet eden evde bakım elemanı ve sağlık personellerine de aşılama yapılmalıdır.

Grip salgınları en fazla aralık ve ocak aylarında görüldüğünden, aşı eylül, ekim aylarında yapılmalı ve her yıl tekrarlanmalıdır.

Hekiminize danışmadan grip aşısı yaptırmayınız!

12 Ara

Sigara ve Sağlığımız

Birçok ölümcül hastalığa neden olan sigara, çok uzun yıllardan beri zevk verici bir alışkanlık ya da daha doğru bir deyişle, bağımlılık maddesi olarak toplumda yaygın olarak tüketilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) sigara bağımlılığını hızla yayılan bir salgın hastalık olarak ele almaktadır. Gerçekten de mevcut olan rakamlara göz atıldığında, tüm dünyada 1,1 milyar kişinin sigara bağımlısı olduğu, erkeklerin yaklaşık % 47, kadınların ise % 12’sinin sigara içtiği ve her yıl dünyada 4,5 milyon insanın sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını kaybettiği görülmektedir. Sigara kullanımındaki bu eğilimin devam etmesi halinde, 2030 yılında 10 milyon insan sigaraya bağlı olarak yaşamını kaybedecektir. Yine DSÖ verilerine göre bu ölümlerin yaklaşık % 70′i ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde meydana gelecektir.

Ülkemizde 17 milyon civarında sigara tiryakisi olduğu bilinmektedir. Kadınlarda sigara içme oranı % 28, erkeklerde ise % 57 olarak saptanmıştır. Biz yılda 100.000 yani her 6 dakikada 1 insanımızı sigaraya kurban veriyoruz.

Sigaranın içinde neler vardır ?

Bilindiği gibi sigara tütün, kağıt, filtre ve katkı maddeleri ile imal edilmektedir. Ancak üretim sürecinde pestisidler (tarım zararlısı ilaçları), fertilizer (gübre) ve dezenfektan maddeler de kalıntı şeklinde sigaraya karışmaktadırlar. Sigara dumanında ise 2000′i zehir olmak üzere 4000 çeşit kimyasal madde bulunur.

Sigara dumanında kimyasal maddelerden bazıları :

+Karbonmonoksit: Egzost gazı,
+Arsenik: Zehir imalatı,
+Metanol: Roket gazı,
+DDT: Böcek ilacı,
+Kadmiyum: Araba aküsü,
+Bütan gazı: Tüp ve çakmak gazı,
+Aseton: Kimyasal sökücü,
+Naftalin: Güve ilacı,
+Amonyak: Kimyasal temizleyici,

Sigarada bulunan kanser yapıcı(karsinojen) maddeler :

Sigara dumanında yaklaşık 60 çeşit karsinojen madde vardır.

+ Styrene,
+ Benzen,
+ Nitrozaminler,
+ Formaldehit,
+ Hidralazin,
+ Vinil klorür,
+ Nikel,
+ Kadmiyum,
+ Arsenik,
+ Polonyum,
+ Polisiklik aromatik hidrokarbonlar,
bu karsinojen maddelerden bazılarıdır.

Sigara dumanı

Sigara tiryakisi tarafından yakılan sigara 2 çeşit duman çıkarmaktadır.

1. Ana duman: Sigara tiryakisinin içine çektiği sigaranın ağıza alınan ucundan çıkan dumandır.

2. Çevresel duman: Sigara tiryakisinin içine çektikten sonra dışarı üflediği duman ve sigaranın yanan ucundan yayılan duman çevresel duman olarak adlandırılır. Çevresel duman sigara tiryakisi ile aynı ortamı paylaşan kişilerce solunum yoluyla akciğerlere çekilmektedir. Yapılan araştırmalarda çevresel dumanın da en az ana duman kadar, hatta ondan daha fazla zararlı olduğunu göstermiştir. Örneğin çevresel dumanda nikotin ana dumana göre daha fazladır ve çevresel duman daha fazla karsinojen madde içerir.

Bir kandırmaca : "light" sigara gerçekten zararsız mı ?

Sigara ile başta akciğer kanseri ve KOAH olmak üzere, birçok hastalık arasında doğrusal bir ilişki olduğunun anlaşılmasıyla birlikte, sigara üreticileri tarafından "Sağlığa zararsız sigara" kandırmacasıyla piyasaya sürülen "Light" sigaraların da en az diğer sigaralar kadar zararlı olduğu kısa sürede ortaya çıkmıştır.

Amerikan Federal Ticaret Komisyonu’nun yaptığı ölçümlere göre, light ve ultra light sigaralarda katran miktarı normal sigaralara göre daha düşüktür. Ancak gösterilmiştir ki sigaranın katran miktarındaki 1 mg lık azalma içilen sigara sayısında 2 kat artışa neden olmaktadır. Başka bir deyişle sigara tiryakisi light ya da ultra light sigara kullandığında, sigara sayısını veya sigaradan çektiği nefes sayısını arttırmakta ve böylelikle aynı doz nikotin ve katran almaktadır. Bu durum tabi ki satılan sigara miktarı açısından da üretici firmanın işine yaramaktadır.

Sigaraya bağlı hastalıklar

Sigara günümüzde tüm dünyada her 10 erişkinden birinin ölüm nedenidir. Uzun süre sigara ya da diğer tütün ürünlerini kullananların ömrü bu ürünleri kullanmayanlara göre kısalır. Sigara hemen hemen organizmadaki tüm sistemleri etkileyerek ömrü kısaltmaktadır.

Sigara ve kalp damar sistemi: Sigara daha içildiği anda kalp atım hızında, koroner kan akımında, tansiyonda artmaya neden olmaktadır. Sigaranın kalp üzerine bu etkilerinin yanı sıra, kanın akışkanlığında azalma, pıhtılaşma ile ilgili kan hücresi olan trombositlerin sayı ve fonksiyonlarında artmaya neden olduğu bilinmektedir. Diğer yandan sigara kanda iyi kolesterolü (HDL) azaltıp, kötü kolesterol olarak bilinen LDL’yi arttırarak ateroskleroz gelişmesini kolaylaştırıcı etkide bulunmaktadır. İşte tüm bu faktörler sigaraya bağlı kalp hastalıklarının ortaya çıkmasında kolaylaştırıcı rol oynamaktadırlar. Sonuçta sigara kalp hastalıklarına bağlı ani ölüm, akut myokard enfarktüsü, damar tıkanmaları gibi birçok kalp hastalığının nedeni olabilir. Sigara içenlerde de koroner damar hastalıklarına bağlı ölüm, içmeyenlere göre % 70 daha fazladır. Sigarayı bırakmak koroner damar hastalığına bağlı ölüm oranının hızla düşmesini sağlar.

Sigara ve kanser: Sigara başlıca akciğer, gırtlak, ağız, dil, tükrük bezleri, yutak, dudak, mesane ve yemek borusu kanserlerine neden olmaktadır. Ayrıca sigaranın böbrek, pankreas, mide kanserleri ile de ilişkisi olduğu bildirilmektedir. Tüm bu olgular dikkate alındığında sigara tüm kanserlerin % 30′u ile ilişkilidir. Sigaraya küçük yaşta başlayanlar kansere yakalanma açısından en yüksek riski taşımaktadırlar ve genel olarak sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 10-20 kat fazladır.

Sigara ve akciğer hastalıkları: Sigara kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) en sık görülen sebebidir ve amfizem olgularının % 80-90′ından sigara sorumludur. Sigara ile solunum fonksiyon testleri arasındaki ilişki çok iyi tanımlanmıştır. Fletcher ve arkadaşlarının 1977′de yapmış oldukları çalışmada; sigara içimi ile solunum fonksiyon testi parametrelerinden biri olan FEV1 arasındaki ilişki incelenmiş ve sonuçta yaşa bağlı olarak FEV1 değerlerindeki yıllık azalmanın, sigara içen grupta içmeyen gruba göre çok daha hızlı seyrettiği, sigarayı bırakanlarda bu ani düşüşün hızını kaybettiği görülmüştür. Sigara astım hastalarında atakları tetikleyici faktörler arasında yer alır. Sigara içen astım hastalarında uygulanan tedaviden sonuç alınması zorlaşabilir. Hamilelik döneminde annenin sigara içmesi bebekte astım ve hışıltılı solunum sıklığının artmasına neden olur. Ayrıca sigara akciğerin savunma mekanizmasında bozukluğa yol açarak sık enfeksiyonlara neden olmaktadır. Spontan yani kendiliğinden gelişen akciğer sönmesi (pnömotoraks) olguları için en önemli risk faktörü sigara kullanımıdır.

Bu sayılanların dışında sigara,
+ Mide ve duodenum ülser görülme sıklığında artmaya,
+ Reflü hastalığına,
+ Diabet ve troid hastalığı gelişme riskinin artmasına,
+ Beyin damar hastalığı riskinin artmasına,
+ Kadınlarda adet düzeninde bozulma ve erken menapoza,
+ Erkeklerde impotansa (cinsel fonksiyon bozukluğu),
+ Osteoporoza,
+ Deride erken kırışıklığa,
+ Katarakt ve diğer göz hastalıklarına,
+ Dış gebeliğe,
+ Hamilelikte içilmesi halinde erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve doğumsal anomalilere,
neden olmaktadır..

12 Ara

Bronkoskopi

Bronkoskopi birçok akciğer hastalığının tanı ve tedavisinde kullanılan çoğu kez lokal anestezi altında uygulanan endoskopik bir yöntemdir. İlk kez 1897 yılında Gustav Killian tarafından uygulanan bronkoskopi, 1970′li yıllarda Ikeda tarafından geliştirilerek cihazın (bükülebilir)fleksibl olması sağlandı. Bu sayede bronkoskopi lokal anestezi altında hastaya fazla bir rahatsızlık vermeden uygulanabilir hale geldi. Ayrıca Ikeda’dan sonra fleksibl bronkoskoplar giderek daha da gelişerek bronş ağacının daha ileri noktalarına kadar ulaşabilme özelliği kazandılar.

Çok genel bir tanımlama ile bronkoskopi havayollarının yani bronş ağacının içerden görüntülenmesi işlevini görmektedir.Bu işlem esnasında bronş ağacının anatomisi incelenir ve başta akciğer kanseri olmak üzere birçok hastalığın tanısı konulabilir. Bugün için yaygın olarak kullanılan bronkoskoplar fleksibl özellikte olup bu cihazlarda hastanın bronş ağacına giren kısım oldukça incedir ve bu sayede hastada fazla bir rahatsızlık hissi uyandırmaz. Cihazın uç kısmında yer alan mercek ile havayollarından alınan görüntü fiberoptik sistem ve bu sisteme ilave edilen bir kamera ile monitörden izlenir. İşlem esnasında bronş mukozasından biyopsi alınabilir, fırçalama ile materyal elde edilebilir, ya da bronş ağacına serum fizyolojik verilip geri çekilerek elde edilen bu sıvıda bakteri veya tümör hücrelerinin varlığı incelenebilir. Son yıllarda bronkoskopi esnasında havayollarını daraltan tümör veya tümör dışı hastalıklarda lazer veya koter uygulamaları ile bu darlıkların ortadan kaldırılma olanağı da ortaya çıkmıştır.Ayrıca yine sonyıllarda geliştirilen otofloresan bronkoskopi tekniği ile bronş ağacından kaynaklanan tümörler çok erken dönemde henüz normal bronkoskoplarla görülemeyecek ya da farkedilemeyecek dönemdeyken oluşturduğu renk farklılığı ile saptanabilir. Sağ alttaki şekilde, yeşil zemindeki kırmızımsı alanlar, erken safhadaki tümörü ortaya koymaktadır.

Kimlere bronkoskopi yapılmalı ?

1.)Tanı amaçlı

+ Çeşitli nedenlerle çekilmiş akciğer grafisi ya da bilgisayarlı tomografide akciğer tümörünü düşündürür lezyon varlığında,
+ Akciğer grafisinde herhangi bir lezyon saptanıp diğer yöntemlerle tanı konulamamış olgularda,
+ 2 haftadan uzun süren ve KBB uzmanı tarafından doğrudan ses tellerinin bir hastalığı düşünülmemiş ses kısıklığı varlığında,
+ Akciğer grafisi, tomografi, alerji testleri, solunum fonksiyon testleri ile incelenmiş ancak bir neticeye ulaşılamamış uzun süredir devam eden kronik öksürük varlığında,
+ Öksürükle birlikte kanlı balgam ya da kan tükürme durumunda,
+ Nefes darlığı yakınması ile başvurup yapılan incelemelerde nefes darlığını açıklayacak bir tanıya ulaşılamamış olgularda,
+ Nefes alıp verme esnasında özellikle belirli bir akciğer alanında hışıltılı solunum duyulan ve bunu açıklayacak başka bir neden saptanamayan olgularda,
+ Nefes borusuna yabancı bir cisim kaçıran hastalarda,
+ Göğüs travmaları ve yaralanmalarında,
tanısal bronkoskopi yapılmalıdır.

2.)Tedavi amaçlı

+ Bronşlarda aşırı sekresyon (ifrazat) birikimi varlığında bunları temizlemek amacıyla,
+ Havayollarındaki yabancı cisimleri çıkarmak amacıyla,
+ Trakea ve ana bronşlardan kaynaklanan ve hastada aşırı nefes darlığı ve boğulma hissine neden olan iyi ya da kötü huylu tümörlerin girişimsel bronkoskopi uygulamaları yani lazer, argon plazma koter, elektrokoter, cryocoter ile tümörün çıkarılması amacıyla,
+ Yine trakea ve ana bronşların çeşitli nedenlerle oluşmuş darlıklarının tedavisi için stent uygulaması amacıyla,
terapötik bronkoskopi yapılmalıdır.

Bronkoskopi öncesi hastanın hazırlanması

Bronkoskopi hastanın hekim ile yüksek düzeyde işbirliğini gerektirdiğinden herşeyden önce hastaya yapılacak bronkoskopinin amacı, yapılmaması durumunda olası kayıplar ve işlemin nasıl uygulanacağı detaylı bir biçimde anlatılmalıdır. Lokal anestezi ile yapılan fiberoptik bronkoskopi öncesi hastaya en az 6 saat aç kalması önerilir. Bu amaçla eğer işlem sabah yapılacaksa gece 24:00 ten itibaren yeme ve içme kesilir.

Lokal anestezi ile yapılan bronkoskopi genellikle ameliyathane koşulları gerektirmez ve bir ofis prosedürü olarak uygulanır. Hasta bronkoskopi odasına alınarak yapılacak işlem hakkında bir kez daha detaylı bilgi verilir ve uygulamaya başlanılır.

 

Lokal anestezi ile fiberoptik fleksibl bronkoskopi nasıl yapılır ?

Hastaya bronkoskopi işleminden 1/2 - 1 saat önce bronşial ifrazatları azaltmak amacıyla kalçadan iğne yapılır. Bronkoskopi odasına alınan hastanın ağız ve boğazı bir sprey yardımıyla uyuşturulur. Burada yapılan lokal anestezinin amacı öksürük ve öğürtü refleksini baskılamak hastanın endoskopun ağzına girmesi ile oluşacak bulantı hissini ortadan kaldırmaktır. Bronkoskopi esnasında ağrı olmaz bu nedenle yapılan anestezi ağrıya yönelik değildir. Ağız ve boğaz uyuşturulduktan sonra eğer gerekiyorsa sedasyon (sakinleştirme) sağlamak amacıyla damar yoluyla bir iğne daha yapılarak hemen arkasından bronkoskop ağız ya da burundan önce gırtlak ve buradan ses tellerinin arasından ana hava yoluna (trakea) ilerletilir (şekil 6). Bu esnada hastanın ses tellerinin hareketleri ve anatomisi de incelenir. Bronkoskopun havayoluna ilk girişi esnasında ve uygulama sırasında zaman zaman öksürük olabilir bunun dışında yukarıdada belirtildiği gibi hasta ağrı ya da acı duymaz. Öksürüğü baskılamak için ise bronkoskop içinden lokal anestezik madde verilerek uygulamaya devam edilir. Fiberoptik bronkoskopla trakea, sağ ve sol ana bronşlar, solda 2 loba sağda ise 3 loba ait bronşlar ve bu lob bronşlarının segment bronşları görülebilir. Bu sayılan düzeylerde bronkoskop içersinden biyopsi alınabilir, lavaj yani yıkama yapılabilir ve elde edilen materyaller bakteriyolojik ve sito-patolojik incelemeye gönderilebilir. Fleksibl bronkoskopi işlemi ortalama 10-12 dakika sürmektedir. İşlem sonrası hasta evine gönderilebilir. İşlem sonrasında ağız ve boğaz uyuşuk durumda olduğundan 2 saat boyunca hasta yememeli ve içmemelidir.

Sayfalar : 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10 ...